Osmanlı’yı kim yıktı? Osmanlı’yı Atatürk yıkmadı yalanı

Osmanlı’yı kim yıktı? Osmanlı’yı Atatürk yıkmadı yalanı

Bazı gençler Osmanlı’yı Atatürk’ün yıkmadığını zannediyorlar. Osmanlı’nın düşmanlarımız tarafından yıkıldığını ve M. Kemal’in de bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğunu düşünüyorlar.

Oysa bu kesinlikle doğru değil…

Osmanlı, M. Kemal tarafından, üstelik Milletvekillerini tehdit etmek suretiyle yıkılmıştır. Zaten kendisi de Nutuk’ta bunu övünerek belirtmiştir.

1 Kasım 1922′de “Osmanlı Imparatorluğu münkarizdir” (yıkılmıştır) denmiş ve Saltanat, yani Osmanlı Imparatorluğu resmen sona erdirilmiştir.[1]

M. Kemal, Saltanatın kaldırılması müzakerelerinde şunları söylemiştir:

“Efendiler! Içinde bulunduğumuz şartlara rağmen safsatayla, münakaşayla, nazariyatla vakit geçirdiğimizi görüyorum. Hakimiyet ve saltanat hiç kimseye ilim icabıdır diye münakaşa ile mügalata ile verilmez. Hakimiyet ve saltanat kuvvetle, kudretle, zorla alınır. Türk milleti de hakimiyet ve saltanatı bil fiil isyan ederek kendi eline almıştır. Bu olmuş bitmiş bir durumdur. Mesele, `hakimiyet ve saltanatı bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız´ meselesi değildir. Mesele bu zaten olmuş bitmiş durumu ifade etmekdir. Bu herhalde ve mutlaka olacaktır. Burada toplananlar meclis ve herkes, meseleyi bu şekilde görürlerse fikrimce uygun olur. Aksi takdirde yine hakikat ifade olunucaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”[2]

M. Kemal zaten yaptığı herşeyde, diktatörlüğünü maskelemek için; “Millet bunu yapmıştır” der. Burada da yine aynı şekilde “Millet yapmıştır” ifadesini kullanmıştır, fakat Milletin Vekillerini “kafalarını kesmek” ile tehdit eden de kendisidir. O halde nasıl Millet yapmıştır??

Demek ki maksat; diktatörlüğü maskelemektir…

M. Kemal, Nutuk’un hadiseyi anlatan bu bölümünde Saltanatın kaldırılmasının genel ve düşünsel nedenlerine değinmez, ancak bir dizi sert ifade ile Padişah ve Sadrazamın uzaklaştırılmasını haklı gösterir:

“Bütün menfaatlerini mülevves (pis) bir tahtın, çürümüş, çökmüş ayaklarına sarılmakta gören…”, “idrakten mahrum, vicdandan mahrum, birtakım insanlar…”, “ahmakça teklifat…”, “sefil… adi bir mahluk… alçak…”, “Aciz, adi, his ve idrakten mahrum…”[3] diye küfürler savurarak adeta ağzının ishal olduğunu cümle aleme ilan etmiştir.

Halbuki, evvelce gerek Padişah Vahidüddin (rahmetullahi aleyh)’e, gerek Saltanat’a ve gerekse Hilafet’e methiyeler dizen bizzat kendisiydi.

Örneğin TBMM’nin açılışının öncüsü ve en örgütlü son kongrede, Sivas Kongresi’nde, şöyle and içmişti:

“Makam-ı Celil-i Hilâfet ve Saltanata, Islâmiyete, Devlete, millete ve memlekete manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye takip etmeyerek… çalışacağıma… namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah, billâh.”[4]

Desenize ne namus kaldı ne de haysiyet.

Ey Gençler!!

Hala uyanmayacak mısınız?

**********

KAYNAKLAR:

[1] Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hukuk-i hâkimiyet ve hükümranînin mümessil-i hakikisi olduğuna dair heyet-i umumiye kararı. No. 308, 1/2 Kasım 1922. Bk.: Düstur, III. Tertip, 3. cild, sayfa 152, 153.

[2] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Devlet Basımevi 1938, sayfa 490-498.

[3] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Devlet Basımevi 1938, sayfa 490-498.

[4] Sivas Kongresi Tutanakları, Haz: Uluğ İğdemir, Ankara 1969, sayfa 5, 3.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

About these ads