M. Kemal Atatürk’ün, “gökten indiği sanılan kitaplar” sözünü savunanların iddialarına Reddiye / Cevap

M. Kemal Atatürk’ün, “gökten indiği sanılan kitaplar” sözünü savunanların iddialarına Reddiye / Cevap

Bu çalışmamızda Video’da da izleyeceğiniz gibi M. Kemal Atatürk’ün;

“Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmaları ile asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gayipten değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”

şeklindeki TBMM’nde yaptığı konuşmanın Islam’a aykırı olmadığını savunmak adına; kendi tabirleri ile “müslüman ama laik” (nasıl oluyorsa artık) bize göre ise “gaflet uykusunda” olan kardeşlerimizin ortaya attıkları iddialara, Allahu Teala’nın lütfu ve keremiyle cevap verilecektir.

Ama önce Murat Bardakçı’nın, sunucusu olduğu ve Habertürk’te yayınlanan Tarihin Arka Odası programında Atatürk’ün “İlhamlarımızı gökten gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan alırız” sözünün “din karşıtı bir ifade” olduğuna dair açıklamalarını izleyelim.

Videoda da görüleceği üzere, bir izleyicisinin Atatürk’ün dine bakışı hakkında “Pozitivizm’dir” demesi üzerine, bunun Materyalizm olduğunu anlatan Bardakçı, devamında “Aslında Ateizm’dir” şeklinde konuştu.

***

Neredeyse her gece televizyonlarda açık saçık kadınlar ile “güya” dini sohbet yapan adını anmak istemediğim bir şahıs, M. Kemal’in bu sözlerinin masonlara yönelik olduğunu iddia etmektedir. Masonların kendi kitapları mı var da onlara bu sözü söylemiş olsun? Nerede ve hangi millet masonların gökten aldıkları ilhamlarla yönetilmektedir? Ayrıca, neredeyse tamamı masonlardan oluşan meclisin, M. Kemal’in masonlara karşı olan bir sözünü alkışlamaları mümkün değildir.

Bu arada Video’daki bir ayrıntıya değinelim… M. Kemal, yaptığı konuşmada elini masonlar gibi göğsüne koymaktadır. Özellikle bu konuşmasında böyle bir hareket yapmış olması, doğrusu bir hayli ilginç.

Gelelim iddialara…

********************

— 1. IDDIA:

Bu video montaj.

— CEVABIMIZ:

Görüntülerin montaj olması düşünülemez. Çünkü bu sözler Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde söylenmiştir, dolayısıyla tutanaklara geçmiştir. Meclis zabıtlarına bakılırsa, video da söylenen sözlerin aynısı zabıtlarda da görülebilir:

Kaynak için bakınız;

“M. Kemal Atatürk TBMM Zabıt Ceridesi, cild 20, Içtima 1, 1.11.1937, sayfa 3. Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi”

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

M. Kemal Atatürk’ün Meclis’te yaptığı söz konusu konuşmasının Meclis tutanağı

***

********************

— 2. IDDIA:

Atatürk, din adına uydurulmuş kitapları kastediyor.

— CEVABIMIZ:

Bu iddia tamamen geçersizdir, çünkü din adına uydurulmuş kitapların “gökten indiğini” kimse iddia etmiyor. Ayrıca M. Kemal, “biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz” derken, açıkça “Gökten inen”i, yani Kur’an’ı hedef almıştır. Bunun başka bir açıklaması yok.

********************

— 3. IDDIA:

Kuran; “Kitap” olarak “birden” inmediğine göre, Atatürk’ün kastettiği Kuran değildir.

— CEVABIMIZ:

Kuran’ın “birden” bir “kitap” halinde indirilmesi ile 23 yılda peyder pey indirilmesi arasında bu açıdan bir fark yoktur. Burada kavramlar üzerinden tartışma yapmıyoruz… Şayet öyle olsaydı, bir yazarın; “ben bir kitap yazdım” demesi mümkün olmazdı. Zira yazar önce sayfalara yazmıştır, akabinde bir takım işlemlerden geçtikten sonra matbaada basılır, ciltlenir vs.

Bir yazarın, “ben sayfalar yazdım” sonra “onları kitap halinde sattık” dediği duyulmuş mudur? Biraz ciddi olmakta fayda var.

Bu söylediklerimizi Kuran-ı Kerim de teyid etmektedir:

Ankebut Suresi
47 – “(Resulüm!) İşte sana (önceki kitapları tasdik eden) bu kitabı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder.”

***

Bakara Suresi
185 – “O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur’ân onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta, yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.”

Elmalılı Hamdi Yazır bu ayetin tefsirinde şöyle diyor:

“İNZAL, bir defada, TENZİL de parça parça indirmek demektir. Kur’ân yirmi üç senede parça parça indirilmiş olduğu halde burada Ramazan ayında inzalinin beyan buyurulması dikkate değer. Bunda üç mânâ vardır:

1- Tefsircilerin çoğundan vârid olan rivayetlere göre Kur’ân Ramazan ayının kadir gecesi denen mübarek bir gecesinde dünya semasına, Beyt-i Mamur’a bir defada indirilmiş, sonra yirmi üç senede tedricen, parça parça yeryüzüne indirilmiştir. Demek ki Kur’ân’ın gerçekleri, yeryüzüne inişinden önce kâinat âleminde ve yeryüzüne en yakın olan gökte bir Ramazan gecesi toptan tecelli etmiş ve yeryüzüne inişi onu takib etmiştir.”

********************

— 4. IDDIA:

Allah “gökte” midir ki Kuran “gökten” inmiş olsun? Oysa M. Kemal “gökten” inen kitaplar diyor. Allah “gökte” olmadığına göre, Kuran da “gökten” inmemiş sayılır… Yani M. Kemal Kuran’ı kastetmemiştir.

— CEVABIMIZ:

Cenab-ı Hak, “gökten” yağmur indirdiğini Kuran’da beyan ediyor, bu durumda “size göre” Allahu Teala “gökte” midir?

Söz konusu Ayet’e bakalım:

Rum Suresi
24 – “Yine O’nun âyetlerindendir ki, size hem korku ve hem de umut vermek için şimşeği gösteriyor. Ve gökten bir su indiriyor da onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat veriyor. Şüphesiz ki bunda aklını kullanacak bir kavim için nice ibretler vardır.”

Aynı şekilde Kuran’ın “gökten” indirilmiş olması, Allahu Teala’nın “gökte” olduğu anlamına gelmez. Allah (subhanehu ve te’ala) “Subhan”dır, yani her şeyden, zamandan ve mekandan münezzehtir.

Kasas Suresi’nde ise Allah’ın Hz. Musa aleyhisselam’a “ağaç”tan seslendiği yazar:

29 – “Artık Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine: ‘Siz (burada) bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber, yahut ısınmanız için o ateşten bir parça getiririm’ dedi.

30 – Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: ‘Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.”

Haşa, Allah Teala ağaçta mı?

Devam edelim…

Kur’an’ın topluca levh-i mahfuzdan (dünya semasından-gökten) indirildiği Büruc suresinin şu ayetlerinden anlaşılmaktadır:

21-22 – “Hayır o şerefli bir Kur’ân’dır. Levh-i Mahfuz’dadır.”

Bilindiği gibi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Mekke’de iken, Kâbe’ye doğru namaz kılmakta idi. Fakat daha sonra Medine’ye hicret edince, on altı ay veya on yedi ay Beyt-i Makdise, yani Ehl-i Kitab’ın kıblesine doğru namaz kıldı. Ancak bu durumdan pek hoşnut olmadığı, kıblenin Beyt-i Makdis’den başka bir tarafa çevrilmesini arzu ettiği; “yüzünün göğe doğru çevrilip durmasından” yani vahiy beklemesinden anlaşılmaktadır. Bunun üzerine Allah Teala, müminlerin Kabe’ye doğru yönelmeleri için vahiy göndermiştir:

Bakara Suresi

“144 – Doğrusu, biz, yüzünün **semaya(göğe)** yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktır. Ve Allah, onların yaptıklarından ve yapmakta olduklarından gafil değildir.”

M. Kemal’in “…Gökten indiği sanılan kitaplar…” ile neyi kastettiği aslında apaçık ortadadır. Ancak biz yine de bu hakikati kabullenmek istemeyenlere M. Kemal’in başka bir sözüyle cevap verelim istiyoruz. Yani kendi ifadelerini, kendisinin yorumlamasını sağlayacağız. En doğrusu da bu olsa gerek.

M. Kemal’in, “Lise Tarih” kitabı için 1930 yılında eliyle yazdığı birçok sayfanın arşivlerde bulunduğu erbabına malumdur. Işte bu kitap için kaleme aldığı yazılar arasında Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ve Islamiyetin doğuşu hakkında şöyle demektedir:

“Kuran sureleri Muhammede açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdir. Muhammedin beyan ettiği sureler uzun bir devirde dinî tefekkürlerinin (düşüncelerinin) mahsulü olmuştur. Muhammet bu surelere birçok çalıştıktan ve tedkikler (incelemeler) yaptıktan sonra edebî bir şekil vermiştir. Mamafi (Bununla birlikte) kendisini tahrik eden batınî amilin (etkenin) yukarda söylediğimiz gibi tabiatın üstünde bir vücut olduğuna kani idi. (Yani “Allah var” zannediyordu). Muhammedi harekete geçiren ilk amil samimî heycanlar olmuştur. Muhammet daha sonra irticalen dinî hitabede bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten nebiliğe, nebiliktende nihayet allahın Resulü haline geçti. Içinde yaşadığı insanların manevî menfaati için ve büyük bir hakikat namına mücahedeye atılmış olan Muhammet, sonunda dinî bir imparatorluğun mutlak reisi ve bütün dünyaya hakim olmak iddiasını besliyen muharip bir dinin müessisi sıfatı ile ömrünü bitirdi. Bu iki netice münhasıran Muhammedin kendi manevî ve fikrî kuvvetinin mahsulü idi.”

*

atatürkün el yazilari, m. kemalin el yazilari, atatürk Peygambere hakaret, m. kemal Peygambere hakaret, atatürk müslüman mi, atatürk din düsmani mi 1

atatürkün el yazilari, m. kemalin el yazilari, atatürk Peygambere hakaret, m. kemal Peygambere hakaret, atatürk müslüman mi, atatürk din düsmani mi 2 atatürkün el yazilari, m. kemalin el yazilari, atatürk Peygambere hakaret, m. kemal Peygambere hakaret, atatürk müslüman mi, atatürk din düsmani mi 3 Bu belgeler Anıtkabir Kütüphanesi’ndedir. Fotokopisi, Türk Tarih Kurumu’nda ve Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Askeri Tarih ve Stratejik Etüdler Başkanlığı arşivindedir…

***

Işte “gökten indiği sanılan…”dan, Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin “Allah’tan vahiy almadığı ve beyan ettiği sureleri -haşa- kendi uydurduğu” kastedilmektedir. Nitekim son cümlede bu hezeyan, “Bu iki netice münhasıran Muhammedin kendi manevî ve fikrî kuvvetinin mahsulü idi.” denilerek tekrar vurgulanmaktadır. Şu hezeyana bakın, “kendi mahsulü” imiş. Işte “kendi mahsulü” olduğuna inandığı için “gökten indiği sanılan…” diyor.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in “ilahi vahye” muhatap olmadığını düşünen birçok oryantalist var. Mesela Brockelman, Goldhizer, Ton Andrea, Lammens, Gibb ve Bernard Lewis ve benzerleri Kur’an’ın “vahy mahsulü” olduğunu kabul etmezler. Mc. Donald gibi birçoğu -haşa- Kur’an’ı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin eseri kabul ederler.[1] Aşağıda kendi kitabından yapacağımız iktibastan da görüleceği gibi, Leone Caetani de bunlardan biridir.

Işte M. Kemal, Leone Caetani’den etkilenmiştir. Bu adam Islam düşmanı ve iftiracı bir müsteşriktir (doğubilimci, oryantalist). Müslümanlığa karşı düşmanlık hisleri ve tarafgirlik ile tanınıyor.[2] Caetani’nin “Annali dell Islam” adlı eseri iftiralarla doludur. Eser, 1905-1926 yılları arasında Milano ve Roma’da büyük boy 10 cilt halinde yayınlanmıştır. Bu tarih ve sîretle ilgili kitabı, Hüseyin Cahid Yalçın, ki masondur, 10 cilt halinde Türkçe’ye tercüme etmiştir (Istanbul 1924-1927).

Bir ara Türk Kütüphaneciler Derneği’nin başkanlığını yapmış olan Leman Şenalp bu hususta şunları yazıyor:

“Atatürk, dinler tarihi ve özellikle Islam tarihi konusunda yazılmış olan, belli başlı eserleri okumuştur. O’nun, Islam tarihi ve hilafet sorunu konusunda, en çok yararlandığı, H. Cahit Yalçın’ın çevirisinden okuduğu Leone Caetani’nin 5 ciltlik (10 cilt), “Islam Tarihi” adlı eseridir. Atatürk’ün kitaba koymuş olduğu işaretlerden, yazarın bazı düşüncelerine katıldığını anlıyoruz.”[3]

M. Kemal’i etkilemiş demek… Garip.

Daha da garibi, müslüman çocuklara okutulan 1931 yılının “Tarih II. Ortazamanlar” adlı Lise Tarih kitabında[4], Caetani’nin yukarıda sözü edilen “Islam Tarihi” adlı iftiralarla dolu kitabından alıntılar olduğu gerçeğidir.

Mesela Leone Caetani bu kitabın ikinci cildinde şöyle yazmaktadır: (sadeleştirildi) :

“Muhammed ilk önce Resulullah olarak ortaya çıkmamış, bu mefhuma senelerce mücadeleden ve düşünceden sonra ulaşmıştır.”[5]

Işte M. Kemal’in yukarıda takdim ettiğimiz elyazıları, Leone Caetani’nin ifadeleriyle neredeyse aynıdır:

“Muhammed iptida (ilk önce) Allah’ın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır; bunu düşünmemiştir. Bu düşünce, senelerce mücadele ettikten ve fikirleri neşreyledikten sonra kendisinde hasıl olmuştur.”[6]

Caetani’ye göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz -haşa- dünyayı ele geçirmek hırsıyla ortaya atılmış maceracı, Müslümanlık ise, bu iş için siyasi bir alet, Kur’an da Efendimizin (s.a.v) Allah’a isnat etmek istediği kendi sözlerinden ibarettir: “Muhammed’in edebi yazıları yavaş yavaş vahiy eseri haline geldi.”[7]

Işte “Gökten indiği sanılan kitaplar…” sözü, bu anlayışın mahsulüdür!

O devirde birçok kemalist böyle düşünüyordu. Nitekim M. Kemal’in kalemşörlerinden Yunus Nadi, Kur’an’ın “Ilahiyatçıların eskiden iddia ettikleri gibi” Allah’ın bildirdiği buyruklar değil, sadece Peygamberin sözleri olduğunu ileri sürüyordu.[8]

***

Peki M. Kemal neden bu konuşmayı yapma ihtiyacı duydu? Bize ne anlatmak istiyor? Açıkça görüldüğü üzere M. Kemal bu konuşmasında “Devlet idaresindeki ana program”dan bahsediyor. Yani Türkiye’nin idare şeklinden. Burada M. Kemal “biz bir yaratıcının kitabını tanımıyoruz, kendi programımızı/kanunlarımızı bir beşerin (Hz. Peygamber’in s.a.v) vahyine göre düzenleyemeyiz. Kendi kanunlarımızı kendimiz yaparız” demek istemektedir. Kısaca M. Kemal “laiklik” ilkesini benimsediğini ifade ediyor.

Nitekim bu konuşmayı 1 Kasım 1937 tarihinde, Meclisin yeni döneminin açılışı münsasebetiyle yapıyor. Dolayısıyla geçmiş dönemin muhasabesi ve başlayan yeni dönemin de istikametinin belirlenmesine yönelik bir konuşma sözkonudur.

Peki geçmiş dönemde neler yapıldı?

5 Şubat 1937’de “laiklik” ilkesi anayasaya girdi.

Işte M. Kemal laiklik ilkesinin anayasaya girişini ve neden Kur’an ile idare olunmaması gerektiğini anlatmak babında söylüyor bütün bunları.

Özetlersek, M. Kemal laikliği savunmak adına açıkça kutsal kitaplara hücum ediyor. “Gökten ve gayipten” yani “yüce bir yaratıcıdan” alınan emirlerin “tanınmadığı/kaale alınmadığı/terk edildiği” çünkü gerçekte bunların “gökten ve gayipten” yani yüce bir yaratıcıdan inmediği, esasında yüce bir yaratıcının dahi olmadığı, bu sebeple “ilhamların doğrudan doğruya hayattan” alınması gerektiğini savunuyor. Yukarıda sunduğumuz ve kendisine aid olan elyazılarında da bu düşüncesini görüyoruz.

Zaten M. Kemal Atatürk’ün videoda söyledikleri ile yaptıkları örtüşüyor. Rabbimizin hükümlerini almak yerine, bizzat kendi tabiri ile “doğrudan doğruya hayattan” hükümler almıştır… Yani, kendi arzu ve hevesine uymuştur. Oysa bir müslümandan beklenen, Allahu Teala’nın kanunlarına uymasıdır.

Nitekim Alemlerin Rabbi “Taha” Suresi’nde şöyle buyuruyor:

16 – “Sakın kıyamete inanmayıp, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun.”

Neticede M. Kemal Atatürk’ün; “Gökten indiği sanılan…” demesiyle, Kuran’ın Allah katından olduğuna “iman” etmediği ortaya çıkıyor.

“Bize ne, iman etmezse etmesin” demekte yersiz, zira dinimize göre bu nokta da çok önemlidir…

Şöyle ki:

Laiklik; Kuran’ın Rabbimizin katından olduğuna iman etmeyen birisi tarafından müslüman bir millete dayatılmıştır. “Bu düşüncede olan birisinin kurduğu sistem” bizi yönetiyor. Bu düşünce esasına dayalı bir yönetimin; Rus, yunan ve ingiliz yönetimlerinden, bayrağı “haç” olan yönetimlerden ne farkı var?

Bir müslümanın bu düşünce yapısında olan birisinin yönetimi ve düzeni altında yaşaması nasıl düşünülebilir? Asla düşünülemez… Aynı zamanda şu sebeple de dinimizin onaylamadığı bir husustur bu;

Cenab-ı Hak “Nisa Suresi”nde şöyle buyuruyor:

59 – “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”

Ayet-i Kerime’de “sizden olan emir sahibine itaat edin” buyuruluyor… Yani, “müslüman olan” emir sahiplerine uymak ile mükellefiz. Müslüman olmayana itaat olunmaz… Kuran’ın Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) indirilmesinin bir “sanıdan” ibaret olduğunu ifade eden birisine nasıl müslüman denir ?

Işte biz, Islam nizamına uygun bir yönetim ve sistem istiyoruz. Bunu da ancak Kuran’ın Allah katından olduğuna iman eden bir müslümanın sağlayacağını düşünüyoruz. Bir müslümanın, kendi kitabı olan “Kuran” ile yönetilmek istemesinden daha doğal ne olabilir?

Bir müslüman, nasıl olurda Kuran ile yönetilmek istemez?

Al-i Imran Suresi
23 – Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında Allah’ın Kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar da onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. Onlar işte böyle arka dönenlerdir.

Bakara Suresi
170 – Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyun.” dendiği vakit de: “Yok, ATA´larımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız.” dediler. Ya ATA´ları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklar?

Nisa Suresi
61 – Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin!” denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

.

**********

.

NOT: Bu konu hakkında başka iddialar varsa, üyelerimiz tarafından konunun altına yorum yapmak suretiyle bize bildirilebilir.

.

KAYNAKLAR:

[1] Ismail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, 7. Baskı, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1989, sayfa 44-48.

[2] Sıddîqî, M. Z, Hadîs Edebiyatı Tarihi, tercüme eden: Yusuf Ziya Kavakçı, Istanbul 1966, sayfa 18-24.

[3] Leman Şenalp, “Atatürk’ün Kütüphanesi,” Türk Kütüphaneciliği dergisi, cild 16, sayı 2, 2002, sayfa 175.

[4] Müslüman çocuklara okutulan Lise Tarih kitabı hakkında daha geniş bilgi için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/02/05/m-kemal-ataturkun-okuttugu-lise-tarih-kitabi/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/03/08/ataturk-doneminde-okullarda-darwinizm-okutuluyordu/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/25/necip-f-kisakurekten-ataturke-allahsiz-tarih-ii-ortazamanlar-1931-yilinin-lise-tarih-kitabi/

[5] Leone Caetani, Islam Tarihi, Terümce eden: “Mason” Hüseyin Cahid, cild 2, Istanbul 1924, sayfa 59-61.

[6] Bu belge Anıtkabir Kütüphanesi’ndedir. Fotokopisi, Türk Tarih Kurumu’nda ve Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Askeri Tarih ve Stratejik Etüdler Başkanlığı arşivindedir…

[7] Leone Caetani, Islam Tarihi, Terümce eden: “Mason” Hüseyin Cahid, cild 2, Istanbul 1924, sayfa 61, 76, 77.

[8] Gotthard Jaeschke, Yeni Türkiye’de Islamlık, (Tercüme eden: Hayrullah Örs), Bilgi Yayınevi, Ankara 1972, sayfa 48. Devrin Milli Eğitim Bakanı Ismail Arar bu kitaba “önsöz” yazmıştır.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Reklamlar

59 comments on “M. Kemal Atatürk’ün, “gökten indiği sanılan kitaplar” sözünü savunanların iddialarına Reddiye / Cevap

  1. günümüzde herşey çarpırtılıyor gerçekten, özelikle siyasete bir kelime nelere çekebileceğinizi hepimiz biliyoruz

  2. Geri bildirim: Atatürk: “Filistin’e el sürülemez!” dedi yalanı « Belgelerle Gerçek Tarih

  3. Geri bildirim: 10 Kasım’da Atatürk’ü neden hayırla, saygıyla ve minnetle anmıyoruz? « Belgelerle Gerçek Tarih

  4. Geri bildirim: M. Kemal Atatürk’ü savunan “sözde” Hoca’ya Reddiye / Cevap « Belgelerle Gerçek Tarih

  5. @şahap M. Kemalin gökten kastettigi seyin Tanri oldugu acikca anlasiliyor. Nasil ki yagmur ilmi geregi gökten iniyorsa, Allahu Teala’nin insanoglu gibi agzi olmadigina göre vahyi de iner. Ancak bu Allahu Teala’nin gökte oldugu anlamina gelmez. Bununla birlikte melekler gökten indigine göre, Cebrail aleyhisselam da gökten iniyordu. Nitekim Mülk Suresi 17 Elmalili mealinde: “Yoksa siz, gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? Tehdidim nasılmış bileceksiniz.” yazmaktadir. Burada acikca “gökte olanin” ifadesi geciyor. Bircok alim “Gökten olan”dan kastin “melekler” oldugunu ifade etmistir ki bunu Elmalili Hamdi Yazir tefsirinde de nakletmistir. Ayrica konusmada söyledigi “sanilan” kavraminin halkin yaygin olarak mecazen “kitap gökten indi” itikadi nazari itibara alinarak söylendigi son derece acik. Konusmanin yapildigi 1937’deki meclisin kurtulus savasini yöneten meclis oldugunu sanmaniz ise cok üzücüdür. Insanimiz maalesef bu konularda bilgisiz birakilmis. kurtulus savasini yöneten meclisin birakin 1937’deki meclis olmasini, hatta birakin cumhuriyeti kuran meclis olmasini, kurtulus savasini yöneten meclisin büyük bölümü daha lozan imzalanmadan tasfiye edilmistir.

    • @şahap Resmen demogoji yapmissiniz.

      Son yorumunuzda söyle demissiniz:

      “dikkatli okursanız birinci meclisde görev alan isimlerden hayatta olup ta sağlığı da yerinde olanlardan önemli bir kısmının beşinci mecliste de görev aldığını görürsünüz”

      Halbuki bir önceki yorumunuzda acikca “büyük cogunlugu” ifadesi geciyor, simdi de kalkmis “bir kisminin” ifadesini kullanmissiniz ve tevil etmeye kalkmissiniz. Kimlermis o “bir kismi”??

      Bir önceki yorumunuzun ilgili bölümünü buraya aliyorum:

      “Bahsettiğiniz meclisin ****büyük çoğunluğu**** TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI nı yöneten ve mutlak zaferden sonrada TÜRKİYE CUMHURİYETİ ni kuran meclistir. ****O meclistekilerin mason olduklarına**** emin misiniz? Eğer öyleyse Kurtuluş savaşını masonlar sayesinde mi kazandık?”

      Kusura bakmayin, burasi mahalle kahvesi degil, bir daha kaale alinmayacaksiniz.

      Kitabin indirilmesine gelince, bunu yazinin “2. iddia” basliginda yazmistik, buraya da alalim:

      Kuran’ın “birden” bir “kitap” halinde indirilmesi ile 23 yılda peyder pey indirilmesi arasında bu açıdan bir fark yoktur. Burada kavramlar üzerinden tartışma yapmıyoruz… Şayet öyle olsaydı, bir yazarın; “ben bir kitap yazdım” demesi mümkün olmazdı. Zira yazar önce sayfalara yazmıştır, akabinde bir takım işlemlerden geçtikten sonra matbaada basılır, cilt haline getirilir vs.

      Bir yazarın, “ben sayfalar yazdım” ve sonra “onları kitap halinde sattık” dediği duyulmuş mudur? Biraz ciddi olmakta fayda var.

      Bu söylediklerimizi Kuran-ı Kerim de teyid etmektedir:

      Bakara Suresi
      185 – “O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan ***Kur’ân onda indirildi.*** Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta, yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.”

      Ankebut Suresi
      47 – “(Resulüm!) İşte sana (önceki kitapları tasdik eden) ***bu kitabı indirdik.*** Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder.”

      ***

      Bakara Suresi’nin 185’inci ayetinde acikca “Şehru ramadânellezî **unzile** fîhil kur’ânu” yazmaktadir. Unzile, yani “indirildi.”

      Nitekim Elmalili Hamdi Yazir bu ayetin tefsirinde söyle diyor:

      “İNZAL, bir defada, TENZİL de parça parça indirmek demektir. Kur’ân yirmi üç senede parça parça indirilmiş olduğu halde burada Ramazan ayında inzalinin beyan buyurulması dikkate değer. Bunda üç mânâ vardır:

      1- Tefsircilerin çoğundan vârid olan rivayetlere göre Kur’ân Ramazan ayının kadir gecesi denen mübarek bir gecesinde dünya semasına, Beyt-i Mamur’a bir defada indirilmiş, sonra yirmi üç senede tedricen, parça parça yeryüzüne indirilmiştir. Demek ki Kur’ân’ın gerçekleri, yeryüzüne inişinden önce kâinat âleminde ve yeryüzüne en yakın olan ******gökte****** bir Ramazan gecesi toptan tecelli etmiş ve yeryüzüne inişi onu takib etmiştir.”

      ***

      Bu konuda baska söze gerek yok…

      Meleklerin gökte oldugunu gösteren ayeti bir önceki yorumda yazmistik. Yani siz öyle degil deseniz bile ayet acikca “Gökte olanin” ifadesini kullaniyor.

      Bosuna nefesinizi tüketmeyin, Milletin inancina hakaret eden biri icin Allahu Teala’nin ayetleri hususunda dilinizi egip bükmeyin.

      • “Allah göktedir” bu gök bizim bildiğimiz gök değildir. Ayrıca kuran bir gecede yakın göğe inmiş ve 23 senede insanların anlayacağı şekilde bize intikal etmiştir. Çalışmanız güzel, Allah niyetinizi salih tutsun

  6. Geri bildirim: CHP’nin Din Düşmanlığı | Belgelerle Gerçek Tarih

  7. Geri bildirim: CHP’nin Din Düşmanlığı | Belgelerle Gerçek Tarih

  8. Atatürk’ü eleştirmek için elinden geleni yapan İngiliz uşaklarına söylüyorum;öncelikle bu söz ülkemizin her türlü dini kurallara göre yönetilmeyeceğini sadece hukuktan yararlanılacağını göstermek için söylenmiştir.(tevrat,incil gibi değiştirilmiş kitaplar da dahil) yani Kur’an düşmanlığı değil sadece şeriat düşmanlığıdır.Geçmişte şu şeriat ne çektirdi özellikle Kurtuluş Savaşında İngilizlerin emrindeki padişah ve onun kölesi devlet adamları meclise karşı ayaklanma hakkında fetva verdi ve insanları kışkırttı,bunlar yüzünden misakı milli sınırlarımızın tamamını alamadık zaten.Şeriat çok iyi bir sistemdir fakat kuralları yorumlandığı için kişiden kişiye değişir ve halife görevini kötüye kullanabilir.Halife kendini yönetici olarak görebilir.Bu nedenle demokrasi istiyorsanız zaten böyle düşünmelisiniz.Atatürk bu sözleriyle Müslüman olmadığını gösterdi diye bir yorum saçmadır,sadece şeriata karşı olduğunu gösterdi,eğer müslümanlığa saygı duymasa niye imam hatipler kursun niye diyanet işlerini kursun ? Laikliği dinsizlik olarak göstermeye çalışan İngiliz itlerine kanmayın.Ayrıca her üçgene illuminati diyenler gibi her elini kalbine koyana da mason demek saçmalıktır.Atatürk’ün masonlukla ilgili düşüncelerini ve tutumlarını da koymanıza zeka küpleri bir siz bilirsiniz zaten gerçek tarihi.

    • @cesaret, ingiliz usaginin kim oldugunu yazilarimizi okuyanlar gayet güzel bir sekilde görüyorlar. Dini kurallar degil de hukukla yönetilecekmis… Islam hukuku dururken elin gavurunun hukukunu neden aliyoruz? Kaldi ki, bunun yaninda bir de “gökten indigi sanilan” ifadesiyle Kur’an’in aslinda gökten inmedigi belirtiliyor. Allahu Teala Islam dini ile yönetin derken, buna aykiri davrananlari elestiririz ve bu yüzden de kimse bize ingiliz usagi diyemez. Zira Allahu Tealanin emrinin aksine hareket edenlerdir ingiliz usagi. Misaki milli topraklarinin tamamini Padisah yüzünden mi alamadik? Bu ne cehalet? Osmanli Meclisi Misak-i Milliyi onaylayan ilk meclistir. Damat Ferid bile batililara bundan taviz veremeyecegini söylemisti. Padisahin, Misak-i milli sinirlarimizi gerceklestirilmemesiyle ne alakasi var? Bu ne cehalet ? Kurtulus savasi sirasinda istanbuldan cikan fetvalar ingiliz baskisiyladir. Anadoludaki hocalar da karsi fetva yayinlamislardir. M. Kemal bile bu konuda padisahi savunurken, senin kraldan kralci olman düsündürücü. M. Kemal seriata karsiysa Islama da karsidir. Cünkü Seriat, Islam’in ta kendisidir. Halife görevini kötüye kullanirmis… Peki laik sistemde hakimler görevini kötüye kullanmiyorlar mi? Hasa Allaha din mi ögretiyorsun? Hasa Allah bunu düsünememis midir de, seriati emretmis? Yoksa hasa sen yeni peygamber misin de Allahin bu yeni emrini bize iletiyorsun? Laiklik, dinsizliktir. M. Kemal imam hatipleri kapatmistir. M. Kemal Islama saygi mi duymus?

      Buraya bak bir istersen:

      http://belgelerlegercektarih.com/2013/02/05/m-kemal-ataturkun-okuttugu-lise-tarih-kitabi/

      http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/25/necip-f-kisakurekten-ataturke-allahsiz-tarih-ii-ortazamanlar-1931-yilinin-lise-tarih-kitabi/

      • SİZİ HAİN YAHUDİ TOHUMLARI, KÖLE OLMAYA MAHKUMSUNUZ, BEDENSEL OLMASA BİLE ZİHİNEN KÖLESİNİZ! SİZİN BU TOPRAKLARDA YAŞAMAYA HAKKINIZ YOK! SİZİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN DİLİNİ KONUŞMAYA HAKKI YOK! ANCA HAVLARSINIZ! AMA SAHİBİNİZE SÖYLEYİN KÖPEKTEN KORKSAYDIK ÇOBAN OLMAZDIK!

  9. Geri bildirim: Bardakçı’dan Atatürk Ve Ateizm Çıkışı | Belgelerle Gerçek Tarih

  10. Peki bana şunu açıklarmısın? Diyelim materyalist yaklaşıyor hatta ateistçe peki mecliste bulunan bütün vekiller neden alkışlıyor?(kayıtlarda alkış var)meclis toptan materyalistmi?yoksa Atatürk’ün yaptığı teşbihi herkes anlıyormu?kimsenin yahu bu adam ne diyor demediğini de biliyoruz…

  11. Admin efendi Islâm beldelerinin geri kalmış olması senin gibi adamlar sayesinde . Bağnaz yobaz ve sabit fikirlisiniz asıl mesele senin gibilerin sayısı..
    Duble y!olla medeniyet geleceğini sanacak kadar çaresizsiniz..
    DINSIZ dediğin Atatürk meclisi dualarla açmıştı.
    DINDAR!
    Pabucumun Müslümanları…

    • M. Kemal müslümanlarin destegini alabilmek icin meclisi dualarla acmisti, ancak daha sonra maksadina ulasinca dua etmek isteyen bir hocayi itekledi. Sonra meclise darbe yapti. Actigi diger mecliste de papalarin bile söylemekten utanacagi “gökten indigi sanilan kitaplarin dogmalari” demekten de cekinmedi. Islam beldeleri geri mi kalmis? Osmanli devleti de Islam devletiydi ve bir medeniyet kurmustu, yüzyillarca dünyaya hükmetmisti. O dönem diger müslüman ülkeler Osmanlidan geriydi. Oysa simdi Suudi Arabistan, Katar gibi üleler Cumhuriyet Türkiye’sini gecmis durumda. Bu arada, yol cok önemlidir, burada anlatmaya lüzum görmüyorum. Anlatsam da anlayacagini sanmiyorum. Ayrica biz caresiz falan da degiliz, elhamdulillah. Hayirli aksamlar.

    • evet Mustafa Kemal’in meclis ilk açıldığı günlerde sarıklı millet vekilleriyle kendiside sarık ve cübbe giyerek fotoğraf çektiriyor neden acaba? Sarığa cübbeye hürmeti çok olduğu için mi? ama yıl 1932’leri gösterince türkçe hutbe provaları için İmam Sadettin Kaynak, paşaya soruyor:
      – Provada sarık takacam mı paşam.
      Paşan:
      – Kesinlikle karşımda sarıklı durulmasından hoşlanman. Sarığa zerre tahamülüm yok.
      Evet sarıkdan bu kadar nefret eden karşısındaki bir insan hoca bile olsa sarığa bakmaya tahamülü olmayan bir adam acaba bu tiksindiği sarığı ilk TBMM’de neden başına taktı ve şimdi yobaz dediğiniz o milletvekilleriyle o fotoğrafı neden çektirdi acaba? Dünüşürsen sen de bulursun cevabını sanırım.

    • Cemil Kılıç iki turlu ataturk var cumhuriyet oncesi ve sonrasi sonrasinda hicbiyerde dua ettigi veya muslumanlikla alakali bi resim belge yok. ama oncesinde itibar kazanmak icin dua ettigi musluman gorundugu var.

  12. artık bayatladınız arap kürt ermeni devşirmeleri,burası Türkiye Kurucusuda M. K. ATATURK tür ,sevsenizde sevmesenizde bu onur bize ait ,sizin gibi ezikler anca böyle havlar durursunuz

  13. Gerizekalı lar cimbizla kelime seçmeyin cahil kafalar ….. yiyorsa tam metni paylaşın sonunda islami kurani ovdugunu görün …Mason sunuz …ama bitecek siniz ….

      • Yanliz bakiyorumda birileri ap acik biseyleri ispat etmis yani gozle gorulur vaziyette hersey ! Ama buna ragmen aksini idda eden yani beyaza siyah demekte direnen kisileri goruyorum kalbi muhurlenmis dedikleri bu olsa gerek siz ne soylerseniz soyleyin ama onlar yine anlamiyacak anlayamayacaklar….

  14. Geri bildirim: M. Kemal Atatürk’e göre Kur’an Vahiy değildir | Belgelerle Gerçek Tarih

  15. Resmi tarihi okuyup oldugu gibi kabul edenler biraz objektif davranip farkli kaynaklarida inceleyip ozgun bir degerlendirme yapsalar belki daha gercekci cevaplara ulasirlar gunumuzde bile 1930larin sonunu gorup o donemi yasamis insanlarla konusmak ve olaylari birebir yasamis insanlarin agzindan dinlemek mumkun bu millete yapilan zulmu belgelere bile gerek olmaksizin anlamak icin tarihci olmaya ihtiyac yok bizzat o donemi yasamis onlarca insanla konustum ve gerçekte olanin bu sitede yazilan pek cok olayla birebir örtüştüğünü gordum

  16. Atatürk’ün gökten indiği sanılan kitaplara inanma gibi bir zorunluğu mu var? Bu bir akıl, mantık yürütebilme ve zeka işidir. Atatürk de çok zeki bir isandı.

  17. Geri bildirim: M.Kemal Atatürk’ü eleştirmek, şehitlerimizin kemiklerini sızlatır mı? | Belgelerle Gerçek Tarih

  18. Gerçekler apaçık ortadayken neden reddeder insanlar ? Maşallah güzel cevaplar vermişsiniz efenim, put sevenlere..

  19. Sizler kuranin gökten indirildiğine inanıyorsanız ve ALLAHIN da gökte olduğunu iddia ediyorsanız kusura bakmayın ama ben sizden şüphelenirim daha çok şey yazılırsa neyse saygilar.

    • @Yasar Öz, yorumun icin tesekkürler. Ancak yaziyi okumadiginiz veya okumussaniz da anlamadiginiz ortada. Allah Teala’nin gökte olmayisi, vahyin gökten inmedigi anlamina gelmez. Yazimizda bu hususu ayetlerle acikladik. Tekrar dikkatle okumanizi tavsiye ederim. Saygilar.

    • @Yaşar öz yazıyı tekrar oku ! sana okuma yazma öğretmediler mi ? körmüsün ? gözünde sıkıntı mı var ? doktara gittin mi ? sen ne kadar dengesiz birisin Allah zamandan ve mekandan münezzehtir fakat Kuran Cebrail aleyhisselam tarafından indirilmedi mi ? Meleklerin mekanı gökler değil mi ? Sen harbi cahilsin !

  20. Valla Atatürk neyi kastederse etsin. Sonuçta bu kitap aklı bilimi insanlığı reddeden uygulandığı her yerde katliam soykırım sapıklık ve insan düşmanlığından başka bir şey getirmemiş bir kitap ve uygulamalar bütünü mü? Bitti. Git kendin uy. Dünyanın düz olduğuna inanmaya devam et. Sonra da gerçek islam bu değil diye bir tarafından mucize çıkarmaya çalışırsın. Sizin gibilerin şu ülkede ve hatta dünyada yeri belli zaten.

  21. ben antikemalist düşünceye sahibim fakat atatürk bu konuşmasının devamı yok mu ? gökten indirildiği varsayılan olan cümle bu konuşmanın son cümlesimidir? eğer devamı varsa bilgilendirir misiniz?

    • Istediginiz düsüncede olabilirsiniz Zeynep hanim. Konusmanin devami ve sonu söyle:

      Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt; bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de, uluslar tarihinin bin bir acıklı olay ve sıkıntı ile dolu yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.

      Elimizdeki programın ruhu, bizi sadece bir kısım vatandaşlarla ilgilenmekten engeller, biz bütün Türk ulusuna hizmet ederiz. Geçen yıl içinde, parti ile hükümet kuruluşunu birleştirmekle vatandaşlar arasında ayrılık tanımadığımızı fiilen göstermiş olduk.(Var ol sesleri) Bu olayın bizim, devlet yönetiminde kabul ettiğimiz, «Kuvvet birdir ve o ulusundur» gerçeğine uygun olduğu ortadadır.(Alkışlar) Gücün tek kaynağı olan Türk Milletinin seçkin vekillerini, büyük mutlulukla, eğilerek selamlarım.(Bravo, yaşa sesleri, şiddetli ve sürekli alkışlar)

  22. Keske logoyu fatih sultan mehmet yapsaydin. Daha evvel mustafa armağana yazdiğim bu yorumu buraya kopyaladim. Fatihin şehadeti dunya siyasi tarihinin big bangidir. Osmanliya asil buyuk oyunlar bundan sonra baslamistir. Fatihin ölümü şehadeti sabetaycilarca gizlenerek sir gibi gösterilir fatihin ölümü sır değildir. Tam aksine onun ölüm sebebi neredeyse bütün detaylariyle bilinmektedir.ŞöylekiFatih dünyanın tek din ve tek hükümdarla yönetilmesi gerektiğine inanıyordu. Ona göre dünyadaki tek din İslam tek hükümdarda kendisi olacaktı. Bütün Avrupaya rağmen korkmadan hiçkorkmadan çekinmeden İstanbulu fethetmişti.Avrupa hiçbir şey yapamamıştı. İstanbulun fethi ona büyük gurur getirmişti. İstanbulun fatihi dünyanın hakimi derdi.Anadoluda Türk birliğini sağlamış, Balkanların fethini büyük ölçüde tamamlamış, Kırımı ve civarınıda almışdı.Doğuda Avrupanın gücüne çok güvendiği ve yeni Timur olarak gördüü Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasanın ordusunuda yenmişti.Hatta 1463 te yada 1469 da bir donanmasını oraları keşif için Amerikaya gönderdiği bile yazılıp çizilmiştir. Bütün Avrupayı fethederek Hıristiyanlığı İslamiyetin güdümünesokmak için sürekli planlar geliştiriyordu.Sultan Cem adında birinin Milattan Önce 2500-3000yıllarında bütün Avrupayı fethedip yönettiği efsanesine inanmış bu sebeple bir oğlunun adınıda Cem Sultan koymuştu.Kendisini bazen Hindistanın Fatihi Büyük İskendere benzetiyor bazende doğu ve Batı Romanın tek varisinin kendisi olduğunu söylüyordu. Babası 2.Murad onu Edirnedeki sarayda Kuranı Kerimin Muhammet Suresini okurken dünyaya gelmiş a dı bu sebeple Muhammet olmuştu. Sonra babası İnna Fettahneke suresini okumuş ardındanda oğlulunun İslam için büyük fetihçi olması için yüce Allaha dua etmişti.Oda padişah olduğu zamandan beridir hiç boş durmayıp ordusuyla sefer sefere koşuyor rızayı hak adına zaferden zafere ulaşıyordu. Nede olsa İslam peygamberi Hazreti Muhammed asm.ın 850 yıl öncesinden övdüğü kişiydi o.
    Fatihin neden öldüğüne bakmak için önce 1480 yılına bir bakalım. Bu sene Rodos adasının fethine girişildi. Komutan Mesih Paşa kalenin kuşatılması sırasında askerlerin kaledeki ganimetleri yağmalamasına izin vermediğinden askerler istekli savaşmadı.Kurala göre kale devletin ganimet askerlerindi.Bu kurala uyulmadı.Askerde bu yüzden isteksiz savaşarak Kaleyi kasten düşürmediler.Kale alınamadığı gibi bir sürüde şehit verildi.Fatih askeriyle ters düşmezdi.
    Bu sefere bizzat gitse kale düşerdi. Bu sefere Fatihin gitmesi lazımdı ama bir sene içinde
    bir sürü yere sefer yapılıyor hepsine birden kendisi yetişemiyor mecbur bazen komutanlarını gönderiyordu. Mesih Paşa belkide mahsus böyle yapmıştı. Devlete olan hayınlığından. Dünyayı alacağım diyen koca Fatih küçücük bir adayı ve kaleyi alamamış bütün Avrupaya küçük düşmüştü. Yinede önemsenmedi. Adanın ve kalenin fethi başka bir tarihe bırakıldı.
    1480 de Doğu Avrupadaki Altınorduyla kuvvetleriyle Osmanlı orduları Karadenizin kuzeyindekarşı karşıya geldiler.Osmanlı toplarını gören Altınordu hükümdarı Ahmet yenilmekten korkup savaşmaktan vaz geçti.Böylece Altınordu devleti itaat altına alınmış oldu. Osmanlıyla Altınordunun savaşmaması Ruslarda ve Batı avrupa ülkelerinde tedirginlik yarattı.
    Memluk ülkesiyle iyi ilişkiler kurmaya çalışmasına rağmen Fatihin başarıları ve aradaki İslam liderliği rekabeti iki devletin arasını bozuyordu. Memluk Sultanlığının Osmanlılara bağlı olan Dulkadiroğulları beyliğinin topraklarını ele geçirmesi üzerine 1480 de Fatih Alaüddevle Bozkurt beyi Dulkadiroulları beyliğinin topraklarını tekrar fethetmek üzere buralara gönderdi.Kendiside bu ülkeye denizden bir sefer açacaktı.
    1480 de Fatih deniz yoluyla Memluk ülkesine İskenderiyenin fethine gitti. Memluk yurdunun fethi için buraya üs açmayı amaçlıyordu. Burasının fethedilmesiyle hem Suriye, Filistin,Hicaz ve batı Trablus önlerine kadar Mısırı ve Sudanın kuzeyini alacak hemde Hindistana giden deniz yolunu ve buralardan işleyen denizyolu ticaretini ele geçirecekti. Ancak şehrin kalesi tahkimli savunması çok güçlüydü. Kaleyi almak için gelen kuvvette azdı. Kale alınamadı.Fetihten vazgeçilip tekrar gelinmek üzere geri dönüldü.1481 de Fatih 40000 yada 300000kişilik toplarla destekli bir orduyla buraları topyekün fethetmek için büyük bir sefer için yola çıktı. Ancak sefer yolundayken rahatsızlanıp Gebzedeki ordugahında hayatını kaybetti.
    Buraya tekrar döneceğiz.
    Fatih aynı yıl İranı paylaşmak üzere Timuroğulları ülkesi ile mektuplaştı. Buradada amacı İranı fethederek aşıp sonra Timuroğulları devletiyle birleşmek Bu ülkeninin ordusuyla birlikte Hindistanı ele geçirmek ve burasının imkanlarıyla batı yönüne gerisingeriye dönerek Altınorduyla devletinin ordusuyla birlikte topyekün bir hücum ile bütün Avrupayı fethetmekti.Böylece Hıristiyanlık ortadan kaldırılacak İslamın güdümüne alınacaktı.(Orta Asyadaki Timuroğullarının soyundan olan Babür şah 1526 da Osmanlı devlet planının gereği ve Osmanlı toplarının yardımıyla Hindistanı ele geçirip Timuroğulları ülkesini Babürlü adıyla buraya taşıdı.)
    1480 de Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı donanma ordusu İtalya yarımadasına çıkarak Otranto şehrini ve kalesini fethetti. İtalya seferi böylece başladı. Neler olup bittiğini tam olarak anlamak üzere Papa tarafından İtalyadan İstanbula gönderilen İtalyan elçiler ve tarihçiler hatta ressamlar bir bir saraya doluşarak Fatihle sohbete girişip onun Otrantoyu fetih hareketindeki amacını anlamaya çalıştılar. Zaten Fatihin özel hekimi vezir Yakup Paşa İtalyan asıllı ve Venedikli bir Yahudi dönmesi idi.İtalya adına casusluk yaptığıda duyulup söyleniyordu. Asıl adıda Maestro Jozopo idi.Nüfusunu kullanıp İstanbuldaki aç ve açıktaki yahudi takımını ve kendisi gibi yahudi dönmelerini saraya doldurmuş bu sebeple Topkapı sarayında sır diye birşey kalmamıştı.Zaten Fatihinde hiç kimseden hiçbir çekincesi yoktu. Ordusunda
    gelişmiş toplar vardı. Askerleri yenilmek bilmez usta savaşçıydı. İtalyadan gelenlere hari
    tayı göstererek İranı, Hindistanı, Memluku, İtalyayı hatta bütün Avrupayı alarak dünyayı tek din ve tek devlet haline getireceğini açıkladı.Bir boşluk anına gelmiş devletin gelecek
    teki fetihlere yönelik olan bütün askeri planlarının tamamını açıklamıştı. Halbuki bu plan
    ların hem kendisi için hemde devletin geleceği için hayati derecede önemi vardı. Bir zamanlar sırlarımı sakalımın teli bilse onu keserim diyordu. Şimdi bu sırları hemde dost gibiyaklaşan can düşmanlarına bizzat kendisi açıklamıştı.Bu haber çok acele olarak İtalyaya veVatikanda bulunan papaya ulaştırıldı.Papa müthiş bir şekilde telaşa kapıldı. Alelacele Hıristiyan ülkelerin temsilcileri çağırılarak herbirisiyle karşılıklı olarak toplantılar düzenlenerek görüşmeler yapıldı ve Fatihin dehşet veren savaş planlarına karşı tedbirler geliştirildi. Buna göre ilk önce Fatih alelacele öldürülecekti.Sultan Cemin hikayesini Papadabiliyordu. Yine 1000 küsür sene evvelindede Avrupa Hun İmparatorluğunun Atilla isimli birTürk hükümdarı başlarına bela olmuş doğusunu batısını her iki Roma imparatorluğunuda haracabağlamıştı. onu 453 yılında evlendiği ilk günün gecesinde evlendiği kadına zehirleterek ve bu şekilde öldürterek zor kurtulmuşlardı gazabından.13 nisan 814 te İstanbulu denizden kuşatan Bulgar Kralı Kurum Handa 814 te kuşatma sırasında gemide ağzından burnundan kan gelerek bir şekilde hal olmuştu.Kuşatmada kaldırılmıştı. Moğol hükümdarlarından biriside bu
    yolla halledilmişti. Şimdi Fatihtende benzeri bir yola kurtulmak vardı. Hemen İstanbula
    Topkapı Sarayına elçi gibi haberci olarak gönderilen bir kadının Fatihle yakınlık kurması
    sağlanacaktı. Saraya gönderilen kadın Fatih ile sohbetleri sohbet sırasında ona yiyecek ikram etti. Ancak bu yiyecek zehirli idi. Fatih kadının büyülü sözlerine aldandı. Ondan hiç
    şüphelenmeyip ikram edilen yiyeceği yedi. Kadın padişaha ‘Yakup Paşaya sakın güvenme seni öldürtecek.’ haberini verdikten sonra çekip gitti. İtalyanlar zehir işinde çok usta idi.Yaptıkları zehir 8 yada 10 günde tesir ediyor 13 -15 gün içindede öldürüyordu. Büyük Hükümdarhiç bir şey anlamadı ama zehir bir hafta içinde yavaş yavaş etkisini göstermeye başladı.
    Fatih rahatsızlanıp artık beti benzi atmaya başladığı halde 27 nisan 1481 de muazzam ordusuyla Memluk Seferine yola çıktı.Hususi doktorları Yakup Paşa ve Lari Abdülhamit Çelebi hükümdarı tedavi etmek için ilaç veriyor ancak builaçlar hiç bir fayda vermiyordu. Onun hastalığı yüzünden bir iki günlük yol bir haftada ancak alınabilmişti. Padişahın hastalığı gittikçe arttı ve ordu Gebze yakınınlarındaki Hünkar çayırına gelince vücuduna tamamen yayılmış olan zehirin tesiriyle artık öleceğini anlayan hükümdar ordugahında iken ve oradakilerin duyacağı bir şekilde haberci kadınında sözünü hatırlayarak ve daha yeni zehirlendiğini düşünerek ‘Doktorlar bana niçin kıydı?’ diyerek 3 mayıs 1481 de ikindi vaktinde 49 yaşındayken şehadeten hayatını kaybetti. Gerçi kendisinin zenginlere özel olan gut diğer adıyla damla hastalığı vardı. Ancak bu hastalık ayakları şişirip çok şiddetli ağrılar yapar ama bu şekilde
    öldürmezdi. İri cüssesi 100 kilonun üzerindeydi ve kilolarından sebep Şeker hastalığıda vardı o sebeple ölüyordu diyelim yada ani bir kalp krizi olduğunu varsayalım o tür hallerdede ölürken ağzından kan gelmezdi. Bes belliki zehirlenmiş bu sebeplede ciğerleri parçalanmıştı.
    Herkes Fatihi doktorların öldürdüğünü zannetti. Kendisi bile ölürken doktorları suçladı.
    Yakup Paşa Fatihin hem veziri hemde özel doktoru idi. İtalya için casuslukta yapıyordu.Lari Abdülhamit Çelebi (ölümü 1485) Fatihin İranlı doktoru idi. İranda Osmanlının düşmanı idi.
    Oda İran için casusluk yapıyordu belliki. Ama onların görevi o kadardı. Onlardan biri ze
    hir vermiş olsa padişahı zehirledikten sonra bir bahaneyle kaçıp hemen oradan uzaklaşırlar kendilerini kurtarırlardı. Hiç bir şeyden haberleri yoktu. Bu sebeplede kaçmadılar.Vatikan hükümdar öldürme işini kadınlara ısmarlardı. Öylede oldu. Kaçan kadın bulunamayınca suç bunlara kaldı. Ancak Fatihin öldürdüğü yer Gebze ve Gebze bölgesindeki köy yakın köyherkes Fatihi bir kadının öldürdüğünü bilir.Kimisine göre Yakup Paşa Venediklilerden epey para alarak Fatihi zehirledi. Bu sebeplede olaydan sonra hemen öldürüldü. Kimine görede bu olayla alakası olmadığından 1490 a kadar Osmanlı sarayında maliyeci olarak görev sürdürüpöyle öldü. Öldürülmüş olsa bile bu Fatihi onun öldürdüğünü göstermez. Çocuklarının ve
    eşinin öldürülmesi korkusuna böyle bir şeye girişmez. Üstelik o dönem Venedikle barış
    zamanıdır. Yakup paşa öldürme işinin içinde olsa 30 senede bu işi enaz 30 kere hallederdi.
    Kendiside yakalanmaz kaçar giderdi. Burada gizli el var. Oda kayıp kadının eli. Bu iş Ve
    nediki aşar, Vatikanın işidir. Cinayetin ardından Vatikan ve Osmanlı içindeki Yahudi dön
    meleri ise Fatihin Amasyadaki oğlu Bayezıtın üzerine sefer ettiğini bu sebeple ve birde
    taht Cem Sultana kalacak korkusuyla Bayezıtın kendi babasını zehirletip öldürttüğü yala
    nını uydurdular. Neticede Fatih öldü Memluk Seferi yarım kaldı. Avrupada ileride kendilerine yönelik olarak topyekün gerçekleştirilecek olan Türk İslam saldırısı ve işgalinden kurtuldu. Tersine Osmanlı ülkesi bir süre için kardeşler arası saltanat kavgalarıyla karıştıysada birkaç senede tekrar toparlandı.Fatihin ölümünde sorumlu olarak görülen 1410lu yıllarda ayaklanarak devleti ele geçirmeye çalışan Yahudi dönmesi şeyh Bedrettin ve adamlarının bu zamandaki uzantıları olan Yahudiler ve Yahudi dönmeleri suçlu olarak görülüp Yeniçeri askerleri İstanbuldaki yahudilerin kimini öldürerek dükkanlarının tamamını yağmalayarak talan etti.İşin doğrusu bu ya herkes kendi düşmanını iyi biliyordu. Yahudi ve Hıristiyan dönmeleri her fırsatta Osmanlıya ihanet edip bu devlete karşı Avrupanın Hıristiyan devletleriyle bir takım gizli pazarlıklara ve geleceğe yönelik işbirliklerine girişiyorlardı.
    Öteyandan Vatikanda ve İtalyada hatta bütün Avrupa ülkelerinde Fatihin ölüm haberleri çabucacık yayıldı.Bütün Hıristiyanlar bu haberi sevinç çığlıklarıyla karşıladılar. Olayı bay
    ram havasıyla ve büyük sevinçlerle kutlanıp kiliselerde çanlar çalınarak üçgün şükür ayinleri yapıldı.Türk ve İslam ülkelerine karşı Avrupanın işgalinin önlenmesi ve karşı tedbir olarak alınan dier kararlar hemen uygulamaya geçirildi. kararlar bütün Avrupa ülkeleri tarafından birer birer uygulamaya başlandı. İlk işlerinden biriside Otrantoyu geri kurtarmak oldu
    (10 eylül 1481). Aynı yıl içinde Altınordu Hükümdarı Ahmette bir şekilde bir suikaste kur
    ban giderek öldü ve ülkesi bölünüp dağıldı. Böylece Rusyada tam olarak bağımsızlık kazandı.
    Portekizliler mayıs 1481 de Diego Cio komutasındaki gemilerle Afrikayı dolaşıp Hindistana Türklerden önce ulaşma yoluna gitti. Portekiz Hindistana mayıs 1498 de bir başka denizciyle ulaştı.İspanya 1481 de yarımadadaki Müslüman Gırnatayı işgale girişti. İşgal 2 ocak 1492 de başarıyla tamamlanınca orasıda 1492 de henüz bulunamamış olan Hindistanı aramaya koyulmak üzere gemilerle açık denizlere açıldı. İspanyollar bu şekilde aranırken Hindistan sandıkları
    Amerikayı buldu. Amerika imkanları çok geniş zenginlikleride uçsuz bucaksız olan yeni birdünya idi.Aynı yıl İspanya ve Portekizdeki Müslümanlarla birlikte Yahudileride yurtlarından kovdu. Yahudileri hiçbir Avrupa ülkesi kabul etmediğinden onlarda mecburen Osmanlıya sığındı. Onbinlercesi İzmir İstanbul ve Selanike yerleşti. Avrupadaki kararlar çok ayaklıydı. Yeni bulunan yer ve ülkelerde misyonerlik yapılarak Hıristiyanlık hızla yayıldı. Kara Afrika ve Amerikada sömürgecilik ve köle ticaretiyle zenginleşme yoluna gidildi.Zayıf ülkelerin tamamı işgal edildi. Rusya Doğu Avrupadaki Türk yurtlarını subaylarını satın alıp birer birer ele geçirdi. Sibiryaya açıldı. Osmanlı Arabistanı ve Afrikanın yaklaşık üçte birini ele geçirdi.1526 daki Mohaç yenilgisinden sonra Avrupa ülkeleri ise Osmanlıya karşı meydan savaşından kaçıp kendilerini kalelerde savundular.Bu şekilde büyük toprak kaybetmiyorlardı. Neredeyse bütün Avrupa devletleri Türklere karşı karada ve denizde birlikte hareket ederek tekdevlet gibi savaştılar. Böylece Osmanlı durduruldu. Üstelik kendisine karşı batı Avrupa ülkeleriyle ittifak kuran İranıda almak artık zorlaşmıştı. Burasıda zorlamalara rağmen bir türlü alınıpta Osmanlı Orta Asyaya açılamadı. Buradaki devletlerle ve Hindistandaki müslümanlarla birleşemedi.Bu sebeplede Türk islam birliği kurulamadı. Hıristiyan Avrupa hep birlikte,İslam ülkelerini birer birer işgal ederken 1764-1858 arasında Hindistanda sömürgecilik faaliyetlerine çok sonradan giren fakat bu konuda herkesten daha başarılı olan İngiltere tarafından işgal edildi.Osmanlı ordusunada ülkeyi zarar vermek içeriden çökertmek üzere gizliden hıristiyan subaylar doluştu. Ancak bu durum anlaşılınca bu sefer Yahudi asıllı sabetaistler biz müslüman olduk diyerek 1681 de Osmanlı ordusuna subay olarak girdiler.Bunlarda Avrupa devletlarıyle devlet sözü karşılığında. Onlar içerden avrupa ülkeleri dışarıdan olmak üzere birlikte Osmanlıyı çökerteceklerdi. Avrupa artık iyice zenginlenmiş silahlarıda çok gelişmişti. Neticede Osmanlı devleti yenilmeye ve gerilemeye başladı.Tatar ve Arnavut ihanetleri devlete büyük darbe vurdu. Rusyada çok güçlenmiş Orta Asya Türk yurtlarınıda işgale başlamıştı. Osmanlı Fatih sonrası güçlensede 1683 ten itibaren hızla geriledi.1690larda Avusturyaya karşı Macaristan ve çevresi kaybedilirken 1780 li 90lı yıllardada Ruslara karşı Karadenizin kuzeyi tamamen kaptırıldı. Devlet 1820 lerden itibaren son hızla parçalanmaya başladı.
    Avrupa devletleri 240 yıllık bir çabayla Osmanlıyı önce parçaladı, sonrada tamamen ortadan kaldırdı.1920 ye gelindiğinde dünyada Hıristiyanların galine uğramamış hiç bir müslüman devlet kalmamıştı. Fatih savaş sırlarını koruyamamış bu sebeplede kendisi şehit edilip fetih planlarıda ters tepmişti.
    (Not:Fatih Sultan Mehmetin savaş plan ve sırlarını ismi bile belli olan hangi İtalya
    na bizzat kendisinin anlattığının konuşmalarla birlikte belgesi elimde var. Çok değerli saklıyor açıklamıyorum. Meçhul kadının saraya geldide iyi biliniyor. Avrupayı ele geçiren Sultan Cem efsanesi 1925-35 dönemi ülke gündemindeydi.Nis’i o kurmuş. Geri kalan olaylar yaşanan gelişmelerle ortadadır. Fatihe karşı tarihi bir cinayet işleniyor. Bu suçu hiç kimse sahiplenipte belgelere dökmez.Suikast pazarlığı için adı geçen yahudi Rivieli Solomon Zino, Longodegli Albizzi, Valçı yada Vlako isimli birisi ve bu iş için ortada dolanan 25000 düka altınlık paralar vs. hepside boş detaylardır. Ancak zaten herşey ayan beyan ortadadır.(İsmail Sevinç Gebze)

    İsmail Sevinç ,Şub 7, 2012 tarihinde 20:54 yazmıştır.
    Fatihin ölümüyle ilgili bahsine girmediğimiz bir olay Fatihin ölümünden sonra dönme paşalardan Rum İshak paşa başta olmak üzere tamamının Konyadaki Cem Sultanın yeni hükümdar olmasını engelleyerek o sırada Amasya valisi olan Bayezıtın hükümdar olmasını sağladıkları açıktır. Tahtın gerçek varisi olarak gördükleri Konya valisi Cem Sultanın tarafını tutan Türk paşalardan Karamani Mehmet Paşanın bunun bedelini canıyla ödemiş olması Cem Sultanın ise yenilerek Osmanlının can düşmanlarının eline düşmesi dikkat çekicidir. Bayezıt Rum İshak Paşanın yardımlarıyla hükümdar olmasına rağmen olayın ertesi yılı idam edilmiştir. Bu Fatihin öldürülmesi ve devletin başına açılan müşküllerle alakalı olmalıdır. İshak paşada Rum, Rum, Arnavut ve Yahudiler zaten her fırsatta Osmanlıya ihanet ediyor. Topkapı Sarayına Yahudilerin doluşması ve İtalyan tarihçi ve ressamların elçi yada sanatcı yalanıyla saraya sokulup Fatihin savaş sırlarının açığa çıkarılmasını hep bu dönme paşaların oyunu olarak görmek lazımdır.
    Yine Fatihin şehit olması olayına dönelim. Fatih Anadolu yönüne sefer ediyor. Ancak hangi ülkeye sefer ettiğini henüz açıklamış değildir. Askerler Diliskelesinden gemilere bindirilip İtalyaya deniz seferi edilir korkusu dönme paşalardan bazılarını telaşlan dırmış bağlantısı bulundukları papadan önceden aldıkları emir gereği Fatih Sefer hazırlığına başlar başlamaz kendisine gizli bir el ile zehir verilerek aslında ölümüne yolculuk başlatılmış oluyor. Halbuki Fatih İtalyaya yada Rodos adasına sefer yapılacak olsa Dil iskele sindeki gemiler İstanbula getirtilir gemiye yine İstanbuldan bini lirdi. Sayısı 40000 yada 300000 olan askerlere toplarla birlikte 55-60 kilometre yolculuk yaptırılmazdı. Böylesi daha kolay olurdu. Fatih Asya yönüne sefer yapsa bile nasılsa zafer kazanır dahada güçlü olarak geri dönerdi. Yine onların başına bela olurdu. Bu sebeple beklemeksizin ölmesi Papayla ittifak yapan bazı gizli din sahibi bazı paşaların işine gelmiştir. Fatihin asıl katillerini devletin dönme paşalar kanadında aramak gerekir. Bu Yakup Paşa olur, İshak paşa olur daha başkası her kimse olay çözülüp Bayezıt onları cezalandırmış ancak bunu açıklamamış olmalıdır. Ancak Yakup paşa Fatih zaten zehirlendikten sonra ilaç veren kişidir. Fatih sultan mehmet önce zehirlenecekki işi Yakup Paşaya düşsün. Otranto Fatihi Gedik Ahmet Paşa dahi dönme olup Osmanlının paylaşılma planında payı olsa gerektir. Bayezıtın tahta geçmesine faydası olduğu halde Cem Sultanı yakalama işini kasten becerememiş, Osmanlı bölünsün, İtalya fethedilemesin istemiş,bu sebeplede idam edilmiştir. Kimbilir İtalya Otrantoda Osmanlının ne sırlarını verdide Osmanlı bu hallere düştü. Fatihin ölümünden sonra belkide bütün dönme paşaların kumpasına alındığını eğer İtalyaya sefer ederse kendisininde bir şekilde öldürüleceğini anlayan Bayezıt İtalya Seferinden tamamen vazgeçtiği gibi sonraki yıllarda Cem Sultan için Papalığa haraç öder duruma getirilmiştir. Dönme paşalar canları bahasına her fırsatta ve her şekilde Osmanlıya ihanet etmişlerdir. Fatihin sağlığındada dönme paşaların ihanetleri çokca olmuştu. Fatih bu durumu görüp bunlara önemli görevler vermemeliydi.
    Beni ikide bir siteden postalayip durma. Benim yapacağim kiyaklari sana kimse yapmaz.

  23. Geri bildirim: 10 Kasım’da Atatürk’ü neden hayırla, saygıyla ve minnetle anmıyoruz? | Belgelerle Gerçek Tarih

  24. kemalistlerin kıvırtmaları gerçekten komik.Şimdi Yazacaklarımı iyi okuyun her yerde bulamazsınız bunları;

    Bu söz bildiğimiz gibi bayağı bir popüler.Sadece bu sitede değil bir çok net sitesinde makalede kitapta gazetede tv programında yıllar yılı çokça tartışıldı bu .

    Söz çok açık aslında tartışacak bir şey de yok.

    “Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmaları ile asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”

    Burada kemal dinden bahsediyor ve diyor ki ;Bizim kemalist cumhuriyet prensiplerimiz din kitaplarının prensipleriyle asla bir olamaz ondan daha üstündür.Çünkü biz ilhamımızı ne idüğü belirsiz olarak gördüğü gökten yada gaipten beslenen dinlerden değil (buna pek tabii İslam da dahil)bizzat yaşanılan görülen elle tutulan hayattan alıyoruz.” diyor.Açıkça kemal burada dinlerle materyalizmi kıyaslıyor ve dini aşağılıyor.

    şimdi burada bu sözden tutup ta ”gökten gelen” derken Kur an kastedilmiyor da efendim burada ayetlere atıf yokta neymiş efendim Allah gökte değildir kemal gök derken bunu kastediyormuşta bırakın bu afra tafrayı dansöz gibi kıvırmayı.Bal gibi de kemal burada dini ve dinsel ilkeleri aşağılayıp yok sayıyor işte.Hayır bunu kanıtlamak için kemal in sırf bu sözüne de gerek yok ki kemalin yaşamı düşüncesi ve icraatleri ile onun yolunda yürüdüğünü söyleyen kemalistlerin hal hareket söz ve davranışları da başlı başına tartışma gerektirmeyen hepimizin açıkça gördüğü kanıtlar zaten.

    kemal ”gökten indiği sanılan ” derken göktekilerle falan işi yok burada dinin yok sayılıp materyalist dünya görüşünün geçerli kılındığını anlatıyor.kemalin derdi anlatmak istediği bu burada zaten.Daha neyi uzatıyorsunuz.Bu çok açık.Siz istediğiniz kadar kemal öyle demek istemedi böyle demek istedi diye bahane sıralayıp durun.Kemalistler de çok iyi biliyor ki kemal sadece bu sözünde değil yaşam felsefesi dünya görüşü yönetim anlayışı ve insana – yaşama bakış açısıyla materyalist seküler bir yaklaşımı doğru buluyordu dinsel ve inançla ilgili doktrinleri ise yanlış ve aşağı görmekteydi.Bunu görmek için illa bu ”gökten indiği sanılan kitaplar” sözüne bağlı kalmaya ve kemali kurtarmak aklamak için bu sözün anlamı üzerinde oynamaya hiç gerek yok.Kemal in din karşıtlığı ve seküler anlayışı üstün görmesine dair çok sayıda sözü ve icraati var zaten.Özellikle bir çok kemalist-ateist yayın organına girip araştırdığınızda böyle çok bilgi ve belge bulabilirsiniz.

    Bu sözle kemalizmin seküler atatürkçülüğün resmen temeli atılırken ve kemalistler bunu çok iyi bildiği halde gelip burada kıvırtmaları ”yok efendim kemal aslında onu demiyor şunu demek istiyor ” çabasına girmeleri çok komik ve gerçekten ikiyüzlüce ve samimiyetten çok uzak hal ve hareketlerdir.Mesela kemalin şu sözü;

    “Ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman sür’atle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.” (atatürk, 1933, Milli Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip’e hitaben)

    Burada da kemalin hedefindeki açıkça dindir.Hatta açıkça İslam dır.Çünkü her şeyin değişmesi gerektiğini ön görüyor dinsel ilkelerin değişmeyeceğini söylemenin akla ve bilime aykırı olduğunu söylüyor.Peki dünya üzerinde evrensel olan ve çağa zamana göre ilkelerinin asla değiştirilemeyeceğini ortaya koyan tek din hangisi?evet,İSLAM.

    Hristiyanlık zaten bunu yapıyor ve Yahudilik ve diğer bir çok din kendini revize edip değişikliklere uğrayarak evrenselliğini yitirdi.Zaten bu anlayış bu dinleri bozdu.İslam ise böyle değil.İslam hükümleri evrenseldir çağlar değişse zaman ilerlese de değişmez asla zamana duruma olaylara göre bukalemun gibi şekil ve renk değiştirmez.İşte bu zaten evrenselliğin tek tanımıdır.Kemal in bunu aşağı ve yanlış gören anlayışı ve bunun yerine ortaya koyduğu doktrin en baştan evrenselliğe karşı bir zıtlıktır ve zaten kemal ve doktrinleri en sonunda değişip yok olmaya işte bu nedenle mahkumdur.

    şimdi umarım anlaşmışızdır kemal in burada amacı dinleri inanç ilkelerini aşağılayıp yok saymak inanç ve dinsel düşünce ve yaşam anlayışının ortak hayata etkisini en minimum seviyeye dek indirgeyip yok etmek olduğu konusunda artık tartışacak bir şey yok.Gelipte hala kemalist atatürkçü olupta kemali dindar müslüman sanan beyni yalanlarla masallarla doldurulmuş ahmakları kaale alıp onlarla tartışmaya girmek boş zaman kaybından başka bir şey değil.Çünkü bunlar gerçekten gerizekalı ve cahil.masallarla uyutulmuş bu fani dünyada gereksiz boş yaşamlarını geçiriyorlar bunlara uyarsak eğer onların dipsiz cahillik kuyularında masallarla oluşturulmuş karanlık mağaralarında kör delhizlerinde bizde kaybolup zamanımızı ve enerjimizi bu zavallı rezil boş mahluklar için ziyan etmiş oluruz.

    işte bu nedenle gerçekten delikanlı gibi konuşan neyin ne olduğunu açıkça ortaya koyan kemalistlerle tartışabiliriz.kemali müslüman gibi göstermeye çalışmayan kıvırtmayan en azından ne dediğini bilen atatürkçülerle konuşmak salakça masallarla kandırılmış kendini atatürkçü sanan embesillerle tartışmaktan en azından daha faydalı olur bir şeyleri elde edebilmek ve bir sonuca varabilmek adına.

    internet bu ülkeye ilk geldiğinde bu nimetten ilk ve uzunca bir süre faydalanan imkanları nedeniyle zengin çocuğu kemalist ateistler olmuştur.O nedenle mesela nette halen daha onların sözü geçer.

    bu ilk zamanlarda bu ateist kemalistler (gerçek atatürkçüler) kendi açtıkları sitelerde ve bloglarda kemalin dinleri aşağıladığı dinsel doktrinleri yanlış ve gerici gördüğü ve bunun yerine ise materyalist seküler bir dünya ve yaşam anlayışını uygun ve doğru görerek bunu yeni Türkiye de yaşamın her alanında etkili olacak bir politikaya dönüştürmek için çaba harcadığını açıkça söylediler ve yazdılar halen daha yazıyorlar.Gerçek kemalizm de bu zaten.Yok kemal müslümanmışta dindarmışta kemali eleştirmekle münafık olunup Allah a hesap verilirmişte bu salakları sallamayın.Bu tatlı su atatürkçülerini bu pembe pamukhelva kemalistlerini o gerçek kemalistler bile adam yerine koymuyor.Şimdi gerçek yaklaşımlar üzerinden konuşalım;

    Kemal gerek ”gökten indiği sanılan kitaplar” gerekse ”ben manevi miras olarak size hiçbir ayet dogma falan bırakmıyorum” derken amacı neydi? tabii ki din-bilim çatışmasını ortaya koyarak sözde bilimsel olarak gördüğü maddeci materyalist seküler faşist yaşam anlayışını doğru ve hakim kılmaktı.Gerçek öz Kemalistler de bunu kabul ederler açıkça savunurlar ve zaten kemalizmin özü de bu anlayıştır.

    çünkü kemalizme göre bilim üstündür ilerlemenin tek çaresi bilime bağlanmak dinleri ve inançları ise yok etmektir.Bu marx ın ”dinler afyondur” sözü ile dinleri gerçeklikten uzak ve gelişime kapalı gören anlayışı yatar.Peki marx a göre bunun çaresi nedir ?cevap; ”bilim”.Buraya kadar bir kemalistin bakış açısına göre her şey doğru görülür ancak kemalistin sorgulamadığı şey hangi bilim?bilim nedir?bugünkü materyalist bilimin amacı ve sonucu nedir?bu bir ilerleme ve gelişimi mi beraberinde getiriyor?kemalist bunları asla sorgulamaz çünkü bilimi yanına çekerken karşısında tek bir düşmanı görür ona gösterilen de budur;”dinler.”

    bu nedenle kemalist bilimini bile dine göre dini aşağılamak ve yalanlamak için şekilden şekilde sokup kullanır.Çünkü amaç aslında bilim ve insanlığın ilerlemesi değil bilim-din savaşını sürdürüp dinleri yenilgiye uğratmaktır.Peki bu amaç neyin ana ilkesini meydana getirir?cevap çok açık;”Ateizm” ateizmin amacı da budur işte bu nedenle kemalizm ve ateizm aynı şeydir Kemal de ateistti onun yolunda yürüyenlerde buna hizmet ediyorlar.Gelip kemali dindar gösterip üstüne din dersi vermeye çalışan soysuz namussuz şerefsiz ahmaklar bunu anlamaktan çok uzaktırlar.Umarım bu yaratıklar bu yazımı okurda neyin ne olduğunu en sonunda anlayıp 2 dakika delikanlı olmayı başarabilirler.

    Kemal tanrıya değil evrime inanıyordu.Bu taa fransız ihtilaline dayanan bir düşünce.Ateist materyalist dünya görüşünü doğurdu.Kemal ve o zamanki jöntürk subaylar gidip avrupada eğitim alırken yada avrupaya özenirken işte bu düşünceden etkilendiler.Beyinleri yıkandı.Kullanıldılar.

    gerçi bu materyalist seküler akım o zamanlar yeni yeni ortaya çıktığından uygulama alanı bulduğundan ilgi görüyordu.2.Dünya savaşı sonunda özellikle siyonist düşüncenin hakim kılınmasıyla ”yeni dünya düzeni” adı altında bu materyalist seküler akım dünyada ekonomik,sosyal,kültürel,tarihi,bilimsel,coğrafik,psikolojik, politik çoğu alana empoze edilerek dikta edildi ve subjektif propogandayla tartışmasız tek gerçeklik olarak sunulup materalist seküler bir çağ başlatıldı.İşte biz buna ”ahir zaman” ”armegeddon- kıyamet çağı” diyoruz.

    bilim tapınaklarda kiliselerde ve medreselerde doğdu ve yayıldı.Bilimin özü 5n1k nın ise özü ”Tanrının nuruna ulaşmak” idi.İşte gerçek pozitif bilim buydu.eski bilim adamları aynı zamanda kısmen din adamlarıydı.ainler eşliğinde bilimsel deneyler yapan bu alimlerin yaptıkları her çalışma ve icat tanrının sırlarını anlamaya çalışma ve insanlığa fayda sağlama amacını güderdi.

    Ta ki Fransız devrimine ve ingiliz sanayi devrimine dek.Dinler aşağılandı ve bilim amacından çıkarılarak dinin karşısına konuldu.Böylece insanoğlu na bir kıyas ve seçim yapma zorunluluğu dikta edildi ya bilim ya din?birini seçmek zorundasın tarafını belli etmek için.

    ”ben bilim ve dini zıt görmüyorum eski düsturda bilim ve din birlikte gelişmiş ve birbirlerini tamamlamıştır” demek sizi direk çağ dışı bırakmaya yeterdi çünkü dediğimiz gibi yeni dünya düzeni evrimci materyalist seküler yaşam ve düşünce biçimiydi ve bu kabul görüyordu.İşte kemal de bundan etkilendi bunu doğru kabul etti ve savundu güç ve iktidarı elde edince icraatlerini de buna göre yaptı.Kemalitlerde bu yolda yürümekteler.

    peki kemalin ve kemalistlerin dinleri aşağılayıp yalan ve yanlış görüp uğruna kendilerini mundar ettikleri materyalist seküler ideoloji nedir?Son olarak bunu açıklayıp bitireceğim;

    materyalizm maddecidir.Elle tutup gözümle görmediğime inanmam demektir.Bunun içinde tek yol olarak bilimi görür.Dinlerin inancı gerektiren kısımları ve olguları reddederler.Bu da zaten başı başına ilahi dinden çıkma ve ateizmin tanımıdır.

    ancak işin ilginci materyalist bilimin evrimci olmasıdır.Yani en aşta tanrı olgusu olmak üzere dinsel ilkeleri en baştan yok sayarlar.Peki yerine ne koyarlar?Cevap çok açıktır maddeci olmanın getirisi olarak tanrı yerine en büyük ve değerli olan güçlü olmanın başarılı olmanın böylece mutlu olmanın tek yolu dinlerdeki tanrının vadeddiği şeyi tek başına onlara verecek olan ”para ” dır.para kemalist ve ateistlerin tanrısıdır.tek gerçek başarı ve mutluluk paraya ulaşmaktır böylece bu size güç ve mutluluğu verecektir.Tabii bu durumda dinsel ilkelerin başında gelen ahlak,paylaşım,dostluk,hesap günü,cennet ,cehennem..vb. hepsi materyalist seküler için anlamsız şeyler olur.Daha da önemlisi engel olur.Çünkü paraya ve güce ulaşmak çoğu kez vicdan ve ahlak kurallarını dolayısıyla da dinsel ilkeleri alaşağı etmeyi gerektirecektir.zaten ahlak utanma duygusu yardımlaşma vicdan dostluk ..vb. olgular basit ilkler dürtülerdir materyalist seküler ateist evrimciler için.

    işte materyalistlerin bilimi de bunun sonucudur.Bilim para kazanmak için ve güce ulaşmak için kullanılan bir araçtır.zaten fransız devrimi ve ingiliz sanayi devrimi sonrası her bilimsel gelişim, bugünde takip edilirse zenginlik sömürü ve paraya hakim olma ve yönetme çabasına hizmet eder.silahlar yapmakta ve ilaçlar yapmakta bugünkü materyalist seküler çağda bilim, parayı bulup zengin olmak adına ticari bir meta haline dönüşmüştür.her iyilik ve kötülük para için yapılır hale geldi.işte bu kemalist materyalist dünya görüşünün sonucu.Dini İslam ı yalanlayanların bu yeni dünyası tamamen yalanlar üzerine kuruldu.Her şey yalan oldu sevgiler aşklar arkadaşlıklar aileler dostluklar komşuluklar kardeşlikler her şey yalan oldu kemal ve onun gibiler gibi…

    kemalin kemalizmi materyalist dünya görüşünün özü evrim düşüncesidir.Bu aynı zamanda ilahi olmayan bir din olan Ateizmin de iman şartının başında gelir.

    ateizm bir dindir çünkü dinsel olguları vardır.Tanrısı para,mucizeleri fransız devrimi ve ingiliz sanayi devrimi,peygamberleri darwin kemal,marx..vb.kutsal yeri bankalar ibadethaneleri ise marteryalist ırkçı faşist evrimci bilim laboratuvarlarıdır.

    burada tek şeyi empoze ederler ”evrim teorisi” insanı hayvandan getiren her şeyin değişime uğrayacağını savunan,mutluluğa ulaşmak yaşamanın sırrı olarak parayı zenginliği gören,bu yoldaki her şeyi mübah gören bu anlayış insanoğlunu bırak ilerletmeyi geliştirmeyi insanlıktan çıkarıp hayvan olmaya götürmektedir.Bugün içinde bulunduğumuz kemalin uğruna dinini inancı sattığı ve doğru gördüğü materyalist seküler dünya görüşünde savaşlar yıkımlar katliamlar silah üretimi ilaçlar insanoğlunu güya rahata ve sağlığa mutluluğa ulaştıracak her şeyin parayı amaçlaması evrim ve materyalizmin sonucu işte.Yeter ki parayı bul gerisi önemli değil.dostluk akrabalık paylaşım vicdan ..vb. sadece ilkel dürtülerdir.Güçlü ol.Güçlünün zayıfı ezme hakkı vardır.evrim teorisi doğal seleksiyon mekanizması bunu gerektirir.Kemal başta olmak üzere birçok materyalist faşist ırkçı seküler fikir adamı bunu savunur doğaya tapmaz onu zayıf ve fakirlerin elenip sömürülmesini gerektiren evrimsel bir yaşam mekanizması olarak görürler.Maddeci kafada maddiyat (para güç) önemli maneviyat (inanç ve din) ise boş ve size hiç bir şey veremez üstüne uyuşturur derler.İşte bu bugün yaşadığımız ahir zamandır.peygamberler tarafından bize iletilen Allah ın bizleri en başta uyardığı çetin bir sınavı anlatan bu çağdır.Allah ın bu çağ sonunda ise onların kafasına gerçek sandıkları şeyi geçirecek ve sonrasında ise asla acıması olmayacak.Çünkü Allah zalim değildir acımasızdır.Merhametle dolu olan Allah, zalimle mazlum arasında adaleti sağlarken acımasız olacağı sözünü vermiştir.

    Bu konuda yazılacak konuşulacak daha çok şey var burada bitiriyorum.Umarım genel amaçlı bu yazım faydalı olur okuyana.

  25. Gerçekten çok komik. İlk önce alkolik dediniz, sonra kadın düşkünü dediniz şimdi de dinsiz diyorsunuz. Bir kadın düşkünü alkolik dinsiz(!) şuan burada bu yazıyı paylaşabilmenizi sağladı. Ömrünün son aylarına kadar vatanı için durmak bilmeyen çalışmalar yapan, bütün mal varlığını Türkiye Cumhuriyeti’ne adayan, sizi köle olmaktan kurtaran bir kahramana teşekkürü böyle mi ediyorsunuz? Elbette ki Devlet hiçbir kararını dini belgelere dayanarak almamıştır. Bu Kuran olabilir, incil olabilir… Devlet dinle yönetilebilecek olsaydı çağırırdık imamları, papazları biri bir yandan “Allah, Allah” diğeri bir yandan “İsa,Musa sen bizi kutsa” diyerek Allah’ın veya Tanrı’nın bizi kurtarmasını beklerdik. O kadar acilsiniz ki… Atatürk’ün sadece tek bir sözüne inancımı kaybettim. O da “Türk milleti zekidir, çalışkandır.” Ya siz Türk değilsiniz -ki bence öyle büyük ihtimalle bizi sömürge haline getirmeye çalışan şerefsizlerim torunlarısınız- ya da Atatürk gereğinden fazla alçakgönüllü ve milletine aşık bir adam. Sizi vicdanınızla baş başa bırakıyorum ve azıcık gururunuz onuruz varsa bu sayfayı da kapatırsınız. Ama tabii ki yoktur. Onurlu ve gururlu bir insan bu yazıyı yazmaya utanır, atasına ihanet etmez. Kalmayın sağlıcakla!

    • Duru Su, sizi anliyorum, dogru bildiginiz yanlislarin elestirilmesine tahammül edemiyorsunuz. Ama sizin bu meselelerde bir hayli geri kaldiginiz ortada. Yani yakin tarihle alakali gelismeleri takip etmemissiniz. Aksi halde “bu yaziyi paylasabilmenizi sagladi” gibi hicbir dayanagi olmayan bir iddiayi ortaya atmazdiniz. Biz M. Kemale ragmen yazabiliyoruz. Eger onun devri devam etmis olsaydi, bircoklari gibi bizler de daragaclarinda sallandirilirdik. Bunu gecelim. Devletin dini esaslarla idare edilmesinin “imamlari cagirmakla” ne alakasi var? Sizin daha bu konuda en ufak bir malumatiniz yok. Bütün malvarligini devlete bagislamis dediniz. Peki bu malvarligini nasil edindi hic sorguladiniz mi? M. Kemalin genel sekreterinin ve ayrica inönünün hatiralarini okudunuz mu? O hatiratlarda m. kemalin mal varligini devlete “satmak” istediginin yazdigini biliyor musunuz? Biliyorum büyük bir hayal kirikligi yasiyorsunuz ama bunlar hakikatler… Ve hakikatler acidir. Ya bu aciya katlanacaksiniz, ya da kendinizi bu islerle mesgul etmeyeceksiniz. Hayirli günler.

    • <>

      Atatrük bu sozü Reşit Galipe söylemiştir.

      Nass-ı katı : Ayet

      Ayetleri Allah kelamı olarak haşa görmüyor ve miras olarak görüyor.Bunu ancak dinsiz birisi söyleyebilir.

      Kurandaki Allah’ın hükümlerinin asla değiştirilemeyeciğini belirten ayete atfen asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur diyen birisinin müslüman olduğu asla ama asla düşünülemez. Ve yine Kur’an-ı Kerimin Allah kelamı olduğunu <> diyerek haşa yine inkâr ediyor.

  26. Geri bildirim: Kadir Mısıroğlu M. Kemal Atatürk hakkında yalan mı söylüyor? | Belgelerle Gerçek Tarih

    • Ceni babasi onu annesine gönderirken besmele çekmek yerine ağzindan küfür kaçirmiş olmali. Yoksa aslinda iyi çocuktur.
      Göğse el koyma olayini padişahlarda yapiyordu derken. Orhan gazinin çizimi var böyle. Fotoğraf değil o ve benzerleri uyduruk çizim. Demekki o resimleri masonlar çizmiş. Osmanlinin son 60 yilinda vardi fotoğraf. Ben hiç mason duruşu yapan padişah fotoğrafina rastlamadim. Masonluk osmanliya 1700 lü yillarda macar dönmesi ibrahim müteferrika ile girdi. Yani hilafet dahil 625 yilin son 200 yilinda var. Osmanlida tek mason padişah 5. Murad idi. Oda akil hastasi idi. Sadece 90 gün saltanatta kaldi. Tahta çikma töreninde kiliç kuşanmadiği için onu padişah bile saymayan bir sürü tarihci var.
      Bu arada Cem yazmaya utanmişa benziyor. Kizillardan olduğu anlaşilmasin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s