Arakan Gerçeği – Ömer Faruk Ünsal

Arakan Gerçeği – Ömer Faruk Ünsal

(Ömer Faruk Ünsal kardeşimizin bu mühim konuda biz Müslümanlara yaptığı çağrıya kulak verelim zira Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz şöyle buyuruyor: “Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe mükemmel bir şekilde îman etmiş olmaz.” [İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 1/113.] )

***

Öncelikle uzun bir yazı olacağını belirtmeliyim. Özet geçmemi isteyenlerin taleplerine karşı tepkisiz kalmak zorundayım. Bu mevzu ancak bu kadar kısaltılabiliyor. Şimdi bu meseleye duyarlı olamayan arkadaşların okumayacağını zaten biliyorum. Ama okuyanlar, lütfen çevrenizi bilinçlendirin. Müslüman olmak gerekmiyor bu meselenin üzerine eğilmek için. İnsan olmak kafi. Lütfen 15 dakika sabredin ve okuyun.

Pek haberdar olmadığımız gerçektir. Biz ne biliyoruz Arakan’da yaşayan Müslümanların dramı ile ilgili? Zulüm görüyorlar, öldürülüyorlar, tecavüze uğruyorlar vesaire… İnanın durum çok daha kötü. Bildiğimizden kat kat daha kötü. Filistin, çeçenistan, Suriye… arakan meselesinin yanında bunların toplamı, salatadaki maydonoz kadardır.

Öğrenmeye başlayalım. Kabataslak anlatacağım.

Arakan; eski adı Burma olan Myanmar’ın batı tarafında kalan bir sahil eyaleti. 8. Asırda Araplar vasıtası ile İslam ile tanışıyorlar, 15. Asırda ise bölge kralı İslam’ı seçince bölgede Müslüman sayısı hızla artıyor. 1826 yılında başlayarak 120 sene İngiliz sömürgeciliği ile karşı karşıya kalıyorlar. 1937’de TAKİN Komünist Parti tarafından İngilizlere isyan ediliyor. Kontrolü elde tutmak isteyen komünist cephe, Budistleri tetikçi yapıyor. Budistler Müslümanlara karşı kışkırtılıyor ve ilk kıvılcım 5 yıl sonra zuhur ediyor.

1942’de 40 gün içerisinde 150 bin Müslüman katlediliyor. Savaşarak değil, katledilerek ölüyorlar. Kadınlara ve çocuklara sistematik olarak tecavüz ediliyor. O günleri gören Arakanlı görgü tanıkları bölgeden geçen Lemro Nehrinin kırmızıya boyandığını rivayet ediyorlar. Buna benzer saldırılar 1947, 1954 ve 1978 yıllarında da şiddetini arttırarak devam ediyor. Özellikle tecavüz çok sıkça başvurulan bir yöntem haline geliyor. Tecavüz dediysek yanlış anlamayın. Bir namus kirletme yöntemi olarak değil, cinayet aracı olarak kullanılıyor tecavüz. Küçük çocuklar… garipler peş peşe tecavüze uğradıktan sonra kan kaybından ölüyorlar.

90’lara girdiğimizde ise askeri hükümet Müslüman bölgelerine Budistleri yerleştiriyor. Müslüman köylerinin etrafları çitlerle çevriliyor. Çitlerin içindekiler ise Budist vatandaşların kölesi konumuna getiriliyorlar. Bedavaya çalıştırılıyorlar Budistler için. Herhangi bir Budist bir Müslüman’ı keyfi olarak durdurup üzerini arayabiliyor. Müslümanın her şeyini alabiliyor. Ki anadan üryan bırakıp gittikleri sıkça karşılaşılan bir durum.

Bu yaz başında Arakan neden gündeme oturdu? Çoğumuz bilmeyiz bunu. İki Müslüman gencin bir Budist kıza tecavüz ettiği iddiası ile başlıyor her şey. Ki böyle bir şey mümkün değil. Köylerin etrafı çitlerle sarılacak kadar, üzerleri herkes tarafından aranacak kadar yoğun bir baskı ortamından bahsediyoruz. Bir Arakanlı Müslüman kendi köyünden bir başka köye gitmek için polis şefinden izin almak zorunda iken, Müslüman köyünden Budist köyüne gideceksiniz sağ salim, bir de kıza tecavüz edeceksiniz. İmkân yok böyle bir şeye.

Bu iddiadan sonra 3 Haziran 2012’de Akyab Şehrinden, Mongdaw şehrine giden 10 Müslüman Arakanlı Genç, fanatik Budistlerce katlediliyorlar. Müslüman halk ise buna tepki olarak bir camide toplanıyor. Bu protesto amaçlı toplantıyı, rejime karşı tehdit olarak algılayan hükümet ise zaten kışkırtılmış olan fanatik Budistleri ve polis güçlerini Müslümanların toplandığı camiye sürüyor. Çıkan çatışmada veya kargaşada çok sayıda Müslüman ölüyor ve yaralanıyor. Cami saldırısını takip eden günlerde rejim güçleri ve fanatik budistler durulmadan 300’ün üzerinde Müslüman köyü, camii ve medrese yakıyorlar. Sebep? Suçluları saklıyorlarmış. Zalim her yerde zalim, bahanesi de hep aynı. Evleri yakılan masumlar evden dışarı çıkınca da kurşunlanarak öldürülüyorlar.

Bu alenen bir soykırımdır ve devam etmektedir. Bunun en bariz kanıtı da evlilik müessesesidir. Müslümanlar evlenirken devletten izin almak zorundalar. Bu izin en erken 2-3 sene sonra çıkıyor. İzin çıktıktan sonra da fakir halkın ödeyemeyeceği kadar vergi talep ediyor devlet. Evlilik diye bir şey yok yani. Arakan’dan Bangladeş’e kaçan Müslümanlar genellikle çocuk, genç veya yeni evlilerden oluşur. Maksat Myanmar Hükümetinin tam manasıyla soy kırmasının önüne geçmek, soyun devamını sağlamak ve elbette hayatta kalmak.

Gözaltına alınmış mazlumların sayıları ve akıbetleri hakkında hiç kimsenin hiçbir fikri yok. Sadece Müslümanlara uygulanan sokağa çıkma yasağı ile bu insanların gerek ekonomik gerek sosyal hayatlarına tecavüz ediliyor. Köyler, köyden ziyade işkence hanelere dönüşüyor.

Medrese, mescid, camii yapmak izne tâbii. Beton ev yapmak yasak. Müslümanların evleri ahşap olmak zorunda. Bir vesile ile ahşap evlerin yanması ile Müslümanlar devletin evini yaktıkları gerekçesi ile 6 yıla kadar cezaevine giriyorlar. Büyük ihtimalle de geri çıkamıyorlar. Aynı şekilde seyahat özgürlükleri de yok. Yanlış anlamayın, bir köyden diğer köye gitmektir seyahat dediğimiz.

Müslümanlar tek başına işyeri açamıyorlar. Bir Budist ortak bulmak zorundalar. Zaten Budist ortak demek, sahip demek, efendi demek. Devlet imkânlarından Müslümanlar yararlanamıyorlar. Örneğin devlet hastanelerine gitmek yasak. Özel hastane de kolay kolay bulunamayacağından, sağlık imkânları uğramamış oluyor bu insanların hayatına. En fazla liseye kadar okuyabilirler ve devlet kurumlarında çalışamazlar. Sabit telefon veya mobil telefon sahibi olamıyorlar. Cezası teorik olarak 6 yıldan başlıyor, pratikte ise kurşunlanarak son buluyor. 26 Ağustosta cep telefonu kullanırken yakalanan 2 genç, kurşuna dizililerek infaz edilmiş. Motorlu taşıt sahibi olmak yasak. Vatandaşlık hakları, pasaport hakları verilmemekte.

Bunca zulüm ve soykırımdan kurtulmanın çaresi ise kaçmak. Bunun için ise bulundukları yerden NAF Nehrine veya Hint Okyanus’una ulaşmak için yağmur ormanlarından 8-10 gün yol yürümek zorundalar. Eğer polis, asker ve fanatik Budistlere yakalanmazlar ise kıyılara ulaşabiliyorlar. Arakan’dan Bangladeş’e güç bela, 8-10 kişilik teknelere 30-40 kişi binerek kaçabiliyorlar. Tabii hepsi değil. Tekneler genellikle devriliyor ve kaçaklar boğularak ölüyorlar. Şu an da NAF Nehri üzerinde 1200 civarında Müslüman’ın naaşının yüzdüğü söyleniyor.

Bangladeş’te 2 resmi, 2 gayri resmi olmak üzere 4 mülteci kampı var. Resmi kamplarda 30 bin kişi barınırken gayrimeşru kamplarda 300-400 bin mülteci barınmaya çalışıyor. Ne BM, ne UNİCEF ne de Bangladeş hükümeti bu gayrimeşru kamplara ne yardım ediyor, ne de yardıma müsaade ediyor. Gördüğünüz üzere komünist hükümet katlediyor, emperyalist kuklası hükümet ise yardım edeni dahi engelliyor. Aynı saftasınız. Hiç mırın kırın etmeyin.

Kampların isimleri ve barınan insan sayıları:

1) Kuto Palong 1 Registed BM Kampı: 12 bin mülteci.

2) Nayapara Registed BM Kampı: 10 bin mülteci.

3) Leda Gayri Resmi kampı: 22 bin aile. Ne Bangladeş Hükümeti ne de BM tarafından 22 bin aile tanınmıyor.

4) Kuto palong 2 gayriresmi kampı: 95 bin mülteci kaderlerine terk edilmiş. Ve bu kamplara yardım edilmesi Bangladeş hükümeti tarafından engelleniyor.

5) Bangladeş’in ormanlık alanlarında da 100 bin kadar mültecinin barındığı ifade ediliyor.

6) Tayland sınırında ise 100.000 Arakanlı Mültecinin varlığı biliniyor. Fakat Tayland Hükümeti bu mültecilere ne yardım ediyor ne de yardıma izin veriyor. Şu an da Tayland’a insani yardım amacıyla giden hiç kimse alınmıyor.

Yukarıda resmini verdiğimiz abimizin adı reyhan. 20 sene önce Bangladeş’e kaçmış. Şu an yaşı 30’un çok üstünde. Babası bir köyün lideri imiş. Reyhan kaçınca Budistler babasını katlettiler. Reyhan ise 20 senedir mültecilerin Bangladeş’e kaçışlarını organize ediyor. Babasının yolundan gidiyor. Allah yardımcısı olsun.

***

Bu adam 21 yaşında. Anne babası soylarının devamı için onu Bangladeş’e yollamışlar. İHH gönüllüleri kampta iken yeni kaçıp gelmiş. Evlerinin uğradığı son saldırıda 65 yaşındaki anası saçlarından tutularak duvardan duvara çarpılıyor. 14 yaşındaki kız kardeşine tecavüze yelteniyor namussuzlar. Kız direnince ağzını burnunu dağıtıyorlar. Daha kolay lokma olarak gördükleri 10 ve 12 yaşlarındaki iki komşu çocuğunu tecavüz ederek öldürüyorlar. Bu saldırıdan sonra ailesi bu arkadaşın kaçmasını söylüyor, o da kaçıyor. İHH gönüllüleri diyor ki “adam kaç gündür aç olmasına rağmen, karşısında yemek yememize rağmen yemek yiyemiyordu. Çünkü aldığı darbelerden dolayı yutkunamıyordu”.

***

Üstteki fotoğraftaki karı-koca da kaçan mültecilerden. 5 çocukları evin içerisindeyken evleri kundaklanmış. Fotoğraftaki ablamız, yanan eve girip hiç değilse 2 çocuğunu kurtarmış. 3 çocuğu ise yanarak can vermiş. Gördüğünüz üzere bu ananın sol ayağı kemiğine kadar yanmış. Kadıncağız da ruh hastası olmuş zaten.

İHH 15 senedir aktif olarak bu kamplara yardım götürüyor ve kalıcı projeler yapıyor. Su kuyuları, yetimhaneler, mesleki eğitim kursları, eğitim merkezleri vb. Son yıllarda Malezya, Endonezya ve İngilizlerin kurduğu İslamcı, ufak çaplı kurumlar tarafından da karınca kararınca yardım gidiyor. Fakat çok yetersiz. Bu mesele yardım ile çözülecek mesele değil.

Nasıl ki PKK ile silahlı mücadele şart olmasına rağmen çözümü sağlamayacaksa, Arakan meselesinde de yardımlar gitmezse olmaz. Ama asıl olan ses çıkartmak. Soykırımı uluslararası kamuoyu oluşturarak bastırmak. 2 milyon mültecinin ana yurtlarına dönüşünü sağlamak.

Şu an en büyük destekçileri Türkiye olmasına karşın, Türkiye de tek başına yetmemektedir. Ramazan ayındaki diplomatik girişimler ancak kamplara yardım girişini kolaylaştırmıştır. Birleşmiş Milletler’in Arakan’daki drama müdahale etmesini beklemek saflık olacaktır. Bunun yerine Myanmar ile ciddi ticari ilişkileri olan Endonezya ve Malezya’nın Türkiye ile işbirliğine giderek diplomatik baskı oluşturması aciliyet kesbetmektedir. Bakan Davutoğlu Myanmar’dan döndüğü gün Müslüman Köylerinde bir anons geçiliyor; “son tanrınız Türkler de sizi terk etti, artık bizimsiniz”. Durum bu kadar vahim. Bangladeş’te yardım için çırpınan bir adet sivil toplum kuruluşu var. Onun da farkı; genel sekreterinin 20 yıl önce Bagladeş’e kaçmış bir Arakanlı olması ve eğitimini Türkiye’de almış olmasıdır. Biz bu insanlar için bu kadar önemliyiz.

Filistin, Suriye, Çeçenistan ve daha nicesini toplasak Arakan zulmünün yanında esamesi okunmaz dedik. Çünkü bu insanların savaşacak güçleri de yok. Yürümeye dahi mecalleri yok. Bu yüzden daha vahim bir durumdalar.

Peki bu yazıyı niye yazdık? Para toplanması için değil. Gereken yardımları bizlerden daha duyarlı insanlar zaten ulaştırıyorlar hak sahiplerine. Bizim yapmamız gereken; ses çıkartmak. Ses çıkartmadan vereceğimiz 3-5 kuruşun kamplardaki insanları 2-3 ay geçindirmekten fazla bir getirisi olmayacak. Fakat zulmün durdurulması için bir olmak, aynı sesi çıkartmak o insanlar için daha faydalı olacaktır.

Şu dünyada olanın olmayana borcu var. Borcumuzu ödeme vakti.

 

**********

 

Ömer Faruk Ünsal

Reklamlar

One comment on “Arakan Gerçeği – Ömer Faruk Ünsal

  1. Yüce Rabbim bu yaşanan acıların hesabını biz müslümanlardan soracaktır. Sahipsiz bırakırsak ve kayıtsız kalırsak bu hesabı veremeyiz. Allahım sen her şeye KADİRsin.Her şeye gücü yetensiz.Sen Alimsin. Hikmetinden sual olunmaz. Ne olur yardım Allahım. Bize gaflet uykusundan uyanış ihsan eyle Rabbim…:((

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s