Şefaat Nedir? Ayetlerde ve hadislerde şefaat

Şefaat Nedir? Ayetlerde ve hadislerde şefaat

***

***

***

1. Videonun Metni:

Asrımızın mühim bir hastalığı: Kendi sapık fikirlerini yaymak için Ehl-i Sünnet âlimlerine muhalefet ederek ve Ehl-i Sünnet itikadına zıt görüşler ortaya koymaktır. Birçok kişi bu hastalığın sevkiyle delilsiz ve mesnetsiz olarak Ehl-i Sünnet âlimlerine muhalefet etmekte ve adeta onlara karşı savaş açmaktadır. Asıl acı olan ise, itikadının delillerini bilmeyen avamın bu kişilere inanmaları ve bilmeden de olsa Ehl-i Sünnet dairesinden çıkmalarıdır. Bu öyle bir zarardır ki, hayal tasavvurundan acizdir.

Bizler Marmara Eğitim olarak, Ehl-i Sünnet itikadını delilleriyle öğretmeyi kendimize hedef ve bir vazife yaptık. Bu eserdeki amacımız ise: Bidat ehlinin inkâr ettikleri şefaat meselesinin hakkaniyetini delilleriyle ortaya koymak ve şefaatin hak olduğunu ispat etmektir. Bu sayede, şefaati inkâr edenlerin cehaleti ortaya çıkacak ve onların şerrinden Ümmet-i Muhammed muhafaza olacaktır. Yardım ve inayet Allah’tandır.

Şefaat: Bir kimsenin suçunu affettirmek ve kendisinden cezayı kaldırmak için o kişi hakkında yapılan bir istek ve bir istirhamdır. Fıkhi manası ise şudur: Ahiret günü, bir kısım günahkâr müminlerin affedilmeleri ve itaatkâr müminlerin yüksek mertebelere ermeleri için başta peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve diğer büyük zatların Allah-u Teâlâ’dan niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.
Şimdi şefaatin hak olduğuna dair bazı ayetlerin beyanına geçiyoruz. Bu ayetler ile şefaatin hak olduğunu, iki kere iki dört eder katiyetinde ispat edeceğiz:

1. AYET
مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ
Allah’ın izni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? (Bakara/255)

Bu ayet-i kerimede, Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemeyeceği beyan buyrulmuştur. “Allah’ın izni olmadan kimse şefaat edemeyecektir” ifadesi, “Allah’ın izni olduğunda şefaat edebilecektir” manasına gelmekte ve bu da şefaatin hak ve hakikat olduğu neticesine ulaştırmaktadır. Zira eğer Allah’ın izni ve müsaadesi dairesinde şefaat olmasaydı, ayette geçen “Allah’ın izni olmadan” ifadesi gereksiz olurdu. Kuran’da ise gereksiz bir ifadenin bulunması mümkün değildir. O halde, Allah’ın izni dairesinde şefaat haktır, gerçektir ve ayetin beyanıdır.

2. AYET
مَا مِنْ شَفِيعٍ إِلاَّ مِنْ بَعْدِ إِذْنِهِ
O’nun izni olması müstesna, şefaat edecek yoktur. (Yunus/2)

Bu ayet-i kerimede şefaat, Allah’ın iznine hamledilmiştir. Demek Allah’ın izni dairesinde şefaat vardır ve haktır. Ayette geçen “O’nun izni olması müstesna” ifadesi, açık bir şekilde şefaatin hak olduğunu ve Allah’ın izni dairesinde şefaatin gerçekleşeceğini ispat etmektedir. Ayetin bu kadar açık beyanı karşısında şefaat nasıl inkar edilir, buna şaşılır!

3. AYET
وَلاَ يَشْفَعُونَ إِلاَّ لِمَنِ ارْتَضَى
Onlar, Allah\’ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. (Enbiya/28)

Bu ayet-i kerimenin açık ifadesiyle, Allah’ın razı olduğu kullara şefaat edilecektir. Zira ayette geçen “Allah\’ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler.” ifadesi, Allah’ın razı olduğu kullara şefaatin yapılabileceği hakikatini netice vermektedir. Demek şefaat, sadece Allah’ın razı olmadığı ve izin vermediği kullara yapılamayacak; diğerlerine ise Allah’ın izni ve rızası dairesinde yapılabilecektir. Bu, ayetin çok açık bir beyanıdır. İzaha dahi ihtiyaç yoktur.

4. AYET
يَوْمَئِذٍ لاَ تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلاَّ مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً

O gün, Rahman’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasına şefaat fayda vermez. (Taha/109)

Şimdi ayet-i kerimeye bakarak soralım:
Şefaat kime fayda vermeyecektir?
Cevap: Allah’ın izin vermediği ve sözünden hoşnut olmadığı kimselere…
Peki, şefaat kime fayda verecektir?
Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselere…
Demek ayetin açık ifadesiyle: Rahman olan Allah’ın izin verdiklerine ve sözünden razı olduklarına şefaat fayda verecek, bunların dışındakilere ise şefaat fayda vermeyecektir. Ayetin bu kadar açık beyanına karşı gözünü kapayarak şefaati inkâr edenlere şaşırıyoruz!

5. AYET
لاَ يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلاَّ مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا

(O gün) Rahman (olan Allah)\’ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır. (Meryem/87)

Şefaati inkâr edenlerin o kör gözlerine bu ayeti de sokuyoruz. Bu ayet-i kerimenin açık ifadesiyle, Allah’ın katında bir ahd alanlar, o gün şefaat etme hakkına sahip olacaklar ve Allah’ın izni ve rızası dairesinde bu yetkiyi kullanacaklardır. Ayet o kadar açıktır ki izaha ihtiyaç yoktur.

6. AYET
يَوْمَ لاَ يَنْفَعُ مَالٌ وَلاَ بَنُونَ إِلاَّ مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

O gün ne mal fayda verir ne de oğullar! Ancak Allah\’a selim bir kalple gelenler müstesna! (Şuara/88-89)

Bu ayet-i celilenin açık ifadesiyle, mal ve evlat, ahirete selim kalp ile gelmeyenlere fayda vermeyecek; selim bir kalp ile gelenlere ise fayda verecektir. Şimdi şefaati inkâr edenlere soruyoruz: Evladın kişiye fayda vermesi, şefaatten başka ne olabilir? Selim bir kalp ile o güne kavuşanlara evladının fayda vermesi, şefaat inkâr edildiğinde ne ile izah edilebilir? Elbette hiçbir şey ile… Zira o gün beklenilen tek fayda, ateşten kurtulmak ve cennete girmektir. Evladın bu cihetteki faydası da şefaattir.

7. AYET
وَلاَ تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُ إِلاَّ لِمَنْ أَذِنَ لَهُ

Allah\’ın huzurunda şefaat fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna! (Sebe/23)

Ayetin ifadesiyle şefaat kime fayda vermez? Allah’ın izin vermediklerine…
Peki, şefaat kime fayda verir? Allah’ın izin verdiklerine…

Ayet bu kadar açıkken şefaat nasıl inkâr edilir? Ve şefaati inkâr edenler, acaba bu ayetleri de inkâr etmiş olmazlar mı?

8. AYET
وَلاَ يَمْلِكُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ إِلاَّ
مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

Onların Allah\’ı bırakıp da taptıkları putlar, şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefaat edebilir. (Zuhruf/86)

Şimdi yine ayet-i kerimeye bakarak soralım: Kim şefaat etme hakkına sahip değildir?
Cevap: Putlar.

Peki, kim şefaat etme hakkına sahiptir?
Cevap: Bilerek hakka şahitlik edenler.
Demek ayet-i celile açık bir şekilde, putların şefaate malik olmadıklarını; şefaate sadece “Bilerek hakka şahitlik edenlerin” malik olduğunu bildirmektedir. Merak ediyoruz, acaba şefaati inkâr edenler bu ayetleri hiç mi görmüyorlar? Ayet açık bir şekilde, “Bilerek hakka şahitlik edenlerin” şefaate malik olduklarını bildirirken şefaati inkâr etmek, ayeti inkâr etmek değil de nedir?

9. AYET
وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِى السَّمَاوَاتِ لاَ تُغْنِى شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلاَّ مِنْ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاءُ وَيَرْضَى

Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dileyip izin vermeden ve razı olmadan önce onların şefaatleri hiç bir fayda vermez. (Necm/26)

Şimdi yine ayeti göstererek soruyoruz: Gökteki meleklerin şefaati ne zaman fayda vermez?

Cevap: Allah izin vermeden ve razı olmadan önce.

Peki, meleklerin şefaati ne zaman fayda verir?

Cevap: Allah izin verdikten ve razı olduktan sonra.

Evet, ayetin açık beyanıyla melekler şefaat edeceklerdir. Bu şefaat, Allah’ın dilediğine ve razı olduğu kullara geçerli olacaktır. Allah’ın dilemediği ve razı olmadığı kullara ise şefaat yoktur ve fayda vermeyecektir. Zaten Kuran’daki şefaatin olmadığını beyan eden bütün ayetler, Allah’ın razı olmadığı ve izin vermediği kulları ifade etmektedir. Ama “Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder” sözü sırrınca, Kuran’ın sadece bir bölümüne bakan bir kısım cahiller, zikrettiğimiz ayetlere ve zikredeceğimiz hadislere göz kapamakta ve Kuran’da güneş gibi gözüken şefaati inkâr etmektedirler. Buna gerçekten hayret ediyoruz!

10. AYET
وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ

Ey Muhammed! Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahının bağışlanmasını dile.” (Muhammed 19)

Bu ayet-i kerimeyi göstererek şefaati inkâr edenlere soruyoruz: Ayet-i celilede Peygamber Efendimize (sav), mümin erkekler ve mümin kadınların günahlarının affı için istiğfar etmesi emredilmiştir. Eğer Peygamberimizin (sav) müminler için af dilemesinin bir faydası olmayacaksa bu ayetin manası nedir? Ve eğer Efendimizin af dilemesinin bir faydası yoksa, niçin Allah-u Teâlâ Peygamberimize bu emri vermiştir. Eğer şefaat kabul edilmezse -hâşâ- bu emrin manasız ve faydasız bir emir olduğu kabul edilmek zorunda kalınmaz mı? Şefaati inkâr edenler, neyi kabul etmek zorunda kaldıklarına baksınlar ve bundan utansınlar!

Şefaatin hak ve hakikat olduğu meselesi güneş gibi zahir olduğundan dolayı on ayet ile iktifa ediyor ve daha başka ayetleri zikretmeye gerek görmüyoruz. Aslında zikredilen ayetlerden bir tanesi bile şefaatin hak olduğuna dair yeterli bir delildir. Lakin bizler, inatta ısrar edenler olabileceğini düşündüğümüzden sözü bu kadar uzattık.

***

Şefaatin hak olduğuna dair bir kısım hadis-i şerifler ise şöyledir:

عَنْ اَنَسِ بْنِ مألِكٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ شَفَاعَتِى لِاَهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ اُمَّتِى

Enes İbn-i Malik (r.a) rivayet etti. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Benim şefaatim, ümmetimin büyük günah sahiplerinedir. (Tirmizi, Kıyame:11, İbn-i Mace, Zühd:26, Ahmed İ. Hanbel: 3/113)

عَنْ زَيْدِ بْنِ اَرْقَمَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ شَفَاعَتِى يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَقٌّ فَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِهَا لَمْ يَكُنْ مِنْ اَهْلِهَا

Zeyd İbn-i Erkam (r.a) rivayet etti. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Benim kıyamet günündeki şefaatim haktır. Ona inanmayan ise, onun (şefaatimin) ehlinden olmayacaktır. (El-Mutteki, Kenzü-l Umman: 14/399)

عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَشْفَعُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثَلاَثٌ اَلْاَنْبِيَاءُ ثُمَّ الْعُلَمَاءُ ثُمَّ الشُّهَدَاءُ

Osman İbn-i Affan (r.a) rivayet etti. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Kıyamet gününde şu üç zümre: Peygamberler sonra âlimler ve daha sonra da şehitler şefaat edeceklerdir. ( İbn-i Mace, Zühd:37, 2/1443)

Ebu Hureyre(r.a) rivayet etti. Resulullah (sav) buyurdular ki: \”Her peygamberin müstecab (Allah`ın kabul edeceği) bir duası vardır. Her peygamber o duayı yapmada acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım (kullanmayı ahirete bıraktım). Ona inşaallah, ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nail olacaktır.\” (Buhari, Da\’avat 1, Tevhid 31; Müslim, İman 334, (198); Muvatta, Kur\’an 26, (1, 212); Tirmizi, Daavat)

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) diğer hadislerinde Kuran’ın, hafızların, velilerin de Allah’ın izniyle şefaat edeceklerinden haber vermektedir. Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konudaki hadislerini, hadis kitaplarına havale ederek, üç hadisle iktifa ediyoruz.

***

Netice:

Zikrettiğimiz on ayetin ve üç hadisin açık ifadeleriyle şefaat haktır ve gerçektir. Allah’ın dilediği kulları, Allah’ın izni ve rızası dairesinde şefaat edeceklerdir. Kuran’da şefaatin olmadığını bildiren bütün ayetler; kâfirler, müşrikler ve Allah’ın razı olmadığı kullar hakkındadır. Bu kullar hakkında, bütün insanlar ve cinler bir araya gelse, şefaatleri yine onlara fayda vermeyecektir. Yani şefaat, Allah’ın razı olmadığı kullar hakkında asla mümkün olmayıp, izni ve rızası dairesinde meydana gelecektir.

Bununla birlikte, kıyamet hengâmında öyle dehşetli sahneler vukua gelecektir ki, bu makamlarda peygamberler bile sadece kendilerini düşünecekler, “Allah’ım bana selamet ver, Allah’ım bana selamet ver” diyerek kaçışacaklardır. İşte şefaatin olmadığını beyan eden ayetlerin bir kısmı da bu dehşetli halleri kastetmektedir.

***

2. Videonun Metni:

Şimdi şefaati inkâr etmeye çalışanların öne sürmeye çalıştıkları bazı sözde delillere cevap verelim:

1-Zümer suresi 44. ayette: “De ki: Bütün şefaat Allah’ındır.” buyrulmuştur. Şefaati inkâr edenler bu ayeti öne sürerek şefaati reddetmektedirler. Onlara göre bu ayet şefaatin tamamını Allah’a vermekle diğer şefaat edicilerin vücudunu reddetmektedir.

Biz de deriz ki:

Nisa suresi 139. ayette “Bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.” buyrularak -bütün şefaatin Allah’a verilmesi gibi- bütün izzet de Allah’a verilmiştir. Münafikun suresi 8. ayette ise “İzzet ancak Allah’a, O’nun Resulüne ve Müminlere mahsustur.” buyrularak, Peygamber Efendimizin ve diğer müminlerin de izzet sahibi olduklarından bahsedilmiştir. Yani Nisa 139’da bütün izzetin Allah’a ait olduğundan, Münafikun 8’de ise Allah’ın Resulünün ve Müminlerin de izzet sahibi olmasından bahsedilmiştir. Demek izzetin Allah’a mahsus olması, Peygamberimizin ve Müminlerin o izzetten mahrum olması neticesini vermemiştir.

Birbirine zıt gibi görünen bu iki ayetin vech-i tevfiki şudur: İzzet tamamıyla Cenab-ı Hakk’a mahsustur. Peygamberimizin ve Müminlerin izzeti ise, Allah’ın onları aziz kılması iledir. Cenab-ı Hakk’ın izzeti zatî iken, diğerlerinin izzeti Allah’ın aziz kılması ile olmuş ve onların izzeti, bütün izzetin Allah’a ait olması hakikatini değiştirmemiştir.

Şefaat durumunda da durum aynıdır. Bütün şefaatin Allah’a mahsus olması, başka kimsenin şefaate malik olmayacağı manasına gelmez. Bunun manası şudur: Bütün şefaat Allah’a mahsustur. Diğerlerinin şefaati ise ancak Allah’ın izni ve rızasına bağlıdır. Yani Allah’ın izni ve iradesi dışında kimse şefaat edemez.

Bu şuna benzer:

Bizden başka kimsenin parası olmasa ve biz bu paradan bazı insanları istifade ettirsek, bu durumda desek ki: “Bütün para bize aittir.” Bu söz, bizim parayı kimseye vermeyeceğimize değil; başkalarında bulunan paraların da aslında bize ait olduğunu ve bizim vermemizle onların buna malik olduklarını beyan etmektedir.
“Bütün şefaat Allah’ındır” demek de aynen bunun gibidir. Yani kim şefaate yetkili kılındıysa, Allah’ın izni ile olmuştur ve ancak Allah’ın izin verdiği kişiye şefaat edebilecektir.

2- Bakara suresi 48. ayette: “Öyle bir günden korkun ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden şefaat de kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da edilmez.” buyrulmuştur. Şefaati inkâr edenler bu ayet-i kerimeyi delil göstererek şefaati reddetmektedirler.

Biz de deriz ki:

Kuran ayetlerini, nüzul sebeplerini bilmeden tefsir etmek büyük bir hatadır. İlk önce ayetlerin iniş sebepleri bilinmeli ve ayetler ona göre izah edilmelidir. Bu yapılmadığı takdirde, bu ayette olduğu gibi yanlış anlaşılmalar ortaya çıkacaktır. Bu ayetin iniş sebebi, Nesefi ve Ruhu-l Beyan tefsirlerinde zikredildiğine göre şu hadisedir: Yahudiler: “Biz İbrahim ve İshak’ın (aleyhimesselam) torunlarıyız. Bu sebeple Allah-u Teâlâ, onların bizim hakkımızdaki şefaatlerini kabul eder. Onlar bizi ateşten korur…” dediklerinde, Yahudilerin bu iddialarını reddetmek için bu ayet-i kerime nazil olmuştur. Demek bu ayet-i kerime kâfirler hakkında indirilmiştir. Yani kâfir olarak ölenlere şefaat edilmesi mümkün değildir. Mesela Hz. Nuh, kâfir olarak ölen oğluna; Hz. Lut, kâfir olarak ölen eşine ve yine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kâfir olarak ölen amcalarına şefaat edemeyeceklerdir.

Demek ayetteki “kimseden şefaat kabul edilmez” ifadesinin Müslüman olarak ölenler ile hiçbir alakası yoktur. Buna rağmen ayetin iniş sebebini bilmeyenler, ayetin zahirine bakarak yanlış yorumlar yapmakta ve bu yorumları sebebiyle de hakkında birçok ayet ve hadis olan şefaati inkâr etmektedirler.

3- Müddesir suresi 48. ayette: “Artık şefaat edicilerin şefaati onlara fayda vermez.” Mümin suresi 18. ayette “O gün zalimler için müşfik bir dost ve sözü dinlenecek bir şefaatçi de yoktur.” buyrulmuştur. Şefaati inkâr edenler bu manada ki başka ayet-i kerimeleri de öne sürerek şefaati reddetmektedirler.

Biz de deriz ki:

Bu ayet-i kerimelerin şefaati red değil, aksine ispat etmektedir. Zira “Şefaat edicilerin şefaati onlara fayda vermez.” demek, şefaat edicilerin varlığını ispat etmektedir. Demek ortada şefaat ediciler vardır ki, onlardan bahsedilmiştir. Eğer şefaat ediciler olmasaydı, onlardan bahis yersiz olurdu. Kuran’da ise yersiz bir tek harf bile yoktur. Ayrıca, “Kâfirler için dost ve şefaatçi yok” demek, “Müminler için dost ve şefaatçi var” demek manasına gelir.

O halde bu ayetlerin manası şefaatin varlığını red değil, şudur: Yani ey kâfirler! Siz öyle kötü ve zor bir durumdasınız ki, herkese faydası olan şefaatin bile size yararı olmaz. Küfrünüz sebebiyle şefaat edicilerin şefaatlerinden mahrumsunuz…

Bu şuna benzer:

Kansere yakalanmış ve hayatından ümit kesilmiş birisine işaret ederek, “Doktorlar buna fayda vermez” desek, bu sözde doktorları reddetmek değil, hastalığın şiddetini beyan etmek ve artık bu hastaya doktorların fayda veremeyeceğini kabul etmek vardır. Yani artık hastadan ümit kesilmiştir ve hiçbir doktor onu iyileştiremez. Bu sözün manası budur.

“Şefaat edicilerin şefaati onlara fayda vermez.” Ya da “O gün zalimler için müşfik bir dost ve sözü dinlenecek bir şefaatçi de yoktur.”demek de böyledir. Bu beyanda şefaat ediciler reddedilmemiş, kâfirlerin küfründen dolayı o şefaat edicilerin şefaatinden mahrum olacakları ve faydalanamayacakları beyan buyrulmuştur. Zaten bizler, kâfirlere ve Cenab-ı Hakk’ın razı olmadığı kullara şefaat edilemeyeceği hususunda hemfikiriz. Bu ayetlerde zikredilen kullar da bu zümreye ait olan kullardır.

Netice olarak bu ayet-i kerimeler şefaatin yokluğuna değil, bilakis varlığına delildir. Zira şefaat ediciler vardır ki ayette onlardan bahsedilmiştir. Eğer bu grup hakikatte olmasaydı, elbette zikirleri geçmezdi. O halde bizler bu ayet-i kerimeleri, yukarıda şefaatin varlığına dair naklettiğimiz on ayete ilave ediyor ve bu ayetleri şefaat edicilerin vücuduna delil yapıyoruz.

Buraya kadar olan beyanlarımızı şöyle maddeleyerek meseleyi toparlayalım:

1. Naklettiğimiz bütün ayetlerin ve hadislerin delaletiyle şefaat haktır ve hakikattir.

2. Şefaat ancak Allah’ın izni ve rızası dâhilinde olacaktır. “Bütün şefaatin Allah’a ait olmasının” manası budur. Hiç kimse kendinden şefaat etme hakkına sahip değildir.

3. Kâfirlere ve Allah’ın razı olmadığı kullara şefaat fayda vermeyecek ve bu kullar Allah’ın bu nimetinden mahrum kalacaklardır. Kuran’da şefaatin olmadığını bildiren bütün ayetler, bu kullar hakkındadır.

4. Kişinin farzlarda tembellik yaparak şefaate güvenmesi ve haramları işlediği halde kurtuluşunu şefaate bağlaması asla doğru değildir. Kişi şefaati umabilir; ama ona dayanarak farzları terk edemez. Şefaat bir reca makamıdır.

5. Cenab-ı Hakk’ın bazı kullarına şefaat etme hakkını vermesi ve günahkâr kullarını cehennemden o kişilerin eliyle kurtarması, o kişilerin dünyadaki yaşantılarının hürmetinedir. Onların dünyadaki takvaları, ibadetleri, zühdleri, muhabbetleri ve diğer sıfatları bu makama ulaşmalarının sebebi olmuştur.

Cenab-ı Hak, başta Peygamber Efendimiz (sav) ve Kuran olmak üzere diğer şefaat edicilerin şefaatinden istifade etmeyi bizlere nasip etsin. Şefaati inkâr ederek şefaatten mahrum olan kullar zümresine girmekten de bizleri muhafaza eylesin.

Âmin.

***

ALINTI: http://www.seyrangah.tv/index.php

Reklamlar

19 comments on “Şefaat Nedir? Ayetlerde ve hadislerde şefaat

  1. O ALLAH Kİ, GÖKLERİ, YERİ VE İKİSİ ARASINDA BULUNANLARI ALTI GÜNDE YARATMIŞ, SONRA DA, ARŞINA KURULMUŞ OLAN MUTLAK HÜKÜMRANDIR. SİZİN ALLAH DIŞINDA NE BİR DOSTUNUZ, NE DE BİR ŞEFAATÇİNİZ YOKTUR. DÜŞÜNÜP, ÖĞÜT ALMAYACAK MISINIZ.?

    • Degerli Mehmet Varol kardesim, verdiginiz ve benzer bu tür ayetler mutlak ifadelidir ve baska ayetler tarafindan takyid ve tefsir edilir. Bu tür ayetlerde sefaat yetkisi vermenin Allahu Teala’ya ait oldugu anlasilmalidir, nitekim sefaatin varligi ve bazilarina bu yetkinin verilecegi baska ayetlerde belirtilmektedir. Aksi halde Kur’an’da celiski oldugunu -hasa- kabul etmemiz gerekirdi. Sefaat yetkisi verilecegine dair ayetleri yazida verdik.

      Yazdiginiz ayeti sizin anladiginiz sekilde yorumlamamiz halinde Kur’an’da celiski olacagina dair bir örnek olmasi bakimindan -sefaatle ilgisi olmayan dolayisiyla olaya daha objektif bakabilmenizi saglamak adina- baska bir ayeti buraya aliyorum:

      Maide Suresi 55- “Sizin asıl dostunuz Allah’tır, O’nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.”

      Simdi sizin verdiginiz ayette “Allah disinda dostunuz yoktur” buyuruluyor.

      Maide Suresi’nde ise Allah’tan baska “Peygamberler”, -namazlarini kilan ve zekatlarini veren rüku eden- “müminler” oldugu belirtiliyor.

      Eger verdiginiz ayeti sizin anladiginiz sekilde yorumlarsak burada bir celiski meydana gelmis olmuyor mu?

      Demek ki, sizin verdiginiz ayet mutlak ifadeli bir ayettir, baska ayetlerde ise -maide 55 de oldugu gibi- bu ayetler tefsir ediliyor.

      Faydali olmasi ümidiyle.

      Selamun aleykum.

  2. Kuran’da sadece Allah’tan bir ahd almış olanların şefaat edebileceği buyuruluyor.

    Başka ayetlerde ise meleklerin şefaat edebileceği buyuruluyor.

    Demek ki Allah’tan bu hususta ahd almış olanlar meleklerdir. Kuran’ın çizdiği sınırların dışına çıkmamak gerekir. Şefaat dileyeceksek sadece Allah’tan dilemeliyiz.

    m.kemal hakkındaki yazılarınızdan çok faydalanıyorum. Allah razı olsun. Ama fıkhi konularda büyük sıkıntı görüyorum.

    • Yorumunuz icin tesekkürler. Sefaat araci olmak anlamindadir, bu durumda Allah Teala’nin araci olmasi sözkonusu olamaz. Ayrica melekler sefaat edebiliyorsa, insanlar neden edemesin? Eger sefaat sirkse, o halde sadece insanlara hamledildiginde mi sirk oluyor? Meleklere hamledildiginde sirk olmuyor mu? Yok eger meleklere sirk degilse, insanlara neden sirk olsun?

      • cevabınız için teşekkürler

        “Sefaat araci olmak anlamindadir, bu durumda Allah Teala’nin araci olmasi sözkonusu olamaz”
        şefaatin tamamı Allah’a aittir deniyor Kuran’da. o halde bunu Allah’tan dilemekten daha doğal ne olabilir?

        “Ayrica melekler sefaat edebiliyorsa, insanlar neden edemesin?”
        çünkü Kuran’da meleklerin edebileceği buyuruluyor. insanlar için böyle bir ahdde bulunmuyor Allah. şüphesiz, Allah’ın vaadi haktır

        biz müminler yardımı yalnız Allah’tan dilemeliyiz. en büyük günah şirktir, bu konuda çok dikkatli olmak lazım. ama maalesef günümüzde kardeşlerimizin en rahat olduğu konu da bu

        son peygamberimiz Muhammed aleyhisselam da bizim gibi bir insandı Kuran’a göre. Allah öyle buyuruyor. maalesef bazı konularda rasulullah putlaştırılıyor. çoğu zaman “la nuferriqu beyne ehadim mirrusulih” ayetine muhalefet ediyor kardeşlerimiz. ben bu konularda hassas olmamız gerektiğini düşünüyorum

        Allah istediği kişiye şefaat yetkisi verebilir elbet. sonuçta tüm yetki Allah’ındır. ama Kuran’da “bir ahd almış olanların dışında kimseye böyle bir yetki verilmeyeceği” buyuruluyor. ayetler ortadayken böyle iddialı konuşmalar beni üzüyor açıkçası

        “Öyle bir günden çekinin ki, o gün kimse kimsenin yerine ceza çekmez, kimseden şefaat kabul edilmez, kimseden fidye alınmaz ve kimseye yardım edilmez.” (Bakara 2/48)

        “İyiler tabii ki, nimetlere kavuşacaklardır. Günahkârlar ise alevli ateşte olacaklar, hesap verme günü oraya girip kızaracaklar, oranın dışında kalamayacaklardır.

        Hesap verme günü nedir nereden bileceksin!.. Gerçekten sen nereden bileceksin hesap verme gününün ne olduğunu!.. O gün, kimsenin kimse için bir şey yapamayacağı gündür. O gün bütün yetki Allah’ındır.” (İnfitâr 82/13-19)

        “Rablerinin huzurunda toplanacakları günden korkanları Kur’ân ile uyar; onların Allah’tan başka ne bir dostları ne de şefaatçileri olur. Belki kendilerini korurlar.” (En’am 6/51)

        “De ki: Şefaat yetkisi, tümüyle Allah’a aittir.” (Zümer 39/44)

        “(Ya Muhammed) De ki: Ben kendime bile ne fayda ne de zarar verebilirim; Allah vermiş başka.” (A’raf 7/188)

        selametle

      • Meleklerin sefaat edebilecegini bildirdikten sonra su ayeti yazmaniz bakara 48’i tezinize delil getirmeniz, sizin nasil bir cikmazda oldugunuzun ve konuya ne kadar uzak oldugunuzun delilidir. Hem, melekler edebilir diyorsunuz, hem de kimse edemez ayetini delil getiriyorsunuz. Demek ki ortada celiski gibi gözüken bir sey var, demek ki Kur’an sadece mealinden anlasilamaz ve ayetlerin cimbizlanmasiyla bir sonuca ulasilamaz. Verdiginiz ayeti diger ayetler tahsis-takyid eder.

        ***

        Infitar suresindeki ayette ise yetki Allah’tadir deniyor, ama baska ayetlerde de Allah Teala sefaat yetkisini baskalarina verecegini buyuruyor. O halde ayetlerin mutlak-mukayyed konumunu bir daha gözden gecirmeniz gerekir.

        ***

        Verdiginiz En’am Suresi’nde Allah’tan baska dostlari olmaz buyuruluyor, oysa Maide Suresi 55’te “Sizin asıl dostunuz Allah’tır, O’nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.”

        Simdi sizin verdiginiz ayette “Allah disinda dostunuz yoktur” buyuruluyor.

        Maide Suresi’nde ise Allah’tan baska “Peygamberler”, -namazlarini kilan ve zekatlarini veren rüku eden- “müminler” oldugu belirtiliyor.

        Eger verdiginiz ayeti sizin anladiginiz sekilde yorumlarsak burada bir celiski meydana gelmis olmuyor mu?

        Demek ki, sizin verdiginiz ayet mutlak ifadeli bir ayettir, baska ayetlerde ise -maide 55 de oldugu gibi- bu ayetler tefsir ediliyor.

        ***

        Verdiginiz Zümer Suresi’nde de tümünün Allah’a ait oldugu bildirilen “yetki”dir. Iste bu yetkiyi de Allah Teala bazi kullarina verecektir, birazdan buna dair ayetleri yazacagim insaallah.

        ***

        Verdiginiz A’raf suresi de böyledir. Peygamber kendi kendine bir sey yapamaz, ama O’nun istemesiyle Allah Teala daha merhametli olabilir, nitekim su ayet de buna delildir:

        Nisa 64 –

        Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah’ı affedici, merhametli bulurlardı.

        Bu ayette de görüldügü üzere, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimizin bir insanin “bagislanmasini dilemesi” üzerine Allah Teala daha affedici ve merhametli olur.

        ***

        (O gün) Rahman (olan Allah)\’ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır. (Meryem/87)

        ***

        O gün, Rahman’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasına şefaat fayda vermez. (Taha/109)

        ***

        O’nun izni olması müstesna, şefaat edecek yoktur. (Yunus/2)

        ***

        Allah\’ın huzurunda şefaat fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna! (Sebe/23)

        Ayetin ifadesiyle şefaat kime fayda vermez? Allah’ın izin vermediklerine…
        Peki, şefaat kime fayda verir? Allah’ın izin verdiklerine…

        Ayet bu kadar açıkken şefaat nasıl inkâr edilir? Ve şefaati inkâr edenler, acaba bu ayetleri de inkâr etmiş olmazlar mı?

      • ayrıca İslam’da aracılık yoktur kardeşim. Allah insana şah damarından yakındır

        değerlendirmelerimizi yaparken bunu unutmayalım

      • Allah Teala sefaat yetkisi verecegini bildirmis, sizin “yok” demenizin bir hükmü yoktur.

        Nisa Suresi

        64 – Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah’ı affedici, merhametli bulurlardı.

  3. ben ayetlerde hiçbir çelişki görmüyorum

    şefaatle ilgili 2 tür bilgi var Kuran’da:
    1. şefaat asla olmayacak
    2. yalnız Allah katında bir ahd almış olanlar şefaat edebilecek

    ayetleri bütünlük içinde incelediğimizde, 1. gruba giren ayetlerin mahşer yeri ile ilgili olduğunu görüyoruz

    2. gruba giren ayetler ise cehennemliklerin ahiret hayatı ile ilgilidir. orada şefaat olacak anladığımız kadarıyla. ama nasıl olacak bilemiyoruz

    peygamberimize veya (melekler haricinde) başka birine Kuran’da ahd verilmiş midir? var mı deliliniz? zan peşine takılıp gidiyorsunuz. ben ise “Allah istediğine yetki verebilir, ama Kuran’daki hükümlere göre -bildiğim kadarıyla- sadece meleklerin şefaat yetkisi olacaktır” diyorum. hangi tavrın uygun olduğuna kendiniz karar verin

    Allah’ın peygamberimize böyle bir ahd verdiğini göremiyoruz Kuran’da. sizin var demenizin bir hükmü yoktur

    arapça bilmeyenler için Kuran ancak mealden anlaşılır. bunu tartışmak komik olur

    cımbızlama yaptığım iftiradır. siz zaten bir grup ayetleri vermişsiniz. ben de konunun daha iyi anlaşılması için diğer ayetleri verdim

    sonuç olarak, şefaat yoktur diye bir iddiam yok. ben kendi kafamda kuruntular üretip, ayetleri de o yönde tevil etmeye çalışmam. yalnızca şefaati kimden dilediğinize dikkat edin diyoruz. her rekatta fatiha okuyoruz, insan biraz tedebbür eder

    • sefaatin olacagini kabul ediyorsun, ahd almis kimseleri sadece meleklere hamledemezsin, insanlar meleklerden daha üstündür, meleklerin ahd alabilmesi, insanlarin da ahd almasina mani degildir. Allah Teala verdigim nisa suresinde acikca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin dua etmesi halinde kendisinin daha merhametli bulunacagini bildirmistir. Ayet gayet sarihtir.

    • Kur’an’da melekler disinda baska kimsenin sefaat edemeyecegini bildiren ayet yok ki, aksini delillendirelim. Sonucta sefaat yoktur diye bir iddian yoksa bu kadar yazmaya ne gerek vardi? Fatiha suresi ile sefaatin ne alakasi var? Sefaati kimden dileyecegimiz konusunda mi uyariyorsun? Mübarek, konu kimden sefaat dilenir degil ki. Sefaat var mi yok mu, konu bu. Madem sefaatin varligini kabul ediyorsun, bu durumda siyak ve sibakindan koparildiginda “sefaat yok” seklinde anlasilabilecek ayetleri, Kur’an bütünlügünde bakildiginda varligi apacik olan sefaat konusuna cevap olarak neden yaziyorsun?

  4. nisa 64’ü anlamak istiyorsan 60. ayetten itibaren oku. o insanlar peygamberimize gelip İslam hükümlerine göre yargılanmaktansa başkasına gitmeyi tercih ediyorlar. o yüzden nisa 64’te önce “sana gelselerdi”, sonra da “Allah’tan bağışlanma dileselerdi” deniliyor. mevzu açık. ama bazı insanları putlaştırmak (tövbe almak vs) isteyenler elbette önce rasulullah’ı putlaştırmak zorundadırlar. bunu da, ayeti bağlamından kopararak yapıyorlar

    • Bu ayeti istedigin kadar geriden oku, neticede Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimize gelip O’nun kendilerine dua etmesi sonucunda Allah Teala; kendisini daha merhametli ve bagislayici bulacaklarini buyurmustur. Konu bu kadar acik yani.

    • Buraya atatürkcü ilahiyatcilarin videolarini eklemene müsaade edemem. Bu yüzden bu tür videolar kaldiriliyor. Ama icerigi de zaten bizim iddialarimizi yalanlamiyor, sefaatin varligi inkar edilemiyor, sadece kimlerin yapabilecegine dair manevralar sözkonusu. Bunun da cevaplarini vermistik. Sen bir sekilde siyasi kemalizmden korunmussun, ama kemalizmin din sahasindaki propagandalarina ayagin takilmis. Hayirlisi olur insaallah.

  5. bayraktar bayraklı atatürkçü mü değil mi bilgim yok. inşaallah değildir. ama bir doğruyu kimin söylediği önemli değil. çok sığ bir bakış açın var. din sahasında kimin ayağı takılmış göreceğiz nasıl olsa.

    • sig bir bakis acisini sizlerde görüyorum, zira sefaatin varligini kabul ettiken sonra bu sefer de “kimin” sefaat edebilecegi konusunu gündeme getirip onu sadece meleklere hasrediyorsunuz. Iste siglik budur. Meleklerin sefaat edebilmesi, Peygamberlerin edebilmesine mani degildir, aksine; delildir. Ayrica dogruyu söylemiyor, düpedüz gizliyor.

      • “sefaatin varligini kabul ettiken sonra bu sefer de “kimin” sefaat edebilecegi konusunu gündeme getirip onu sadece meleklere hasrediyorsunuz. Iste siglik budur.”
        Allah’ın kitabında yazanı dile getirmek sığlıksa bununla gurur duyarım

        “Meleklerin sefaat edebilmesi, Peygamberlerin edebilmesine mani degildir”
        Manidir diyen yok. Kitapta biri var, diğeri yok. Bu kadar basit

        “aksine; delildir”
        Buna kendin de inanmıyorsundur. Ne ilgisi var?

        ” Ayrica dogruyu söylemiyor, düpedüz gizliyor.”
        Bence bunu yapan sensin

      • Allah Teala’nin kitabinda yazani ateistler de getirip Kur’an’da celiski oldugunu söylüyorlar, her ayet getirene eyvallah denmez. Ayette melekler sefaat edebiliyorsa, Peygamberler haydi haydi eder. Sen daha Kur’an’in mantigini ögrenememissin. Bu tür ayetler cok var. Eger illa harfi harfine yazilmasi gerekirse bircok hüküm iptal olur, bunun misalleri var. Kaldi ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin sefaat edebilecegine dair ayet levha gibi duyuror:

        Nisa

        64 – Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah’ı affedici, merhametli bulurlardı.

        Apacik ayet, Allahtan günahlarinin bagislanmasini dilesinler demekle yetinilmiyor, arti “Resul de onlarin bagislanmasini dileseydi” buyuruluyor. Bunun neresini anlamiyorsun? Albert aynstaynin dedigi gibi, önyargilari parcalamak atomlari parcalamaktan zordur. Apacik ayet olmasina ragmen burada kac gündür zat-i alinize cevap yetistirmekle mesgulüz. Aksine delildir, cünkü bir seyin yapimi birisine caiz ise, ondan üstününe haydi haydi caizdir. Biraz Kur’an ilimlerini, özellikle arapca sarf ve nahiv ilimlerini ögrenmeni tavsiye ediyorum. Allah Teala’nin kelamini böyle ucuz basit ilimsiz kuru laflarla polemik konusu yapmayin. Biraz olsun aklinizi kullanin. Aklinizi da ilimle besleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s