Dr. Rıza Nur M. Kemal Atatürk’e iftira mı atıyor? Güzel bacak yarışmaları neydi?

Dr. Rıza Nur M. Kemal Atatürk’e iftira mı atıyor? Güzel bacak yarışmaları neydi?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürk güzellik yarismasi atatürk maskeli balo cumhuriyet

Cumhuriyetin ilk yıllarında maskeli balo

***

Kemalistler, M. Kemal hakkında olumsuz yazıların “tek” kaynağını Dr. Rıza Nur’un hatıratı olduğunu ileri sürerek, ona yönelik eleştirileri münferit bir vak’a gibi gösterme çabası içerisine giriyorlar. Dr. Rıza Nur’a da “akıl hastası” diyerek ve türlü iftiralar atarak kendilerince işin içinden çıkıyorlar. Biz evvelce Dr. Rıza Nur’a atılan iftiralara cevap verdiğimizden[1], burada tekrarlamak istemiyoruz.

Bu yazımızda, Dr. Rıza Nur’un M. Kemal hakkında söylediği ağır sözlerin aslında kemalistlerin iddialarının aksine “uydurma” olmadığını ortaya koymaya çalışacağız. Zaten daha önce Rıza Nur’un Sakarya Meydan Muharebesi’yle ilgili iddialarını Şark Fatihi Kazım Karabekir Paşanın hatıratından teyit etmiştik.[2]

Şimdi ise M. Kemal’in eğlence hayatıyla ilgili iddialarını ele alacağız. Ancak yanlış anlaşılmasın, bizim maksadımız M. Kemal’in özel hayatı değildir, sadece Rıza Nur’un yazdıklarının -en azından bir bölümünün- uydurma olmadığını göstermektir. Diğer bir maksadımız, yüzyıllardır güzel ahlakıyla temayüz etmiş Müslüman toplumumuzun ahlaksızlık batağına saplanmasının temelinde, M. Kemal’in özel hayatının rolü olup-olmadığını saptamaktır. Yani bu ahlaksızlıklar M. Kemal’in özel hayatıyla sınırlı kalmış mıdır, yoksa topluma da taşınmak istenmiş midir, kısaca buna bakacağız.

Fakat önce Dr. Rıza Nur’u dinleyelim:

“Bu işler saymakla bitmez… Binbir gece masalları, Venüs Mabedi hikayeleridir. Fuhşun her nev’i icra edilir. Mum söndürmeleri yapılır. Hepsi olur. Hepsini yazmak uzun ve çirkin…

Çankaya Fuhuş Tiyatrosunda böyle gelip giden müteharrik artistler olduğu gibi yirmi-otuz da temelli, seçme genç kız ve kadın var. Bunların bir kısmına evladlığım (!) diyor. Bir tanesi pek meşhur. Almanya’da dans tahsil etmiş bir kız… Ortalığa yaydıkları: Mustafa Kemal’e ve avanesine dans hocalığı ediyormuş!.. Sonra bunu da Avrupa’ya yolladı… Avdetinde gözden düştü. Bu adam eğlendikten sonra Avrupa’ya yolluyor. Bunun sırrını ne anlıyabildim, ne de öğrenebildim.

Artık bir balo ve dans devridir açıldı. Güya medeni ve asri olmuşuz. Dava bu… Bu zevk ve safaları Kara Kaplı’ya uyduruyorlar, meşru göstermek lazım!.. Artık Ankara’da mükellef balolar veriliyor. Bu balolarda müthiş rezaletler de oluyor. Hatta kavga, döğüş de var. Mustafa Kemal geliyor. Zil zurna oluyor, kadınlara tasallut ediyor. Bir defa dans ederken Fransız Sefiri’nin kızının memesini sıkmış; kız kaçmış, babasıyla beraber balodan gitmişler. Bir defa Mustafa Kemal kadın yerine tüysüz bir zabitle dans etmiş, çocuğu öpmüş. Kadınlardan bir kaçı Gazi’ye “biz burada iken bu olmaz ” demişler, herif keyiflenmiş. Bir adam karısını, yani Mübarek Bey’ın kızını onlarla dans ettirmek istemediğinden Salih ve avanesi adamcağızı öyle dövmüşler ki, biçare sedye ile hastahaneye götürülmüş. Avrupa’da balolarda böyle şey asla olamaz. Bunlar baloyu da tulumbacı koğuşu yaptılar. Zaten Meclis’leri, Hükümetleri de o… Demek seviyeleri bu kadar.”[3]

Dr. Rıza Nur’un buradaki belli başlı iddialarını şöyle sıralayabiliriz:

1 – Çankaya Fuhuş Tiyatrosunda böyle gelip giden müteharrik artistler olduğu gibi yirmi-otuz da temelli, seçme genç kız ve kadın var. Bunların bir kısmına evladlığım (!) diyor.

2 – Bir tanesi pek meşhur. Almanya’da dans tahsil etmiş bir kız… Ortalığa yaydıkları: Mustafa Kemal’e ve avanesine dans hocalığı ediyormuş!..

3 – Bir defa dans ederken Fransız Sefiri’nin kızının memesini sıkmış; kız kaçmış, babasıyla beraber balodan gitmişler.

Yani özetlersek, evladlığım dediği kızlarla eğlenmiştir, Almanya’dan dansçı bir kızla beraberdir ve -affedersiniz- Fransız elçisinin kızının memesini sıkmıştır.

Kemalist propaganda marifetiyle M. Kemal’i Hollywood filmlerindeki “Dünyayı Kurtaran Kahraman” olarak tanıyanların bu tür iddialara inanmaları elbette çok güç… Iddia sahibine “akıl hastası” demeleri de çok normaldir.

Ancak biz, bize empoze edilmeye çalışılan herşeyi bir kenara bırakıp, gerçekler üzerinde yaratılan sis perdelerini yırtmaya çalışacağız. Zira “sis” perdesini aralayamayanlar, “sis”temin kölesi olmaya mahkumdurlar. Şimdi bu iddiaların doğru olup olmadığını başka kaynaklara müracaat ederek öğrenmeye çalışalım.

Iddia 1 – M. Kemal manevi çocuklarım dedikleriyle -affedersiniz- yatıp kalkıyor muydu?

1926’dan 1927’ye kadar M. Kemal Atatürk’ün sevgilisi olan Refet Süreyya Hanım, Aktüel dergisine verdiği mülakatta bu konu hakkında şunları söylemiştir:

“Beni çok sevdi, çok kıskandılar, düşman oldular. Bir tanesi Afet’ti. (M. Kemal’in manevi kızı olduğu iddia edilen Afet Inan: K.Çandarlıoğlu). Talebeler çoktu o zaman. Isviçre’ye gidip lisan öğreneceklerdi. Bizi gönder, diye. Afet beni tabii dehşetli kıskanıyor. Mesele orda başladı. Ordaymış, ancak bir ay evvel onunla da yatıp, kalkmış. Beni gördüğünde bıraktı. Gayet tabii ki o kız dehşetli kıskandı. Genç bir kadın. Ağlamış, sızlamış. Duyduğum vakit acıdım. Çünkü benden evveldi. Gayet tabiidir ki, kıskanıyor değil mi ya? Kabahat kimde? Gazi’de. Çünkü ikimizi…”[4]

***

Iddia 2 – M. Kemal Atatürk’ün Almanya’da dans tahsil etmiş bir sevgilisi var mıydı?

Birinci iddiada adı geçen Refet Süreyya işte bu dansçı kızdır.[5] Hatta bu dansçı Cumhurbaşkanlığı makamında soyunmuş bir vaziyette dans ederek M. Kemal ve misafirlerini eğlendirmiştir.[6]

1381411576575

M. Kemal Atatürk ile Refet Süreyya

***

Iddia 3 – M. Kemal Atatürk Fransız Sefiri’nin kızının memesini sıktı mı?

M. Kemal Atatürk’ün sadık adamlarından General Fahrettin Altay, “10 Yıl Savaş Ve Sonrası” adlı hatıratında M. Kemal ve maiyetiyle birlikte gece yarısına doğru bir gazinoya baloya gittiklerini anlatıyor. Fahrettin Altay, bu olay hakkında;

“Atatürk Afet Hanımla, madam Baver öteki kızları ve maiyeti başka otomobillerle kafile halinde Fresko gazinosuna gittik. Çok kalabalık vardı, Türk hanımlar pek az idi, ecnebi bayanlar da çok değildi. Zeki Beyin orkestrası çalıyordu. Milletvekilleri, elçiler yüksek memur ve askerler Atatürk’ü şiddetle alkışladılar. Ilk dansı Atatürk Fransa Elçisinin kızı ile açtı. (Madam yoktu). Kızın güzelliği herkesin dikkatini çekti, pist dans edenlerle bir anda doldu.” dedikten sonra şöyle devam ediyor:

“Fransız Sefirinin kızı ile bir iki defa daha dans etti. Çok neşeli, dolaşıyor, herkese iltifatta bulunuyor, arada da biraz oturup seyrediyordu. Fransız Sefiri kızını alıp görünmeden savuşmuş.”[7]

Fransız Elçisi neden kızını alıp görünmeden savuşuyor?

Fahrettin Altay, bu olaydan iki gün sonra Başbakan Ismet Inönü’nün M. Kemal’e uğradığını anlatıyor. Kendisinden dinleyelim:

“Başvekil geldi sol yanına aldı. Bayram gecesi baloda Fransız sefiri olayını iyi bir sonuca bağladığını anlattı. Dans ederken kızına yapılan muamelenin fena maksatla olmayıp takdir maksadı ile olduğunu, iyi bir şekilde tefsir edildiğini izah etti.”[8]

Başka söze gerek var mı efendiler?

Dr. Rıza Nur’un iddialarını başka kaynaklardan teyit ettik, üstelik M. Kemal’e yakın isimlerden. Demek ki M. Kemal okullarda anlatıldığı gibi değildir. Kadınların açılmasını, vücutlarını erkeklere sunmalarını arzu etmektedir. En azından bu hatıralardan öyle anlaşılıyor. Anladığımız kadarıyla bu özel hayatıyla da sınırlı değildir, zira bütün kadınların açılmasını istemektedir.[9]

Nitekim düzenlenen “Güzel bacak” yarışmaları da M. Kemal’in bu arzusunu açıkça göstermektedir. Başta Cumhuriyet olmak üzere diğer bazı gazetelerin büyük övgülerle kamuoyuna duyurdukları “güzel bacak” yarışmaları o dönem bir çok defa düzenlenir. Iktidarın, Yunus Nadi’ye çıkarttırdığı “Cumhuriyet” gazetesinin 6 Eylül 1925 tarihinde verdiği ve “Memleketimizde ilk defa yapılan bir müsabaka” başlıklı haber şöyle devam ediyordu: “Evvelki akşamki Güzel Bacak müsabakasına dört hanım iştirak etmiştir.[10]

güzel bacak yarismasi, güzel bacakli kadinlar yarismasi güzel bacakli kadin yarismasi, atatürk güzel bacak m. kemal güzel bacak

“Güzel Bacak” yarışması, 6 Eylül 1925 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Memleketimizde ilk defa yapılan bir müsabaka” başlığıyla duyuruldu

***

2 Eylül 1929’da Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği bir “Miss Turkey” yarışması ise toplumun ahlaksızlaştırılması yönünde atılan en önemli adımlardan birisini oluşturur. Girişimin arkasında M. Kemal vardır.[11] Cumnhuriyet’te, yarışla ilgili ilk duyuru 4 Şubat 1929 tarihinde yapılır: “Bütün dünyada güzel kadınlar seçilir ve memleketlerinin güzellik kraliçesi intihap edilirken (seçilirken), bizim böyle bir kraliçemiz niçin olmasın? Türkiye’nin en güzel kadını acaba kimdir?” Iki gün sonra gerçek niyet açıklanır: “Türkiye’nin güzellik kralicesini bulmaya karar verdik…” 16-25 yaş arasındaki “hanımlar” arasında “Mühim ve ciddi” bir müsabaka yapılacaktır.

15 Haziran 1932 tarihli Cumhuriyet gazetesinin başlığı “Dünya, Türkiye güzelini bekliyor”dur. Kraliçe seçilecek güzele tam 500 Türk Lirası mükafat verilecektir. Bu yarışmaya sadece 7 genç kız müracaat eder. Bunların arasında amcası besteci Sabahattin Muhlis Bey’in ısrarlarını kıramadığı için son anda yarışmaya katılan tüccar Halis Bey’in 17 yaşındaki kızı Keriman Halis Türkiye Güzellik Kraliçesi seçilir. Belçika’nın Spa şehrinde düzenlenen Dünya Güzellik Yarışması‘na katılır ve kraliçe seçilir. Bu sonuç şu açıdan da ilginçtir: Dünya güzeli seçilen Türk kızı Keriman Halis, son Şeyhülislam’ın torunu olarak takdim edilmiştir. Bu açıdan, Batı-Hıristiyan dünyasında mayo giyerek güzellik yarışmasına katılmış ilk Müslüman kızın Dünya güzellik kraliçesi seçilişi oldukça anlamlıydı. M. Kemal, Türk kadınları adına ispatladığı “maddi ve manevi güzelliği nedeniyle” Keriman Halis’i kutlar.[12]

Sonuç olarak diyebiliriz ki, tesettürün kaldırılması, dans kurslarının açılması, baloların düzenlenmesi, güzellik ve güzel bacak yarışmalarıyla M. Kemal ve çevresinde hakim olan ahlaksızlık topluma da aşılanmak istenmiştir. M. Kemal, Kazım Karabekir Paşa’ya, “Dini ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telâkkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur..”[13] derken tam da bunu kastediyordu.

Nitekim M. Kemal’in teşvik ve desteğiyle bu tür uygulamalar devam eder ve arzu ettiği yeni bir Türk kadını modeli “yaratılmış”[14] olur. Daha doğrusu güzellik yarışmalarıyla uluslararası modern köle pazarının Türkiye ayağı böylece oluşturulmuş olur.

atatürk güzellik yarismasi kemal güzellik yarismasi cumhuriyet gazetesi 6

***

atatürk güzellik yarismasi kemal güzellik yarismasi cumhuriyet gazetesi 3

6 Şubat 1929 tarihli Cumhuriyet gazetesi

***

atatürk güzellik yarismasi kemal güzellik yarismasi cumhuriyet gazetesi 5

7 Şubat 1929 tarihli Cumhuriyet gazetesi

 ***

atatürk güzellik yarismasi kemal güzellik yarismasi cumhuriyet gazetesi 2

3 Eylül 1929 tarihli Cumhuriyet gazetesi

***

atatürk güzellik yarismasi kemal güzellik yarismasi cumhuriyet gazetesi 7

Milli bir vazifeymiş…

***

atatürk güzellik yarismasi kemal güzellik yarismasi cumhuriyet gazetesi keriman halis belcika spa 2

Dünya Güzeli Keriman Halis

***

atatürk güzellik yarismasi kemal güzellik yarismasi cumhuriyet gazetesi keriman halis belcika spa

(1932) Dünya Güzeli Keriman Halis

***

atatürk güzellik yarismasi kemal güzellik yarismasi cumhuriyet gazetesi 8

Bir dans kursu

***

atatürk güzellik yarismasi kemal güzellik yarismasi yedigün

(1934-1935)

 

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/28/dr-riza-nura-atilan-iftiralara-cevap/

[2] http://belgelerlegercektarih.com/2013/12/08/m-kemal-ataturk-ve-sakarya-meydan-muharebesi-safsatasi/

[3] Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım (Paris 1929), Altındağ Yayınları, Istanbul 1967, cild 4, sayfa 1362.

[4] Neyyire Özkan, “Atatürk’ün meçhul sevgilisi”, Aktüel Dergisi, 2002, sayı 545.

http://www.aktuel.com.tr/dergi/2013/10/10/ataturkun-mechul-sevgilisi (Son erişim tarihi 31 Mayıs 2014.)

Ayrıca bakınız;

Takvim Gazetesi, “Gazi’yi terk eden meçhul sevgili”, 29 Eylül 2007.

[5] M. Sadık Öke, Teyzem Latife – Atatürk’le Geçen Bir Ömrün Saklı Kalmış Hikayesi- (Hazırlayan: Fatih Bayhan), Pegasus Yayınları, 3. Baskı, Istanbul 2011, sayfa 405 ve devamı.

[6] Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş Ve Sonrası, Eylem Yayınları, Ankara 2008, sayfa 406, 407.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/30/cumhurbaskanligi-makaminda-striptiz-mi/

[7] Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş Ve Sonrası, Eylem Yayınları, Ankara 2008, sayfa 409, 410.

[8] Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş Ve Sonrası, Eylem Yayınları, Ankara 2008, sayfa 412.

[9] Tafsilat için bakınız; http://belgelerlegercektarih.com/2013/07/01/ataturk-ortunmeye-karsi-degil-miydi/

[10] Cumhuriyet Gazetesi, 6 Eylül 1925.

[11] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Divan Yayıncılık, 5. Baskı, 2006, sayfa 132.

[12] Feroz Ahmad, Modern Türkiye’nin Oluşumu, sayfa 127.

[13] Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına hazırlayan; Uğur Mumcu, 5. Basım, Tekin Yayınevi, Istanbul 1993, sayfa 83, 84.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/28/kazim-karabekir-m-kemal-ataturk-ile-ilgili-gercekleri-anlatiyor

[14] Ülkü, cild 9, sayı 49, Mart 1937, sayfa 4, 5.

Geniş bilgi için bakınız;

Ahmet Cemil Ertunç, Cumhuriyetin Tarihi, Pınar Yayınları, 6. Baskı, Istanbul 2011, sayfa 160 ve devamı.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Reklamlar

12 comments on “Dr. Rıza Nur M. Kemal Atatürk’e iftira mı atıyor? Güzel bacak yarışmaları neydi?

  1. dostlar keşke fotoğrafları yüklerken yüksek çözünürlükte yükleseniz.. özellikle arap harfli gazeteleri.. bu halleriyle yakınlaştırıp okumak mümkün olmuyor..

  2. Ermeniler Batılı ülklerin tuzağına düşürüldüler. Rusya kendi hesabı doğrultusunda Ermenileri kullandı. ABD-Ä°ngiltere-Fransa kendi hesapları doğrultusunda Ermenileri kullandı. Türklerin Ermenilerin varlığından bin yıl şikâyetçi olmadı. Üstelik onlara yüksek devlet görevleri verdi.Seçkin teba muamelesi yaptı.Ermenilere bölücülük, isyan narkozları vererek onları Osmanlı’yı parçalamak amacıyla araç olarak kullandılar.

  3. rıza nur için ingiliz ajanı diyorlar bunun aslı nedir? eğer bu iftiraysa hangi sonuca dayanarak böyle bir iftirada bulunuyorlar delilleriyle beraber açıklarsanız sevinirim iyi günler.

      • herhalde İngilizler onu yeteri kadar kullanamadığı için maaşını kesmişlerdir. emperyalistler işlerine yaramayanla çalışmazlar.1960 da yayınlanmasını istemesi de İngiliz müzesine hatıratı vermesi de ayrı hezeyanlardır.

      • mahmut, hic kullanamadiklari icin olsa gerek. 1960 yilina kadar yayinlanmamasini istemesi cok yerinde bir karar. Cünkü o tarihten evvel basta karabekir pasanin olmak üzere milli mücadele kahramanlarinin hatiralari yok edilmistir. Sadece ingiliz müzesine vermis degil, dört ayri devletin müzesine. Cok saglam is yapmis. Bir de utanmadan böyle birine deli diyorsunuz.

  4. Rıza Nur Türk tarihi için çok önemli bir şahsiyettir.Bunun en büyük nedeni de Rıza Nur un hem cephede elinde silahla bizzat savaşması yanı sıra Türk devleti için ajanlık görevi yapmış olması ve hatta savaş ve barış görüşmelerinde de masada yer almış olmasından gelir.Yani Rıza Nur hem bir asker hem gizli ajan hem de diplomattı.Yaşadığı gördüğü tecrübeleri Türk tarihi için aslında çok önemlidir.Çok önemli yerlerde çok önemli kilit görevlerde her zaman Rıza Nur bulunmuştur.İşte Tüm bunlar onu sıradan alelade bir kişi yapmaktan çıkarır.Ama bu kadar önemli bir adam olan Rıza Nur hakkında Cumhuriyet tarihi boyunca hiç bahsedilmez nedeni de açıktır;

    Beton kemalle diktatör ismetin aksine Rıza Nur İslam a yakındı ama bunun yanı sıra fanatiklik derecesinde Türklük hayranıydı ve bu doğrultuda bir çok çalışmalar yapmıştır ve bu çalışmalar öyle kemalin dediği gibi ”uzaylılar mu kıtasına inmişte orada ilk insan evrilmiş bu ilk insan türk müş tüm insanlıkta türklerden gelmiş hatta ilk dil türkçeymiş” saçmalığı gibi değil mantıklı ve gerçekten bir doktrin oluşturulabilecek bilimsel yaklaşımlara sahiptir Dr.Rıza Nur.

    İşte bu nedenle Türkçüler ve Türk ırkçıları için her ne kadar islami bir tarafı bulunsa da Dr.Rıza Nur Beton Kemal kadar önemlidir.Hatta GerçekTürk ırkçıları beton kemalle Rıza Nur u kıyaslamayı sevmez ama illa da kıyasla derseniz Rıza Nur u beton kemalin 1 adım önüne geçirecek kadar önemlidir bu Rıza Nur.

    Cumhuriyetin İlanı ve 1925 ten sonra kemalin iktidarı tamamen ele geçirmesi ve istediği gibi kimseye danışmadan kafasına göre davranmasıyla bir çok önemli şahısla arası açıldı.
    Bu normaldi.Sonuçta politika bu siyaset bu.Hele ki fikir çeşitliliğinden ve demokrasiden bahsedip üstüne dediğim dedik davranan beton Kemal e karşı bir muhalefet oluşması kadar doğal bir şey yoktur.Bu da olmuştur ancak Bunların hemen hemen hepsi ‘bir çöplükte 2 horoz olmaz bu çöplüğün horozu benim’ tavrındaki beton kemal tarafından hiçte cumhuriyete demokrasiye düşünce özgürlüğüne ve insan haklarına sığmayacak şekilde ortadan kaldırılmış ve susturulmuştur.Bunların başında gelenlerden biri de Dr.Rıza Nur du.

    Cumhuriyet döneminde inkılap tarihinde Rıza Nur dan bilinçli olarak bahsedilmemiştir detay verilmemiştir.Görüşleri ve çalışmaları karartılmıştır.Dr.Rıza Nur hakkındaki bilgilere açıkça söyleyeyim internet icat olunup bu ülkeye peydah olmasıyla sanal alemin kontrol edilememesi yasak tanımamazlığı sonucunda bağımsız ama belgeli kaynaklar sayesinde haberimiz olmuştur.Chp zihniyeti ve derin devletin sansürü internete sökmemiştir.Şimdi İnternetten kemalist cumhuriyet ansiklopedilerinde ve medyasında asla bulamayacağınız Rıza Nur hakkındaki kaynaklı kanıtlı bir çok belgeyi bilgiyi bulabilirsiniz.

    Buradan En önemli bilgi Dr.Rıza Nur un anılarıdır.Bu anılarında beton kemal ve daha başka bazı kilit şahısların gerek geçmişi gerek asıl düşünceleri gerekse özel yaşamlarıyla ilgili sansasyon yaratacak bilgiler bulunmaktadır.Tabii tüm bunlar doğru olup olmamasına bakılmaksızın kemalist rejim tarafından sansürlenmiştir yıllar boyunca.

    Sansürlemenin yanı sıra sonuçta Dr.Rıza Nur önemli bir şahsiyetti adı bazen konuşmalarda geçer atıf yapılabilirdi.Hemen muhaliflere her daim yapıldığı gibi klişe iftiralar devreye konuldu.Ne bunlar?çok basit hepiniz bilirsiniz zaten standart iftira kelimelerini; ”ingiliz ajanı” ”şizofrenik deli” ”oğlancı”…vb.

    işin ilginci cumhuriyet tarihi boyunca o sözde laikçi demokratik cumhuriyet sevdalısı insancıl olduğunu söyleyen kemalist chp rejimi,beton kemal ne zaman eleştirilse o eleştirmen ya ağır şizofren bir deli,ya ingiliz uşağı yada cinsel sapkınlıklara sahip bir münzevi olur otomatikman.

    işin ilginci ise Rıza Nur anılarında tarih saat kaynak vererek aslında kimin ”ingiliz uşağı” ve ”ağır şizofrenik bir vaka” ve hatta ”oğlancı” olduğuna dair bazı ilginç ve tarihsel kronoloji olarak tutarlı bilgiler verir.

    Ha bu iddialar bilgiler ne kadar gerçektir tartışılır ama uygulanan sansür ve durumun vahamet derecesinde ilginçliği bile başlı başına okunması bilinmesi gereken bir şeydir.

      • @belgelerlegercektarih rica ederim.Uyarınızı dikkate alacağım.Yalnız benim mesela ”beton kemal” tabirim özel şahısları ifade etmez.Bunu da bu vesileyle söyleyeyim.”beton kemal” ifadesi birden çok şahsın yada bir şahsın kaynağı olduğu olaylar zinciriyle meydana gelen bir zihniyeti ifade eder.Biz Mustafa Kemal i kemalistlerin aksine fani görmekteyiz.Her faninin yanlışları doğruları vardır.Bir inancı ve bu doğrultuda bir yaşamı ve sınavı olur.Bu insanlar bu yaşamlarını tamamlamıştır öbür tarafa göçmüştür bunun artık hesaplaşmasını Allah yapar bizim zaten böyle bir intikam yada hesaplaşma amacımız hatta gücümüz de yoktur.Bu İslama da uymaz.Çünkü bizde faniyiz bizimde günahımız ve sevabımız vardır ve biz sadece Allah a hesap veririz.Kısaca biz ”Beton Kemal”derken bize halen daha etki eden bir zihniyeti icraatleriyle davranışlarıyla eleştirmiş oluyoruz.Bu da bizim en doğal hakkımız.Bu bizim tarihimiz ise geçmişi eleştirmek sorgulamak, olan bilgilerimizi paylaşmak asıl modern gelişmiş insan ve devletin yapması gereken şeydir.Zaten bu ülkedeki en büyük sorun da bu.Ben asyada avrupada bir çok ülkeye gittim.Şu zamanda bakın,nerede geri kalmış ülke varsa öldüğü halde hala daha konuşan cezalandıran mükafatlandıran putlaştırılmış heykelleştirilmiş cesetlerin yönettiği ülkelerdir.Bunlardan biriside Türkiye ve ben ”beton kemal” derken bunu eleştiriyorum.şahısları değil.Ben 2016 da yaşıyorum 1930 da yaşamış bir adam benim yaşamımı düşüncelerimi dünya görüşümü belirleyemez.Mesela ben de 2500 de yaşayan adamın vizyonunu yaşam biçimini düşüncelerini belirleyemem.Öyle olursa asıl gericilik bu olur.Mustafa Kemal öldü ve bitti.Yaptığı iyi şeyler olabilir.kötü şeyler olabilir.Mustafa kemal öldüyse neden bugünde mesela neden Mustafa kemal den daha iyi bir lider gelmesin.hatta gelmesi gerekmez mi?Ama bakıyorum geri kalmış ülkelerde olduğu gibi bir adam sivrildi mi hemen Mustafa Kemalle kıyaslanıp küçümsenerek alaşağı ediliyor.”Mustafa kemal geçti bu ülkeden sende kim oluyorsun” zihniyeti ile bu ülke daha ne kadar ilerleyebilir ki.?işte ”beton kemal” derken benim kastettiğim eleştirdiğim bu taşlaşmış beyinler ve betonlaşmış kalplerdir.İşte Bunlar evrensel gerçekler ama hala daha bu ülkede kemalizm gibi saçmalıklar var ve bu ülkede bu nedenle batmaktadır.Bir icraat yapmışsanız eleştiri beraberinde gelir bu herkes için geçerlidir.Mustafa Kemal içinde.Senin içinde benim içinde geçerli bu.

        Rıza Nur ile ilgili birkaç bir şey daha yazıp bu yorumumu da değerlendirmek isterim ki sırf ”beton kemal” açıklamasıyla kısıtlı kalmasın.

        Rıza Nur un sırf şu lafı onun kemalist hücumuna uğramasına neden olmuştur;

        ”Lozan, Türk zaferinin bedeli değildir. Eksiktir, noksandır, kusurludur. Oluk gibi akan Türk kanı ve zafere bağlanan Türk ümidinin karşılığı olmamıştır. İsmet’e beş on defa söyledim: “Bu muahedeyi yaptık. Bunda türlü gayeler vardır. Muahedenin tatbikatının bu gayelere doğru fiilen yürütülebilmesi için “muahedenin tatbikatı komisyonu” diye bir komisyon yap. Bir de bu gayeleri gizli olarak yazalım, bu komisyona ver. Başvekil idi, yapardı, yapmadı. Halbuki bir yıl sonra Yunanistan buna benzer bir heyet yaptı.”

        Rıza Nur lozandan büyük hayal kırıklığı duyduğu ortada.Zaten Rıza Nur-kemal arasındaki sürtüşmenin temelinde Lozan vardır.Bunun beraberinde Aşırı türkçü millici olan Rıza Nur Kemal ve ismet in bazı uygulamalarını devlete ve milli değerlere ters bulduğunu da açıkça ortaya koymuş biridir.

        Rıza nur un hatıratı ilginç tartışmaları beraberinde getirir.Çünkü Rıza nur iddialara göre kendi bazı mahrem bilgilerini de itiraf etmektedir.Ancak bunun ne kadar orjinal olduğu tartışmalı.Aynı mevlananın mesnevisi gibi.Bilinçli eklemeler yada tahrifler olduğu söyleniyor .orjinal nüshası sadece İngiltere de bulunuyor.Türkiye de bugün bile bırakın orjinalini sahtesini bile bulundurmanız özellikle ”Atatürkü koruma yasası” ile tatsız davalara maruz kalmanıza neden olabilir.

        Bugün Rıza Nur ve hatıratı dahil eserleri konusunda en kapsamlı araştırma yapan şahıs Kadir mısıroğlu dur ve o bu itiraflarla ilgili doğrulayıcı bir söylemde bulunmamıştır.

        Kadir Mısıroğlu dışında Rıza nur hakkında konuşanların çoğu ise kemalist rejim militanıdır ve ilk yorumumda değindiğim iftiralara kolayca başvurmaktan çekinmezler.

        Diyelim ki Rıza Nur un o itirafları doğru ekleme değil bizzat kendi yazdı ve bu nedenle o belki gerçekten bir şizofren hatta ingiliz ajanı yada oğlancı diyelim.Lozan a kadar bu adam kemalin sağ koluydu.Danışmanıydı.Düşün Lozan a gitmiş kemal in emriyle temsil için kemalin meclisine vekil gösterilmiş seçilmiş bu deli nasıl deliyse artık.Bu adam bunca görevi yaparken normaldi de ne zaman lozanı eleştirdi kemalin siyasetiyle arası açıldı deli manyak sapık hain oluverdi.Eğer sapık hain bir deli idiyse her zaman böyleydi ve kemalin çevresindekilerinde emin olun Rıza Nur dan pek farkı yoktu.Tek farkları kemalin siyasetini asla eleştirmiyor her daim kemale yalaklanıyor olmalarıydı.Bugünde kemalist yığınlar böyle adamlardan ibaret.

        Biz Rıza Nur u şu açıdan ön plana alıyoruz.Rıza Nur un bizim için önemi şu aslında;Rıza Nur bakıldığında bugün İslam karşıtı Türk ırkçılarının duayeni durumundadır.Bunların başını Nihal atsız ı putlaştıran Atsızcılar çeker.Zaten baş sponsorluğu mezar taşına kadar atsızcılardır.Ancak atsızcılar asla taşları birbirine vurmaz çünkü heykeller çatlayabilir.Kemalle Rıza Nur u asla kıyaslamazlar eee ne anladık bu işten?

        Rıza nur un bizim için önemi burada ortaya çıkar.Rıza Nur ne olursa olsun Kemal in o döneminde öyle böyle eleştiri yapabilen nadir insanlardan biriydi.En üst seviyeden bu devlete hizmet vermiş biri olarak bu ünvanda karabekirlerin çakmakların bile sustuğu o dönemde sesini çıkaran belki o seviyede tek isimdir.Bu nedenle önemli.Bugün halen daha sıcaklığını hissettiğimiz halen daha çelişkileriyle kafamızı karıştıran ve kemal karşımızda dursaydı ona sormak istediğimiz soruları en azından az da olsa o dönemde yaşayıp dile getirmiş olmasından ötürü önemlidir Rıza Nur.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s