M. Kemal-Enver Paşa ilişkisi ve Turancılık

M. Kemal-Enver Paşa ilişkisi ve Turancılık

*

Enver Pasa ve M. Kemal

***

M. Kemal’in Enver Paşa hakkındaki suçlamaları:

“(Enver) hesapsızdır, fikir ve kararların nasıl tatbik edileceğini düşünmeyi teferruat sayar; askerlikte genel bakımdan bilgisizdir, çünkü tabur, alay vs. gibi birliklere sıra ile komuta etmeden, en çok Makedonya ile Bingazi’de çete ve aşiret vuruşmalarında bulunduktan sonra sırf siyasal destekle en yüksek makamlara erişmiştir… Bu yüzden Enver, bir tümen veya bir kolorduya herhangi bir hareketi emrettiği vakit, o hareketin yapılabilmesi ve beslenebilmesi için nelerin gerektiğini hiç düşünmezdi ve bu emirleri âdeta bir çavuşa 40-50 kişi ile bir tepeyi tutması emrini verir gibi verirdi. Sarıkamış yıkımı bu biçim kıt anlayıştan doğmuştur.”[1]

Zaten Birinci Dünya Harbi’nde yaşanan hezimetten de Enver Paşa’yı mesul tutuyordu:

“Harbi sevk ve idare edenler, harb-i umumide kendi mevcudiyetimizi unutarak tamamen Almanların esiri olmuşlardır… Bu sebeple idare-i harbte tadad olunamayacak (sayılamayacak) kadar hatalar vardır. Bu hataların mesul-i yeganesi (biricik sorumlusu) Enver Paşa’dır. Enver Paşa’dan başka mesul aramak lazım gelirse, milletin kendisidir. Enver Paşa vefat etmiştir. Onun emriyle hareket eden kumandanları mesul tutmak doğru değildir.”[2]

Gördüğünüz gibi yalnızca Enver Paşa’yı değil, “milleti” de mesul tutuyor. Ancak Enver Paşa’nın emriyle hareket eden kumandanlara (yani kendisine) toz kondurmuyor…

Milleti mesul tutması bir dil sürçmesi falan değildir. Nitekim Fatih Sultan Mehmed Han’ın peşinden giden bu millete “serseri” demişliği bile vardır:

“Yani fatihler, ana unsuru peşine takarak kılıçla fetihler yaparken, kılıç sallarken zaptolunan memleket halkı kazandıkları ayrıcalıklarla sabana yapışıyorlar; toprak üzerinde çalışıyorlardı. Arkadaşlar, kılıç ile fetih yapanlar, sabanla fetih yapanlara yenilmeye ve sonuçta yerlerini bırakmaya mecburdurlar. Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur. Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, kuvvetlenmişler; bizim milletimiz de böyle fatihlerin arkasında serserilik etmiş ve kendi ana yurdunda çalışmamış olmasından dolayı bir gün onlara yenilmiştir.”[3]

Ancak tarihi ya yanlış okumuş ya da çarpıtıyor… Zira Osmanlı devleti durduk yere bir yeri fethetmezdi. Yerli halklara zulmedildiğinde müdahale eder ve halkları korurdu.

16. Yüzyılda Osmanlı’nın prestiji çok yüksekti. Doğu’da olduğu gibi, Batı’da da Osmanlı’nın özellikle de ezilen ve sömürülen sınıflar arasında hayranı çoktu. Ezilen ve sömürülen insanlar, Osmanlı Devleti’nin kendi ülkelerini fethetmesini istiyordu. Bu hamaset değil, hakikattir. Nitekim Ukraynalı yazar A. Krımskiy’e göre, “Balkanlar, Macaristan, Batı Avrupa ve Rusya’da farklı düşünce ve sebeplerden dolayı çok sayıda insan, muhtemel bir Türk istilası tehlikesinden hem korkuyor, hem de açıkça bunu istiyordu.”[4]

*

osmanlini hosgörüsü osmanlinin adaleti gibbons the foundation of ottoman

[6] no’lu dipnot ile alakalı… Tarihçi Gibbons’un kaleme aldığı kitabın ilgili sayfası…

***

Tarihçi Gibbons da bu gerçeği şu sözlerle itiraf eder:

”Balkanlar’daki her halk, komşularından ziyade Osmanlı’nın hakimiyetini tercih etmiştir. Osmanlı’nın hakimiyeti, Macar veya Italyanların hakimiyetinden daha çok tercih edilirdi.”[5]

Aynı kitabın bir başka yerinde ise, “Osmanlılar yeni çağda dinî özgürlük ilkesini temel taşı olarak vazetmiş ilk millettir.” der.[6]

Lakin bu halklar daha sonra Fransız Ihtilaliyle ortaya çıkan milliyetçilikten etkilenmiş ve büyük devletlerin kışkırtmasıyla isyan etmiştir. Burada suçlu olan taraf insanlık yapan Osmanlı değil; nankörlük yapanlardır.

Neyse mevzumuza dönelim…

M. Kemal’in yukarıdaki sözlerinden de anlaşılacağı üzere, Enver Paşa’dan hoşlanmıyordu. Milli Mücadele döneminde Ali Fuat Paşa’ya gönderdiği bir telgrafta, Cemal Paşa ile Enver Paşa’nın arasını açmaya çalıştığı, ancak bu takdirde Cemal Paşa’ya yardım edebileceğini söylediği görülmektedir.[7]

*

ali fuat cebesoy moskova hatiralari m. kemal enver pasa

[7] no’lu dipnot ile alakalı… M. Kemal’in Ali Fuat Paşa’ya gönderdiği telgraf…

***

Enver Paşa’nın Turancı fikirlerine de uzak duruyordu. Ilber Ortaylı, M. Kemal ile Enver Paşa ilişkisi hakkında şunları yazıyor:

“…Anadolu hükümeti (M. Kemal), Rusya’nın Müslüman topraklarında faaliyet göstermek isteyen ve bunda kısmen başarılı olabilen Enver Paşa’ya karşı onaylayıcı davranmadı…”[8]

Yani M. Kemal, Orta Asya Türklerinin özgürlüğü için mücadele veren Enver Paşa’ya yardımcı olmadı. Dolayısıyla M. Kemal’in Turancı olduğunu ve bir Türk Birliği kurmak istediğini söylemek mümkün değildir…

Alman “Weltbild” yayınlarından çıkan 2 cildlik “Islam” tarihinin 2. cildinin 150. sayfasında, M.Kemal’in Pantürkizm yani Türk Birliği için hiçbir harekette bulunmadığı, 149. sayfada ise Harf inkılabı ile Türk gençliğini “Osmanlı Kültür Mirası”ndan uzak tutmaya çalıştığı belirtilir.[9]

Bu konunun uzmanı Günay Göksu Özdoğan ise şunları yazar:

“Türkiye Cumhuriyeti ulusal devletinin kuruluşuyla ülkeyi yöneten Kemalist kadro tarafından Pantürkçülük tamamen reddedildiği gibi devletin resmî ideolojisi olarak yaygınlaştırılmaya çalışılan Kemalist Türk ulusçuluğu da Türkçü görüş ve örgütlenmeleri siyaset dışına itti.”[10]

M. Kemal’in temel dış politika ilkelerini 14 başlık altında toplayan siyaset bilimci Hüner Tuncer, M. Kemal’in Pan-Islam, Pan-Türk ve Turancılık hareketlerine iltifat etmediğini belirtir.[11]

Murat Kılıç, M. Kemal’in milliyetçilik anlayışını gayet açık bir şekilde hülasa etmiş:

“Cumhuriyet yönetimi bu harekete olumsuz baksa da cumhuriyetin ilk yıllarında Pantürkist hareketlerin tamamen yokluğundan da söz edilemez. Bu dönemde pantürkist harekete mensup bazı kişiler Türk ocakları bünyesinde faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Türk Ocakları her ne kadar 1924 kongresinde esas amacının Türk kültürü koruma ve cumhuriyet inkılâplarını savunma ve Cumhuriyet Halk Fırkası ile işbirliği olduğunu belirterek CHF (CHP) çizgisinde bir milliyetçilik anlayışına doğru yönelmişse de, Turancılığı benimseyenler için ortak bir platform olma işlevini devam ettiriyordu. Bunun farkında olan tek parti yönetiminin müdahalesi ile Türk Ocaklarının etkinlik alanının ancak Türkiye sınırları içinde olması gerektiğine dair bir tüzük değişikliği yapıldı. Ancak bu pantürkist taleplerin önüne geçemeyince Türk Ocakları 1931 Martında tamamen kapatıldı.”[12]

Prof. Dr. Erel Tellal ise “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin “Dış Türklerle ilgilenmiyorum” manasına geldiğini ifade eder:

“Türkiye yeni siyasal yapısını kurarken iki etkenden özenle soğuk durdu: Komünizm ve politize olmuş Islam dini. Birincisinden uzak durma çabaları çerçevesinde gerçekleştirilen 1923 ve 1929 komünist tutuklamaları, SSCB’de olumsuz tepkilere yol açtı. Buna karşılık, statükocu ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesi ‘Dış Türklerle, bu arada SSCB’deki Türklerle de ilgilenmiyorum’ anlamına geldiği için ilişkileri düzgün tuttu.”[13]

Prof. Dr. Çağlar Keyder, “Türkiye’de Devlet ve Sınıflar” isimli eserinde; “Doğu’daki Türki halkları etrafında toplamayı amaçlayan Turancılık, Sovyetler Birliği’yle yapılan antlaşmayla son bulmuştu.”[14] der. Keyder, aynı eserin 253. sayfasında, Kemalistlerin, Turancılık kalıntılarını reddedip cezalandırdığını belirtir.

Şimdi bazıları hemen Ziya Gökalp kartını oynamaya kalkacaktır, fakat M. Kemal’in Turancı Ziya Gökalp’e karşı da bir hayranlığı olduğu söylenemez. Her ikisini de tanıyan bir aydın bu hususta şöyle diyor:

“Gazi M. Kemal’in Gökalp’a karşı; ihtimal ki Gökalp’ın Ittihatçılık bağlantısı ve Enver Paşa hayranlığı ile Turancılık çabaları dolayısıyle, fazla bir ilgisi görülmemiştir. Özel konuşmaları sırasında Gökalp hakkındaki görüşlerinin de hayranlık ifade etmediği anlaşılmaktadır.”[15]

Ilber Ortaylı da aynı kanaattedir; “(Kemalist) inkılablarımızda Ziya Bey’in (Gökalp) rolünü büyütmek doğru değildir.”[16]

Meşhur Türkçü Turancı Zeki Velidi Togan’ın, Turancılığa taraftar olmayan M. Kemal yüzünden 1932’de Türkiye’yi terk ettiği ve M. Kemal’in ölümünden hemen sonra tekrar yurda döndüğü biliniyor.

Uzun lafın kısası M. Kemal Turancı falan değildir, zaten Bozkurt destanıyla da alay etmiş biridir.[17] Enver Paşa ile M. Kemal’in aynı yolun yolcuları olduğunu sanmak büyük bir gaflettir. O dönemin Türkçü’leri bile cumhuriyetçi değildiler. Bunu M. Kemal’in kalemşörü Falih Rıfkı hatıralarında samimi bir şekilde anlatır:

“Müslümanlıkta din ile dünyanın birbirinden ayrılmıyacağını iddia eden hocalar, Halifenin Padişah da olması lazım geldiği fikrinden caymamışlardır. Muhafazakar Osmanlı ve sağ temayüllü Türk’çüler de hala meşrutiyetçidirler. M. Kemal hilafeti padişahlıktan ayırmakla ve devlet merkezini Ankara’ya nakletmekle bütün hüküm ve nüfuzu kendi şahsında toplamak isteyen bir zorlama yapmıştır.”[18] 

 

Atay, aynı eserin bir başka yerinde ise şöyle der:

“Ileri Türk’çüler, dedim. (Batıcı demek istiyor: K.Çandarlıoğlu) Gerileri de vardır. Içlerinden Tanzimatçı ve gelenekçidirler. Bunlar köklere kadar inen inkılap kararlarını sevmiyeceklerdir. Çoğu saltanatın kaldırılışını hazmetmemişlerdir. Bir kısmı hilafetin kaldırılmasından memnun olmıyacaklardır. Fakat hiç biri yeni yazı ve dile, Türk milletini gerçek kültür hürriyetine (!) kavuşturucu inkılaplara kadar bizimle beraber kalmıyacaklar, M. Kemal’den de ayrılmayacaklardır. Bunlar ‘Kerhen’ (istemeyerek) Kemalisttirler. Şimdi de aynı kimseleri Türk’çülük devrindeki geri cereyanlara saplanmış olarak görmekteyiz.”[19]

Demek ki neymiş, gerçek Milliyetçiler, Kemalci ve Cumhuriyetçi değil; Meşrutiyetçi imişler… Dolayısıyla Milliyetçilerle M. Kemal aynı safta olamaz. Enver Paşa ile M. Kemal de aynı safta olamaz.

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

 

[1] M. Kemal, Eskişehir-Izmit Konuşmaları (1923), sayfa 86.

[2] Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk, Hayatı ve Eseri, Atatürk Kültür ve Tarih Yüksek Kurumu, Ankara 1990, cild 1, sayfa 55, 56.

[3] Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Atatürk’ün Söylev ve Demeçeri I-III, Bugünkü dille yayına hazırlayanlar: Prof.Dr. Ali Sevim, Prof.Dr. M.Akif Tural, Prof.Dr. Izzet Öztoprak, Türkiye Iktisat Kongresi’ni Açış Söylevi Izmir 17 Şubat 1923.

[4] A. Krımskiy, “O Turkofilstve Evropı i Moskovskoy Rusi XVI Veka”, Istoriya Turtsii i Eye Literaturı, Moskva 1910, sayfa 151. Türkçesi: “Türkiye’nin Tarihi ve Literatürü.”

[5] H. A.Gibbons, The Foundation of Ottoman Empire, Clarendon Press, Oxford 1916, sayfa 133.

[6] H. A. Gibbons, The Foundation of Ottoman Empire, Clarendon Press, Oxford 1916, sayfa 81.

Daha fazla malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/12/seriat-ile-yonetilen-osmanlinin-gayr-i-muslimlere-hosgorusu/

[7] Ali Fuat Cebesoy, Moskova Hatıraları, (Yayına Hazırlayan: Osman Selim Kocahanoğlu), Temel Yayınları, Istanbul 2002, sayfa 309.

[8] Ilber Ortaylı, G.M.K. Atatürk, Kronik Yayınları, Istanbul 2018, sayfa 78. (Bu kitapta maalesef tarihi hakikatlere aykırı yorumlar, kaynaksız iddialar ve usandırıcı tekrarlar mevcuttur.)

[9] Weltgeschichte, Der Islam, Die Islamischen Reiche nach dem Fall von Konstantinopel, cild 2, Weltbild Yayınları, 1998, sayfa 149, 150, (Bölümün yazarı: Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Stanford Shaw.)

[10] Günay Göksu Özdoğan, “Dünyada ve Türkiye’de Turancılık,” (Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Milliyetçilik, cild 4) içinde, 3. Baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul 2008, sayfa 398.

[11] Hüner Tuncer, Atatürkçü Dış Politika, 2. Baskı, Kaynak Yayınları, Istanbul 2011, sayfa 23.

[12] Murat Kılıç, Erken Cumhuriyet Dönemi Türk Milliyetçiliğinin Tipolojisi, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, sayı 16, Aralık 2007, sayfa 133, 134.

[13] Erel Tellal, “1923-1939 SSCB’yle İlişkiler”, Baskın Oran, ed., Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, 15. Baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul 2009, cild 1, sayfa 314.

[14] Çağlar Keyder, Türkiye’de Devlet ve Sınıflar, Iletişim Yayınları, 19. Baskı, Istanbul 2014, sayfa 94, 253.

[15] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam: M. Kemal, 1922-1938, cild 3, Remzi Kitabevi, Istanbul 1988, sayfa 175, 176.

[16] Ilber Ortaylı, G.M.K. Atatürk, Kronik Yayınları, Istanbul 2018, sayfa 79. (Bu kitapta maalesef tarihi hakikatlere aykırı yorumlar, kaynaksız iddialar ve usandırıcı tekrarlar mevcuttur.)

[17] M. Kemal’in Bozkurt destanıyla alay ettiğine dair yazı için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/08/19/m-kemal-ataturk-bozkurt-armasiyla-alay-etti-mi/

[18] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, cild 2, Dünya Yayınları, Istanbul 1958, sayfa 317. (Sansürsüz baskı).

[19] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, cild 1, Dünya Yayınları, Istanbul 1958, sayfa 258. (Sansürsüz baskı).

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

Reklamlar

2 Comments »

  1. 2007 nin kasım aralık aylarıydı. tuzlada sanayide çalışırken türkmenistanlı bekir ile arkadaş olduk. dini konularda inancı sünni islamdandı. siyasi konularda asla türkiye türkü gibi değildi. çok ileri derecede ruscuydu. onların göbeği kimi yerde 150 kimi yerde 300- kimi yerdede450 yıldır rusyaya bağlı. öyle olmasa1. ve 2. dünya savaşlarında almanya ruslara saldırdığı zaman fırsat bulmuşken rusa isyan ederlerdi. rus hesabına savaşıp öldüler öldürdüler. rusçu olmasalar orta asya türkleri sarıkamış ve galiçyada bizimle savaşmazlardı. savaşıp askerlerimizi şehit eden maalesef onlardı. 20. yüzyıl turancılık için çok geç kalınmış bir girişimdir. ruslar bu kadar güçlü iken onların bizimle askeri ittifak yapması oraların toplu katliama uğraması demek onlarda biliyor bunu. genel kurmayımız 1915 teki turancılık hareketi olan orta asya türkleriyle birleşme çabalarını hayallerle gerçekler farklı diye açıklamıştı. maalesef durum tamda böyleydi.
    ergenekon destanı yani türklüğün yok olacakken kurttan türediği masalı türklüğü aşağılayan bir deli saçmasıdır.bu saçmalığın bozkurt ile türklüğe sembol olmasıda hoş değil. mustafa kemal bozkurtçu olmamakla doğru yapmış. ama islamıda sevmediğinden islami bir sembolde seçmemiş başta doğduğu topraklar olan yunan kültürü olmak üzre hristiyan batıda ne varsa medeniyetleşme(masalı) adına dayamış bize.

  2. youtubede yorumlara bakıyorum birisi yazmış islama en büyük zararı veren kişidir diye. işin doğrusuu hep düşmanlara çalıştı. batı bizi onun eliyle cezalandırdı. internette onbinlerce açık belge var neyin ne olduğunuanlaştıracak. hala dindar atatürk yalanlarına sarılıp savunan münafıklar sürüsü var.
    deccal çıktığı zaman alnında kafiri billah yazacak. çok büyük bir kitle onun islamın savunucusu olduğunu savunup islamın kurtarıcısı diye sunacaklar. gerçek müslümanlar asla yemiyecek bu numaraları. kafa kağıdı müslümanları hep aldanıp küfrün peşinden gidecek.
    atanın ne olduğunu anlamak o kadar kolayki. ona laf söylendi diye peygambere dine kitaba sövenler var ya onlara bak herşeyi gör.o gavurlar arada oynayıp müslümanları kandıranlardan çok daha dürüst. hiç değilse maske takmıyorlar, ne mal oldukları belli.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s