M. Kemal Atatürk’ün Ingilizlerle imzaladığı Osmanlı ve Hilafeti Yıkma ve Halkı dinsizleştirme Antlaşması!

M. Kemal Atatürk’ün Ingilizlerle imzaladığı Osmanlı ve Hilafeti Yıkma ve Halkı dinsizleştirme Antlaşması!

*

ohrili kemal, kemal ohri, m. kemal atatürk hilafet, halifeligin kaldirilmasi, m. kemal ingiliz iliskisi, ingiliz ajani, lozan ingiliz gizli maddeleri

Ohrili Kemal Bey, Çanakkale Savaşı sırasında karşı cephede gözü bağlı halde…

***

Kemal Ohri, 1947 yılında Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye göndermiş olduğu mektubunda Lozan Antlaşması öncesi hilafet ve saltanatı kaldıran Türk-Ingiliz Gizli Antlaşması’nın[1] hala yürürlükte olduğunu kendisine hatırlatmakta, antlaşmaya imza atan kişi olarak kendisine bu antlaşmanın Ingiltere ile anlaşarak yine kendisi tarafından feshedilmesini teklif etmiştir.

Lozan Antlaşması öncesi imzalanan ancak Lozan Antlaşması’na rağmen geçerli olan ve 1947 yılına kadar da geçerliliği devam etmiş gözüken ve pek muhtemeldir ki hala da yürürlükte bulunan; bir milletin edebini, terbiyesini, inanç ve maneviyatını olduğu kadar hilafet gibi önemli bir makamı-meseleyi alakadar etmek suretiyle ülkesinin ve devletinin siyasi istikbalini de yakından ilgilendiren ve hatta ilgilendirmekten ziyade ona kesin bir surette biçim veren söz konusu gizli antlaşma bugün hala geçerli midir diye ilgililere sormak herhalde çok tabii bir vatandaşlık hakkı olsa gerekir.

***

Bu belge hakkında iki makaleye yer vereceğiz. Bu makalelerden biri, Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, diğeri ise Prof. Dr. Cemil Koçak’a aiddir.

Sözü evvela Prof. Dr. Metin Hülagü’ya bırakıyoruz:

Geçenlerde basında bir iddia yer aldı. Iddia o ki 2024 yılında hilafeti tekrar getirmek için referandum yapılacakmış!

Eğer bilginin kaynağı derinlerden gelmiyorsa yapılan bu iddialı açıklama sadece bir varsayım, yorum yahut bir algı operasyonu olarak değerlendirilebilir.

Iddianın doğruluğu bir tarafa konusu dikkat çekiciydi: Hilafet; yani Batı’nın korkulu rüyası.

Iddia ve hilafet kelimeleri yan yana gelince aklım birden Cumhuriyet’in ilk yıllarına gitti…

Kemal Ohri’yi ve onun, devrin Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye, Cumhuriyet’in çeyrek yaşını henüz doldurduğu yıllarda yazmış olduğu rapor-mektubu hatırladım….

*

ohrili kemal, kemal ohri, m. kemal atatürk hilafet, halifeligin kaldirilmasi, m. kemal ingiliz iliskisi, ingiliz ajani, lozan ingiliz gizli maddeleri hilafet halki dinsizlestirme

***

Mektup, Lozan Antlaşması öncesi Cumhuriyet’e kurban edilen Hilafet’ten bahsetmekteydi.

1957 yılında vefat etmiş olan Ohrili Kemal Beyin hayatına dair bilgiler oldukça sınırlıdır. Ancak yaptığı görevler, meşguliyetleri ve bulunduğu yerler dikkate alındığında onun, yabancı kaynakların da ifade ettiği üzere, hiç de sıradan biri olmadığı aşikârdır.

Kemal Bey, soyadından da belli, Ohri doğumludur. Balkanların çocuğudur.

Tabii olarak Ohrili Kemal diye tanınmıştır.

Ohrili Kemal, Mustafa Kemal’in sınıf arkadaşıdır.

Atatürk ile 3 yıl aynı sıralarda, Erkan-ı Harbiye’de beraber okumuştur.

Erkan-ı Harbiye’den Mustafa Kemal ile aynı yıl mezun olmuştur.

1910 yılında Osmanlı Hükümeti tarafından tahsil için Almanya’ya gönderilenler arasında yer almıştır.

Ohrili Kemal Ismet Inönü’nün de arkadaşıdır.

Ismet Inönü ile amir-memur ilişkisi içinde olmuştur. Bu ilişki daha sonraları yakın bir dostluğa dönüşmüştür.

Ohrili Kemal Çanakkale cephesinde Kurmay Heyeti içinde yer aldı. 3. Kolordu Harekât Şube Müdürlüğü görevinde bulundu. Daha sonraları ise Kuzey Grubu Karargâh Kurmayı oldu.

19 Mayıs 1915’te Arıburnu’nda 2. Tümen’e mensup çok sayıda asker şehit olunca Ohrili Kemal, 22 Mayıs 1915’te 3. Kolordu Harekât Şube Müdürü olarak Arıburnu’nda Anzak karargâhında Yzb. Auberi Herbert ile yaptığı görüşmeler neticesinde 24 Mayıs 1915’te geçerli olan kısa süreli bir mütareke yapılmasını sağladı. Anzak siperleri önünde şehit düşen 3000 kadar Türk askerinin defin işleri bu mütareke neticesi ancak mümkün olabildi.

ohrili kemal, kemal ohri, m. kemal atatürk hilafet, halifeligin kaldirilmasi, m. kemal ingiliz iliskisi, ingiliz ajani, lozan ingiliz gizli maddeleri hilafet halki dinsizlestirme 2

***

HILAFET’I CUMHURIYET’E KURBAN EDEN GIZLI ANTLAŞMA

Yukarıda giriş sadedinde verdiğimiz bilgilerden sonra Kemal Ohri ile ilgili üzerinde durmak istediğimiz asıl husus onun 1924’te Hilafet’in ilgası ve dini eğitimin Türkiye’de yasaklanması konuları ile alakalı olup Ingiltere ile Türkiye arasında imzalanmış olduğunu belirttiği gizli antlaşma ve kaleme aldığı mektubudur.

Onun 28 Şubat 1947’de Isviçre’nin Cenevre kentinden Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye göndermiş olduğu mektubu yakın dönem siyasi tarihimize ışık tutması ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki uygulamaların ne kadar milli yahut yerli olduğunu, ne kadarının öz irademizle alındığını ve ne kadarının zorlamalar, mecburiyetler ve kamuflelerle tatbik alanına konulduğunu göstermesi bakımlarından hakikaten ibretliktir.

Her nasılsa “Sakıt Hanedan Azasından Kemal Ohri’nin Ismet Inönü’ye Mektubu” ana başlığı ile Cumhuriyet Arşivi kayıtlarına geçmiş olup araştırmacılara açık halde bulunan söz konusu mektup Ohrili Kemal’in Cenevre’de Segy pansiyonunda kaldığı sıralarda daktilo edildikten sonra postaya verilmiştir.

Aslında bir tür analiz-rapor denilebilecek olan mektup toplamda 11 sayfadan meydana gelmekte olup Ohrili Kemal’in kendi şahsi meselelerini de içermektedir. Ancak mektubun esas yazılış amacı Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye istihbari bilgiler vermek ve siyasi önerilerde bulunmak olmuştur.

Mektubun doğrudan doğruya dönemin Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye hitap ediyor olması Ohri ile Inönü arasındaki ilişki ve yakınlığı göstermesi bakımından da dikkat çekicidir.

Mektup muhtevası itibariyle ve kısa ifadelerle, Osmanlı Devleti’nin savaşa girme şekli; Ittihat ve Terakki liderlerinin yanlış politikası; Ingiltere’nin hilafet siyaseti; hilafetin kaldırılmasını öngören Ingiltere ile imzalanan gizli antlaşma; o günkü genel siyasi şartlar; hilafetin kaldırılması sonrası Islam dünyasının Türkiye ve Ingiltere’ye bakışı; Ingiltere’nin hilafeti yeniden getirme arayışları ve sair konulardan oluşmakta ve ayrıca kişisel bilgi ve birikimler ışığında genel bir değerlendirme ile birlikte Ismet Inönü’ye yapılan bir kısım önerileri kapsamaktadır.

Yukarıda kısaca muhtevasından bahsettiğimiz Kemal Ohri’nin Cumhurbaşkanı Ismet Paşa’ya 1947 yılında göndermiş olduğu rapor-mektup Türkiye ile Ingiltere arasındaki daha Lozan Antlaşması öncesinde imzalanmış olduğu belirtilen gizli bir antlaşmanın varlığından söz etmesi bakımından son derece önemlidir. Fakat bu gizli antlaşmanın tam olarak hangi konuları kapsadığından bütünüyle söz edilmemiş olması ise bir eksikliktir. Ancak antlaşmanın Hilafet ve Saltanat’ın ilgası ile Türkiye’de Dini Eğitimin yasaklanması konularını içermekte olduğu ve Lozan Antlaşması öncesi imzalanmış bulunduğu mektupta açıkça ifade edilmiştir.

Kemal Ohri’nin antlaşmaya dair tafsilatlı bilgi vermemesinin nedeni, öyle anlaşılmaktadır ki, antlaşmanın gizliliği bir tarafa, gerek Ismet Inönü’nün gerekse daha başkalarının zaten konuya hem önceden beri vakıf olmaları hem de konunun zaman zaman bir kısım teklifler nedeni ile gündeme gelmiş olmasından kaynaklanmış gözükmektedir.

Hal böyle olmakla birlikte mektupta geçen ifadeler dikkatlice okunduğunda söz konusu antlaşmanın mahiyet ve neden imzalanmış olduğuna dair kesin bilgi olarak ortaya çıkan hususları şu şekilde sıralamak mümkündür:

-Türkiye ile Ingiltere arasında yapılmış gizli bir anlaşma mevcuttur.
-Antlaşma toplamda 4 maddeden oluşmaktadır.
-Sözü edilen gizli anlaşma Lozan Antlaşması (1923) öncesinde imzalanmıştır.
-Antlaşmayı Ismet Inönü imzalamıştır.
-Gizli antlaşma Lozan Antlaşması’na rağmen geçerliliğini korumuştur.
-Gizli antlaşma 1947 yılında hala geçerli durumdadır.
-Gizli antlaşmanın içeriği hilafet ve saltanatın kaldırılmasını kapsamaktadır.
-Gizli antlaşma Türkiye’deki Dini Eğitim Yasağını da içermektedir.
Lozan Antlaşması Hilafet ve Saltanat’ı kaldırma sözü verilmesi neticesinde ancak imzalanabilmiştir.
Hilafet ve Saltanat ilga edilmeden barış yapılamamıştır.
-Antlaşmanın Ingiltere ile birlikte ilga edilmesi Türkiye Cumhurbaşkanı’na defalarca teklif edilmişse de Ingiltere’yi kızdırmamak adına bu teklifler dikkate alınmamıştır.

Kemal Ohri söz konusu antlaşmanın imzalanma gerekçesini Ittihat ve Terakki idarecilerinin Birinci Dünya Savaşı’nın neticesi itibariyle Osmanlı Devleti’nin tamamıyla çökmesine sebebiyet vermesinden korkarak ve toptan harp diyerek yanlış bir adımla ve gereksiz yere Cihad-ı Mukaddes ilanında bulunmaları ve dolayısıyla Ingiltere’yi hilafetin kaldırılmasını gerçekleştirme şeklindeki eski kararında teşvik ve tahrik etmeleri ve nihayet harbin sonunda, Türkiye’nin istilaya uğratılması ve barış yapılabilmesini mümkün hale getirebilmek adına Hilafet ve Saltanat’ın kaçınılmaz olarak ilgası yoluna gidilmiş olduğu şeklinde açıklamaktadır.

Mektupta üzerinde durulan bir diğer husus ise o günlerde Ingiliz siyasilerinin hilafeti yeniden uygulamaya sokma düşüncesi içerisinde oldukları bilgisidir.

Bu konuya kısaca işaret eden Ohrili, hilafetin başka bir devletin veya gücün eline geçmesinin kesinlikle Türkiye’nin çıkarlarına aykırı olacağını ve şayet hilafet yeniden ilan edilecekse bunun yeri, eskiden olduğu gibi yine Türkiye olmalıdır, demektedir. Hilafetin başka bir yerde ve tarzda uygulanması ise kesinlikle “caiz değildir” diye belirtmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından hilafetin ilga edilmesi kararının alınmış olmasının gerek Türk halkı gerekse Islam dünyası nezdinde huzursuzluğa sebebiyet verdiğini de belirten Ohrili, Hilafet ve Saltanat’ın ilgasının ve Türkiye’de dini eğitimin yasaklanmasının gerisindeki etkin gücün Ingiltere olduğu şeklindeki halktaki kanaatin Islam dünyasında da geçerli bir kanaat olduğunu ve bu durumun Türk-Ingiliz ittifakına zarar verdiğini söylemekte, Ingiltere’nin hilafet sistemini başka bir ülkede yeniden hayata geçirmeye kalkışmasının müttefiklik kurallarına uygun bir siyasi hareket olmayacağı gibi Türkiye’nin menfaatlerine de kesinlikle zarar vereceği fikrini izah etmeye çalışmıştır.

Ohrili, Ingiltere’nin hilafeti başka bir coğrafyada uygulamaya koyması halinde Türkiye’nin bundan ciddi derecede zarar göreceğini dile getirdikten sonra Türkiye ile Ingiltere arasında var olan gizli antlaşmanın varlığına değinmekte ve iki devlet arasında yapılan gizli bir antlaşma neticesi ilga edilen hilafet makamının siyasi ve dini temsilinin esasen Büyük Millet Meclisi’ne bırakılmış olduğu hususuna da vurgu yapmaktadır.

Mektupta ayrıca Türkiye’de Cumhuriyet’e geçişle birlikte yasaklama getirilen dini terbiyenin Mustafa Kemal tarafından geçici bir süre için düşünüldüğüne yine Mustafa Kemal’in siyasi uygulamaları ve konuşmalarından örnek vermekte ve bu yasağın biran evvel sona erdirilerek dini terbiyenin başlatılmasının doğru olacağını belirtmektedir. (Geçici bir süre için düşünüldüğüne dair bu iddia, Inönü’yü ikna etmek için ortaya atılmış olsa gerek: Kadir Çandarlıoğlu)

Kemal Ohri’nin Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye nihai önerisi ise Lozan Antlaşması öncesinde Ingiltere ile imzalanmış olan gizli antlaşma neticesi ilga edilen ancak mevcudiyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsına bırakılmış bulunan Hilafet’in, söz konusu gizli antlaşma feshedilmek suretiyle Hilafet’in Türkiye’nin çıkarları adına yeniden uygulamaya konmasının Türkiye için son derece faydalı olacağı fikridir.

Kemal Ohri’nin rapor-mektubunda vermiş olduğu istihbari bilginin doğru olup olmadığını tespit anlamında 1940’lı yılların siyasi gelişmelerine ve Islam dünyasının o dönemki dini temsil ve uygulama noktasında içinde bulunduğu hale bakmak gerekmektedir.

Ancak o devrin hilafet noktasında siyasi durumuna bakmadan evvel, Ohri’nin beyanlarını destekler manada, yine Ohri’nin mektubundan iktibasla, Mustafa Kemal’in 1923 Izmir harp oyunlarından sonra yaptığı konuşmasındaki “Büyük bir dostluğun yeniden kurulması, sulhun teessüsü (gerçekleştirilmesi) makam-ı hilafetin ilgasına menuttur (hilafet makamının kaldırılmasına bağlıdır).” ifadesini burada zikretmek gizli antlaşma konusuna açıklık getirmesi bakımından doğru olacaktır.

Hilafet 1924 Martında Türkiye’de kaldırıldıktan sonra başta Hint Müslümanları olmak üzere Islam dünyasında ciddi bir şaşkınlık yaşanmıştı. Milli Mücadele yıllarında Islam dünyası ile olan işbirlikleri ve Şeyh Senusi gibi dini liderlerin Anadolu ve Ortadoğu’da propaganda faaliyeti içerisinde olmalarının sağlanması; Anadolu’da Islam ve Hilafet Kongrelerinin düzenlenmesi; Yavuz Sultan Selim’e atıfla kanımızın son damlasına kadar Islam’ın savunucusu olacağız söylemleri ve verilen savaşın hilafet için, halife için, hilafet merkezi Istanbul için olduğunun dağıtılan beyannamelerde belirtilmesi Islam dünyasının Milli Mücadele hareketine maddi, manevi ve siyasi bakımlardan destek vermesini sağlamıştı. Ancak bütün bu ve benzeri söylem ve eylemlerden sonra 1924’te hilafetin ilgası Islam dünyasında büyük bir şok ve akabinde ciddi bir travmanın yaşanmasına sebebiyet vermiştir.

Hilafet makamını, bazı itirazlar söz konusu olsa da, Islami idarenin vazgeçilmez unsuru olarak gören Islam ulemasının girişimleri ile önce 1924’te Mekke’de, hemen sonrasında 1926’da Kahire’de ve en nihayet 1931’de Kudüs’te Islam dünyasının muhtelif coğrafyalarından gelen temsilcilerin katılımları ile tertiplenen Hilafet Kongreleri izlemiştir.

Ankara, her birisinin ayrı bir hikâyesi olan bu kongrelerin hiç birisine sıcak bakmadığı gibi bazılarında temsilci bulundurmakla birlikte menfi bir tavır takınmayı benimsemiştir.

Hilafet, Kemal Ohri’nin mektubunda da belirttiği üzere 1940’lı yıllarda Ingiliz siyasilerinin gündeminde canlı ve de sıcak bir konu olmuştur.

Ingiltere Hindistan’da Ingiliz idaresine karşı başlayan ve dönemin halifesi olan Osmanlı padişahının çağırısı ile yatışıp sona eren Sipahi Isyanı sonrasında hilafetin ne denli etkili bir silah olduğunun daha o zamanlar farkına varmıştı. Hilafetin gücü ve Batı’ya karşı bir silah olarak kullanılabileceği gerçeği Sultan II. Abdülhamid devrinde uygulamaya konan Islamcılık siyaseti ile yakın zamanlarda bir kez daha görülmüş ve anlaşılmıştı.

Lozan Antlaşması öncesi imzalanan ancak Lozan Antlaşması’na rağmen geçerli olan ve 1947 yılına kadar da geçerliliği devam etmiş gözüken ve pek muhtemeldir ki hala da yürürlükte bulunan; bir milletin edebini, terbiyesini, inanç ve maneviyatını olduğu kadar hilafet gibi önemli bir makamı-meseleyi alakadar etmek suretiyle ülkesinin ve devletinin siyasi istikbalini de yakından ilgilendiren ve hatta ilgilendirmekten ziyade ona kesin bir surette biçim veren söz konusu gizli antlaşma bugün hala geçerli midir diye ilgililere sormak herhalde çok tabii bir vatandaşlık hakkı olsa gerekir.

Mahiyeti tam olarak nedir, kim, kimlerle, nerede ve nasıl ve niye böyle bir antlaşma imzalamışlardır ve antlaşma bugün hukuken ne durumdadır hususları da merak edilip akla ilk gelebilen sorulardandır. Feshedilmiş yahut geçen zaman içerisinde tabii olarak yürürlüğünü yitirmiş durumdaysa metnini ve hikâyesini okumak da herhalde ilginç olmalıdır.

Anlaşılan o ki Kemal Ohri yazdıkları ve söyledikleri ile sadece Lozan Antlaşması öncesi imzalanan ama gizli tutulan bir geçeğe işaret etmekle kalmamış fakat aynı zamanda; “Hilafet, Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiçtir”, şeklindeki o dönemde bile garipsenen bir ifade tarzının nedenini birazcık da olsa anlaşılır kılmıştır.

Yazının başında bir iddia olarak ortaya atıldığından bahsettiğimiz referandum konusu da esasen Ohri’nin rapor-mektubunda daha o tarihlerde bahis konusu edilmiş gibidir.

Ohri içinde bulunulan siyasi duruma genel olarak işaret ettikten sonra söz konusu iddiaya benzer bir teklifte bulunmuş ve fikrini şu şekilde ifade etmiştir:

“Gerçi hükümet şekli Islam kamuoyunda bir tesiri haiz olmamışsa da Islam’ın gereklerinin esaslarından biri olan hilafetin ilgası ve akabinde hala devam eden Islam terbiyesinin okullarda kesinlikle yasaklanması, yalnız Türkiye’de değil bütün Islam dünyasında büyük bir hoşnutsuzluk uyandırmıştır.

Hakkıyla söylemek lazım gelirse Ingiltere siyasetiyle teşriki mesai büyük bir yarar olarak kabul edilmekle beraber hilafet ve saltanatın ilgası, herkeste büyük bir iç tepki doğurmuştur. Hele Türkiye dini teşkilatı kaldırıyor, denildikten ve halife bütün aile efradı ile memleketten tam bir hakaret ve sefaletle çıkarıldıktan sonra, bütün patrikhanelerin, hahamhanelerin.. vs. en eski dini teşkilata varıncaya kadar Türkiye’de eskiden olduğu gibi vazifelerine devam etmeleri bu infiali, en yüksek dereceye çıkarmıştır. Bu işlerin nereden ileri geldiği ve ne suretle Lozan’da ilk antlaşma imzalandığı herkesçe malum olduğu ve hele Lord Kürzon’un Lozan Antlaşması’nı savunurken neler söylediği bilindiği için bundan ortaya çıkan her şeyi bütün çıplaklığı ile anlamak mümkündür.

Bundan dolayıdır ki…. Türkiye’de dini terbiyenin kaldırılması, Islam âleminde hilafetin ilgası hep Ingiltere devletinin baskısından ileri gelmiş olduğu kabul edilmektedir…

Yine bütün parlak vaatlerle beraber Sovyetler savaşı kazandığı takdirde Islam âleminin ve bunun başında Türkiye’nin kendi elim akıbetini de görmesi gerekir.

Peki, bu vaziyeti düzeltmek nasıl mümkündür?

Bugünkü vaziyette tam anlaşma ve çözüm şekli şöyle olabilir:

Ingiltere, Türkiye ile imzalanmış olan 4 maddeli Lozan Antlaşması öncesindeki gizli antlaşmasını, Türkiye ile birlikte fesheder.
Türkiye 1924’te feshedilen ancak hilafet makamı olmakla Büyük Millet Meclisi’nin mefhum (kavram) ve mazmununda (anlamında) mündemiç (saklı) bulunan hilafetin temsili hakkını Meclis bir kanun ile Cumhurbaşkanı’na bahşeder.
Diğer memleketlerde olduğu gibi Türkiye’de de okullarda dini eğitime müsaade olunur.
Türkiye hükümetinin laik vaziyetini Kabine yine muhafaza eder. Zaten Islam’ın esasında ruhbanlık yoktur.

Bütün bunlar ile elde edilecek netice şudur:

Türkiye’de dindar kalmış olan çoğunluk infialini terk ile kerhen değil fakat samimi surette Ingiliz dostluk ve ittifak siyasetine sarılır ve diğer siyasetlerin girmesine şiddetle muhalefet eder.
Islam âlemi, bunu his ile Türkiye’nin müttefiklerine karşı çok samimi davranır.
Türkiye, hilafeti temsil ettiğinden bütün Islam âlemi üzerinde siyaseten etkili olur. Ve bu suretle de başka muhalif cereyanlara mani olmak imkânı hâsıl olur.

Burada, acaba hilafet başka bir yerde uygulanma alanı bulabilir mi diye bir soru akla gelebilir.

Bu düşünce çok kere akla gelmekle birlikte hilafet makamı ancak müstakil bir devlete ait olup bu da tam müstakil bir hükümetle olabilir. Bugün dünyada Islam olarak Türkiye’den başka bu vasıfları haiz, azmini ve tehdidini gerçekleştirmeye muktedir bir tek hükümet yoktur. Ayrıca böyle bir hükümet ortaya konmak istense bile, Türkiye kadar bu hareketi güzel bir surette idare edebilecek, hilafetin gerektirdiği görevleri yerine getirebilecek bir devlet halen mevcut değildir. Arap emirleri de ekseriyetle Türkleri tercih ederler; çünkü bu vasıfları ancak Türklerde görürler. Tabii ki müstesnaları vardır; fakat onlar da müstesnadırlar…

Bu kararı Türkiye kendiliğinden yapmalıdır, hususuna gelince, bu değerlendirme ne kadar isabetli olursa olsun, antlaşmalar müştereken yapılır ve yine müştereken bozulur. Özellikle Türkler bu hususta çok vefalıdırlar. Hele başta bu antlaşmayı imza etmiş olan zat başka türlü hareket edemez. Asıl bu mütalaayı Ingiltere devleti münasip bir şekilde teklif etmelidir. Yoksa bu antlaşmayı müştereken Ingiltere ile ilga etmesi Türkiye Cumhurbaşkanı’na teklif çoktan ve defalarca yapılmıştır. Fakat tereddüt aşikârdır. Ingiltere’nin gücenip darılacağı düşünülmektedir.”

Söze hilafete dair bir iddia ile başladık bu noktaya kadar geldik.

Ne diyelim…

Bazen ileride olacak bazı şeyler abdala önceden malum olur… derler.[2]

***

*

***

Prof. Dr. Cemil Koçak da bu belgeyi görmüş ve şunları yazmıştır:

II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye-Ingiltere yakınlığı sürüyor, Türkiye, Sovyet tehdidine karşı ABD ile Ingiltere’nin de desteğini almak istiyordu. Bu konuda Ohrili Kemal’in Inönü’ye tavsiyeleri vardı.

Kemal Ohri adını, aslında Ohrili Kemal olarak biliyoruz. Elimizde bulunan ve Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye yazdığı 28 Şubat 1947 tarihli mektubunu Kemal Ohri olarak imzalamıştır. Bu tarihte Isviçre’nin Cenevre kentinde Segy pansiyonunda yaşadığını da yine mektubundan anlıyoruz.

Ohri’nin Inönü’ye yazdığı mektuptaki ana fikri; savaş sonrasında Ingiltere’nin hilâfeti yeniden tesis etmek düşüncesinde olduğu ve bunu gerçekleşmesi halinde hilâfetin Türkiye’nin dışında tesis edilmesinin uygun olmayacağıydı. Ingiltere’nin gerçekten de böyle bir görüşü olup olmadığını bilmiyoruz. Bu bilgi, Ohri’ye aitti. Ona göre; “müttefikimizin en kuvvetli, en emin dost ve müttefiki elinde bu kuvvetin bulunması varken; başka ellerde bulunmasına muvafakat edeceğine hükmetmek caiz değildi.” Eğer Ingiltere aksi bir davranış içine girerse, bu takdirde “dostluk’tan söz edilmesinin anlamı kalmayacaktı.

Mektubun ekinde yer alan yedi sayfalık analizde; Ohri’nin ana fikrini destekleyen görüşlere yer verilmişti. I.Dünya Savaşı’nda cihat ilânıdır ki, Ingiltere’nin Osmanlı devletini istilasına neden olmuştu. Ancak unutmamak gerekirdi ki; Osmanlı ile Ingiltere arasındaki münasebe

tler uzun yıllardır dostluk içinde kalmıştı. Nitekim Türkiye ile Ingiltere, yakın müttefik olmuşlardı ve bu sürmeliydi.

LOZAN’DA GIZLILIK

Ohri’nin yazdığına göre; Türkiye’nin kurulması aşamasında saltanatın ve hilâfetin kaldırılması; ardından “halen devam eden Islâm terbiyesinin kaldırılması, mekteplerde kat’iyen men edilmesi, yalnız Türkiye’de değil; bütün âlemi Islâmda büyük bir hoşnutsuzluk uyandırmıştı.” Ona göre, hakkıyla söylemek lâzım gelirse; “Ingiltere siyasetiyle teşriki mesaî menafi fevkâlade takdir edilmekle beraber; bu ilgalar, herkeste büyük bir infiali deruni uyandırmıştı.”

Hatta daha da ötesi vardı: “Türkiye’de dini terbiyenin kaldırılması; Islâm âleminde hilâfetin ilgası, hep Ingiltere devletinin tazyikinden münbais olduğu [kaynaklandığı] bilinmekte”ydi. Bu çerçevede Ingiltere, “adeta Islâm ve Islâmiyet düşmanı olarak gösterilmiş”ti.

INGILTERE VE HILÂFET

Ohri’ye göre; durum değişmişti; savaş sonrasındaki dünyada Ingiltere’nin en büyük gücü, Islâm ahalisiydi. Sovyetler Birliği, bu mücadeleyi kazanırsa; Islâm da, Türkiye de, güç bir durumla karşı karşıya kalırdı. O halde ne yapılmalıydı? Ohri’ye göre formül basitti: Ingiltere, Türkiye ile Lozan anlaşması öncesinde imzalamış olduğu dört maddelik ‘gizli’ anlaşmayı fesh etmeliydi. Buna karşılık, Türkiye de, yeni bir yasayla hilâfetin temsili hakkını 1924 yılında devrettiği Meclis’ten almalı ve Cumhurbaşkanına bahşetmeliydi. Diğer yandan; Türkiye, “diğer memleketlerde olduğu gibi; mekteplerde dini terbiyeye” izin vermeliydi. Bütün bunlar laikliğe halel getirmezdi; Ohri’ye göre; “Türkiye hükûmetinin laik vaziyetini kabine yine muhafaza eder”di.

cemil kocak m.kemal atatürk ingiliz iliskisi ingiliz ajani, hilafet neden kaldirildi

Böylece; “Türkiye’de dindar kalmış olan ekseriyet; infialini terk ile, kerhen değil, fakat samimi surette Ingiliz dostluk ve ittifak siyasetine sarılır ve diğer siyasetlerin girmesine şiddetle muhalefet eder”di. “Islâm âlemi, bunu hisle, Türkiye’nin müttefiklerine karşı çok samimi davranır”dı. “Türkiye, hilâfeti temsil ettiğinden, bütün âlemi Islam üzerinde siyaseten müessir olur”du. Bu şekilde “başka muhalif cereyanlara” da engel olunabilirdi.

“DINDAR HALK”

Ohri; mektubunda, hilafetin bir başka ele geçmesi ihtimaline de yer veriyor ve ardından Türkiye’nin dışında başkaca bir bağımsız Islâm devleti bulunmadığı sonucuna varıyordu. Bu nedenle böyle bir ihtimal gerçekleşemezdi. Hilâfete sahip bir Türkiye’nin Sovyetler Birliği karşısında da daha güçlü olacağı açıktı: “Milletin esas çekirdeğini teşkil eden dindar halkın hilâfetin tekrar teessüsü ve terbiyei diniyenin yeniden başlaması üzerine göstereceği tecellüd [yiğitlik], bunlara tamamen hail [engel] teşkil eder”di. Savaş ihtimali karşısında “manevi rabıtanın göstereceği kuvvet” her zaman için göz önüne alınmalıydı. Yine unutulmamalıydı ki; 1921-1922 yıllarında “Anadolu harbi”ni kazanan; ne ona yapılan yardımlar, ne de askerî güçtü; bunu “Türkün iman kudreti” sağlamıştı. Misâkı Millî’de hilâfetin kurtarılması başlıca amaç olarak belirtilmişti.

Ohri, vaziyetten ümitliydi; Ingiltere, yeniden Islâmın kalbini kazanmalıydı. Içinde bulunulan askerî ve siyasî vaziyet, bunu gerektiriyordu. O halde, hilâfetin yeniden tesisi ve onun Türkiye’ye bırakılması, Ingiltere’nin de çıkarına olacaktı. Böylece Ingiltere, zamanında yapılan “hatayı tashih” edecek [düzeltecek] ve “Islâmın kalbini kazanacak”tı. Türkiye’yi “tekrar baş yapacak”tı. Aksi halde, gücünü sürdüremezdi. Türkiye de bu yolda girişimlerde bulunmaktan kaçınmamalıydı. Hatta zaman tükeniyordu ve acele etmekte yarar vardı.

OHRILI KEMAL KIMDIR?

Ohrili Kemal, binbaşı olarak Çanakkale savaşına katılmıştı. Anzak cephesinde ateşkes görüşmelerinde de bulunmuştu. Hatta onun gözü bağlı olarak karşı siper içinde çekilmiş bir fotoğrafı dahi bulunmaktadır. Maalesef daha sonraki hayatına ilişkin bilgimiz pek yok gibidir. Bu tarihte niçin Isviçre’de bulunduğunu da bilmiyorum. Onun yurt dışında ne kadar kaldığını da… Bu konuda herhangi bir bilgiye erişemedim. Fakat, 15 Ocak 1947 tarihli Inönü’ye mektubunda Ohri’nin Cumhurbaşkanından bir ricası vardı: “Buradaki konsolosluk aldığı emre imtisalen tam bir pasaport vermekten imtina ettiğini [sakındığını] bildiriyor. Bura hükûmeti tabiatıyla bu şekle uyarak ikâmetimi kabul etmiyor. Döviz talebim dahi hiç netice vermedi. Başbakanlığa müracaatım dahi hiçbir netice vermediği için; vatandaşlık hakkımın tanınması için icab edenlere emir buyurulmasını dilerim. Konsolosluk hemen avdetimi [geri dönmemi] bile emrediyor. Halen buna maddeten ve manevî imkânım yoktur. Kaldı ki, hukuki medeniyeden sakıt [yoksun] bir adam vaziyetinde muameleye tabi tutulmaklığım şayanı hayret ve teessürdür.”[3]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Sözkonusu belge için Bakınız; Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Katalog Numarası: 030 10/203 391 24.

[2] Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, “Gizli antlaşmayla hilafetin ilgasını İsmet Paşa mı imzalamış?”, superhaber.tv, 21 Temmuz 2018.

[3] Prof. Dr. Cemil Koçak, “Ingiltere ile dostluk ve hilâfet meselesi”, Star Gazetesi, 17 Ekim.2015.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

3 comments on “M. Kemal Atatürk’ün Ingilizlerle imzaladığı Osmanlı ve Hilafeti Yıkma ve Halkı dinsizleştirme Antlaşması!

  1. Lozan’dan sonra öyle bir sistem kurmuşlar ki insan aklı ve onuruyla resmen dalga geçiliyor! İşte, Şanlıurfa’da simit satan 10 yaşındaki çocuğu otobüste kemer ile döven vicdansız bu gün serbest kalmış, üzerine araba ile su sıçrattıkları yaşlı adamı üzerine bir de öldüresiye döven caniler derhal serbest kaldı, Giresun’da 82 yaşındaki hastası için polis çağıran ve polis müdahelesi sonucu ölümüne sebep olan doktor görevine dönmüş!

    Halbuki aynı kemer ile heykele saldırsalar veya heykele iki yumruk atsa yada tahkir etse, 5 yıldan yargılanacak ve asla serbest bırakılmayacaktı! safiye isimli kız hala tutuklu, sanki cinayet işlemiş! İşte bu laisist chp düzeninde insan canının heykel kadar değeri yok! Lozan’ı sorgulamak, yan yan bakmak kimin haddine, kimler kurduysa, altına imzasını attıysa bu lozan düzeninin ne kadar övsek azdır!!!!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s