“İslâm’ın güncelleştirilmesi” ne demek? – Prof. Dr. Yusuf Kaplan

“İslâm’ın güncelleştirilmesi” ne demek? – Prof. Dr. Yusuf Kaplan

*

Yusuf Kaplan Islamda yenilesme reform Tayyip Erdogan Islamda güncelleme.png

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi Direktörü

Prof. Dr. Yusuf Kaplan…

***

Batılılar, bütün diğer dinleri fosilleştirdiler ama İslâm’ı fosilleştiremediler.

Bu nedenle İslâm’ı içerden “çökertmek” için iki asırdır -özellikle akademide- İslâm’ın protestanlaştırılması projesinin temellerini atıyorlar…

Bu proje, son çeyrek asırdır da, bir yandan Vehhâbîlik / Neo-selefîlik üzerinden hâricî mantığının icat edilmesi, dolayısıyla İslâm’ın terörle özdeşleştirilmesi, buna mukabil olarak, müslüman toplumlara, daha kolayca kabul ettirebilecekleri protestanlaştırılmış, peygambersiz bir İslâm anlayışının yerleştirilmesini amaçlıyor…

Tam böylesi bir zaman diliminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İslâm’ın güncelleştirilmesi” ifadesi, İslâmî kesimlerde büyük bir tedirginliğin oluşmasına yol açtı.

ASIL TEHLİKE: İSLÂM’IN PROTESTANLAŞTIRILMASI

Asıl tehlike, hâricî mantığının icat edilmesi değildir. Bu görülen ve mücadele edilebilecek bir sorundur. Görülemeyen asıl uzun vadeli tehlike, ölüm (hâricî mantığı) gösterilerek, müslüman kitlelerin sıtmaya (protentanize / reforme edilmiş, peygambersiz sahte bir İslâm anlayışına) razı ve mahkûm edilmesidir; böylelikle İslâm’ın dönüştürülmesi ve dize getirilmesidir.

Selefsizlik demek olan neo-Selefilik üzerinden hâricî mantığının, dolayısıyla DEAŞ türü terör örgütlerinin icat edilmesinin nedeni, protestanlaştırılmış İslâm anlayışının zemininin oluşturulması, önünün açılmasıdır. 20 küsur yıldır dikkat çekiyorum bu tehlikeye.

Terörle özdeşleştirilen hâricî mantığına dayalı İslâm anlayışı veya algısı, bütün dünyanın İslâm’dan nefret etmesini sağlamaya dönüktü ve bunu başardı Batılılar.

Protestanlaştırlmış İslâm anlayışı ise İslâm’ı hayattan (hayatın her alanından) uzaklaştırıp bireysel bir inanç meselesine indirgemeyi, ehlileştirmeyi ve hormonlu müslümanlar icat etmeyi hedefliyor…

ERDOĞAN: YÜREĞİ YANGIN YERİNE DÖNEN ADAM

Erdoğan’ı iyi tanıdığımı sanıyorum: Yüreği yangın yerine dönmüş biri o. Bütün mazlumların yükünü sırtında taşıdığı bilinciyle nefes alıp veren biri.

Bu ülkenin, medeniyet coğrafyamızın ne tür büyük travmalarla boğuştuğunun farkında olan biri.

Kendimizi toparladığımız zaman, insanlığı toparlayacak bir büyük yolculuğa soyunabileceğimizin, insanlığın bize, hakikat medeniyetinin hakikatli çocuklarına gebe olduğunun şuûrunda olan biri.

Erdoğan’ın ilk günkü açıklaması, sorunlu bir açıklamaydı, bunu kendisi de görecek ve düzeltecektir, dedim ve ikinci gün, yaptığı konuşmayla meseleye açıklık getirdi.

Tayyip Bey, benim makam-mevki, para-pul gibi düşük hesapların peşinde olmadığımı bilir. O yüzden söylediklerimi, hakikat neyse, o olduğu için söylediğimi de bilir.

*

Yusuf Kaplan Islamda yenilesme reform Tayyip Erdogan Islamda güncelleme Erdogan Dinde reform

***

TEDİRGİNLİĞE YOL AÇTI

İslâm’la hiç bir sahici ilişkisi olmadığı hâlde, uluorta İslâm’ın reforme edilmesi gerektiğini söyleyen sığ ve ezberci kişilerin ağzına pelesenk oldu bu açıklama.

İkinci olarak, toplumun kendisini yürekten destekleyen geniş kesimlerinde, modernistlerin, dolayısıyla protestanlaşma projesinin önü mü açılıyor acaba, diye bir tedirginliğin oluşmasına neden oldu.

Üçüncü olarak, her bakımdan kendisini destekleyen, 15 Temmuz gecesi daha 22.00 sularında meydanları dolduran insanlara öncülük eden ilim adamlarının ötekileştirilmesi, bu geniş kitleleri fenâ hâlde üzdü.

28 ŞUBAT BENZERİ OPERASYON KORKUSU!

Elbette ki, bazı hocaların yaptığı bazı açıklamalar, İslâm’a hiç bir şekilde faydası olmayacak, İslâm’ı ayağa düşüren hatta zarar veren, gençlerin İslâm’dan soğumasına, deizm çukuruna yuvarlanmasına yol açan sorunlu açıklamalar. Erdoğan, bu Hocaları davet edip ikaz edebilirdi. Böylelikle kendisine gönül vermiş kitleleri tedirgin etmemiş olurdu.

Erdoğan’ın da, istikamet üzere olan hocaların da, diyanetin de yıpratılmaması gerekiyor.

Birileri 28 Şubat sürecine benzer bir ortam oluşturmak, operasyon çekmek istiyor olabilirler.

Fikirlerine katılın katılmayın, İhsan Şenocak’ın ardından Nureddin Yıldız’ın linç edilmeleri, sonra da resmen görevden uzaklaştırılmaları, yargılanmaları “acaba birileri 28 Şubat benzeri bir operasyon mu çekiyor?” kuşkusunu uyandırıyor.

Ayrıca geniş kitlelerde Ehl-i Sünnet’e karşı bir tavır mı, geliştiriliyor, korkusu da var. Erdoğan, “marjinal hocalar” dedi ama birilerinin Erdoğan’a, bu hocaların marjinal değil Ehl-i Sünnet’in, ana omurganın temsilcileri olduğunu, yapılan çıkış’ın Ehl-i Sünnet düşmanlarının ekmeğine yağ sürdüğünü hatırlatması gerekiyor.

KİMSEYİ ÖTEKİLEŞTİRMEYELİM

Bu tartışmalar, fitne ateşini körüklemekten, bizi asıl meselelerimizle uğraşmaktan alıkor.

Cuma günkü yazımda, düşmanı içerde aramayalım, düşman dışarıda; içerde kenetlenmeye ihtiyacımız var, demiştim. Erdoğan’ın doğal tabanını yabancılaştırması, ötekileştirmesi, bu sahipsiz kitleleri hayal kırıklığına uğratması sonucunu doğurabilir.

Bırakınız İslâmî kesimlerin yabancılaştırılmasını, ötekileştirilmesini, toplumun bütün farklı kesmlerinin kenetlenmesi, kucaklanması gereken kritik ve çok yönlü bir varoluş savaşı veriyoruz içerde ve dışarda.

Hunharca gerçekleştirilen Özgecan cinayeti sonrasında, Özgecan’ın Alevî kökenli babasının şu bilgece sözü hepimiz için kılavuz olmalarıdır: “Anadolu, Nuh’un gemisidir.”

Yerim kalmadı. “İslâm’ın güncellenmesi” meselesini yarınki yazıda işleyeceğim.

Ama yarınki yazıya giriş cümleleriyle bu yazıyı sonlandırayım:

Önce birbiriyle irtibatlı, zihnimizi açacak üç cümle:

1-Çağı tanıyamazsanız, tanımlanırsınız. Tanıyamadığınız bir çağı değiştirme iddiasında bulunamazsınız.

2-Kendi dünyanızı başkalarının kavramlarıyla, başkalarının bakış açılarıyla kuramazsıErdogan Ehlinız.

3-Bütün insanlığı ilgilendirecek evrensel cümleler kurmak zorundayız.

***

Bu mevzuda daha fazla malumat için bakınız;

www.belgelerlegercektarih.net

https://twitter.com/yenisafakwriter

.

Reklamlar

Ahmet Hakan’a Cevap 9 – Mehmed Âkif ve Ictihad!

Ahmet Hakan’a Cevap 9 – Mehmed Âkif ve Ictihad!

*

Ahmet Hakana cevap fesli Kadir Mehmet Akif Ersoy Islami dönüstürmek asrin idrakine söyletmeliyiz Kurani

Fesli Mehmed Akif…

***

Ahmet Hakan yine algı operasyonu yapmaya çalışmış. PKK’ya terör örgütü diyemeyen Selahattin Demirtaş’a programında saz çaldıran bu müptezel, şimdi de kalkmış Fesli Mehmed Âkif’in şiirinden dizeler cımbızlayarak “Islam’ı dönüştürme”nin kodlarını verme cüretinde bulunuyor. Neymiş, Mehmed Âkif; “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı, Asrın idrâkine söyletmeliyiz Islâm’ı.” demiş. Işine yaradığını düşündüğü birini, “fesli” de olsa kullanmaktan, projesine malzeme yapmaktan imtina etmiyor.

Dinimizle alakalı herkesin ilk bakışta anlayamayacağı meseleleri cımbızlayarak gündeme getiren bu müptezel, ardından da; “işte bunların dini böyle” propagandası yaparak bizi, “dinimizi dönüştürmeye” icbar etmek istiyor. Ama hava alır… Aynısını ateistler de aşağıdaki Nisa Suresinin 34’üncü ayetini vererek yapıyor:

“Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.” (Elmalılı Hamdi Meali)

Ateistler bu ayetin gerekçelerinden, tefsirinden haberi olmayan insanları “Kur’an’da kadına şiddet var” diyerek aldatıyorlar. Işte Ahmet Hakan da ateistlerin bu metoduyla hareket ediyor.

Tıpkı Ehl-i Sünnet hocaların yıllar evvel halkın suallerine verdikleri cevaplardan, dört-beş kelime cımbızlayarak algı operasyonu yaptığı gibi, bu sefer de hiç utanmadan o batının seküler zihniyetiyle Mehmed Âkif’in şiirini istismar ediyor.

Fakat gelin bir de bu şiirin tamamını okuyalım, bakalım mealcilere, modernistlere, reformistlere, Ahmet Hakan gibilerine ekmek çıkacak gibi bir mana var mıymış görelim;

Medresen var mı senin? Bence o çoktan yürüdü.
Hadi göster bakayım şimdi de İbnü’r-Rüşd’ü?
İbn-i Sînâ niye yok? Nerde Gazâlî görelim?
Hani Seyyid gibi, Râzî gibi üç beş âlim?

En büyük fâzılınız: Bunların âsârından (eserlerinden),
Belki on şerhe bakıp, bir kuru ma’nâ çıkaran,
Yedi yüz yıllık eserlerle bu dînin hâlâ,
İhtiyâcâtını kâbil mi telâfı? Aslâ.

Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı,
Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı.

Kuru da’vâ ile olmaz bu, fakat ilm ister;
Ben o kudrette adam görmüyorum, sen göster?
Koca ilmiyyeyi aktar da, bul üç tâne fakîh:
Zevk-ı fıkhîsi bütün, fıkri açık rûhu nezîh?
Sayısız hâdise var ortada tatbîk edecek;
Hani bir tane “usûl” âlimi, yâhu, bir tek?

Hayır, taassup eden yok…Şu var ki: icâbı
Tahakkuk etmeli bir kerre, bir de erbabı
Eliyle olmalı matlûb olan teceddütler

Bakın ne günlere kaldık: Ya beş ya altı kopuk
Yamaklarıyla beraber ki hepsi kılkuyruk,
Utanmadan çıkıyor, ictihada kalkışıyor!
Bu hâle karşı tahammül hakikaten zor.

Kilitlidir kapı “ümmî duhât” için amma
Kıyâm-ı haşre kadar ictihad eder “ulemâ”
Evet şeraiti (şartlar) mevcud olunca insanda
Ne kaldı men’edecek ictihadı meydanda?
İle’l-ebed yetişir müçtehid bu ümmetten
Şu var ki: Çıkmalı ferdâ-yı nura zulmetten

Düşünmüyor bu kopuklar ki: Müçtehid geçinen
Zamanın olacak muktedası irfanen.
Kitab’ı, Sünnet’i, icmâ’ı sağlam anlayacak
Hilafı yoklayacak, ihtiyacı kollayacak

Durum böyle iken, sormak gerekmez mi?
Ya ictihada nasıl kalkıyor bu sersemler?
O ictihada ki: Dünya kadar ulûm (ilimler) ister!

İşin recülleri kimlerse çıksın orta yere;
Ne var, ne yok, bilelim, hiç değilse bir kerre
Sabahleyin mütefelsif, ikindi üstü fakih;
Sular karardı mı pek yosma bir edib-i nezih;
Yarın müverrih, öbür gün siyasetin kurdu;
Bakarsın ertesi gün ictihada pey vurdu…
Hülâsa, bukalemun fitratinde züppelerin
Elinde maskara olduk… Deyin de hükmü verin!

Mehmet Âkif ERSOY

***

Evet, Mustafa Islamoğlu’nun kankisi Ahmet Hakan! Söyle bakalım; “Medresemiz” var mı? Bir Gazâlî, bir Râzî’miz var mı? Doğru dürüst bir Usul alimi var mı? Zevk-ı fıkhîsi bütün, fıkri açık rûhu nezîh bir Müctehid var mı? Kitab’ı, Sünnet’i, icmâ’ı sağlam anlayacak bir alim var mı?

Yok!

O halde nasıl yapacaksın ictihadı? Yoksa Mehmet Âkif’in söylediği o “Bukalemun fıtratındaki züppeler” ile mi?

Sana da o yakışır zaten.

Neymiş, Islam’a güncel bir bakış açısıyla bakmalıymışız?

Peki bu çağı kim kurdu?

Tabii ki Emperyalist batılılar…

Islam’a, batılıların bakış açısıyla, onların algısıyla mı bakacağız?

Böyle bir şey olabilir mi? Laik devlette yetişen elemanlarla dinde Ictihad yapılır mı?

Evvela kendi çağımızı kurmalıyız… Anladın mı?

Batı, bu projeyi FETÖ’ye ihale etmişti, ona yaptıracaktı… Vaktinde çok uyardık. Fakat onlar deşifre olunca, şimdi de bazı taşeronlar aracılığıyla bize yaptırmaya çalışıyor. Ahmet Hakan’ın çalıştığı medya grubunun “ne” olduğunu zaten söylememe gerek yok… Bilen biliyor.

Allah bizi, çağın avanakları uğruna züppelere Ictihad yaptırmaya çalışan hödüklerden korusun… Allah bizi, Ictihad adı altında dinimize “darwinizmi” sokmaya çalışan batı uşaklarından korusun!

Şimdi ikile bakalım… Erbakan hocanın dediği gibi;

Hadi ordan, Hadi ordan!..

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

M. Kemal Atatürk dini ve hocaları kullanarak halkı aldattı!..

M. Kemal Atatürk dini ve hocaları kullanarak halkı aldattı!..

*

kadir-misiroglu-kurtulus-savasinda-sarikli-mc3bccahidler-21-sc3bckrc3bc-celikalay

Vatanın kurtuluşundaki iki asli müessir: Sarık ve Silah

***

Daha evvel neşrettiğimiz birkaç yazıda M. Kemal’in halkı peşinden sürükleyebilmek için dini ve hocaları nasıl kullandığını belgeleriyle ortaya koymuştuk.[1] Bunlara ilave olarak Milli Mücadele’nin sarıklı kahramanlarından Şükrü Hoca’nın (Çelikalay) hatıralarında anlattığı bir vak’ayı nakledelim:

“23 Nisan’da (1920) toplanarak dualar ve senalarla Meclis’i açtık. Fakat Ankaralılar bize kongreci diyor, tamamiyle ısınamıyorlardı. M. Kemal yanıma geldi:

– Haydi hocam dedi, Afyon’da yaptığın gibi burada da halkı irşad et. Maksadımız memleketi, din ve şeriatı kurtarmak olduğunu onlara anlat. Davamızın samimi ve kudsi olduğuna inansınlar, itimat etsinler.

– Mutmain olunuz paşam, Ankaralılar bizim memleket ve dini müdafaa hususundaki samimiyetimize inanınca bize müzaheret edeceklerdir. Düşmanlar çok fena propaganda yapmışlar, bizi dine düşman göstermişler. Din müesseselerini yıkacağımızı, mekteplerden din derslerini kaldıracağımızı, ulemanın sarıklarını başlarına dolayacağımızı söylemişler.

– Ne münasebet hocam, biz buraya memleket ve dinin müdafaası için geldik.

– Öyledir paşam ama halkı inandırmak lazım.

– Bunu sizden rica ederim hocam. Ev ev, dükkan dükkan, cami cami dolaşarak halka bunu anlatmaya himmet ediniz.

Evvela Zincirli Camii’nde, sonra da Hacı Bayram’da halkı toplayıp davamızı anlattım. (…) Birkaç gün sonra paşaya tebşir ettim:

– Paşam, müsterih olabilirsiniz, Ankara halkı bizimle beraberdir.”[2]

Peki M. Kemal ipleri eline alınca yukarıda sayılanları yapmadı mı?

Dini müesseseleri yıkmadı mı? Hilafeti ve Şeriat’ı kaldırmadı mı? Din derslerini yasaklamadı mı? Ulemanın sarıklarını başlarına dolamadı mı? Hepsini yaptı.[3] Kısacası halkı da hocaları da aldattı. Nitekim bunu Nutuk’ta da itiraf etti.

1927 senesinde Meclis’te okuduğu ve ardından kitaplaştırdığı “Nutuk”unda, Halife ve Padişaha isyan ettiğini, milleti ve orduyu da isyan ettirdiğini şöyle itiraf etmişti:

“Osmanlı Hükümetine, Osmanlı padişahına ve müslümanların halifesine isyan etmek ve bütün milleti ve orduyu isyan ettirmek lâzım geliyordu.”[4]

Daha açık bir ifadesiyle:

“Hakikat, Osmanlı saltanatının ve hilafetin münkariz ve mülga olduğunu düşünerek yeni esaslara müstenit, yeni bir devlet kurmaktan ibaret idi. Fakat vaziyeti olduğu gibi telaffuz etmek, maksadın büsbütün ziyaını mucibolabilirdi (kaybedilmesine yol açabilirdi).”[5]

Yani halkı ve hocaları aldattı!.. Gerçek niyetini gizleyerek Hilafet ve şeriatı kurtaracağını vaat etti. Ancak hedefine ulaşınca hepsini kaldırdı.

*

sabahattin-selek-anadolu-ihtilali-kemal-atatc3bcrk-osmanliya-darbe-yapmistir-ihanet-hain-ingiliz-ajani-nutuk-rejimi-degistirmek-nutuk-2-halife-hilafet

[5] no’lu dipnot ile alakalı… Nutuk’un ilgili sayfası…

***

Hatta Milli Mücadele’den sonra da kendi tabiriyle “tavizler” vermişti.

Mesela 20 Nisan 1924 tarih ve 491 numaralı Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun 2’inci maddesine, “Türkiye Devleti’nin Dini Islamdır” yazılmasına karşı çık(a)mamış, ancak 1927 yılında yazdığı Nutuk’ta bu ve benzer maddelerle ilgili şunları söylemiştir (sadeleştirildi) :

“Cumhuriyetin ilanından sonra da, yeni Teşkilât-ı Esasiye Kanunu yapılırken, laik devlet deyiminden dinsizlik anlamı çıkarmak eğiliminde olanlara ve bundan yararlanmak isteyenlere fırsat vermemek için, kanunun ikinci maddesini (Türkiye Devleti’nin dini, Islam dinidir) anlamsız kılan bir deyimin sokulmasına göz yumulmuştur. Kanunun gerek 2′nci ve gerek 26′ncı maddelerinde fazladan yer alan, yeni Türkiye Devleti’nin ve Cumhuriyet rejimimizin çağdaş karakteriyle bağdaşmayan deyimler, inkılap ve Cumhuriyet’in ogün için sakıncalı görmediği tavizlerdir. Millet, bu fazlalıkları, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’muzdan ilk fırsatta kaldırmalıdır!”[6]

*

kemal-atatc3bcrk-nutuk-devletin-dini-islamdir-cikariliyor

[6] no’lu dipnot ile alakalı… Nutuk’un ilgili sayfası…

***

Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, M. Kemal’in Islamlık politikasının Milli Mücadele dönemine “münhasır kaldığını” ve kendisinden “faydalanmak” maksadıyla böyle bir politikaya başvurduğunu belirtmektedir.[7]

Aynı şekilde Prof. Dr. Mehmet Ö. Alkan da M. Kemal’in Milli Mücadele döneminde dinden faydalandığını, hatta toplumun dini hassasiyetini dikkate alarak Milli Mücadele’ye kadar “M. Kemal” olarak kullandığı ismini Milli Mücadele’yle birlikte “Mustafa” Kemal olarak kullanmaya başladığını ve fakat Milli Mücadele’den sonra “Mustafa” ismini tamamen attığını ifade eder.[8]

Yazıyı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin bir Hadis-i şerifi ile noktalayalım:

“Bizi aldatan bizden değildir.”[9]

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] M. Kemal Atatürk tarafından aldatılan din adamlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

M. Kemal Atatürk’ün ne zaman Islami söylemlere başvurduğu hakkında bir Analiz;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/13/m-kemal-ataturkun-ne-zaman-islami-soylemlere-basvurdugu-hakkinda-bir-analiz/

[2] Şükrü Çelikalay, Milli Savaş Tarihinden Bir Sahife, Sinan Matbaası, Istanbul 1950, sayfa 4, 5.

Nakleden; Prof. Dr. Ismail Kara, Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak Islam, cild 2, Dergah Yayınları, Istanbul 2016, sayfa 25, dipnot 14.

[3] Kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/16/osmanliyi-kim-yikti-osmanliyi-ataturk-yikmadi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/15/kemalist-rejimin-hakim-oldugu-turkiyede-hacca-gitmek-yasakti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

[4] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1970, cild 1, sayfa 14.

[5] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 437.

[6] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 717.

[7] Kaynak için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.net/m-kemal-ataturkun-milli-mucadele-donemi-islamcilik-politikasi/

[8] Kaynak için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/07/tarihci-mehmet-o-alkan-ataturk-dini-kullandi/

[9] Müslim, Îmân 164.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

 

 

 

 

 

 

 

Ahmet Hakan’a Cevap 8 – Atatürk Döneminde Camiler yıkılmadı mı? Fuhuş yapılmadı mı?

Ahmet Hakan’a Cevap 8 – Atatürk Döneminde Camiler yıkılmadı mı? Fuhuş yapılmadı mı?

*

cami-ve-mescidlerin-tasnif-edilmeleri-ve-kapatilmalari-sinan-meydana-cevap-sinan-meydan-cami-yalanlari-sinan-meydan-cumhuriyet-yalanlari-atatc3bcrk-cami-kapatti-mi

Cami kapatmak için 15 Kasım 1935’te çıkarılan 2845 numaralı Kanun, 22 Teşrinisani [Kasım] 1935 tarihinde Resmî Gazete’de böyle yayınlanmıştı…

2-Bakara Suresi, ayet 114:

Allah’ın mescitlerini, içlerinde Allah’ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır.

***

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak görev yapan Abdullah Akın Cumhuriyet’in ilk döneminde Camilerin kapatıldığını, ahır yapıldığını, bazılarında ise fuhuş icra edildiğini söyledi, ki doğrudur. Bunu duyan malum şahıs durur mu? Hani şu aniden Atatürkçü kesilen şahıs… Yani bizim Ahmet Hakan…

Hemen; “Cami-genelev yalanı: Çüş artık çüş be!” başlıklı bir paçavra karalamış… Asıl sana çüüşşş!.. Utanmazlığın da bir sınırı vardır. Senin ATA’n Ayasofya’yı bile kapatmadı mı?[1] 

Neymiş, Cumhuriyet’in ilk dönemine ağır bir iftira imiş…

Yalan mı? Camiler ahır, depo ve eğlence yeri yapılmadı mı? Fuhuş icra edilmedi mi?

Türk Edebiyatı Vakfı’nın kurucusu Ahmet Kabaklı, “Temellerin Duruşması” adlı eserinde, camilerin depo ve meyhane yapıldığını yazar:

“Kapatılan, satılan bu mabetlerin, halka verdiği hayal kırıklığı ve devlete yabancılaşma hali korkunçtur. Bunlardan daha acı olan saygısızlık: Büyük ve küçük birçok camiler, nüfuzluların çıkarları için depo ‘meyhane’ yapılmak gibi süfli işlerde kullanılmıştır.”[2]

Mehmet Şevket Eygi, “Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı” adlı çok kıymetli eserinde, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın yaptırdığı Sirkeci’deki Merzifonlu Camii’nin başına gelenleri yazdı:

“Cami Harabesi ve Ecdat Kabirleri Üzerinde Fuhuş, Saz ve Seks Salonu

“Istanbul’da Sirkeci tren istasyonu yanında şu anda Merzifoni Kara Musafa Paşa camisi (Vezir camii) bulunmaktadır. Bu cami halkımız tarafından 1988’de yaptırılmıştır. Daha önce burada, yıkılmış olan eski tarihi caminin arsası üzerinde “Anadolu Saz evi” adındaki bir batakhane bulunmaktaydı. Maalesef Vakıflar idaresi bir cami arsasını böyle çirkin, münker ve iğrenç bir iş mekanı olarak kullanılmak üzere kiraya vermişti. Bazı gazetelerde yıllar boyu süren uyarıcı yayınlara ve halkın, “bırakın biz burayı da eskisi gibi bir cami yapalım” dilekçelerine, “burada bir camiye ihtiyaç yoktur” denilerek olumsuz karşılık verilmiştir.”[3]

*

atatc3bcrk-cami-m-kemal-cami-m-kemal-dc3b6neminde-kapatilan-camiler-merzifonlu-kara-mustafa-pasa-cami-chp-cami-inc3b6nc3bc-cami

[3] ve [4] no’lu dipnotlarla alakalı… Merzifoni Kara Musafa Paşa camii ve üzerinde “Saz Salonu” yazan levha…

***

1960’lı yıllarda yayınlanan “Bugün” gazetesinde bu cami ile alakalı şöyle bir haber yer alır:

“Bundan 60 sene evvel Sirkeci’de bulunan “Vezir Camii”nin yerinde şimdi bir saz evi vardır.

O zamanlar büyük bir yangın geçiren bu cami daha sonra bir şahıs tarafından alınarak önceleri “Bir çay bahçesi” haline getirilmiştir. Bugün ise “Saz” adı altında içinde çılgınca alem yapılmakta, içki içilip, kadın oynatılmaktadır.

Yarım asır evvel bir ibadethane, sonraları bir çay bahçesi, bugün ise “Saz evi” adı altında işletilen bu yeri, yeni sahipleri bir süre evvel Vakıflar Müdürlüğünden satın almışlardır.

Burada çalışan konsomatris ve kaldırım yosmaları gece yarısından sonra Polis camiasına çok yakın bir mesafede icra-yı sanat ve fuhşiyat etmektedir.”[4]

*

atatc3bcrkc3bcn-yiktigi-camiler-m-kemalin-yiktigi-camiler-tek-parti-camiler-inc3b6nc3bc-camiler-chp-camiler-satilan-camiler-2

CHP binası olarak kullanılan Camiler… CHP ocağı yapılan caminin tepesine “Altı Ok” koydular…

***

1953 yılına gelindiğinde dahi 543 caminin kirada olduğu, bunların bir kısmının CHP teşkilatlarına kiralandığı ve zaman zaman içerisinde düğünler, sazlar ve eğlenceler yapıldığı Meclis tutanaklarına geçmiştir. Yine aynı tutanaklarda bazı camilerde balıkçıların yatıp kalktığı, balıkların da orada muhafaza edildiği, bazı camilerde ise debagat işleri ve fuhuş icra edildiği yazmaktadır.[5]

*

atatc3bcrk-cami-satti-mi-inc3b6nc3bcnc3bcn-sattigi-camiler-m-kemalin-sattigi-camiler-chpnin-sattigi-camiler-sinan-meydana-meclis-tutanagi-1

[5] no’lu dipnotta bahsi geçen Meclis tutanağı…

***

atatc3bcrk-cami-satti-mi-inc3b6nc3bcnc3bcn-sattigi-camiler-m-kemalin-sattigi-camiler-chpnin-sattigi-camiler-sinan-meydana-cevap-meclis-tutanagi.jpg

[6] no’lu dipnotta bahsi geçen Meclis tutanağı…

***

Başka bir tutanakta Gedik Mescidi’nin Kızılay’da hububat ambarı, bir Ermeni’ye kiralanan Helvacılar Mescidi’nin ise ahır olarak kullanıldığı yazar. Aynı tutanakta Hacıkoca Mescidi’nin ve Istanbul’da Beylerbeyi Camii muvakkithanesinin CHP tarafından işgal edildiği belirtilir.[6]

*

atatc3bcrk-cami-satti-mi-inc3b6nc3bcnc3bcn-sattigi-camiler-m-kemalin-sattigi-camiler-chpnin-sattigi-camiler-sinan-meydana-cevap.jpg

Satılan bazı Camilerin fiyat listesi…

***

Bu mevzuda daha fazla malumat için şu yazımıza bakılabilir:

http://belgelerlegercektarih.com/2016/02/04/ataturk-doneminde-satilan-ve-ahir-yapilan-camiler-sinan-meydana-cevap/

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] Ayasofya’yı M. Kemal’in kapattığını belgelerle ispatladık:

http://belgelerlegercektarih.com/2015/02/28/ayasofya-camiini-ataturk-mu-kapatti-ataturkun-imzasi-sahte-mi/

[2] Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, 28. Baskı, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, Istanbul 2010, cild 1, sayfa 201.

[3] Mehmet Şevket Eygi, Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı, Tarih ve Ibret Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 251-253.

[4] Haber için bakınız; Bugün gazetesi, 9 Aralık 1967, sayı 357.

[5] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 22, Içtima 76, 4 Mayıs 1953, sayfa 7.

[6] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 18, Içtima 45, 23 Şubat 1952, sayfa 595.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Nihal Atsız, Sultan II. Abdülhamid ve M. Kemal hakkında ne dedi?

Nihal Atsız, Sultan II. Abdülhamid ve M. Kemal hakkında ne dedi?

*

 

nihal atsiz Sultan II. Abdülhamid Nihal Atsiz m. kemal atatürk

***

Türkçü Nihal Atsız, 1956 senesinde Peyami Safa’nın Sultan Abdülhamid Han için “cahil” demesi üzerine uzun ve manalı bir yazı kaleme almış ve bizim ırkçıların tahmin edemeyeceği kadar Sultan Abdülhamid’i methetmiştir. Bu ırkçılar hem Atsızcı hem de Atatürkçü geçiniyorlar. Halbuki Nihal Atsız Orkun dergisinde, M. Kemal’in hüküm sürdüğü yılların “gayrimeşru ve müstebit bir diktatörlük” olduğunu yazmıştı. Alakalı kısmı aynen iktibas ediyoruz:

“Türkiye Cumhuriyeti 1950 mayısında (Menderes dönemi) kurulmuştur. Ondan önceki 1923-1950 çağı gayrimeşru ve müstebit bir diktatörlük zamanıdır.”[1]

*

nihal atsiz atatürk, orkun dergisi atatürk bozkurt mu atatürk m. kemal bozkurt

Nihal Atsız’a göre M. Kemal devri “diktatörlük” idi…

***

Şimdi de Atsız’ın Sultan II. Abdülhamid için yazdıklarına yer verelim:

“Bu dünyada herkes bir çok şeyin cahilidir. Yeter ki kendi işinin cahili olmasın”. Kendi işinin ehli olduğunu bin bir delille isbat etmiş bulunan Sultan Hamid ise asla cahil değildir. Onun bir yüksek okul hattâ lise diploması yoktur. Fakat özel öğretmenlerle hayattan ve içinde yetiştiği büyük ve muhteşem hanedandan çok cevherli şeyler öğrenmişti. Ressam, hattât ve musikişinas idi. Doğu ve batı dillerinden bazılarını biliyordu. Kurduğu çok değerli Yıldız Kütüphanesi, bugün, Üniversite Kütüphanesi’ni de yine o kurdu. Yani Sultan Hamid, Türk kültürüne kütüphane kurarak, pek çok okul açarak ve ilmî eserler yazdırarak hizmet etti.

Onun katil olduğu yalan, kızıl sultan olduğu iftiradır. Avrupalıların ve Ermenilerin yakıştırdığı kızıl sultanlığı benimsemek, onların emellerine hizmet etmek olmaz mı?

Sultan Hamid, kızıl değil, “Gök Sultan”dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir şey kazanır. İsmail Safa, İngiliz-Boer savaşında, İngilizlerin bu başarısını, onların elçiliklerine giderek tebrik ettiği için, Sultan Hamid tarafından haklı olarak, sürgün edilmiştir. Belki İsmail Safa, o zaman, İngilizlerin nasıl bir Türk ve Müslüman düşmanı olduğunu bilmiyordu. Fakat geniş haber alma imkânları ile her şeyi bilen Sultan Hamid, memleket aydınlarının düşman elçilikleriyle temasına müsaade edemezdi.

Şimdi insafla düşünülsün: Hiçbir sebep yokken, sırf yurtlarındaki elmas madenlerini zaptetmek için, bir avuç Boer’e büyük ordularla saldıran İngiltere’yi tebrik etmek hangi hürriyetçilik anlayışının sonucudur?

O günkü İngiltere’yi Boer’leri yendi diye tebrik etmekle, bugünkü Moskofları Finlere karşı başarılarından dolayı alkışlamak arasında ne fark vardır?

Merhum Gök Sultan Abdülhamid Han, bütün hayatında bir fikir, devleti ayakta tutmak ve hazırlamak için yaşadı. Siyasî dehası ile Avrupa’yı ve Moskof’u oyalıyor, bir yandan da demir yolu ve okul ile Türk milletini kuvvetlendirmeye çalışıyordu.

Sultan Hamid ile onun düşmanları olan hürriyetçileri ölçüştürmek için, yalnız şu noktaya bakmak yeter: Hürriyet kahramanları (!), hürriyeti yok edip yüzlerce masumu astıktan sonra, savaşa soktukları devlet yenilince, hırsızlar gibi kaçtılar. Gök Sultan, bir tek siyasî idam yapmadan, en korkunç siyasî güçlükleri atlatarak 33 yıllık saltanatında devleti ayakta tuttuktan sonra tahtından indirilirken, Moskof çarının Rusya’ya davetini; Selanik’ten Alman gemileriyle İstanbul’a gelirken de Alman İmparatorunun dâvetini reddederek vatanında sürgün ve mahpus gibi yaşamayı tercih etti.

Türkiye dört sınırında yangınlar olan bir ev, Sultan Hamid, o yangınların eve bulaşmaması için hızla koşarak ateşe su serpen, kum döken ve keçe kapatan bir savunucu idi. Bu koşuşmaları sırasında yoluna çıkan bir iki çocuğa çarpıp düşürdüyse, suç onun değildir. Çünkü, yurdun çevresindeki yangınlar göğe yükseliyor ve Gök Sultan, alevleri içeri sokmamak için didiniyordu.

Ve sokmadı da…

Ne diyelim? Durağı cennet olsun…[2]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Nihal Atsız, “Kurucular Meclisi”, Orkun Dergisi, sayı 9. (1 Aralık 1950)

[2] Nihal Atsız, “Abdülhamid Han (Gök Sultan)”, Ocak Dergisi, sayı 2. (11 Mayıs 1956)

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

Hırsızları ifşa ediyoruz – 1: Ibrahim Sarı, “Bu Ülkede Adalet” isimli kitap, Nokta E-Kitap Yayını

Hırsızları ifşa ediyoruz – 1: Ibrahim Sarı, “Bu Ülkede Adalet” isimli kitap, Nokta E-Kitap Yayını

*

Ibrahim Sari kitaplari, Yazar Ibrahim Sari, Ibrahim Sari Bu Ülkede Adalet, nokta e-kitap intihaller

***

Neşrettiğimiz yazıları bizden izin almadan kullanan ve kaynak göstermeyen “hırsızları” bundan böyle sitemizde ifşa edeceğiz. Alakalı kişiler veya kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunma hakkımızı ise saklı tutuyoruz.

Ibrahim Sarı’nın, “Bu Ülkede Adalet” isimli kitabının 23. sayfasından 32. sayfasına kadar yaklaşık 10 sayfa uzunluğundaki kısım, noktasına-virgülüne dokunulmadan olduğu gibi sitemizden çalıntıdır. Yalnızca bir yerde “kemalist” kelimesini çıkardığını tespit ettik. Sözü edilen kitabın başka yerlerinde de çalıntılar olabilir, lakin biz şimdilik sadece bu 10 sayfalık kısmı ilan etmekle yetiniyoruz. Yaptığımız küçük bir araştırma neticesinde bu şahsın üç yüzden (evet yanlış okumadınız: 300!) fazla kitabının olduğunu gördük. Muhteva çalıntı olunca, bu sayının çokluğuna şaşmamalı. Koskoca Kadir Mısıroğlu ve Yavuz Bahadıroğlu gibi usta kalemler bile kitaplarında sitemizi kaynak gösterirken, adı sanı duyulmamış Ibrahim Sarı’yı bundan men eden şey nedir? Üstelik “ADALET”i konu alan bir kitapta yapmış bunu. Insan biraz olsun utanır.

*

Atatürk Inkılabıyla Hıristiyan devletlerden farkımız kalmadı

Atatürk Inkılabıyla Hıristiyan devletlerden farkımız kalmadı

*

celal nuri ileri türk inkilabi m. kemal atatürk laiklik lozan hiristiyan hukuku kapak

“Türk Inkılabı” isimli kitabın kapağı…

***

CHP’nin ideologlarından Celal Nuri, 1926’da kaleme aldığı “Türk Inkılabı” isimli kitabında, M. Kemal’in yaptığı inkılabın “faydalarından” bahseder. M. Kemal tarafından milletvekili “atanan” Celal Nuri, kitabının 136’ncı sayfasında bu faydalardan birinin de devletler hukuku bakımından; “Hıristiyan devletlerden fark(ımızın) kalmamasıdır” der ve ekler: “Artık (dünyada) iki Hukuk-i düvel yoktur!”[1]

*

celal nuri ileri türk inkilabi m. kemal atatürk laiklik lozan hiristiyan hukuku sayfa 136

Kitabın 136’ncı sayfası…

***

.

**********

.

KAYNAK:

.

[1] Celal Nuri (İleri), Türk Inkılabı, Ahmed Kamil Matbaası, Istanbul 1926, sayfa 136.

Bu kitap 2000 yılında “Atatürk Kültür Merkezi Yayınları” tarafından Latin harfleriyle de neşredildi.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

M. Kemal Atatürk devrinde Devlet görevlileri Namaz kılamıyordu

M. Kemal Atatürk devrinde Devlet görevlileri Namaz kılamıyordu

*

 

***

Bu videoda Kadir Mısıroğlu, M. Kemal devrinde yaşamış bir şahıstan işittiklerini naklediyor. Bu şahıs, M. Kemal devrinde devlet vazifesi yapanların Namaz kılamadığını, kılanların ise işten kovulduğunu söylemiş.

Kemalist yalanlarla beyinleri esir alınmış insanlar daha doğrusu kurbanlar, elbette Kadir Mısıroğlu’nun söylediklerine inanmayacaklardır. Ancak yarasalar istemiyor diye hakikat güneşi doğmaktan vazgeçmez. Biz yine de söz konusu hakikati, üstelik daha fazlasını, kemalizmin kurbanı olmuş bu kardeşlerimize bizzat kendi kaynaklarından ispatlayalım.

“Daha fazlasını” diyoruz, zira sadece namaz kılmanın değil, oruç tutmanın da istenmediğini ispatlayacağız.

Malum, M. Kemal’in manevi kızı Afet Inan’ın Arı isminde bir kızı var. Arı Inan, 1974-1978 yılları arasında, Cumhuriyet’in kuruluşuna şahit olmuş meşhur Atatürkçülerle söyleşiler yapmış ve bunu “Tarihe Tanıklık Edenler-Cumhuriyet’in Kurucu Kuşağıyla Söyleşiler” başlığıyla kitaplaştırmıştır. Ne gariptir ki, 70’li yıllar olmasına rağmen, yani Cumhuriyet’in kuruluşundan yarım asır geçmiş olmasına rağmen o tarihe tanıklık eden insanlar konuşmaktan korkmuşlar. Arı Inan bu hususu kitabının “sunuş” kısmında şöyle ifade ediyor:

“Bu çalışma beni hem çok heyecanlandırdı, hem de bazı güçlüklerle karşı karşıya bıraktı. Aşağı yukarı 70 yaşının üstünde olan konuşmacılar, bazı şeyleri açık bir şekilde anlatmak istemediler. Zaman zaman elimdeki teybim, onlar için korkutucu bir alet haline geldi. ‘Onu kapat da öyle anlatalım’ dedikleri çok olmuştur.”

Yani M. Kemal devrinde öyle bir sansür ve baskı uygulanmış ki, bu insanlar yarım asır sonra bile bu baskıyı üzerlerinden atamamışlar ve M. Kemal’in manevi kızının kızı olan Arı Inan’a dahi bazı hakikatleri söylemekten çekinmişlerdir. Ancak yine de kitapta bazı hakikat kırıntılarına rastlamak mümkün. Işte bunlardan biri, Kadir Mısıroğlu’nun söylediklerini tasdik etmektedir.

Sözleriyle Kadir Mısıroğlu’nun naklettiklerini doğrulayan kişi, 1935’te TBMM’ye giren ilk kadınlardan Fakihe Öymen’dir. Öymen, 1941-1949 döneminde Türk Eğitim Derneği başkanlığı yaptı. Aynı zamanda Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Türk Parlamenter Birliği’nin aktif üyelerindendi. Ayrıca M. Kemal’in meşhur sofrasına katılma “şerefine” nail olmuş bir isim Fakihe Öymen.

*

Fakihe Öymen Atatürk, Afet Inan Atatürk Ari Inan, Atatürkün din düsmanligi, M. Kemalin din düsmanligi, chp'nin din düsmanligi, kemalizmin din düsmanligi, Atatürk'ün Islam düs

Fakihe Öymen (ortadaki) Afet Inan ve Şevket Aziz Kansu ile Türk Tarih Kurumu’nun bir toplantısında…

***

Bu hanım, Arı Inan ile yaptığı söyleşide M. Kemal’in ölümünden sonra Cumhurbaşkanı olan Ismet Inönü’nün siyasetini tenkid ediyor ve onun zamanında laiklik mevzuunda M. Kemal’in yolundan gidilmediğinden yakınıyor. Ancak bazılarının zannettiği gibi daha dinsiz bir istikamete doğru gidildiği için değil, dine taviz verildiği için tenkid ediyor.

Aynen alıntılıyorum:

“Atatürk öldükten sonra birçok dostlarımız var ki, Ismet Paşa zamanında oruç tutmaya kalktılar, Ismet Paşa zamanında namaz kılmaya kalktılar. Kusurumuz, laikliği memlekete yayamadık.”[1]

Aynı sohbetin devamında ise şöyle diyor:

“Atatürk öldüken sonra Ismet Paşa aynı yoldan (yani dinsizlik yolundan: Kadir Çandarlıoğlu) yürümüş olsaydı, bugün her şey bambaşka olurdu. Ne laiklikte, ne kadın haklarında, ne şunda ne bunda Ismet Paşa Atatürk’ün yolundan yürümedi. Açıkçası bu.”

Ve eşi Edip Öymen hemen ekliyor:

“Namaz kılıp oruç tutmaya başladılar. Neydi o demin söylediğimiz Iktisadi Kamu Teşekkülü’ndeki Sadreddin Bey, namaz kılıp, oruç tutuyor evinde yapsa ibadetini neyse de.”[2]

Şu cehalete bakar mısınız… Çalışan bir insan öğle namazını nasıl evde kılar veya oruç nasıl evde tutulup iş yerinde tutulmaz çok merak ediyorum doğrusu…

Kısacası M. Kemal devrinde devlet görevlilerinin namaz kılıp oruç tutmaları istenmiyordu. Ve biz bunu bir kemalist kaynaktan ispatladık. Mevzu bu kadar açık olduğu halde hala o devri müdafaa eden varsa, kusura bakmasın, ya cahildir, ya da gavurdur. Bunun başka bir izahı yok.

Fakihe Öymen Atatürk, Afet Inan Ari Inan Atatürk, din düsmanligi, M. Kemalin din düsmanligi, chp'nin din düsmanligi, kemalizmin din düsmanligi, Atatürk'ün Islam düsmanligi, m.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Arı Inan (M. Kemal’in manevi kızının kızı), Tarihe Tanıklık Edenler-Cumhuriyet’in Kurucu Kuşağıyla Söyleşiler, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2017, (Iş Bankası’nın 1. baskısı 2011. Çağdaş Yayınları 1. baskısı 1997), sayfa 434.

[2] Arı Inan (M. Kemal’in manevi kızının kızı), Tarihe Tanıklık Edenler-Cumhuriyet’in Kurucu Kuşağıyla Söyleşiler, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2017, (Iş Bankası’nın 1. baskısı 2011. Çağdaş Yayınları 1. baskısı 1997), sayfa 445, 446.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Yargıtay üyesi Abdullah Yaman’dan Kemalistlere TOPTAN CEVAP LAHİYASI

Yargıtay üyesi Abdullah Yaman’dan Kemalistlere TOPTAN CEVAP LAHİYASI
*

kemalist-inkilaplar-kemalizim-atatc3bcrk-devrimleri-ibrahim-c3b6zdabak-karikatc3bcrc3bc-cakma-kurban-olayim

***

9 KASIM 2017 günü sosyal medya hesabından yayınladığı, (bizim ise 13 Kasım günü sitemizde naklettiğimiz) “Zorunlu ibadete hayır” başlıklı yazı ile büyük tartışmalar yaratan Yargıtay üyesi Abdullah Yaman sözkonusu yazı sebebiyle verilen sözde cevaplara yine sosyal medya hesabından “Toptan cevap layihası” başlıklı bir yazı ile cevap verdi.

İşte o yazı

TOPTAN CEVAP LAHİYASI

Bir önceki yazımızda, Kemalist mü’minleri teşhis için biyometrik fotoğraf çekmeye çalıştık…

Malum, biyometrik fotoğraf tekniği, fotoşop uygulamasına müsaade etmediği için görüntü neyse birebir yansıtmak durumundasınız…
Bir muhalefet partisi milletvekilinin “Atatürk’e saldırıyor” şeklinde tezvirat yapması ve müteakiben ODA TV ve SÖZCÜ gibi nefret satarak geçim temin eden basının aynı çarpık başlıkla haberleştirmeleri üzerine komut alan ne kadar meczup, tinerji ve balici(1) varsa çekirge sürüsü misali saldırmaya başladılar…

Bendeniz fotoğrafla teşhis koymaya çalışırken, birbirinden iğrenç tepkileriyle MR, Tomoğrafi, Röntgenlerini de çektirerek kendilerine konulan teşhisi teyit etmeye başladılar…

Allah için, akıl, fikir, zeka içeren bir şey söyleseler gam yemeyeceğim… Hakaret, küfür ve tehditten öte karşı tez getiremediler…
Silerek, engelleyerek korunmaya çalıştıysam da muvaffak olamayınca, bıraktım… Hem böylelikle bu mahlukatın şişede durdukları gibi durmadıklarını cümle alem görsün istedim…

Galiz küfürleri aktarmaya edebim elvermiyor… En naif tepkileri ise “defol git bizim ülkemizden” oldu…
Adamlar haklı… Yıllardır toplumun diğer kesimleriyle ev sahibi-kiracı ilişkisi içinde yaşamaya alışmışlar…
Ne yalan söyleyeyim; bir müddet tefekkürden sonra acımaya başladım…
Esasında bu saldırganların her birinin çaresiz müfredat mağduru olduklarının idrakine vardım… Eğitim marangozlarının tornalarından şekillenip piyasaya salınmışlar… Tefekkür etme, sorgulama, analitik düşünme gibi ameliyelerle hiç işleri olmamış…
El’an serumlandıkları ODA TV ve SÖZCÜ ile aralarında simbiyotik bir ilişki kurulmuş… Karşılıklı olarak nefret alışverişinde bulunarak birbirlerinin gazlarını alıyorlar… Adeta itikafa girdikleri bu ODA’nın ne çıkışı ne de camı/penceresi mevcut… Boyunları tutulurcasına izledikleri TV den hep aynı ezberler pompalanmış…

Din tanımlamasına kızmışlar, ama ertesi gün Anıtkabir’de sözlerimi teyit eden bir kanaat önderinin sözlerini görmezden gelecek kadar sağır rolüne yatmışlar…

Abdullah Yaman’ın burada tam olarak kimi kastettiğini bilmiyoruz, lakin bu görüntüler de her şeyi açıkça ortaya koyuyor…

***

Allah şifa versin demekten öte diyecek bir şey bulamıyorum…Dikkatimi çeken bir diğer husus ise özellikle Yargıtay üyeliğime yapılan vurgu idi… Öyle ki, günde 1.25 TL bedelle Kemalist gazı almakla görevli SÖZCÜ gazetesi, açıklamayı Yargıtay’da yapmışım gibi bir tezviratla kurumsal refleksi tahrik etmeye çalışmış…

“Efendiler”, bendenizin yazıyı paylaştığı profilde sıradan bir ilkokul resmi yer almakta… Yargıtay üyesi veya hakimlik yaptığıma dair en ufak bir tanıtıcı bilgi yer almamakta… Buna rağmen ne diye Yargıtay’ı bu işe bulaştırırsınız ki?
İşin ilginci, muhalefet partisi milletvekilinin ve dolayısıyla haberi ondan aktaran her iki haber kanalının da Cumhurbaşkanını göreve çağırmış olmalarıydı… Hani, şu sık sık yargıya müdahale etmekle itham ettikleri Cumhurbaşkanını…
Demek oluyor ki, söz konusu düşman tasfiyesi olunca ilkeler bir süreliğine tatile çıkabiliyormuş… Doğrusu, her taraflarından ilke/tutarlılık akan bu odaklara şapka çıkaracağım, çıkarmasına ama bu sefer de “şapka kanununa muhalefet etti “ diye linç edeceklerinden endişeleniyorum…
İşin bir başka yönü de yalan ve iftiradan beslenmeleriydi…
Kemalist medya unsurları ile sosyal medya leşkerlerinin üzerinden tepindikleri en büyük yalan ise benim korkuya kapılarak “yazdıklarımı silmiş” olmam hadisesiyle ilgiliydi…

“Efendiler” haklı olduğum hiçbir tezde, geri adım atmam söz konusu dahi olamaz…Sosyal medyaya sürdüğünüz cihatçılarınıza psikolojik destek sağlamak için yalan dolana ihtiyacınız olabilir ama lütfen benim üzerimden yapmayın… Bakın, bu kez yalanınızın yürürlük süresi yatsıyı bile bulmadı…

Anlaşılan o ki, düşünce (içinden geçirmek) hürriyetine sonuna kadar saygılısınız… Lakin düşünceyi ifade etme hususuna gelince; kadı kızında da görülebilecek bir takım kusurlarla mamulsünüz…
Gelelim esas mevzuya, yani Atatürk’e saldırıp saldırmadığım meselesine…
Sıffin savaşında mızraklarının ucuna Kuran sayfaları taktıktan sonra Hz. Ali taraftarlarına yönelik “bunlar Kuran’a saldırıyor” diyen uyanıklardan zerre miktarınca farkınız yok…
Hazine arazisine inşa ettiği gecekondusunu yıkımdan kurtarmak için Atatürk maskı ve bayrakla çatıya çıkan oportünistler ne kadar samimi ise siz de o denli içtensiniz…
Özetle, sizin dünyanızdaki Atatürk, dünyevi çıkarlarınızı korumak için sağa sola salladığınız bir sopadan öte fonksiyon ifa etmiyor…
“Efendiler”… Yazılarımı 10 amperlik bir IQ nün algılayacağı üslupta yazıyorum…

Bir zamanlar idolleştirdiğiniz mütekait baro başkanınızın bile anlayamamış olmasına ne demeli, bilemiyorum…
Dünyanın en iyi sondaj makinalarını seferber etseniz, tüm arkeologları göreve de çağırsanız bir önceki yazımdan size ekmek çıkmayacağını bilmeniz gerekir…
Sair kesimlerin size uzattıkları elle ilgili; reddiyeci, alaycı tavrınız ile “dinler arası diyalog” çabalarına da sekte vurdunuz 🙂)
İyisi mi; “Lekum diniküm veliye din”

(1) Seviyeli tepki ve eleştiride bulunanları yukarıdaki tabirlerden tenzih ederim.

Abdullah Yaman

***

Helal olsun…

.

 

Zorunlu Kemalizm Ibadetine HAYIR!

Zorunlu Kemalizm Ibadetine HAYIR!

*

Abdullah Yaman, zorunlu kemalizm ibadetine hayir, olmasaydin olmazdik demek. atatürk 10 kasim,

Yargıtay Üyesi ve Hukuk Genel Kurulu Başkan adayı Abdullah Yaman:

ZORUNLU İBADETE HAYIR

Öteden beri Kemalizm’in bir ideoloji olduğu söylenir ama esasında kendine özgü ritüel, ayin ve törenleri olan bir dindir, tespitinde bulunsak yanlış tanımlamış olmayız, herhalde… Hemde hiçbir dine nasip olmayan “resmi devlet dini” olma ayrıcalığını da bünyesinde barındırarak…

İyi de adamlar sabah akşam bilimsellik, aydınlanmacılık, pozitivizm üzerine nutuk irat ediyorlar, nasıl olur da din şeklinde tanımlayabilirsin, yolunda bir soru akla gelebilir…

Müsaadenizle özetleyelim:

Asırlardır ahlak, fazilet ve kısacası her türlü meşruiyeti din üzerinden içselleştiren bir topluma; hadi bakalım bundan böyle seküler-laik takılacaksınız demekle sonuç alamazsınız…

Hani “çivi çiviyi söker” diye bir tabir var ya kanaatimce en büyük sosyolojik gerçeğe işaret eder… Yıllardan beridir her şeyi din üzerinden okuyan bir toplumu dönüştürmek için eski alışkanlıklarını da hesaba katarak ikame bir takım ayin ve ritüelleri devreye sokmak suretiyle, amacınıza ulaşabilirsiniz…

“GURUR DEVŞİRDİLER”

Türkiye’deki Kemalist elit de dersini iyi çalışarak, sistemin bekasını Atatürk’ün ömrüyle sınırlandırmamak için kendince çok yerinde tedbirlerle yola koyulmuştur…

Öncelikle sair türbe ve tekkelerin kapısına kilit vurarak hepsinin toplam yüzölçümünden daha fazlasını Anıtkabir adı altında Atatürk’ün mezarına tahsis ederek, merkezi bir kutsal mekan ihtiyacına cevap verdiler…

Böylelikle, Türklerin atası olarak soyadlandırılan bir insan için; Orta Asya, Selçuklu ya da Osmanlı mimari tarzı yerine, Antik Yunan tapınaklarını andırır bir mezar yaparak, Kemalettin Kamu’nun “Kabe Arabın olsun, bize Çankaya yeter” temennisinde dile getirdiği ikame bir “umre/hac” mekanına dönüştürdüler…

Sair türbe ve kabirlerde dua edenler, bilimsellik namına ti’ye alınırken, milli bayram ve anma törenlerinde bir nevi içtima alanına çevirdikleri Anıtkabir’deki cemaat mevcudiyeti istatistikleri üzerinden gurur devşirdiler…

“Aydınlanmacı” ne kadar Kemalist kurum ve STK varsa, özel cübbe ve kisveleri içinde Anıtkabir ziyaretlerinde bulunarak mekanı bir nevi “ATA’ya şikayet” mercii haline getirdiler…

İslami cenahta çocukları dine ısındırmak için camilerde oyun parkı kurulması fikri galebe çalarken, Kemalist müminler ibadethanelerinin mehabetini/saygınlığını bozar endişesiyle bu masum talebe bile ayak direyerek kutsalına sahip çıkma noktasında diğer dindarlara nal toplattılar…

Bir yandan (haklı olarak) zorunlu din derslerine karşı çıkarlarken, diğer yandan resmi kurum ve kuruluşları temsil makamında olanlar yönünden anıtkabir törenlerini bir nevi zorunlu ibadet haline getirerek insanları Kemalizm dininin münafıklık (riyakarlık) safına itmenin hazzını yaşayarak, ardından ti’ye alıp makaraya sardılar…

Tüm resmi zevatın Ankara’ya gelerek bu ayine iştirak etmesinin imkansızlığından hareketle, taşradaki yerleşim birimlerine endüstriyel heykeller dikerek kamu görevlilerinin bulundukları yerdeki bu ayin mekanlarında yarı beline (rükuya) kadar eğilerek ibadet etmelerine “olanak” sağladılar…

“’OLMASAYDIN OLMAZDIK’ SÖYLEMİ”

Yetmedi, apartman kat malikleri toplantılarına varıncaya dek, bütün toplantı ve oturumlarda gündemden evvel “saygı duruşunu” bir nevi işin olmazsa olmazı yani besmelesi haline getirdiler…

İslam inancındaki “her şeyin peygamberin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı” tezini karşılarcasına, “olmasaydın olmazdık” söylemiyle işi takva boyutuna vardırdılar…

Henüz yaşamakta olan ve dolayısıyla, işitme ve görme duyusunu yitirmediği için; üzülen elem ve kedere garkolan bir cumhurbaşkanına hakaret edebilmeyi kişisel özgürlük adına savunurken, 80 yıl önce vefat etmiş 1. Cumhurbaşkanımız hakkında en ufak bir eleştirinin hapisle sonuçlanması yolunda fikri takipte bulunmayı ihmal etmediler…

Yarın 10 Kasım… Bilindik sahneleri tekraren yaşayacağız… Saat 09:05 te yollarda seyreden vatandaşların bir kısmı kontak kapatarak çaldıkları klaksonlarla anma ritüeline iştirak ederken; trafiğin kapanması nedeniyle hareketsiz kalmak zorunda kalan tüm araç sürücülerinin atalarına ne denli sadık olduklarına dair “özel” haberlere boğulacağız…

Atatürk’ün son nefesini verdiği yatağın başucundaki askerimiz, yüzüne zoomlanan kameraları hayal kırıklığına uğratmayarak, gözlerinde yuvarlanan yaşları yerçekimine emanet edecek…

Yalnızca bu mu? Sağ olsunlar bizim Kemalistler yeni bir din icat ederken hurafeleri de ithal etmeyi unutmamışlar…

Damal dağı gölgesinden oluşan Atatürk silueti ve kendiliğinden bir araya gelerek ATA’ya benzer bir görüntü veren bulut “mucizeleri” üzerinden iman tazeleyecekler…

Örnekleri çoğaltmak mümkün ama yazı fazla uzamasın diye mevzuyu bir yerde bağlamak zorundayım…

Türkiye’de öteden beri dinde reform çağrısı yapan Kemalist’lerin kendi dinlerinde en ufak bir tadilat yapmaya niyetleri yok… Öyle ki, Yontma Kemalizm çağından, Cilalı Kemalizm sürecine evirileceklerine dair en ufak bir umut ışığı dahi görememekteyiz…

Ne var ki, kendileri muhalefette olsa dahi dinlerini iktidarda tutan bir koruma zırhına sahipler… Dogmatik olmakla itham ettikleri sair dinler bile kendi içinde ciddi tartışmalar yaşarken; anayasanın “değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez” zırhıyla kaplı olan bir dine mensup olmanın konforunu yaşamaya devam edecekler…

Biliyorum, bunları dillendirdiğim için çok öfkeleneceksiniz ama biz burada resim yada tablo çizmiyoruz… Yalnızca yüzünüze ayna tutup biyometrik fotoğraf çekiyoruz…

Rahatsızlık veren bir şey varsa bilin ki, anakronik portrenizdir…

***

Tek kelimeyle HELAL OLSUN!

.