Atatürk namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini Milletvekili yaptı

M. Kemal Atatürk namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini Milletvekili yaptı

*

m-kemal-ataturk-ayici-arif-bey-m-kemal-ataturk-ahlaksiz-milletvekili-ayici-arif-bey-sarkintilik

[1] no’lu dipnota dair… Hasan Rıza Soyak’ın hatıratında bahsi geçen hadisenin anlatıldığı sayfa…

***

Yazının hemen başında peşinen söyleyelim ki, M. Kemal’in namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini Milletvekili yaptığı iddiası bize ait değildir.

Bunu söyleyen M. Kemal’in büyük bir güven duyduğu Umumi Kâtibi (Genel Sekreteri) Hasan Rıza Soyak’tır. Soyak, M. Kemal’in namuslu kadınlara sarkıntılık yapan Ayıcı lakabıyla meşhur Arif Beyi CHP Milletvekili yaptığını hatıralarında şöyle anlatıyor:

“Yine herkes öğrenmiştir ki, [Arif Beyin] Büyük Millet Meclisi ikinci devresi için yapılan seçimde Eskişehir’den mebus çıkması, halkın şiddetli itirazları karşısında, ancak Atatürk’ün çok ısrarlı ricası üzerine mümkün olabilmiştir.

Filhakika Arif Beyin, vilayetlerinden aday gösterileceğini haber alan Eskişehirliler, buna asla taraftar olmadıklarını bildirmek için, Belediye reisi Ali Ulvi Beyin (Bu zat sonradan mebusluk da etmiştir) reisliği altında Ankara’ya bir heyet göndermişlerdi. Atatürk tarafından, istasyondaki Hususi Kalem binasında, benim çalıştığım odada kabul edilmiş olan heyet azası; Arif Beyin o civarda komutan olarak bulunduğu zaman namuslu kadınlara sarkıntılık ve buna benzer uygunsuz hareketleriyle halkı dilgir ettiğinden, hadiseler zikrederek, uzun uzadıya bahsetmişler, hakkındaki kararın değiştirilmesini istemişlerdi.

Atatürk bu maruzatı dinledikten sonra:

‘Evet biliyorum; Arif Beyin birçok hafiflikleri ve kusurları olmuştur; fakat şimdi kusurlarını idrak etmiş ve halini düzeltmiş durumdadır. Ben size artık o kötü hareketlerinin tekerrür etmeyeceğini temin edebilirim. Kendisi zeki, çalışkan, bilgili ve kıymetli bir arkadaştır. Memleketinize faydalı iyi bir mebus (milletvekili) olacağına kaniim. Namzetliğinin kabul buyurulmasını rica ederim’, demiş bu suretle heyeti ikna edebilmişti.”[1]

M. Kemal’e bakın… Sanki basit bir yaramazlık yapmış gibi, “bir daha yapmaz” diyor. Neymiş zeki, çalışkan ve bilgiliymiş… Ama yıllar sonra Izmir suikasti bahanesiyle Arif Bey’i asmakta tereddüt etmeyecektir. Yani yanlış, “halka” yapılınca “bir şey olmaz” ama kendisine yapılınca “idam”!.. Böyle bir hukuk anlayışı olmaz.

Biliyorsunuz, o dönem milletvekilleri M. Kemal tarafından belirlenirdi.[2] Namuslu kadınlara sarkıntılık yaptığı ve buna benzer uygunsuz hareketlerde bulunduğu halde Arif Beyi, üstelik o şehirden milletvekili yapmak, sizce ahlaki bir davranış mıdır? O namuslu kadınların ve ailelerinin durumunu düşünebiliyor musunuz? Bir kendini bilmez geliyor, ananıza, bacınıza, hanımınıza, kızınıza sarkıntılık ve buna benzer uygunsuz hareketler yapıyor, ama buna rağmen “Ulu Önder” M. Kemal bu şahsı sizin meclisteki temsilciniz olarak vazifelendiriyor… Vicdanınız bunu kabul eder mi?

Ensar Vakfı’nda hoca olmayan ve vakfıla üyelik dâhil hiçbir irtibatı bulunmayan bir çalışanın yaptığı çirkin olaydan dolayı bütün müslümanları suçlayanlar, nerdesiniz? Kadın ve insan hakları dernekleri nerdesiniz? Malum parti neden bu mesele hakkında bir açıklama yapmıyor?

Halbuki Ensar Vakfı Başkanı Karaman’daki çocuk istismarına dair, “Dava sürecini takip edeceğiz. Hak ettiği cezayı umarım bu kişi alır. Medyadan takip ettiğim kadarı ile 600 yıllık bir ceza isteniyor. Benim inancıma göre, bu 600 yıllık ceza bile az, bu kişinin idam edilmesi gerekir” demişti.[3]

Bununla da kalmadı ailelerin yanında, sanığın en ağır şekilde cezalandırılması için davaya müdahillik dilekçesi verdi. Çocuklardan bazılarının vekaletlerini üstlendi, ailelerin ve çocukların hukukunu korumak için mahkemede hazır bulundu.

Ama M. Kemal Atatürk tacize maruz kalan namuslu kadınların yanında olmak, haklarını savunmak ve Arif Beyi cezalandırmak şöyle dursun, onu CHP milletvekilliği ile ödüllendirdi.

Vakıf üzerinden bütün cemaatlere ve Kur’an kurslarına ateş püskürenler, namuslu kadınlara sarkıntılık eden bir “ahlaksızı” o insanları “temsilen” milletvekili atayan M. Kemal Atatürk’e neden bir çift laf etmezler? Hatta onu “Ulu Önder” ilan ederler? Bu insanlar samimi değil… Dürüst değil… Kendilerinden olanların her türlü ahlaksızlığını hoş görüp, başkalarını ise linç ediyorlar.

Aman Allah’ım, bu nasıl bir çelişkidir? Bu nasıl bir samimiyetsizlik ve ikiyüzlülüktür?

Ister kabul edin, ister etmeyin M. Kemal Atatürk’ün “ahlak” anlayışı budur. Hatırlayın, Kazım Karabekir Paşa’ya, “Dini ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telâkkisini kaldırmalıyız. Partiyi (CHP), bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur..”[4] diyordu.

*

kazim-karabekir-dini-ve-namusu-olanlar-kazanamazlar-dini-ve-ahlaki-olanlar-ac-kalmaya-mahkum-m-kemal-ataturk-karabekir-1

kazim-karabekir-dini-ve-namusu-olanlar-kazanamazlar-dini-ve-ahlaki-olanlar-ac-kalmaya-mahkum-m-kemal-ataturk-karabekir-2

[4] no’lu dipnota dair… Uğur Mumcu’nun yayınladığı Karabekir’in hatıralarında, M. Kemal’in, “Dini ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar” dediği görülüyor…

***

Arif Bey’in bütün rezaletlerine rağmen M. Kemal Atatürk tarafından CHP Eskişehir milletvekilliği ile ödüllendirilmesi, Karabekir Paşa’nın naklettiği sözlerin somutlaşmış halidir. Yani M. Kemal, Karabekir Paşa’ya bu sözleri söylemekle kalmamış, aynı zamanda bu ahlak anlayışını tatbik etmiştir.

M. Kemal’in yalnızca namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini milletvekili yaptığını zannediyorsanız aldanıyorsunuz. O, kadın katili Recep Zühtü’yü bile CHP milletvekili yapmıştı.[5]

Evvelce M. Kemal’in ahlak anlayışına dair başka misaller de neşretmiştik. Cumhurbaşkanlığı makamında bir kadına striptiz yaptırdığı,[6] ve Türk kadınlarını Iran Şahı önünde soyundurduğuna[7] dair paylaşımlar bunlardan sadece ikisi.

Sizi bilmem, ama ben (Müslümanlığı ve Türklüğü bir kenara bıraktım) bir Insan olarak böyle bir ahlak anlayışını kabul etmiyorum, etmeyeceğim!

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Hasan Rıza Soyak (M. Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri), Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Bankası Yayınları, Istanbul 1973, cild 2, sayfa 353.

Aynı sözler Bülent Demirbaş tarafından yayına hazırlanan Arif Bey’in hatıralarında da nakledilir. Bakınız;

Miralay Mehmet Arif Bey, Anadolu Inkılabı / Milli Mücadele Anıları (1919-1923), Yayına Hazırlayan: Bülent Demirbaş, Arba Yayınları, Istanbul 1987, sayfa 131, 132.

[2] O dönem Milletvekilleri M. Kemal tarafından belirleniyordu. Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/06/cok-partili-sisteme-m-kemal-ataturk-ile-gecildi-yalani-tek-parti-rejimi-chp/

[3] Takvim Gazetesi, 25 Mart 2016.

[4] Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 83-85.

[5] Kadın katilinin milletvekili yapıldığı hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/05/24/ataturkun-deli-raporlu-milletvekili-recep-zuhtu/

[6] Cumhurbaşkanlığı makamı olan Çankaya köşkünde striptiz yapıldığına dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/30/m-kemalin-cumhurbaskanligi-makaminda-striptiz-mi/

[7] Türk kadınlarının Iran Şahı karşısında soyundurulduğuna dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/19/kemal-ataturk-olmasaydi-baban-kim-olurdu-o-namusumuzu-kurtardi-diyenere-ithaf-olunur/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Ahmet Hakan’a Cevap…

Ahmet Hakan’a Cevap…

*

ahmet-hakana-cevap-ahmet-hakan-kose-yazilari-ahmet-hakan-erdogan-ahmet-hakan-coskun-ahmet-hakana-reddiye

***

Cehaletiyle meşhur Ahmet Hakan bugünkü köşe yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Islamist terör” diyen Merkel’i uyarmasına tepki gösterdi. Arkasına Almanya Şansölyesi Merkel’i alan Ahmet Hakan, DEAŞ için “Ama Islam diye kafa kesmiyor mu barbarlar ordusu” diyor.

Evet Ahmet Hakan, aynen öyle yapıyorlar. Ama biraz tutarlı ol… Mert ol… Dürüst ol. Samimi ol. Bu ülkede “şapka” için kafalar kesilmedi mi? Eğer kafa kesmek barbarlık ise, o zaman bir şapka uğruna kafalar kesen “Atatürk”e de barbar diyebilecek misin?

M. Kemal şapka uğruna “kurbanlar verelim” demedi mi? Al işte, kendi beyanı:

“Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız! Isterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim!”[1]

Üstelik bir de milletvekillerini “kafa kesmek”le tehdit etmedi mi? Ve bunu da Nutuk’ta iftiharla anlatmadı? Al işte Nutuk’tan:

“Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”[2]

Peki M. Kemal’e de “barbar” diyebilecek misin?

Diyemezsin!..

Diyemediğin gibi, Rize’de Atatürk heykelinin söküldüğü yerde poz veren bir Türk vatandaşına; “be hey şuursuz!” diye çıkışıp kendinle çeliştin. Üstüne bir de Anaokulu bebesi gibi “Atatürk olmasaydı…” masalı anlattın. Gerzeklik bu işte…

*

ahmet-hakana-cevap-ahmet-hakan-kose-yazilari-m-kemal-ataturk-nutuk-fakat-ihtimal-bazi-kafalar-kesilecektir

M. Kemal, vekilleri “kafalarını kesmek”le tehdit ediyor ve bunu da Nutuk’ta iftiharla anlatıyor…

***

Neymiş, Atatürk olmasaymış belki bugün mülteci olacak mışız?

Be hey şuursuz!

Bu bir acziyet ifadesidir. Bu millet âciz değil ve hiçbir zaman da olmadı! Senin Türk milletine hakaret etmeye hakkın yok. Kahraman bir milletin istiklâlini bir adama mâletmek senin haddine değildir. Aklını başına topla. Batı’da Çerkez Ethem, doğuda Kazım Karabekir ve Deli Halid Paşalar düşmanla çarpışırken, Ingilizlerle Pera Palas’ta pazarlıklar yapan, ardından Ankara’da entrikalar çeviren ben değildim. Bu millet M. Kemal’den evvel başlattı Kurtuluş Savaşını. Onunla var olmuş değildir.

Kazım Karabekir paşanın günlüklerini de mi okumadın? Okutalım o zaman… Bak, 18 Nisan 1919 tarihli günlüğüne ne yazmış:

“Milli hareketimiz hakkında icap edenlerle görüştüm. Silahlı teşkilâtlarının kuvvetlendirilmesini söyledim.”[3]

19 Nisan 1919’da ise Trabzon’a çıkıyor.

Yani M. Kemal’in Samsun’a çıkışından 1 ay evvel…

Milli hareket için silahlı teşkilâtların kuvvetlendirilmesi talimatını vermek nedir? Halide Edib Adıvar’ın ingilizce yazdığı hatıralarını da mı okumadın? Milli hareketi Kazım Karabekir paşanın başlattığını ve halkı silahlandırdığını yazıyor. Peki o tarihte M. Kemal nerede? Uğur Mumcu’nun kitabına bak; “Şişli’deki evinde yatıyor.”[4]

Bize masal anlatma Ahmet Hakan!

Hani o olmasaydı?.. O olmasaydı Kazım Karabekir Paşa olurdu. O olmasaydı Ali Ihsan Paşa olurdu. O da olmasaydı Medine kahramanı Fahreddin Paşa olurdu. Bizde kahraman mı yok? Afrika’da bilmem ne kabilesinin efrâdı mıyız biz? Bu kadar ezik misin sen?

Neymiş… Atatürk’ün sayesinde din süslü cemaat darbe girişiminde başarısız olmuş. Hayır! Tam tersine; M. Kemal’e rağmen başarısız oldu. M. Kemal’in kapattığı Imam Hatip’ten mezun olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dik durmasıyla başarısız oldu. M. Kemal’in yasaklamasına rağmen “Allahu Ekber” diyerek direnen Milletin sayesinde başarısız oldu.

*

ahmet-hakana-cevap-ahmet-hakan-coskun-15-temmuz-darbe

15 Temmuz gecesi darbecileri tekbirlerle tepeledik…

***

Gel senin o düz mantığınla hareket edip şöyle haykırayım:

“Be hey şuursuz Ahmet Hakan!.. Eğer M. Kemal’in kapattığı Imam Hatipler, kemalizme rağmen daha sonra açılmasaydı, bu darbe girişimine karşı çıkan Erdoğan olmayacaktı. Türkiye bölünecekti… Belki de bugün mülteci olup ellerin memleketinde dileniyordun a be gerzek! Niye Erdoğan’ı eleştiriyorsun?”

Nasıl? Senin mantığın böyle işliyor işte. Üstelik aynı senin üslubunla yazdım.

Ayrıca meydanlara inenler “Türkiye laiktir laik kalacak” naraları atmadı. “Allahu Ekber” sadalarıyla kenetlendi. M. Kemal’in “Tanrı uludur” bilmem nesiyle değil. DEAŞ, Allahu Ekber diyerek kafa kestiği zaman “Islâmî terör” oluyor da, darbecilere karşı Allahu Ekber sadalarıyla direnmek neden “Islâmî direniş” olmuyor? Neden darbeden sonra “bu bir Islâmî direniştir” demedin de demokrasiye bağladın? Neden şapka uğruna kafa kesilmesine “Laik terör” demiyorsun?

Madem M. Kemal’in sistemi en iyisi, o zaman neden kuvvetler birliğini değil de kuvvetler ayrılığını istiyorsun? M. Kemal hayatı boyunca kuvvetler birliğini savunmuştur.[5]

Bir de Osmanlı borçlarından falan bahsetmişsin… Aman Ilber Ortaylı duymasın, yoksa sana ağız dolusu “cahil” der. O borçların büyük bir kısmı, M. Kemal’in de mensubu olduğu “darbeci” Ittihat ve Terakki’nin aldığı borçlardı.

Yani demem o ki bu paralar, hatta daha fazlası, tüyü bitmemiş yetimin hakkını betonlaştırıp her yere heykel dikenlerden tahsil edilmeli… Bir de “Atatürk olmasaydı…” diyerek masal anlatanlardan. Bakalım o zaman sen nereye kaçacaksın…

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 2, 5. Baskı, Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara 1997, sayfa 221 – 222.

[2] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 691.

[3] Kazım Karabekir, Günlükler (1906-1948), 1. -2. cild, Çeviriyazı: Budak Kayabek, Hazırlayan: Yücel Demirel, Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2009.

[4] Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 32, 33.

[5] M. Kemal kuvvetler birliğini savunuyordu:

http://belgelerlegercektarih.com/2017/01/09/m-kemal-ataturk-cumhuriyet-dusmani-mi-2/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Her şeyi Atatürk’e borçlusunuz diyenlere

Her şeyi Atatürk’e borçlusunuz diyenlere

*

ataturkculere-cevap-kemalistlere-cevap-kurtulus-savasini-ataturk-mu-kazandi-herseyi-ataturke-mi-borcluyuz

“Savaş, ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir…”

Aliya Izzetbegoviç

***

M. Kemal’in inkılaplarını tenkid ettiğimiz zaman kemalistlerden genelde şöyle bir tepki gelir: “Atatürk olmasaydı biz olmazdık, kimliğinizi Atatürk’e borçlusunuz, beğenmiyorsanız defolun gidin bu ülkeden hainler.”

Tarihini bilmeyen birisinden böyle bir tepkinin gelmesi gayet tabiidir. Ama bizim de bir cevabımız var. Belki biraz düşünürler.

Ey Kemalist! Sana söylüyorum…

Bir insanın kimliği tarih, din, dil, kültür vb. ortak aidiyetlerden oluşur. Işte bizim kimliğimiz yüzyıllardır sahip olduğumuz bu aidiyetlerden beslenmiştir.

Sen ise kimliğinin kaynağı olan bu değerleri kaybetmişsin. Senin kimliğin barbar yunan askerlerinin kaçarken düşürdüğü ve maalesef sana sirayet eden kimlikten farksızdır.

Batılıların öz kimliğine bürünmüş ve onu özümsemiş kimseler tarafından hazırlanan ve üzerinde de “Türkiye Cumhuriyeti” yazan kimlik kartını kendi öz kimliğin mi zannettin? Bu kartı hazırlayanların kafasında fötr şapka, dilinde alafranka, kalbinde put, elinde Nutuk var… Tarihine yabancılaşmış insanlar.

Biz ise, senin gibi kimliğimizi sokakta bulmadık; tarihimizden aldık. Elindeki kimlik kartı belki sahte değildir, ama gerçek kimliğin de değildir. Bu toprağın, bu medeniyetin insanıysan özüne dön. Bir kağıt parçasıyla bana vatanseverlik taslama.

Ey Kemalist! Sen kimliğini kaybetmişsin. Dur! Hemen yere bakıp arama… Kimlik kartını kastetmiyorum. Önce aynaya, sonra da şanlı tarihine bir bak… Bak bakalım, aynada kendini görüyor musun. Acaba sen sana benziyor musun?

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Venizelos M. Kemal Atatürk’ü neden Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi?

Venizelos M. Kemal Atatürk’ü neden Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi?

*

ataturk-venizelos-m-kemal-nobel-baris-odulu

Venizelos ve M. Kemal…

***

15 Mayıs 1919 günü Izmir’i işgal eden ve oradan yakıp yıkarak Anadolu içerlerine kadar gelen Yunan Ordusu’nun, daha doğrusu câni sürüsünün Başbakanı Elefterios Venizelos 12 Ocak 1934’te yazdığı bir mektupla M. Kemal’i Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermiştir.

Venizelos bu mektubunda Osmanlı Devleti’nin yaklaşık 7 asırdır Yakın Doğu ve Orta Avrupa’da kan döktüğünü, ancak M. Kemal’in 1923 yılında kurduğu laik, modern Türkiye Cumhuriyeti’yle bu duruma son verdiğini, eski topraklarını terk ederek milli sınırları ile iktifa ettiğini belirtiyor ve bu “katkılarından” dolayı onu Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdiğini ilan ediyor. Anlaşılan Venizelos; Osmanlı’yı yıkan, Hilafeti kaldıran ve dini yok edip laikliği getiren M. Kemal’e bir “ödül” verme ihtiyacı duyuyor. Adeta sevincinden göbek atıyor.

*

ataturk-venizelos-m-kemal-nobel-baris-odulu-11

Venizelos’un Nobel Ödülü Komitesi Başkanlığına Fransızca gönderdiği mektubun birinci sayfası…

***

Işte Anadolu’yu yakıp yıkan ve insanımızı doğrayan câni sürüsünün Başbakanı Venizelos’un Nobel Ödülü Komitesi Başkanlığına gönderdiği o mektup:

“Bay Başkan

Yedi asra yakın bir süre zarfında Yakın Doğu ve Orta Avrupa’nın büyük bir kısmı kanlı mücadelelere sahne olmuştur. Osmanlı Imparatorluğu ve sultanların mutlakıyetçi idareleri bunun başlıca amili idi. Hristiyan milletlerin Imparatorluğa bağlanmaları ve bundan mütevellit Salibin Hilâle karşı yaptığı kaçınılmaz mücadeleler, kurtulma emeli ile bu milletlerce yapılan isyanlar, Osmanlı Imparatorluğu sultanların idaresinde kaldığı sürece devamlı tehlike kaynağı teşkil eden bir durum husule getiriyordu.

M. Kemal Paşa’nın muhasımlarına karşı yaptığı milli harekâtın galibiyetle sonuçlanmasını müteakip 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, bu istikrarsız duruma son verdi. Bir milletin hayatında bu kadar kısa bir süre içinde böylesine köklü bir değişme nadir vuku bulmuştur. Teokratik bir rejim içinde yaşayan, din ile hukuk kavramlarının birbirine karıştığı çökme yolundaki bir imparatorluğun yerini güç ve hayat dolu modern ve milli bir devlet almıştır.

*

ataturk-venizelos-m-kemal-nobel-baris-odulu-22
Venizelos’un Nobel Ödülü Komitesi Başkanlığına Fransızca gönderdiği mektubun ikinci sayfası…

***

Büyük devrimci M. Kemal Paşa’nın başlattığı hızla, mutlakıyetçi sultanlar rejimi yıkılmış ve gerçekten laik bir devlet kurulmuştur. Millet tümüyle çağdaş uygarlıkların önünde yer almak için şevk ile ilerleme yolunda bir atılım yapmıştır. Barışı takviye hareketi yeni ve seçkin Türk devletine bugünkü görüntüsünü veren tüm iç reform hareketleriyle birlikte yürümüştür. Türkiye yabancı unsurlarla meskûn vilâyetlerini terk etmek hususunda tereddüt etmemiş ve antlaşmalarda belirtildiği üzere kendi milli sınırları ile samimi şekilde iktifa ederek Yakın Doğu’da barışın gerçek bir savunucusu olmuştur.

Kanlı mücadeleler nedeni ile uzun yıllar Türkiye ile düşman durumunda kalan biz Yunanlılar, Osmanlı Imparatorluğu’nun yerini alan bu ülkede vuku bulan bu köklü değişikliğin etkilerini duyan ilk kimseler olduk. Anadolu faciasının hemen akabinde kendini yenileyen Türkiye’ye bir anlaşma fırsatı görerek elimizi uzattık. O, bu uzanan eli samimiyetle kabul etti. Ciddi anlaşmazlıklarla ayrılmış olan milletlerle samimi bir barış örneği veren bu yakınlaşmadan sadece, iki ülke için olduğu kadar Yakın Doğu barışı için de yararlı sonuçlar doğmuştur. Barışın medyun olduğu bu kıymetli katkının sahibi kişi Türkiye Cumhurbaşkanı M. Kemal Paşa’dır. 

Bu nedenle 1930 yılında Yunan Hükümet Başkanı sıfatı ile ben Türk-Yunan Paktı’nın imzası ile Yakın Doğu’da barışa doğru yeni bir devir başlarken, M. Kemal Paşa’yı Yüksek Nobel Barış Ödülü için aday göstermekle şeref kazanırım.

*

ataturk-venizelos-m-kemal-nobel-baris-odulu-33
Venizelos’un Nobel Ödülü Komitesi Başkanlığına Fransızca gönderdiği mektubun üçüncü ve son sayfası…

***

Ihtiramatı faikamın kabulünü rica ederim, Bay Başkan.
E.K. Venizelos”

***

Eğer bazıları bu durumu içine sindirebiliyorsa ve meseleyi hala anlayamamışsa diyecek bir şey yok.

.

KAYNAK:

Mektup için bakınız; Atatürk’ün Milli Dış Politikası (Cumhuriyet Dönemine Ait 100 Belge) 1923-1938, cild 2, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1981, sayfa 241-243.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

15 Temmuz işgali ve sonrasında yaşananların kısa bir tahlili (analizi)

15 Temmuz işgali ve sonrasında yaşananların kısa bir tahlili (analizi)

*

15-temmuz-olaylari-15-temmuz-isgali-15-temmuzda-yasananlar-15-temmuz-darbe-girisimi-ya-allah-bismillah-allahu-ekber-15-temmuz-analizi

Millet idareye el koydu…

***

Kemalistler tarafından dinsizlik ve gayri millilik üzerine kurulan devlet sistemi 15 Temmuz işgalinde kilitlenmiş ve bu işgale karşı harekete geçip müdahale edememiştir. Bu andan itibaren Millet duruma-idareye el koydu ve işgalcileri tepeledi. Ardından Yenikapı mitingindeki ruhla yeni bir devlet kurdu. Bu hakikati bilen Kemal Kılıçdaroğlu ilk önce mitinge katılmak istemedi. Israrlar neticesinde bazı şartlar ileri sürdü ve büyük bir “Atatürk posteri” ve bu posterden daha büyüğünün olmamasını talep etti. Anlaşılan Kılıçdaroğlu babasını kaybetmiş bir çocuk halet-i ruhiyesiyle babasının ölümüne inanamıyor ve aklınca “ölüyü diriltmek” istiyordu. Halbuki öldüren ve dirilten yalnızca Allah’tır celle celaluhu. Nitekim yeni devletin ruhu çoktan üflenmişti.

Ama yine de Kılıçdaroğlu’na bir kıyak yapıldı. Kemalizmi leş gibi gömmek yerine, tıpkı Teşvikiye Camii’nden kalkan bazı din düşmanı laik kemalist “sanatçılar”da olduğu gibi bir cenaze merasimi uygun görüldü. Ne de olsa gavurun cenazesine bile saygı gösteren bir medeniyetin varisleriyiz. Hani cenazelerde ölünün bir yakını, elinde bir resimle tabutun önünde yürür ya, işte “kemalizm tabutunun” önündeki resimli yani “Atatürk posterli” kişi de Kemal Kılıçdaroğlu idi. Ne garip bir tesadüf… Kemalist zulüm devrini bir Kemal açtı, bir diğer Kemal de mecburen cenaze namazını kılıp kapattı.

*

yenikapi-mitingi-yenikapi-ruhu-15-temmuz-olaylari-15-temmuz-isgali-15-temmuzda-yasananlar-15-temmuz-darbe-girisimi-ya-allah-bismillah-allahu-ekber-15-temmuz-analizi-feto-15-temmuz

Yenikapı Mitingi…

***

Neticede Yenikapı’da kemalist rejim gömüldü ve yeni bir Devlet kuruldu. Tıpkı müşrik sisteme son veren Mekke fethinde bazı müşriklerin affedildiği gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan da (beğenirsiniz beğenmezsiniz orası ayrı) hakaretten haklarında dava açtığı kişileri affetti. Yeni bir devlet kuranlara “Gazi” denir. Işte bu sebeple sık sık “Gazi Meclis” vurgusu yapıldı. Şu anda yeni devlette Başkanlık sistemi “fiilen” mevcut, geriye yalnızca bunun adını koymak ve yeni Anayasa kaldı. Bir de şu laiklik belası ve batının bize biçtiği rolden kurtulmak.

Bu hususlarda da bazı adımların atıldığına şahit olduk, oluyoruz. Kemalist Türkiye’nin “tapusu” olduğu söylenen ve batının bize dayattığı Lozan Antlaşması’nın bir “Zafer” olmadığı dile getirilerek tartışmaya açıldı. Böylece Yenikapı’da kurulan yeni devletin, “yurtta sulh cihanda sulh” felsefesini reddettiği bütün dünyaya ilan edilmiş oldu. Bu da tabii olarak artık kabuğuna çekilmiş minimalist sünepe bir Türkiye yerine, tekrar Osmanlı gibi i’la-yı kelimetullah’ın (yani Allah’ın adını her yere yaymak, her yerde yüceltmek ve dünyaya adaletle hükmetmek) yani maksimalist bir dâvânın şiâr edinildiğini gösterir. Nitekim Fırat Kalkanı Harekâtı ve bilhassa Musul operasyonu da bu iradenin sahaya bir yansımasıydı.

*

15-temmuz-olaylari-15-temmuz-isgali-15-temmuzda-yasananlar-15-temmuz-darbe-girisimi-ya-allah-bismillah-allahu-ekber-15-temmuz-analizi-feto-15-temmuz

***

Bilindiği gibi M. Kemal, Osmanlı Devleti’ni yıkarken şöyle demişti:

“Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları “zorla” Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Bu “tasallutlarını” (saldırılarını!) altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu “mütecavizlerin” (tecavüzcülerin!) hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete (aslında kendine, zira Tek Adam olmak istiyordu ve oldu: Kadir Çandarlıoğlu) saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”

Şimdi biz de şöyle diyoruz (Yapılan değişiklikler parantez içine alındı) :

“Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. (Kemalistler) zorla (Milletin-Ümmetin) hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Bu tasallutlarını (1 asırdan) beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, (Millet-Ümmet) bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, (Millete-Ümmete) saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. (Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.)

***

NOT:

Kendilerini Atatürkçü zanneden bazıları, “biz de Ya Allah Bismillah Allahu Ekber diyerek meydanlara indik, dolayısıyla Atatürk’ün kurduğu sisteme sahip çıktık” diyerek yazdıklarımıza itiraz edebilirler. Lakin bu arkadaşlar Atatürkçülüğü bilerek kabul etmiş değiller… 90 senedir sistemli bir şekilde pompalanan propagandanın tesiriyle fikirlerini dahi bilmedikleri, kendilerine kahraman olarak takdim edilen kurgulanmış-yapay-hayali-suni bir karaktere bağlanmışlar ve bu yüzden kendilerini Atatürkçü zannediyorlar ama gerçekte değiller. Şayet M. Kemal’i gerçekten tanımış olsalardı, O’nun yasaklamasına rağmen “Allahu Ekber” diye tekbir getirmezlerdi. Sadece bu delil bile, onların aslında Atatürkçü olmadıklarını ispata kâfidir.

Fatih Sultan Mehmed’den sonra Istanbul’un bir kez daha fethedileceği malum. Ancak bu fethin, birincisinden farklı olarak “kılıçla” değil, “tekbir”lerle gerçekleşeceği hadis kaynaklarımızda geçer. 15 Temmuz’da Batının darbeciler eliyle işgal ettiği Istanbul’un milletimiz tarafından “Ya Allah Bismillah Allahu Ekber” sadaları ile tekrar ele geçirilmesinin “sözü edilen fetih” olduğunu belki söyleyemeyiz, ama en azından bir provası olduğu kesin.

En azından provasını bize gösterdiği için Allah Teala’ya sonsuz hamdü senalar olsun. Ileride bu fethi gerçekleştirecek olan kardeşlerimi şimdiden tebrik ediyorum. Eğer o büyük güne erişemezsek bizi hayırla yad etsinler.

Allah, milletimizi tekrar asıl hüviyetine, eski izzetli ve şerefli günlerine döndürsün. Âmin.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Video

DÂVÂMIZIN ÖZETİ

DÂVÂMIZIN ÖZETİ

*

.

Dâvâmız i’la-yı kelimetullah yani Allah’ın adını her yere yaymak, her yerde yüceltmek ve dünyaya adaletle hükmetmektir. Bu hedefe “kemalizm” ile varamayız. Zira kemalizm ulusal bir din veya ideolojidir. Adı üstünde “ulusal”, “yöresel” din…

Belli bir yörenin/ulusun dini, yani “sınırları” olan bir bölge ve “sınırlı” bir kitle sözkonusu. Sınırlı bölgeye hitap eden bir din veya ideoloji, kendini sınırlamakla kalmayacak, aynı zamanda mensuplarının ufkunu da sınırlayacaktır.

Bu hedefe yalnızca beynelmilel, yani evrensel (uluslararası) bir din ile, yani Islamiyet ile varılabilir. Insanlığın çektiği acılara bigâne kalmak ve görmezden gelmek bize yakışmaz. Dünyaya adaleti hâkim kılmak için kemalizmi terk etmek ve Türkiye liderliğinde bir Islam Birliği kurmak zaruridir. Dünyanın dört bir yanındaki mazlum ve mağdurlar bizden bunu bekliyor.

Aksi halde hepimizi ezerler.

***

Kadir Mısıroğlu M. Kemal Atatürk hakkında yalan mı söylüyor?

Kadir Mısıroğlu M. Kemal Atatürk hakkında yalan mı söylüyor?

*

yunus-nadi-ataturk-m-kemal-yunus-nadi-ataturk-kurani-inkar-mi-ediyor-ataturk-kuran-m-kemal-ataturk-vahy-ataturk-vahiy-inkar-ataturk-kadir-misiroglu

Yunus Nadi, M. Kemal ile aynı karede…

***

Kadir Mısıroğlu, “Kırk Görgü Şahidinden Naklen Benden Tarihe Haberler” isimli kitabında son devrin önde gelen hâfızlarından olan Cevdet Soydanses’in, Balıkesir’de askerlik yaptığı günlerde M. Kemal ile olan bir hatırasını kendisine şöyle anlattığını naklediyor:

“Ben Balıkesir’de askerlik yapıyordum. Bir akşam gece yarısına yakın yatakhanemize bir çavuş gelerek:

‘- Aranızda hafız var mı?’ diye sordu.
‘- Ben hafızım.’ dedim.
‘- Benimle geliyorsun.’ dedi.
Giyinip, yatakhaneden çıktım. Ben hasta, ölmek üzere olan biri var da Kur’an okunacak sanıyordum. Birlikte merkez binaya gittik. Kapının önünde çavuş, kapıyı tıklattıktan sonra içeriden:

‘Gel!’ denilmesi üzerine kapıyı açtı. Selam ve resmi ta’zim ifasından sonra:
‘- Hafızı getirdim.’ dedi.
‘- Sen çık, O gelsin.’ dediler.

Çavuş çıktı, ben içeri girdim. Askerce selam verdikten sonra hazırol vaziyetinde bekledim. Karşımda bir güruh vardı. Önlerinde rakı kadehleriyle yemek yiyip, çerez atıştırıyorlardı. Tavanda mutantan bir avize, gözleri kamaştırmaktaydı. Birçok masa birleştirilerek tek bir masa haline getirilmişti. Masanın başında gazetelerden tanıdığım M. Kemal, etrafında ise sivil ve asker birçok kimse yemek yiyip, içki içiyorlardı.

M. Kemal Paşa bana hitaben:

‘- Sen hafız mısın?’ diye sordu.
‘- Evet’ cevabını vermem üzerine:
‘- Peki, bize Kur’an’dan bir şey oku.’ dedi.
‘- Ne okuyayım?’ diye sordum.
‘- Sure-i Rahman oku!’ dedi.
Bu emir üzerine ben hemen yere çömeldim, cebimden takkemi çıkararak başıma koydum. O, bu hareketimi görünce:

‘- Bakın, bakın! Nasıl bir ta’zim vaziyeti alıyor!’ diye söylendi.
Ben duymamazlıktan gelerek Euzubesmele’yi çektikten sonra Sure-i Rahman okumaya başladım. Biraz sonra ‘Febieyyi alai rabbiküma tükezziban’ yani ‘Şimdi rabbinizin hangi nimetini tekzib eder, yalan dersiniz?!’ mealindeki ayete geldikçe bana elindeki kadehi sallayarak:

‘- Hangi nimetini tekzip ettik. Kuru fasülyesini mi, yeşil pırasasını mı?!’ gibi laflar atmaya başladı. Malumunuz bu ayet orada çok tekerrür (tekrar) eder. Her defasında benzer istihzalar savurdu (inceden alay etti) ve nihayet:
‘- Yeter, yeter artık! Hadi defol!’ dedi. Ben ayağa kalkıp çıkmak üzereyken masadaki şişman birisi yüksek sesle:

‘- Gazi Hazretleri! Bu millete Tanrı olarak sen yetersin. Başka Tanrı gerekmez!’ demesi üzerine umumi bir bravo ve alkış sesiyle kadehler ayağa kalktı ve:

‘- Gazi Hazretleri şerefine!’ sayhalarıyla rakıyı yudumlarlarken ben sür’atle kaçıp, oradan uzaklaştım. Ertesi gün bu şişman herzegunun kim olduğunu merak ettiğimden mahalli gazeteyi aldım. Orada bu sofranın resmi vardı ve masadakilerin de ismi yazılıydı. Bu mel’unun Yunus Nadi olduğunu oradan öğrendim.”[1]

*

ataturk-yunus-nadi-m-kemal-yunus-nadi-ataturk-kuran-ataturk-dindar-miydi-m-kemal-dindar-miydi-m-kemal-din-vahiy

Yunus Nadi ve M. Kemal…

***

Şimdi bazıları Kadir Mısıroğlu’nun veya Cevdet Soydanses’in yalan söylediğini iddia edebilir. Buna bir itirazımız olamaz. Ancak bu hadiseyi destekleyen başka deliller zikretmemiz halinde bu iddialarından derhal vazgeçmelidirler. Çünkü ilim bunu gerektirir.

O devirde birçok kemalist Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Allah’tan “Vahy” almadığını, haşa kendisinin uydurduğunu düşünüyordu. Işte Kadir Mısıroğlu’nun naklettiği hadisede adı geçen Yunus Nadi, Kur’an’ın Allah’ın bildirdiği buyruklar değil, sadece Peygamberin sözleri olduğunu ileri sürenlerdendi. Bunu biz uydurmuyoruz, bilakis kemalistlerin muteber kaynaklarından Gotthard Jaeschke’nin “Yeni Türkiye’de Islamlık” isimli kitabında yazıyor.[2]

Bu bir… Şimdi gelelim ikinci ve esas meseleye.

Peki M. Kemal Vahye inanıyor muydu? Inanmadığı kendi elyazılarıyla sabittir. Sözkonusu elyazılarını; “M. Kemal Atatürk’ün, ‘gökten indiği sanılan kitaplar’ sözünü savunanların iddialarına Reddiye” başlıklı makalemizde neşretmiştik.[3]

Başka bir delil ise Hâfız Âsım’ın hatıralarıdır. Hâfız Âsım, M. Kemal’in ibadetleri Türkçeleştirmek için Dolmabahçe Sarayı’na davet ettiği Hâfızlardan biridir. O, Dolmabahçe Sarayı’na davet edildiği gece yaşadıklarını Ali Kemâlî Aksüt’e anlatmış ve bu hâtıralar Mehmed Akif Ersoy’un da uzun bir müddet başyazarlığını yaptığı Sebîlürreşâd dergisinde yayınlanmıştır. Biz de bunu “M. Kemal Atatürk’e göre Kur’an Vahiy değildir” başlığıyla sitemizde neşretmiştik.[4] Oradan okunabilir.

Işte yukarıda zikrettiğimiz bütün bu delillerden sonra kimse Kadir Mısıroğlu’nun Cevdet Soydanses’ten naklettiği sözkonusu hadiseye yalan diyemez. Derse ilmî değil, “hissî” davranmış olur. Hislerle de gerçek Tarih yazılmaz.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Kadir Mısıroğlu, Kırk Görgü Şahidinden Naklen Benden Tarihe Haberler, Sebil Yayınları, Istanbul 2016, sayfa 406-408.

[2] Gotthard Jaeschke, Yeni Türkiye’de Islamlık, (Tercüme eden: Hayrullah Örs), Bilgi Yayınevi, Ankara 1972, sayfa 48. Devrin Milli Eğitim Bakanı Ismail Arar bu kitaba “önsöz” yazmıştır.

[3] M. Kemal’in elyazıları için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/24/m-kemal-ataturkun-gokten-indigi-sanilan-kitaplar-sozunu-savunanlarin-iddialarina-reddiye-cevap/

[4] Hâfız Âsım’ın hatıraları için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2016/02/22/m-kemal-ataturke-gore-kuran-vahiy-degildir/

Başka deliller için şu yazılarımıza bakılabilir:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/28/m-kemal-ataturkten-dinimiz-islama-hakaret-hezeyan/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Tarikatlar, laikler ve ötesi – Serdar Tuncer

Tarikatlar, laikler ve ötesi – Serdar Tuncer

*

serdar-tuncer-15-temmuz-laiklik-cemaatler-tarikatler-serdar-tuncer-kemalizm

***

Abdestimizi aldık, namazımızı kıldık, “Ya Allah Bismillah” diyerek meydanlara döküldük. Yaralandık, can verdik, devletin ve milletin namusunu kurtardık. Ülkeyi iç savaşın, işgalin ve kaosun eşiğinden döndürdük.

Sonra bir de baktık ki; Türkiye savaşta Müslümanların, barışta ise Kemalist laiklerinmiş!

Ekranlar, köşeler, kıyılar bizi sevmeyen, dindarlığımızdan rahatsız olan, sloganlarımızı küçümseyen, bizsiz bir ülke hayâl eden adamlarla doluverdi birden. Ülkeyi kurtaranların dindarlığına bakarak bir parça Müslüman olmayı denemek yerine, ülkeye kast edenlerin dindar görünümünden yola çıkarak dine ve dindarlara vurdukça vurdular.

Laik eğitimin önemine vurgular, bütün tarikatların aynı potansiyele sahip olduğunu anlatmalar, “sıradaki FETÖ kim olacak?” gibi imalı sorular, TSK başta olmak üzere bütün devlet kurumlarından herhangi bir intisabı bulunan herkesin tasfiyesini istemeler… Zırvanın bini bir para…

Bir dakika beyler!

Madem öyle, 27 Mayıs’a, 12 Mart’a, 12 Eylül’e, 28 Şubat’a bakıp, darbelerin arkasında Atatürkçüler var diyerek, ordu başta olmak üzere bütün devlet kurumlarından Kemalistleri azledelim evvela.

Var mısınız?

Hatta bir adım daha ileri gidip, eğitim sisteminden, ordu yapılanmasına, bürokrasiden bilmem nerelere kadar Atatürk’ü ve ilkelerini tartışmaya açalım, ne dersiniz? Sahte dindarlar ayağa kalkınca da dayak hakiki Müslümanlara reva görülüyor, hakiki Atatürkçüler ayaklanınca da… Bu işte bir gariplik yok mu?

Biraz insaf, birazcık izan, bir parça özeleştiri yâhu!

15 Temmuz’da darbeye kalkışanlar dindar değil, dinin aslında ne olduğunu öğrenemediği için, bir şarlatanın hezeyanlarını din zanneden ahmaklar sürüsüydü.

Bunların ışığı nur, laf ebeliğini velayet, üçkâğıdı keramet zannetmesinde sizin payınız Pensilvanyalı’dan daha az değil.

Güzel bir şeyin aslı bilinmediği için sahtesi gerçek zannediliyorsa, aslını yasaklayanın en az sahteyi satan kadar suçu vardır.

14 asırlık geleneğin muhkem ve muhteşem duruşunu merdiven altlarına mahkûm ederek takiyye görünümlü münafıklığın kapısını siz açtınız.

Tarikatı yasakladığınız için, o a(l)danmışlar ordusu, tasavvuf büyüklerinden çalıntıyı, kalbin zümrüt tepelerinden sızıntı zannettiler.

Müslümanım diyene kapıları kapatmasaydınız, içeri girebilmek için Müslüman değilmiş gibi yapa yapa İslâm’ı unutan bu müptezeller ülkemize bu terörü yaşatamayacaktı.

Şimdi de bu cürümdeki hata payınızla delikanlı gibi yüzleşmek yerine kalkıp bir de diyorsunuz ki; “tarikatlar da ileride böyle bir şey yapabilir, hepsi aynı, tiz önlem alınmalı” vs.

Varlığını size borçlu bir terör örgütünden sizi kurtaranlara teşekkür edeceğinize bir de kalkıp onları suçluyorsunuz.

İnsanların takım elbise giymesini yasakladığınız ülkede takım elbiseli bir maymun cinayet işledi diye dönüp bütün insanlara potansiyel katil muamelesi yapmaktan daha abes sizinki!

Akıllı olun ve anlayın artık: FETÖ’nün varlığı istikbâlimizi ve istiklâlimizi imhadır; tasavvufun yokluğu mâzimizi ve kendimizi inkâr!

Garibim tasavvuf ehli de, samimi ve safiyâne bir şekilde size bunlar gibi olmadıklarını anlatmak için çırpınıp duruyor.

Yâhu arada benzerlik yok ki farkı anlatasın!

Herhangi bir tekkenin kapısından üç gün evvel girmiş herhangi bir derviş namzedine gidin ve şu üç meseleyi anlatıp, “Bu sözleri söyleyen insan nasıl birisidir?” diye tek bir soru sorun.

Bir adam çıkmış kendisinden bahisle diyor ki:

“Kâbe’deydim, temizliğe o zaman şimdiki kadar dikkat edilmiyordu. Pislik sebebiyle de çok sinek bulunuyordu. Ben on beş gün kadar hiç haremden ayrılmamıştım. Buna rağmen herkesi ısıran sinekler bir kere dahi olsun beni ısırmadı”

“Çocukluğumda kazlarımız vardı. Ben onları çok severdim. Bir gün bu kazlar bir komşumuzun bahçesine gitmişler. O da kızmış, kazları bir güzel dövmüş. Baktık bizim kazlar kan revan içinde. Onları öyle görünce içim sızladı, çok rikkatime dokundu. Çok geçmeden havada bir bulut belirdi. O komşunun tarlasına öyle bir dolu yağdı ki, bahçede ne var ne yok hepsini aldı götürdü. O da biz de şaşırdık, çünkü köyde başka hiç bir yere dolu yağmamıştı.”

“Bir gün arkadaşlardan biri bir rüya görüyor; Hatice validemiz Peygamber Efendimiz’e, ders yaptığımız dört beş kişiyi kast ederek, “Ya Rasûlullah bunlar bizden hoşnut musun diye soruyorlar” diyor. Efendimiz’den cevap geliyor: “Evet hoşnudum. (Beni kastederek) Hele birisi, hele birisi…” diyor.

O derviş namzedinden alacağınız cevap şudur: “Kendisi için bunları anlatabilen adam üçkâğıtçıdır, yalancıdır, şeytanın maskarası olmuştur.”

FETÖ mensupları ise bunları anlatan dünyası küçük şarlatana “Kâinat İmamı” diyorlar.

Farkı anlatabiliyor muyum?

Maneviyatın ne olduğunu bilmeyen insanlara, bu kibir kokulu hezeyanları velayet diye satabilirsiniz. Ancak bir kez tekke eşiğinden girmiş taze bir derviş dahi, bunların yaşansa dahi dile dökülmemesi gereken şeyler olduğunu bilir ve anlatanın makbul bir kimse olamayacağını anlar.

Yani demem o ki; bu türedi ahmağın çakma cemaatinden hareketle bütün tarikatlara potansiyel tehlike muamelesi yapacağınıza, tarikatların önündeki tekke ve zaviye sûretli bütün yasal engelleri kaldırın ki, bir başka şarlatan paralel bir ihanete teşebbüs etse bile kendisine inanacak adam bulamasın.

Böyle bir şey bir daha olur mu, olursa nasıl anlarız?

Ölçü meydanda: “Ben, benden öncekilerin Allah’ın Rasûlü’ne kadar uzanan bir silsile ile bu güne kadar taşıdığı dini, onların tek bir açık nokta kalmayasıya anlayıp yaşadığına inanıyor ve onlar gibi yaşamak istiyorum” diyen zatlardan çevresine, devletine ve milletine bir zarar gelmez.

Bu zatlar eline Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’yi alır ve “haydi bu ikisinin arkasından gidelim” diye çağırır insanları.

“Ben size benden önceki 14 asır boyunca gelenlerin bilmediği, anlamadığı, yanlış anladığı şeyleri en doğru haliyle anlatıyorum” iddiasındaki adamlara gelince, işte orada durun.

Bu adamlar, “Kur’ân’dan başkasını boş verin” der, eline kendi kitaplarını alır, “haydi benim arkamdan gelin” diye nida ederler.

Anlatabiliyor muyum?

Geleneği olmayanlar geleceğin tehlikesidir!

Ötesini söylemeyeceğim.

.
**********

Serdar Tuncer

ALINTI:

http://www.yenisafak.com/yazarlar/serdartuncer/tarikatlar-laikler-ve-otesi-2031414

Bütün yazıları: http://www.yenisafak.com/Yazarlar/serdartuncer/Yazar-Arsiv

Facebook hesabı: https://www.facebook.com/SerdarTuncerResmiSayfasi/

Twitter hesabı: https://twitter.com/Yaziyor?lang=de

Web sitesi: http://www.serdartuncer.com.tr

.

 

Telekulakçı FETÖ’nün ilham kaynağı M. Kemal Atatürk mü?

Telekulakçı FETÖ’nün ilham kaynağı M. Kemal Atatürk mü?

*

ataturk-feto-m-kemal-feto-ataturk-fethullah-gulen-m-kemal-telekulak-ataturk-sivil-polis-ataturk-diktator-m-kemal-kazim-karabekir-polis-takibi

[2] no’lu dipnot ile alakalı… Istanbul Milletvekili Ismail Canbulat’ın dönemin Içişleri Bakanı­ hakkı­nda verdiği istihzah takriri… (Meclis tutanağı­)

***

15 Temmuz’da tı­pkı­ M. Kemal’in geçmişte defalarca yaptı­ğı­ gibi darbe teşebbüsünde bulunan[1] FETÖ’nün, insanları­ fişleme, gizlice takip etme ve telefonları­nı­ dinlemede de M. Kemal’den ilham aldı­ğı­na dair elimizde ciddi deliller var.

Bilindiği gibi o yı­llarda henüz telefon kullanı­mı­ pek yaygı­nlaşmadı­ğı­ için insanlar mektuplar vası­tası­yla haberleşiyordu. Dolayı­sı­yla bugün telefonları­n gizlice dinlenmesi yani Telekulak ne ise, o yı­llarda mektupları­n gizlice açı­lı­p okunması­ da odur. O halde, gizlice telefonları­ dinlediği gerekçesiyle FETÖ’yü tenkid eden kemalistler, 1920’lerde milletvekillerinin mektupları­nı­ gizlice açtı­rı­p okutturan M. Kemal ve avenesini de tenkid edebilecekler mi? Kemalistlerden bunu talep edebilmemiz için evvela delillerimizi zikretmemiz gerekir ve öyle de yapacağı­z.

Ilk delilimiz Istanbul milletvekili Ismail Canbulat’ı­n 12 Şubat 1924 tarihinde dönemin Içişleri Bakanı­ hakkında verdiği istihzah takriri yani gensoru önergesidir. Takririn metni şu şekildedir:

“Bir müddetten beri bâzı rüfeka mektupları­nın açılmakta olduğundan şüphe etmekte idiler. Hattâ dün açıldığı pek belli birkaç zarfı da bir refikimiz bana göstermiştir. Bunun tevlidettiği şüphe üzerine bugün kilitli olan çekmecemden aldığım (bir mektubun açıldıktan sonra acemice kapaltılmış olduğunu fark ettim ve o dakikada salonda bulunan rüfekaya ibraz ettim. Görenler kanaatimi teyidettiler. Mektupların mahremiyet; ve masuniyetine riayet etmek, hürriyetin eskimiş en tabiî ve basit kavaidi salbitesindendir. Keyfi­yetin hemen Dahiliye Vekilinden istizahını ve Meclisi Âlice inltihap buyurulacak bir heyet ma­rifetiyle Ankara, Istanbul postanelerinde tetkikatı muktaziyenin icrasiyle mesullerinin zahire ihracı hususunun tahtı karara alınmasını teklif ve rica ederim.”[2]

Her ne kadar Içişleri Bakanı­ Ferit Bey bu iddiayı­ reddetse de, birçok milletvekili Ismail Canbulat’a hak veriyordu.

Nitekim bir diğer Istanbul milletvekili Rauf Bey de kendisine gelen bir mektubun açı­lı­p okunduğundan şüphelendiğini, bunun üzerine zarfı­ Posta ve Telgraf Müdürü Umu­misi Fahri Beye gösterdiğini ve O’nun da “dikkat çekici” bulduğunu anlatmı­ş ve Ismail Beyin verdiği takriri desteklemişti.[3]

Karesi (Balı­kesir) mebusu Ahmed Süreyya Bey de mektupları­n açıldığından şüphelendiğini söylüyor ve 5-6 aydan beri bazı­ mektupları­n kendisine gelmediğini ve gönderdiği mektupları­n da sahiplerine ulaşmadığı­nı­ ekliyor.[4]

Tokat mebusu Mustafa Bey ise “takip edildiklerinden” şüphelendiğini söylüyor.[5]

Mebusları­n şüpheleri yersiz değil, zira meşhur kemalist yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu mektupları­nı­n açı­ldı­ğı­nı­, hatta sivil polis tarafı­ndan takip edildiklerini söyleyenlerin sayısı­nı­n bir hayli kabarı­k olduğunu hatı­raları­nda şu sözlerle ifade ediyor:

“Muhabere (haberleşme) hürriyetinin ihlal edildiği, kapılar arkasından konuşmaların dinlendiği ve bazı milletvekilleri ardından “hafiyye”ler dolaştırıldığı iddia edildi. Rauf Bey, ikide bir kürsüye çıkıp elinde birtakım örselenmiş zarflar göstererek kendisine gelen mektupların açılmış olduğunu söylüyordu. Onun arkasından, başka bir milletvekili, bilmem hangi arkadaşının evinde yaptığı hususi konuşmanın A’dan Z’ye kadar zaptı tutularak Dahiliye Vekilliğine jurnal edilmesinden sızlanıp yakınıyordu. Sivil polisler tarafından takip edildiklerini söyleyenlerin sayısı ise hayli kabarıktı.”[6]

Sivil polislerce takip edilenlerden biri de Gümüşhane mebusu Kadirbeyoğlu Zeki Bey idi. Zeki Bey, peşine takılan sivil memurların gidip geldiği, oturduğu ve konuştuğu kişileri günü gününe, hatta saati saatine tesbit ettiklerini belirttikten sonra şöyle yazıyor:

“Sokak kapısının tam karşısındaki hanın kapısi içinde daima iki sivil memur kapımızı kontrol altında bulundurmakta, ben sokağa çıktığım vakit, biri beni takip eder. Diğeri haneye girip çıkanları nezaret ederdi.”[7]

*

ataturk-feto-m-kemal-feto-ataturk-fethullah-gulen-m-kemal-telekulak-ataturk-sivil-polis-ataturk-diktator-m-kemal-kazim-karabekir-polis-takibi-kadirbeyoglu-zeki-bey-hatiralari

[7] no’lu dipnot ile alakalı… Kadirbeyoğlu Zeki Bey, kendisini takip eden sivil polislerle yaşadığı maceraları hatıralarında uzun uzadıya anlatır… Hakikaten okunmaya değer…

***

M. Kemal, Milli Mücadele’nin meşhur paşalarını da rahat bırakmamış. Hakikaten Kazım Karabekir ve Ali Fuat paşalar mektuplarının açıldığını, bazılarının çalındığını ve üstelik sivil polisler tarafından izlendiklerini söylemektedirler.[8]

Dürüstlüğü ve mertliğiyle temayüz etmiş olan Şark Fâtihi Kazım Karabekir Paşa’nın 22 Eylül 1924 tarihinde günlüğüne yazdığı şu cümleyi, “Atatürk hürriyet getirdi” diyenlerin suratına çarpıyorum:

“Izmir’den mektuplarımın çalındığını Milli Müdafaa Vekaleti’ne şikayet ettim.”[9]

M. Kemal güya “demokrasi” ve “hürriyet” getirdi değil mi? Milletvekillerinin dahi hürriyeti yoktu ki milletin olsun…

Şimdi kemalistlere can alıcı suali sormanın zamanı geldi: Gizlice telefonları­ dinlediği gerekçesiyle FETÖ’yü tenkid ettiğiniz gibi, 1920’lerde milletvekillerinin, hatta Milli Mücadele’nin meşhur paşalarının mektupları­nı­ gizlice açtı­rı­p okutturan-çaldıran ve peşlerine sivil polis takan M. Kemal ve avenesini de tenkid edebilecek misiniz?

Hiç zannetmiyorum…

Gördüğünüz gibi bu yazıyla, FETÖ’nün dini cemaatlerle bir alakası olmadığı, aksine, dini yasaklayan ve milletvekillerini ispiyonlayan-fişleyen “baskıcı” kemalistlerden ilham aldığı bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] FETÖ ve M. Kemal benzerlikleri için bakı­nı­z;

http://belgelerlegercektarih.com/2016/09/06/darbeci-m-kemal-ataturkun-darbe-tesebbusleri/

http://belgelerlegercektarih.com/2016/09/03/15-temmuz-saldirisinin-2-dalgasi-algi-bombalari/

[2] TBMM Zabı­t Ceridesi, Devre 2, Cild 5, Içtima 100, 12 Şubat 1924, sayfa 734.

[3] TBMM Zabı­t Ceridesi, Devre 2, Cild 5, Içtima 100, 12 Şubat 1924, sayfa 739, 740.

[4] TBMM Zabı­t Ceridesi, Devre 2, Cild 5, Içtima 100, 12 Şubat 1924, sayfa 744.

[5] TBMM Zabı­t Ceridesi, Devre 2, Cild 5, Içtima 100, 12 Şubat 1924, sayfa 744.

[6] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politika’da 45 Yı­l, 2. Baskı­, Iletişim Yayınları, Istanbul 1984, sayfa 60, 61.

[7] Kadirbeyoğlu Zeki Bey’in Hatıraları, (Hazırlayan: Ömer Faruk Lermioğlu), Sebil Yayınevi, Istanbul 2007, sayfa 263 ve devamı.

[8] Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası, Emre Yayınları, Istanbul 1991, sayfa 302 ve devamı.

Ayrıca bakınız; Ali Fuat Cebesoy, Siyasi Hatıralar, cild 2, Vatan Matbaası, Istanbul 1960, sayfa 95-100.

[9] Kazım Karabekir, Günlükler (1906-1948), 1.-2. cild, (Hazırlayan: Yücel Demirel), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2009.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*