Ezanın yasaklanmasını protesto edenlere hapis cezası

Ezanın yasaklanmasını protesto edenlere hapis cezası

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

5 Mayıs 1933 tarihli Cumhuriyet Gazetesi

***

Bu 19 yobazın (!) suçu neydi biliyor musunuz? Suçları (!), Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasını protesto etmekti.

Kendilerini “Müslümanım ama Atatürkçüyüm” diye tanımlayanların, “Atatürk olmasaydı Ezan-ı Muhammedi olmayacaktı” yönündeki iddialarına bakacak olursak, bu kardeşlerimiz de bizim gibi Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasına karşıdırlar. Ancak Atatürk döneminde yasaklandığından haberleri bile yok. O dönemde yaşamış olsalardı, kendilerine de “yobaz” denilecekti… Hatırlatalım istedik. Inşaallah artık gerçekleri görürler.

***

Ayrıntılı bilgi için şu konularımıza bakılabilir:

Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

***

Ezan’ı aslından M. Kemal Atatürk uzaklaştırmadı yalanı

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/ezani-aslindan-m-kemal-ataturk-uzaklastirmadi-yalani/

***

Atatürk’ün yasakladığı Ezan-ı Muhammedi’yi Adnan Menderes serbest bıraktı

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/27/ataturkun-yasakladigi-ezan-i-muhammediyi-adnan-menderes-serbest-birakti/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk dış borç almadı yalanı

Atatürk dış borç almadı yalanı

Bazı kemalistlerin, “Atatürk döneminde dış borç alınmamıştı” yönündeki iddiaları malum. Halbuki, M. Kemal ve avenesinin dış borç alabilmek için yoğun çaba harcadığı biliniyor.

Cumhuriyet dönemi iktisat tarihçisi Prof. Yahya Sezai Tezel, M. Kemal Atatürk’ün dış borç ve yabancı sermayeye başvurmadığı iddialarına karşı şunları yazıyor:

“Cumhuriyet tarihinde yabancı kaynak kullanımından arıtılmış bir Kemalist dönem var saymak ve bu dış finansmansız bağımsız kalkınma döneminin Ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra ya da hemen önce sona erdiğini söylemek yanlıştır. 1923-1938 dönemi boyunca Türkiye ekonomisinde dış kaynak kullanımı yolunda güçlü bir eğilim vardır. Atatürk dönemindeki kapitalist gelişme stratejisi dış kaynaklara önemli ölçüde başvurma eğilimine sahip olmuş, bunu sürdürmüştür.”[1]

Dış Borçlar…

Örneğin 14 Haziran 1930 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) 10 milyon dolar borç alınmıştır.[2]

1932 yılında ise Rusya’dan 8 milyon dolarlık kredi alınmıştır.[3]

Hatta 1930’lu yıllarda Türk ekonomisi dış ticaret bakımından yarı yarıya Almanya’ya bağımlıdır. Almanya “cliring” sistemiyle Türk ithal ve ihraç ürünlerinin yüzde 40’ından fazlasını temsil ediyordu. Prof. Tezel’e göre, “Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde Türkiye’nin dış ticareti bir ülkeye bu kadar bağımlı olmamıştı.”[4]

Nitekim Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, ekonomide “Almanya’ya bağımlı” olduklarını Ingiliz Büyükelçisi Percy Loraine’e itiraf etmişti.[5] O yıllarda Almanya’dan 150 milyon mark kredi alınmıştır.[6]

Ingiltere, Kral 8’inci Edward’ın Türkiye’yi ziyaret edip M. Kemal Atatürk’le görüşmesinden 1,5 yıl sonra Mayıs 1938’de Türkiye’ye 16 milyon sterlin kredi açtı.[7]

Ingiltere ve Almanya’dan alınan krediler M. Kemal Atatürk’ü bir hayli memnun etmiş görünüyor. Zira Atatürk, 1 Kasım 1938’de Başbakan Celal Bayar’ın okuduğu yasama dönemini açış nutkunda, bu kredilerin “memleketin mâlî itibarına karşı gösterilen ciddi güvenin ve harici siyasetimizdeki dürüst hareketin bir tecellisi” olduğunu belirtmişti.[8]

Iç borçlanmaya dair bir örnek vermek gerekirse, 1934 yılında Sivas-Erzurum Demiryolunun yapımı için alınan 30 milyon lira örnek gösterilebilir.[9]

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız


[8] no’lu dipnot ile ilgili… Ingiltere’den alınan 16 milyon sterlin ve Almanya’dan alınan 150 milyon mark tutarındaki borçların M. Kemal Atatürk’ü memnun ettiğini gösteren söz konusu Meclis açış konuşmasının tutanağı

***

[9] no’lu dipnot ile ilgili… 30 milyon liralık iç borçlanma sözleşmesine dair 2463 sayılı kanun, Resmi Gazete’de böyle yayınlanmıştı

***

Bu konuda bu kadar malumat kâfidir sanırız.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Kemalist yönetimin dış borç bulmak için yaptığı çabaları ve rakamlar için Prof Tezel’in çalışmasına bakabilirsiniz; Yahya Sezai Tezel, 1923-1938 Döneminde Türkiye’nin Dış Iktisadi Ilişkileri, ITBA Mezunları Derneği, Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Tarihiyle ilgili Sorunlar Sempozyumu, 14-17 Ocak 1977, Istanbul 1977, sayfa 193 – 229.

Ayrıca bakınız; Yahya Sezai Tezel, Cumhuriyet Döneminin Iktisadi Tarihi, 1923-1950, sayfa 418 – 422, 430, 431.

[2] Memduh Yaşa, Devlet Borçları, 3. Baskı, Istanbul 1981, sayfa 70.

[3] Şu kaynağa bakılabilir: Haluk Ülman-Oral Sander, Türk Dış Politikasına Yön Veren Etkenler, 2, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Mart 1972, cild 27, no 1, sayfa 16.

Ayrıca bakınız; Ali Coşkun, “Cumhuriyetin Ilk Yıllarında Türkiye Ekonomisi”, Atatürkçü Düşünce Dergisi, sayı 4, Kasım 2003, sayfa 76.

[4] Yahya Sezai Tezel, 1923-1938 Döneminde Türkiye’nin Dış Iktisadi Ilişkileri, ITBA Mezunları Derneği, Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Tarihiyle ilgili Sorunlar Sempozyumu, 14-17 Ocak 1977, Istanbul 1977, sayfa 205.

[5] Hikmet Özdemir, Atatürk ve Ingiltere, The British Council, Ankara, sayfa 66.

[6] Ludmila Jivkova, Ingiliz-Türk Ilişkileri, 1933-1939, Habora Kitabe Yayınları, Istanbul 1978, sayfa 158 – 162.

Ayrıca bakınız; TBMM Zabıt Ceridesi, cild 27, Içtima 1, 1 Kasım 1938, sayfa 7.

[7] Açılan bu kredi ve M. Kemal Atatürk’ün Ingilizler’le ittifak yapmayı istediği ile ilgili ayrıntılı bilgi ve Ingiliz Dışişleri arşivindeki belgeler için bakınız; Hikmet Özdemir, Atatürk ve Ingiltere, The British Council, Ankara, özellikle sayfa 43 – 183.

Ayrıca bakınız; TBMM Zabıt Ceridesi, cild 27, Içtima 1, 1 Kasım 1938, sayfa 7.

[8] TBMM Zabıt Ceridesi, cild 27, Içtima 1, 1 Kasım 1938, sayfa 7.

Ayrıca bakınız; Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 1, sayfa 431.

[9] T.C. Resmi Gazete, 30 Mayıs 1934, sayı 2714, sayfa 3875, Kanun No 2463, Kabul tarihi: 28 Mayıs 1934.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kemalist Sistem

Kemalist Sistem

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Ibrahim Özdabak’ın kaleminden çıkan ve “Sistemi” konu alan bu karikatür vesilesiyle “kemalist ‘sis’tem”e dair birkaç misal verelim…

Kemalist Sistem’de:

Lozan’da, Yunanistan’dan tazminat – tamirat parası almayıp Müslümanların hakkını yunanlılara bağışlayan M. Kemal Atatürk ve avenesi kahraman; bunu eleştiren ve Yunan mezalimi adlı kitabında yunan zulmü hakkında, “Aziz Vatan Evladı! Unutma! ve Affetme!” diyen Kadir Mısıroğlu hain gösterildi.

Meis Adası, Oniki Ada, Batı Trakya gibi vatan topraklarını Lozan’da peşkeş çeken M. Kemal ve avenesi kahraman; bu yerlerin bize aid olduğunu söyleyen Kadir Mısıroğlu hain gösterildi.

Kafirlerin kanunlarını Müslümanlara zorla dayatan M. Kemal ve avenesi kahraman; Kur’an-ı Kerim’in Müslümanların kitabı olduğunu ve Müslümanların Kur’an’daki kanunlar ile yönetilmesi gerektiğini söyleyen Kadir Mısıroğlu hain gösterildi.

Işte “sistem” böyle bir şeydir.

Haini kahraman, kahramanı ise hain gösterir…

Ancak meseleye Islam düşmanları açısından bakacak olursak, bu yazdıklarımız doğrudur. Yani düşmanlarımıza göre M. Kemal “kahraman”; Kadir Mısıroğlu “haindir.”

Bizim kahramanımız ise bila şek ve la şüphe Kadir Mısıroğlu’dur.

Zira “Sis” perdesini aralayanlar “Sis”temin oyununa gelmez ve hakikati olduğu gibi tüm berraklığıyla görürler.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kuran düşmanı Bay Necati’nin ibretlik ölümü

Kuran düşmanı Bay Necati’nin ibretlik ölümü

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

M. Kemal Atatürk ve sağında M. Necati

***

M. Kemal Atatürk’ün, Mustafa Necati’nin ölümüne adeta “hüngür hüngür” ağladığını Falih Rıfkı Atay “Çankaya” adlı kitabında yazmıştır. Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün M. Kemal Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan ile 17 Nisan 1976 günü yaptığı söyleşide de Atatürk’ün Mustafa Necati’nin ölümüne ağladığı bildirilir:

“Prof. Dr. Utkan Kocatürk – Peki, Atatürk’ün en sevdiği kimseler kimlerdi? Meselâ Mustafa Necati’nin ölümünde ağlamış değil mi?

Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan – Evet, öyle.

Prof. Dr. Utkan Kocatürk – Yani Atatürk’ün gerçekten samimî olarak değerine inandığı ve ölümüne üzüldüğü kimseler?

Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan – Valla her arkadaşına önem verirdi.. Yalnız Necati Bey’den… işte o, yeni harflerin kabul edildiği senedir ve öyle bir ani ölümü, onda büyük tesir yapmıştı ve acımıştı çok.. Yani çok şey bekliyordu ondan.. (…) Ben tanımadım uzun boylu, ama vefat ettiği zaman Atatürk çok üzülmüştü.. Biliyorum, ağladı..”[1]

***

Şimdi gelelim M. Kemal’in çok değer verdiği M. Necati’nin ölümüne…

BAY NECATININ OLÜMÜ

Onk. Dr. Haluk Nurbaki

Rahmetli babam o zamanlar Konya’nın tek gazetesi olan “Babalık” gazetesinin başyazarı idi. Ondan işittiğim şu olayı aynen naklediyorum:

“Devrin ilk Maarif Vekillerinden (Milli Eğitim Bakanı) Necati Konya’ya gelmiş ve Latin harflerinin üstünlüğünü(!) anlatmak üzere bir konferans düzenlemişti. Şehrin her tarafına yapıştırılan ilanlarda:

“Eski Harflerle Birlikte Kur’an’ı da Tarihe’e Gömdük” yazıyor ve konferansın ertesi gün saat 10’da verileceği belirtiliyordu.

Akşam, mükellef bir ziyafet verildi. Yemekten sonra bay Necati, ani bir apandist krizine yakalandı ve hemen hastahaneye kaldırılarak ameliyat edildi. Gösterilen itinayı anlatmaya lüzum yok, bütün hastahane hatta Konya ayakta idi. Bay Necati kurtulmuş, fakat ne çare ki haddini aşarak Kur’an’a dil uzatmıştı. Gece yarısı, imkansız denebilecek bir şey oldu ve Bay Necati’nin yatağı yan demirinden kırıldı. Hasta yere düşmüş ve ameliyat yeri patlamıştı. Ertesi gün saat 10’da, yani konferansın yapılacağı bildirilen saatte öldü.”

Kur’an’ı tarihe gömmek isteyenler, tarihin en kokuşmuş sahifelerine gömüldüler.[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Prof. Dr. Afet İnan’la Bir Konuşma (1976), Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı 3, cild 1, Temmuz 1985.

[2] Zafer Dergisi, sayı 213, 1994. (NOT: Resmi kayıtlara göre Ankara’da ölmüş.)

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Osmanlı’nın Borçları – Osmanlı Devleti’nin ne kadar borcu vardı?

Osmanlı’nın Borçları – Osmanlı Devleti’nin ne kadar borcu vardı?

Kemalistlerin Osmanlı ile ilgili uydurmalarından biri de “Türkiye’nin Osmanlı’nın borcunu ödediği ve Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne hiçbir şey kalmadığıdır.” Halbuki, Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne fabrikalar, hastahaneler, okullar, Üniversiteler, Askeri yapılar vesaire[1] dışında 161 milyon lira nakit kağıt para kalmıştır.[2] Bozuk paraları saymıyoruz…

Lozan Antlaşması sonrasında Türkiye’nin kabul ettiği Osmanlı Borçları ise 107.830.608 liradır.[3]

Demek ki kemalistlerin iddia ettikleri gibi Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne borç değil; servet kalmıştır. Üstelik kalan para miktarı nakit, ödenecek borç ise taksitlendirilmiştir. Ayrıca ödemede bir hayli kolaylık sağlandığının altını çizmek gerekir. Sanki dünyanın parasını “şırak” diye bir taksitle ödemişler gibi tantana yapıyorlar. Aslında Osmanlı’dan kalan meblağ ile kolaylıkla bir taksitle ödenebilirdi. Ödenecek borç ile ilgili sağlanan kolaylıklara kısaca değinmekle iktifa ediyoruz…

22 Nisan 1933’de Fransa ile “1933 Paris Borç Itilafnamesi” imzalandı.

Anlaşmaya göre;

- Lozan’da ödenmesi öngörülen 107.830.608 liralık borç, 80.219.666 liraya indi.[4]

- Türkiye’nin yıllık borç ödeme miktarı 2 milyon altın Türk lirasından 700.000 altın Türk lirasına indirildi.

- Borçların en değerli dövizle ödenmesi yerine Fransız frankı ile ödenmesi kararlaştırıldı.

***

4 Mayıs 1936’da ise Fransa ile Paris’te bir ödeme planı antlaşması imzalandı. 1936–1940 dönemi için geçerli olan bu anlaşmaya göre;

- Türkiye 700 bin altın lira olan yıllık taksitlerin % 50’sini teşkil eden yaklaşık 42.500.000 Fransız frangını döviz olarak ödeyecek, diğer % 50’yi teşkil eden miktar için Fransız hükümeti Türkiye’den mal alacaktı.

***

Türkiye’nin döviz sıkıntısı nedeniyle 18 Temmuz 1938’de Paris’te bir antlaşma daha yapıldı.

Anlaşmaya göre;

- Borçların taksitleri % 100’ü mal bedeli olarak ödenecekti.

Bu borç, son ödeme tarihi olarak kararlaştırılmış olan 1983 yılından 29 yıl önce, yani 1954’te Adnan Menderes Hükümeti döneminde ödenmiştir.

***

Milyonlarca lira bırakan Osmanlı’yı kötülüyorlar ama Lozan masasında milyonları düşmanlarımıza bırakan ve topraklarımızı peşkeş çekenleri alkışlıyorlar. Bu tezadı nasıl izah edeceğiz peki?

Türk Heyeti Lozan’da, Yunan işgalinin sebep olduğu tamirat parasını dört miylon altın olarak istemişti. Bunu Ismet Inönü Meclisin gizli celsesinde şöyle ifade etmişti:

“Müttefiklere vereceğimiz para Yunanlılarla bizim aramızdaki tamirata gelince; Yunanlılar memleketimizi işgal ettikleri esnada tahrip etmiş oldukları her nevi gerek alıp götürdükleri, gerek öldürdükleri hayvanat ve her cins eşya ve zahire gibi vücuda getirdikleri maddi zararları alelmüfredat heyeti mecmuasının esmanını tamirat parası olarak istedikki dört milyon altun para olarak istedik.”[5]

Evet, yunanlılardan 4 milyon altın tamirat parası istenmiştir, ancak Lozan Antlaşmasının 59. maddesinde belirtildiği gibi bu haktan “feragat edilmiştir.”

Lozan Antlaşmasının 59. Maddesi:

“Yunanistan, Anadolu’da, savaş yasalarına aykırı olarak, Yunan ordusu ya da Yunan yönetiminin eylemleriyle işlenmiş zararları onarma yükümünü kabul eder. Öte yandan, Türkiye, Yunanistan’ın, savaşın uzamasından ve savaş sonuçlarından doğan mâlî durumunu dikkate alarak, onarımlar karşılığı olarak, Yunan Hükümetine karşı yöneltebileceği her türlü zarar-giderim isteminden kesinlikle vazgeçer.”[6]

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Lozan Antlaşması’nın 59. maddesi

***

Halkın evi, tarlası, bağ ve bahçesi tahrip edilmiş, hayvanları telef olmuş, kadınlara tecavüz edilmiş, hunharca cinayetler işlenmiş ve bunlara rağmen M. Kemal Atatürk ve adamları halkın hakkını bu canilerden almamış. Kimin hakkını hangi hakla bağışlıyorsunuz? Kimin hakkından hangi hakla feragat ediyorsunuz? Bunları bağışlamak milletimize ihanet değil de nedir? Kararı Millet versin.

Lozan’daki mâlî kayıplarımız bununla sınırlı değil.

Birinci Cihan Harbi başladığı zaman, henüz harbe dahil olmadığımız bir sırada Ingiliz tersanelerine 3 harb gemisi ısmarlamış ve bunların bedellerini de fiilen ödemiştik. Fakat Ingilizler bu gemilere, henüz Türk Bayrağı çekilmeden el koymuşlar ve ne gemileri ne de bir haksız iktisap mevzuu teşkil eden bedelleri iade etmişlerdi. Lozan müzakereleri sırasında, “Sutlan Osman”, “Sultan Reşad” ve “Fatih” adlarını taşıyan bu 3 dretnot’un tamamen ödenmiş bulunan 12 milyon Ingiliz altını tutarındaki bedelleri de aramızdaki muallak mâlî mes’elelerden biriydi.[7] Işte bu gemilerin bedelleri de Lozan’da bırakılmıştır.

Sultan Osman-ı Evvel Dretnotu

***

Reşâdiye Dretnotu

***

Bu hususta o günkü hükümetin reisi Hüseyin Rauf Orbay şu bilgiyi vermektedir:

“Sonra, Dünya Savaşı ibtidasında, henüz bizim harbe girmediğimiz günlerde inşaları tamamlanıp bedelleri de tarafımızdan tamamen ödenmiş olduğu halde memleketimize getirilecekleri sırada Ingilizler’in elkoymuş oldukları Sultan Osman, Sultan Reşad ve Fatih dretnotlarımızın, tahminen 12 milyon Ingiliz altını tutarı bedellerinin geri verilmesi meselesi vardı. Bu, Ingilizler’in sarih borcu idi…”[8]

Ingilizlerin sarih borcu idi ama Lozan Antlaşmasının 58. maddesi mucibince Türk tarafı bu haktan da feragat etmiştir. Lozan Antlaşmasının bahsi geçen 58. maddesi günümüz Türkçesi ile şöyle:

“Bir yandan Türkiye ve öte yandan (Yunanistan dışında) öteki Bağıtlı (sözleşmeli) Devletler, bu Devletlerle (tüzem kişileri de kapsamak üzere) uyruklarının, 1 Ağustos 1914 tarihiyle İşbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihi arasındaki süre boyunca uğramış oldukları, gerek savaş eylemleri, gerekse zoralım, haciz, dilediği gibi kullanma ve el koyma tedbirlerinden doğan kayıp ve zararlardan dolayı her türlü parasal istemde bulunma hakkında karşılıklı olarak vazgeçerler.”[9]

Lozan Antlaşması’nın 58. maddesi

***

Gördüğünüz gibi, Lozan’da, Britanya hükümetince 1914 yılında haksız ve hukuksuz bir şekilde el konulan savaş gemileri için ödenmiş bulunan paradan feragat edildi. Oysa Lozan masasında bırakılan gemilerin geriye dönük olarak gecikme bedeli tahsil edilmek istense bir hayli para yapar.

Reşâdiye Dretnotu için Ingiliz şirketi Armstrong ve ortaklarına birinci taksidin ödenmesine dair Sultan Mehmed Reşâd’ın 17 Recep 1331 tarihli Irade-i Seniyye’si.

***

Nitekim Selahattin Ayyıldız ve Aslıhan Sarp’ın 1992 yılında Tempo Dergisinde yayınlanan “Ingiltere’den 32 Trilyonluk Alacağımız Var.” başlıklı araştırmalarına göre bu miktar;

yüzde 5 faiziyle birlikte 32 trilyon lira tutmaktadır. Zincirleme faiz hesabıyla daha fazla tutar.[10]

1994 yılında yapılan bir araştırmaya göre bu para 103.865.725.000 liraya ulaşmaktadır.[11]

Yaklaşık 104 Trilyon lira !

Gel de Üstad Kadir Mısıroğlu’nun o muhteşem 3 cildlik eserinde sorduğu gibi; “Lozan zafer mi, hezimet mi?” diye sorma.!

*

Reşâdiye Dretnotu’nun Denize Indirilme Töreninden fotoğraf

***

Son olarak Üstad Kadir Mısıroğlu’nun Osmanlı borçlarıyla ilgili yorumuna yer veriyoruz (Parantez içindekiler bize ait) :

“Osmanlı Devleti’ni bu borçlanmadan dolayı her vesile ile kınayanlar hiçbir zaman dörtyüz milyon lirayı tecavüz etmemiş (aşmamış) bulunan Osmanlı Borçlarına mukabil bugün milyarlarca doları aşan borçlarımızı, acaba nasıl izah edebilirler? Hem de o borçların “Düyun-ı Umumiye-i Osmaniye Idaresinin” mevcûdiyeti dolayısıyle devletimizi bir nevî ecnebi vesâyeti altına soktuğunu iddia edenler bugünkü “Türkiye’ye Yardım Konsorsiyumu” karşısında neden aynı itirazları serdetmiyorlar? Zira bu iki müessese arasında fiilî ve hukûkî bakımdan hiçbir fark mevcud değildir. Üstelik o devlet bugünkünün aşağı yukarı yirmi misli genişlikteki arâzisine ve yıkılış halinde bulunmanın doğurduğu çeşitli mâlî krizlere rağmen bugünkünün onda biri kadar bile borçlanmış değildi. Bugün her doğan çocuğun bilmem ne kadar borç ödemek mükellefiyeti ile hayata gözlerini açtığı ve “uçan kuşlara bile borcumuz var” tarzındaki harcıâlem kıymet hükümlerine rağmen Osmanlı Devleti’nin hâlâ en âdi bir propaganda uslubuyla kötülenmekte bulunmasını izaha imkân yoktur!.. Üstelik Osmanlı Devleti’nde bu borçlanma hadisesi bugünkü batılılaşma taraftarlarının öncüleri (yani M. Kemal ve avenesinin öncüleri) olan Tanzimat ricali tarafından gerçekleştirilmiştir.”[12]

Üstada saygılarımızı sunuyor ve ellerinden hürmetle öpüyoruz. Allahu Teala uzun, sağlıklı ve razı olacağı bir ömür nasip etsin… Amin.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne intikal eden yapılar için şu iki yazıya bakılabilir;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/20/osmanli-devletinde-fabrikalar-matbaa-osmanli-geri-kaldi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/14/sultan-ikinci-abdulhamid-han-doneminde-yapilan-bazi-eserler/

[2] Gülten Kazgan, Türk Ekonomisinde 1927-35 Depresyonu, Kapital Birikimi ve Örgütleşmeler, Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Tarihiyle Ilgili Sorunlar, Sempozyum Bildirileri içinde, sayfa 232, 233.

[3] Faruk Yılmaz, Osmanlıdan Cumhuriyet’e Dış Borçlar (Düyun-u Umumiye), Berikan Basın Yayın LTD. ŞTİ. 2003, Ankara.

[4] Faruk Yılmaz, Osmanlıdan Cumhuriyet’e Dış Borçlar (Düyun-u Umumiye), Berikan Basın Yayın LTD. ŞTİ. 2003, Ankara.

[5] Ismet Inönü’nün Meclisin gizli oturumunda yaptığı konuşmanın ilgili bölümü için bakınız; TBMM Gizli Celse Zabıtları, Içtima 196, 21.2.1339, Celse 2, sayfa 1293.

[6] Lozan Antlaşması, Madde 59.

[7] Kadir Mısıroğlu, Lozan Zafer Mi, Hezimet Mi?, cild 2, Sebil Yayınevi, 6. basım, Istanbul 1992, sayfa 388, 389.

[8] Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay, Istanbul 1965, sayfa 103, 104.

[9] Lozan Antlaşması, Madde 58.

[10] Selahattin Ayyıldız ve Aslıhan Sarp, “Ingiltere’den 32 Trilyonluk Alacağımız Var”, Tempo Dergisi, Istanbul 1992, sayfa 58.

[11] Metin Ayışığı, “Yeni Belgelerle, Reşadiye ve Sultan Osman-ı Evvel Zırhlılarının Müsaderesi Olayı -Gaspçı Devlet, Ingiltere-”, Tarih ve Medeniyet Dergisi, sayı 8, Istanbul Ekim 1994, sayfa 46, 47.

[12] Kadir Mısıroğlu, Lozan Zafer Mi, Hezimet Mi?, cild 2, Sebil Yayınevi, 6. basım, Istanbul 1992, sayfa 393 (dipnot: 308).

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürkçü Profesör’ün dinimize hakareti ve cevabımız

Atatürkçü Profesör’ün dinimize hakareti ve cevabımız

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

1. Hezeyan: “Ibadet dili Türkçeleşmeli”

diyen cehalet abidesine soruyoruz; Türkiye’de yalnızca Türkler mi yaşıyor? Islam, alemşümul / evrensel bir dindir ve dili de evrensel olmalıdır.

Ayrıca Allahu Teala’dan indirilen orijinal lafız ile okunması gerekiyor. Ayet’te “Kuran’dan okuyun” buyuruluyor, “meallerinden okuyun” buyurulmuyor. Edebiyat ve belagatta zirve olan Arapça dilinden, Türkçe’ye çeviri yapılınca Ayetler’de mana kaybı meydana geliyor. Bu yüzden onlarca Meal var, hangisini okuyalım? Kur’an’ı anlamak istiyorsan “namaz dışında” tefsirinden okursun. Ancak ibadette huşu esastır.

Sen ibadet ediyor musun da, ibadetin Türkçeleşmesi gerektiğinden bahsediyorsun? Türkçe olunca ne değişiyor? Sana ne milletin ibadetinden? Hrıstiyanların ve yahudilerin ibadet dillerine neden karışmıyorsun?

***

2. Hezeyan: “Camii’lerde Namaz vakti Namaz kılınsın ve Namaz’dan sonra semah yapılsın, hatta tabiki saz da çalınsın”

diyen ağızı ishal olmuş bu yaratığa soruyoruz; Camii’ler dingonun ahırı mı? Saz çalmaya çok meraklıysan git Anıtkabir’de çal, hatta zil takıp oyna. Camii’ye saz sokmaya cüret ediyorsun da, Allah celle celaluhu’nun emri olan baş örtüsünü Meclis’e niye sokmuyorsun?

***

3. Hezeyan: “5 vakit Namaz için Camii’lerin masrafları ve verilen emekler”

diye dert yanmış Atatürkçü Profesör… Her yerde M. Kemal’in heykelleri / putları dikili duruyor, bunların masraflarından ve harcanan emekten neden bahsetmiyorsun? Milyonlarca heykelin faturasını sen cebinden mi ödedin “sözde” Profesör? O ucube heykellerin restorasyonuna kaç para verdin, birazda bunlardan bahset. Hem o Camii’lerin hepsi devlet tarafından mı yapılıyor? Halk, arasında para toplayıp yapıyor… Nerene dokundu?

O Camii’leri satıp yine CHP’ye parti binası mı yapalım? Yine fuhuşhane mi yapalım? Meyhane mi yapalım? Anlaşılan o günlerin özlemiyle yanıp tutuşuyorsun, fakat atı alan Üsküdar’ı geçti… Bunu artık o kuş beyinli kafalarınıza sokun.

***

4. Hezeyan: “Camii’lerin sosyal hiç bir faydası yok”

diye gürlemiş… Camii’lerin sosyal hayata faydaları sayılamayacak kadar çoktur… Peki Anıtkabir’e gitmenin sosyal ne faydası var? Her darbe yiyişinizde toplanıp cümbür cemaat Anıtkabir’e şikayete gidiyorsunuz… Totemci ilkel yaratıklar sizi.

***

5. Hezeyan: “Ezanlar vakit bildirmek içindir, insanları rahatsız etmek için değildir”

buyurmuş Prens cenapları (!)… Bunun neresini düzeltelim? Vakit bildirmek içinse vaktini bildiriyor, neden rahatsız oluyorsun. Ezan’ın manevi boyutunu bilmenizi sizin gibilerden beklemek saflık olur. Ayrıca Ezan yalnız vakit bildirmek için değil, aynı zamanda namaza teşviktir. “Hayye ale’s-Salâh” ne demek? “Haydin namaza!” demek. “Hayye ale’l-Felâh” ne demek? “Haydin kurtuluş ve felâha!” demektir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz neden başkasına değil de ilk ezanı “sesi güzel” olan Hz. Bilâl-i Habeşî ‘ye (radıyallahu anh) okutmuş? Bunun hikmetini anlayamadıysan nasıl profesör oldun?

Iyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek müslümanlar olarak bizim vazifemizdir:

Al-i İmran Suresi (Elmalılı meali)

110 - “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah’a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.”

Ey kemalist profesör! Sen namaza teşvik edilmesini engellemek mi istiyorsun? Sen yahudi meşrepli misin?

Maide Suresi (Elmalılı meali)

78 – 79 -  “İsrailoğullarından o küfredenler, hem Davud’un hem de Meryem’in oğlu İsa’nın dili ile lanetlendiler. Bu, onların isyan etmeleri ve hakkın sınırlarını aşmakta olmaları yüzündendi. İşledikleri bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmezlerdi. Gerçekten ne kötü iş yapıyorlardı!”

Şu ayette tarif edilenlerden misin?

Maide Suresi (Elmalılı meali)

58 - “Namaz için ezan okuduğunuz zaman, onu bir eğlence ve oyun yerine koyuyorlar. İşte bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.”

Kilise çanlarından niye şikayetci değilsin Atatürkçü profesör?

***

ADD yani Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Panelinde konuşmuş, daha doğrusu konuşturmuşlar ve salonda kimse bu adama tepki göstermemiş…”Ben müslümanım” diyen ve hala bu yahudi bozuntularının oyunlarına bilerek alet olanlara yazıklar olsun.

Madem Kur’an’ı anlamak istiyorlar, o halde buyrun size Elmalılı mealinden birkaç ayet (bakın bakalım M. Kemal’in yaptıkları bu ayetlere uyuyor mu) :

Nisa Suresi (Elmalılı meali)

60 - Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor.

61 - Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin!” denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

***

Maide Suresi (Elmalılı meali)

44 - İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat’ı, elbette biz indirdik. Müslüman olan peygamberler, yahudiler hakkında hükmederler, kendilerini Tanrıya adamış zâhitler, âlimler de, Allah’ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirler) ve onun Allah’ın kitabı olduğuna şahitlik ederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

49 - Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah’ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır.

50 - Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?

***

Daha fazla Ayet için tıklayın:

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

M. Kemal Atatürk şapka ile Sabetay Sevi’nin intikamını mı aldı?

M. Kemal Atatürk şapka ile Sabetay Sevi’nin intikamını mı aldı?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Hahamlar ve Yahudi dininin sembolü Şapka

***

Bildiğiniz gibi, 31 Mayıs 1665 tarihinde “Mesih” olduğunu iddia eden ve “dönmelik” olarak bilinen bir mezhep kuran Sabetay Sevi, Osmanlı Devleti’nde Saray’da muhakeme edilmişti… Konuşulanları tercüme eden ise Cerrah Kasım Paşa idi. “Mesih” iddiasında bulunduğu için Sabetay Sevi’den mucize göstermesi istenmişti.

Peki, gösterebildi mi?

Bu sorunun cevabı için Sabetay Sevi konusunda en önemli araştırmacılardan biri olan Gershom Scholem’in kitabına bakalım:

“Cerrah (Kasım Paşa) ona “Bir mucize gösterebilir misin?” diye sordu. “Hayır” cevabını alıncada “O halde senin akıbetinin ne olacağı bellidir” dedi. Bunun üzerine Sabatay Sevi, diz çökerek Müslümanlığa kabu­lünü istirham etti. **Yahudi şapkasını yere atarak tükürdü** ve Yahudi dini aleyhine konuştu.”

Ingilizcesi şöyle:

“(The physician…) asked him whether he could perform a miracle, Sabbatai answered that he could not. The physician then told him that his fate was sealed unless he converted to Islam, whereupon Sabbatai fell on his knees, imploring the sultan to accept his conversion **and he threw his Jewish hat down and spat on it** and reviled the Jewish religion and publicly desecrated the name of Heaven.”[1]

Mucize gösteremeyen Sabetay Sevi, idam edileceğini anlayınca “güya” Müslüman oldu ve “Yahudi şapkasını yere atarak tükürdü”.

Yani yahudi dininin sembolü olan şapkayı yere attı ve üzerine tükürdü. Hani şu M. Kemal Atatürk’ün Müslüman millete zorla giydirdiği yahudi dininin sembolü olan şapkayı.

Padişahın huzurunda yere atılıp üstüne tükürülen “yahudi dininin sembolü olan şapka”, M. Kemal Atatürk tarafından Müslüman milletin başına kanun zoruyla geçirilmiştir. Karşı çıkanlar ise darağaçlarında sallandırılmışlardır.[2]

Acaba M. Kemal, Müslüman millete zorla şapka giydirmekle Sabetay Sevi’nin intikamını mı alıyordu?

Kesin olarak bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey var, o da 1626 yılında Sabetay Sevi’nin doğduğu şehir olan Izmir’in; M. Kemal Atatürk tarafından 16.06.1926 tarihinde ziyaret edilmesidir. 6 sayısının yahudilerde özel bir anlamı olduğu söylenir. Bu konu, numeroloji ilmi alanına girer, ancak burada bir mesaj verildiği akla gelmiyor değil… Düşündürücüdür.

Hele, Eliezer Ben Yehuda’nın oğlu Itamar Ben-Avi’nin, M. Kemal’in 30 Eylül 1911’de Kudüs Kamenitz Oteli’nde kendisine “Sabetay Sevi’nin soyundan geldiğini” söylediğini iddia etmesi[3], bizi daha çok düşündürüyor. Öte yandan, Sabetay Sevi’nin Selanik’i ziyaret ettiği ve Selanik’in Yahudi ve Sabetayist kenti olduğu bilinen bir gerçek.[4]

M. Kemal Atatürk’ün Selanik’te Sabetayist Şemsi Efendi mektebinde okuduğu da altı çizilmesi gereken başka bir ayrıntı.[5]

Yukarıdaki suale ve daha başka birçok suale cevap bulabilmek için bu girift ilişkiler ağının mutlaka araştırılması gerekiyor.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Gershom Scholem, Sabbatai Sevi, The Mystical Messiah, 1626-1676, Bollingen series XCIII, Princeton Uni­versity Press, sayfa 680.

[2] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

[3] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/26/m-kemal-ataturk-sabetayist-miydi/

Ayrıca bakınız; http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/01/yahudi-yazardan-sok-iddialar-ataturk-donmeydi/

[4] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/28/selanik-bir-yahudi-kenti-kemalist-kaynakli-paylasim/

[5] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/30/m-kemal-ataturkun-ogretmeni-semsi-efendinin-gercek-ismi-simon-zvidir-kemalist-kaynakli/

***

Sabetaycılık hakkında sitemizdeki bazı konular:

*

Sabataycılık (Dönmelik) hakkında kısa bilgi:
http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/27/sabataycilik-donmelik-hakkinda-kisa-bilgi/

***

Sabetayistler nerelerde ikamet ediyorlardı ? (Kemalist kaynaklı paylaşım) :
http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/26/sabetayistler-nerelerde-ikamet-ediyorlardi-kemalist-kaynakli-paylasim/

***

Neden Gavur Izmir? (Kaynağımız bir kemalist) :
http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/23/neden-gavur-izmir-kaynagimiz-bir-kemalist/

***

Atatürkçü Düşünce Derneği ve Sabetaycılar:
http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/24/ataturkcu-dusunce-dernegi-ve-sabetaycilar/

***

Ittihat ve Terakki, Selanik Dönmeleri (Sabetayizm), Masonlar, Yahudiler ve Sloganları:
http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/20/ittihat-ve-terakki-selanik-donmeleri-sabetayizm-masonlar-yahudiler-ve-sloganlari/

***

Türkiye’nin uygarlaştırılmasında (!) Sabetayist rolü:
http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/18/turkiyenin-uygarlastirilmasinda-sabetayist-rolu/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

“Ingiltere Kralı M. Kemal Atatürk’ün elini öptü” yalanı

“Ingiltere Kralı M. Kemal Atatürk’ün elini öptü” yalanı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

(Nelerle uğraşıyoruz)

Bu kadar da yalan olmaz ki kardeşim… Bu kemalistler “kime” çekti acaba???

Hani ufak atsınlar da civcivler yesin diyeceğim ama, Üniversite öğrencisi geçinenler bile bu yalana aldanıyorlar veya aldanmak işlerine geliyor.

Ingiltere Kralı, güya M. Kemal Atatürk’ün elini öpmüş. Fotoğrafın (solda) çekildiği tarih 24 Temmuz 1927…

Oysa Ülkemize ilk gelen Ingiltere Kralı 8′inci Edward o tarihte daha Kral bile değildi. Kendisi 20 Ocak 1936 yılında Kral olmuş ve 4 Eylül 1936′da Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Yüklediğimiz fotoğraf (sağda) bu ziyaretten çekilmiştir. Sol fotoğraftaki adam ise, halktan herhangi birisidir.

Nitekim fotoğrafı bilgisayar ortamında renklendiren Ateş Akkor, koleksiyonundaki bu fotoğrafı “Yaşamın Içinden Cumhuriyet ve Atatürk Fotoğraf Sergisi”nde sergilemiş ve yaptığı açıklamada o adamın halktan herhangi birisi olduğunu söylemiştir.

Kaldı ki, Ingiliz kültüründe saygıdan dolayı “erkeklerin” eli öpülmez. Yalnızca “kadınların” eli öpülür. Eğer kemalistlere göre M. Kemal Atatürk “kadın” veya “kadına benzer” bir şey ise, o halde sorun yok. Inanmaya devam edebilirler.

Insan, “ATA’mı öveyim” derken rezil bile edebiliyor.

Düşünsenize…

Bu kemalistlerden biri (erkek) diplomat oluyor ve bir Ingiliz diplomatına; “Sizin kralınız bizim ATA’mızın elini öptmüştü” diyor…

Rezalet.!

Adam;

“Ben de sizin elinizi öpeyim *Madam* !!!” demese bari…

Aslında gayrimüslim kralların hepsi M. Kemal Atatürk’ün elini öpmeliydi. Zira onların yüzyıllarca Haçlı Seferleriyle yapamadıklarını birkaç yılda yapmayı başarmıştır. Hilafeti ve Allahu Teala’nın emrettiği Islam kanunlarını ülkemizde uygulamadan kaldırmıştır.

 

**********

 

KAYNAK:

Kadir Çandarlıoğlu, Belgelerle Gerçek Tarih, Ücretsiz Kitap: http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez , sayfa 502.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kemal Kılıçdaroğlu küfürlerinin tarihsel kökeni: Atatürk küfürleri

Kemal Kılıçdaroğlu küfürlerinin tarihsel kökeni: Atatürk küfürleri

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, CHP’nin kurucusu ve ilk Genel Başkanı M. Kemal Atatürk’ü birçok yönden örnek aldığını görüyoruz. Bunlardan biri M. Kemal’in takıyye politikasıdır.[1]

Bir başkası ise M. Kemal Atatürk’ün küfretmesi, hakaret etmesidir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemde ettiği küfürlerden bazılarını şöyle bir sıralayalım:

“Ileri derecede geri zekâlı”

“Hain”

“Elin parasıyla gerdeğe girmek”

“Angus”

“Herhalde onu dinleyen pek çok ülke affedersiniz kıçıyla gülmüştür”

“Çapsız”

“Hergele”

“Deli”

“Kalpazan”

“Ulan”

“Ana… a… a…”

***

Şimdi de M. Kemal Atatürk’ün eseri “Nutuk”ta[2] geçen küfürlerden bazılarını yazalım:

“Bedbaht” (sayfa 6)

“şuuru milliyi felce uğratmak” (sayfa 7)

“hainane teşebbüsat” (sayfa 7)

“insanlık evsafından mahrum” (sayfa 13)

“menfi ruhlu kimseler” (sayfa 38)

“zavallılar” (sayfa 71)

“zevatı malumenin hıyaneti” (sayfa 120)

“zatı gafil” (sayfa 180)

“her türlü habaset ve hıyanet ve acz ü meskenet” (sayfa 180)

“şeytanetkâr tedbirlerle milleti iğfal etmek” (sayfa 200)

“şahsi hırs ve menfaat veya hiç olmazsa cehalet” (sayfa 201)

“aciz zavallılar” (sayfa 225)

“akıl ve ferasetlerindeki mahdudiyet” (sayfa 225)

“tab’ ve ahlaklarındaki za’ıf ve tereddüt” (sayfa 225)

“akl-ı eblehfiribane” (sayfa 227)

“milleti iğfal ve meskenete irca maksadı güdenler” (sayfa 228)

“nazır (Bakan!) diye toplanmış birtakım sebükmağzan” (sayfa 230)

“alçak bir padişahın deni fikirleri” (sayfa 230)

“heyeti fesadiye” (sayfa 235)

“ahlaksızlıklarıyla tanınmış eşhas” (sayfa 235)

“sakim ve hayvanca bir düşünce” (sayfa 236)

“bihissü idrak insanlar” (sayfa 239)

“eblehane, echelane ve miskinane hareket” (sayfa 239)

“teşebbüsatı melanetkârane” (sayfa 264)

“fesat tohumları” (sayfa 264)

“eşhası muzırra” (sayfa 264)

“hafif” (sayfa 285) Refet Paşaya diyor

“memleketi baştan başa ateşe vermek için olanca vüs u gayretiyle çalışmak” (sayfa 291)

“maksadı mahsusu hainane” (sayfa 325)

“namus ve mukaddesat hakkında laubali ve gayrıhassas” (sayfa 355)

“cebin, imansız, cahil” (sayfa 361) Rauf Beyin de (Orbay) aralarında bulunduğu Milli Mücadele taraftarı olan kendi arkadaşlarına diyor.

“çirkin gururlarını tatmin” (sayfa 361)

“ikbal, haset, vehim ve ila gibi avamil ile hareket edenler” (sayfa 376)

“paralı uşak” (sayfa 501)

“millet meclisine kadar girebilmiş vatansızlar” (sayfa 502)

“hayasız, hadnaşinas” (sayfa 543)

“küstah” (sayfa 543)

“pest ve erzel tıynette” (sayfa 543)

“aciz ve korkak insanlar” (sayfa 637)

“müfsid mikroplar” (sayfa 639)

“mülevves bir tahtın, çürümüş, çökmüş ayakları” (sayfa 688)

“idrakten mahrum, vicdandan mahrum” (sayfa 689)

“sefil” (sayfa 693)

“Âciz, âdi, his ve idrakten mahrum bir mahlûk” (sayfa 694)

“pespaye” (sayfa 694)

“sefil ve caniyane maksat” (sayfa 851)

“gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet” (sayfa 898)

***

Bunları okurken bile insanın kalbi daralıyor, ruhu daralıyor.

Bu arada, Kılıçdaroğlu ile M. Kemal’in küfürleri arasındaki benzerlik şaşırtıcıdır.

M. Kemal Atatürk’ün hakaret ettiği insanların neredeyse tamamına yakını Milli Mücadele’nin önde gelen isimleridir. Örneğin bir yerde Refet Paşa’ya, ki kendisi M. Kemal’le 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkanlar arasında bulunuyordu, “hafif”, başka bir yerde ise Rauf Orbay ve diğer arkadaşlarına “cebin, imansız ve cahil” diyor.

Hakaret ettiği insanlar arasında Cafer Tayyar, Kazım Karabekir ve Nureddin Paşalar da var. Bu insanlar o dönem kendisine cevap verememişlerdir, zira aralarında Karabekir Paşa’nın da bulunduğu bazıları siyasetten uzaklaştırılmışlar… Halide Edip, Adnan Adıvar, Rauf Orbay vs. gibi yine Milli Mücadele’nin önde gelen isimleri yurt dışında sürgün hayatı yaşamak zorunda bırakılmışlardır. Bazıları ise bilindiği gibi Istiklal Mahkemeleri’nde yargılandılar.

Hatırlayacaksınız, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan önceki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, telefonların dinlemesiyle ilgili yaptığı bir açıklamada “insan, açar telefonu isterse iktidara da küfreder. Şöyle ağız tadıyla küfredemez olduk” diye yakınıyordu.

Siyaset ve devlet adamlarına yakışmayan bu küfürler, CHP’lilerin karakter yapıları hakkında bize bir fikir vermektedir.

Elbette, “kötü söz sahibine aittir.”

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/20/kemal-kilictaroglunun-degisim-vurgusu-ve-kemal-ataturkun-takiyye-politikasi/

[2] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk’ü tanımayan Atatürkçüler

Atatürk’ü tanımayan Atatürkçüler

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

(Fotoğraf: 1 Mayıs Kutlamalarından)

Bir insan işte ancak bu kadar kandırılabilir: Sarıklı Kemalist…

Arkadaşım, M. Kemal Islam’ın sembolü olan sarık’ı atmış ve yahudi dininin sembolü olan şapkayı getirmiştir. Dolayısıyla sarık ile M. Kemal birbirine zıttır. Iki zıd şey ise bir arada bulunamaz

***

Eğer;

1 – Atatürk’e K”a”mal yerine K”e”mal diyorsanız

2 – Atatürk’ün Ingilizlere karşı savaştığını zannediyorsanız

3 – Atatürk olmasaydı Ezan-ı Muhammedi okunmazdı diyorsanız

4 – Atatürk’ün demokrasi getirdiğine inanıyorsanız

5 – Balıkesir’de Zağanospaşa Camii’nde yaptığı konuşmanın samimi olduğunu düşünüyorsanız

6 – Atatürk’ün müslümanlara hizmet ettiğine inancınız tam ise

7 – Müslüman olup “Kahrolsun Şeriat” diyorsanız

8 – Şapka kanunu çıkaran Atatürk’ün “kalpaklı” fotoğrafını internette Profil resmi yapmışsanız

9 – Osmanlı Devleti’ni düşmanların yıktığını ve bunun üzerine Atatürk’ün düşmanları kovup Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğunu düşünüyorsanız

:

fena halde kandırılmışsınız demektir.

Çünkü;

1 – Atatürk’ün ismi K”e”mal değil K”a”mal’dır.[1]

2 – Milli Mücadele’de Atatürk’ün ordusu, Yunan ordusundan başka kimseye karşı savaşmamıştır.[2]

3 – Ezan-ı Muhammedi’yi yasaklayan bizzat Atatürk idi.[3]

4 – Demokrasiye Atatürk’ün ölümünden 8 yıl sonra geçilmiştir. Buna rağmen tek parti rejiminde bile Milletvekillerini bizzat Atatürk’ün seçtiği, gerektiğinde meclisten uzaklaştırdığı ve hatta Istiklal Mahkemeleri’nde yargılayıp astığı bir rejimin adına demokrasi demek, Taksim Meydanı’nda, “Dünyanın en büyük kerizi benim!” demekten şüphesiz daha yüz kızartıcıdır.[4]

5 – Atatürk, Balıkesir’de Zağanospaşa Camii’nde yaptığı konuşmada, Kur’an’ın Anayasa olduğunu da söylemişti, ancak daha sonra bunun aksini yapmıştı. Bu durumda, aynı konuşmada “Allah birdir” diyen adamın sözüne inanmak amiyane tabiri ile saflıktan başka bir şey değildir.[5]

6 – Nutuk’ta “müslümanlığı bir yana bırakmak”tan bahseden ve din derslerini kaldıran birinin Müslümanlara hizmet ettiğini söylemek gafilliktir.[6]

7 – Şeriat, Allah ve Rasulünün koyduğu Islam kanunlarıdır.[7]

8 – Şapka kanunu çıkaran ve buna karşı gelenleri darağaçlarında sallandıran bir adamın “kalpaklı” resmini paylaşmak; üzerinde kemalist ideolojinin beyin yıkama faaliyetinin başarıyla tatbik edildiğini gösteren en bariz delildir.[8]

9 – Osmanlı Devleti’ni yıkan Atatürk idi.[9]

 

**********

 

DELILLERIMIZ:

[1] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/27/ataturkun-ismi-kemal-mi-kamal-mi/

[2] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/17/milli-mucadelede-sadece-yunanlilara-karsi-savastik-5-bolum/

[3] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/ezani-aslindan-m-kemal-ataturk-uzaklastirmadi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/27/ataturkun-yasakladigi-ezan-i-muhammediyi-adnan-menderes-serbest-birakti/

[4] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/18/m-kemal-ataturkle-cok-partili-sisteme-gecildi-yalani-7-bolum/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/26/istiklal-mahkemeleri/

[5] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/14/m-kemal-ataturkun-balikesir-hutbesiyle-ilgili/

[6] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/16/muslumanligi-bir-yana-birakmak-ne-demek-m-kemal-ataturk-nutukta-ne-demek-istedi/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[7] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/m-kemal-ataturk-neyi-kaldirmis-turk-dil-kurumu-cevaplasin/

[8] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

[9] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/28/m-kemal-ataturk-osmanliya-darbe-yapmistir-osmanli-devletini-kemal-ataturk-yikmistir/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/16/osmanliyi-kim-yikti-osmanliyi-ataturk-yikmadi-yalani/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*