M. Kemal Atatürk bizi kurtardı mı?

M. Kemal Atatürk bizi kurtardı mı?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

kemal atatürk bizi kurtardi mi atatürk olmasaydi

***

Okullarda başta olmak üzere çevremizde, internette ve televizyon kanallarında sıkça şu klişeleşmiş sloganı duyarız; “Bizi Atatürk kurtardı”. Acaba gerçekten öyle mi diye düşünenlerin sayısı herhalde pek azdır.

Evet, sual bu; M. Kemal Atatürk bizi kurtardı mı?

Bu sualin cevabı aslında tartışmasız; “Hayır”dır, ancak maalesef insanımızı sloganlarla aldattıkları ve propaganda sisinde boğdukları için bu gerçeği görmeleri büyük ölçüde güçleşmiştir.

Oysa o kadar aşikardır ki:

Yüzyıllarca minarelerden okunan Ezan-ı Muhammedi’nin M. Kemal döneminde yasaklanması; işgal edildiğimizin sembolüdür, kurtarıldığımızın değil.[1]

Kurtuluş Şavası’nda “şapkalı gavurlar geliyor” diyerek düşmana karşı savaşan Müslüman milletin başına bu şapkayı kanun zoruyla geçirmek ve karşı gelenleri asıp – kesmek; kurtarıldığımızın değil, kaybettiğimizin delilidir.[2]

Savaş meydanında, “Yetiş Ya Muhammed Kitabın Gidiyor” diye haykıran bir milleti, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) efendimizin getirdiği kitap yerine bayrağı haç olan düşmanlarımızın kitaplarıyla idare etmek; kurtarıldığımızı değil, kaybettiğimizi belgelemektedir.[3]

Yazımızın değiştirilmesinden ötürü Ecdadımızın mezartaşlarını okuyamaz hale gelmemiz; düşmanı kovduğumuzun değil, tam tersine tarihimizden koparıldığımızın delilidir.[4]

Başımızaki idarecilerin Islam’a hakaret etmeleri; kurtarıldığımızı değil, esir edildiğimizi gösterir.[5]

Din eğitiminin yasaklanması da esir edildiğimizin delillerindendir.[6]

Tatil günümüzün Cuma’dan Pazar’a kaydırılması; ülkemizi, “bizden olan”ların değil, “bizden sanılan”ların yönettiğini göstermektedir.[7]

Şeriat’a olan hürmet ve saygısını “Şeriat’ın kestiği parmak acımaz!” şeklinde ifade eden ecdadımızın aksine, “Kahrolsun Şeriat” diyen bir neslin yetiştirilmiş olması; zaferin değil, hezimetin beyanıdır.

Ve nihayet, haram diyerek içki içmeyen bir milleti içki içmeye teşvik etmek; bize, “uyumaya devam” dendiğinin en açık ve belirgin göstergesidir.[8]

Kurtuluş Şavaşı’nda kurtarılamayan Batı Trakya’daki Müslümanların isimleri hala Ahmed, Mehmed, Ayşe ve Fatma’dır. Üstelik şahsın hukukuna taalluk eden hususlarda Islami hükümleri tatbik edebilme haklarına sahiptirler. Türkiye’de ise bunu istemek suç kapsamına girmektedir.[9]

Bu durumda M. Kemal, Ezan-ı Muhammedi’yi duymak istemeyen, din derslerine ve Kur’an öğretilmesine karşı olan, Islam’a hakaret etmek isteyen ve -haşa- Allahu Teala’ya, “senin sözün burda geçmez” diyen dinsizleri ve gavur gibi yaşamak isteyenleri kurtarmıştır.

 

**********

 

Okumanızı tavsiye ettiğimiz yazılarımız:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/01/ataturk-olmasaydi-halk-dusmana-karsi-savasmayacakti-yalani-izmirin-isgali/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/ezani-aslindan-m-kemal-ataturk-uzaklastirmadi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/27/ataturkun-yasakladigi-ezan-i-muhammediyi-adnan-menderes-serbest-birakti/

[2] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

[3] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/04/canakkalede-neden-savastik/

[4] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/12/29/neden-hafizamizi-silmek-istediler/

[5] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/28/m-kemal-ataturkten-dinimiz-islama-hakaret-hezeyan/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/04/m-kemal-ataturk-ikre-bismi-rabbi-safsatasi-hasa/

[6] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[7] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/06/m-kemal-ataturk-kendini-ele-veriyor-cuma-ve-pazar-tatili-konusunda-bu-kadar-da-olmaz/

[8] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/18/kemal-ataturkun-padisahlar-gizli-icerdi-ben-acik-iciyorum-sozu-hakkinda/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/12/30/yilmaz-ozdilin-amaci-ne-kurana-bakalim/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/07/sarhos-ataturk-konusunda-yilmaz-ozdile-cevap/

[9] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/08/yunanistanda-bile-muslumanlara-seriat-hukumleri-tatbik-ediliyor-muslumanlarin-yasadigi-turkiyede-bunu-istemek-suc/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Lozan Antlaşmasının Tenkidi

Lozan Antlaşmasının Tenkidi

Lozan Antlaşmasını haklı olarak tenkid ettiğimizde, kemalist laik cenah tarafından vatan haini ilan ediliyoruz. Halbuki M. Kemal’in Ankara’da dualarla açtığı Birinci Meclis’in vekilleri de Lozan’a karşıydı.

Nitekim Izmit Milletvekili Sırrı Bey Musul’un Lozan’da bırakılması üzerine Meclis’te şunları söylüyordu:

“Lozan’da Misak-ı Milli’den feragat ettiler… Arazi meselesinin hiçbir noktası temin olunamadı ve binaenaleyh milletin senelerden beri etrafında dönüp dolaştığı ve aleme ilan edilen Misak-ı Milli çiğnendi, heba edildi, iptal edildi, battal edildi…”[1]

Birinci Meclisin Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey ise şöyle haykırıyordu:

“Mehmetçiğin süngüsü ile kazanılan muazzam zafer, Lozan’da heba edilmiştir.”[2]

Mecliste sert tartışmalar yaşanıyordu. Birinci Meclis’in, yani Milli Mücadele taraftarlarından oluşan Meclis’in Lozan’ı onaylamayacağı anlaşılınca, M. Kemal ve avenesi tabiri caizse Meclis’e darbe yaptı ve buna “Meclis kendini feshetti” dendi.[3] Sonra Lozan’ı onaylatmak için kendi adamlarından oluşan Ikinci Meclis’i kurdu.

Bu durumu Istanbul’daki Ingiliz Yüksek Komiseri Sir Rumbold’un 3 Nisan 1923 tarihli raporunda da görmek münkündür. Sir Rumbold gönderdiği raporda, Lord Curzon’a; “barış için çok istekli bulunan M. Kemal, kendi programını destekleyen bir Meclis oluşturabilirse bunun barış şansını artıracağını” bildirmişti.[4]

Birinci Meclis’te “Ikinci Grup” denilen muhaliflerden Ikinci Meclis’e tek kişi bile aday olamadı ve bu yeni Meclis sadece M. Kemal’in onayladığı isimlerden oluştu. Bu konuyla ilgili dönemin gazetecilerinden Ismail Habip Sevük, M. Kemal’in kendisine “Kız gibi bir meclis yapacağım” dediğini aktarmaktadır.[5]

Ancak buna rağmen Lozan Antlaşması Ikinci Meclis’te de tenkid edildi.

Buyrun Meclis tutanaklarından okuyalım… (Tenkidlerin tamamını aktarma imkanımız yok)

*

Mersin Milletvekili Niyazi Bey

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

lozan anlasmasi mecliste tenkid edildi niyazi bey tutanak

Niyazi Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasından bir bölüm

***

NİYAZİ B. (Mersin) — Efendiler! Tarihî bir gün yaşıyoruz. Ben isterdim ki bugün ta­rihimizin dönüm yerinde olduğumuzu daha faz­la bir suretle hissedelim. Önümüzde bir muahe­dename vardır. Zannediliyor mu ki bu Muahedename amali milliyemizi tamamen tatmin ediyor? Zannedili­yor mu ki bu Muahedename Millî hudutlarımız dâhilinde bu devlete bir istiklâli tam veriyor?

NECİB B. — (Mardin) — Hayır, vermemiş­tir.

NİYAZİ B. (Devamla) — Herhangi bir şe­yi, her hangi bir eseri bütün fevaidi ve bütün mehaziri ile beraber tetkik edelim. Zannederim ki, arkadaşlarımızın bir kısmı sırf Muahedenamenin heyeti umumiyesiyle meşgul oldukların­dan ve Sevr projesiyle mukayese ettiklerinden dolayı fazla alkışlıyorlar.

Sizinle beraber müsaadenizle, bu Muahede­nin bâzı noktalarına temas edelim. Bilhassa um­de ittihaz ettiğimiz iktisadî hakimiyet ve istiklâlin millî hudutları ihtiva etmesi lâzımgeleceğini hiç unutmıyalım. Bir muahedename tasavvur edilsin ki, mülkün bir kısmında bir çok efradı milleti güldürüyor, yine hududu Millînin di­ğer bir kısmında birçoklarını ağlatıyor. O mua­hede heyeti umumiyesiyle nakıstır, tam değil­dir.

ESAD Ef. (Menteşe) — Antakya, Trakya kan ağlıyor.

NECİB B. (Mardin) — Cenub hudutları ke­za.

Niyazi B. (Devamla) — Efendiler, Lozan Muahedenamesi şanlı büyük bir imparatorluğun hesabının tasfiyesini tazammun ediyor. Bu Muahedenamenin ahkâmı siyasiyesinde bizim Mısır ve Sudan’dan, Kıbrıs’tan, Adalardan, Trablusgarp’tan ve bütün kıtaat üzerindeki hukuku­muzdan, unvanlarımızdan feragat ettiğimizi ifade ediyor. Siz ki, efendiler! Bunlar için çok defa çırpındınız, siz ki Mısır için, Kıbrıs için kaç defalar didindiniz. Mısır dediniz, Kıbrıs de­diniz, dedeleriniz, atalarınız bunlar için ne ka­dar uğraştı ? Efendiler! Yalnız bu kadar da de­ğil; Muahedename dünkü bir İmparatorluğun tasfiyesini de ihtiva ediyor. Filistinden – Musul haricolmak üzere- Irak’tan, Suriye’den ve bü­tün Arabistan kıtasından el çekmemizi tazammun ediyor. Evet istiyerek, istemiyerek -bu­nun esbabını, mahiyetini artık tarih teşrih et­sin- biz Harbi Umumiye girdik. Maatteessüf o Harbi Umumide kaybettik. Ondan sonra bize bir ceza tahmil edilmeye kalkışıldı. Lâkin her şeyin bir haddi, bir hududu var, ve hepsinin bir düstura, bir esasa raptı lâzımdır. Devletler, de­miyorlar mıydı ki -Başta Amerika olduğu hal­de- milletler kendi mukadderatına hâkim ola­cak? Demiyorlar mıydı ki, Türkiye’den, ayrılacak aksamı memalikinde mukadderatı, ahalisi­nin iradesine tevfikan halledilecek? Bizimde umde ittihaz ettiğimiz ve her gün yirmi defa tekrarladığımız, bağırdığımız, çağırdığımız, âle­me ilân ettiğimiz Misakı Millînin başlıca noktası bu değil miydi? Biz Cemiyeti Akvam Nizamna­mesini, onun mandaya dair ahkâmını kabul edi­yor muyuz?… (Hayır sesleri) Ve bizzat bu işi idare eden Heyeti Murahhasa Reisi İsmet Paşa Hazretleri ki Fransa Hükümeti tarafından ahi­ren neşredilmiş bulunan (Sarı kitap) daki zabıt­namelerde münderiçti. Birinci Lozan Konferansının 23 Kânunusani 1923 tarihli Celsesinde bu­yurmamışlar mı idi ki, «Eski Osmanlı imparatorluğunun her hangi bir kısmı üzerinde hiçbir Devletin mandasını tanımıyoruz?» Halbuki efen­diler! Muahedenamenin 16’ncı maddesi beni dü­şündürüyor: «Türkiye işbu Muahedede musarrah hudutlar haricinde kâin bilcümle arazi üze­rinde ve bu araziye mütaallik işbu muahede ile üzerlerinde kendi hakkı hâkimiyeti tanınmış olan adalardan gayri cezireler üzerinde -ki bu arazi ve cezirelerin mukadderatı alâkadarlar tarafından tâyin edilmiş veya edilecektir- her ne mahiyette olursa olsun haiz olduğu bilcümle hukuk ve müstenidatından feragat ettiğini be­yan eyler. Ben, şimdiye kadar ilân ettiğimiz prensibe sadık kalarak, hak ve adalet düsturunda ısrar ederek diyorum ki, bu yanlıştır ve ka­tiyen kabul edemem. Bizden ayrılan memleket­ler kendi mukadderatını serbestçe kendi iradeleriyle tâyin edecektir.

Sonra efendiler; bu Muahedename bizden İmparatorluğumuzun yalnız gayri Türk aksa­mının ayrıldığını göstermiyor. Bu Muahedename; Bilhassa kemali teessürle söylerim ki aynı zamanda oldukça mühim miktarda, öz Türk memleketlerinin de mukadderatını tehlikeye ilka ediyor.

***

Niyazi Bey, bundan sonra maddi ve manevi kayıplarımız hakkında uzunca malumat verdikten sonra bu muahedeyi kabul etmeyeceğini şöyle ilân ediyordu:

Efendim, fazla söz söylemeye tahammülüm kalmadı, yalnız bir şey diyeceğim. Bu muahedename bu şekli ile bence gayrikabili kabuldür. Hepinizin hissiyatı­na ve teessürlerine vâkıfım. Hepiniz de benim hissiyatıma iştirak edersiniz. Benimle hemhissiniz. Hemdertsiniz, ben teessürümün izalesini bu muahedenin tamamiyle reddinde buluyorum. Siz teessürünüzü ne şekilde iblâğ ederseniz edi­niz.[6]

***

Urfa Milletvekili Yahya Kemal

lozan anlasmasi mecliste tenkid edildi yahya kemal bey tutanak

Yahya Kemal Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasından bir bölüm

***

YAHYA KEMAL B.  (Urfa)

 Efendiler, ben de betahsis cenup hududumuzdan bahsede­ceğim. Demin söz alan Mersin Mebusu Niyazi Bey vatanın, Cenup Türklerinin dertleriyle muztarip, bir âşık gibi okadar dûrüdiraz bahsetti­ler ki bana, onu yalnız teyid etmek kalıyor.[7]

***

Menteşe Milletvekili Şükrü Kaya

lozan anlasmasi mecliste tenkid edildi sükrü kaya bey tutanak

Şükrü Kaya Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasından bir bölüm

***

ŞÜKRÜ KAYA B. (Menteşe)

Şükrü Kaya ise Lozan heyeti hakkında “maatteessüf beklenilen neticeyi elde edemedi.” diyordu.[8]

Muahedeyle ilgili söylediklerinden de bir bölüm aktaralım:

“Efendiler, Lozan Muahedesinin hudutlar safhasında Türklere gösterdiği insaf­sızlık bundan ibaret değildir. Boğazlara hâkim olan yerlerde bâzı adalar vardır. Meselâ, bun­lardan bir kısmı İmroz ve Bozcaada’dır. Bunlar bize bâzı kuyut ve şurutla iade olunuyor. Fakat aynı derecede Boğazlara hâkim Semendirek, Limni vardır. Bunlar unutuluyor. Herkesin malûmudur ki, Boğazlara karşı olan tasallutlar, taarruzlar Limni, Mondros limanında ihzar olu­nur. Niçin bu memleketler, bu adalar Türkiye’ye iade olunmuyor? Benim fikrimce bu itibarla ve daha birçok itibarlarla Lozan Konferansının doğurduğu bu Muahedename nâkıstır, nâtamamdır ve pek çok tehlikeli mevaddı havidir. Boğazlar­dan sonra Midilli, Sakız ve Sisam adaları vardır. Rica ederim benimle beraber tekrar haritayı göz önüne getiriniz. Bu adalar Anadolu’dan kopmuş güzel birer parçadır. Ben bu adaların güzelliğinden, servetinden, oradaki Türk haya­tının yaşattığı âbidattan bahsetmiyeceğim. Rica ederim bir kere daha haritaya bakınız. Bu ada­lar yabancı ellerde bulundukça bizim sahillerde yaşamak imkânı var mıdır? (Yok sesleri) Sa­hillerimizin temini asayişi için edeceğimiz mütevali fedakârlıklar bu adaların zabıt ve raptından daha ziyade güç olacaktır. Bugün bile Bo­ğazlardan tutunuz da İçel sahiline kadar İzmir, Menteşe, Çeşme, Kuşadası, Antalya sahilleri orada ihzar olunan çetelerle izacedilmektedir ve bugün sahildeki çiftlikler muattal bir halde kalmaktadır. Evet, görüyorsunuz ki, Muahedede bu adaların şöyle böyle gayriaskerî bir şekle konacağına dair bir kayıt vardır. Fakat efendi­ler ! Bu kayıtlar haddizatında adaların ne mak­satla Yunanistan’a verildiğini bize ihbar eden bir işarettir. Adalar Anadolu’ya denizden gele­cek istilâ kuvvetlerini durduracak birer kale idi, tâbirimi mazur görünüz, ben bunlara birer sabit, donanma diyeceğim. Bu adalar sırf Ana­dolu’nun müdafaası için yaratılmıştır. Halbuki müdafaa ise en haklı, en meşru bir haktır. Halbuki Yunanistan’ın elindeki bu adalar, Anado­lu’ya vâki olacak, taarruzun, tasallutun, hücumun ilk karakollarıdır. Bu Muahede tarruz hakkını tesbit eden, meşru göstermek istiyen bir vesikadır. Muahedeye mâkuldür, münsiftir diyebilmek için bu adaları muhtar bir şekle sokmak icabederdi. O bile yapılmamıştır. Efen­diler ! Yunanistan’a bahşedilen Sisam adasından aşağıya doğru gidecek olursak daha birtakım adalara tesadüf ederiz. Bunlar bizim vaktiyle Cezairi Bahrisefid vilâyetimizin birer cüzü fer­di idi. İtalya Muharebesinden sonra diplomasi lisanında bunlara 12 adalar diyorlar. Bunlar içerisinde Rodos gibi, Istanköy, Meyis gibi Anadolu’ya bitişik ve Türklerle meskûn kıymetli adalar vardır. (…) Efendiler! Adaların Anadolu’ya olan müna­sebetini diğer adalarda söylemiştim. Bu ada­larda da o münasebat ve alâka maaziyadetin vardır. Bugün Kuşada’dan tutunuz da ta Mer­sin’e kadar bütün sahillerimiz bu adalarda toplanan iktisadî çetelerin mâruzu i’tisafı olmak­tadır. Harb senelerindeki gümrük varidatımıza sulh senelerimizdeki gümrük varidatımızı mukayese edecek olursak o hudutlarımızı bek­lemek için vücuda getirdiğimiz teşkilâtın bize neye malolduğu tezahür eder. Adalar, bence İtalyanların elinde Anadolu’ya doğru uyanacak bir isti’mar ve istismar siyasetinin bir mukaddemesidir. (…) Binaen­aleyh, bu tehlikeleri ben gözönünde tutarak bu Muahedeyi reddetmek mecburiyetindeyim.”[9]

***.

Tekirdağ Milletvekili Faik Bey

lozan anlasmasi mecliste tenkid edildi faik bey tutanak

Faik Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasından bir bölüm

***

FAİK B. (Tekirdağ)

Efendiler; milleti­mizin bu kadar yüksek kahramanlıklarla dört senedir idame ettiği mücahedenin neticesinde tertibedilen Muahede buraya gelip mevzuubahs olduğu zamanda çok arzu ederdim ki, bu kürsüden yapacağım iş takdir ve tebrik ve kabu­lünden ibaret olsun. Fakat, çok, pek çok teessüf ederim ki, bu anda ben bu vazifeyi yapmak imkân ve iktidarını haiz değilim. Çünkü, efendi­ler ! Muahedenin ihtiva ettiği mevad arasında hukuku esasiyemizi, hakkı bakâmızı, hukuku meşruamızı, bir kısım ırkdaşlarımızın hayat ve huzurunu tehdit ve ihlâl eden birçok mevad vardır. Çok arzu ederdim ki, her türlü vesait­ten mahrum olarak, her şeyi yoktan var ederek, azim ve himmetle işe başlıyarak büyüklü kü­çüklü, erkekli kadınlı, heyeti mecmuası ile bü­tün milletin kuvasını sarf ederek dört seneden beri devam eden mücadele bize yalnız Mondros Mutarekesinde vâdedilen şeyleri hattâ kısmen getirmiş olmakla iktifa etmiş olmasın. Çok is­terdim ki, Mondros Mütarekenamesiyle ve o meşhur beyannamelerle, meşhur nutuklarla vâd­edilen milliyet istiklâl, bâkâ ve muhtariyet gibi hukuku esasiye ve mukaddeseyi tanımaktan ibaret olan vaitlerden başka ayrıca bu kıymetli mücahedatının hissesini de beraber getirsin. Fakat çok şayanı teessüftür ki, bizim elimizde bulunan Muahede bunlardan mahrumdur. (…)

Efendiler! Bu, (Gar­bi – Trakya) tâbiri birtakım vakayii meşume neticesi doğmuş ve maalesef o sebeple istimale zaruret hâsıl olmuştur. Bu, hiçbir vakit ay­rılığı ifade edecek mahiyeti hakikıyeyi haiz, değildir. Trakya Türk vatanının nâkabiliterk ve taksim ve cüz’ü aslisi olarak öteden beri milletçe kabul edilmiş bir esas olmak itibariyledir ki, Misaki Millîmizde Garbi – Trakya’nın mukadderatı kendi evlâdının kemali serbesti ile verecekleri âranın neticesine tâlik edilmişti. Muahedenamemiz maalesef Misakı Millîmizi hiçbir suretle memnun edecek derecede olmadığı gibi maalesef ona dair bir kelimeyi de muhtevi değildir. (…)

Efendiler! Biz burada Ana Vatanı kurtar­mak için, istiklâlimizi, hürriyetimizi, şerefimizi kurtarmak için uğraştığımız zaman Trakyalılar da aynı gaye uğrunda ve aynı maksatla dağla­rında uğraşıyorlar, çarpışıyorlar ve kan dökü­yorlardı. Efendiler! Bizim Millî mücâhedatımızda da hiçbir zaman hatırımızdan çıkmaması lâzım gelen hidemat ifa ettiler. Ben zannediyorum ki, bize düşen borç, onları kurtarmaktı. Fakat bu yapılamamış olsa bile imhalarına mâni ola­cak esbap temin edilebilirdi. Maalesef ve tek­rar maalesef arz ediyorum ki, hiçbir şey yapıl­mamış, hiçbir kayıt istihsal edilememiştir. Ben bu şekilde, bu şerait altında gelen Muahedeyi bir taraftan bu vatanın menafiine muhalif gör­düğümden, diğer taraftan da biraz vefasız bul­duğum için maalesef kabul edemiyeceğim. (…)

Efendiler! Arkadaşlarım Müahedenamenin şa­yanı kabul olmıyan nıkatını kâfi miktarda izah et­tiler. Bendeniz de hayli tasdiatta bulundum. Zannederim ki maksadımı izah da ettim. Artık vicdanlarınıza ve sizin kalblerinize ve sizin, takdirlerinize aittir. Ben kendi hesabıma söylüyo­rum ki, milletin yaptığı fedakârlıkla mütenasib olmıyan bu Muahedeye verilecek benden kırmı­zıdan başka hiçbir şey yoktur.[10]

***

Ertesin gün Meclis’te, Lozan muahedenamesinin tenkidi devam etmiştir…

*

İzmir Milletvekili Mustafa Necati Bey

lozan anlasmasi mecliste tenkid edildi mustafa necati bey tutanak

Mustafa Necati Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasından bir bölüm

***

MUSTAFA NECATİ B. (İzmir)

Efendiler! Muahede nâtamamdır, katî de­ğildir. Efendiler! Biz böyle nâtamam bir Mua­hede karşısında bilâkaydüşart rey (oy) veremeyiz. Çünkü kuponlar meselesi hallolunmamıştır. Mu­ahede nâtamamdır. Çünkü bizden ayrılması im­kân dâhilinde olmıyan Musul kıtası için heyet daha bir karar vermemiştir. Musul kıtası, Türk’tür ve ilelebet Türk kalacaktır. Bütün dünya bilsin ki; Musul’dan kendileri için bir şey kazanmış olmıyacaklardır. Musul kıtası da­imî surette Türklüğe merbuttur ve bu kıtai asileden biz hiçbir vakitte hiçbir kuvvetle ayrılmıyacağız ve bu Kürsii Muallâdân tekrar arz ediyorum ayrılmıyacağız!. (Alkışlar) Efendiler! Bu Muahedede iktisadı millîmiz temin olunmamıştır. Muahede bu hususta da sakat­tır. (…)

Efendiler! Bu Muahede nasıl oluyor da kabul ediliyor ve nasıl kabul edebiliriz? Efen­diler! Bu Muahedede eşhasın ve cemiyetlerin hukukuna da taarruz vardır. Bu Muahede efradın ve cemiyetin hukukunu tanımamıştır. Elli sekizinci maddede 1914 senesinde harb se­finelerine mukabil terk edilen parayı bağışla­mış bulunuyoruz. Efendiler! Bu para kimin parasıdır? Bu para Türk Milletinin parasıdır, Türk kadınının, Türk çocuklarının gerdanından kopardığı elmaslarının parasıdır, Türklerin denizlerde gezdireceği donanmasının parasıdır. Bunu ne hakla terk ediyoruz? (…)

Sonra efendiler! Hicaz demiryolu var­dır; bu Hicaz demiryolu bütün Osmanlı İmparatorluğuna mensup efradın ianeleriyle ya­pılmıştır. Efendiler! Hicaz demiryoluna ait Mu­ahedemizde bahis yoktur. Bize aid olan hisse­yi bize terk etmelidir veyahut bir Şirketi Islâmiye halinde bırakılmalı, bizim hissemizde bulunmalıdır. Nasıl olur da efradın ianesiyle yapılan bir müessese, şunun bunun eline terk olunabiliyor? (…)

Efendiler! Bu Muahedede kapitülâsyon ko­kusu vardır. Kapitülâsyonu Türk Milleti bun­dan yedi sekiz sene evvel lâğvetmiştir. Efendi­ler ! Bilirisiniz ki, kapitülâsyon ecdadımızın ecnebilere bahşettiği bir lûtuftur. Vahidüttaraf bir mukaveledir. Bunu istediğimiz zaman kaldı­rabiliriz, binaenaleyh, bu Muahedede bir kapi­tülâsyon kokusu kokması beni ürkütüyor, korkutuyor. Efendiler! Muahedenin 16’ncı maddesine bakınız ! Bu Muahedede Harbi Umumide düveli ecnebiye tebaası gibi muamele görenlerin zararlarını kabul etmişiz. Yani mahmiliği kabul etmişizdir. Biz düveli ecnebiye tebeası gibi muamele gören Rumların zararlarını da tazmin etmeye mecbur kalıyoruz. Bu kapitülâsyon değil de nedir?

Sonra daha garip bir şey vardır. Türk dok­torları Avrupa doktorlarına müsavidir. Onlar­dan hiç geri kalmamıştır, öyle zamanlar gelmiştir ki, Avrupa’daki hastaları Türk doktor­ları tedavi etmiştir, öyleyken efendiler! Muahedemizde sıhhiye müşavirlerini de kabul etmi­şiz. Sonra efendiler! Adlî müşavirler de vardır.

Yani adliyemizde müşavir kabul etmişiz ve şa­yanı dikkat olan bu noktayı bilhassa nazarı dikkatlerine arz ederim. Bu müşavirler kavanin komisyonlarında bulunacaklar; bu ne için ve neden? Bunun esbabını sarahatle ve katiyetle öğrenmek isteriz ve bilmek isteriz. Efendi­ler ! Müsavatı mütekabile temin etmiyen bir muahede karşısında bulunuyoruz. Malûmuâlinizdir ki, daima devletler müsavatı mütekabile ile muamele ederler. Maatteessüf bu mütekabil değildir ve temin etmiyor. Bilhassa adliye mesa­ilinde bu gözümüze çarpar. Adliye mesaili muh­telif fasıllardan mürekkeptir. Bu fasılların bi­rinci faslında, birinci maddesinde şu kayıt var­dır. Deniyor ki, işbu fasıldaki şerait, şeraiti mütesaviyeye tâbi tutulmuştur. Şu halde diğer kısım hariç kalmıştır. Şeraiti mütesaviyeye, mütekabileye tâbi tutulan kısım, mevaddı adli­yenin birinci faslını teşkil eden kısımdır. Diğer fasıllar tamamiyle şeraiti mütekabileye tâbi değildir. Bunlar içerisinde şayanı dikkat bâzı noktalar vardır. Billhassa ikinci faslın 16’ncı maddesi şayanı dikkattir. Burada deniliyor ki, Düveli Âkıde, Türkiye’de mukim olan ve orada bulunan tebeai gayrimüslimeye mütaallik, ah­kâmı şahsiye mesailinde, yani nikâh ve saire ahkâmında bizim tebeamız onların mahkeme­sinde muhakeme olacaktır. Yani bizim tebeamız doğrudan doğruya onların muhakemesine tâbidir. Binaenaleyh, şeraiti mütekabile yoktur ve muahedemiz tam mânasiyle kapitülâsyondan kurtulmamıştır. Sonra 18’nci maddesinde me­vaddı adliyenin şayanı kayıt bir noktası daha vardır. Deniyor ki, Türkiye ile Düveli Âkıde beynindeki münasebatta ve buna mümasil me­sailde devletlerle ayrıca mukavele akdedeceğiz. Buna neden lüzum hâsıl olmuş ve neden böyle bir kayıt konmuştur? Bunlar, malûmuâliniz hukuku düvel mucibince muayyen olan mevaddır. Ayrıca ilâmatın icrası için mevadda mukaveleye ne lüzum vardır ?

Sonra asıl bu Muahedenin en şayanı dikkat olan ve bizi en ziyade korkutan ciheti; ticaretimize mütaallik olan kısımdır. Ticaretimiz beş sene müddetle hali atalette kalmıştır. Biz efendiler! Yükselmek istiyoruz, teali etmek istiyoruz, kendi memleketimizde kuvvetli olmak istiyoruz, kendi memleketimizde efendi olmak istiyoruz. (…)

Efendiler! Bu Muahedede daha garip bir cihet var. Arazimizde mezarlıklara tasarruf salâhiyetini Düveli Âkıdeye terkediyoruz. Türk milleti kadar mezarlara, âbidata karşı hür­metkar olan bir milleti cihan tarihi kaydetmiş midir? Efendiler! Sorarım bizim milletimizden başka dünyada âbidata, maneviyata, mezarlara karşı hürmetkar olan bir millet var mıdır? Efen­diler! bizi mezarlara hürmetkar bırakma­ya sevkeden esbap nedir? Efendiler! Türk milletinin kefaleti mâneviyesi altında burada top­raklar altında ölüler yatabilir. Nitekim bi­zim ölülerimiz onların topraklarında ken­dilerinin kefaleti altında bırakılmıştır. Ayrıca bir madde koymakta ne mâna var? Boğazların ke­narında koca bir kıtai arz üzerinde tasarruf iddia etmekten ne kasdetmişlerdir? Bu da şayanı dikkattir. Efendiler! Bilhassa nazarı dikkatinizi celbederim.

Efendiler! Bir de boğazlar meselesi var. As­ker olmadığım için bu mesele hakkında uzun uzadıya arzı malûmat edemiyeceğim. Bir maddesi beni çok ürkütmüştür. (18) nci maddesinde deni­liyor ki: Eğer serbestii mürura müteallik ahkâ­ma ika edilen bir tecavüz nâyihanî bir taarruz ve­yahut her hangi bir fiilî harb veya tehdidi harb Boğazlar’da seyrüseferin serbestîsini veya gayriaskerî mıntakaların emniyetini tehlikeye koyacak olursa Tarafeyni Âkıdeyn bu hususta Cemiyeti Akvamın karar vereceği bütün vesaitle onları müştereken menedeceklerdir. Bu madde efendiler! Bilhassa baştaraftaki (Eğer serbestîi mürura mâ­ni bir tecavüz) kimin tarafından vâki olacak­tır ? Lâlettayin her hangi bir taraftan tecavüz vâki olursa bütün vesaitiyle Düveli Müttefika, Düveli Âkıde istediği şekilde, istediği gibi ha­rekâtta serbest kalacaktır. Kimin karariyle? Cemiyeti Akvamın karariyle olacaktır. Efendi­ler ! Cemiyeti Akvam ellerinde bir alettir. Her hangi bir surette serbestîi mürura bir tecavüz vâki olursa o zaman onlara, boğazlarımıza istedikleri kadar tecavüz salâhiyeti vermiş oluyor. Bu madde beni ürkütüyor. Bu madde hakkında, Heyeti Murahhasadan katî ve sarih malû­mat isterim. (…)

Efendiler! Muahedenin en acı safhasına girmiş oluyoruz. Muahedenin kalbleri karartan, gözleri yaşartan acı bir safhası var. Efendiler. Bu safha Muahedenin (59) ncu maddesinde mukayyetdir. Deniyor ki, Türkiye harbin temadisinden ve onun netayicinden mütevellit Yunanistan’ın buhranı malîsini nazarı dikkate alarak tamirat meselesinde Yunanistan’a karşı her türlü metalibinden sureti katiyede feragat eder. Efendiler! Yerleri, yurtları yakılmış milyonlarca halkın hakkını cüretkârane bir surette bağışlayan bu Muahedenin bu maddesini yangın olan bir yerin Mebusu olmak itibariyle katiyen kabul edemem. Efendiler! Düşmanların bilhassa Düveli Âkıdenin emri katîsiyle Akdeniz kıyılarına çıkan ve oradan Anadolu içerlerine kadar gelen Yunan ordusu, memleketin içerlerine gelmiş, harmanları yakmış, şehirleri yakmış, memlekette insan namına ne varsa kesmiş, doğramış bir câni sürüsüdür. Efendiler! Doğrudan doğruya Düveli Müttefikanın ve Düveli Âkıdenin emri katîsiyle hareket eden bu ordunun icraatından yalnız Yunanistan mesul değildir. O orduyu oraya sevkeden, o orduya emir verenler mesuldür. Heyeti Murahhasamız Konferansta doğrudan doğruya onlara hitabedecekti ve Türk milletinin hakkını Düveli Âkıdeden istiyecekti; Yunanistan’dan değil. (Bravo sesleri) Yunanistan’ın parasız bir hükümet olduğunu biliyorum. Bu metalibi terketmek ne demektir? Bu doğrudan doğruya Düveli Âkıdeden istenecek bir hakkımızdır. Sonra efendiler! Zarar ve ziyanın miktarı Heyeti Murahhasamızca 4 milyar altın frank olarak tesbit edilmiştir. Bu dört milyar frank hibe edilmiştir. Efendiler! Hiç olmazsa Yunanistan’ın parası yoksa efendiler bizden alıp götürdüğü mevaşinin aynen iadesini isteselerdi; bunlar küçük şeyler değildir. Elli, altmış milyon liralık bir şeydir. Bunu aynen istemek hakkımız değil midir? Bu istenmemiştir; istenmiş ise de verilmemiştir. Sonra efendiler! Buna karar verecek hâkimler kimdir? Bu hâkimler bugün tamirat bedeli almak için ordularını başka memleketlere gönderen hâkimleridir. Fransa Hükümeti tamirat be­deli almak için Almanya üzerine yürüyor. Onlar bize hüküm verecektir. Nasıl olur da Türk milleti üç milyon insanın hakkını feda ede­bilir? Razıysanız evlerinden mehçur kalmış, babaları kesilmiş, valideleri kesilmiş, evlâtların ah ve figanı kulaklarınıza gelmiyorsa, eğer efen­diler dul kalmış annelerin kalblerinden kopan ah ve figanları vicdanlarınızı sızlatmıyorsa, ev­leri yanmış, ocakları sönmüş eski ocakzadelerin feryadı ruhlarınıza kadar gelmiyorsa bu mua­hedeyi kabul edebilirsiniz. Yoksa efendiler! Ora­da üç milyon halk yersiz, yurtsuz, aç kalmış feryad ederken imdat ve muavenet bulamıyan bu halkın feryadını dinlemezseniz bunlar ölecektir, aç kalacaktır. Türkiye milletinin bütçesi buna kâfi değildir. Avrupalılarda insaniyet varsa aç, biilâç bıraktıkları, sefil bıraktıkları insan­lara acısınlar. Muhakkak bir surette Düveli Müttefikadan bunu almak hakkımızdır. Bunu terk edemeyiz. Çünkü efendiler! Gözlerimle gördüm ve gözlerimle şahid oldum; geçen sene binlerce kardeşlerimiz yokluktan, sefaletten öl­müşlerdir. Binaenaleyh doğrudan doğruya He­yeti Murahhasamızın tamirat meselesinde gös­terdiği lütufkârlığa karşı ben hiçbir vakitte bu milletin bir evlâdı olmak itibariyle beyaz rey veremem. Benim buna vereceğim rey Sulh Mu­ahedesini saran bu kırmızı kâğıttan başka bir şey değildir.[11]

***

İstanbul Milletvekili Süleyman Sırrı Bey

SÜLEYMAN SIRRI B. (İstanbul)

(Lozan Muahedenamesi’ndeki) Garp hudutları için «hakikaten tamamiyle kabul ede­bileceğimiz bir şekildedir» demek imkânı yoktur.[12]

***

Lozan ile ilgili bazı paylaşımlarımız;

Lozan Andlaşmasının 58. maddesi tam bir rezalet

Lozan ve boşuna dökülen kanlar

“ATA’mıza kimse birşey dikte edemez” diyen laiklere Lozan anlaşmasından delil (Lozan 37. madde)

Mısır ve Sudan’ı, Lozan’da “verdik” – Lozan’a zafer diyenlere ithaf olunur (17. madde)

Yabancı Gözüyle Lozan ve Neticesi

Lozan’da Ruhumuzu Sattılar

Hasta Adam, Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı, M. Kemal Atatürk ve Kemalizm afyonu

Kuran ve Lozan

Osmanlı’nın Borçları – Osmanlı Devleti’nin ne kadar borcu vardı?

M. Kemal Atatürk’ün Ingiliz Istihbaratı ile gizli ilişkisi deşifre oldu

Bursa, M. Kemal Atatürk’ün emriyle çarpışılmadan boşaltıldı – Venizelos Osman Gazi’nin sandukasını tekmeledi

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Doç. Dr. Mustafa Budak, Idealden Gerçeğe, Misak-ı Milli’den Lozan’a Dış Politika, Küre Yayınları, Istanbul 2002, sayfa 383, 384.

[2] (Atatürk’ün sınıf arkadaşı) Ali Fuad Cebesoy’un Siyasi Hatıraları, Istanbul 1957, sayfa 281.

[3] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 727, 728.

Ayrıca bakınız;

Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, (Hazırlayan: Cemal Kutay), Tercüman Yayınları, Istanbul 1980, sayfa 100.

[4] Bilal Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk, Türk Tarih Kurumu, 6 ciltlik eser: Ankara 1992 – 2005, cild 5, sayfa 166 – 172.

[5] Ismail Habip Sevük, Atatürk Için, cild 1, sayfa 274. Aktaran: Ahmet Cemil Ertunç, Cumhuriyetin Tarihi / Yaşadıklarımızın Dünü Bugünü, Pınar Yayınları, Istanbul 2005.

[6] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 7, cild 1, 21 Ağustos 1339 (1923), sayfa 223 – 233.

[7] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 7, cild 1, 21 Ağustos 1339 (1923), sayfa 233.

[8] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 7, cild 1, 21 Ağustos 1339 (1923), sayfa 236.

[9] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 7, cild 1, 21 Ağustos 1339 (1923), sayfa 237, 238.

[10] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 7, cild 1, 21 Ağustos 1339 (1923), sayfa 238 – 241.

[11] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 8, cild 1, 22 Ağustos 1339 (1923), sayfa 246 – 249.

[12] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 8, cild 1, 22 Ağustos 1339 (1923), sayfa 253.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Bize niye Turkey (Hindi) diyorlar ve Yahudinin sonu – Kadir Mısıroğlu

Bize niye Turkey (Hindi) diyorlar ve Yahudinin sonu – Kadir Mısıroğlu

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Yılmaz Özdil’in amacı ne? Kur’an’a bakalım

Yılmaz Özdil’in amacı ne? Kur’an’a bakalım

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Yılmaz Özdil varken, şeytana gerek yok… (Foto için Dursun kardeşimize teşekkür ederiz)

***

Hürriyet gazetesi yazarı (daha doğrusu bozarı) Yılmaz Özdil, Kanal D’de Abbas Güçlü’nün sunduğu ve Istanbul Özyeğin Üniversitesi’nden canlı yayınlanan Genç Bakış programında Üniversite öğrencilerine şöyle hitap etti:

“…Bira için… Gençliğinizi yaşayın. Gençlik erkek arkadaşınızın elinden tutmaktır, yanağından öpücük almaktır. Belkide birlikte tatile gitmektir, belkide polise taş atmaktır.”

Yılmaz Özdil ve onun gibiler varken şeytana iş kalır mı?

Allahu Teala Maide Suresi’nin 90’ıncı ayetinde -Elmalılı Meali- şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.”

Yılmaz Özdil, kurtuluşa ermemizi engellemek için şeytanın pisliğini pazarlıyor.

Peki ama Yılmaz Özdil’in amacı ne?

Aynı surenin bir sonraki, yani 91’inci ayetine -Elmalılı Meali- bakalım:

“Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?”

Başka söze gerek var mı?

Allahu Teala “haram” derken, medeni ülkelerde alkolün satışı kısıtlanırken; bu herifler -üstelik Müslümanların ülkesinde- “içmeye teşvik” ediyor.

Bununla da yetinmeyip kızlara, erkek arkadaşınızı öpün, hatta tatile gidin diyen ve polise taş atmayı öneren bir herifin ülkemizde “aydın” geçinmesi ne hazin.

Bir zamanlar dünyaya “ahlak dersi” veren milletimizin, içine düştüğü “ahlaki çöküntünün” sorumluları bu aydın geçinenlerdir.

Allahu Teala bizi bunların şerrinden muhafaza buyursun.

***

NOT:

Aydın geçinen tayfa hakkında başka bir yazımız:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/01/aydin-gecinen-super-yobazlar/

***

Yılmaz Özdil ile ilgili başka bir yazımız:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/07/sarhos-ataturk-konusunda-yilmaz-ozdile-cevap/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Neden hafızamızı silmek istediler?

Neden hafızamızı silmek istediler?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Bu mezartaşı sizin büyük dedenize de ait olabilirdi. Mezartaşında yazanları okuyamıyor musunuz? O halde birileri, ecdadınız ile sizin aranızdaki bağı koparmak istemiş… Geçmişini ve nerden gelip nereye gideceğini bilmeyen, hedefsiz biri haline getirmeye çalışmıştır. Kısaca hafızanızı silmiştir.

Acaba neden?

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kadir Mısıroğlu’ndan “Atatürk olmasaydı adın agop olurdu” diyenlere tokat gibi cevap

Kadir Mısıroğlu’ndan “Atatürk olmasaydı adın agop olurdu” diyenlere tokat gibi cevap

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

 

Atatürk’ün hayvan sevgisi

Atatürk’ün hayvan sevgisi

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürkün hayvan sevgisi atatürkün köpegi foks fox

M. Kemal Atatürk’ün köpeği Foks

***

Yanlış anlamayın, gerçi başlık “Atatürk’ün hayvan sevgisi” ama, şapka takmadıkları gerekçesiyle insanları asıp kesen[1] ve onlara “hayvan” diyen[2] birinin, hayvanlara sevgi beslediğini iddia edecek değiliz. Böyle bir iddiada bulunup gülünç duruma düşmek gibi bir niyetimiz yok. Bu tür çelişkiler kemalist kalemşörlere mahsustur.

Duymuşsunuzdur, M. Kemal Atatürk’ün Foks isminde bir köpeği vardı ve M. Kemal’in elini ısırdığı gerekçesiyle öldürülmüştü. Bu olay kemalistler tarafından genelde şöyle anlatılır:

“Köşke ikinci bir köpek gelmesini *kıskanan* Foks, bir gün kendisini kaldırmak isteyen Atatürk’ün elini ısırır. Ancak (yaşamı boyunca hayvanların öldürülmesine karşı çıkan, başıboş kedi ve köpeklerin Hayvanseverler Derneği aracılığıyla sahip edinmelerini sağlayan) Gazi, Foks’un davranışına hiç sinirlenmemiş, eli pansuman edilirken şöyle demiştir: – Fenalık yapmak için ısırmadı…’’

Anlaşılan kemalistler, Foks’un öldürülmesini haklı gösterebilmek için onun “kıskanç” olduğunu belirtme ihtiyacı hissettiler. Yalnız bu kadarla yetinseler yine iyi. Güya M. Kemal Foks’u kaldırmak istiyormuş ve bunun üzerine Foks da onun elini ısırmış.

Ne kadar “kötü”, “hadsiz”, “nankör” ve “çekilmez” bir köpek değil mi? Sen gel, seni yunan köpeği olmaktan kurtaran(!) adamın elini hiç yok yere ısır!

Bakalım gerçekten öyle mi olmuş…

Bu olayı, 3 Temmuz 1927′den ölümü olan 10 Kasım 1938′e kadar M. Kemal’in yanından hiç ayrılmayan ve bu müddet zarfında M. Kemal Atatürk’e hizmet eden Cemal Granda’dan dinleyelim:

“Bir gün Atatürk’ün elini sarılı gördük. (Atatürk’ün köpeği) Foks ısırdı dediler. Olay gece olmuş. Atatürk, ne olmuşsa olmuş, Foks’a kızmış. **Kamçıyla** başlamış dövmeğe. **Vurdukça** hayvan geri geri gitmiş. Fakat **kamçının dozu artınca** da saldırıp elini ısırmış. Elinden kan akmağa başlayınca zile basmış. Hemen koşup kanları oksijenli suyla yıkamışlar. Tendürdiyot sürmüşler. O gün elini sarılı görünce hepimiz meraklanmıştık. Demek ki, meselenin aslı buymuş. Bunun üzerine köpeği Köşkten uzaklaştırdılar, çiftliğe götürdüler. Yakınlarından birkaç kişi “Sahibini ısıran köpekten hayır gelmez” diye öldürülmesi için Atatürk’e israr ettiler. Izin verdi mi, vermedi mi bilmiyorum ama, Foks o günlerde öldürüldü.”[3]

M. Kemal’in hizmetçisi olayı böyle anlatıyor.

Ancak kemalistler, M. Kemal’i haklı gösterebilmek için bir köpeği bile itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Tıpkı yaklaşık bir asırdır sistematik bir şekilde Osmanlı’yı itibarsızlaştırmaya çalıştıkları gibi.

NOT: Hayvanları Koruma Derneği’ni, köpeğe şiddet uygulayan M. Kemal Atatürk’ü kınamaya davet ediyoruz.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/26/istiklal-mahkemeleri/

[2] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/11/11/ataturkun-insana-verdigi-deger/

[3] Cemal Granda (Çelebi), Atatürk’ün Uşağı İdim, Yayına hazırlayan: Turhan Gürkan, Hürriyet Yayınları, Istanbul 1973, sayfa 196.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Türk Büyükleri Hilafet makamına saygı gösterirken, M. Kemal Atatürk hakaret etmiştir

Türk Büyükleri Hilafet makamına saygı gösterirken, M. Kemal Atatürk hakaret etmiştir

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

sultan alparslan malazgirt savasi hilafet halifelik***

Burada zikredeceğimiz örnekler, Hilafetin Abbasiler’de olduğu dönemi kapsamaktadır.

Nasır b. Ali (İlig Han)

Nasır b. Ali, Karahanlı hükümdarları içinde Abbasî halifesini ilk tanıyan olarak bilinir. Sikkelerinde devrin hakimiyet anlayışının bir icabı olarak Abbasî halifelerinin adları yer almıştır.[1]

***

Gazneli Sultan Mahmud

Gazneli Sultan Mahmud, daima halifenin ismini paralarının üstüne bastırmaya, seferlerinden sonra elde edilen ganimetten Halife’ye hediyeler göndermeye ve fetihnamelerinde kendisini bu inancın bir savaşçısı olarak göstermeye dikkat etmiştir.[2] Halife el-Kadir adına hutbe de okutmuştur.[3]

***

Tuğrul Bey

Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı Tuğrul Bey, “Sultan” ilan edildikten sonra, etraftaki hükümdarlara fetihnameler gönderirken bir elçilik heyetini de Bağdat’taki Abbasî halifesine gönderdi. Halife’ye gönderdiği fetihnamede, “Selçuk Oğullarının eskiden beri halifeliğe sadık bulunduklarını” yazıyordu.[4]

Abbasî Halifesi Kaim Biemrillah, Şiî Fatımîler tarafından esir alınınca, onlara karşı Tuğrul Bey’in yardımına müracaat etti. Tuğrul Bey 1055’de Bağdat’ı asilerden temizlemek ve Mısır’daki Fatımîleri ortadan kaldırmak için sefere çıktı. Bunu Bağdat önlerine geldiğinde halifeye yazdığı mektubunda şöyle ifade ediyor:

“Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi vesellem) hizmetle şeref kazanmak, takdis edilmek ve bizzat hacca giderek yolları açmak, asileri tenkit eylemek ve Mısır ve Suriye şaşkınları (Şiî Fatımîler) ile savaşmak arzusunda” olduğunu belirtiyor ve Bağdat’a girme müsaadesini istemek suretiyle de halifeye saygı ve nezaketini gösteriyordu.[5]

Tuğrul Bey Bağdat’a girerek, şehri asilerden temizledi. Büveyhîlerin hakimiyetine son verdi. Daha sonra Irak’ın kuzeyinde de mücadele ederek Şiîleri hakimiyet altına aldı. Tuğrul Bey’e 1058’de Bağdat’ta yapılan bir merasimle taç giydirildi. Bu taç merasiminde Tuğrul Bey, halifeye Peygamberin halefi olması münasebetiyle saygısını sunarken, halife de sultana Islamiyet’e hizmetlerinden dolayı tebrik ve teşekkür ederek, onu “Dünya Sultanı (Şark ve Garb)” ilan etti. Tuğrul Bey’e “Rüknü’d-Dîn” ve “Kasım Emîru’l-Mu’minîn” (halifenin ortağı) lakaplarını tefviz etmiştir.[6]

***

Alparslan

Tuğrul Bey’in ölümünden sonra tahta geçen Alparslan, 1071’de elde ettiği Malazgirt zaferini başta halife olmak üzere her tarafa fetihnameler göndererek müjdelemiştir. Halifeye gönderilen fetihnameler 12 Eylül 1071 (13 Zilkade 463) günü Ka’im Biemrillah tarafından sarayda toplanan bütün devlet erkanı ve büyükleri önünde merasim ile okunmuş ve tebrikler yapılmıştır. Fetih Bağdat’ta şanına layık olarak kutlanmıştır. Alparslan Hemedan’a dönünce halifenin elçisi pek çok hediyelerle geldi. Islam’ın zuhurundan beri böyle bir zaferin kazanılmadığı kanaati bu sırada belirtilmiştir.[7]

***

II. Kılıç Arslan

Anadolu Selçuklu Devleti’nin sultanı II. Kılıç Arslan, 1176’da Bizans’a karşı kazandığı Miryokefalon zaferinden sonra Halife Musta’zi’ye bir fetihname göndererek zaferi haber verince, Bağdat sevince boğuldu. Halife haberi, “Islam ülkelerinden beklediğimiz uğurlu zafer haberleri geldi” şeklinde ifade ederek bildirmiştir. Camilerde hatipler, halifenin bu müjdesini halka bildirecek, halife ve hatipler Islam askerleri için dua edeceklerdir.[8]

***

I. Izzeddin Keykâvus

Bir başka Anadolu Selçuklu Sultanı I. Izzeddin Keykâvus da halifeye elçi göndererek onun hakimiyet tevcihini kazandı. Karşılıklı hediyeleşmeler yapıldı. Halife Nâsır kurduğu “Fütüvvet” teşkilatına girmek talebinde bulunan Izzeddin Keykâvus’a bir saltanat menşuru ile biriikte siyah bir imame zırhlı elbise, kamçı ve nalları altun bir katırı hakimiyet alameti olarak gönderdi; en-Nâsır, Türklere ve Selçuklulara mahsus olan Türkçe “Inanç, Bilge, Kutlu” lakaplarını sultan için kullanarak; onu Fütüvvet teşkilatına aldığını bildirmiş, bunun şartlarına ve mukaddes hilafet makamına bağlanmasını istemiştir. Aynca sultana yukarıdaki hediyelere ek olarak bir fütüvvet şalvarı da göndermiştir.[9]

***

Alâeddin Keykûbad

Halife ile ilişki Izzeddin’den sonra Alâeddin Keykûbad döneminde de devam etmiştir. Sultanın tahta geçtiğini öğrenen Halife Nâsır hakimiyet alametlerini Konya’ya göndererek, Payitaht’ta yapılan merasimle saltanatını tasdik etti.[10] Bu merasimler, her ne kadar siyasi güçten yoksun olsa da halifeye bağlılık izleri taşımaktadır.

***

Şimdi de M. Kemal

“Efendiler, bu pek büyük yenginin türlü etkenlerinin üstünde en önemlisi ve yücesi, Türk ulusunun bağılsız ve koşulsuz olarak egemenliğini eline almış olmasıdır. Bu olayın tarihimizde ve bütün cihanda ne büyük, ne verimle bir devrim olduğunu açıklamağa gerek görmem. Ulusumuzun uzun yüzyıllardanberi hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların baskı ve ezinci altında ne denli ezildiğini, onların açgözlülüklerini doyurma yolunda ne denli büyük yıkımlara ve yitiklere uğradığını düşünürsek, ulusumuzun egemenliğini eline almış olması olayının tüm ululuk ve önemi gözlerimizin önünde belirir. . .” (…) “Türk ulusunun (yurdunda) tam anlamıyla efendi olarak yaşaması, ancak o, gereksiz ve anlamsız olduktan başka, varlıkları yalnızca zarar ve yıkım getiren o makamların ortadan kaldırılmasıyla olanaklı olabilirdi.”[11]

Izmir Iktisat Kongresi’nde de şunları söylemekten hicap duymamıştır:

“Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, kuvvetlenmişler; bizim milletimiz de böyle **fatihlerin** arkasında **serserilik** etmiş…”[12]

Nutuk’tan:

“Hilafet vaziyetine gelince, ilim ve fennin nurlara müstağrak kıldığı hakiki medeniyet aleminde gülünç telakki edilmekten başka bir mevzuu kalmış mıydı? (…) Osmanlı Hükümetine, Osmanlı padişahına ve müsliminin halifesine isyan etmek ve bütün milleti ve orduyu isyan ettirmek lazım geliyordu.”[13]

***

Son olarak Ismet Inönü

“Tarihin herhangi bir devrinde, bir halife, zihninden bu memleketin mukadderatına karışmak arzusunu geçirirse o kafayı behemehal koparacağız!”[14]

***

Peki, M. Kemal ve Ismet Inönü mü doğru yoldaydı, yoksa yukarıda isimlerini sıraladığımız Türk Büyükleri mi? Elbette Islam’a hizmet eden Türk Büyükleri doğru yoldaydı.

Şimdi haklı olarak, “o halde Müslüman milletimiz M. Kemal ve Inönü’nün peşinden neden gitti” diye soracaksınız. Aslında isyan edenler de vardı. Ancak M. Kemal’in peşinden gidenler, onun Kurtuluş Savaşı sırasında Hilafeti koruyacağına dair verdiği sözlere aldanmışlardı.

Örneğin TBMM’nin açılışının öncüsü ve en örgütlü son kongrede, Sivas Kongresi’nde M. Kemal şöyle and içmişti:

“Makam-ı Celil-i Hilafet ve Saltanata, Islamiyete, Devlete, millete ve memlekete manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye takip etmeyerek… çalışacağıma… namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah, billah.”[15]

Ayrıca Meclist’e, Sultan Vahidüddin’e (rahmetullahi aleyh) “Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri M. Kemal” imzasıyla şöyle bir telgraf çektiğini beyan etmişti (sadeleştirdik) :

“Millet bağımsızlığına kavuşsun, saltanat makamı ile yüce ve büyük hilafet yok olmaktan kurtulsun. Sonsuz bağlılığımın daima artmakta olduğunu bildirerek buna inanmanzı rica ederim.”[16]

Bir örnek de Inönü’den verelim…

Ismet Inönü’nün Paris’te Grillon Oteli’nde verdiği bir beyanattan:

“Türk Milleti’nin kat’iyyen Makam-ı Mualla-yı Hilafet’in müdafii ve hadimi (hizmetçisi) olmaktan bir an geri kalmayacağını söyleyebilirim. Size ve sizin vasıtanızla bütün Müslümanlara diyebilirim ki, Hilafet her zaman olduğu gibi dinen pek sıkı merbut (bağlanmış) olduğumuz gibi icab ederse O’nun müdafaası için son damla kanımızı dökmeye her zaman hazırız. Türk Milleti Islamiyet’in kılıncı olmakla müftehirdir. “[17]

Yani?

Evet haklısınız, aldattılar…

Islam’a hizmet eden Türk atalarımızın yolundan gidiyorlarmış gibi, yani bizdenmiş gibi görünüp başımıza geçtiler ve dizginleri ele alınca bu necip milleti gavurlaştırmaya çalıştılar.

Izlemenizi tavsiye ettiğim bir video:

***

Sohbetin tamamı:

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Reşad Genç, Karahanlı Devlet Teşkilâtı, Tifdruk Matbaası, Istanbul 1981, sayfa 43.

[2] Erdoğan Merçil, “Gâzneliler, İldenizliler”, Büyük Islâm Tarihi, cild 6,  (Doğuştan Günümüze), Zafer Matbaası, Istanbul 1987, sayfa 254, 255.

[3] Erdoğan Merçil, “Gâzneliler, İldenizliler”, Büyük Islâm Tarihi, cild 6,  (Doğuştan Günümüze), Zafer Matbaası, Istanbul 1987, sayfa 231.

[4] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-Islâm Medeniyeti, Arpaz Matbaacılık, 3. Baskı, Istanbul 1980, sayfa 106.

[5] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-Islâm Medeniyeti, Arpaz Matbaacılık, 3. Baskı, Istanbul 1980, sayfa 106.

[6] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-Islâm Medeniyeti, Arpaz Matbaacılık, 3. Baskı, Istanbul 1980, sayfa 135.

[7] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi (Siyasî Tarih Alparslan’dan Osman Gazi’ye) Doğan Ofset, Nakışlar Yayınevi, Istanbul 1984, sayfa 33.

[8] Erdoğan Merçil, Müslüman-Türk Devletleri Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1991, sayfa 127.

Ayrıca bakınız;

Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi (Siyasî Tarih Alparslan’dan Osman Gazi’ye) Doğan Ofset, Nakışlar Yayınevi, Istanbul 1984, sayfa 210.

[9] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi (Siyasî Tarih Alparslan’dan Osman Gazi’ye) Doğan Ofset, Nakışlar Yayınevi, Istanbul 1984, sayfa 298.

[10] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi (Siyasî Tarih Alparslan’dan Osman Gazi’ye) Doğan Ofset, Nakışlar Yayınevi, Istanbul 1984, sayfa 330.

[11] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları 1959, sayfa 173 – 182.

[12] Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Atatürk’ün Söylev ve Demeçeri I-III, Bugünkü dille yayına hazırlayanlar: Prof.Dr. Ali Sevim, Prof.Dr. M.Akif Tural, Prof.Dr. Izzet Öztoprak, Türkiye Iktisat Kongresi’ni Açış Söylevi Izmir 17 Şubat 1923.

[13] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 14.

[14] Inönü’nün sözlerini aktaran: M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 843.

[15] Sivas Kongresi Tutanakları, Haz: Uluğ Iğdemir, Ankara 1969, sayfa 5, 3.

[16] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, Içtima senesi 1, Içtima 2, 24 Nisan 1920, celse 1, cild 1, sayfa 11. (Meclis tutanakları)

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

[17] Müslim Standart Gazetesi, 17 Kasım 1922.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kadir Mısıroğlu ile Şeriat ve kemalizm üzerine

Kadir Mısıroğlu ile Şeriat ve kemalizm üzerine

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

 

M. Kemal Atatürk’ün Ingiliz Istihbaratı ile gizli ilişkisi deşifre oldu

M. Kemal Atatürk’ün Ingiliz Istihbaratı ile gizli ilişkisi deşifre oldu

Meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için bir ara Italya Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunmuş olan Kont Sforça’nın Mondros Mütarekenamesi hakkında söylediklerine yer vermemiz gerekiyor. Bilindiği gibi, Mondors Mütarekenamesi’ni Osmanlı Devleti adına imzalayan Rauf Orbay’dır. Rauf Orbay’ın daha sonra M. Kemal Atatürk tarafından Başbakan yapıldığını aklınızın bir köşesine yazınız, az sonra bu noktaya tekrar temas edeceğiz.

Kont Sforça, Mondros Mütarekenamesi’nden bahsederken Ingilizlerin kara ordusuna karşı mutedil davrandıklarını söylüyor. Donanma’nın hemen teslimi istendiği halde kara ordusunun ilgasından veya hemen terk-i silah etmesinden bahsedilmiyormuş. Bilakis sadece seferberliğin ilgası talep olunurken, dahilde asayişin temini ve hududların muhafazası ve bunun için lazım gelen ordu miktarı terhisten istisna ediliyormuş!.. Kont Sforça, bunda bir gizli maksad görüyor ve diyor ki:

“Ingiltere Hükümeti, Osmanlı Devleti’nin mirascıları arasında şimdiden bir ihtilaf görüyor ve mutad olan ikiyüzlü siyasetiyle şunu istiyor:

Eğer müttefiklerin talebleri Ingilizleri sıkacak bir şekil alırsa, henüz mukavemet kabiliyeti olan Türkler’i kendi menfaatleri için kullanabilir bir mevkiye koyabilsinler.”[1]

Bu durumdan anlaşılıyor ki, daha mütarekenin (Ateşkesin) imzası günü yani Padişah’ın Anadolu’da bir kuvvet teşkilini hayalinden bile geçirmediği zamanda Ingilizler, (Kont Sforça’nın fikrine göre) bu kuvvetin teşkilini düşünmeye başlamışlar, hatta bunun için M. Kemal’i, Sultan Vahidüddin’den evvel bulmuşlardır. Sultan Vahidüddin ve Sadrazam Ferid Paşa, M. Kemal’i, “Memlekette büyük şöhreti vardır. Itimad edilecek namuslu bir adamdır!..” diye Ingilizlere karşı müdafaa edip Anadolu’ya göndermeye çalışırken M. Kemal de Istanbul’da Itilaf Hükümetleri ileri gelenleri ile münasebette bulunuyor ve onlardan talimat alıyordu.[2]

Bundan başka, Ingilizlerin Istanbul’da hafiye teşkilatını yapan, “Ingiliz Muhibler Cemiyeti”ni kuran hülasa Şark’ta Ingilizlerin siyasi emellerini temine çalışan Rahip Frew, daha evvel M. Kemal ile temasa geçmişti. Hatta M. Kemal, Pera Palas Oteli’nin müdürü, Fransız fakat Ingiliz ajanı Mösyö Martin vasıtasıyla müteaddid defalar vaki olan mülakatlarında Rahip Frew’yu, “insaniyete hadim adalete hizmetkar bir zât-ı faziletkâr telakki etmiş olduğunu” bizzat ifade etmektedir.[3]

M. Kemal’in entelijans servis elemanı olan Rahip Frew ile daha Anadolu’ya gitmeden önce görüştüğünü Rauf Orbay da ifade etmektedir:

“M. Kemal Paşa’nın Istanbul’da asker arkadaşlarından başka sivillerden ve bilhassa yabancılardan pek tanıdığı yoktu. Yalnız Ismail Canbulat Bey’i vaktiyle hapishaneden kaçırmış olan Italyan uyruklu müteahhid Dinari vasıtasıyla Istanbul’daki Italyan fevkalade murahhası -sonraları Dışişleri Bakanı olan- Kont Sforça ile birkaç defa temas etti.

Pera Palas Oteli’nde bulunurken de bu otelin müdürü Mösyö Martin delaletiyle Ingilizlerin sonradan yaman bir entelijans servis elemanı olduğu anlaşılan Papaz Frew ile iki-üç defa görüştü.”[4]

M. Kemal’i her fırsatta göklere çıkaran yaveri Cevat Abbas konuyla ilgili anılarında şöyle yazmaktadır:

“Atatürk, Istanbul’da bulunduğu ayların sonlarına doğru Italya mümessili Kont Sforzia ve Papaz Mister Frew ile de ayrı ayrı ve fasılalı tarihlerde görüşmüştü.”[5]

M. Kemal’in henüz Istanbul’dan ayrılmadan, Ingiliz istihbaratına mensup bazı kimselerle gizlice görüştüğünü Von Mikusch da doğrulamaktadır.[6]

Nitekim Stanford Shaw’un Türk Tarih Kurumu tarafından Ingilizce basılan 6 ciltlik eserinin birinci cildinde, M. Kemal’in, Osmanlı Savaş Bakanlığı’nda Ingiliz Kontrol Subayı olarak görev yapan ve aynı zamanda Ingiliz Istihbaratının (M.İ.G) Istanbul’daki başı olan J. G. Bennett’e, -sıkı durun- şu çarpıcı planı önerdiği yazmaktadır:

“Ingiliz kontrolü altında bir Türk ordusu kurmak.”[7]

Evet, yanlış okumadınız… M. Kemal Atatürk, “Ingiliz kontrolü altında bir Türk ordusu kurmak” istiyor.

Ingilizcesi aynen şöyle:

“…to whom he suggested the idea to organize a Turkish army under British officers…”

Bu hakikatleri yaklaşık bir asırdır Milletimizden gizlediler. Fakat hakikatin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu olduğu unutulmamalıdır.

Ingiliz kontrolünde bir Türk ordusu… Bildiğiniz gibi, Kurtuluş Savaşı’nın hedefi Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmekti[8], ancak bu hedefe ulaşılmadan M. Kemal’in orduya “dur” demesiyle duruldu. Peki ona orduyu “durdur” emrini kim verdi? Lozan’a kim çağırdıysa onlar vermiş olsa gerek.[9]

Bir bilgi daha…

M. Kemal Atatürk 14 Kasım 1918 günü, Ingilizlerin Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price’ı aracı yaparak General Harrington’la da görüşmek istemişti.

Price, M. Kemal’le Pera Palas’ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor:

“M. Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini” bildirmemi rica etti.

“Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik… Biliyoruz, partiyi kaybettik… Anadolu’nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum… Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.”

Anadolu’da Ingiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra M. Kemal, bu topraklar üzerindeki Ingiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir:

“Eğer Ingilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…”[10]

Dikkat ettiyseniz, G. Ward Price ile yaptığı görüşmede Vali olmak istediğini söylüyor, yani Ingilizlerden “siyasi” makam istemektedir. J. G. Bennett’e yaptığı teklifte ise “askeri” makam talep ediyor.

Şimdi, M. Kemal’in Ingilizlerden talep ettiği siyasi ve askeri makamları alıp alamadığına bakalım…

*

***Ingilizlerin M. Kemal’e verdiği siyasi destek***

1 – Ingilizlerin M. Kemal’in adamı için girişimde bulunmaları

M. Kemal Atatürk Samsun’a çıktığı sırada Sadrazam Ferid Paşa ve Erkan-ı Harbiye Reisi Cevad Paşa’ya yazarak Samsun Müfettişliği’ne Hamid Bey isminde birini tayin ettirmiştir.[11] Bu zatın daha sonra Dahiliye Nazırı ile arası bozulduğu için azline karar verildiği halde Ingilizler yerinde bırakılması için Istanbul Hükümeti’ne müracaat etmişlerdir.[12]

***

2 – 16 Mart 1920’de Istanbul’un işgali ve Osmanlı Mebusan Meclisi’nin basılıp dağıtılması

Yazının hemen başında, Mondros Mütarekenamesi’ni imzalayan Rauf Orbay’ın daha sonra M. Kemal tarafından -adeta ödüllendirilircesine- Başbakan yapıldığını “aklınızın bir köşesine yazmanızı” rica etmiştik. Ingilizler, işte bu Mütarekename’nin 7. maddesine dayanarak Istanbul’u resmen ve fiilen işgal etmişler ve Osmanlı Meclisi’ni basıp dağıtmışlardır.[13]

Ingilizlerin Istanbul’daki Osmanlı Meclisini yani “Meclis-i Meb’usan”ı basıp dağıtmaları, mebusların, M. Kemal’in Ankara’da kurduğu Meclis’e gitmelerini ve bu suretle Istanbul’u çökerterek orasının takviyesini temin içindi. Hatta bazı mebusları kendileri götürmüşlerdir. Örneğin Miralay Selahaddin Bey’i Anadolu’ya bir Ingiliz gemisi götürmüştü.[14] Böylece M. Kemal, Ingilizler tarafından siyasi bir aktör olarak  ön plana çıkarılmıştır.

Bu baskında başta Rauf Orbay olmak üzere birçok meb’us Ingilizlerce tutuklanmıştır. Hiç şüphemiz yok ki, Ingilizler, bu hareketi M. Kemal ve Rauf Orbay ile anlaşarak yapmışlardı.

Nitekim Mebusan Meclisi üyesi Yunus Nadi, anılarında, Rauf Bey’in, kaçıp kurtulmasını telkin edenlere şu cevabı verdiğini yazıyor:

“Kararımız karar. Ancak biz hadisenin bu kadarını kafi görerek savuşursak Meclis’in alt tarafı panik yaparak dağılır gider. Ben istiyorum ki Meclis dağılmasın, fakat dağıtılsın… Bunu bilhassa kendim için vazife görüyorum…”[15]

Rauf Orbay, bu anlaşmayı adeta ifşa ediyor:

“Ingilizlerin Meclis’i basmalarını sağlamak için burada kalacağım.”[16]

Daha açık bir ifadesiyle;

“Istanbul’a, Meclis’e gideceğim ve dediğiniz olmazsa **Anadolu’da milli bir hükümet kurmanız için** Meclis’in ortasında bomba patlatarak kendimi feda edeceğim!”[17]

Fevkalade ilginçtir ki M. Kemal, 22 Ocak 1920 tarihinde, şifreli bir telgrafla Konya’daki XII., Sivas’taki III. ve Erzurum’daki XV. Kolordu Kumandanlarına, Ingilizlerin Istanbul’a tecavüzlerini arttırarak bazı nazırları ve meb’usları bilhassa Rauf Beyi tevkif etmeleri ihtimalinden bahsetmiş…[18]

16 Mart’ta vuku bulacak olan hadiseleri 22 Ocak’ta nerden biliyor?? Bunların M. Kemal’in elini güçlendirmeye yönelik önceden planlanmış hamleler olduğu apaçık ortada.

Istanbul’un işgali hakkında Atatürkçü Sabahattin Selek şunları yazıyor:

“Itilaf Devletleri, 16 Mart 1920 günü Istanbul’u resmen ve fiilen işgal etmek suretiyle Anadolu ihtilalinin başarısına büyük ölçüde yardım etmişlerdir.”[19]

Von Mikusch ise bu konuda şunları yazmaktan kendini alamamıştır:

“(Ingilizler) M. Kemal’i öyle bir neticeye isal ettiler ki; M. Kemal bizzat kendi dostları vasıtasıyla böyle bir neticeye vasıl olamazdı.”[20]

Bu babta yazılacak daha çok şey olmasına rağmen bu kadarla iktifa ediyoruz, ancak şu kadarını söyleyelim ki, M. Kemal’in hayali, Ingilizlerin Istanbul’daki Osmanlı Meclisi’ni basıp dağıtmalarıyla gerçekleşmiştir. Böylece Ingilizler, futbolda “al da at” diye tabir edilen bir pasla M. Kemal’in Osmanlı kalesine gol atmasını sağladılar. Artık M. Kemal’in önünde bir engel kalmamıştır… Devlet içinde Devlet kurmuştur… Sıra Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırmaya gelmiştir ve onu da gözünü kırpmadan yapacaktır.

***

3 – Yunanlılara verilen desteğin geri çekilerek M. Kemal’in “kurtarıcı” “kahraman” yapılması

M. Kemal Atatürk, Ingilizlerin Yunanlılara verdikleri desteği çekip kendisine yardım edecekleri hakkındaki vaatlerini “Nutuk”ta şöyle anlatıyor:

“13 Haziran 1921 de Kuvayi Itilâfiye Başkumandanı General Harrington’un mukarribininden olduğunu ifade eden Binbaşı Henry ve Sturton namında iki zâbit motörle Ineboluya geldiler. Bu zâbitler; General Harrington tarafından şu tebligatta bulundular: Ben, bir torpito ile Ineboludan Istanbulda Boğaziçinde Harrington’un yalısına gideyim. Orada General ile sulh esasatı üzerinde anlaşayım. Ingilterenin istiklâli tanımımızı kabul ettiğini ve Yunanlıların topraklarımızdan çıkarılacaklarını ve mesaili saire üzerinde münakaşanın mümkün olduğunu söylemişler. Bu zâbitlere verilen cevapta, benim Istanbula gitmiyeceğim (Çünkü, kendi hesabına çalıştığı için Ankara’dan ayrılmaya korkuyor. Cepheye bile Başkumandanlık kanunuyla Meclis yetkilerini üzerine alarak gitmişti.) ve General Harrington’un Ineboluya gelip o sırada orada bulunan Refet Paşa ile görüşmesinin münasip olacağı bildirilmişti.”[21]

***

M. Kemal Atatürk’ün bu görüşmeyle ilgili Nutuk’ta bahsetmesinin sebebi, kesinlikle kendi ihsanı değildir, bilakis, bu hadisenin başkalarınca duyulması üzerine kendini savunmak amacıyla Nutuk’ta yer vermiş olduğu anlaşılmaktadır. Zira Nutuk’ta bu meseleye; “suitefehhümü mucibolmuş bulunan bir meseleyi zikredeceğim”, yani “yanlış anlaşılmaya yol açmış bulunan bir meseleyi zikredeceğim” diyerek girmiştir. Binaenaleyh, bu görüşmenin Nutuk’ta yer almasının sebebi, kendini savunmak ihtiyacı hissetmiş olmasından kaynaklanmıştır.

kemal-ataturk-ingiliz-ajani-general-harington-harrington-inebolu-nutuk-yunan-ordusundan-destegi-cekiyor

[21] no’lu dipnotla ilgili… M. Kemal Atatürk’ün kendini savunmak amacıyla Nutuk’ta yaptığı izahat

***

*

***Ingilizlerin M. Kemal’e verdiği askeri destek***

1 – Ingilizlerin M. Kemal Atatürk’e cephane yardımı yapmaları

13 Haziran 1921’de Inebolu’ya gelen bir Ingiliz hey’eti, General Harrington’un emriyle M. Kemal Atatürk’e “cephane” getirdi![22] Dikkatinizi çekerim, cephaneyi gönderen General, dokuz no’lu dipnotta belirtildiği üzere, M. Kemal’in G. Ward Price’ı aracı yaparak görüşmek istediği General Harrington’dur.

***

2 – Ingilizlerin Kuva-yı Milliye’ye müdahale etmeyeceklerine dair güvence vermeleri

25 Eylül 1919 tarihinde, yani daha Kuva-yı Milliye’nin kayda değer bir mevcudiyeti görülmeden General Sally Clade, Fuad Paşa nezdine bir Erkân-ı Harb Binbaşısı ile Eskişehir’e, Ingiliz kontrol zabitanından mürekkep bir hey’et göndermişti. Bu hey’et, “Ingilizlerin ahvâl-i dâhiliyeye ve Kuva-yı Milliye’ye kat’iyen müdahale etmeyeceklerine” dair söz vermiştir![23]

***

3 – Merzifon’da bulunan Ingiliz kuvvetlerinin çekilmesi

Yine aynı tarihlerde Ingilizler, “Merzifon’da bulunan kuvvetlerinin geriye alınması” halinde, “Kuva-yı Milliye’nin memnun olup olmayacağını” sordular!

Kemalcilerin verdikleri “pek memnun oluruz” cevabından sonra hemen Merzifon’daki kuvvetlerini ağırlıkları ile birlikte evvela Samsun’a oradan da Istanbul’a çektiler![24]

atatc3bcrk-nutuk-general-sally-clade-atatc3bcrk-ingiliz-ajani-mi-kemal-ingiliz-ajani-mi1

[23] ve [24] no’lu dipnotlarla ilgili… M. Kemal Atatürk, Nutuk’ta, Ingilizlerin Kuva-yı Milliye’ye müdahale etmeyeceklerine dair verdikleri güvenceden ve Merzifon’daki Ingiliz kuvvetlerinin çekilmesinden böyle bahsetmiştir

***

Ingilizler sürekli Kuva-yı Milliye’yi dağıtması için Padişah’a baskı yapmıyor muydu? Öyleyse neden kendileri el altından destek veriyorlar? Bunun cevabını yine biz verelim: Çünkü Padişah’ı Kuva-yı Milliye’nin aleyhindeymiş gibi göstererek halk ve asker nezdindeki itibarını zedelemek istiyorlardı. Kemalistlerin Sultan Vahidüddin’e “hain” diyebilmelerini sağlamak amacıyla yapıyorlardı bunu. Sahi, kemalistler Sultan Vahidüddin’e neden hain diyor? Ingiliz baskısıyla Kuva-yı Milliye aleyhine beyanda bulunduğu için degil mi? Ama gördüğünüz gibi Ingilizler, diğer taraftan M. Kemal’e yardım ediyordu.[25]

Von Mikusch, bu hususa dikkat çekerek:

“Hakikaten hayret verici bir şey!” diyor ve ilave ediyor:

“Galipler, General’e (yani M. Kemal’e) hazırlıklarını yapması için lazım gelen bütün rahatı ve kâfi vakti verdiler ki, bunun neticesi kendi sulh muahedelerinin bozulmasını mucip olacaktı.”

Ingiliz siyasetinin zahir görünüşüne zıt düşen bu hadiseler, niçin ve nasıl oluyor da bu tarzda cereyan ediyordu?

Dagobert Von Mikusch’a bakarsanız:

“M. Kemal’in Ingilizler’le gizli bir anlaşma yapmakta olduğunu ve bu anlaşmanın daima da gizli kalacağını”[26] kabul etmek gerekmektedir.

Fakat inşaallah hepsi deşifre olacak.

Sonuç olarak diyebiliriz ki;

Ingilizlerin M. Kemal Atatürk’e hem siyasi, hem de askeri destek sağladıklarını “Nutuk”ta dahi görüyoruz… Özetle söylemek gerekirse Ingilizler, M. Kemal’in daha sonra Ankara’da -adeta ödüllendirircesine- Başbakan yaptığı Rauf Orbay ile imzaladıkları mütarekeye dayanarak Osmanlı Devleti’nin başkenti Istanbul’u işgal ettiler ve ülkenin tek hakimi yaptıkları M. Kemal Atatürk’e gönül rahatlığıyla teslim edip  gittiler.

Kaçmadılar…

Güle oynaya gittiler…

Tıpkı Şerif Hüseyin’e Arabistan’ı teslim edip gittikleri gibi…

Bizim kemalistler Şerif Hüseyin’e “hain”; M. Kemal Atatürk’e ise “kahraman” diyorlar. Oysa yaptıkları aynı şey. (Kaldı ki, Ingilizler Şerif Hüseyin’i kandırmışlardı. Ayrıntıya giremiyoruz.)

Bu jestlerine mukabil Şerif Hüseyin’den petrol aldılar. Peki M. Kemal’den ne aldılar dersiniz?

Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı cevaplasın:

“Lozan’da bedeninizi geri vereceğiz, buna karşılık ruhunuzu bize teslim edeceksiniz denilmiştir.

Ruhun teslim edilmesi teklifinin gerektirdiği bütün öldürücü hamleler (ameliyeler) eksiksizce yerine getirildi: Halifeliğin ilgası, yazı ile dil devrimi ve nihayet köklü bir Islamsızlaştırma hareketi gibi.

Işte uğramış olduğumuz ruhi manevi soykırımın serencamı. Peki, bedenimizi kurtarabildik mi? Ruhu uçup gitmiş vücuda ceset diyoruz. O halde kurtarabildiğimiz, cesedimizmiş.”[27]

Isterseniz sır perdesini biraz daha aralayalım…

Rauf Orbay, Lozan’a giden Türk heyetindeki Hahambaşı Haim Naum efendinin Ingilizlerle arabuluculuk yaparak Ismet Paşa’yı (dolayısıyla M. Kemal Atatürk’ü) Hilafet’i kaldırmaya ikna ettiği kanaatindedir![28]

Bunu M. Kemal’in Başbakan yaptığı Rauf Orbay söylüyor… Başka söze gerek var mı?

sehzadebasindaki-mizika-karakolu-ingilizlerin-16-mart-1920-istanbul-isgali

sehzadebasindaki-mizika-karakolu-ingilizlerin-16-mart-1920-istanbulun-isgali

16 Mart 1920’de Istanbul’u işgal eden Ingilizler, Şehzadebaşı’ndaki Mızıka Karakolu’nu basıp 4 askerimizi şehit ettiler. Çok sayıda askerimizi de yaraladılar

***

3-ekim-1923-tarihli-vatan-gazetesi-ingilizler-istanbulu-teslim-ediyorlar

2 Ekim 1923’de Istanbul’u Ankara hükümetine teslim eden Ingilizler, güle oynaya gittiler (3 Ekim 1923 tarihli Vatan Gazetesi)

***

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Dagobert Von Mikusch, Ghazi Mustapha Kemal (la Résurrection d’un peuple), Gallimard, Paris 1931, sayfa 149.

[2] Dagobert Von Mikusch, Ghazi Mustapha Kemal (la Résurrection d’un peuple), Gallimard, Paris 1931, sayfa 164.

[3] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 302.

[4] Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay, Yakın Tarihimiz Yayınları, Istanbul 1965, sayfa 31, 32.

[5] Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Yıl, (Derleyen Turgut Gürer), Gürer Yayınları, 6. Baskı, Istanbul 2008, sayfa 214.

[6] Dagobert Von Mikusch, Ghazi Mustapha Kemal (la Résurrection d’un peuple), Gallimard, Paris 1931, sayfa 164.

[7] Stanford Shaw, From Empire to Republic, The Turkish War of National Liberation, cild 1, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2000, sayfa 358, 359. (Ricamız üzerine bu kitabı temin eden Bünyamin A. kardeşimden Allah razı olsun. Kendisine hayır duada bulununuz)

Ayrıca bakınız;

J.G. Bennett, Mustafa Kemal, Contemporary Review no 122 (November 1922), sayfa 590 – 594.

J.G. Bennett, Witness: The Story of a Search, Hodder, London 1962, sayfa 22 – 112.

Hüsamettin Ertürk, Iki Devrin Perde Arkası, Yayına Hazırlayan: Semih Nafiz Tansu, Ararat Yayınevi, Istanbul 1969, sayfa 259 – 425. (Hüsamettin Ertürk, Milli Mücadele yıllarında Istanbul’da Anadolu hareketini (örneğin Anadolu’ya silah kaçırmak suretiyle) destekleyen meşhur “Mim Mim” adlı gizli kuruluşun başkanıydı.)

Robert F. Zeidner, The Tricolor over the Taurus: The French in Cilicia and Vicinity, 1918-1922, sayfa 321.

[8] Hamza Eroğlu, Türk Inkılâp Tarihi, Yeniden Düzenlenmiş, Genişletilmiş, Yeni Baskı, Savaş Yayınları, Ankara 1990, sayfa 138.

Ayrıca bakınız;

Bilal N. Şimşir, Türk-Irak Ilişkilerinde Türkmenler, Bilgi Yayınevi, Ankara 2004, sayfa 50, 51.

Bilal N. Şimşir, Atatürk ve Cumhuriyet, Ileri Yayıncılık, Istanbul 2006, sayfa 230.

[9] Okumanızı tavsiye ederim;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

[10] Price’ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile Ilgili Ingiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1991, sayfa 98.

[11] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 53.

[12] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 60’da yer alan Refet Paşa’nın telgrafı.

[13] Tevfik Bıyıklıoğlu, Türk Istiklâl Harbi, Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, Genelkurmay Başkanlığı Yayınları, Ankara 1962, sayfa 49.

[14] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 51.

[15] Yunus Nadi, Kurtuluş Savaşı Anıları, Çağdaş Yayınları, Istanbul 1978, sayfa 179, 180.

[16] Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni – Siyasi Hatıralarım, Truva Yayınları, Istanbul 2004, sayfa 334 – 340.

[17] Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni – Siyasi Hatıralarım, Truva Yayınları, Istanbul 2004, sayfa 303, 304.

[18] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Vesikalar No: 226/a.b.

[19] Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, Kastaş Yayınları, 8. baskı, Istanbul 1987, cild 1, sayfa 333.

Ilginizi çekebilir:

https://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/28/m-kemal-ataturk-osmanliya-darbe-yapmistir-osmanli-devletini-kemal-ataturk-yikmistir/

[20] Dagobert Von Mikusch, Ghazi Mustapha Kemal (la Résurrection d’un peuple), Gallimard, Paris 1931, sayfa 273.

[21] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 643.

[22] Nurettin Peker, Istiklal Savaşının Vesika ve Resimleri, Gün Basımevi, Istanbul 1955, sayfa 348.

Ayrıca bakınız;

Yusuf Hikmet Bayur, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1973, sayfa 95.

Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Arşiv III – 7, Dosya 18, Fihrist 84/13.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/31/kadir-misiroglu-kurtulus-savasinin-perde-arkasini-anlatiyor/

[23] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 169, 170.

[24] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 169, 170.

[25] Daha iyi anlaşılabilmesi için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/18/o-kiralik-katil-kimdi-yoksa-m-kemal-ataturk-muydu/

[26] Dagobert Von Mikusch, Ghazi Mustapha Kemal (la Résurrection d’un peuple), Gallimard, Paris 1931, sayfa 224’den aktaran: Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet, [İlk Baskı 1993], Sebil Yayınevi, Genişletilmiş Dördüncü Basım, Istanbul 2010, sayfa 232.

[27] Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı, Omurgasızlaştırılmış Türklük, Dergâh Yayınevi, Istanbul 2010, sayfa 133.

[28] Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay, Yakın Tarihimiz Yayınları, Istanbul 1965, sayfa 95 – 98.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*