M. Kemal Atatürk’e baygınlık geçirten konuşma

M. Kemal Atatürk’e baygınlık geçirten konuşma

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

erzurum kongresi kadirbeyoglu zeki bey gümüshane milletvekili kemal atatürk

TBMM II. Dönem Gümüşhane Milletvekili Kadirbeyoğlu Zeki Bey

***

TBMM II. Dönem Gümüşhane Milletvekili Kadirbeyoğlu Zeki Bey, M. Kemal ve avenesini Meclis’te nasıl perişan ettiğini ve bu olaydan sonra başına neler geldiğini anılarında anlattı. Zeki Bey’in anlattıkları, o dönemki yönetimin beğenmediği bir görüşü dile getirenlerin -bu, dokunulmazlığı olan bir Milletvekili dahi olsa- başına gelenleri, kısaca dönemin diktatörlüğünü çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor.

Gümüşhane Milletvekili Kadirbeyoğlu Zeki Bey’i dinliyoruz:

“3 Mart 1924 Pazartesi, Şer’iyye Vekâleti’nin ilgası, Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Vekili’nin vekâletten ayrılması, Hilâfet’in ilgası ile Hânedân-ı Saltanat’ın hârice teb’îdi (yurtdışına sürülmesi).

Bunların hiçbirisi bir encümene havâle edilmeden, doğrudan doğruya Hey’et-i Umûmiye’ye sevk ile müzâkeresine başlandı.

Her iki vekâletin iki dakikada ilgâsından evvelce Hilâfet ve Saltanat’ı yani umûr-i idâre-i devletin Hilâfet’ten ayrılmış olması münâsebetiyle sırf mânevî bir şekilde kalmış olan Hâlife ve hânedanın millî hududlar hâricine teb’îdi müzâkeresine geçildi.

Mustafa Kemal Paşa da, meb’uslar arasında oturmakta idi.

Bu mesele hakkında söz alan iki meb’us çıktı. Biri ben, diğeri Kastamonu Meb’usu Erkân-ı Harp Miralayı Albay Hâlid Bey idi. (Istiklâl Harbi’nde cepheyi yarıp Başkumandanı’nı esir eden ve zaferi ordumuza temin eden Dadaylı kahramandır.)

Ben şahsen, altıyüz seneyi mütecâviz bir hânedanın perişan bir hâlde millî hududlar hâricine atılıp kovulması ve sürülmesini Türk Milleti’nin ulûvvü cenablığıyla kabil-i kıyas görmedim ve bulamadım. Bâhusus (özellikle) bu hânedan, Avrupa âile-i kraliyeleri gibi milletlerin kurdukları, başkalarının eyâdi-i gasbından kurtardıkları vatanlarını, kendi ırklarından olmadığı halde büyük gördükleri Kral âilelerinden kendilerine bir kral isteyerek başlarına geçirmiş değillerdi.

Osmanlı Hânedânı, bunlarla hiçbir vakit kabil-i kıyas olmayıp, doğrudan doğruya kendi aşîretinin reisi bulunan Birinci Pâdişah Osman Bey, Selçuklular’ın bir beyliğini kabûl ederek Domaniç’e yerleşmiş ve Selçuk Hükümeti’nin inkırâzı vukûunda o da diğer beyler gibi istiklâlini ilân etmiştir ve bunun neticesi olan muazzam Osmanlı Imparatorluğu’nun ana temellerini atmaya muvaffak olmuştur. (…)

Benim nokta-i nazarım (görüşüm), Makarr-ı Hükümet (Hükümet merkezi) yapılan Ankara’nın gözü önünde bir mahallede kendilerine Feriye Sarayları gibi yapılacak iki üç cesim (büyük) apartman içerisinde yerleştirerek Hükümet-i Cumhûriyeti’nin nezâreti altında ikametlerine müsaade olunması zükûr-ünas (erkek) evlâdlarının da bizim evlâdlarımız gibi resmî mekteblerde tahsil ettirerek, işe yaramayan aksâmını devlet memuriyetlerinde tahsil ve derecelerine göre istihdâm edilmesi ve binnetice yarım asır zarfında halka karışıp memlekete daha müfid (faydalı) bir unsur olmuş olurlardı. Osmanlı Hânedanı teessüs ederken zamanında kendilerinden daha büyük ve kudretli hükümdarlar yok muydu? Karahanoğulları, Isfendiyaroğulları ve Dulkadiroğulları hânedanı, bunları o zamanın Osmanlı Padişahları hatta yurtlarını zabtettikleri halde, kapı dışarı sürüp süründürmediler. Evlâdlarını, kendilerini taltîf ederek istihdâm ettiler. Biz de bu ciheti güzelce tatbik edebilirdik. Ben bu nokta-i nazarı müdâfaaya kalkışıyorken, Gazi’nin (M. Kemal’in) sağa sola, vukû bulan işâretleriyle mâiyet-i seniyyelerinden ilk evvel Istanbul Meb’usu Ali Rıza Bey karşıma çıktı. Birinci Harb-i Umûmi’de meşhur levâzım reisi Ismail Hakkı Paşa’nın sağ eli olan bu yadigâra,

“- Siz Saray hafiyesi ve Saray’a mensubsunuz” demesini müteâkib,

“- Bana Saray hafiyyesi ve Saray mensubu diyen bu adam bunu isbât etmesi îcâb eder. Aksi takdirde en büyük nâmussuzdur. Zaten vazifesinde hırsızlıkla iştihâr etmiştir” diye ağzının payını verdikten sonra (Bu Ali Rıza Meclis’te kestor [Mali işlere bakan yüksek görevli] olarak bulunduğu müddetçe yaptığı suistimalinden dolayı çıkarılmıştır) Mustafa Kemal etrafına bakınarak, arkasında gördüğü Kozan Meb’usu Jandarma Zâbiti Ali Sâib’e işaret etmesi üzerine, elleriyle ne yapayım gibi bir işâret vererek:

“- Zeki Bey, Zeki Bey, Hânedan bu müdafaanı görseler seni damad yaparlardı” diyerek yavan bir hezeyanla salondan çıktı.

Cevâben:

“- Damâd-ı Şehriyârî olmak, elbette bir şereftir. Burada kalmış olsalar sizlerden kimseye sıra kalmazdı. Değil Damâd-ı Şehriyârî olmak, fırkanızın edib-i muhteremi Celâl Nûri Bey, Saray’a soğancıbaşlığına çoktan tâlib çıkmıştı.”

Onun peşine Gazi, Topçu Ihsan’a işâret etti. Teşehhüd miktarı Bahriye Vekilliği yapıp, kendisiyle beraber Vekâleti de yıkıp meşhur Havuz-Yavuz meselesiyle mahkemeye sevkedilen şahs-ı maruf da payını alarak yerine oturması Gazi’yi büsbütün çileden çıkardı. Yine etrâfa işâret vermeye başladığı sırada, artık tahammül edemeyerek doğrudan doğruya kendisine hitâb ettim:

“- Paşa, paşa, ben ne Hânedandanım ne de mensubtum. Ben bir hakikati ve kendi görüşümü müdâfaa ediyorken, siz boyuna işâret vererek karşıma adam çıkarmak istiyorsunuz. Ben senin gibi de, Bendegân-ı Hazret-i Şehriyârî’den değilim. Tard olunduğun (görevine son verildiği) halde, Erzurum Kongresi’nde Yâverân-ı Hazret-i Şehriyârî Kordonu’nu kemâl-i fahr-i mübâhatla sînene takarak geldin. Ve bugün de hâlâ altın imtiyaz madalyasını göğsünde taşıyorsun. Mektebden çıkıyorken sadâkat yeminini ben değil sen yaptın. Kızaracak yüz benim de yüzüm değildir” diyerek kürsüyü terkettim. Zira müzâkere çığırından çıkarılmıştı. (Beyînat aynen bu şekilde cereyân etmişti. Matteessüf zabıt değiştirilerek birçok kelimeler çıkarılmıştır.)

Mustafa Kemal hiç me’mul etmediği (ummadığı) bir hücuma mâruz kalınca baygınlık geçirdi. Yâverân, hemen odasına naklederek, beş dakika sonra da otomobili ile Çankaya’daki köşklerine naklettiler. Sonradan aldığım bir habere göre “öldürün” demiş.[1] (…)

Bir akşamüzeri Meclis’te gardroptan pardesümü giyerken, cebimde fazlaca bir kabarıklık gördüm. Elimi cebime attım, sert bir mukavva parçası, hariçten yokladım, başka bir şey yok. Çıkardım, üzerinde kurşun kalem ile acele yazılmış bir yazıyı gördüm.

“- Biz seni çok severiz. Otomobille çiğneyeceklerdir. Meclis karşısında bekleyen otomobile dikkat, kağıdı yak!..”

Kağıdı ezerek hânede yakmak üzere cebime koydum. Çıktım. Ankara Palas Oteli, az ilerisinde boş bir makina bekliyordu. Ben kenardan yavaş yavaş yürümeye başladığım sırada o da harekete geçti. Taş Han önünde Rüşdü Paşa ile Fâik Bey’i gördüm. Meseleyi anlattım. Beraberce yürümeye başladık. Camii geçtikten sonra, tam dört yol ağzında ben tedârikli bulunarak karşıya geçmek istediğim anda otomobil var kuvvetiyle üzerime yollandı. Kurtulamayacağımı anlayınca birden bire fırladım. O hızla geçti, ilerde durdu.”[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Kadirbeyoğlu Zeki Bey’in Hatıraları, (Hazırlayan: Ömer Faruk Lermioğlu), Sebil Yayınevi, Istanbul 2007, sayfa 197 ve devamı

[2] Kadirbeyoğlu Zeki Bey’in Hatıraları, (Hazırlayan: Ömer Faruk Lermioğlu), Sebil Yayınevi, Istanbul 2007, sayfa 208, 209.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Resmi Tarih Yalanlarına Son, Belgeler Konuşuyor

Resmi Tarih Yalanlarına Son, Belgeler Konuşuyor

M. Kemal Atatürk’ün yokluk içinde, beş parasız, bütün imkanlardan mahrum bir şekilde kırık dökük, pusulasız bir vapurla gizlice Samsun’a çıktığını anlatan resmi tarih yalanlarına son…

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivinde bulunan Istiklal Harbi Koleksiyonu’ndaki belgelerde, M. Kemal’in otomobil ve benzinine, hatta gambotların kömürüne varıncaya kadar Osmanlı Harbiye Nezareti tarafından temin edildiği görülmektedir. M. Kemal’in talebi üzerine tüm karargah mensuplarının 3 aylık maaşlarının peşin ödenmesinden başka, ayrıca bir miktar para da verilmiştir. Diyarbekir, Bitlis vs. gibi vilayetlerin bir “müfettiş” olan M. Kemal’in müracaatlarını dikkate almalarını bildiren yazı da dikkat çekicidir. Aslında Sultan Vahidüddin, M. Kemal’i suni bir memuriyetle, yani resmi olarak “müfettiş”, fakat gerçekte Anadolu’daki kıyamı örgütlemek için Samsun’a göndermiştir.

Bunu, “Atatürk’ü Samsun’a Vahdettin Gönderdi (Belgelerle)” başlıklı yazımızda uzun uzadıya anlatmıştık. Esasen buradaki belgeler sözkonusu yazımıza eklenmeliydi, ancak zaten yazı birçok belge ihtiva ediyor, bunların da eklenmesi halinde konu dağılacak ve okuyucuyu da hiç kuşkusuz sıkacaktı. Bu nedenle aşağıdaki belgelere göz attıktan sonra “Atatürk’ü Samsun’a Vahdettin Gönderdi (Belgelerle)” başlıklı yazımızı okumanızı tavsiye ederiz:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/11/24/ataturku-samsuna-vahdettin-gonderdi-belgelerle/

***

Burada 8 adet belge var. Her belgenin altına latinize edilmiş halini de ekledik…

Belge 1 – M. Kemal’in otomobil ve benzin talebi:

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

belge 1 benzin otomobil kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 1 benzin otomobil kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 2 – M. Kemal’in para talebi:

belge 2 tahsisat maas kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 2 tahsisat maas kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 3 – M. Kemal’in istediği paranın verileceğini bildiren yazı:

belge 3 tahsisat maas verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 3 tahsisat maas verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 4 – M. Kemal, bir miktar para, en az iki binek otomobil ve tüm karargah mensuplarının 3 aylık maaşlarının peşin verilmesini talep ediyor. Ancak bunlar verildikten üç gün sonra hareket edebileceğini bildiriyor:

belge 4 üc aylik maas verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin kac para verdi

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 4 üc aylik maas verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 5 – M. Kemal kömür talep ediyor:

belge 8 kömür kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 8 kömür kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 6 – M. Kemal yine benzin talep ediyor:

belge 5 benzin verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 5 benzin verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 7 – Diyarbekir, Bitlis, Mamuretülaziz (Elazığ), Ankara, Kastamonu vilayetlerinin M. Kemal’in müracaatlarını dikkate almaları hususunda 13. Kolordu Kumandanlığına gönderilen yazı:

belge 6 diyarbekir ankara kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 6 diyarbekir ankara kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 8 – M. Kemal’in talep ettiği benzinin gönderileceğine dair yazı:

belge 7 benzin gönderildi kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 7 benzin gönderildi kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

 

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

CHP’li Içişleri Bakanı Şükrü Kaya: Din bitmiştir

CHP’li Içişleri Bakanı Şükrü Kaya: Din bitmiştir

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

chü sükrü kaya din bitmistir icisleri bakani

CHP’li Içişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın sözleri 3 Aralık 1934 tarihli Meclis tutanağında

***

Dahiliye Vekili (Içişleri Bakanı) Şükrü Kaya:

“Her dinin kavaidi esasiyesi herkesin malumudur. Dinler işlerini bitirmiş vazifeleri tükenmiş yeniden uzviyet ve hayatiyet bulamayan müesseselerdir.”[1]

Mecliste bu açıklamayı yapan Içişleri Bakanı Şükrü Kaya, aradan iki sene bile geçmeden CHP Genel Sekreteri de oldu.

Kemalizm; Din düşmanlığıdır.

Bunu anlamayan ve “Müslümanım ama Atatürkçüyüm” diyen kardeşlerimin dikkatlerine arz ederim.

.

**********

.

KAYNAK:

[1] Türkiye Büyük Millet Meclisi, Devre 4, Inikat 11, sayfa 77, 03.12.1934.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Atatürk’ün Erzurum Kongresi’nden kovulması

Atatürk’ün Erzurum Kongresi’nden kovulması

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

erzurum kongresi kadirbeyoglu zeki bey gümüshane milletvekili kemal atatürk

TBMM II. Dönem Gümüşhane Milletvekili Kadirbeyoğlu Zeki Bey

***

Bazı kimseler Erzurum Kongresi’ni M. Kemal’in topladığını zannediyor. M. Kemal’in, kongreyi toplamak şöyle dursun, katılabilmesi bile ancak Dursunbeyzade Cevad Bey’in istifa etmesiyle mümkün olabilmiştir.[1] Yani istifa eden olmasaydı kongreye dahi katılamazdı. Hatta kongreye nişanlarla süslü büyük üniformasıyla katılmak istemesi üzerine, sonradan TBMM II. Dönem Gümüşhane Milletvekili olan Kadirbeyoğlu Zeki Bey tarafından kovulmuştur.

Kadirbeyoğlu Zeki Bey, bu hadiseyi hatıralarında şöyle anlatmaktadır:

“Camekanlı kapı açılır açılmaz bütün ihtişâmı ile büyük üniformasıyla kaşıklı, püsküllü apoletleriyle irili-ufaklı umum nişanlarıyla ve Yâverân-ı Hazret-i Şehriyârî kordonu ile arkasında da yüzbaşı Cevad ve diğeri Mülâzım Receb Zühdü aynı büyük üniforma ile içeri girmesinler mi!.. Zavallı millet. Öteden beri şatafat bu dârât (gösteriş) ve bu debdebenin zebûnu değil midir? Isterse olmasın kafasına vurarak oldurur.

Böyle alıştırılmış devir her ne olursa olsun ismine ne nâm verilirse verilsin büyük, buradaki büyüklük ilmen ve irfânen değil mevkî itibâriyle bu nâmı ihrâz edenler alt taraflarındakine dâima hakaretle bakmayı, hin-î hâcette (gerektiği zaman) tahta kurusu gibi onları ezmeyi ve mutlak olarak kendilerine itaat ettirmeyi isterler.

Mustafa Kemal Paşa bu hareketiyle murahhaslar üzerinde yapacağı te’sîri çok iyi olarak keşfetmişti. Ve nitekim öyle de çıktı.

O dârât, debdebe ile kılıç şakırdılarına karşı murahhaslar (delegeler) hep birden ayaklanmasınlar mı? Işte o vakit taş kafamdan fırladı, ayağa kalkmayan ben ve Rauf Bey’den başka kimse kalmadığını görünce ben de yerimden fırladım. Gayet sert ve haşin bir sadâ ile:

“- Efendiler oturunuz! Paşa hemen dışarı çıkınız, daha istifanâmenizin (Askerlikten istifanın) mürekkebi kurumadan kongre üzerinde bir te’sîr icrâ etmek için bu kıyafetle gelmenize çok teessüf ederim. Hemen çıkınız, başka bir elbise ile gelirsiniz” diyerek elimle de kapıyı gösterdim.

Sarı olan Mustafa Kemal o sırada yeşil bir renk aldı. Ve kongre salonunu mevtâî (ölü gibi) bir sükûn kapladı. Yalnız yanımda oturan Rauf Bey:

“- Zeki ne yaptın” diyerek, o kudretli elleriyle sol bacağımı öyle bir sıktı ki, tam bir hafta siyah kaldı.

Mustafa Kemal Paşa üç dakika süren bu sükûtu, rolünü değiştirmek suretiyle bir aktör vaziyeti aldı:

“- Efendiler, şimdi bu dakikada kanaat getirdim ki, bu memleket hiçbir vakit istiklâlini zâyi etmeyecek. Bilakis parlak istikballere mazhar olacaktır. Zirâ içimizde medenî cesâretini hiçbir kuvvetin eğemeyeceğini ben de îman ettiğim (eliyle beni göstererek) böyle şahıslar oldukça bizler yaşayacağız. Bu bizim hakkımızdır.”

Bana doğru bir adım atarak elini uzattı ve sivil elbisesi olmadığı için bunlarla gelmeye mecbur olduğunu beyân-ı itizar etmesi (özür dilemesi) üzerine cevâben:

“- Paşa, paşa üzerindeki hâkî elbise bizim için kâfî idi. Paşalık işaretlerini kaldırınız, Avcı biçimi sivil bir elbise olur. Nitekim içimizde o kıyafette birkaç arkadaşımız da vardır. Size ise yevmî (günlük) giyilen askerî üniformaya da kanaat etmeyerek büyük üniforma, yâverî kordonu ve bütün nişanlarınızla buraya gelmeniz çok açık söyleyeyim ki hüsnüniyete delâlet etmez. Bununla beraber burada oturamazsınız. Tâ ki sivil giymedikçe burayı şimdi terk etmeniz icâb ediyor. Aksi takdirde biz salonu terk ederiz.”

Mustafa Kemal Paşa vaziyetin başka türlü çıkar yolu olmadığını görünce hemen geriye dönerek salondan çıkmak sûretiyle kongreyi terk etti. Iki dakika sonra otomobilinin zartazurtasi işitildi.

Bu hâdise murahhaslar üzerinde henüz kavrayamadıkları derin bir te’sîr bıraktı. Herkes yanındaki arkadaşlarıyla hasbihâle daldı.

Rauf Bey:

“- Zeki, bu darbe çok ağır oldu, îtirâf ederim ki, haklısın lâkin bu kadar sert ve haşin hakarete lüzum yoktu.”

Ben de cevâben:

“- Peki, siz de bir bahriye amirali üniformasını niçin giymediniz? Daha başlangıçta bu harekete ne mânâ vardı. Biz Karabekir ile böyle görüşmedik. Benim kimseden korkum ve âmâlim yoktur. Tek bir emelim vardır ki, o da hepinizin düşündüğü gibi vatanımın istiklâlidir” dedim.

Tam bu sırada kapıcı gelerek Karabekir’in geldiğini ve beni görmek istediğini söyledi. Paşa’yı içeride bir odada ayakta gezinirken gördüm.

“Buyurun Paşam, emirleriniz!..” dedim.

Karabekir:

“- Aman Zeki Bey burada bir hâdise cereyân etmiş, Mustafa Kemal paşa ağır bir hakaretle kongre hâricine çıkarılmış.”

“- Hayır, hayır Paşa hakaret filan değil hiçbir şey yoktur. Yalnız Mustafa Kemal Paşa Cuma selâmlığına gideceğine zâhib olarak büyük üniforma nişanlarıyla Yâverân-ı Hazret-i Padişâhî kordonu ile teşrif ettiler. Bendeniz de cevâben: ‘- Paşam, yanlış geldiniz, lütfen dışarı çıkınız da sivil elbise ile teşrif edersiniz’ dedim. Elbisesi olmadığından bahsetti. Ben de bu hâkî elbisenin üzerindeki bütün alâmetler kaldırıldığı takdirde mükemmel bir avcı sivil elbisesi olacağını söyledim. Çıktı gitti. Zirâ o kıyafetle biz Paşa’yı hiçbir vakit kongreye kabul edemezdik!.” diyerek Karabekir’in gözlerinin içine baktım.

Karabekir çok dalgın ve müteessir idi. Yalnız:

“- Yâ büyük üniforma ile geldi hâ!” dedi. Ben de:

“- Yâverleri de öyle geldi paşam, yalnız kendisi değil.” [dedim] [2]

Kadirbeyoğlu Zeki Bey’in anlattıkları böyle…

Ama, “hayır yalan, Atamı kimse kovamaz” diyenler çıkabilir. Bu nedenle biz başka bir kaynak daha zikredelim.

Kazım Karabekir Paşa da hatıratında bu hadiseye birkaç defa temas etmiştir. Mesela bir yerde şöyle diyor:

“Zeki Bey Erzurum Kongresinde Gü­müşhane murahhası idi. Mustafa Kemal Paşa mirliva üniforması ve ya­veri hazreti padişahî kordonu ile riyaset kürsüsüne çıktığı zaman: Pa­şa, üniformanı ve kordonlarını çıkar da öyle gel! diyerek Mustafa Ke­mal Paşayı sivil elbise giymeğe mecbur etmişti.”[3]

Kazım Karabekir Paşa aynı sayfada, 29.04.1336 (1920) tarihli ve “Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal” imzalı bir telgrafa yer veriyor… Yani Erzurum Kongresi’nde yaşanan olayın üzerinden henüz bir sene bile geçmeden. M. Kemal’den gelen telgrafta, Kadirbeyoğlu Zeki Bey’in gerektiğinde sıkı tarassud altına alınması ve tevkif edilmesi, hatta hiyaneti vataniye kanunu ile cezalandırılması istenmektedir. Karabekir Paşa, “bir meb’usu (milletvekilini) ciheti askeriye nasıl sıkı tarassut altına alacaktır?” diyerek M. Kemal’i eleştirdikten sonra şöyle diyor:

“Işte Mustafa Kemal Paşaya karşı ilk ve kuvvetli bir muhalif çehre gös­teren bu meb’usun tarassud, tevkif ve hiyaneti vataniye ile ittihamı gi­bi sırasile ağırlaşan cezaya çarptırılmasını Mustafa Kemal Paşa emrediyordu.”[4]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 64.

[2] Kadirbeyoğlu Zeki Bey’in Hatıraları, (Hazırlayan: Ömer Faruk Lermioğlu), Sebil Yayınevi, Istanbul 2007, sayfa 58 ve devamı.

[3] Kâzım Karabekir, Istiklâl Harbimiz, Türkiye Yayınevi, Istanbul 1960, sayfa 679. Kâzım Karabekir Paşa, 83 ve 252’inci sayfalarda da bu hadiseye temas ediyor.

[4] Kâzım Karabekir, Istiklâl Harbimiz, Türkiye Yayınevi, Istanbul 1960, sayfa 678, 679.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kemalizm beyinleri nasıl yıkıyor?

Kemalizm beyinleri nasıl yıkıyor?

Bazı yazılarımızda çocuklarımızın mekteplerde beyinlerinin yıkandığını yazıyoruz. Buna dair çarpıcı bir örnek verelim.

Duymuşsunuzdur, Necla Çarpan isminde bir kadın M. Kemal Atatürk ile temas kurduğunu, yayınladığı “Öte Alemden Atatürk Sesleniyor: İlâhî Nutuk” adlı kitapla ilan etti. Olabilir, herkes dilediği türden bir kitap yayınlayabilir, buna mani olmak niyetinde değiliz. Ama maalesef mesele burda bitmiyor. Böyle bir kitap “Milli Eğitim Bakanlığı” tarafından satın alınıyor, okul ve kurumlara bir yazıyla gönderiliyor.

Bu yazılardan birini sizlerle paylaşalım…

Yayımlar ve Basılı Eğitim Malzemeleri Genel Müdürü H. Rahmi Kılıç imzasıyla Boyabat Lisesi Müdürlüğüne (Sinop) şu yazı gönderiliyor:

“Okul ve kurumlarımıza gönderilmek üzere, Bakanlığımızca satın alınan, aşağıda adları ve fiyatları yazılı kitapların birer adedi bu yazımızla birlikte gönderilmiştir.

Her kitabın üzerindeki fiyata göre kütüphanenize demirbaş defterine kaydedilerek okuyucuların istifadesine konulmasını ve tanzim edilecek ayniyat tesellüm makbuzunun geciktirilmeden Dairemize gönderilmesini rica ederim.” (Imza ve kitapların adları)[1]

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

necla carpan öte alemden atatürk sesleniyor ilahi nutuk belge

[1] no’lu dipnotta bahsi geçen yazı

***

Anlaşılan Atatürkçüler, çocuklarımızı, Necla Çarpan’ın kitaplarıyla çarpmak istiyorlar. Siz siz olun Necla “Çarpan”ın kitaplarıyla çarpılmayın.

Çarpan’ın başka kitaplarının Jandarma Genel Komutanı’nın emriyle personele tavsiye edildiği 19.07.1967 tarihli ve Tümgeneral Kurmay Başkanı Reşat Gülsoy imzalı bir yazıda da görülmektedir.[2]

Bu ve benzer kitapları (üstelik Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın teşvikiyle) okuyanların M. Kemal Atatürk’ü putlaştırmamalarına imkan var mı?

Neyse…

Bu konuyla ilgili Prof. Dr. Cemil Koçak, okuyucuyu tebessüm ettiren üslubuyla bir yazı yazdı…

Şimdi sizi bu yazıyla başbaşa bırakıyoruz:

Atatürk ile doğrudan temas kurmak mümkün müdür? Necla Çarpan’ın kitabını görünceye kadar bu soruya tereddütle cevap verebilirdim. Ancak Necla Çarpan’ın ‘Öte Alemden Atatürk Sesleniyor: İlâhî Nutuk’ kitabını okuyunca konuyu düşünmeye değer buldum!

SON zamanlarda özellikle ulusalcı çevrelerde “Atatürk yaşasaydı ne derdi; ne yapardı?” sorusu daha sık dile getirilir oldu. Günümüzde yaşanan tüm sorunların çözüm yolunun yine Atatürk’ten esinlenerek çözülebileceğine ilişkin derin inanç, bu soruyu neredeyse kaçınılmaz kılıyor. Tüm siyasal alanın ancak Atatürk ve Atatürkçülükten beslenebileceğine ve ancak bu sayede meşruluk kazanabileceğine yönelik önkabul, ister istemez bu soruyu dile getiren çevrelerin düşünce ufkunu daraltıyor. Eğer günümüzün sorunlarına ilişkin sihirli bir çözüm formülünüz varsa, bu türden bir formülün patentinin sadece sizin adınıza kaydedilmiş olması muhtemelen yeterli olmayacağı gibi, heyecan verici de olmayacaktır. Ancak formülün patentinin Atatürk’e ait olmasıdır ki, çözüm önerisinin meşruluğunu ve doğruluğunu sağlayacak yegane ögedir ve bu nedenle belirli bir kitle açısından talep edilendir de.

Atatürk’le doğrudan irtibat kuranlar var

Acaba Atatürk ile doğrudan temas kurmak mümkün müdür? Elbette Anıtkabir ziyaretlerinden söz etmiyorum. Atatürk bizimle doğrudan iletişim kurabilir mi sorusuna yanıt arıyorum. Bazılarımız bunun mümkün olmadığını düşünebilir; bazılarımız hayli şüpheyle yaklaşabilir. Ne var ki, hiçbir konuda kesin yargıyla hareket etmemek gerekir.

Ben de Necla Çarpan’ın kitabını görünceye kadar bu konuda tereddütlü yanıt vermeye yatkın olabilirdim. Fakat yazarın “Öte Âlemden Atatürk Sesleniyor: İlâhî Nutuk” kitabını görüp de okuyunca, doğrusu bir miktar yeniden düşünme ihtiyacını duydum. Kitabın ilk basımı 1973 tarihli. Elimdeki metin ise, genişletilmiş ikinci basım olup, muhtemelen 1975 yılında yayınlanmıştır. Kitabın daha sonra yeniden ve genişletilerek 1976 yılında bir kez daha basıldığını saptayabildim.

Üç yıl kadar hapiste kaldığını açıklayan yazar, kitabında Atatürk’ün kendisine “öte âlemden” seslendiğini belirtmektedir: “1959 yılından beri Atatürk’ümüzün mübarek ruh varlığından aldığım mesajlar dolayısıyla görülüyor ki, Atatürk (…) ölümsüzlük âleminden sesleniyor.” Yazar, Atatürk’ün elyazılı mesajlarını yayınlamıştır: “Okuduğunuz mesajlar, kendileri tarafından verilen ve hiçbir kelimesi ve satırı değiştirilmemiş, hatta yaşantısındaki el yazısının aynı olan tebliğlerdir.”

Yazarın öyküsü şöyle başlıyor: 1959 yılının noel gecesinde medyum olduğunu öğrenmiştir. O gece başlayan ruh çağırma seansı sırasında Atatürk’e de seslenmiştir. Atatürk de kendisine. 27 Mayıs öncesinde Atatürk yazara bütün olacakları aktarmış ve “büyük vazifeler ve emirler vermeye” başlamıştır.

Atatürk’ün sesi; daha doğrusu kalemi

1960 yılında Atatürk milliyetçilik konusunda şöyle demektedir: “Türkler, açık yürekli, sevimli insanlardır, istila ettikleri kavimlerin kızlarıyla evlenmişlerdir. Buna rağmen, Türk kadınları en mükemmel erkek olarak kendi erkeklerini beğendiklerinden ve bu bir anane olduğu için diğer milletlerin erkekleri ile evlenip çoluk çocuk yapmadıkları için de erkekten gelen nesli Türkü bilhassa muhafaza etmişlerdir.”

1968 yılında Atatürk gençlere seslenmekte ve aralarında kavga etmekten vazgeçmelerini istemektedir. Sağ-sol diye ayrılmak doğru değildir. Hep birlikte çalışmak varken, ideolojilerin taassubu altında kalmak da yanlıştır. 1971 yılında ise “materyalist ve maddeci” genç kuşaklara karşı uyarılarda bulunmakta ve “sapık ideolojiler”den söz etmektedir. Pek çok okuyucunun da hatırlayacağı gibi, bu yıllar “anarşi”nin hakim olduğu dönemdir ve sonradan 68 kuşağı olarak tanımlanacak devrimci gençlerin eylemlerine tanık olmaktadır. Ordunun iktidara el koyduğu bu sırada Atatürk’ün de 12 Mart askeri cuntasıyla aynı görüşlere sahip olduğunu öğrenmek ilginçtir.

Atatürk’ün 1972 yılında televizyon yayınlarının yurt çapında genişletilmesi ve çift kanal sağlanması yolunda uyarısı vardır.

Ve tabii ki komünizmin mutlaka önüne geçmek lazımdır. Üniversite sınavı kaldırılmalı, öğrenciler fakültelere yetenekleriyle alınmalıdır. Çeşitli illerde fakülteler açılmalı; kampüsler yaygınlaştırılmalıdır. Yabancı dil eğitimi veren “ecnebi kolejler”e artık ihtiyaç kalmamıştır. Çünkü “orada yetişenler şimdi Türklüğünü, ananesini, dinini unutturmak için birer misyon haline getirilmiş misyonerlerin memlekete soktukları nifakçılar”dır. 1975’de Atatürk’ün Kıbrıs’ta ABD ile SSCB’den bağımsız politika izleyen bir Türkiye’den yana olduğunu görüyoruz. Ancak Türkiye’nin eninde sonunda İslâm âleminin liderliğini üzerine alacağından da emindir. Zaten Allah da “kâfirlerle çarpışın” demektedir. Fakat kâfirler, dinsiz ve Allahsız olan komünistlerdir. Bu bakımdan yanlış anlamaları önlemek isterim. Komünizmle mücadele edebilecek yegane güç İslâmiyet ve Müslümanlıktır. Bu bakımdan Amerika’ya ve Rusya’ya, bu arada İsrail ve siyonizme karşı İslâm birliği kaçınılmazdır. Emperyalistler de siyonistlerin planı doğrultusunda Ortadoğu’yu ele geçirmeye çalışmaktadır.

Atatürk, Türkiye’nin geleceğini dizayn edecek “Devrim Konseyi” kurulmasından yanadır. “Askeri bir millî güvenlik tezi plan ve programı” hazırlanmalıdır. Ülke “cahil bir zümrenin siyaset ve politika yaptığı ortamdan kurtarılmalı”dır. “Değerli fikir adamlarının konseyler halinde özgür anlayış içinde kalkınma programlarını benimsettiği, fikir ortamını geliştirdiği bir büyük yapıcı çağ” açılmalıdır.

Atatürk, Türk milletinin bariz özelliğinin ırsî ve “kromozon vasfı” olduğunu belirtmektedir. Türk milleti, “İslâmiyetten evvel de Müslüman olarak yaşamış ve İslâm törelerini milletçe benimsemiştir.” Atatürk, gençlerin sol eğilimli olmasına karşı da tekrar uyarılarda bulunuyordu: “Güzel ahlâkı benimsemeyenler anarşist” oluyordu.

Atatürk, Kıbrıs harekâtının yapıldığı gecenin ilerleyen saatlerinde şöyle seslenmiştir:

“Eğer bir hava akımı ile çıkartma yapılabilirse, ada kurtarılır.” Yazar soruyor, “Ne olacak Atam?”. Yanıt: “Ada etrafında hep mayın, torpil döşediler; çıkartma yapılacak limanları kestiler. Karadan, yani deniz yoluyla karadan geçmek mümkün değil, ancak hava indirmesi yapılır.” Atatürk, o zamana kadar hazırlık yapılmamasından ötürü sorumluları eleştirmektedir. Hatta bu eleştirilerden bizzat İsmet İnönü’nün de payını aldığı görülmektedir. Fakat yazar, aynı gece Atatürk’ün genelkurmaydaki toplantıya katıldığını da belirtmektedir. Nitekim hava indirmesinin tercih edilmesi Atatürk’ün ikâzı üzerine gerçekleşmiştir. Bir gün sonra ise Atatürk, Kıbrıs davasının nedenini açıklamıştır:

“Yassıada davaları ihdası ve neticeleri Yunan kopiline bu arsızlığı vermiş”tir.

Zaten Ecevit de yeterli değildir: “Ordumu Ecevit çok müşkül duruma” sokmuştur. Gerekirse 12 adalar, Dedeağaç, Karaağaç, Selanik geri alınmalıdır.

Yazarın daha sonraki tarihlerde yeni yeni tebliğler yayınlayıp yayınlamadığını saptayamadım; fakat günümüzün ulusalcılarının pek çok tezinin bu tebliğlerle örtüştüğünü görünce bir kıyak yapmak istedim. Belki bu kitabın yeni baskılarını yaptırıp dağıtmak isteyebilirler. Yakışır.[3]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, Yayımlar ve Basılı Eğitim Malzemeleri Genel Müdürlüğü, Ankara. Yukarıda belgesi sunulmuştur.

[2] T.C. Içişleri Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Ankara, 19 Temmuz 1967. HRK. : 327735 – 3424 II. Ş. NŞR. Konu : Bir kitabın tavsiyesi.

[3] Prof. Dr. Cemil Koçak, “Kemal Atatürk öte alemden seslenirken”, Star Gazetesi, 3 Nisan 2011.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Müslümanım ama Atatürkçüyüm diyenlere ithaf olunur

Müslümanım ama Atatürkçüyüm diyenlere ithaf olunur

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürkün yaveri salih bozok müslümanim ama atatürkcüyüm diyenlere

Salih Bozok, M. Kemal ve Kılıç Ali ile aynı karede

***

Son zamanlarda M. Kemal Atatürk’ü Müslüman bir profil olarak takdim etmek moda oldu. Mesela Müslümanım ama Atatürkçüyüm diyenlerin ekseriyeti Şapka kanunu çıkaran Atatürk’ün “kalpaklı” fotoğrafını internette Profil resmi yapıyor. Ne yazık ki mebzul miktarda insan böyle çelişkiler yumağı içinde bocalayıp duruyor.[1]  

Bu modanın başla(tıl)masının yegane sebebi ise Müslümanların şuurlanmasıdır. Zira şuurlanan bir Müslüman; Hilafet’i, Kur’an’ı, Ezan’ı, Şeriat’ı vs. ülkemizde uygulamadan kaldıran bir adamı ve rejimini asla kabul etmez… Binaenaleyh rejimin sürdürülebilirliği açısından bir tehlike oluşturur. Hedefleri ise bunu önlemektir. Bu konuyu muhtelif yazılarımızda tafsilatlı olarak ele aldığımızdan[2] burada tekrar etmek istemiyoruz. Biz burada sadece M. Kemal’in yaveri ve yakın dostlarından Salih Bozok’un yaşadığı bir olayı nakletmekle iktifa edeceğiz. Umarım herkes payına düşeni alır. Özellikle de kendi hayalinde yaratmış olduğu bir adamı “Atatürk” olarak tanıyanlar…

Atatürk’ün yaveri Salih Bozok anlatıyor:

“Milli Mücadele esnasında bir gün M. Kemal Paşa’yla birlikte, ikamet ettikleri köşkün arka tarafındaki bağlarda geziniyorduk. Bağ evlerinin birinin önünde ihtiyar bir kadınla bir de erkeğe tesadüf ettik. Yanlarına sokulduk. Selam verdik. Şuradan buradan konuşurken ifadelerinden ve hallerinden Paşa’yı tanımadıklarını anladım. Kendilerine, “Siz Mustafa Kemal Paşa’nın köşküne çok yakın bulunuyorsunuz, acaba sık sık Paşa’yı görebiliyor musunuz?” diye sordum.

Ihtiyar erkek, “Kabil mi efendim?.. Maiyetinde bulunan kara elbiseli muhafızları hiç kimseyi köşkün civarına sokmuyorlar. Bazen cuma namazında Hacıbayram Camii’nde tesadüf edecek olursam uzaktan görmeye muvaffak olabiliyorum” deyince Paşa’yla birbirimize bakıştık ve onun işaretleri üzerine ihtiyara fazla bir şey sormayarak biraz sonra oradan ayrıldık. Ikimiz de ihtiyarın söylediklerine hayretler içinde kalmıştık. Çünkü Paşa, cuma namazına gitmiyordu. Demek ki ihtiyar kendi hayalinde yaratmış olduğu bir adamı Mustafa Kemal olarak tanıyordu. Paşa’nın ak sakallı olduğunu da söylemişti…”[3]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Atatürk’ü tanımayan Atatürkçüler:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/17/ataturku-tanimayan-ataturkculer/

[2] Mesela şu yazılarımıza bakılabilir:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/13/m-kemal-ataturkun-ne-zaman-islami-soylemlere-basvurdugu-hakkinda-bir-analiz/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/02/05/m-kemal-ataturkun-okuttugu-lise-tarih-kitabi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[3] Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor – Salih Bozok, Yayına Hazırlayan: Can Dündar, Doğan Kitap, 13. Baskı, Istanbul 2011, sayfa 71, 72.

Ayrıca bakınız;

Kemal Arıburnu, Atatürk – Anekdotlar – Anılar, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1960, sayfa 13, 14.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Kemalist rejimin Sultan II. Abdülhamid korkusu

Kemalist rejimin Sultan II. Abdülhamid korkusu

Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Hamdi Arpag, Matbuat Umum Müdürlüğü’nün 20 Şubat 1935 tarihli bir yazısına atıfta bulunuyor ve “Neues Deutsches Lichtspiel Syndikat GmbH Berlin” adlı Alman şirketinin “Sultan II. Abdülhamid” filmi çekmek için girişimde bulunduğunudan söz ediyor. Almanya’nın yetkili Bakanlığı’na bu filmin yapılmaması hakkında teşebbüste bulunulmuş ve bu keyfiyet Türkiye Içişleri Bakanlığı’na bildirilmiştir.[1]

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

abdulhamid alman filmi yasaklaniyor 1

[1] no’lu dipnotta bahsi geçen yazı

***

Içişleri Bakanı Şükrü Kaya da, 5 Mayıs 1935 tarihinde Başbakanlığa yazdığı bir yazıda, söz konusu yazıya atıfta bulunuyor ve “Bu tahrirata nazaran ‘Abdülhamid’ isimli filmde tadilat yapılarak çevrilmesine istenen müsaadenin verilmesinde mahzur gördüğümüzden, iş’arımız üzerine, Elçiliğimizin Alman Propaganda Bakanlığı nezdinde yaptığı teşebbüs neticesi olarak filmin yapılmaması hakkında Bakanlıkça icab edenlere kat’i şekilde emir verildiğini arz ederim,” diyor.[2]

abdulhamid alman filmi yasaklaniyor 2

[2] no’lu dipnotta bahsi geçen Şükrü Kaya imzalı belge

***

Görüldüğü gibi, “Abdülhamid” filminin yapımına resmi makamlar izin vermemişlerdir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, No: 30 10/86 567 24.

[2] Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, No: 30 10/86 567 24.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Küfürbaz ve bizi anlamayan Kemalistlere

Küfürbaz ve bizi anlamayan Kemalistlere

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

kemalist heykel kemal heykel put atatürk heykel put

“İbrahim, babasına ve milletine: ‘Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?’ demişti.”

(Enbiyâ Suresi 52)

***

Üzülerek görüyorum ki, bazı kimseler hiçbir yazımızı okumadan, anlamadan ağza alınmayacak küfürler ediyorlar. Bizim yazılarmızda küfür var mı? Hakaret var mı?

Biz M. Kemal ve emsalinin gerçek hüviyetlerine dair konular paylaşıyoruz ve kaynaklarını da veriyoruz… Uydurmuyoruz. M. Kemal’i yıllarca mekteplerde resmi ideoloji gereği insanüstü, “dünyayı kurtaran adam” kıvamında anlattıkları, daha doğrusu telkin ettikleri için, paylaşımlarımız ona hakaret gibi algılanıyor. Oysa paylaştıklarımız muteber kaynaklara dayanmaktadır.

Şimdi yazacaklarımı hakaret olarak kabul etmeyin, yanlış anlamayın. Ben hakikaten sizleri seviyorum ve sadece Islam’a aykırı fiillerinize düşmanım. Elimden geldiğince sizlere doğruları anlatmaya çalışıyorum ama sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi, gerçekler acıdır.

Soruyorum size, M. Kemal ve avenesinin yaptığı birtakım yanlışları ve Islam aleyhindeki icraatlarını paylaşmamız, sizleri neden çılgına çeviriyor?

Açık konuşalım…

Çünkü size empoze edilen Atatürk kültü beyininizi dumura uğratmış ve bu konuda düşünme mekanizmanızı devre dışı bırakmıştır.

Maalesef beyniniz ideolojik telkinle o denli işlevsiz hale getirilmiş ki; 8 silindir 300 beygirlik ve ultrasonic performans bujiler ile donatılmış bir motoru da taksak, yine de beyninizi çalıştıramaz.

O denli ideolojik telkine maruz kalmışsınız ki; gözlerinize teleskop dayasak görmez, kulaklarınızın dibinde megafon ile haykırsak duymazsınız. Çünkü arıza, herşeyin baslangıç noktası olan “kalbinizde.”

Kalbinize bir put dikilmiş…

Atatürk putu…

Dolayısıyla Atatürk’ü sorgulayamıyorsunuz…

Hatta o kadar sorgulayamıyorsunuz ki, “Beyt-i Huda” yani Allahu Teala’nın evi olması gereken “kalbinize” dikilen put; Rabbimizin emirlerine açıkça muhalefet ettiği halde onu savunuyorsunuz.

Cenab-ı Hakk’a karşı putu savunuyorsunuz…

Burada M. Kemal’in içki içmesi, fuhuş yapması gibi kendi nefsine ettiği zulümlerden bahsetmiyoruz. Evet kabul ediyorum, bazı sayfalarda M. Kemal’e hatta annesine çirkin küfürler ediyorlar… Inanın bu bizi de rahatsız ediyor ve asla tasvip etmiyoruz. Ancak biz, Islam aleyhindeki uygulamalarından, zorla dayattığı sistemden ve müslümanlara verdiği zarardan söz ediyoruz.

Çünkü Kur’an’ın belirttiği gibi, bizi diğer ümmetlerden ayıran ve üstün kılan vasıf; “Iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak”tır.

M. Kemal’in uygulamaları ve sistemi müslümanlara zarar verdiğinden ve Islam ile bağdaşmadığından, dolayısıyla “kötü” olduğundan; müslüman bireyler olarak bundan sakındırmak bizim vazifemizdir. Aksi halde kötülükten sakındırmayan yahudilere benzemiş oluruz ki maazallah hüsrana uğrarız.

Bizim yaptığımız, tıpkı Firavun’un ve emsalinin Kur’an’da anlatılmasına benzemektedir… Onlar da Alemlerin Rabbinin dünyadaki hakimiyetine inanmıyorlardı. Onlar da kendi kanunlarını, Alemlerin Rabbinin kanunlarına tercih ediyorlardı.

Biz müslümanlar olarak bize hayat veren ve tükenmez nimetler bahşeden Rabbimize hamd ve şükrederiz… Alemlerin Rabbine minnet ve şükran duygusu besleriz. Bizi O yarattı ve tükenmez nimetler ihsan etti. O bizi yaratmasaydı biz olmazdık… O olmasaydı nefes alamazdık. Hayatımızı O’na borçluyuz. O’nu sorgulamayız.

Müslümanlar böyle demelidir, böyle inanmalıdır…

Resmi ideoloji telkincileri de, kalbinize Atatürk putunu dikebilmek ve onun haşa Allahu Teala gibi sorgulanmamasını sağlayabilmek için;

Atatürk olmasaydı biz olmazdık…
Atatürk olmasaydı nefes alamazdık…
Atatürk olmasaydı yok olurduk…
Vs. vs. vs.,

gibi cümleler telkin ettiler, beyinleri bu sözler ile ipotek altına aldılar. Atatürk’e taptırmak istediler.

En ufak bir eleştiride hemen “Atatürk olmasaydı…” diye başlayan cümleler kurmanız, resmi ideolojinin Atatürk’e taptırmak amacıyla size yaptığı telkin seanslarının sonucudur.

Bu seanslarda amaç, Atatürk’ün;

1 – Allahu Teala gibi sorgulanmaması,

2 – Allahu Teala’nın mertebesine çıkartılması, ortak yapılması,

3 – (Ve nihayet) Allah’ın kalbinizden çıkartılıp bir dikilitaş gibi Atatürk putunun dikilmesidir.

Bunun delili ise, farklı düşünceye, eğitime, karaktere, mizaca ve fıtrata sahip insanların, Atatürk’ü savunmak için ilk cümleye “Atatürk olmasaydı…” diye başlamalarıdır. Beyninizin yıkandığını bari buradan anlayın. Bu keyfiyet, beyne harici bir müdahalenin, bir programlanmanın en açık delilidir.

Resmi ideolojinin amacı, yukarıdaki üçüncü ve nihai aşamada da görüldüğü üzere; kalbinizden Alemlerin Rabbini tamamen çıkarmak ve “Atatürk” putunu dikmektir. Ancak telkin seanslarının etkisine göre neticeler farklı olabiliyor. Bu durumda (tabiri caizse) bazı telkinzedeler Allahu Teala’yı kalbinden çıkarmamakla birlikte, M. Kemal’i aynı mertebeye çıkarıp O’na ortak yapıyorlar, ki bunlar yukarıda zikrettiğimiz ikinci kategoriye girmektedirler.

Birinci kategoriye mensup kişiler de Allahu Teala’ya ortak koşmuyorlar ama az da olsa telkin seanslarının tesiriyle M. Kemal’i sorgula(ya)mıyorlar.

Fakat hepsinin ortak özelliği, M. Kemal’i savunmak adına kurdukları cümlelere “Atatürk olmasaydı…” ile başlamalarıdır.

Elhamdulillah, resmi ideoloji bizde ve bizim gibi inananlarda başarılı olamamıştır…

Tabi bu işin zahiri yönü, metafizik boyutuna ise burada girecek değiliz, yalnız şu kadarını söyleyelim ki, Allahu Teala hem Hâdî yani hidayete erdiren sıfatına, hem de Mudil yani dalalete götüren sıfatına sahiptir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in Allahu Teala’dan getirdiği ve uyulmasını istediği kanunlar varken, neden ne idüğü belirsiz kişilerin (velev ki gönlüne esen ve) nereden geldiği belli olmayan kul yapımı kanunlarına tâbi olalım? Müslümanların yaşadığı bir ülkede, elbette Müslümanların kitabı ile hükmedilmelidir. Bundan daha doğal ne olabilir ki?

Işte bunun bilincinde olduğumuz için Allah’ın yardım ve inayetiyle resmi ideoloji bizim gibi inananlarda başarılı olamamıştır, elhamdulillah.

Biz, Alemlerin Rabbine ortak koşmayız, O’nu inkar etmeyiz, O’nun koyduğu kanunları terk edip kul yapımı kanunları tercih etmeyiz, edeni de sevmeyiz, saymayız, savunmayız.

Siz de böyle olun.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk ve Din Yok Milliyet Var Safsatası

Atatürk ve Din Yok Milliyet Var Safsatası

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

kemal atatürk din yok milliyet var ruseni esref bakir atatürk el yazisi bravo aferin

Okuyamayanlar için, M. Kemal Atatürk’ün bu kitaba tepkisini gösteren yazıyı aynen aktarıyoruz:

“Milletvekili Ruşenî Eşref Barkın 1926′da yazdı.

Atatürk’ün kenar notları: “Aferin! Alkışlar!”

***

Kemalist devrimciler, Halifeliğin kaldırılmasından itibaren laiklik adına dine karşı birçok adımlar atmışlardır. Zira bunlar, pozitivist, materyalist ve darvinist görüşlerin tesiri altındaydılar. Dinden boşalan yer, kemalizmle / ulusculukla doldurulmak istenmiştir.[1] Bu bakımdan ilginç bir belge, Cumhurbaşkanlığı Köşkündeki Kütüphanede bulunan “Din Yok, Milliyet Var” başlıklı IV+247 sayfalık bir yazmadır.[2] Yazar “Birkaç Söz” başlığı ile yazdığı önsöze şu ilk cümleyle başlıyor:

“Bu kitabı, dinlerin iç yüzünü milletime göstermek ve milletimi bu beladan kurtarmak için yazdım!..”

Bu cümle ile başlayan bir eserin nasıl devam edeceğini tahmin etmek güç olmasa gerektir.

Biz yine de bir-iki cümle alıntılayalım:

“Bizim kutsal kitabımız, bilgiyi esirgeyen, varlığı taşıyan, mutluluğu kucaklayan, Türklüğü yükselten ve bütün Türkleri birleştiren “ulusalcılığımız”dır.

O halde felsefemizde “din” sözcüğünün tam karşılığı “ulusalcılıktır.” Ulusunu seven, ulusunu yükselten ve ulusuna dayanan insan, her zaman güçlü, her zaman namuslu ve her zaman onurlu bir insandır. Yüksek bir ulusun, ulusalcı bireyleri, ak günde mutlu, kara günde dayanıklı ve kanlı günde ezicidir.”

Bu kadar yeterli sanırım…

“Ruşenî” imzasıyla, 1926 Ekim ayında Istanbul Erenköy’de kaleme alınan bu deneme, M. Kemal Atatürk tarafından okunarak bazı yerlerine “alkışlar” bazı yerlerine “bravo” veya “aferin” şeklinde işaret ve notlar konulmuştur. Denemenin yazarı IV, V ve VI. dönemlerde Samsun milletvekilliği yapmış olan Ruşenî Barkur’dur. Hatırlayalım, o tarihlerde milletvekilleri M. Kemal tarafından atanmaktaydı.[3] Yani yazar dine hakaret ettiği halde ödüllendirilmiştir.

Soruyorum, böyle bir adamı ve rejimini sevmek bir Müslümana yakışır mı?

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Buna dair birkaç misal için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/12/06/ataturku-tanrilastirma-temayulu/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/09/kemalistin-dilinden-kamalizm-dini/

[2] Kültür Bakanlığı Kütüphaneler Genel Müdürlüğü, Türkiye Yazmaları Toplu Kataloğu, 1, Ankara 1979, sayfa 16.

 Ayrıca bakınız;

Bilim ve Ütopya Dergisi, Ruşenî’nin Atatürk’e Sunduğu Kitap: “Din Yok Milliyet Var”, Şubat 2000, sayı 68.

M. Kemal’in de benzer sözleri var:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/26/m-kemal-ataturk-inkilabi-milleti-din%c2%b4-yerine-turk-milliyetciligi%c2%b4-etrafinda-toplamak-seklinde-tanimliyor-soylevden/

[3] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/18/m-kemal-ataturkle-cok-partili-sisteme-gecildi-yalani-7-bolum/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kadir Mısıroğlu’ndan Ehli Sünnet Müdafaası – 2

Kadir Mısıroğlu’ndan Ehli Sünnet Müdafaası – 2

Kadir Mısıroğlu Ehl-i Sünnet düşmanlarına cevap veriyor.

Diğer konular:

Ordu’daki Ermeniler…

Kazım Karabekir neden 3000 ermeni yetimini Ordu’ya yazdırmıştır?

Abdullah Öcalan’ın Nevruz mesajının analizi…

Abdullah Öcalan neden anlaşmak istiyor?

Ordu’dan PKK’ya kim istihbarat sağlıyordu…

Israil Marmara gemisine neden saldırdı?

Israil neden özür diledi?

Üzeyir Garih neden öldürüldü?

Prens Charles neden Kral olamıyor?

Laz’lar Türk müdür?

Alparslan Türkeş Kadir Mısıroğlu’na hangi ilginç bilgiyi verdi?

Kapalı bir kadını azarlayan kemalist kasiyerin şaşkınlığı…

Iyi seyirler…

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*