Atatürk ve Muasır Medeniyet

Atatürk ve Muasır Medeniyet

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürk kimono atatürk sapka kanunu atatürk inkilaplari atatürk sapka, atatürk devrimleri kemal sapka kemal inkilaplar kemal japon atatürk japonBöyle de olabilirdi…

***

Eğer 19. ve 20. yüzyılda Japonya Muasır Medeniyetin adresi olsaydı, M. Kemal’in 24 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’da yaptığı şu konuşma:

“Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız! Isterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim!” (Kaynak: K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi, Istanbul 1981, X, 67.)

Muhtemelen şöyle olacaktı:

“Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta “Geta” veya “Zori”, çorap olarak “Gohonyubi”, belde “Obi”, üzerimizde “Happi” ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere “Kimono” giyecegiz! Bu kıyafetin adına “Kimono” denir. Isterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim!”

***

Bugün Cumhurbaşkanı veya Başbakan böyle bir konuşma yapsa, kim bilir şapka inkılabını savunanlar ne derler… Ben biliyorum; “Diktatör” derler.

Umarım ileride Çin Halk Cumhuriyeti Muasır Medeniyetin adresi gösterilmez de, başımıza bir inkılapçı daha musallat olup keyfi öyle istedi diye Çin Alfabesi’ni kanun zoruyla dayatmaz.

***

Yazıda geçen Japonca kelimelerin Türkçe karşılıkları:

Geta ve Zori : Japon sandaletleri.

Gohonyubi : Japon “beş pramak” çorabı.

Obi : Kuşak

Happi : Japonların kısa kollu ceketi.

Kimono : Japonların meşhur geleneksel kıyafeti.

***

Şapkayla ilgili bazı konularımız:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/20/m-kemal-ataturk-sapka-ile-sabetay-sevinin-intikamini-mi-aldi/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/28/sarigini-cikarmadi-istiklal-mahkemesine-sevk-edildi/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/28/neden-musluman-milletin-basina-sapka-gecirmek-istediler/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/05/sapka-takmanin-kafir-edecegine-dair-iskilipli-atif-hoca/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/05/seyhulislamin-sapka-fetvasi/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/06/ataturk-inkilaplarinin-amaclari/

***

Şapka konusunun neden çok önemli olduğunu merak edenler şu yazıya bakabilirler:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2013/05/09/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-ortunmek-kilik-kiyafet/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Reklamlar

İngiliz Muhipler Cemiyeti’ne üye olan hocalar hain miydi?

İngiliz Muhipler Cemiyeti’ne üye olan hocalar hain miydi?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

böyle basladi böyle bitti

***

Kemalist tarihçilerin yazdıklarına bakılırsa, din adamları, hocalar ve şeyhler vs. Kurtuluş Savaşı’nda Ingilizler’le bir olmuş ve vatanlarını satmışlardır (haşa)… Binaenaleyh, onlara göre (haşa) hepsi haindiler ve asılmaları gerekiyordu. Delilleri ise bazı din adamlarının “Ingiliz Muhipler Cemiyeti”ne girmeleriymiş. Fakat ne hikmetse o cemiyete niçin girdiklerini yaz(a)mıyorlar.

O halde işin aslını, Millî Istihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) atası olan “Teşkilât-ı Mahsusa”nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk’ün, “Iki Devrin Perde Arkası” adını taşıyan anılarından öğrenelim:

“Mütareke yıllarının isimsiz kahramanları içine başı sarıklı din adamlarını, imam ve müezzinlerini, kürsü vâizlerini, tekke mensuplarını, medrese hocalarını da ithal etmek mecburiyetindeyiz. Bunlar dini mefkûreler sevkiyle Millî Mücadele’nin muvaffakiyetine can ve gönülden çalışmışlar, kavlen ve fi’len bu uğurda ellerinden geleni yapmışlardır. Bilhassa Mütareke Yılları’nın meş’um baykuşu telâkki edilmiş Papas Fro’nun çevirdiği fırıldakları pek güzel anlamış ve O’na, onun tatbik ettiği metodlarla cevap vermiş olan bu din adamlarını burada ölmüşler ise rahmetle, yaşıyorlar ise selâmetle anmak bizlere düşen bir vazifedir. Papas Fro, şayet bir “Ingiliz Muhibler Cemiyeti” kurulur ve bilhassa sarıklı din adamları buraya ithal edilirse, Ingiltere’yi kazanmak kabil olacağını ve imzalanacak muahedede Ingiltere’nin müzahereti sayesinde, şartların oldukça hafif kaleme alınacağını iddia etmiştir. Osmanlı Imparatorluğu’nun encam, Ingiliz mandası altında ve bütün Islâm âlemine hükmeden bir devlet olarak kalabileceğini anlatmıştı.

Bu maksadla kurulmuş olan Ingiliz Muhibler Cemiyeti’nin riyâsetine Said Molla getirilmiş, fakat perde arkasında en büyük rolü, Papas Fro almıştı. Papas çok cömert idi. Zira sarfettiği para, Ingiliz Entellicens Servisi’nin mestur tahsisatı idi. Topkapı, Şehremini fırkalarına her hafta bedava dağıtılan kurban etlerinin sayesinde Türk Milleti’ni midesiyle satın alacağını zanneden bu zavallı Papaz’ın döktüğü paranın, cebinden çıkmadığı malûmdu. Mahalle imamları, medrese ve tekke meşayihi (şeyhleri) bu bağışlarla Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne sokulmak isteniliyordu.

Fransızlara gelince, onlar da Mütâreke icabı işgal ettikleri Adana, Kilis, Antep ve Maraş’ta yerleşmek emelinde oldukları halde Istanbul halkını iğfal etmek maksadiyle “Fransız Muhipler Cemiyeti” kurmuşlar ve gizlice el altından Anadolu’ya gitmek istiyen zabitleri nakletmek üzere bir kruvazörün Istanbul limanında hazır bulunduğunu da etrafa yaymışlardı. Fakat Istanbul’un temiz ve vatanperver halkı, her iki muhipler cemiyetine de bir kıymet vermemiş, daha doğrusu millî hislerini her türlü dostlukların üstünde görmüştü.

Istanbul’daki mahallât imamları, müderrisler, kürsü şeyhleri, Tarikat-i Bektaşiye babaları ve muhtelif turuk-i ilmiyeye mensup kimseler, zâhiren (görünüşte) Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne intisap etmiş (girmiş), fakat el altından bu cemiyeti baltalamağa var kuvvetleriyle mesailerini sarfetmişlerdi. Bu Ingiliz Muhibler Cemiyeti’nde pek çok kimseler vardı ki, bunlar, gizli teşkilâtımıza, millî cepheye hizmet etmekte ve başta Papas Fro olmak üzere bütün hâinleri aldatmakta idiler.”[1]

Yukarıdaki sözler sıradan birine ait değil, Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’ya silah ve cephane kaçırılması faaliyetlerini organize eden, düşman karargahlarına, işbirlikçi gruplara ve yabancı misyona sızan M.M. Grubu’nun, yani Istihbarat Teşkilâtı’nın, kurucu başkanı Hüsamettin Ertürk’e aittir.

*

ateist-tanrisizligin-ilmihali-kemal

***

Ayrıca hocaların, özellikle de Iskilipli Atıf hocanın “Ingiliz Muhipler Cemiyeti”ne üye olduklarını iddia edip idamlarına gerekçe yapanlar ve müstehak görenler, Abdullah Cevdet’in bu cemiyetin kuruluşunda oynadığı rolden niçin bahsetmezler? Abdullah Cevdet Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin yalnızca bir üyesi değil, aynı zamanda kurucularından biridir.[2] Hatta Ingiliz mandasını savunuyordu.[3] Abdullah Cevdet bu rolünden dolayı idam edilmiş midir?

Ne gezer!..

Edilmediği gibi M. Kemal ile de irtibat halinde idi. Kitabı “Devlet matbaası”nda basıldı. Çünkü O, Iskilipli Atıf Hoca gibi dini değil, dinsizliği savunuyor[4] ve buna rağmen M. Kemal tarafından Çankaya’ya davet ediliyordu.[5] Bu adam CHP’nin ideologlarındandır.

Bu arada, “Atatürk Araştırma Merkezi” tarafından yayınlanan “Ingiliz Muhipler Cemiyeti” isimli kitapta Iskilipli Atıf hocanın ismi bile geçmez.[6] Ama yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, M. Kemal’in adamı Abdullah Cevdet cemiyetin “kurucuları” arasında yer alır. Cemiyetin beyannamesini kaleme alan da odur![7] Cemiyetin ideolojisi bile Abdullah Cevdet’in katkılarıyla oluşturulmuştur. Bu ideoloji, “Biricik kurtuluş yolu olarak Anadolu’da Ingiliz manda ve himayesinin gerekliliğini savunmak ve bunu gerçekleştirmeye çalışmak” olarak belirlenmiştir.[8] Bu adam neden idam edilmedi?!

*

abdullah-cevdet-ingiliz-muhipler-cemiyeti-iskilipli-atif-hoca-atatc3bcrk-abdullah-cevdet-tanrisizligin-ilmihali-sagduyu-m-kemal-abdullah-cevdet-m-kemal-sagduyu-tanrisizligin-ilmihali-atatc3bcrk-ateiz

Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’in tercüme ettiği dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli bu kitap M. Kemal Atatürk’ün talimatıyla “Milli Eğitim Bakanlığı” tarafından “Devlet Matbaası”nda basıldı…

***

atatc3bcrk-abdullah-cevdet-tanrisizligin-ilmihali-sagduyu-m-kemal-abdullah-cevdet-m-kemal-sagduyu-tanrisizligin-ilmihali-atatc3bcrk

Aklı Selim’in 1928’de Arap harfleriyle yapılan ilk basımının, M. Kemal’e sunulan nüshasının ithaf sayfası: “En büyük acizden en büyük iktidara. 29/12/1928 Dr. Abdullah Cevdet”. Kitabın orijinali Çankaya Kitaplığında, 146 numarayla kayıtlı bulunmaktadır.

***

***

NOT:

Din adamlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü hakkında malumat edinmek isteyenler, şu yazıya bakabilirler:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Hüsamettin Ertürk’ün Hatıraları, Iki Devrin Perde Arkası, kaleme alan: Samih Nafiz Tansu, Sebil Yayınevi, Istanbul 1996, sayfa 470, 471.

[2] Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi, 39-14192 ve B.II.

Ayrıca bakınız; Cengiz Dönmez, Ingiliz Muhipler Cemiyeti, 2. Baskı, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2008, sayfa 78, 85.

[3] Manda için kendisine yöneltilen bir soruya Abdullah Cevdet şu cevabı vermektedir: “…Biz intihab (seçim yapma) değil, kabul mevki’indeyiz ve benim ümidim. Ingiliz yardımına ma’tufdur…”.

Bakınız; “Doktor Abdullah Cevdet Bey’le Mülakat”, Peyam, 25 Teşrinisânî 1919-1 Rebiy’ülevvel 1338, sayfa 2.

Ayrıca bakınız; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 296.

[4] Doktor Abdullah Cevdet’in Aklı Selim adıyla Fransızcadan tercüme ettiği kitap, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında 1928’de Arap, 1929’da ise Latin harfleriyle olmak üzere iki kez neşredildi ve basımı Istanbul’da Devlet Matbaası’nda gerçekleştirildi.

Bakınız; 1995 yılında Kaynak Yayınları’ndan çıkan kitabın “önsöz”ü. (sayfa 27)

[5] Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’in M. Kemal ile bir görüşmesi hakkında malumat için bakınız; Abdullah Cevdet, “Gazi Paşa’nın Köşkünde”, Içtihad, no. 194, 15 Kânûnievvel 1925, sayfa 3813-6.

[6] Iskilipli Atıf Hoca’ya atılan bütün iftiralara cevap:

http://belgelerlegercektarih.com/2015/02/08/iskilipli-atif-hoca-neden-idam-edildi-tum-iftiralara-cevaplar/

[7] M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 303.

[8] Cengiz Dönmez, Ingiliz Muhipler Cemiyeti, 2. Baskı, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2008, sayfa 85.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Alkolün Zararları

Alkolün Zararları

Alkol kullanımına bağlı suçlar günümüzde giderek artan bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Trafik kazaları ve şiddet olaylarının ana sebebi olan ve Allahu Teala tarafından “şeytan işi bir pislik” ilan edilen alkolün ülkemizde ciddi bir sorun haline gelmesinde en büyük pay sahiplerinden birisi hiç şüphesiz, Ankara’da bira fabrikası kuran M. Kemal’dir. Rica ederim, alttaki fotoğrafa bakın… M. Kemal’in, çocukların yanında bira içmesi, hiç kimse kusura bakmasın; sorumsuzluktur, kötü örnektir.

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

kemal-atatc3bcrk-mal-varligi-serveti-ankara-orman-ciftligi-bira-fabrikasi-acilisi-cocuk-icki-icerken-alkol- atatürk kötü örnek atatürk bira cocuk atatürk cocuk icki

M. Kemal Atatürk çocukların yanında içki içerken…

***

Bazı demogoglar, biranın Osmanlı Devleti’nde de satıldığını, dolayısıyla M. Kemal’in farklı bir şey yapmadığını belirterek onu aklamaya çalışıyorlar. Oysa Osmanlı’daki bira fabrikasını devletin başındaki “Padişah” kurmamıştır. Eğer “Padişah” kurmuş olsaydı, bira fabrikası kuran “Cumhurbaşkanı M. Kemal” ile bir kıyaslama yapılabilirdi. Ancak Osmanlı Devleti’ndeki bira fabrikasını yabancı bir şirket kurmuştur. Dahası, o dönem içki içmek yalnız gayr-i müslimlere serbest, Müslümanlara ise yasaktı.[1] Kaldı ki, kemalistler birayı “halk içkisi” haline getirmek istediler.

“Devlet Ziraat Işletmeleri Kurumu” tarafından 1939 yılında Ankara’da yayınlanan “Atatürk Çiftlikleri” adlı kitapta şöyle yazmaktadır:

“Bir halk içkisi olan bira bizde Cumhuriyetten önce ancak kibarların ve ecnebilerin birkaç birahane, lokanta yahut bahçede içtikleri bir içki idi. Onun milli bir halk içkisi haline getirilmesi bahsine ancak Cumhuriyet devrinde dokunuldu. Ankara Orman çiftliği bu hususta büyük bir başarma kudreti göstermiştir. (..) Bugün hakikaten memlekette bira istihlaki (tüketimi) seri bir inkişaf temayülü arzetmektedir. Bu temayülün tabii bir neticesi olaraktır ki, 1934’de Orman çiftliğinde kurulmuş olan ilk bira fabrikası yeni ve daha büyük bir fabrika ile tevsi olunmuştur. Yakın yıllarda biranın memleketimizde en çok istihlak edilen bir içki haline geleceğini mübaleğasızca iddia etmek kabildir.(..)

Orman çiftliğinde bira fabrikası 1934’te tesis edilmişti. 1937’de yeni ve daha büyük bir fabrika ile eski fabrika tevsi edilmiş (genisletilmiş) oldu. (..)

Ilk birasını 1934 Teşrinievvelinde piyasaya veren birinci bira fabrikası, Malt, Bira, Buz, Gazoz, Soda fabrikalarını doldurma ambalaj şubelerini ihtiva etmektedir. Fabrikanın bira imal kudreti, senede 3.500 hektolitredir. Maamafih imalat icabında 5.000 hektolitreye de çıkabilir. (..)

1938 imalat programına göre, fabrika bir sene zarfında 850 ton Arpa, 5.700 kilo Hublon (Şerbetçi otu) sarfederek 25.000 hektolitre bira imal edecektir. Fabrikanın azami kapasitesi 70.000 hektolitre biradır.

*

atatürk bira fabrikasi, atatürk orman ciftligi aoc, atatürk icki fabrikasi, m. kemal bira fabrikasi, atatürkün kurdugu fabrika 3Adı geçen yayından alınan cetvel…

***

atatürk bira fabrikasi, atatürk orman ciftligi aoc, atatürk icki fabrikasi, m. kemal bira fabrikasi, atatürkün kurdugu fabrika 2

Adı geçen yayından alınan cetvel…

***

Bira fabrikaları, Normal, Siyah, Salon, Salvator birası olmak üzere dört cins bira imal etmektedir. Yeni fabrikada ayrıca soda gazoz imal olunmaktadır. Bira sevkiyatı fıçı, ve şişelerle yapılır. Sevkiyat için hususi tanklar ve vagonlar getirtilmiştir. (..)

Cetvelden görüldüğü gibi, memleket dahilinde Ankara birasının satışları mühim şehirlerde tedricen artmaktadır. Bu vakıa, Ankara birasının piyasada gördüğü hüsnü kabulün bir ifadesidir. Bilhassa 1938 satışlarında ehemmiyetli teferrüler olmuştur. 1938 yılının ilk 7 ayının satışları şu rakamlarla ifade olunabilir:

*

atatürk bira fabrikasi, atatürk orman ciftligi aoc, atatürk icki fabrikasi, m. kemal bira fabrikasi, atatürkün kurdugu fabrika 1Adı geçen yayından alınan cetvel…

***

Kemalist rejimin yayınından aynen aktardık[2]

*

herkes bira iciyor atatürk bira fabrikasi ankara bira fabrikasi halk ickisi atatürk icki bira reklami bira afisi icki reklami

Reklama bakın: “Herkes Ankara Birası içiyor.” Üzerinde “Alkol zararlıdır” yazılması gerekirken, insanlar alkol içmeye teşvik ediliyor…

***

kemal-atatc3bcrk-mal-varligi-serveti-ankara-orman-ciftligi-bira-fabrikasi-acilisi-cocuk-icki-icerken-alkol- atatürk kötü örnek atatürk bira cocuk atatürk ankara birasi 2

M. Kemal Atatürk’e ait bira fabrikasının reklamı…

***

bira icen cocuk atatürk bira fabrikasi atatürk icki fabrikasi atatürk orman ciftligi atatürk bira parki

***

bira icen cocuklar ankara bira fabrikasi atatürk bira fabrikasi icki fabrikasi

Çocuklar bira içerken… Pes yani…

***

Tarihi hadiseleri çarpıtan bazı kimseler, M. Kemal’in, “besleyici değerinin” olduğu “düşünüldüğü” için çocuklara malt içirdiğini ve bu ürünlerin eczanelerin başköşelerinde yer aldığını yazar.

Halbuki eczanelerde bulunan bir şey onu meşru yapmaz. Eczanelerde zehir de bulunuyor ama aklı başında hiç kimse eczanede bulunuyor diye kalkıp da onu içmez. Bir ilaç bile bir kimse için faydalı olurken, bir başkası için zararlı olabiliyor. Eğer eczanelerde bulunuyorsa, reçete karşılığında ihtiyacı olanlara verilir. Ama sırf eczanede bulunuyor diye -ihtiyaç olup olmadığına bakmaksızın- çocukları bira parkına toplayıp içirmek bunun “sağlık” adına yapılmadığını gösteriyor. Kaldı ki “malt birası” başka, “malt içeceği” başkadır. Bunlar farklıdır. Birinde yüksek oranda alkol varken, diğerinde alkol oranı düşüktür. Çocukları beslemek için illa “alkollü” içeceklerin kullanılması diye bir mecburiyet olamaz. Bunun yerine alkolsüz, zararsız, doğal organik besinler kullanılabilir. Iddia edilenin aksine, dünyada malt birası çocuklara tavsiye edilmez. Üstelik bugün bile “alkolsüz” biralarda yüzde 0,5 oranında alkol bulunabiliyor. M. Kemal’in manevi kızı Ülkü, az aşağıya eklediğimiz videoda da görüleceği gibi bir mülakatta, “Atatürk bana malt içirdi” demedi; “Bira fabrikasında bira içirdi” dedi. Kaldı ki o dönem şarap reklamlarında bile şarabın “sıhhat ve kuvvet” verdiği yazıyordu.

Iddia edilenin aksine, çocukları bira parkına toplayıp içirmenin “sağlık” meselesi değil, bir “zihniyet” meselesi olduğunu M. Kemal’e yakın bir isim olan Asaf Ilbay’ın anlatıklarından anlıyoruz:

“Ankara’ya 20 kilometre mesafede demiryolu üstündeki Ahimesut çiftliğini satın alıp ismini de Etimesgut’a tahvil eden Gazi burada bir nümune köyü kurulmasını tensib buyurmuştu.

Bu köyün yapı çalışmaları ilerliyordu. Inşaat ilerleyince köyü birlikte tetkik etmek arzusunu gösterdiler.

Orman çiftliğinden otomobile bindik. Istasyondan gelmiş, köye doğru ilerliyorduk.

Gazi, seryaver Rusuhi beye:

– Ver o şeyleri…

Dedi.

Seryaver iki tane Panama şapkası uzattı. Gazi şapkaları aldı, birini kendi giydi, diğerini de benim başıma giydirip:

– Hafiftir, yazın serinlik verir ve güneşlik vazifesini de görür:

Sonra ilave etti:

– Bir gün bu çiftliklerin kadın, erkek çiftçilerinin tarlalarından döndükten sonra umumi banyoda temizlenerek, temiz keten elbiselerini ve beyaz hasır şapkalarını giymiş, mesela şuradaki birahanede aileleriyle, çocuklariyle oturduklarını görmek ne kadar hoş olur değil mi?[3]

***

sarap sihhat ve kuvvet verir, atatürk bira fabrikasi atatürk sarap atatürk raki atatürk icki

“Şarap sıhhat ve kuvvet verir.” Sanki portakal suyu satıyorlar…

***

atatürk bira parki atatürk icki fabrikasi atatürk bira fabrikasi atatürk orman ciftligi

M. Kemal Atatürk’ün Bira Parkı

***

Ingiliz Edebiyatçısı kemalist Mina Urgan, “Bir Dinozorun Anıları” isimli hatıratında bir düğünde tanıştığı M. Kemal ile yaşadıklarını yazdı. O sırada 11 yaşında olan Mina Urgan, M. Kemal’in kendisine şampanya ikram ettiğini ve böylece ilk alkollü içkisini M. Kemal’in elinden içtiğini şu sözlerle anlatıyor:

“Derken orkestra bir vals çaldı. ‘Gel, seninle dans edelim’ dedi. Benim vals filan bildiğim yok. Bana öğretmek için, biraz çaba gösterdi; ama gene de beceremiyordum. ‘Sen bu işi yapamayacaksın’ diyeceğine, ‘ben senin için fazla ihtiyar bir kavalyeyim. Yaşına uygun genç bir kavalye bulalım sana’ dedi. Çevresini gözden geçirdi; on dört on beş yaşlarında bir oğlan buldu. Hızla boy attığı için pantolon paçalarıyla ceket kolları kısa kalmış, sivilceler içinde, en nankör yaştaydı zavallı oğlan. Ona dans etmesini bilmediğimi söyleyip, M. Kemal’in peşinden büfeye gittim. ‘Oğlanı pek beğenmedin galiba’ dedi ve bana bir kadeh şampanya verdi. Ilk alkollü içkimi M. Kemal’in elinden içtim böylece. Şampanya hoşuma gitmişti. Büfenin arkasındaki garsondan tam ikinci kadehi istiyordum ki, annemle üvey babam tepeme dikildi. Vaktin geç olduğunu, uyumam gerektiğini söyleyerek, beni oradan aldılar. Ankara Palas’ın kapıcılarından birine teslim edip, bir otomobile bindirdiler. Ama ben götürülmeden önce, M. Kemal o güzel elini kaldırmış, ‘seni Çankaya’da beklerim, unutma’ demişti.”[4]

*

ataturk-cocuklara-icki-icirdi-mi-ataturk-cocuklara-bira-icirdi-mi-m-kemal-icki-fabrikasi-ataturk-icki-fabrikasi-abdulhamid-ataturk-mina-urgan-m-kemal-ataturk-sark-malt-hulasasi-ataturk-icki-bira

Mina Urgan’ın o şoke edici sözlerinin yer aldığı hatıratın ilgili sayfası…

***

Ey Atatürkçüler! 11 yaşındaki bir çocuğa şampanya içiren birine nasıl ATA ve ÖNDER diyorsunuz?

Bu da bir şey mi…

M. Kemal’in manevi kızı Ülkü Adatepe, TRT ile yaptığı ve “Atatürk’ten Anılar” başlığıyla yayınlanan röportajında, M. Kemal’in kendisine 5 yaşındayken “bira içirdiğini” söylemektedir. 5 yaşındaki bir çocuğa bira içiren birine “Önder” denilebilir mi?

*

atatürk bana bira icirdi, atatürk bana icki icirdi, atatürk ülkü adatepe, atatürk manevi kizina bira icirdi, atatürk manevi kizina icki icirdi, atatürk cocuga bira icirdi

***

Söz konusu röportajın ilgili bölümünü buradan izleyebilirsiniz;

*

***

Hakikaten hayret etmemek mümkün değil… Müslüman halkın Cumhurbaşkanı, Müslümanların kitabı Kur’ân’da “şeytan işi bir pislik” olarak ilan edilen içkinin “fabrikasını” kuruyor ve Müslümanları da bu pisliği içmeye teşvik ediyor… Hadi dini bir yana bırakalım; Hangi “gavur” halkın “gavur” devlet başkanı bira fabrikası kururak halkını içmeye teşvik etmiş? Kaç kişi yapmış bunu? Herkes milletini uyandırmaya çalışırken, bizimki de uyutmaya çalışıyor. Maalesef buna rağmen birçok kemalist hala M. Kemal’i savunmanın derdinde. Insanın böyle bir şeyi savunabilmesi için aklını yitirmiş olması lazım… Sarhoşlarda da akıl olmaz zaten.

*

atatürkün kurdugu ilk fabrika atatürk bira fabrikasi atatürk icki fabrikasi alkolün zararlariM. Kemal’in Bira fabrikası Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarında da görülmektedir. (KAYNAK: TBMM Zabıt Ceridesi, I: 75, cild 19, 12.06.1937, sayfa 267.) M. Kemal Atatürk’ün mal varlığı ile ilgili ayrıntılı bilgiye şu yazımızdan ulaşabilirsiniz:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/03/m-kemal-ataturkun-mal-varligi-serveti-genis-kapsamli/

***

Yukarıda da görüldüğü üzere Bira Fabrikası M. Kemal’in şahsi mülküdür.

*atatürk bira fabrikasi, atatürk orman ciftligi aoc, atatürk icki fabrikasi, m. kemal bira fabrikasi, atatürkün kurdugu fabrika 6

Bira fabrikasının yapımıyla alakalı bir kararname (devletten döviz talebi)…

***

atatürk bira fabrikasi, atatürk orman ciftligi aoc, atatürk icki fabrikasi, m. kemal bira fabrikasi, atatürkün kurdugu fabrika 4atatürk bira fabrikasi, atatürk orman ciftligi aoc, atatürk icki fabrikasi, m. kemal bira fabrikasi, atatürkün kurdugu fabrika 5

M. Kemal’in Bira Fabrikası için yurtdışından ithal edilecek Bira şişelerine 100 kilosuna mevzu 18 lira olan Gümrük vergisinin 5,20 liraya indirileceğine dair “M. Kemal” imzalı kararname… Oh ne ala memleket… Talep eden kendisi, onaylayan yine kendisi…

***

*

***Alkolün Topluma Zararları***

Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Muharrem Balcı’nın belirttiğine göre, “Trafik kazalarında alkollü araç kullanımı birinci sırada gelmektedir.”[5] Nitekim Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp Ihtisas Kurulu Başkanı Uz. Dr. A. Sadi Çağdır, “Alkol ve Suç” başlıklı makalesinde şunları yazıyor:

“Ülkemizde ve dünyada işlenen suçların ve gerçekleşen kazaların çok ciddi bir oranı alkolden kaynaklandığı bilinmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün 30 ülkeyi kapsayan ve Türkiye’nin de içinde olduğu araştırma raporuna göre cinayetlerin yüzde 85’i, ırza tecavüzlerin yüzde 50’si, şiddet olaylarının yüzde 50’si, trafik kazalarının yüzde 60’ı, eşlerini dövenlerin yüzde 70’i, işe gitmeyenlerin yüzde 60’ı bu suçlarını alkollü iken işlemektedir. Alkol bağımlılarında suç işleme oranı %68 iken, alkol bağımlısı olmayanlarda bu oran %37 bulunmuştur. Alkol kullanan ergenlerde; suç, cinsel saldırı, agresyon oranının daha yüksek olduğu gözlenmiştir. (…) Alkol ve madde bağımlılığında kişinin bağımlı olması nedeniyle alkol veya kullandığı bir başka maddeyi temin etmek için işlediği suçlar da bulunmaktadır. Kişilerin alkolün etkisiyle işlediği suçlar ise işlenen suçların önemli bir kısmını kapsamaktadır.

Tüm suçlar gözden geçirildiğinde alkolün özellikle cinayet, darp, yaralama, cinsel saldırı, hakaret gibi suçlarda etkin olduğu belirgindir. (…) Uzun vadede alkol kullanımının yol açtığı şiddetli geçimsizlik, sonu boşanmalara kadar giden aile içi şiddet de alkolün etkisiyle oluşan sosyal sorunlar olarak karşımıza çıkar. (…) Alkol kullanımının yol açtığı suçlardan en önemli ve yaygın olanı, trafik suçlarıdır. (…)

ABD’de alkole bağlı trafik kazalarında her yıl 13.000 kişi ölmekte yüz binlercesi yaralanmaktadır. (…) 2008 Yılındaki istatistik verilere göre ABD’de 5.3 milyon mahkumun %36’sının, şiddetle ilgili suçlardan yatanların %40’ının suç işlerken alkolün etkisi altında olduğu ayrıca yapılan anketler sonucunda mahkumların %25’inin alkolik olduğu saptanmıştır.”[6]

2008 yılında ülkemizde 929.304 trafik kazası olmuş, bu kazalarda 4.228 kişi hayatını kaybetmiştir. Yaralananların sayısı ise 183.841 kişidir. Kazalarda toplam maddi hasar 1.112.204.949 lirayı bulmuştur.[7]

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün verilerine göre trafik kazaları; yaralanmalara bağlı ölümler sıralamasında birinci, genel olarak ölüm sebepleri sıralamasında onuncu, ağır hastalık nedenleri arasında dokuzuncu sıradadır.[8] Dünyadaki bütün kazaların %40’ını trafik kazaları oluşturmakta, öte yandan erişkin yaşlardaki yaralanma sebepli ölümler içinde ilk sırada yer almakta ve trafik kazalarına bağlı olarak her yıl 1 milyon kişi ölmekte, 20 milyon kişi yaralanmaktadır.[9]

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Bankası’nın 2004 yılında ortaklaşa hazırladığı rapora göre, dünya’da ölüm nedenleri arasında 1990 yılında dokuzuncu sırada bulunan trafik kazalarının 2020 yılında altıncı sıraya yükselmesi beklenmektedir.[10]

Aynı rapora göre Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde her yıl 40 binden fazla kişi hayatını kaybederken, 150 binden fazla kişi bu kazalar sonucu sakat kalmaktadır. Trafik kazası sonucunda hayatını kaybedenlerin % 73’ünü erkekler ve yarıdan fazlasını 15-44 yaş grubu oluşturmaktadır.[11]

Avrupa Birliği’nde her yıl 1.3 milyon yolda trafik kazası olduğu ve bunların yılda 1.7 milyon yaralanma ve 40.000 ölüme yol açtığı hesaplanmıştır. Bu kazaların doğrudan ve dolaylı maliyetlerinin 160 milyar euroyu bulduğu, bu miktarın ise Avrupa Birliği’nin Gayri Safi Milli Hasılası’nın %2’sine eşit olduğu bilinmektedir.[12] Ayrıca yoldaki trafik kazaları çocuklarda ve gençlerde önde gelen ölüm ve iş göremezlik sebebidir.[13] Yine 45 yaş altı ölümlerin en önde gelen nedeni yine trafik kazalarıdır.[14]

Ingiltere’de “Institute of Alcohol Studies”in 2003 yılı için yaptığı bir araştırmaya göre, Avrupa’da alkol tüketiminden doğan sosyal zarar 125 milyar Euro’dur.

Buna göre hane başına 650 Euro düşüyor.

Bu rakam şu alanlardaki zararların toplamıdır:

Alkolün iş yerlerine verdiği zarar yılda 59 milyar Euro. (Alkolden ölüm bu rakama dahildir)

Sağlık harcamaları: 22 milyar Euro.

Kriminal vakalar: 33 milyar Euro.

Trafik kazası ve diğer zararlar 10 milyar Euro.

Manevi zararlar ise yılda 150 ila 700 milyar euro olarak tahmin edilmektedir.[15]

Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre, alkolün sebep olduğu ölümlerin (35 – 65 yaş grubu) oranları erkeklerde % 25, kadınlarda ise % 13’dür.[16] Doğrudan veya dolaylı olarak alkolden ölenlerin sayısı ise yılda 42 bin kişidir.[17]

Alman polisi tarafından tutulan 2004 yılına ait kriminal istatistiklere göre, her 3 şiddet olayından 1’i alkolün etkisiyle meydana gelmektedir.[18]

Almanya’da 2009 yılında aydınlatılan 151.617 şiddet suçu olayında 48.563 vak’a alkolün etkisiyle meydana gelmiştir. Dolayısıyla alkol, Almanya’da 2009 yılında aydınlatılmış olan şiddet olaylarının %33,1’ine sebep olmuştur.[19]

Italya’da yılda yaklaşık 270.000 yol trafik kazasında 330.000 kişi yaralanmakta ve 7.000 kişinin de ölümüne yol açmaktadır.[20]

ABD’de 2002’de alkolle ilişkili kazaların %4’ü ölümle ve %42’si yaralanmayla sonuçlanmıştır. Bunun aksine alkolün olmadığı kazaların %0,6’sı ölümle ve %31’i yaralanmayla sonuçlanmıştır.[21]

Alkollü sürücülerin yol açtığı kazalarda alkol alan sürücülerden başka pek çok insan da hayatını kaybetmektedir. 2002 yılında ABD’de genel olarak 1.00 promil veya daha yüksek olan alkollü sürücünün yer aldığı trafik kazalarında ölenlerin %44’ü alkollü sürücü haricindeki insanlardı. Bunların %7’si alkollü sürücülerin çarptığı araçlardaki diğer sürücüler, %22’si alkollü sürücülerin araçlarında veya bunların çarptığı araçlarda bulunan yolcular, %13’ü yayalar ve %2’si bisikletlilerdi. 2002’de alkollü sürücülerin yer aldığı kazalarda 16 yaşından küçük 573 kişi kaybedildi.[22]

Japonya’da yapılan bir araştırmada; alkollü olarak araç kullanmanın trafik kazasında ölüm riskini 4 kat artırdığı ve bu engellenmiş olsaydı ölümlerin % 75’inin önlenebileceği anlaşılmıştır.[23]

Bir bölgede alkol tüketimi arttıkça alkole bağlı trafik kazaları oranı da artmaktadır.[24]

1989 yılı Emniyet Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı verilerine göre:

– Ülkemizde işlenen suçların % 66 sı,

– Trafik kazalarının % 61 i,

– Cinayetlerin % 35 i,

– Tecavüzlerin % 50 si,

– Boşanmaların % 80 i alkol yüzündendir.

Buradan da anlaşılıyor ki, her kötülüğün temelinde alkol vardır. Insanımız içkiden gördüğü zararı hiçbir düşmandan görmemiştir.[25]

***

*

***Alkol, Insana Her Pisliği Yaptırır***

Alkol, insana babasını öldürtür:29.03.1999, Milliyet, Sayfa 3 alkolün zararlari ickinin zararlari alkol suc

Milliyet Gazetesi, 29 Mart 1999.

***

Alkol, insana çok sevdiği çocuğunu da öldürtür:

29.06.1995, Milliyet, Sayfa 3

Milliyet Gazetesi, 29 Haziran 1995.

***

Alkol, insana hırsızlık da yaptırır, tecavüz de ettirir:

11.10.1995, Milliyet, Sayfa 5

Milliyet Gazetesi, 11 Ekim 1995.

***

Alkol, 92 yaşındaki kadına bile tecavüz ettirir:

19.02.2001, Milliyet, Sayfa 5

Milliyet Gazetesi, 19 Subat 2001.

***

Alkol, bu sapıklığı da yaptırır:

04.01.2003, Milliyet, Sayfa 5 alkolün zararlari ickinin zararlari

Milliyet Gazetesi, 4 Ocak 2003.

***

Görülüyor ki, alkol, felaketin kaynağıdır. Alkolden yalnız içen değil herkes zarar görüyor.

***

*

***Alkol Ve Sağlık***

“Almanya Bağımlılık Danışma Merkezi”nin yayınladığı bir broşürün birinci sayfasında, doğru bilinen yanlışlara şöyle dikkat çekiliyor:

“Hep duyar ve okuruz, ‘bir bardak içmek zarar vermez, tam aksine: alkol ölçülü içildiğinde sağlıklıdır. Kırmızı şarap kalp krizine karşı korur, bira böbrekleri temizler, kısacası düzenli olarak alkol içmek ömrü uzatır.’

Ama bu yanlıştır.

Alkol ne ilaçtır, ne de sağlığı destekler.”[26]

Aynı broşürde alkolün 60 çeşit hastalığa sebep olduğu belirtilmekte ve bunlardan bazıları şöyle sıralanmaktadır:

– Karaciğer Sirozu ve Pankreas Iltihabı

– Mide ve Bağırsak Hastalıkları

– Kalp ve Dolaşım Sistemi Hastalıkları

– Beyin Hastalıkları

– Kanser Hastalıkları

– Bağışıklık Sistemi Hastalıkları

– Hormonal Bozukluklar

– Iktidarsızlık ya da Testis Büzülmesi

– Azaltılmış doğurganlık

– Erken Menopoz Belirtileri

Alkolün zararlari, alkol hastalik az alkol iyi mi, bira böbrek tasi, sarap kalp krizi, sarap kalbe iyi mi alkol saglikli mi

Almanya Bağımlılık Danışma Merkezi tarafından yayınlanan broşürün birinci sayfasında, doğru bilinen yanlışlara dikkat çekiliyor

***

Vatandaşlarını alkolün zararlarından korumak için ABD, Almanya, Japonya ve Fransa gibi ülkeler, alkollü içki kaplarına sağlık uyarı etiketi uygulamasını zorunlu hale getirmiştir. Mesela aşağıdaki resimde de görüleceği üzere, Laik Fransa’da 11 Şubat 2005 tarihinde çıkarılan bir kanunla alkollü içki kapları (şişe/kutu) üzerindeki etiketlerde “Hamilelikte alkollü içki kullanımı az miktarda bile olsa bebeğin sağlığına ciddi zararlar verebilir” veya elinde bir bardak tutan hamile kadın resmi ve üzerinde diyanagol bir çizginin yer aldığı hükümet tarafından çıkarılan sembolün kullanımı zorunlu hale getirilmiştir.[27]

fransada alkol saglik uyari etiketi alkolün zararlari alkol saglikli mi, sarap saglikli mi

Laik Fransa’da alkollü içki kaplarına konulan sağlık uyarı etiketi

***

*

***Islam’ın Alkollü Içkilere Bakışı***

Dinimizde sarhoşluk veren içkilerin çoğu haram olduğu gibi azı da haramdır. Islâm dini bütün sarhoşluk veren içkileri haram kılmış, içmeyi yasaklamıştır. Müslüman’ın alkollü içki ve uyuşturucudan uzak durması gerekir. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor;

“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.”[28]

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

“Şüphesiz Allah içkiyi haram kılmıştır. Bu ayeti haber alıp da yanında içki bulunan kimse, ondan içmesin ve satmasın…”[29]

Hadislerde de sarhoşluk veren bütün maddelerin içilmesi/alınması yasaklanmıştır. Nitekim Hz. Peygamber, “Sarhoşluk veren her içki haramdır.”[30] buyurmuştur.

Bu konuyla ilgili Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz’den rivayet edilen bazı Hadis-i Şerifler şöyledir:

“Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.”[31]

“Içki bütün kötülüklerin anasıdır.”[32]

“Allah içkiye, onu içene, dağıtana, satana, satın alana, üzümünü sıkana [îmal edene], kendisi için sıktırana, taşıyana ve kendisine taşınana ve parasını yiyene lânet etsin.”[33]

Bu ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere az veya çok içki içmek haramdır.

***

Hz. Ali (radıyallahu anh)’a sorarlar:

– Müslüman olmadan içki içtin mi?
– Hayır içmedim.
– Neden, herkes içiyordu sen niçin içmedin?
– Evet herkes içiyordu. Ama hepsini de hayasızlaştırıyordu. Onların bu halini görüp içmedim, diye cevap verir.[34]

*

***Alkol, Sömürgecilerin Silahıdır***

Yahudi protokollerinde şu talimat vardır:

– “Insanları rakı ile sarhoş, şarapla sersem edip ahmaklaştırarak düşünmekten alıkoymalıyız.” (C. R. Atilhan, Fesat programı, s.55)

– “Içkiye alıştırmalıyız. Ilk kadehi kadınların elinden verip sarhoş halde herkesin içinde rezil etmeliyiz.” (K. Yaman, Ihânet plânları, s.227)

– “Kalabalıkların vakitleri eğlencelerle, oyunlarla oyalanmalı herkes düşünmekten alıkonmalıdır.” (s.197)

Alkol, tarihte düşmanın gizli imha plânı olarak kullanılmıştır. Yaptığı tahribat yönü ile atom bombasından daha çok etki yapmıştır. Alkol, tuzaktır. Kötü emellerin silahıdır.

– “Amerikalılar, kıtayı keşfettikten sonra Kızılderililerin mukavemetini ve gücünü içki ile kırmıştır. Afrika ve Okyanus adalarında öğrendiğimize göre, Batılı sömürgeciler, fethettikleri topraklardaki yerli halka bedava veya ucuz ve bol miktarda rakı vererek onları önce sarhoş sonra da alkolik etmişlerdir.” (Ibrahim Canan, Kütüb-i Site: 6/291)

– “Ingiltere 19. yüzyılda Çin’i istilaya kalkışınca içki, afyon ve uyuşturucu tuzağını kullanmıştır. Bunun için Hindistan’da ürettiği afyonu Çin’e sevk etmek istemiş, Hindistan direnince silaha başvurmuştur. Tarihe bu savaş “Afyon Harbi” diye geçmiştir.” (Ibrahim Canan, K. Site: 6/292)

– Osmanlıyı yıkmada düşmanın önde gelen silahı, içki ve kadın olmuştur.

– Roma’yı, Bizans’ı yıkan da içkidir.

– Türk illeri, 70 yıl Ruslar tarafından alkol ile uyuşturulmuş, ve kontrol altında tutulmuştur. Hatta öyle alıştırmışlar ki, sabah kahvaltısında bile sofrada alkol vardır. Alkol Rus’un sömürü silahı olmuştur.

– 1996 Ramazan’ında Kazaklar “Içkiye hayır” kampanyası başlattı:

Ord. Prof. Kaydarov: “Içki bize Rus oyunu. Ruslar bize içki belasını yayarak beyinlerimizi süngerleştirdi. Ruslar, çok değişik taktiklerle içkiye alıştırdılar. Mesela; içki ikram etmeyen, dünyanın en leziz yemeklerini hazırlamış olsa da vazifesini yapmamış anlayışını yerleştirdiler. Bu içki belâsı, Rusların nüfuzumuzu yok etmenin ayrı bir plânıdır.” demiştir. (8/2/1996. Zaman)[35]

***

*

***Içkiyle Ilgili Özdeyişler***

Içki öldürür, kumar söndürür, spor güldürür. (Yeşilay Derneği)

Içkinin barındığı yerden ahlak ve utanç kaçar. (Baeches)

Içki şişesinin içinde, hoşnutsuzluk, avunma, korkaklık cesaret, utangaçlık ve kendine güven aranır. (S. Johnson)

Üç kadehten fazla içip de sarhoş olmadığını ileri süren herkes sarhoştur. (Epiktesos)

Akıllı adamların tek içkisi sudur. (Thorea)

Belaların en büyüğü sarhoştur. (Jefferson)

Içkiyi savunanlar olabilir, fakat içki onları asla savunmaz. (Abraham Lincoln)

Kişiliğinizi, ailenizi, ülkenizi seviyorsanız, içki düşmanı olunuz. (Yeşilay Derneği)

Su içmek insanın kendisini ne hasta, ne borçlu, ne dul yapar. (J.Neale)

Sarhoşluk gönüllü çılgınlıktır. (Seneca)

Ey içki, eğer senin adın yoksa, sana iblis adını verelim. (W. Shakespeare)

Isterse başka ulusları mutlu etsin, alkol bizim düşmanımızdır. (Prof. Dr. Sadi Irmak)

Insan vücudunda içki koymak, makine yataklarına kum koymak gibidir. (Henry Ford)

Her kadeh, mezara doğru bir basamaktır. (Abdülhak Hamid)

Içki alışkanlığı, toplumsal bir vebadır. (Ahmet Emin Yalman)

Içki, korkağı cesur; cesuru küstah eder. (Refik Halit Karay)

Içkinin bağırdığı yerde, ahlak ve utanç susar. (W Chaucer)

Belaların en büyüğü sarhoşluktur. (Jefferson)

Şarap mideye oturunca, artık söz unutulur. (Alessandro Menzoni)

Içki arkadaşları düşman eder. (Prof. Dr. F. Kerim Gökay)

Savaş fırtınadır, gelir geçer; içkiyse aman ve aralık vermez. (Ali Vahit)

***

Yeşilay Haftası Güzel Sözler

Kadeh içinde, deniz içinde olduğundan daha çok kimse boğulmuştur. (Alman sözü)

Içkinin üstesinden gelirim sanırsan, içki senin hakkından gelir. (Amerikan sözü)

Içki, bütün bela ve kötülüklerin anası, anahtarıdır. (Arap sözü)

Meyhanede yazılan şey, cennette okunmaz. (Bulgaristan sözü)

Sarhoş adam, yırtık çuvaldır. (Bulgaristan sözü)

Içkiye düşkün olanları, bu yıkımdan kurtarmak için en iyi yol, sarhoş değilken, onlara bir sarhoşu göstermektir. (Çin sözü)

Içki girince, akıl çıkar. (Fransız sözü)

Şarapla başlayan dostluk, bir gece sürer. (Ispanyol sözü)

Şarabın girdiği yerden, alçak gönüllülük çıkar. (Isveç sözü)

Içki ocak söndürür. (Tatar sözü)

Sarhoştan deli bile kaçar. (Tatar sözü)

Keçi şarap içmiş, dağda kurt aramaya çıkmış. (Türk sözü)

***

Içki ve Sigara Konulu Özlü Sözler

Içki güldürür, süründürür, öldürür.

Içki sağlığın düşmanıdır.

Içki kötülükler doğurur.

Içki aile bütçesini eritir.

Içki sinir ve sindirim sistemlerini bozar.

Sigara kanserle kardeştir.

Akıllı adamların tek içkisi sudur.

Içki bütün kötülüklerin anasıdır.

Içki öldürür, kumar söndürür, spor güldürür.

Içki insanı sefalete, rezalete hatta cinayete sürükler.

Alkol, veremin en yakın dostudur.

Alkol kapıdan girerse, mutluluk pencereden çıkar.

Toplumdaki pek çok facianın sorumlusu içkidir.

Alkol almak, gönüllü çılgınlıktır.

Içkinin girdiği yerden akıl, ahlâk ve utanma kaçar.

***

YEŞİLAY’IN ÖĞÜDÜ

Sağlığını seviyorsan,
Güçlü kalmak diliyorsan,
Zehir nedir biliyorsan,
İçme zararlı içkiden.

İçeceksen süt, ayran iç!
Nar, portakal suyundan iç!
Billur gibi kaynaktan iç!
İçme zararlı içkiden!

Geçicidir keyfi onun,
Sürünmektir bil ki sonun.
Mutluluğa gitmez yolun,
İçme zararlı içkiden!

Evdekiler seni bekler,
Saçı bitmedik bebekler…
Yıkılsın mı bu emekler?
İçme zararlı içkiden!

***

Mustafa Öselmiş’in de dediği gibi, içkinin bize son yıllarda verdiği zararı hiçbir düşman vermemiştir. Düşmanın milletimizi uyutmak ve uyuşturmak için hazırladığı oyunu bozmalıyız. Yetersiz ve yanlış bilgilerle alkol ve uyuşturucu ağına düşmüş insanımızı kurtarmalıyız.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Halil Cin- Ahmed Akgündüz, Türk Hukuk Tarihi, cild 1, Istanbul 1996, sayfa 267, 268.

[2] Anonim, Atatürk Çiftlikleri, Devlet Ziraat Işletmeleri Kurumu Neşriyatı, Ankara 1939, sayfa 63 ve devamı.

[3] Nizyazi Ahmet Banoğlu, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk, Nurgök Matbaası, Istanbul 1954, cild 2, sayfa 78.

[4] Mina Urgan, Bir Dinozorun Anıları, 78. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 161. (1999 tarihli baskısında ise sayfa 156. Ilk baskı 1998.)

Kitabın 162’nci sayfasında Mina Urgan’ın o sırada 11 yaşında olduğunu öğreniyoruz.

Ayrıca bakınız; Süleyman Bulut, Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler-2, 26. Baskı, Can Yayınları, Istanbul 2016, sayfa 59 ve devamı.

[5] Habertürk Gazetesi, 07 Ocak 2011.

[6] Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp Ihtisas Kurulu Başkanı Uz. Dr. A. Sadi Çağdır, “Alkol ve Suç” (Türkiye Yeşilay Cemiyeti 1, “Alkol ve Güvenli Sürüş”, Istanbul, Mayıs 2011, sayfa 25 – 29.)

[7] Bayraktar N., Çilingiroğlu N.; “Türkiye’de Trafik Sorunu” Toplum Hekimliği Bülteni, 2001, 22 (2).

[8] WHO Injury Chart Book 2002. Department of Injuries and Violence Prevention Noncommunicable Diseases and Mental Health Cluster, World Health Organization, Geneva, 2002.

[9] Koç D., Tüzün H., Maral I.; “Türkiye’de 1999 Yılı Için Ölümle Sonuçlanan Trafik Kazalarının Doğuşta Hayat Beklentisine Etkisi”, TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni, 2006, 5 (1-9).

Ayrıca bakınız;

Emniyet Genel Müdürlüğü ve Türkiye Istatistik Kurumu, Trafik Kaza Istatistikleri 2007, Türkiye Istatistik Kurumu Matbaası, Ankara 2009, (1-3, 5-6 ve 87).

[10] WHO and World Bank Activity. The World Report on Road Traffic Injury Prevention, On 7 April 2004.

[11] WHO and World Bank Activity. The World Report on Road Traffic Injury Prevention, On 7 April 2004.

[12] Torre GL, Beeck EV, Quaranta G, et al: Determinants of Within-Country Variation in Traffic Accident Mortality in Italy: A Geographical Analysis. International Journal of Health Geographics, 2007, (6) 49: (1-8).

Ayrıca bakınız;

European Commission –Directorate– General for Energy and Transport: Halving the Number of Road Accident Victims in the EU by 2010, A Shared Responsibility.

[13] Hjern A., Bremberg S.; Social Aetiology of Violent Deaths in Swedish Children and Youth, J. Epidemiol Comm Health 2002, 56: (688-692).

Ayrıca bakınız;

Sethi D., Racioppi F.; Road Traffic Injury Prevestion in Children and Youth in the European Region. Evr J Puplic Health 2004, 145, (39).

[14] Torre GL, Beeck EV, Quaranta G, et al: Determinants of Within-Country Variation in Traffic Accident Mortality in Italy: A Geographical Analysis. International Journal of Health Geographics, 2007, (6) 49: (1-8).

Ayrıca bakınız;

European Commission –Directorate– General for Energy and Transport: Halving the Number of Road Accident Victims in the EU by 2010, A Shared Responsibility.

[15] “Alcohol in Europe – A Public Health Perspective.” Anderson, R. & Baumberg, B. (2006), London, Institute of Alcohol Studies.

[16] John, U. & Hanke, M (2002) Alcohol-attributable mortality in a high per capita consumption country – Germany, in: Alcohol and Alcoholism 37; 581-585.

[17] Alkoholkonsum und alkoholbezogene Störungen in Deutschland (Almanya’da alkol tüketimi ve alkole bağlı hastalıklar), Schriftenreihe des BMG. Band 128, Nomosverlag, 2000.

[18] Polizeiliche Kriminalstatistik Berichtsjahr 2004. (Alman polisinin 2004 yılı suç istatistikleri raporu).

[19] Die Kriminalität in der Bundesrepublik Deutschland – Polizeiliche Kriminalstatistik für das Jahr 2010, sayfa 8. (Federal Almanya’da Suç – Alman polisinin 2010 yılına ait suç istatistiği).

[20] Torre GL, Beeck EV, Quaranta G, et al: Determinants of Within-Country Variation in Traffic Accident Mortality in Italy: A Geographical Analysis. International Journal of Health Geographics, 2007, (6) 49: (1-8).

[21] Hingson R., Winter M.; Epidemiology and Consequences of Drinking and Driving, Prepared: National Institute on Alcohol Abuse and Alcoholism, December 2003. Ulaşım: pubs.niaaa.nih.gov.

[22] Hingson R., Winter M.; Epidemiology and Consequences of Drinking and Driving, Prepared: National Institute on Alcohol Abuse and Alcoholism, December 2003. Ulaşım: pubs.niaaa.nih.gov.

[23] Fujita Y., Shibata A.; Relationship Between Traffic Fatalities and Drunk Driving in Japan, Traffic Injury Prevention, 2006, 7: (325-327).

[24] Torre GL, Beeck EV, Quaranta G, et al: Determinants of Within-Country Variation in Traffic Accident Mortality in Italy: A Geographical Analysis. International Journal of Health Geographics, 2007, (6) 49: (1-8).

[25] Mustafa Öselmiş, Gençliğin Etrafındaki Tuzaklar, sayfa 190. http://www.mustafaoselmis.com.tr/wp-content/uploads/kitap-icerikleri/gencligin-etrafindaki-tuzaklar.pdf (Son erişim tarihi 15 Haziran 2013).

[26] Deutsche Hauptstelle für Suchtfragen DHS (Almanya Bağımlılık Danışma Merkezi), “Alkohol und Gesundheit: Weniger ist besser!”. Broşüre buradan ulaşabilirsiniz: http://www.dhs.de/fileadmin/user_upload/pdf/Broschueren/AlkoholGesundheit_Einzelseiten.pdf (Son erişim tarihi 15 Haziran 2013).

Alkolün 60 çeşit hastalığa sebep olduğunu Peter Anderson ve Ben Baumberg de belirtmektedir;

Peter Anderson and Ben Baumberg, Alcohol in Europe – A public health perspective, Institute of Alcohol Studies, UK June 2006, sayfa 4. (A report for the European Commission).

[27] Sebahattin Kuş, “Alkollü içki şişelerinde sağlık uyarıları”, Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi, sayı 17, Aralık-Ocak-Şubat 2010-2011.

[28] Kur’ân-ı Kerim, Maide Suresi, Ayet: 90. (Elmalılı Hamdi Meali)

[29] Müslim, Müsâkât, 67; bk. Buhârı, Megâzî, 51; Büyû, 105, 112; Müslim, Büyû, 93; Fer’, 8; İbn Mâce, Ticârât, 11; Ahmed b. Hanbel, II, 213, 362, 512, III, 217, 324, 326, 340; İbn Kesîr, Muhtasaru Tefsîri İbn Kesîr, Beyrut (t.y), I, 544-547.

[30] Buhâri, Vudû, 71; Edeb, 80; Müslim, Eşribe, 7.

[31] Ebû Dâvud, Eşribe, 5: Tirmizî, Eşribe, 3.

[32] Suyûtî, Câmi’üs-Sağîr, 2/12.

[33] Tirmizi, Büyû: 58.

[34]  Mustafa Öselmiş, Gençliğin Etrafındaki Tuzaklar, sayfa 198. http://www.mustafaoselmis.com.tr/wp-content/uploads/kitap-icerikleri/gencligin-etrafindaki-tuzaklar.pdf (Son erişim tarihi 15 Haziran 2013).

[35] Mustafa Öselmiş, Gençliğin Etrafındaki Tuzaklar, sayfa 201 – 203. http://www.mustafaoselmis.com.tr/wp-content/uploads/kitap-icerikleri/gencligin-etrafindaki-tuzaklar.pdf (Son erişim tarihi 15 Haziran 2013).

Birkaç yerde, Prof. Dr. Sefa Saygılı’nın “Dünyada Ve Ülkemizde Trafik Kazaları Ve Alkolün Etkisi” başlıklı makalesinden alıntı yaptık. (Türkiye Yeşilay Cemiyeti 1, “Alkol ve Güvenli Sürüş”, Istanbul, Mayıs 2011, sayfa 7 – 24.)

***

Benzer konular:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/18/kemal-ataturkun-padisahlar-gizli-icerdi-ben-acik-iciyorum-sozu-hakkinda/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/07/sarhos-ataturk-konusunda-yilmaz-ozdile-cevap/

***

https://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/12/30/yilmaz-ozdilin-amaci-ne-kurana-bakalim/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2013/05/30/yilmaz-ozdile-iki-ayyas-cevabi/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Kadir Mısıroğlu:M.Kemal olmasaydı Yunan Harbi 2,5 yılda değil 6 ayda biterdi

Kadir Mısıroğlu: M.Kemal olmasaydı Yunan Harbi 2,5 yılda değil 6 ayda biterdi

*

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk’ün Deli Raporlu Milletvekili Recep Zühtü

Atatürk’ün Deli Raporlu Milletvekili Recep Zühtü

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Recep Zühtü Bey Recep zühtü Soyak recep zühtü deli raporlu milletvekili recep zühtü atarürk

Recep Zühtü Soyak

***

M. Kemal Atatürk’ün hizmetçisi Cemal Granda’nın naklettiğine göre, Zonguldak (daha önce Sinop) milletvekili ve aynı zamanda M. Kemal’in fedaisi Recep Zühtü’nün Çengelköy’de oturan Fatma Medeniye (Medine) adlı bir kadınla ilişkisi varmış. Genç ve güzel olan Fatma Medeniye, Recep Zühtü’nün Istanbul’da olmadığı günlerde onu gayrimüslim bir gençle aldatmış. Devamını Granda’nın kendisinden dinleyelim:

“Recep Zühtü bunu duyar duymaz çılgına dönmüş. Zaten sinirli huyu var. Atatürk’ün yakını olmanın verdiği bir şımarıklılıkla yerinden fırladığı gibi:

– ‘Seni namussuz or…u. Şimdi senin canını cehenneme…’ diye asılmış tabancasına. Korkudan yataktan fırlayıp kaçmağa başlayan kadını kurşun yağmuruna tutmuş.”[1]

Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde bulunan bir belge Cemal Granda’yı doğrulamaktadır. Adalet Bakanlığı, 17 Şubat 1935 tarihinde Başbakanlığa gönderdiği bir yazıda, Recep Zühtü’nün “on yıldan beri beraber yaşadığı Fatma Medeniye adlı kadını, hakikati kat’iyetle anlaşılamayan bazı sebepler dolayısıyla 10 Şubat 1935 gecesi Çengelköyü’nde baş ve bacağından kurşunla vurduğunu ve kadının iki gün sonra öldüğünü” bildirmektedir.[2]

recep zühtü fatma medine fatma medeniye recep zühtü cemal granda recep zühtü atatürk, recep zühtü kemal, recep zühtü deli raporu

[2] no’lu dipnotta bahsi geçen belge

***

Granda, daha sonra R. Zühtü’nün “akıl ve sinir hastalıkları”ndan rapor alarak, ceza almadığını yazıyor. Bu da doğru: Yine Adalet Bakanlığı tarafından 21 Nisan 1935 tarihinde Başbakanlığa gönderilen yazıda, “muhakemenin men’ine” karar verildiği görülüyor.[3]

Deli raporu R. Zühtü’nün yargılanmasına engel oldu! R. Zühtü, deli raporu sayesinde cinayetle yargılanmaktan ve ceza almaktan kurtuldu.

recep zühtü fatma medine fatma medeniye recep zühtü cemal granda recep zühtü atatürk, recep zühtü kemal, recep zühtü deli raporu 2

[3] no’lu dipnotta bahsi geçen belge

***

Ama iş sadece bununla bitse iyi…

R. Zühtü, cinayetten iki gün önce, üstelik M. Kemal Atatürk’ün milletvekillerini atadığı bir dönemde[4] Zonguldak’tan milletvekili olmuştu, ancak deli raporu aldıktan sonra milletvekilliği devam etti! Deli ama milletvekili…[5]

Deli raporlu birinin milletvekilliğini sürdürmesine göz yummak akıllı işi midir? Bir de Dr. Rıza Nur’a “deli” deyip M. Kemal aleyhinde yazdıklarının hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığını iddia etmiyorlar mı, insanın aklını oynatası geliyor.[6]

Ayrıca 1926’da Izmir’de M. Kemal’e suikast “teşebbüsünde” bulundukları gerekçesiyle 20’ye yakın insanı idam edenler[7], her nedense “cinayet işleyen” birine dokunmuyorlar. Demek ki idam edilenlerin “suçu” sadece M. Kemal’e muhalif olmaktır. M. Kemal’in adamı olanlar ise cinayet işleseler bile ceza almaktan kurtulmakla kalmıyorlar, üstüne bir de milletvekilliği ile ödüllendiriliyorlar. Böyle adalet olur mu?

Tabiki olmaz, ama gel de bunu kemalistlere anlat…

Neyse, devam edelim…

Bir kadına kurşun yağdırıp öldüren Recep Zühtü, Atatürk’ün Nöbet Defteri’ne göre, 31 Mayıs 1935’de, yani cinayetten “sonra” M. Kemal Atatürk ile görüşmüş… Aynı yıl 7 Temmuz’da yine görüşmüşler. 1936 yılında iki görüşme daha gerçekleşmiş. 1937 yılında ise görüşme sayısı hayli yüksek: 23 kez.[8]

Gördüğünüz gibi M. Kemal Atatürk, bir kadının canına kıyan Recep Zühtü’nün milletvekilliğini sürdürmesine izin vermiş ve cinayetten sonra da onunla defalarca görüşmüştür.

recep zühtü Devre 5, cild 3, Ictima 24, 6 Mayis 1935, sayfa 83, 84.

[5] no’lu dipnot ile ilgili… Recep Zühtü’nün cezaî ehliyetinin olmadığını gösteren rapor, 6 Mayıs 1935 tarihli Meclis tutanaklarında. Yukarıda celsenin baş kısmını görüyorsunuz)

***

Şimdi tam da burada M. Kemal’in nasıl aklanıp yüceltilmek istendiğini Granda’nın hatıratından göstermek istiyoruz… R. Zühtü’nün işlediği cinayeti aktaran Granda, M. Kemal’in bu olumsuz davranışlarını kanaatimizce şu sözlerle örtmeye çalışıyor:

“Bu olay, kadınlara karşı büyük bir saygı besleyen Atatürk’ün duygularını çok incitmişti. Hele bunun yakınlarından ve koruyucularından biri tarafından yapılmış olması, onu canevinden vurmuşa benziyordu.”

Çok duygulandırıcı değil mi?

Madem M. Kemal “kadınlara karşı büyük bir saygı besliyor” o halde neden cinayetten sonra R. Zühtü ile defalarca görüşüyor? Daha da önemlisi, niçin böyle eli kanlı, üstelik deli raporlu birisinin milletvekilliği yapmasına izin veriyor? Bir kadını öldüren birisiyle görüşmek ve milletvekili sıfatını taşımasına izin vermek, kadınlara saygı beslemek midir, yoksa tam tersine onlara yapılmış büyük bir saygısızlık mıdır?

Lütfen bu sualleri vicdanlarınıza sorunuz.

***

NOT: 

Kadın Haklarını Koruma Derneği’ni, bu utanç verici olayı şiddetle kınamaya davet ediyoruz.

(Prof. Dr. Cemil Koçak’ın 6 Nisan 2013 tarihinde Star gazetesinde yayınlanan yazısından büyük ölçüde istifade edilmiştir.)

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Cemal Granda (Çelebi), Atatürk’ün Uşağı Idim, Yayına hazırlayan: Turhan Gürkan, Hürriyet Yayınları, Istanbul 1973, sayfa 218 ve devamı.

[2] Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, No: 30 10/9 52 8.

[3] Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, No: 30 10/9 52 8.

[4] O dönem milletvekilleri millet tarafından değil, M. Kemal Atatürk tarafından seçiliyordu. Ayrıntılı bilgi için bakınız; http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/06/cok-partili-sisteme-m-kemal-ataturk-ile-gecildi-yalani-tek-parti-rejimi-chp/

[5] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 5, cild 3, Içtima 24, 6 Mayıs 1935, sayfa 83, 84.

[6] Dr. Rıza Nur’a atılan iftiralara verdiğimiz cevap için bakınız; http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/28/dr-riza-nura-atilan-iftiralara-cevap/

[7] M. Kemal’e suikast “teşebbüsünde” bulundukları gerekçesiyle 20’ye yakın insan idam edilmişti, bu konuda geniş bilgi için bakınız; http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/26/istiklal-mahkemeleri/

[8] Özel Şâhingiray, Atatürk’ün Nöbet Defteri 1931-1938, Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları: 8, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1955.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kemalist rejimin basın ve vefa anlayışı

Kemalist rejimin basın ve vefa anlayışı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Ali Ihsan Sabis Pasa Kurtulus Savasi Ali Ihsan Pasa

Kurtuluş Savaşı Komutanı Ali Ihsan Paşa (Sabis)

***

“Sabis” soyadını, Irak Cephesi’nde Sabis Mevkiinde Ingilizlere karşı savaşta gösterdiği başarılar nedeniyle alan ve Kurtuluş Savaşı’nda da Batı Cephesi 1. Ordu komutanlığına atanmış olan Ali Ihsan Sabis Paşa, Ismet Inönü ve avenesine suçlayıcı imzasız mektuplar gönderdiği gerekçesiyle 1944 senesinde kemalist rejim tarafından 15 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştı.

Muhakemesinden bir gün önce gazetelere şu direktif verilmiştir:

“Örfi Idare’den:

Ali Ihsan Sabis’in yarınki mahkemesi hakkında gazeteler mahkeme safahatı ve iddiadan bahsedecekler, maznunun emekli generalliği mevzuubahs edilmeyecek, sadece Ali Ihsan Sabis denilecek. 5.8.1944

Mıntıka Müdürlüğü”

ali ihsan sabis pasa kurtulus savasi 1944 muhakemesi basin

***

Bu vesika, kemalist rejimin basını nasıl “kullandığını” (veya baskı altında tuttuğunu) ve Kurtuluş Savaşı’na katılmış bir Paşa’ya verdikleri “değeri” göstermesi bakımından ibret vericidir.

 

**********

 

KAYNAK:

Başta “Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü” olmak üzere çeşitli yerlerden verilen yasaklama kararlarının ve direktiflerin bir araya getirildiği ve “24 Haziran 1942 – 27 Şubat 1947″ dönemi yasaklarını kapsayan “Son Posta” gazetesine ait defter.

***

Kemalist rejimin basın anlayışı hakkında daha fazla malumat edinmek isteyenler şu yazımıza bakabilirler:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/08/m-kemal-ataturkun-yasakladigi-kapattigi-gazeteler-basin-sansuru/

***

Kemalist rejimin Kurtuluş Savaşı’na katılan Paşalara verdiği “değer” için ise şu yazımıza bakılabilir:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/26/istiklal-mahkemeleri/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/21/iste-kemalist-rejimin-gercek-kahramanlara-verdigi-deger-bu-kadar-kara-fatma-ozisci/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Harf Inkılabı’nın amacı ve Abdullah Cevdet’in pişmanlığı

Harf Inkılabı’nın amacı ve Abdullah Cevdet’in pişmanlığı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

abdullah cevdet harf inkilabi macaristan damizlik erkek abdullah cevdet atatürk

Ateist Papaz Jean Meslier’in yazdığı “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitabı da Abdullah Cevdet tercüme etmişti

***

Abdullah Cevdet’in Atatürk inkılaplarında, bilhassa “Harf Inkılabı”nda çok önemli bir payı olduğu inkar edilemez. A. Cevdet, Arap harfleri yerine, Lâtin harflerinin kabul edilmesini çok istemiştir. Ancak lâtin harfleri kabul edildikten sonra bile hem kendisi el yazılarını Arap harfleriyle yazmaktan vazgeçmemiş, hem de yarı şaka yarı ciddi Lâtin harflerinin kabul edilmesi için çeşitli çarelere müracaat etmekten pişman olduğunu kaydetmiştir.

Bu hususta, merhum tarihçi Ibrahim Hakkı Konyalı’nın Burhan Bozgeyik’e anlattıklarına kulak verelim:

“Lâtin harflerinin hararetli terviççilerinden birisi de Içtihad mecmuasının sahibi Dr. Abdullah Cevdet’ti. Mecmuasının rakamlarını ve bâzı yazılarını Garb’taki (Batı) ra­kamlarla ve Lâtin harfleriyle yazar, Lâtin harflerinin kabulünü tavsiye ederdi. Mecmuasını satmak için her sapıklığı yapar, Türk ırkının ıslahı için Macaristan’dan Damızlık Hıristiyan erkek getirmeyi tavsiye edecek küstâhlık gösterirdi.

Ben, Yerebatan’daki Son Posta gazetisinde çalışırdım. Abdullah Cevdet’in eski zaptiye binasının karşısın­daki Içtihad Evi vardı. Matbaası, idarehanesi ve evi hâlâ ayakta duran bu binaydı. Ticarethane sokağında oturdu­ğum için hem matbaa, hem ev komşusu idik. Bir gün beni dâvet etti. Lâtin harflerinin kabulünden sonra, mecmuasının satışı sıfıra düşmüştü.

Bana ‘Ibrahim Bey, ben Lâtin harflerinin kabulü için çeşitli çarelere başvu­rurken, büyük günah işlemiştim. Nasuh tevbesiyle tevbe ettim’ dedi.

Lâtin harflerinin hararetli mürevviçlerinden olan bu adam, ölünceye kadar, bütün yazılarını eski ya­zıyla yazmıştı. Gazetelerde eski yazı bilen mürettipler onun yazılarını yeni harflere çevirerek dizerlerdi. Eski yazı bilen muharrirlerin hepsi, ölünceye kadar böyle yazdılar. Ben de böyle yazarım. Notlarımı eski yazıyla tutarım.”[1]

Demek ki meselenin eski yazının zor öğrenilmesiyle ilgisi yoktu.

H. Ritter şöyle diyor: “Lâtin yazısın­dan beş defa kısa ve harikulâde müsait olan Arap yazısı okuma yazmayı kolaylaştırdığı için İslâm âlimleri sayısız eser vermiştir.”[2] 

Prof. Osman Turan da aynı konuda şu görüşleri dillendiriyor:

“Gerçekten İslâm harfleri şakulî, ufkî ve inkinaî olduğundan onunla bir metnin yazılması ve okunması, zaman ve emek tasarrufu sağlar; Lâtin harfleri gibi sadece ufkî ve uzun olmadığı için muhakeme mana üzerinde toplanır; Lâtin harfleriyle yazılı bir kelime incelenirken, eski yazı ile bir bakışta bir cümle okunur, hatta bir sahifenin muhtevasına nüfuz edilir… Mimarîde büyük selâtin camileri ve kervansaraylar, musi­kide Dede Efendiler ne ise, yazı sanat eserleri ile tuğralı fermanlar da ay­nı ince ve yüce ruhun tecellileridir.”[3]

Dr. İlter Turan ise “işin gerçeği”ni fısıldıyor idrakimize:

“Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma yazmanın yaygınlaş­masını kolaylaştırmak de­ğildir… Devrimin temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyasıyla bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı.”  (İsmet İnönü de aşağı yukarı hatıralarında bunları yazıyor).

“Milliyetçiler (yani dev­leti yönetenler), yeni bir toplum meydana ge­tirmek isteğindeydiler. Toplumun geçmişiyle bağları ne kadar kuvvetli olursa, toplumu de­ğiştirmek o kadar güç olurdu. Yeni nesiller eski yazıyı öğ­renmeyecekler, yeni yazıyla çıkan eserlerin muhtevasını ise milliyetçiler denetleyebileceklerdi. Türk yazısı ile Arap yazısı başka olduğundan, Araplarla kültür bağ ve ilişki­leri zayıflayacak ve Türkiye Batıya yöne­lecekti. Din eser­leri eski yazıyla yazılmış ol­duğundan okunmayacak, di­nin toplum üzerin­deki etkisi azalacaktı.”

“Yeni bir tarih tezi ileri sürüldü. Bu teze göre medeniyetin ilk kurucuları Orta Asya’daki Türkler, Orta Asya’dan göç ederek medeniyeti dünyanın diğer bölgelerine yaymış­lardı (Meşhur “Güneş Dil Teorisi”nin tarihe yansıması)… Bugünkü Avrupa medeniyetinin öncüleri de Türklerdi. O hâlde Türklerin Batılılaşmak is­temesi, doğmasında kendilerinin büyük payı olan bir uygarlığa tekrar dönmelerinden iba­retti. ‘Batılılaşmak’ demek, kendilerinin de bir parçası olduğu uygarlığı yeniden benimse­mek demektir.”

“İkinci olarak, Anadolu’da tarih boyunca ku­rulan uygar­lıklar incelenerek, bunların Türk uygarlıkları olduğunun gösterilmesine çalışıldı. Anadolu uygarlıkları arasında, özellikle Sü­merler ve Etiler üzerinde duruldu. Sümerler ve Etilerin tercih edilmiş olması sebepsiz de­ğildir. Osmanlı Devletinin kalıntılarının yı­kılmak is­tendiği bir devrede, Osmanlı tarihi incelene­mezdi. Sonra gerek Selçuklu, gerek Osmanlı tarihinin araştırılması, Türklerin İslâm’a olan yakın ilgisini de belirtmek zorun­daydı. Lâik­leşme döne­minde İslâm’ın bir araş­tırma konu­su edilmesi uygun düş­mezdi. Hâlbuki Sümerler ve Etiler, Anadolu’da yaşa­mış oldukları gibi, Selçuklu ve Osmanlıların ortaya çıkardığı sa­kıncalar (yani Müslümanlık) onlar için varit değildi (çünkü onlar Müslüman değildi). Dola­yısıyla onların pek de kesin olmayan Türklük­leri—ki, bugün Etilerle Sümerlerin Türk olmadı­ğı konusundaki deliller kesindir—üzerinde du­ruldu, kurdukları uygarlıkların “Anadolu Türk uygarlığı” olduğu ve Türklerin Anadolu’da uzun bir tarihe sahip olduğu gösterilmeye ça­lışıldı.”

“Çalışmalar belirli bir gayeye hizmet etmek için yapıldı­ğından zaman zaman bilimsellik dışına çıkmışlardır.”[4]

Son olarak Yavuz Bahadıroğlu’nun yorumu:

“Belirli bir gaye”den muradın ne olduğunu bugün hepi­miz biliyoruz. Kitleleri dininden, dilinden, kültüründen, me­deniyetinden, tarihinden koparıp Batılılaştırma gaye­sidir bu. Hatta bu “gaye”nin gerçekleşmesi için isyanlar ter­tip­lenmiş, sehpalar kurulmuş, kelleler alınmış, arkada kandan bir iz bıra­kılmıştır.

Ama acaba umulan elde edilmiş midir?

Eğer bir türlü belini doğrultamayan, kendi ayakları üzerinde du­ramayan, bir asra dünya çapında birkaç deha oturtama­yan fukara, ilmî gelişmelerin dışında, kabuğuna büzülmüş bir Türkiye murat ediliyordu ise, evet, umduklarını elde etmiş sayılabilirler.

Yok, kültürlü, dünyada sözü geçen ve ilim, fen, edebiyat, teknik sahalarında söz sahibi bir Türkiye murat ediliyordu ise, bunun hâlâ çok uzağındayız.[5]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Yeni Nesil, 12 Şubat 1984.

[2] H. Ritter, Classicisme et Declin culturel dans l’histoire de Islâm, Paris 1957, s. 178-179’dan aktaran Yavuz Bahadıroğlu. (Yeni Akit gazetesi, “Harf devriminin en önemli amacı”, 21 Mayıs 2013.)

[3] Prof. Osman Turan’ın “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi”nden aktaran Yavuz Bahadıroğlu. (Yeni Akit gazetesi, “Harf devriminin en önemli amacı”, 21 Mayıs 2013.)

[4] Dr. İlter Turan, Cumhuriyet Tarihimiz, s. 93-94’ten aktaran Yavuz Bahadıroğlu. (Yeni Akit gazetesi, “Harf devriminin en önemli amacı”, 21 ve 22 Mayıs 2013.)

[5] Yavuz Bahadıroğlu, “Harf devriminin en önemli amacı 2”, Yeni Akit gazetesi, 22 Mayıs 2013.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Yavuz Bahadıroğlu – Neler yıktık?

Yavuz Bahadıroğlu – Neler yıktık?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

yavuz bahadiroglu osmanli cumhuriyet yavuz bahadiroglu atatürk
***

Rahatça söyleyebilirim ki, tarihinde övünebileceği çok şey olmasına rağmen, övünmek şöyle dursun, hatta dövünen başka bir millet yoktur!

Şöyle bir düşünün bakalım, kaç âbide, kaç “âbide insan” hatırlayacaksınız?
Saymakla bitiremeyeceğinizden eminim. Ne çare ki reddettik! Yokmuş gibi yaptık! Türkiye’yi bin yıllık geçmişinden koparıp, doksan seneye hapsettik. Tabiatıyla tökezledik! Özgüvenimizi yitirdik. O kadar ki, “Biz adam olmayız” sözünü dillerimize pelesenk edip kendi kendimizi sürekli aşağıladık.

Kısacası “redd-i miras”(geçmişi reddetmek) bu milletin özgüvenine mal oldu!
Bu öyle bir “redd-i miras”tır ki, alfabeden başlar, kılık kıyafette çıkar…
Ama orada da bitmez: Şehir, hatta köy isimlerini değiştirmeye kadar gider.
Mevsim isimleri, ay isimleri, gün isimleri, saat, takvim, vesaire…
Birinci Dünya Savaşı’nda Almanlardan aldığımız meşhur “Goben” zırhlısının “Yavuz Sultan Selim” olarak değiştirilen ismini, “Cumhuriyet Türkiyesi” bir kez daha değiştirir ve “Sultan Selim”i çıkarıp “Yavuz”u bırakır.
Amaç, hiçbir padişahın hatırlanmaması…

Söyler misiniz bunlar hangi derdimize deva oldu? Meclis kürsüsünden II. Abdülhamid’e ve Sultan Vahideddin’e yapılan hakaretler hangi problemlerimizi çözdü?
Burada izninizle Fransız yazar Claude Ferrere’den konuyla ilgili hayret uyandıran kısa bir değerlendirme aktaracağım:

“Size tuhaf bir şey söyleyeceğim: Günümüzün cumhuriyetçi Türkleri, kendilerini Bayezid’in torunları değil de Timur’un torunları sayıyorlar. Cumhuriyet donanmasında bir zırhlı var: Almanların eski ‘Goben’ Zırhlısı… Bu geminin adını değiştirmek ve millî bir isim vermek gerekti. Çok haklı olarak ‘Yavuz Selim’ adı teklif edildi. Ama Çankaya Hükûmeti buna razı olmadı. Kısaca ‘Yavuz’ denmesini uygun buldu. Osman’ın (Osman Gazinin) kanı, Ankara’daki adamlar için tarihten silinmesi gereken, nefret edilecek bir şey hâline geldi. Tahripkâr ve zalim Cengiz’le Timur; sayısız saraylar yaptıran, mabetler inşa ettiren, yollar açan, bunca eyaleti Türk topraklarına katan hükümdarlara (padişahlara) tercih edilmektedir… Cumhuriyet Türkleri, cetlerinin mirasını hor görmeye başladılar.” (Claude Ferrere, Türklerin Manevî Gücü, s. 1987 v.d.)

Yabancıları bile dehşete düşüren bu “redd-i miras”, sadece kişilere münhasır kalsaydı, belki tahribat bu seviyede olmayacaktı. Hazin ki, aşiretten beylik, beylikten devlet çıkaran ve devleti en az 500 sene cihanın üçte birine hâkim kılan temeller de tahrip edildi.

Âkif’in hicranla dile getirdiği gibi, “inkılâp ümmetinin şanı, yakıp yıkmaktı.” “Eski” adına ne varsa yerle bir edilmeliydi ki, enkazın üzerinde yeni bir devlet kurulabilsin!
Yeni devletin telâkkileri gibi insanları da “modern” olacaktı. Avrupa örnek alınacaktı…

Onun gibi giyinecek, onun yazısıyla yazacak, kendi kültür kaynaklarımıza sırt çevirip tarihimizi inkâr ederek onun kaynaklarına yönelecektik. Papa’nın teklifini kabulle Hıristiyan olmadığı için Fatih’i kınayacak, Yavuz’u “kanlı katil” ilân edecek, Sultan II. Abdülhamid’e “Kızıl Sultan”, Sultan Vahideddin’e “vatan haini” diyecek, bütün tarihi “hane­dan tarihi” ilân edip kendimize Etilerden, Sümerlerden, Moğollardan ecdat arayışına çıkacaktık.
Vesikalar, vakıalar önemsizdi. Nazarlarında tarih, bir ilim değil, bir sanattı. Objektif olunmasının önemi yoktu. “Sadece millî olmalı”ydı.

Bunun için de “dinî” unsurlardan ayıklanması gerekiyordu. Yani geçmiş reddediliyor, yok ediliyor, “yok”un üzerine geleceği inşa etmek gibi imkânsız bir hayalin peşinde koşuluyordu.

Bu uğurda neler yapıldığına yarın bakalım…

 

Yavuz Bahadıroğlu / Yeni Akit

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

*

*

Ali Naci Karacan: “Din Zehirdir”

Ali Naci Karacan: “Din Zehirdir”

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

ali naci karacan din zehirdirAli Naci Karacan

***

ali naci karacan din zehir tan gazetesi 7 subat 1949

***

4 Şubat 1949’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde iki kişinin Ezan okuması üzerine[1], Ali Naci Karacan, Tan gazetesinde yayınlanan yazısında dine “zehir” demişti.

Inkılapların ne maksatla, hangi zihniyetle yapıldığını göstermesi bakımından Karacan’ın yazısını buraya alıyoruz:

“Halk arasında ve intihap dairelerinde hoşa gitmeği her şeye üstün tuttukları anlaşılan bazı kimseler, din avukatlığının insanı kalabalıklara çabuk sevdireceğine inanmışlar ve demokrasiye yeni giren memleketin içinde sanki Atatürkün yıktığını yapmak ister intibaını bırakan bir tavır takınmışlardır. Bu zevat bu arada, komünizme karşı en iyi mücadele çaresi olarak din propagandasını tavsiye bile etmişler ve zehri zehirle tedavi etmek yolunu işaret suretiyle akıllarının bütün ölçüsünü de ayrıca göstermişlerdir.

Kitapçı dükkanlarını Arapça levhalar kaplamış ve din mecmualarının sayısı da tabii hesaplanamaz bir hal almıştır. Vaziyet böyle olunca malum müezzinler de kalkmışlar ve tam Millet Meclisinin içine girerek, ezanı okumağa başlamışlardır.”[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Ezan-ı Muhammedi’nın yasaklanışı hakkında tafsilat almak isteyenler şu yazımıza bakabilirler:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/27/ataturkun-yasakladigi-ezan-i-muhammediyi-adnan-menderes-serbest-birakti/

[2] 7 Şubat 1949 tarihli Tan gazetesinden aktaran Akşam.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Adolf Hitler: Kemal Atatürk’ün Türklerle hiçbir alakası yoktu

Adolf Hitler: “Kemal Atatürk’ün (ırkan) Türklerle hiçbir alakası yoktu”

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

percy ernst schramm atatürk hitler türklerle hicbir alakasi yoktu

Ünlü Alman dergisi “Der Spiegel”de yayınlanan yazı

***

Alman tarihçi Prof. Dr. Percy Ernst Schramm ünlü Alman dergisi “Der Spiegel”de yayınlanan bir yazısında, Adolf Hitler’in M. Kemal Atatürk hakkında, (ırkan) Türklerle hiçbir alakası yoktu.” dediğini aktarmaktadır.

(NOT: Az kalsın dünyaya hakim olacak olan Adolf Hitler sizce “boş” mu konuştu?)

 

**********

 

KAYNAK:

Prof. Dr. Percy Ernst Schramm, “Adolf Hilter – Anatomie eines Diktators” (Adolf Hitler – Bir Diktatörün Anatomisi), Alman Dergisi “Der Spiegel”, 19 Şubat 1964, sayfa 59.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*