Müslümanım ama Atatürkçüyüm diyenlere ithaf olunur

Müslümanım ama Atatürkçüyüm diyenlere ithaf olunur

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürkün yaveri salih bozok müslümanim ama atatürkcüyüm diyenlere

Salih Bozok, M. Kemal ve Kılıç Ali ile aynı karede

***

Son zamanlarda M. Kemal Atatürk’ü Müslüman bir profil olarak takdim etmek moda oldu. Mesela Müslümanım ama Atatürkçüyüm diyenlerin ekseriyeti Şapka kanunu çıkaran Atatürk’ün “kalpaklı” fotoğrafını internette Profil resmi yapıyor. Ne yazık ki mebzul miktarda insan böyle çelişkiler yumağı içinde bocalayıp duruyor.[1]  

Bu modanın başla(tıl)masının yegane sebebi ise Müslümanların şuurlanmasıdır. Zira şuurlanan bir Müslüman; Hilafet’i, Kur’an’ı, Ezan’ı, Şeriat’ı vs. ülkemizde uygulamadan kaldıran bir adamı ve rejimini asla kabul etmez… Binaenaleyh rejimin sürdürülebilirliği açısından bir tehlike oluşturur. Hedefleri ise bunu önlemektir. Bu konuyu muhtelif yazılarımızda tafsilatlı olarak ele aldığımızdan[2] burada tekrar etmek istemiyoruz. Biz burada sadece M. Kemal’in yaveri ve yakın dostlarından Salih Bozok’un yaşadığı bir olayı nakletmekle iktifa edeceğiz. Umarım herkes payına düşeni alır. Özellikle de kendi hayalinde yaratmış olduğu bir adamı “Atatürk” olarak tanıyanlar…

Atatürk’ün yaveri Salih Bozok anlatıyor:

“Milli Mücadele esnasında bir gün M. Kemal Paşa’yla birlikte, ikamet ettikleri köşkün arka tarafındaki bağlarda geziniyorduk. Bağ evlerinin birinin önünde ihtiyar bir kadınla bir de erkeğe tesadüf ettik. Yanlarına sokulduk. Selam verdik. Şuradan buradan konuşurken ifadelerinden ve hallerinden Paşa’yı tanımadıklarını anladım. Kendilerine, “Siz Mustafa Kemal Paşa’nın köşküne çok yakın bulunuyorsunuz, acaba sık sık Paşa’yı görebiliyor musunuz?” diye sordum.

Ihtiyar erkek, “Kabil mi efendim?.. Maiyetinde bulunan kara elbiseli muhafızları hiç kimseyi köşkün civarına sokmuyorlar. Bazen cuma namazında Hacıbayram Camii’nde tesadüf edecek olursam uzaktan görmeye muvaffak olabiliyorum” deyince Paşa’yla birbirimize bakıştık ve onun işaretleri üzerine ihtiyara fazla bir şey sormayarak biraz sonra oradan ayrıldık. Ikimiz de ihtiyarın söylediklerine hayretler içinde kalmıştık. Çünkü Paşa, cuma namazına gitmiyordu. Demek ki ihtiyar kendi hayalinde yaratmış olduğu bir adamı Mustafa Kemal olarak tanıyordu. Paşa’nın ak sakallı olduğunu da söylemişti…”[3]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Atatürk’ü tanımayan Atatürkçüler:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/17/ataturku-tanimayan-ataturkculer/

[2] Mesela şu yazılarımıza bakılabilir:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/13/m-kemal-ataturkun-ne-zaman-islami-soylemlere-basvurdugu-hakkinda-bir-analiz/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/02/05/m-kemal-ataturkun-okuttugu-lise-tarih-kitabi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[3] Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor – Salih Bozok, Yayına Hazırlayan: Can Dündar, Doğan Kitap, 13. Baskı, Istanbul 2011, sayfa 71, 72.

Ayrıca bakınız;

Kemal Arıburnu, Atatürk – Anekdotlar – Anılar, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1960, sayfa 13, 14.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Kemalist rejimin Sultan II. Abdülhamid korkusu

Kemalist rejimin Sultan II. Abdülhamid korkusu

Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Hamdi Arpag, Matbuat Umum Müdürlüğü’nün 20 Şubat 1935 tarihli bir yazısına atıfta bulunuyor ve “Neues Deutsches Lichtspiel Syndikat GmbH Berlin” adlı Alman şirketinin “Sultan II. Abdülhamid” filmi çekmek için girişimde bulunduğunudan söz ediyor. Almanya’nın yetkili Bakanlığı’na bu filmin yapılmaması hakkında teşebbüste bulunulmuş ve bu keyfiyet Türkiye Içişleri Bakanlığı’na bildirilmiştir.[1]

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

abdulhamid alman filmi yasaklaniyor 1

[1] no’lu dipnotta bahsi geçen yazı

***

Içişleri Bakanı Şükrü Kaya da, 5 Mayıs 1935 tarihinde Başbakanlığa yazdığı bir yazıda, söz konusu yazıya atıfta bulunuyor ve “Bu tahrirata nazaran ‘Abdülhamid’ isimli filmde tadilat yapılarak çevrilmesine istenen müsaadenin verilmesinde mahzur gördüğümüzden, iş’arımız üzerine, Elçiliğimizin Alman Propaganda Bakanlığı nezdinde yaptığı teşebbüs neticesi olarak filmin yapılmaması hakkında Bakanlıkça icab edenlere kat’i şekilde emir verildiğini arz ederim,” diyor.[2]

abdulhamid alman filmi yasaklaniyor 2

[2] no’lu dipnotta bahsi geçen Şükrü Kaya imzalı belge

***

Görüldüğü gibi, “Abdülhamid” filminin yapımına resmi makamlar izin vermemişlerdir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, No: 30 10/86 567 24.

[2] Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, No: 30 10/86 567 24.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Küfürbaz ve bizi anlamayan Kemalistlere

Küfürbaz ve bizi anlamayan Kemalistlere

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

kemalist heykel kemal heykel put atatürk heykel put

“İbrahim, babasına ve milletine: ‘Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?’ demişti.”

(Enbiyâ Suresi 52)

***

Üzülerek görüyorum ki, bazı kimseler hiçbir yazımızı okumadan, anlamadan ağza alınmayacak küfürler ediyorlar. Bizim yazılarmızda küfür var mı? Hakaret var mı?

Biz M. Kemal ve emsalinin gerçek hüviyetlerine dair konular paylaşıyoruz ve kaynaklarını da veriyoruz… Uydurmuyoruz. M. Kemal’i yıllarca mekteplerde resmi ideoloji gereği insanüstü, “dünyayı kurtaran adam” kıvamında anlattıkları, daha doğrusu telkin ettikleri için, paylaşımlarımız ona hakaret gibi algılanıyor. Oysa paylaştıklarımız muteber kaynaklara dayanmaktadır.

Şimdi yazacaklarımı hakaret olarak kabul etmeyin, yanlış anlamayın. Ben hakikaten sizleri seviyorum ve sadece Islam’a aykırı fiillerinize düşmanım. Elimden geldiğince sizlere doğruları anlatmaya çalışıyorum ama sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi, gerçekler acıdır.

Soruyorum size, M. Kemal ve avenesinin yaptığı birtakım yanlışları ve Islam aleyhindeki icraatlarını paylaşmamız, sizleri neden çılgına çeviriyor?

Açık konuşalım…

Çünkü size empoze edilen Atatürk kültü beyininizi dumura uğratmış ve bu konuda düşünme mekanizmanızı devre dışı bırakmıştır.

Maalesef beyniniz ideolojik telkinle o denli işlevsiz hale getirilmiş ki; 8 silindir 300 beygirlik ve ultrasonic performans bujiler ile donatılmış bir motoru da taksak, yine de beyninizi çalıştıramaz.

O denli ideolojik telkine maruz kalmışsınız ki; gözlerinize teleskop dayasak görmez, kulaklarınızın dibinde megafon ile haykırsak duymazsınız. Çünkü arıza, herşeyin baslangıç noktası olan “kalbinizde.”

Kalbinize bir put dikilmiş…

Atatürk putu…

Dolayısıyla Atatürk’ü sorgulayamıyorsunuz…

Hatta o kadar sorgulayamıyorsunuz ki, “Beyt-i Huda” yani Allahu Teala’nın evi olması gereken “kalbinize” dikilen put; Rabbimizin emirlerine açıkça muhalefet ettiği halde onu savunuyorsunuz.

Cenab-ı Hakk’a karşı putu savunuyorsunuz…

Burada M. Kemal’in içki içmesi, fuhuş yapması gibi kendi nefsine ettiği zulümlerden bahsetmiyoruz. Evet kabul ediyorum, bazı sayfalarda M. Kemal’e hatta annesine çirkin küfürler ediyorlar… Inanın bu bizi de rahatsız ediyor ve asla tasvip etmiyoruz. Ancak biz, Islam aleyhindeki uygulamalarından, zorla dayattığı sistemden ve müslümanlara verdiği zarardan söz ediyoruz.

Çünkü Kur’an’ın belirttiği gibi, bizi diğer ümmetlerden ayıran ve üstün kılan vasıf; “Iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak”tır.

M. Kemal’in uygulamaları ve sistemi müslümanlara zarar verdiğinden ve Islam ile bağdaşmadığından, dolayısıyla “kötü” olduğundan; müslüman bireyler olarak bundan sakındırmak bizim vazifemizdir. Aksi halde kötülükten sakındırmayan yahudilere benzemiş oluruz ki maazallah hüsrana uğrarız.

Bizim yaptığımız, tıpkı Firavun’un ve emsalinin Kur’an’da anlatılmasına benzemektedir… Onlar da Alemlerin Rabbinin dünyadaki hakimiyetine inanmıyorlardı. Onlar da kendi kanunlarını, Alemlerin Rabbinin kanunlarına tercih ediyorlardı.

Biz müslümanlar olarak bize hayat veren ve tükenmez nimetler bahşeden Rabbimize hamd ve şükrederiz… Alemlerin Rabbine minnet ve şükran duygusu besleriz. Bizi O yarattı ve tükenmez nimetler ihsan etti. O bizi yaratmasaydı biz olmazdık… O olmasaydı nefes alamazdık. Hayatımızı O’na borçluyuz. O’nu sorgulamayız.

Müslümanlar böyle demelidir, böyle inanmalıdır…

Resmi ideoloji telkincileri de, kalbinize Atatürk putunu dikebilmek ve onun haşa Allahu Teala gibi sorgulanmamasını sağlayabilmek için;

Atatürk olmasaydı biz olmazdık…
Atatürk olmasaydı nefes alamazdık…
Atatürk olmasaydı yok olurduk…
Vs. vs. vs.,

gibi cümleler telkin ettiler, beyinleri bu sözler ile ipotek altına aldılar. Atatürk’e taptırmak istediler.

En ufak bir eleştiride hemen “Atatürk olmasaydı…” diye başlayan cümleler kurmanız, resmi ideolojinin Atatürk’e taptırmak amacıyla size yaptığı telkin seanslarının sonucudur.

Bu seanslarda amaç, Atatürk’ün;

1 – Allahu Teala gibi sorgulanmaması,

2 – Allahu Teala’nın mertebesine çıkartılması, ortak yapılması,

3 – (Ve nihayet) Allah’ın kalbinizden çıkartılıp bir dikilitaş gibi Atatürk putunun dikilmesidir.

Bunun delili ise, farklı düşünceye, eğitime, karaktere, mizaca ve fıtrata sahip insanların, Atatürk’ü savunmak için ilk cümleye “Atatürk olmasaydı…” diye başlamalarıdır. Beyninizin yıkandığını bari buradan anlayın. Bu keyfiyet, beyne harici bir müdahalenin, bir programlanmanın en açık delilidir.

Resmi ideolojinin amacı, yukarıdaki üçüncü ve nihai aşamada da görüldüğü üzere; kalbinizden Alemlerin Rabbini tamamen çıkarmak ve “Atatürk” putunu dikmektir. Ancak telkin seanslarının etkisine göre neticeler farklı olabiliyor. Bu durumda (tabiri caizse) bazı telkinzedeler Allahu Teala’yı kalbinden çıkarmamakla birlikte, M. Kemal’i aynı mertebeye çıkarıp O’na ortak yapıyorlar, ki bunlar yukarıda zikrettiğimiz ikinci kategoriye girmektedirler.

Birinci kategoriye mensup kişiler de Allahu Teala’ya ortak koşmuyorlar ama az da olsa telkin seanslarının tesiriyle M. Kemal’i sorgula(ya)mıyorlar.

Fakat hepsinin ortak özelliği, M. Kemal’i savunmak adına kurdukları cümlelere “Atatürk olmasaydı…” ile başlamalarıdır.

Elhamdulillah, resmi ideoloji bizde ve bizim gibi inananlarda başarılı olamamıştır…

Tabi bu işin zahiri yönü, metafizik boyutuna ise burada girecek değiliz, yalnız şu kadarını söyleyelim ki, Allahu Teala hem Hâdî yani hidayete erdiren sıfatına, hem de Mudil yani dalalete götüren sıfatına sahiptir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in Allahu Teala’dan getirdiği ve uyulmasını istediği kanunlar varken, neden ne idüğü belirsiz kişilerin (velev ki gönlüne esen ve) nereden geldiği belli olmayan kul yapımı kanunlarına tâbi olalım? Müslümanların yaşadığı bir ülkede, elbette Müslümanların kitabı ile hükmedilmelidir. Bundan daha doğal ne olabilir ki?

Işte bunun bilincinde olduğumuz için Allah’ın yardım ve inayetiyle resmi ideoloji bizim gibi inananlarda başarılı olamamıştır, elhamdulillah.

Biz, Alemlerin Rabbine ortak koşmayız, O’nu inkar etmeyiz, O’nun koyduğu kanunları terk edip kul yapımı kanunları tercih etmeyiz, edeni de sevmeyiz, saymayız, savunmayız.

Siz de böyle olun.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk ve Din Yok Milliyet Var Safsatası

Atatürk ve Din Yok Milliyet Var Safsatası

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

kemal atatürk din yok milliyet var ruseni esref bakir atatürk el yazisi bravo aferin

Okuyamayanlar için, M. Kemal Atatürk’ün bu kitaba tepkisini gösteren yazıyı aynen aktarıyoruz:

“Milletvekili Ruşenî Eşref Barkın 1926′da yazdı.

Atatürk’ün kenar notları: “Aferin! Alkışlar!”

***

Kemalist devrimciler, Halifeliğin kaldırılmasından itibaren laiklik adına dine karşı birçok adımlar atmışlardır. Zira bunlar, pozitivist, materyalist ve darvinist görüşlerin tesiri altındaydılar. Dinden boşalan yer, kemalizmle / ulusculukla doldurulmak istenmiştir.[1] Bu bakımdan ilginç bir belge, Cumhurbaşkanlığı Köşkündeki Kütüphanede bulunan “Din Yok, Milliyet Var” başlıklı IV+247 sayfalık bir yazmadır.[2] Yazar “Birkaç Söz” başlığı ile yazdığı önsöze şu ilk cümleyle başlıyor:

“Bu kitabı, dinlerin iç yüzünü milletime göstermek ve milletimi bu beladan kurtarmak için yazdım!..”

Bu cümle ile başlayan bir eserin nasıl devam edeceğini tahmin etmek güç olmasa gerektir.

Biz yine de bir-iki cümle alıntılayalım:

“Bizim kutsal kitabımız, bilgiyi esirgeyen, varlığı taşıyan, mutluluğu kucaklayan, Türklüğü yükselten ve bütün Türkleri birleştiren “ulusalcılığımız”dır.

O halde felsefemizde “din” sözcüğünün tam karşılığı “ulusalcılıktır.” Ulusunu seven, ulusunu yükselten ve ulusuna dayanan insan, her zaman güçlü, her zaman namuslu ve her zaman onurlu bir insandır. Yüksek bir ulusun, ulusalcı bireyleri, ak günde mutlu, kara günde dayanıklı ve kanlı günde ezicidir.”

Bu kadar yeterli sanırım…

“Ruşenî” imzasıyla, 1926 Ekim ayında Istanbul Erenköy’de kaleme alınan bu deneme, M. Kemal Atatürk tarafından okunarak bazı yerlerine “alkışlar” bazı yerlerine “bravo” veya “aferin” şeklinde işaret ve notlar konulmuştur. Denemenin yazarı IV, V ve VI. dönemlerde Samsun milletvekilliği yapmış olan Ruşenî Barkur’dur. Hatırlayalım, o tarihlerde milletvekilleri M. Kemal tarafından atanmaktaydı.[3] Yani yazar dine hakaret ettiği halde ödüllendirilmiştir.

Soruyorum, böyle bir adamı ve rejimini sevmek bir Müslümana yakışır mı?

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Buna dair birkaç misal için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/12/06/ataturku-tanrilastirma-temayulu/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/09/kemalistin-dilinden-kamalizm-dini/

[2] Kültür Bakanlığı Kütüphaneler Genel Müdürlüğü, Türkiye Yazmaları Toplu Kataloğu, 1, Ankara 1979, sayfa 16.

 Ayrıca bakınız;

Bilim ve Ütopya Dergisi, Ruşenî’nin Atatürk’e Sunduğu Kitap: “Din Yok Milliyet Var”, Şubat 2000, sayı 68.

M. Kemal’in de benzer sözleri var:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/26/m-kemal-ataturk-inkilabi-milleti-din%c2%b4-yerine-turk-milliyetciligi%c2%b4-etrafinda-toplamak-seklinde-tanimliyor-soylevden/

[3] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/18/m-kemal-ataturkle-cok-partili-sisteme-gecildi-yalani-7-bolum/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kadir Mısıroğlu’ndan Ehli Sünnet Müdafaası – 2

Kadir Mısıroğlu’ndan Ehli Sünnet Müdafaası – 2

Kadir Mısıroğlu Ehl-i Sünnet düşmanlarına cevap veriyor.

Diğer konular:

Ordu’daki Ermeniler…

Kazım Karabekir neden 3000 ermeni yetimini Ordu’ya yazdırmıştır?

Abdullah Öcalan’ın Nevruz mesajının analizi…

Abdullah Öcalan neden anlaşmak istiyor?

Ordu’dan PKK’ya kim istihbarat sağlıyordu…

Israil Marmara gemisine neden saldırdı?

Israil neden özür diledi?

Üzeyir Garih neden öldürüldü?

Prens Charles neden Kral olamıyor?

Laz’lar Türk müdür?

Alparslan Türkeş Kadir Mısıroğlu’na hangi ilginç bilgiyi verdi?

Kapalı bir kadını azarlayan kemalist kasiyerin şaşkınlığı…

Iyi seyirler…

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

 

Kadir Mısıroğlu’ndan Ehli Sünnet Müdafaası – 1

Kadir Mısıroğlu’ndan Ehli Sünnet Müdafaası – 1

Kadir Mısıroğlu Ehl-i Sünnet düşmanlarına cevap veriyor.

Ehl-i Sünnet düşmanlarının akıl almaz iddiaları ve amaçları…

Büyük bir ihtimalle bir hafta sonraki sohbette devam edecek.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

19 Mayıs Yalanı – Kadir Mısıroğlu

19 Mayıs Yalanı – Kadir Mısıroğlu

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk ve Aleviler

Atatürk ve Aleviler

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürk ve aleviler atatürk alevilik atatürk alevi mi atatürk bektasi mi atatürk kizilbas mi

Atatürk resmi Cem evlerine neden sokuldu? Alevileri kemalizme bağlamak için mi?

***

M. Kemal Atatürk emeline ulaşmak için devletin istihbarat örgütlerini kullanarak mezheplere ve aşağıda da görüleceği üzere özellikle de Alevilere yönelik çalışmalar yapmıştır. Bu konuda kendisi de bir Bektâşî olan Hüsameddin Ertürk, anılarında şunları yazar:

“Ankara’da Erkanı Harbiye’nin gizli istihbaratında çalışıyordum. M. Kemal Paşa hazretleri beni Çankaya’daki köşklerine çağırmışlardı.

– Hüsameddin Bey diye buyurmuşlardı: Büyük Millet Meclisi’nde Ikinci gruba mensup mebuslar muhalefeti artırdılar, her türlü akıl ve havsalanın almayacağı şeylere kadar dillerini uzatıyorlar. Bu sebeple, nazik devirde meclisi yenilemeye karar verdim. (Sanki babasının çiftliği) Yakında intihabata girişeceğiz. Fakat Istanbul’daki din mensuplarını, Bektaşiler, medrese hocalarını, kürsu vaizlerini bu Kırşehirli Cemaleddin Efendi kandırmış. (Cemaleddin Efendi o sırada Hacıbektaş’ta postnişin idi.) Bütün Alevilerin oylarını ona vereceklerini haber aldım. Sen Bektaşi’sin. Göreyim senin Bektaşiliğini, hemen kalk Istanbul’a git, bunların arasına gir, bizim maksadımızı anlat, onları bizim tarafa kazan.”[1]

Görüldüğü gibi M. Kemal, muhaliflerin güçlenmesini önlemek maksadıyla Genelkurmay’ın gizli istihbaratında vazifeli bir subaya siyasi bir görev veriyor. Üstelik Alevileri “kazanmak” adına veriyor…

Hani Aleviler başından beri M. Kemal ve rejiminin destekçisiydi? Bu tarihi bir yalandır. M. Kemal, rejimine destek vermeyen Alevileri, Genelkurmay karargahının siyasi istihbaratını devreye sokarak kendine bağlamıştır. Böylece kemalist rejime Alevilerin bugün de devam eden sarsılmaz desteğinin ardında devletin istihbarat örgütlerinin yönlendirmesi olduğu açık bir surette anlaşılmaktadır.

Atatürk resminin Cem evlerine sokulması, acaba bu oyunun bir parçası mıydı? Cem evlerine Atatürk resmini sokan Derin Devlet miydi?

Bizce evet…

Zira normal şartlarda Alevilerin, Tekke ve Dergahlarını kapatan M. Kemal Atatürk ve rejimini desteklemeleri mümkün görünmüyor.

 

**********

 

KAYNAK:

[1] Hüsamettin Ertürk, Iki Devrin Perde Arkası, Yayına Hazırlayan: Semih Nafiz Tansu, sayfa 524.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kur’ân Apaçık mı?

Kur’ân Apaçık mı?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

kuran apacik mi, apacik kuran abdulkadir yilmaz hanifdostlar, kurandaki din sadece kuran diyenler, kuran yeter diyenler, hadis inkarcilari

***

Günümüz mealcilik furyasının önemli argümanlarından biri Kur’ân-ı Kerim’in “apaçık bir kitap” olduğu postulatıdır. Buna göre herhangi biri bir meali açıp okuyacak olsa apaçık bir metin okumuş olacağı için bir anlama problemi yaşamayacaktır.

Nitekim Kur’ân birçok ayette kendisini “apaçık bir kitap” olarak tavsif etmiştir. Kitabın kendisine dair yaptığı bu tanımdan hareketle “mademki Kur’ân apaçıktır, herhangi bir kimse eline bir meal alıp okuduğunda onu hakkıyla anlayacaktır” iddiası ise sebep-sonuç ilişkisi içerisinde kaçınılmaz ve tartışıl(a)maz bir netice gibi takdim edilmektedir. Öyle ya, Kur’ân kendisi için “apaçık” diyorken kim kalkıp da “apaçık Kur’ân’ın mealini okuyan herhangi biri onu kolaylıkla anlar” iddiasını tartışabilir!

Ancak “apaçık kitap/Kur’ân” tabirini biraz daha yakından mercek altına aldığımızda, bu terkipte söz konusu edilen açıklığın Kur’ân’ın ifadeleriyle değil, bizzat kendisiyle ilgili olduğunu görürüz.

Şimdi bunun izahına geçelim:

Kur’ân-ı Kerim’de Kitab-ı mübin/Apaçık kitap tabiri yedi yerde, Kur’ân-ı mübin/apaçık Kur’ân tabiri iki yerde geçmektedir.

Kader bilgisi olarak niteleyebileceğimiz hususların kitab-ı mübin’de olduğunu bildiren ayetlerde[1] geçen “kitap”tan kasıt, Allah’ın ilmi ya da levh-i mahfuzdur.[2] Dolayısıyla bu ayetlerin “meâl-i müşterek”leri şöyledir:

“Kaderle ilgili hususlar, mübin olan, (yani içinde kayıtlı olan hususların aynen vuku bulmaları suretiyle doğruluklarını ortaya koyan) levh-i mahfuzdadır ya da Allah’ın ilmindedir”.

Buralardaki “kitap” sözüyle Kur’ân-ı Kerim kastedilmediğinden bu ayetler ilgili iddiaya mesnet teşkil edemezler.

Maide: 15 ile Neml: 1’de geçen “Kitab-ı mübin” ve Hicr 1 ve Yasin 69’da geçen “Kur’ân-ı mübin” tabirleri ile kastedilen ise Kur’ân’dır:

“Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi” (Maide: 15)

“Tâ. Sîn. Bunlar Kur’ân’ın, apaçık kitab’ın ayetleridir.” (Neml: 1)

“Elif. Lâm. Râ. Bunlar kitabın, apaçık Kur’ân’ın ayetleridir.” (Hicr: 1)

“O ancak bir zikir ve apaçık Kur’ân’dır.” (Yasin: 69)

Ancak buralarda yer alan “mübin” kelimesi, Kur’ân’ın/Kitab’ın ifadelerinin apaçık olduğunu, binaenaleyh her okuyanın kolaylıkla anlayabileceği bir kitap olduğu hususunu bildirmez. Zira bu anlam Kur’ân-ı Kerim’de yer alan ve Kur’ân’ın bazı ayetlerinin muhkem, bazılarınınsa müteşabih olduğunu bildiren Âli İmran: 7 ayetiyle çelişir:

“O’nun (Kur’ân’ın) bazı ayetleri muhkem olup bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğer bir kısmı da müteşabihtir.” (Âl-i İmran: 7)

Usulcülerin çoğu ayetteki “muhkem”i tek bir anlama ihtimal eden, “müteşabih”i ise birkaç anlama ihtimali olan şeklinde tarif etmişlerdir.[3] Buna göre Kur’ân-ı Kerim’de manası açık olan ayetler olduğu gibi kapalı olan ayetler de bulunmaktadır. Bu hususu bizzat Kur’ân’ın kendisi haber vermektedir.

Zaten vakıa da bu durumu destekler. Kur’ân-ı Kerîm’in ifadeleri istikra edildiğinde bazı ifadelerinin kapalı olduğu ve âlimlerin kimi ihtilaflarının da bu durumdan kaynaklandığı görülecektir. Buna örnek olarak 2/Bakara: 228’de geçen “kurû” kelimesini gösterebiliriz. Nitekim bu kelime hanımların temizlik dönemi anlamına geldiği gibi hayız dönemi anlamına da gelmektedir. Bu anlamlardan birincisini tercih eden Şafii âlimlere göre boşanmış kadınların bekleyeceği iddet, üç temizlik döneminden ibarettir. İkinci anlamı tercih eden Hanefi âlimlere göre ise iddet dönemi üç hayız dönemidir. Görüldüğü gibi bu hususta meydana gelen ihtilaf, ayette geçen bir kelimenin anlamının kapalı olmasından kaynaklanmıştır.

Ayrıca usul-i fıkıh ilminde Kur’ân ve Sünnet nasslarındaki ifadelerin, açık olmaları yönüne dikkat çeken “zahir”, “nass”, “müfesser” gibi; kapalı olmaları yönüne dikkat çeken “mücmel”, “müevvel” gibi kısımlara ayrılması da hep bu istikranın sonucudur. Nitekim Fahruddin er-Râzî “Muhkem” terimini, nass ve zahir ifadeleri kapsayan bir üst başlık, müteşabih terimini ise mücmel ve müevvel ifadeleri kapsayan bir diğer üst başlık olarak takdim etmiştir.[4]

Binaenaleyh “apaçık kitap/Kur’ân” tabirini, ifadeleri apaçık olarak görmek, hem Kur’ân’ın kendisine hem de vâkıa ters düşen bir anlayıştır.

Bütün bunların yanında mezkur anlayış, Hz. Peygamber efendimizi Kur’ân-ı hem tilavet eden hem de talim eden biri olarak tavsif eden ayetlerle[5] de çatışır.

Hz. Peygamberin (s.a.v.) Kur’ân ayetlerinin okuduktan sonra onları bir de talim etmesi, Kur’ân’ın ifadelerinin apaçık olmasına aykırı bir durum teşkil eder. Zira apaçık ifadelere sahip olan bir kitabın bir muallim tarafından talim edilip öğretilmesi fuzuli bir iştigal olur. Nasıl olsa herkes kendisine okunanı apaçık olduğu için hemen anlayıvermektedir!

Bütün bunlardan hareketle şunu söyleyebiliriz ki Kur’ân-ı Kerim’in en azından bazı ifadeleri “kesinlikle” açık değil kapalıdır.

Peki, durum böyleyse “apaçık kitap/Kur’ân” ifadesi ne anlama gelmektedir?

Müfessirler, (b,y,n) maddesinden gelen “mübin/apaçık” sözcüğünün kök fiilinin müteaddi/geçişli olabileceği gibi lazım/geçişsiz de olabileceğini belirtmişlerdir.

Buna göre kök fiil lazım kabul edildiği takdirde terkibin anlamı şöyle olmalıdır: “(Allah tarafından nazil olduğu) apaçık olan kitap/Kur’ân”

Her ne kadar kök fiilin hem müteaddi hem de lazım olmasına teorik olarak bir engel yoksa da özellikle Yasin: 69 ayetinin bağlamı, kök fiilin lazım olduğu şu manayı desteklemektedir:

“Biz ona bir şiir öğretmedik, zaten (şiir) ona yaraşmaz da! O ancak bir zikir ve (şiir vs. olmadığı; vahiy olduğu) apaçık (ortada olan) bir Kur’ân’dır.”

Bağlamı dikkate alındığında şu husus net olarak ortaya çıkar ki, ayette önce Kur’ân-ı Kerim’in şiir ve beşer mahsülü olmadığı ifade edilmiş sonra da onun semavi bir kitap olduğunun; dolayısıyla vahiy menşeli Allah kelamı olduğunun apaçık bir husus olduğu vurgulanmıştır.

Bu ayeti kerimenin bağlamı ile birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan anlamının Neml: 1 ve Hicr: 1 ayetlerinde geçerli olduğunu söylemek durumundayız; zira Kur’ân ayetleri birbirini tefsir eder niteliktedir. Bir ayette kapalı olan bir husus, başka bir ayet vasıtasıyla vuzuha kavuşabilir.

Bu ayetlerde geçen “mübin” kelimesini kök fiilinin müteaddi olduğunu varsaydığımızda ise bu kelimeye “apaçık” anlamı vermek mümkün olmaz. Bu durumda “mübin” kelimesi “beyan eden”, “ortaya koyan” anlamlarına gelir. Ortaya koyduğu şeyin ne olduğu hususunda çeşitli görüşler öne sürülmüştür. Bunlar arasından “hidayet-dalalet”, “hak-batıl”, “helal-haram” gibi anlamlar öne çıkmaktadır.[6]

Ayrıca İmam Matüridi, kök fiili müteaddi olarak aldığı halde ortaya çıkan ihtimaller arasında şunu da zikretmiştir: Kur’ân beyan eder, ortaya koyar ki o, Allah katından inmiştir; beşer mahsülü değildir.[7] Bu durumda “mübin” kelimesini ister lazım isterse müteaddi kabul edelim ayetin anlamını belirleyen husus bağlamıdır ve bu bağlam, Kur’ân’ın beşer ürünü olmadığı vahiy kaynaklı olduğu anlamını tayin etmektedir.

Hâsılı, müfessirlerin eserlerinden istifade ile bu terkibi bağlamı içerisinde değerlendirerek anlamaya çalıştığımızda ortaya çıkan mana, mealciliğe hiç de yâr olacak bir mana değildir. Apaçık kuran/kitap sözünü “bütün ifadeleri apaçık bir kitap” şeklinde anlayıp bunun üzerine “Kur’ân-ı herkes mealden anlayabilir” neticesini bina eden malül anlayışın sahipleri, aslında Kur’ân’ın kendisine, vakıaya ve Hz. Peygamberin beyan edicilik vazifesine aykırı bir anlam ve neticeyi Kur’ân’a mâlederek kendi sırtlarına bir vebal yüklemişlerdir.[8] 

***

Abdulkadir Yılmaz’ın “Apaçık Kitap Kur’ân” adlı makalesi:

http://darulhikme.org.tr/darulhikme/tr/2009/12/21/apacik-kitap-kuran/

 

********** 

 

KAYNAKLAR:

[1] el-Enam: 59, Yunus: 61, Hud: 6, en-Neml: 75, es-Sebe: 3.

[2] Bkz.

el-Enam: 59: Taberi, IX, 283; Tefsîr-i Beydâvî, II, 165; Tefsîr-i Celâleyn, 134; el-Keşşâf, II, 355; Tefsir-i Kebîr, XIII, 12 (er-Razi “Allah’ın ilmi” vechini tercih etmiştir) Âlûsî, VII, 172; Hak Dini Kur’ân Dili, III, 472; Kurtubî, VII, 5; Mâverdî, II, 122; Nesefî, II, 24.

Yunus, 61: Âlûsî, XI, 146; Taberî, XII, 208; Te’vîlât-ı Mâtürîdî, VI, 59 (İmam Matüridi buradaki kitabın levh-i mahfuz olduğu görüşünü aktardıktan sonra gökten indirilen kitaplar olması ihtimalini de zikretmiştir. Ancak ayetin öncesi bu ihtimali uzaklaştırmaktadır.) Tefsîr-i Celâleyn, 176; Tefsîr-i Beydâvî, III, 118; Kurtubî, VIII, 357; Nesefî, II, 242; Tefsir-i Kebîr, XVII, 100.

Hud: 6: Taberî, XII, 328; Kurtubî, IX, 8; Tefsîr-i Beydâvî, III, 128; Nesefî, II, 259; Tefsir-i Kebîr, XVII, 149; Hak Dini Kur’ân Dili, IV, 555; Tefsîr-i Celâleyn, 291; Âlûsî, XII, 3

en-Neml: 75: Taberî, XVIII, 116; el-Keşşâf, III, 369; en-Nesefî, III, 321; Tefsîr-i Beydâvî, IV, 167; Kurtubî, XIII, 231; Mâverdî, IV, 226; Tefsir-i Kebîr, XXIV, 184; Tefsîr-i Celâleyn, 79; Âlûsî, XX, 17.

es-Sebe: 3: Tefsîr-i Celâleyn, 113; en-Nesefî, III, 462; Hak Dini Kur’ân Dili, IV, 362; Âlûsî, XXII, 106; Tefsîr-i Beydâvî, IV, 241; Kurtubî, XIV, 261.

[3] ez-Zerkeşî, el-Bahru’l-Muhît: I, 364.

[4] el-Mahsul, I, 231.

[5] Bakara: 129, Âli İmran: 164, Cuma: 2.

[6] Bkz. Tefsir-i Taberî, II, 6; Tevilat-ı Matüridi, VI, 419. Tefsîr-i Mâverdî, III, 147.

[7] Bkz. Tevilat: VIII, 536.

[8] Zikrettiğimiz ayetlere çeşitli tefsirlerden alternatif anlamların bulunması vardığımız sonucu değiştirmeyecektir. Zira biz, belirttiğimiz hususlardan hareketle tefsirlerde zikredilen bir mananın daha fazla öne çıktığını ve bu mananın tercihe daha layık olduğunu düşünüyoruz. Ortaya konulması muhtemel alternatif anlamlar, “Kur’ân’ın ifadesi apaçık olan ve kolaylıkla herkesin anlayabileceği bir kitap” olduğu neticesini doğurmadıkça, yazımızda öne çıkardığımız anlamla bir çelişki arz etme durumunun söz konusu olmayacağını belirtmeliyiz.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Islam’da Kadının yeri – Kadir Mısıroğlu

Islam’da Kadının yeri – Kadir Mısıroğlu

Kadir Mısıroğlu’nun 09.03.2013 tarihli bu sohbetinde şunları bulacaksınız;

– Islam’da (Şeriat’ta) Kadının yeri…

– Gündemde olan Anne Sütü Bankası projesi…

– Yakın Tarihimizde Câmi Kıyımı…

***

Iyi seyirler…

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*