Osmanlı Devleti değil, Kemalist rejim geri kaldı

Osmanlı Devleti değil, Kemalist rejim geri kaldı

Sloganlarla beyni yıkananların gözleri görmez, kulakları duymaz

***

Kemalist sloganlardan biri de, Matbaa’nın Osmanlı’ya girişinin hocalar yüzünden 300 küsur sene geciktiğidir. Yaklaşık bir asırdır, geniş kesimin desteğini sağlamak amacıyla tarihi ve ilmi veriler sunmak yerine gırtlaklarını yırtarcasına bağırıp bu tür sloganlar atıyorlar, lakin bu millet artık uyanmaya ve hakikatleri görmeye başladı elhamdulillah. Başka bir yazımızda matbaanın 300 küsur sene değil, 33 sene geciktiğini ve bunun da o zamanın şartlarında normal olduğunu, üstelik Osmanlı’nın matbaaya uzun süre ihtiyaç duymadığını, 33 senelik gecikmenin hocalarla alakası olmadığını müdellel bir surette uzun uzun izah ve ispat etmiştik.[1]

Kemalist rejim, “matbaa hocalar yüzünden ülkemize 300 küsur sene geç girdi” sloganını okullarda yavrularımızın beyinlerine adeta nakşetmiştir. Insanlara, gelişmenin önündeki tek engelin (haşa) hocalar, dolayısıyla Allahu Teala’nın kanunları (Şeriat) olduğunu empoze eden kemalist devrimbazlar, böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin, Kur’an ve Sünnet’te yer alan kanunlar ile yönetilmemesine bir gerekçe üretmişlerdir.

O dönemin (15. yüzyıl) şartlarını gözetmeden, üstelik abartılı rakamlarla Osmanlı’ya yüklenen kemalistlerin, 20. yüzyılda, “ilerici, yenilikçi” olarak tanımladıkları Türkiye Cumhuriyeti’ne örneğin Internet’in yaklaşık 20 yıl gecikmeyle girmiş olmasına hiç değinmemeleri oldukça dikkat çekicidir.

Matbaa’nın gecikmesini hocalara ve Şeriat’a bağlayan ve bu sebeple Islam nizamına son verip laikliği getiren kemalistler, acaba neden internetin gecikmesini kemalist rejime ve laikliğe bağlayıp bu rejime bir son vermiyorlar, hatta son verilmesine karşı çıkıyorlar çok merak ediyorum.

Türkiye Cumhuriyetin’deki gecikmelerden bazıları:

Televizyon:

Dünya’da ilk Televizyon; 1930’lu yıllarda.

Türkiye’de ilk Televizyon; 1969 yılında.[2]

Gecikme; yaklaşık 40 yıl.

***

Kredi Kartı:

Dünya’da: 1950’li yıllarda.

Türkiye’de: 1960’lı yıllarda.[3]

Gecikme; aşağı yukarı 10 yıl. (Kredi kartı gibi basit bir şey bile aşağı yukarı 10 yıl gecikti)

***

Otoyol:

Dünya’da: 1920’li yıllarda.

Türkiye’de: 1970’li yıllarda.[4]

Gecikme; aşağı yukarı 50 yıl.

***

Internet:

Dünya’da: 1960’larda.

Türkiye’de: 1980’lerde.[5]

Gecikme; aşağı yukarı 20 yıl.

***

Hâlâ külahınızı veya fötr şapkanızı önünüze koyup düşünmeyecek misiniz?

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Matbaa Osmanlı’ya Ne Zaman Geldi?

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/31/matbaa-osmanliya-ne-zaman-geldi/

[2] Dünya’da ilk Televizyon’un tarihi için bakınız; http://en.wikipedia.org/wiki/Television

Türkiye’de ilk Televizyon’un tarihi için bakınız; http://tr.wikipedia.org/wiki/TRT#1970.27ler

[3]Dünya’da ilk Kredi kartı için bakınız; http://en.wikipedia.org/wiki/Credit_card

Türkiye’de ilk Kredi kartı için bakınız; http://tr.wikipedia.org/wiki/Kredi_kart%C4%B1

[4] Dünya’da ve Türkiye’de ilk otoyol için bakınız; http://tr.wikipedia.org/wiki/Otoyol

[5] Dünya’da ve Türkiye’de ilk internet için bakınız; http://www.internetarsivi.metu.edu.tr/tarihce.php

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

M. Kemal Atatürk’ün kaburga kemiği neden kırıldı? Gazilik ünvanını nasıl aldı?

M. Kemal Atatürk’ün kaburga kemiği neden kırıldı? Gazilik ünvanını nasıl aldı?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Kaburga kemiği kırılan M. Kemal’in, Fevzi Paşa’ya gönderilen raporu. Solda Osmanlıca orijinal metin, sağda ise Türkçe çevirisi

***

Merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler, yani çingenenin merdi, kendini överken hırsızlığını söyler derler ya… Işte öyle. Bazıları M. Kemal Atatürk’ü öveyim derken bazı hakikatleri ifşa ediyor, bazıları da gerçeği olduğu gibi büyük bir cesaretle söylüyor.1924 yılında önce Ekonomi ve sonra Adalet Bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt “Atatürk Ihtilali” adını verdiği eserinde, Sakarya Savaşı’nın devam ettiği günlere ait bir anısını şöyle anlatmaktadır:

”Atatürk… Sakarya Savaşları sırasında bir gün attan düştü. Kaburga kemiği kırıldı. Hemen ayağa kalktı. Yüzünü düşmana doğru çevirdi. `Günü gelecek ben de senin kemiklerini kıracağım´ diye haykırdı.”[1]

M. Esad Bozkurt, M. Kemal Atatürk’ü kahraman göstermek için onun “Günü gelecek ben de senin kemiklerini kıracağım” dediğini eserine yazmış. Ama biz de M. Kemal Atatürk’ün attan düştüğünü bu vesile ile öğrenmiş oluyoruz. Zaten attan düştüğünde düşman ile çarpışma falan da yok, “teftiş” esnasında attan düşüyor…

M. Kemal’in güvendiği hekimlerden olan ve ölümüne kadar M. Kemal’in sağlığı ile yakından ilgilenen Cerrahi profesörü Dr. Mim Kemal (Öke) bu konuda şöyle diyor:

“M.Kemal Paşa’nın Sakarya Savaşı’ndan `önce´ cepheyi `teftiş ederken´ hayvanının ürkmesiyle kaburga kemikleri kırılmıştı. Murat Bey arkadaşımla birlikte onu Çankaya’nın mütevazı bir odasında muayene ettik. Röntgeni alınmak üzere Cebeci Askeri Hastanesi’ne birlikte gittik.”[2]

M. Kemal’in hizmetçisi Cemal Granda’nın hatıratında da  cepheyi “teftiş” ederken attan düştüğü naklediliyor.[3]

M. Kemal’in 12 Ağustos 1921′de attan düştüğü ve üç kaburga kemiğinin kırıldığı, “Atatürk’ün Sağlığı Hastalıkları ve Ölümü” isimli eserde de naklediliyor.[4]

Sakarya Muharebesi’nde bizzat cephede bulunan Halide Edip Adıvar, M. Kemal Atatürk’ün attan düşüp kaburga kemiğini kırdığını şu sözlerle doğruluyor:

“M Kemal Paşa, askeri bir kabine kurdu. Içlerinde (Diyarbakırlı) Kazım Paşa ile Miralay Arif Bey de vardı. Bu seçimin ilk haftası, çok heyecanlı geçti. Çünkü, M. Kemal Paşa `attan düşmüş´ ve evine götürülmüştü.”[5]

Başka bir delilimiz de Ali Çavuş:

“Düşman Polatlı’ya kadar gelmişti. Atatürk, Fevzi Paşa, Ismet Paşa karargahlarıyla, Malı köyü karşısında bulunan Türkoğlu Ali Ağa’nın çiftliğinde bulunuyorlardı. `Atına süratle atladı. Çok hızlı bindiği için eğerin üzerinden kayarak öbür tarafa düştü.´ Yer düz olmasına rağmen ufacık bir taş kaburga kemiğine rastlamış ve kırmıştı.”[6]

Şimdi ise daha ilginç bir iddiaya yer vereceğiz…

Moskova ve Lozan antlaşmalarına delege olarak katılan, 14 ciltlik Türk Tarihi’ni yazan, ilk Milli Eğitim Bakanı ve aynı zamanda Sağlık Bakanlığı da yapmış olan Dr. Rıza Nur, M. Kemal Atatürk’ün attan düşmesine “şarhosluğunun” sebep olduğunu ileri sürüyor. Ayrıca M. Kemal’in kaçmak istediğini de ekliyor:

“Bu Çal Dağı’nın düşmesi bütün ümitlerimizi bitirdi. Yeniden Türk Milleti’nin istikbali, hürriyeti, hayatı tehlikeye düştü, gidiyor. Artık hep ölü haldeyiz. Kimsede can kalmadı. Ağzımızı bıçak açmıyor. Bunun üzerine M. Kemal orduya geri çekilme emri vermiş. Bu haber de geldi. M. Kemal’in özel hizmetlerinde kullandığı Arnavut yaveri Salih (Bozok) de cepheden geldi. M. Kemal’in `eşyalarını topladı. Kaçıyorlar. M. Kemal ata binmiş, sarhoşmuş. Düşmüş, kaburga kemiği de kırılmış.´ Meğerse Yunanlar sol cephemizi 10 gündür söktüremedikleri için ümitsizliğe düşüp geri çekilmeye karar vermişler. Ağırlıklarını Sakarya’nın batı cephesine alıyorlarmış. Fevzi Çakmak bunu sezmiş ve M. Kemal’e ‘Aman geri çekilme! Düşman da geri çekiliyor. Emri geri al.’ demiş. Ne ise M. Kemal geri çekilmeyi durdurdu. Işte Fevzi Çakmak bu vaziyeti kurtardı. Yoksa bütün emekler, askerlerin çabaları, dökülen kanlar boşa gidiyordu. Sakarya harbi bitince iki mühim şey olmuştu. M. Kemal hareket etmeden evvel, Meclis’ten kendisine `gazi´ ünvanı ve `mareşal´ ünvanı verilmesini istedi. Herkes: ‘Canım bu adama ne oluyor? Ne istiyor? Bunları ne yapacak?’ diyordu. Ve yine: ‘Galiba padişah olmak peşindedir. Şimdiden padişah gibi tuğrasına El-Gazî yazmak için bu ünvanı istiyor.’ diyorlardı. Şu adam müthiş bir yaratıktır. Ve nutkunda: ‘Meclis bana Gazi ünvanını verdi’ diyor. Hâlbuki böyle bir şey kimsenin aklına gelmemişti. Kendi istedi. Meclis ise ‘Olmaz’ dedi. Kıyamet koptu. Nihayet tehdit altında ve kendi adamlarını kullanarak `Gazi´ ünvanını aldı.”[7]

Bu kadar delil kafidir sanırız…

***

NOT:

Bu konuya “Belgelerle Gerçek Tarih” adlı kitabımızın 498′inci sayfası ve devamında yer vermiştik, ancak bazı düzenlemeler (ekleme-eksiltme) yaptık ve son hali bu şekildedir. Bugün, yani 31 Ekim 2012 tarihinden evvel birtakım sitelerde paylaşılanların “eksik” olduğunu hatırlatmak isteriz.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk ihtilali, sayfa 189.

[2] Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, Garanti Matbaası, Istanbul 1967, sayfa 194, 195.

[3] Cemal Granda, Atatürk’ün uşağının gizli defteri, Hazırlayan: Turhan Gürkan, Istanbul 1971, Fer Yayınları, sayfa 80.

[4] Dr. Eren Akçiçek, Atatürk’ün Sağlığı Hastalıkları ve Ölümü, Güven Kitabevi, 2005.

[5] Halide Edip Adıvar,Türk’ün Ateşle Imtihanı, Istiklal Savaşı Hatıraları, Nurer Uğurlu başkanlığında bir kurul tarafından hazırlanmıştır. Dizgi – Baskı – Yayımlayan: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. Eylül 1998, Kısım 3, sayfa 2. (Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır)

[6] M. Kemal’in “Can Yoldaşı” Ali Çavuş, Zeynel Lüle, Doğan Kitap, 1. Baskı, Kasım 2008, sayfa 112 – 114.

[7] Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım (Paris 1929), Altındağ Yayınları, Istanbul 1967, cild 3, sayfa 863, 864.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk Inkılapları Islam’a karşı yapılmıştır

Atatürk Inkılapları Islam’a karşı yapılmıştır

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Atatürk inkılaplarının, özellikle Harf inkılabının, milleti Islam’dan uzaklaştırmak gayesiyle yapıldığını mütemadiyen dile getirmiş olmamıza rağmen, malum çevrelerce, “yobaz” damgası vurularak sözlerimiz itibarsız hale getirilmek isteniyor. Bu yüzden, Müslüman olmayan ve bunu açıkça ifade eden, üstelik M. Kemal Atatürk’ün bazı Islam aleyhindeki inkılaplarını onaylayan Sevan Nişanyan’ın Atatürk inkılapları hakkındaki görüşüne yer vereceğiz..

Işte Müslüman olmayan Sevan Nişanyan’ın bu konuda yazdıkları:

“Alfabe devriminde asıl gaye, Batı kültürünü benimsemekten çok, Islam kültürünün entellektüel köklerini kurutmaktır. Amaç Türklerin Shakespeare’i ya da Paris gazetelerini daha kolay okuması değildir: Kuran’ı ve Osmanlı kaynaklarını okumalarını önlemektir. Bu aşamada tümüyle Türkçeye özgü bir alfabe geliştirmek üzerinde bir müddet durulmuşsa da, daha kolay – ya da daha inandırıcı– bulunduğu için Batı’dan alfabe ithali tercih edilmiştir.

Cumayı ve Hicret esasına dayalı tarih perspektifini toplum zihninden silmek için, Pazar tatili ve Miladi takvim getirilmiştir. Batı müziğinin radyoda zorunlu kılınması ise, bu müziğe yönelik gerçek bir sevgi veya inançtan çok, Islami kültürle yakın ilişkileri olan alaturka müzik geleneğini yıkmak kaygısını akla getirmektedir. (…)

Maksat, o halde, Batı kültürünü ilginç, güçlü ve güzel kılan şeyleri benimsemek değildir: siyasi nedenlerle düşman sayılan bir kesimin toplumsal dayanaklarını ortadan kaldırmaktır.”

 

**********

 

KAYNAK: Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet, Kırmızı Yayıncılık, Istanbul 2008, sayfa 253 ve devamı.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Cumhuriyet ve ilanı hakkında ne dediler?

Cumhuriyet ve ilanı hakkında ne dediler?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Kazım Karabekir Paşa, Cumhuriyet’in “dikte” edildiğinden şikayetçi:

“İstiklâl Harbi’nin tehlikeli günlerinde sonuna kadar feragat, fedakâr arkadaşlarının rey ve irşadına ihtiyaç gösteren M. Kemal Paşa artık muzaffer bir başkomutan sıfatıyla maiyet komutanlarına Cumhuriyeti dikte ettirmiştir. Eski arkadaşlarının rakip olabileceği endişesi ile sui şahsiyetler icadı da lâzım gelmişti; bunun için eski arkadaşlarını kötülemek lâzımdı. Bunu da hakkıyla yapmıştır.”[1]

Sadece Karabekir Paşa değil tabii…

Rauf Orbay’ın Cumhuriyet’in ilanından bir gün sonra Istanbul basınına verdiği ve Cumhuriyet’in ilanında izlenmiş olan yöntemi eleştiren demeci, Halk Partisi içindeki yol ayrımının dönemeç noktasıdır. Orbay Ittihat ve Terakki deneyimine gönderme yaparak, 1908’in özgürlük umutlarının 1913’te bir parti “despotizmine” dönüşmesinin ülkeye getirdiği felaketli sonuçları vurgulamıştır.[2]

Rauf Bey; Cumhuriyetin bir günde ilanı doğru mu? sorusuna şu cevabı vermiştir:

“İcra vekilleri riyasetinden infikakım tarihine kadar bu hususta ciddi bir düşünce ve teşebbüsten haberdar değildim. Bilahare bazı zevatın mevcut Teşkilat-ı Esasiye kanununu ikmalen bir layiha projesi ihzar etmekte olduğunu matbuattan öğrendik. Ajansımızda bazen böyle bir teşebbüsün mevcudiyetini, bazen de tasavvurda bulunduğunu ve proje vücut bulursa herhalde meclis-i aliye alelusul arz edileceğini ilan suretiyle bazen teyit, bazen de tekzip suretiyle efkarı dağıttılar. Bilahare bir günde şekl-i cumhuriyetin takarrür ettirilerek ilanı halkça gayr-ı mesul zevat tarafından tertip edilen bir şeklin emrivaki halinde ihdas edildiği fikri ve endişesini hasıl etti. Halkımızın endişe göstermesi mucib-i memnuniyettir.[3]

Karabekir’in sözleri de böylece teyid edilmiş oldu.

Bu noktada haklı olarak, “o halde Atatürk neden Cumhuriyet kurdu?” diye soracaksınız. Bunu biz değil, M. Kemal Atatürk’ün yakın dostlarından Falih Rıfkı cevaplasın:

“M. Kemal de, Ismet de, nihayet, Enver gibi birer askerdirler. Ankara iktidarı, ister istemez kafasının dikine giden bir ‘askerî dikta rejimi’ olacaktır. Cumhuriyet, işin iç yüzünü ‘maskelemekten’ başka bir şey değildir.”[4]

Nitekim Fransız “La Presse” gazetesi de bu hususa değinmiş ve yayınladığı bir başmakalede şu sözlere yer vermiştir:

“Bir memlekette ki, başına hükümetin istediğini giymeyeni asarlar, orada Cumhuriyet olur mu? Sizde (Türkiye’de) Millet Meclisi mi var?”

Öte yandan aynı makalede M. Kemal de çok ağır ifadelerle eleştirilmiştir:

“Şark’ta (Doğu’da) onun gibi (M. Kemal) merhametsiz bir Firavun nâdir hüküm sürmüştür.”[5]

Türkiye’de “Cumhuriyet” adı altında yapılan zulümlere elin kafiri bile isyan eder hale gelmiş. Varın gerisini siz düşünün.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Kâzım Karabekir, Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 111.

Ayrıntılı bilgi için bakınız; http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/29/cumhuriyetin-ilan-sekli-de-tam-bir-rezalet-idi-kazim-karabekir-pasa-anlatiyor/

[2] Rauf Orbay, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e (Hatıralar), cild 3,  sayfa 413, 414.

[3] Tevhid-i Efkar Gazetesi, 1 Kasım 1923.

[4] Falih Rıfkı Atay, (1961) 2004, Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Pozitif Yayınları, Istanbul, sayfa 416.

[5] La Presse gazetesi, 9 Eylül 1928 nüshası.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Cumhuriyet’in İlân şekli de tam bir rezalet idi – Kâzım Karabekir Paşa anlatıyor

Cumhuriyet’in İlân şekli de tam bir rezalet idi – Kâzım Karabekir Paşa anlatıyor

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız


Şark Fatihi Kâzım Karabekir Paşa

***

Uğur Mumcu’nun yayına hazırladığı Kâzım Karabekir’in hatıralarından okuyalım…

30 Ekim sabahı, Bahriye müfrezesi komutanı Kâzım Karabekir’e Ankara’dan açık bir telgrafın geldiğini, bu telgrafta Cumhuriyet’in ilan olunduğunu, bu nedenle yüz pare top atılmasının istendiğini bildirir. (…)

Vali Hazım Bey (Tepeytran) haberi şaşkınlıkla karşılar. Valinin Cumhuriyet’in ilânından haberi yoktur. Karabekir, hem şaşırmış hem kırılmıştır. Bu duygularını şöyle dile getirir:

“Ben hem mebus (Milletvekili) ve hem de bir ordu kumandanı olduğum halde bana da kimse birşey bildirmemişti. Bu vaziyet haklı olarak halkı da orduyu da telâş ve endişeye düşürdü. Daha dün yüreklerine ferahlık verdiğim zatlar benden bu şeklin mânâsını soruyorlardı. Bu vaziyette tabii Cumhuriyet’in ilânını ertesi günü dahi kutlayamadık.” (…)

Karabekir, Cumhuriyet’in ilânını Trabzon’da Bahriye müfreze kumandanlığından haberi almasından yakınır. Ve Başkomutan M. Kemal Paşa’yı şöyle eleştirir:

“İstiklâl Harbi’nin tehlikeli günlerinde sonuna kadar feragat, fedakâr arkadaşlarının rey ve irşadına ihtiyaç gösteren M. Kemal Paşa artık muzaffer bir başkomutan sıfatıyla maiyet komutanlarına Cumhuriyeti `dikte´ ettirmiştir. Eski arkadaşlarının rakip olabileceği endişesi ile sui şahsiyetler icadı da lâzım gelmişti; bunun için eski arkadaşlarını kötülemek lâzımdı. Bunu da hakkıyla yapmıştır.”

Kâzım Karabekir, 5 Kasım günü vapurla Trabzon’dan ayrılır. Vapur 9 Kasım günü İstanbul’da olacaktır. Vapur kaptanı yolda emir almıştır. Vapur, bir gün sonra İstanbul’da demirleyecektir.

Karabekir, bu gecikmenin nedenini halkın kendisini karşılamasına engel olunması biçiminde yorumlar.

“10 Kasım sabahı vapurumuz Boğaz’a girdi. Kavak’ta ayrı ayrı istikametlerde Rauf Bey ve Refet Paşa ve İstanbul gazete muhabirleri vapurumuza çıktılar. Her biri bir sual soruyor, beni arkadaşlarımla görüşmeye ve beş yıldan beri görmediğim şirin yerlerimizi seyr etmeye fırsat vermiyorlardı. Endişeleri Cumhuriyet’in ilân şeklinden doğuyordu.

Bir sabah top sesleriyle endişe ile uyandık. Meğer Cumhuriyet ilân oluyormuş. Ankara’dan gelen haberler M. Kemal Paşa’nın yeni toplandığı bir muhit ile tam bir `diktatörlüğe´ gittiğidir. Millî hâkimiyet yerine `şahsî hükümranlık´ kurulmuştur, istiklâlimizi kurtaranlar hürriyetimizi boğacaklar mıydı? (…)

Rauf Bey ile Refet Paşa’dan öğrendiğimde Cumhuriyet `adı altında şahsî saltanat´ kurulmuş olduğu ve halk ve matbuanın (basının) da kurtuldukları bir istibdattan (despotluktan) diğer bir yenisine düştüklerinden feryat ettikleridir.

Istiklâl Harbi’nde `Birinci derecede vazife´ görmüş bu arkadaşlar dahi sabahleyin top sesleriyle uyandıktan sonra Cumhuriyetin ilân olduğunu öğrenmişlerdir. M. Kemal Paşa, mefkuresi (ideali) olan hilâfet ve saltanat makamına geçmesini arkadaşlarının önlediğini görünce Cumhurreisliğine (Cumhurbaskanlığına) de mani olacakları endişesi ile işi sert bir kapatma suretiyle Millet Meclisi’nin daha vahim ciheti de kayd-ı hayat şartı ile mevkiinde kalabilmek için eski arkadaşlarını Cumhuriyet aleyhtarı ve padişah taraftarı göstermesidir.”

Öğle üzeri vapur Galata rıhtımına yanaşır. Rıhtımda kalabalık bir halk ve halkın önünde de resmî görevliler Karabekir’i karşılamaktadır. Halk, Karabekir’i coşkun gösterilerle kalacağı yer olan bugün İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu Harbiye Nezareti’nin dış kapısındaki köşke kadar getirir.

 

**********

 

KAYNAK: Kâzım Karabekir, Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 107 – 113.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Sarığını çıkarmadı, Istiklal Mahkemesi’ne sevk edildi

Sarığını çıkarmadı, Istiklal Mahkemesi’ne sevk edildi

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Öleceğimi bile bilsem sarığımı çıkarmayacağım diyen bir vatandaşın Istiklal Mahkemesi’ne sevk edildiğini gösteren 1925 yılına aid bir kararname.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Ezanın yasaklanmasını protesto edenlere hapis cezası

Ezanın yasaklanmasını protesto edenlere hapis cezası

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

5 Mayıs 1933 tarihli Cumhuriyet Gazetesi

***

Bu 19 yobazın (!) suçu neydi biliyor musunuz? Suçları (!), Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasını protesto etmekti.

Kendilerini “Müslümanım ama Atatürkçüyüm” diye tanımlayanların, “Atatürk olmasaydı Ezan-ı Muhammedi olmayacaktı” yönündeki iddialarına bakacak olursak, bu kardeşlerimiz de bizim gibi Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasına karşıdırlar. Ancak Atatürk döneminde yasaklandığından haberleri bile yok. O dönemde yaşamış olsalardı, kendilerine de “yobaz” denilecekti… Hatırlatalım istedik. Inşaallah artık gerçekleri görürler.

***

Ayrıntılı bilgi için şu konularımıza bakılabilir:

Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

***

Ezan’ı aslından M. Kemal Atatürk uzaklaştırmadı yalanı

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/ezani-aslindan-m-kemal-ataturk-uzaklastirmadi-yalani/

***

Atatürk’ün yasakladığı Ezan-ı Muhammedi’yi Adnan Menderes serbest bıraktı

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/27/ataturkun-yasakladigi-ezan-i-muhammediyi-adnan-menderes-serbest-birakti/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk dış borç almadı yalanı

Atatürk dış borç almadı yalanı

Bazı kemalistlerin, “Atatürk döneminde dış borç alınmamıştı” yönündeki iddiaları malum. Halbuki, M. Kemal ve avenesinin dış borç alabilmek için yoğun çaba harcadığı biliniyor.

Cumhuriyet dönemi iktisat tarihçisi Prof. Yahya Sezai Tezel, M. Kemal Atatürk’ün dış borç ve yabancı sermayeye başvurmadığı iddialarına karşı şunları yazıyor:

“Cumhuriyet tarihinde yabancı kaynak kullanımından arıtılmış bir Kemalist dönem var saymak ve bu dış finansmansız bağımsız kalkınma döneminin Ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra ya da hemen önce sona erdiğini söylemek yanlıştır. 1923-1938 dönemi boyunca Türkiye ekonomisinde dış kaynak kullanımı yolunda güçlü bir eğilim vardır. Atatürk dönemindeki kapitalist gelişme stratejisi dış kaynaklara önemli ölçüde başvurma eğilimine sahip olmuş, bunu sürdürmüştür.”[1]

Dış Borçlar…

Örneğin 14 Haziran 1930 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) 10 milyon dolar borç alınmıştır.[2]

1932 yılında ise Rusya’dan 8 milyon dolarlık kredi alınmıştır.[3]

Hatta 1930’lu yıllarda Türk ekonomisi dış ticaret bakımından yarı yarıya Almanya’ya bağımlıdır. Almanya “cliring” sistemiyle Türk ithal ve ihraç ürünlerinin yüzde 40’ından fazlasını temsil ediyordu. Prof. Tezel’e göre, “Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde Türkiye’nin dış ticareti bir ülkeye bu kadar bağımlı olmamıştı.”[4]

Nitekim Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, ekonomide “Almanya’ya bağımlı” olduklarını Ingiliz Büyükelçisi Percy Loraine’e itiraf etmişti.[5] O yıllarda Almanya’dan 150 milyon mark kredi alınmıştır.[6]

Ingiltere, Kral 8’inci Edward’ın Türkiye’yi ziyaret edip M. Kemal Atatürk’le görüşmesinden 1,5 yıl sonra Mayıs 1938’de Türkiye’ye 16 milyon sterlin kredi açtı.[7]

Ingiltere ve Almanya’dan alınan krediler M. Kemal Atatürk’ü bir hayli memnun etmiş görünüyor. Zira Atatürk, 1 Kasım 1938’de Başbakan Celal Bayar’ın okuduğu yasama dönemini açış nutkunda, bu kredilerin “memleketin mâlî itibarına karşı gösterilen ciddi güvenin ve harici siyasetimizdeki dürüst hareketin bir tecellisi” olduğunu belirtmişti.[8]

Iç borçlanmaya dair bir örnek vermek gerekirse, 1934 yılında Sivas-Erzurum Demiryolunun yapımı için alınan 30 milyon lira örnek gösterilebilir.[9]

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız


[8] no’lu dipnot ile ilgili… Ingiltere’den alınan 16 milyon sterlin ve Almanya’dan alınan 150 milyon mark tutarındaki borçların M. Kemal Atatürk’ü memnun ettiğini gösteren söz konusu Meclis açış konuşmasının tutanağı

***

[9] no’lu dipnot ile ilgili… 30 milyon liralık iç borçlanma sözleşmesine dair 2463 sayılı kanun, Resmi Gazete’de böyle yayınlanmıştı

***

Bu konuda bu kadar malumat kâfidir sanırız.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Kemalist yönetimin dış borç bulmak için yaptığı çabaları ve rakamlar için Prof Tezel’in çalışmasına bakabilirsiniz; Yahya Sezai Tezel, 1923-1938 Döneminde Türkiye’nin Dış Iktisadi Ilişkileri, ITBA Mezunları Derneği, Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Tarihiyle ilgili Sorunlar Sempozyumu, 14-17 Ocak 1977, Istanbul 1977, sayfa 193 – 229.

Ayrıca bakınız; Yahya Sezai Tezel, Cumhuriyet Döneminin Iktisadi Tarihi, 1923-1950, sayfa 418 – 422, 430, 431.

[2] Memduh Yaşa, Devlet Borçları, 3. Baskı, Istanbul 1981, sayfa 70.

[3] Şu kaynağa bakılabilir: Haluk Ülman-Oral Sander, Türk Dış Politikasına Yön Veren Etkenler, 2, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Mart 1972, cild 27, no 1, sayfa 16.

Ayrıca bakınız; Ali Coşkun, “Cumhuriyetin Ilk Yıllarında Türkiye Ekonomisi”, Atatürkçü Düşünce Dergisi, sayı 4, Kasım 2003, sayfa 76.

[4] Yahya Sezai Tezel, 1923-1938 Döneminde Türkiye’nin Dış Iktisadi Ilişkileri, ITBA Mezunları Derneği, Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Tarihiyle ilgili Sorunlar Sempozyumu, 14-17 Ocak 1977, Istanbul 1977, sayfa 205.

[5] Hikmet Özdemir, Atatürk ve Ingiltere, The British Council, Ankara, sayfa 66.

[6] Ludmila Jivkova, Ingiliz-Türk Ilişkileri, 1933-1939, Habora Kitabe Yayınları, Istanbul 1978, sayfa 158 – 162.

Ayrıca bakınız; TBMM Zabıt Ceridesi, cild 27, Içtima 1, 1 Kasım 1938, sayfa 7.

[7] Açılan bu kredi ve M. Kemal Atatürk’ün Ingilizler’le ittifak yapmayı istediği ile ilgili ayrıntılı bilgi ve Ingiliz Dışişleri arşivindeki belgeler için bakınız; Hikmet Özdemir, Atatürk ve Ingiltere, The British Council, Ankara, özellikle sayfa 43 – 183.

Ayrıca bakınız; TBMM Zabıt Ceridesi, cild 27, Içtima 1, 1 Kasım 1938, sayfa 7.

[8] TBMM Zabıt Ceridesi, cild 27, Içtima 1, 1 Kasım 1938, sayfa 7.

Ayrıca bakınız; Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 1, sayfa 431.

[9] T.C. Resmi Gazete, 30 Mayıs 1934, sayı 2714, sayfa 3875, Kanun No 2463, Kabul tarihi: 28 Mayıs 1934.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kemalist Sistem

Kemalist Sistem

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Ibrahim Özdabak’ın kaleminden çıkan ve “Sistemi” konu alan bu karikatür vesilesiyle “kemalist ‘sis’tem”e dair birkaç misal verelim…

Kemalist Sistem’de:

Lozan’da, Yunanistan’dan tazminat – tamirat parası almayıp Müslümanların hakkını yunanlılara bağışlayan M. Kemal Atatürk ve avenesi kahraman; bunu eleştiren ve Yunan mezalimi adlı kitabında yunan zulmü hakkında, “Aziz Vatan Evladı! Unutma! ve Affetme!” diyen Kadir Mısıroğlu hain gösterildi.

Meis Adası, Oniki Ada, Batı Trakya gibi vatan topraklarını Lozan’da peşkeş çeken M. Kemal ve avenesi kahraman; bu yerlerin bize aid olduğunu söyleyen Kadir Mısıroğlu hain gösterildi.

Kafirlerin kanunlarını Müslümanlara zorla dayatan M. Kemal ve avenesi kahraman; Kur’an-ı Kerim’in Müslümanların kitabı olduğunu ve Müslümanların Kur’an’daki kanunlar ile yönetilmesi gerektiğini söyleyen Kadir Mısıroğlu hain gösterildi.

Işte “sistem” böyle bir şeydir.

Haini kahraman, kahramanı ise hain gösterir…

Ancak meseleye Islam düşmanları açısından bakacak olursak, bu yazdıklarımız doğrudur. Yani düşmanlarımıza göre M. Kemal “kahraman”; Kadir Mısıroğlu “haindir.”

Bizim kahramanımız ise bila şek ve la şüphe Kadir Mısıroğlu’dur.

Zira “Sis” perdesini aralayanlar “Sis”temin oyununa gelmez ve hakikati olduğu gibi tüm berraklığıyla görürler.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kuran düşmanı Bay Necati’nin ibretlik ölümü

Kuran düşmanı Bay Necati’nin ibretlik ölümü

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

M. Kemal Atatürk ve sağında M. Necati

***

M. Kemal Atatürk’ün, Mustafa Necati’nin ölümüne adeta “hüngür hüngür” ağladığını Falih Rıfkı Atay “Çankaya” adlı kitabında yazmıştır. Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün M. Kemal Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan ile 17 Nisan 1976 günü yaptığı söyleşide de Atatürk’ün Mustafa Necati’nin ölümüne ağladığı bildirilir:

“Prof. Dr. Utkan Kocatürk – Peki, Atatürk’ün en sevdiği kimseler kimlerdi? Meselâ Mustafa Necati’nin ölümünde ağlamış değil mi?

Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan – Evet, öyle.

Prof. Dr. Utkan Kocatürk – Yani Atatürk’ün gerçekten samimî olarak değerine inandığı ve ölümüne üzüldüğü kimseler?

Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan – Valla her arkadaşına önem verirdi.. Yalnız Necati Bey’den… işte o, yeni harflerin kabul edildiği senedir ve öyle bir ani ölümü, onda büyük tesir yapmıştı ve acımıştı çok.. Yani çok şey bekliyordu ondan.. (…) Ben tanımadım uzun boylu, ama vefat ettiği zaman Atatürk çok üzülmüştü.. Biliyorum, ağladı..”[1]

***

Şimdi gelelim M. Kemal’in çok değer verdiği M. Necati’nin ölümüne…

BAY NECATININ OLÜMÜ

Onk. Dr. Haluk Nurbaki

Rahmetli babam o zamanlar Konya’nın tek gazetesi olan “Babalık” gazetesinin başyazarı idi. Ondan işittiğim şu olayı aynen naklediyorum:

“Devrin ilk Maarif Vekillerinden (Milli Eğitim Bakanı) Necati Konya’ya gelmiş ve Latin harflerinin üstünlüğünü(!) anlatmak üzere bir konferans düzenlemişti. Şehrin her tarafına yapıştırılan ilanlarda:

“Eski Harflerle Birlikte Kur’an’ı da Tarihe’e Gömdük” yazıyor ve konferansın ertesi gün saat 10’da verileceği belirtiliyordu.

Akşam, mükellef bir ziyafet verildi. Yemekten sonra bay Necati, ani bir apandist krizine yakalandı ve hemen hastahaneye kaldırılarak ameliyat edildi. Gösterilen itinayı anlatmaya lüzum yok, bütün hastahane hatta Konya ayakta idi. Bay Necati kurtulmuş, fakat ne çare ki haddini aşarak Kur’an’a dil uzatmıştı. Gece yarısı, imkansız denebilecek bir şey oldu ve Bay Necati’nin yatağı yan demirinden kırıldı. Hasta yere düşmüş ve ameliyat yeri patlamıştı. Ertesi gün saat 10’da, yani konferansın yapılacağı bildirilen saatte öldü.”

Kur’an’ı tarihe gömmek isteyenler, tarihin en kokuşmuş sahifelerine gömüldüler.[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Prof. Dr. Afet İnan’la Bir Konuşma (1976), Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı 3, cild 1, Temmuz 1985.

[2] Zafer Dergisi, sayı 213, 1994. (NOT: Resmi kayıtlara göre Ankara’da ölmüş.)

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*