Sultan Ikinci Abdülhamid Han döneminde yapılan bazı Eserler

Sultan Ikinci Abdülhamid Han döneminde yapılan bazı Eserler

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

34 yaşında 34. Padişah olarak Osmanlı tahtına çıkan ve Hicrî takvime göre 34 sene padişahlık yapan

Cennet Mekan Sultan Ikinci Abdülhamid Han

(Ruhuna El Fatiha)

***

Bu yazıda zikredilen yapılar, 34 yaşında 34. Padişah olarak Osmanlı tahtına çıkan ve Hicrî takvime göre 34 sene padişahlık yapan Cennet Mekan Sultan Ikinci Abdülhamid Han döneminde meydana getirilmiştir. Hatta bazı yapılar günümüzde hala hizmet vermektedir. Osmanlı’dan bize hiçbir şey kalmadı diye yakınan kemalistlerin kulakları çınlasın. Üstelik kemalistlerin -haksız olarak- en çok eleştirdikleri dönemlerden biridir Sultan Ikinci Abdülhamid dönemi. Zaten mason düşmanı olan Sultan Ikinci Abdülhamid Han’ı methetmelerini beklemek, kuşkusuz saflık olurdu.

Bu uzun yazı, Şevki Duymaz’ın “II. Abdülhamid Dönemi Imar Faaliyetleri” isimli Doktora Tezi’nden alınmıştır ve mümkün mertebe kısaltılmıştır. Burada adı geçen yapılara dair fotoğraflara ve belgelere yer vermiyoruz.

Daha evvel paylaştığımız Osmanlı Devleti’nde Fabrikalar, Matbaa – Osmanlı geri kaldı yalanı adlı makalede, Osmanlı’dan bize hiçbir şey miras kalmadı yalanı: Şişli Etfal Hastanesi (Hamidiye Etfâl Hastanesi) ve Osmanlı’dan bize hiçbir şey miras kalmadı yalanı: Dârülaceze adlı konularda mebzul miktarda fotoğraf ve belge mevcuddur.

Yazı, şu 6 Ana başlıktan oluşuyor;

1 – ASKERİ YAPILAR

2 – DİNİ YAPILAR

3 – EĞİTİM-KÜLTÜR YAPILARI

4 – SİVİL YAPILAR

5 – SAĞLIK YAPILARI

6 – RESMİ YAPILAR

Iyi okumalar…

Sultan II. Abdülhamid’in kişilik özelliklerinden biri olarak gördüğümüz hayır işlemek anlayışı, mimarî faaliyetlere de yansımıştır. Devlet bütçesi dışında kendi özel kasasından harcamalar yaptığına dair ifadeler hatıralarında yer almaktadır.[1]

Sultanın, Yunan harbinde bulunmuş Mustafa Süleyman isminde bir neferin köyüne bir cami yapılması isteğine, Hazine-i Hassa’dan masrafının karşılanması ve cami adının Ertuğrul Gazi olması şartıyla Adapazarı Hasan Fakih köyüne bu caminin inşası ile ilgili olarak irade çıkartmıştır.[2]

II. Abdülhamid bir bani olarak yaptırdığı eserlerde daha çok İslam eklektizmini tercih etmiştir. Yıldız Saray kompleksi oluşturulurken yapılarda gerek mimarî gerekse süslemede İslam mimarîsine özgü elemanların yer almasını sağlamıştır.[3]

Bunların dışında Sultanın büyük çaplı projeler için girişim yaptığı da görülmektedir. İstanbul ve Galata Rıhtımları inşa ettirildiği dönemlerde[4] II. Abdülhamid’in projelerinden biri de boğazı birleştirecek bir köprü yaptırmaktır. Projesi hazırlatılan köprünün inşası tahttan indirilmesiyle sonuçsuz kalmıştır.[5]

********************

********************

********************

*

*** ASKERİ YAPILAR ***

Askerî personelin yetiştirilmesi geliştirilmesi için bir çok karakol ve kışla yapıları inşa edilmiş olup ancak birçoğu günümüze kadar ulaşamayıp kayıtlarda kalmıştır.

Boğaziçi ve Çanakkale’de yer alan istihkam ve bataryaların onarımı ve donanımı öngörülmektedir.[6]

II. Abdülhamid dönemi içerisinde değerlendirilebilecek ve günümüzde de askerî yapı olarak kullanılan mimari özelliklerini kaybetmiş kâgir bazı yapılar da mevcuttur. Genellikle, Araf Paşa döneminde (1882) inşa edilen bu yapılar; cephanelik, boğaz koruma ve kontrol binalarıdır.[7]

Erzurum’da II. Abdülhamid dönemi inşa edilen askerî yapı örnekleri depo, koğuş, mutfak, tecrid ve yemekhane yapılarından oluşmaktadır. Bu yapılar Erzurum-Dumlu’da yer alıp 1894 yılında Şahap Paşa tarafından Tiranlı Binbaşı Mahmut Mavret Bey’e inşa ettirilmiştir.[8]

1888-1889’da Yıldız sarayı yakınına Orhaniye ve Muhabere Kışlaları inşa edilmiştir.[9] 1886’da inşa edilen Orhaniye Kışlası günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde, Türk Silahlı Kuvvetleri Merkez Komutanlığı’nca kullanılmaktadır.[10]

İstanbul’da, bu döneme ait olarak bilinen diğer askerî yapılar şunlardır:

Harbiye Askerî Yemekhane (1887)[11],
İstanbul Selimiye Tazılar Ahırı Kışla ek binalar (1893)[12],
Beykoz Askerlik Şubesi (1894)[13],
Maltepe Cephanelik ve Barut Deposu (1897)[14],
Büyükdere Çayırı Karakolu (1900)[15],
Topkapı Sarayı
Bağdat Kasr-ı Hümayun Karakolu (1901),
Ecdadiye Köyü Karakolu (1901),
Kağıthane Karakolu (1901),
Kurbağalıdere Cephaneliği (1901),
Sarıyer Subay Misafirhanesi (1902).[16]

Edirne Kıyık Tabyası, ilk inşa tarihi olarak, II. Mahmud dönemi Osmanlı-Rus Savaşına (1828-1829) kadar gitmektedir. 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sırasında Edirne’de yer alan tabyalar yeniden inşa ve güçlendirme çalışmaları başlatılır. Kıyık/Kıyak Tabyası olarak bilinen yapıların Müstahkem Mevkii girişinde yer alan kitabenin ifadesine göre 1304H./1886M. tarihinde inşa edilmiştir.[17]

Edirne’de yer alan bir diğer Askerî yapılar ise;

Edirne Askerî (Merkez) Hastahanesi(1305H./1887M.)[18],

1317/1900’de inşa edilen ve 1971 yılında da Tümen binası olarak kullanılan Daire-i Münşire(Tugay Binası) (1889)[19],

Karaağaç (Timurtaş) Askerî Hastahanesi (1305H./1889M.)[20],

Edirne-Uzunköprü Askerî Karargah Binası (1892)[21] ve Askerî Depo(1321H./1903M.) bu dönemden kalan önemli eserlerdir.

Amasya’da yer alan Saraydüzü Kışlası, Mutasarrıf Mehmet Kemal Bey tarafından 1898-1900 yılları arasında inşa ettirilmiştir 1944’de harap olması neticesinde yıktırılarak yerine bugünkü orduevi yaptırılmıştır.[22]

Bu dönemde inşa edilmiş diğer askerî yapılar:

Afyon Askerî Depo[23]
Antakya Kışla[24]
Balıkesir-Gönen Askerî Depo (1900)[25]
Bayburt Askerî Depo[26]
Bursa Karakolu (1906)[27]
Bursa Askerî Depo
Bursa-Mustafakemalpaşa/Kirmastı Askerî Depo[28]
Denizli Kışla-Askerî Depo[29]
Denizli-Çal Karakol[30]
Elazığ Kışla (1882)[31]
Erzincan Evrak ve Harita Mahzeni Binası (1893)[32]
Erzincan Zabitan Dairesi (1895)[33]
Erzincan Hamidiye (Harbiye) Kışlası (1895)[34]
Geyve Askerî Depo (1900)[35]
Gümüşhane Kışla[36]
Kocaeli-Karamürsel Askerî Depo[37]
Mersin Kışlası (1896)[38]
Siirt Kışlası (1901)
Trabzon Askerî Hastahane (1883)[39] ve Hamam (1883)[40]
Van-Başkale Kışla (1880)[41]
Van’da Karakol (1900)[42]
Erzurum Merkez Askerî/Maraşal Çakmak Hastahanesi (1897).[43]
Eskişehir Eski Karagah ve Taş Depo (1900-1905)[44]
Isparta Askerî Karargah (1904)[45]
İzmir-Konak Askerî İstirahatgâh (1901)[46]
İzmir-Konak Askerî Hastane (1890)[47]
Kırklareli Taş Tabya (1882).[48]

Askerî alanda ihtiyacın karşılanması amacıyla kurulmuş olan fabrikalar da yer almaktadır. Tophane/Şeyandir Top Fabrikası (1881), Mavzer Tüfek Fabrikası, Mermi-Fişek-Barut Fabrikası ve Ansaldo Fabrikaları genelde başkentte kurulmuş örnekler arasında sayılabilir.[49]

********************

********************

********************

*

*** DİNİ YAPILAR ***

1- Camiler

a) Yıldız/Hamidiye Camii [50]

Beşiktaş Barbaros Bulvarı’nın kuzey kesiminde, Yıldız Sarayı yolu üzerindedir. Asıl adının Hamidiye olmasına karşılık daha çok Yıldız Camii olarak bilinmektedir. Cami, II. Abdühamid’in 1877’de Yıldız Sarayı’na yerleşmesinden sonra isteği üzerine sarayın hemen yanında inşa edilir. 1882’de sözleşmesi[51] yapılan cami, 1885-86 yıllarında Serkis Balyan ve Dikran Kalfa[52] tarafından inşa edilmiştir.[53]

b) Beşiktaş Ertuğrul Camii

c) Beşiktaş Dikilitaş Camii[54]

d) Beşiktaş Orhaniye Kışlası Camii

Yapının güney cephesinde bulunan ve II. Abdülhamid’in tuğrasını taşıyan kitabesi 1303H./1887M. tarihini vermektedir.[55]

e) Beşiktaş Raif Ağa Camii

f) Kütahya Yeşil/Hamidiye Camii[56] Recep Ağa Mescidi olarakta bilinen yapı 1905-1906’da inşa edilmiştir.[57]

g) Bolu Tabaklar Camii.[58] Bolu merkez, İzzet Baysal Caddesi üzerinde yer alan cami, kitabesine göre 1310-1315H./1893-1897M. tarihinde yapılmıştır.[59]

h) Balıkesir Hamidiye Camii 1898′de inşa edilen yapı, kitabeye göre 1908’de yeniden inşa edildiği ifade edilmektedir.[60]

i) İzmir Salepçioğlu Camii[61]

j) Adana-Kadirli Hamidiye Camii[62]

k) Çamlıca- Bodrumi Camii. 1891 yılında Sultanın yardımı ve Şeyhülislam Ömer Lütfi Efendi’nin çabalarıyla inşa edilmiştir.[63]

l) Ümraniye/Cevher Ağa Camii. 1897 yılında Sultanın yardım ve emriyle Cevher Ağa tarafından yaptırılmıştır.[64]

m) Üsküdar Altunizade Burhaniye/II. Abdülhamid Camii. 1902’de Sultan II. Abdülhamid tarafından inşa ettirildiği giriş kapısında yer alan kitabede ifade edilmektedir.[65]

n) Büyükada Hamidiye Camii. 1892-1893 yılında Sultanın emri ile inşa edilmiştir.[66] 1893-94 İstanbul depremi neticesinde yeniden inşası[67] ve 1901’de de onarımı söz konusudur.[68] 1984 yılında Adalar Belediyesi tarafından onarımı sırasında tuğralı kitabesi kaldırılmıştır.[69]

II. Abdülhamid Dönemi İstanbul’da onarım gören ve onarım sonrası bu dönemin mimarî özelliklerini yansıtan, Cihangir Camii (1553 inşa/1889-90 onarım) ve II. Mahmut dönemi eseri olan Hidayet Camii’dir. (1813 inşa/1887 onarım).[70]

Bu örnekler dışında yer alan, 25. cülus törenleri nedeniyle inşası, onarımı, açılışı yapılan camiler ile diğer cami örnekleri şunlardır:

Beşiktaş-Akaretler Camii ve Mektep Acıbadem’de Cami[71]
Erenköy’de Cami[72]
Karaköy Camii (1903)[73]
Erenköy Zihni Paşa Camii (1902)[74]
Şişli Hamidiye/Meşrutiyet Camii (1895)
Ağaçaltı (Kireçburnu) Camii (1320H/1902M.)
Anadolu Hisarı Camii (1301H/1883M.)
Ayazağa Köyü Camii (1324H./1906M.)
Behramçavuş (Feriköy) Camii (1317H./1899M.)
Üsküdar Bülbülderesi/Fevziye Camii (1300H./1882M.)[75]
Üsküdar Cevri Usta/Kalfa Camii (1884)[76]
Ortaköy-Cavid Ağa Camii (1324H./1906M.)
Büyük Çamlıca-Çamlıca Camii (1316H./1898M.)
Feneryolu (Tuğlacıbaşı) Camii (1308H./1890M.)
Göztepe (Hulusi Efendi) Camii (1320H./1902M.)
Göztepe Camii (1294H./1877M.)
Rami-Hacı Ali Paşa (Hamidiye-Cuma) Camii (1310H./1892M.)
Haydarpaşa-Kaptan Hasan Paşa (Divittar) Camii (1300H./1883M.)
Kadıköy-Kaptan Hasan Paşa Camii (1321H./1903M.)
Kozyatağı Camii (1314H./1896M.)
Mecidiyeköy Camii (1306H./1888M.)
Suadiye Camii (1325H./1907-8M.)[77]
Rami-Tantavi Camii (1307H./1889M.)
Kızıltoprak Zühdü Paşa Camii (1301H./1883M.)[78]
Yukarı Dudullu Camii (1890)[79]

Anadolu’da inşa edilen ve edilmesi planlanan camiler ise şunlardır:

Amasya Azeriler/Şirvanlı Camii (1895)[80]
Ankara-Keskin’de Cami (1900)[81]
Ankara-Haymana Camii (1895)[82]
Artvin-Zeytinlik/Oruçlu Köyü Camii (1907)[83]
Aydın-Söke Hacı Ziya Bey Camii (1894)[84]
Balıkesir Vicdaniye Camii (1897)[85]
Balıkesir Hacı Köprübaşı/Hacı Cafer/Osmaniye Camii (1898)
Balıkesir Emin Ağa Camii (1897)
Balıkesir Hacı Sefer Ağa Camii (1905)
Balıkesir-Ayvalık Hamidiye/Minareli Camii[86]
Bilecik-Söğüt Hamidiye Camii (1903)[87]
Bilecik-Söğüt Çelebi Mehmet Camii[88]
Bilecik-Cumalı Karyesi Camii (1903)[89]
Bingöl-Genç Hamidiye Camii (1891)[90]
Bursa-Kazıklı Köyü Camii (1905)[91]
Bursa-Azeriler Camii (1887-1895)
Gemlik-Hamidiye Camii (1886)[92]
İnegöl-Celce Karyesi Mescid/Mektep (1898)[93]
Beyazid Sancağı Hamidiye Camii/Mektep (1893)[94]
Ayvalık’ta Cami/Mektep (1894)[95]
İzmid-Hüsniye Karyesi Camii/Mektep (1897)[96]
İzmid-Maşukiye Karyesi Camii (1899)[97]
İzmid-Hüseyniye Karyesi Camii (1903)[98]
Mardin Merkez Cami/Mektep (1898)[99]
Çankırı-Çerkeş Sultan Murad Han Camii (1899)[100]
Çorum Sancaktar Camii (1889)[101]
Çorum-Hıdırlık Süheyb-i Rumi Camii, Şadırvan ve Türbesi (1889)[102]
İskenderun’da Cami (1902)[103]
Biga-Kalkan Karyesi Camii (1903)[104]
Eskişehir Camii (1892)[105]
Mersin Hamidiye Camii (1898)[106]
Mersin-Silifke Hamidiye Camii (1892)[107]
Malatya Hamidiye Camii/Medrese (1893)[108]
Bolu Sultan Yıldırım Beyazıd Camii (1892)[109]
Bolu Ağda Camii (1892-94)
Yozgat-Boğazlıyan Çandır Kasabası Camii (1904)[110]
Ordu-Ünye Çaldıra Köyü Camii/Medrese (1890)[111]
Tokat’ta Camiler (1900)[112]
Tokat-Erbaa Çavuşoğlu Camii, Melikyükü ve Tepekışla Köyü Camii (1900)[113]
Tokat-Niksar Hamidiye Camii (1892)[114]
Düzce-Hendek ve Hikmetiye Köyü Camii (1900)[115]
Antakya Meydan Camii (1880)[116]
Kütahya Ulu Camii (1410/1889-1891)[117]

İzmir Camileri[118] :

Akarcalı Camii (1891)
Beştepeler Mahalle Camii (1897)
Hacı Bey Camii (1889)
Konak-Hamidiye Camii (1890)
Beştepe-Horasanlı Mescidi (1894)
Kestallizade Mescidi (1888)
Güzelyalı Ma’müretü’l-Hamidiye Camii (1892-93)’dir.

Safranbolu-Kaçak (Lütfiye) Camii (1879)
Safranbolu-Mescid-Zülmiye (Hamidiye) Camii (1884)[119]
Konya-Ereğli Kutuören Köyü Camii (1897)
Siirt Sultan Mahmud Türbesi Camii (1891)
Trabzon Askerî Camii/Mescidi (1883)[120]
Trabzon-Boztepe Ahi Evren Dede Camii ve Türbesi (1890)[121]
Amasra Fevkani İskele Camii (1890)[122]

Bu örneklerin dışında onlarca ibadet yapısı ilk inşası ve büyük ölçüde yok olmaya yüz tutmuş iken yeniden onarım görerek faaliyete geçirilmiş olup bugün bu yapıların birçoğu ayakta değiller ya da özgün hâlinden hiçbir eser kalmamış bir şekilde isimleri ile yaşamaktadır.[123]

***

2- Türbeler

a) Beşiktaş Şeyh Zafir Türbe-Çeşme-Kitaplığı Beşiktaş Serencebey’de Ertuğrul Camii arazisi üzerinde bulunmaktadır. II.
Abdülhamid tarafından Mimar Raimondo d’Aronco’ya yaptırılan türbe 1904-1905 yılında tamamlanmıştır.[124]
Türbe, Kitaplık ve Çeşme[125] yapı üçlüsü birlikte yer almaktadır.

Şeyh Muhammed Zafir, Trablusgarp Derne yakınlarında Mısra kasabasından Sultan tarafından İstanbul’a çağrılmış olup Şazeli tarikatının başıdır.[126] II. Abdülhamid tarafından Ertuğrul Camii ve civarına yerleştirilerek Hamidiye, Orhaniye, Ertuğrul camilerinin vakıfları bu dergaha bağlanarak gelir kaynağı da sağlanmıştır.

b) Cağaloğlu Mahmud Nedim Paşa Türbesi

İstanbul’da yer alan bu iki örnek dışında; Samatya Rıza Efendi Türbesi, Fatih Camii Gazi Osman Paşa Türbesi (1901)[127], Edirnekapı Çerkez Hasan Türbesi, Eyüp Ahmed Said Efendi Türbesi, Abdülezel Paşa Türbesi yer alır.[128]

Anadolu’da ise, bu dönemde inşa edilen ve dönem için özgün yapı niteliğinde olan türbe örneklerine pek rastlanmamaktadır. Daha çok dönem öncesine ait dinî ve siyasî kimliği ön plana çıkan kişilere ait türbelerin yeniden inşası söz konusudur. Bu örneklerin bazıları şunlardır:

Ankara-Şeyhler Şeyh Ali Semerkandi Türbesi
Ankara Taceddin Veli Türbesi
Bilecik-Merkez Şeyh Edebali Türbesi (1898)[129]
Bilecik-Söğüt Ertuğrulgazi Türbesi (1757 ve 1886)[130]
Bolu-Göynük Akşemseddin, Emir Sekini/Ömer Sikkin Türbesi
Bolu Aşağı Tekke Türbesi (1884)[131]
Bitlis Şeyh Muhammed Efendi Türbesi, Hoca Hasan Türbe ve Zaviyesi (1882) ve Küfrevi Türbesi ve Zaviyesi (1898)[132]
Çanakkale-Gelibolu Zeynel Arabi Türbesi
Çanakkale-Bolayır Gazi Süleyman Paşa Türbesi
Çorum-Hıdırlık Mevki Süheybi Rumi Türbesi
Edirne Gazi Mihal Türbesi ve Edirne Eserleri (1900) (189 cami ve mescit, 22 tekke ve zaviye, 22 imam ikameti için ev, 1 hamam, 4 dükkan, 6 değirmen, 8 sebil, 27 medrese, 16 mektep, 1 kütüphane, 27 suyolu, 6 köprü, 4 bedesten, 15 imaret inşa ve tamir edilmiştir.)[133]
Erzincan Tercan Mama Hatun Türbesi
Kütahya-Domaniç Çarşamba Köyü Haymeana Türbesi (1892)
Tarsus Danyal Peygamber Türbesi
Trabzon-Boztepe Ahi Evren Dede Türbesi (1890)[134]
Mardin Şeyhhamid Türbesi (1880-81)[135]
Kayseri Zeynel Abidin Türbesi (1885)[136]
Akşehir Nasrettin Hoca Türbesi (1906).[137]

***

3- Tarikat Yapıları

Günümüze ulaşan özgün tarikat yapısı olmayıp kaynaklarda adı zikredilen, Şeyh Hâlil Efendi Dergah/Semahânesi, Ankara-Şeyh Ali Semarkandi Zaviyesi, Bitlis Şeyh Muhammed Hankâhı, Bursa Hüdâvendigar Tabhane-Zaviyesi Îmareti (1904)[138], Karahisar-ı Sahib (Afyon) Kadiri Dergahı (1900)[139], İstanbul-Fatih Hasan Efendi Dergahı, Yozgat Abdullah Efendi Tekkesi örnek olarak gösterilebilir.[140]

********************

********************

********************

*

*** EĞİTİM-KÜLTÜR YAPILARI ***

Sultan Ikinci Abdülhamid dönemde açılan eğitim kurumları; mekteb-i ibtidaiyye, rüştiye, idâdîler, sultanîler ve darülfünun bugünkü modern anlamdaki ilk, orta, lise ve üniversite eşdeğerliliği olan okullardır. Dönemin zor şartlarına rağmen açılan resmi okulların sayısı 15.000’e yaklaşmıştır.[141]

Bu okulların öğretmen açığını kapatmak amacıyla İstanbul Muallim Mektebi gibi öğretmen yetiştiren okullar açılmıştır.

Üniversite eğitimi için ilk defa 1869’da özgün anlamda Darülfünun açılmış 1873’lere kadar eğitimini sürdürmüştür. Belirli zaman aralıklarıyla açılıp kapanan Darülfünun, II. Abdülhamid’in 25. cülus yıldönümünde kalıcı olarak açılır[142] ve 1933’de İstanbul Üniversitesi’ne dönüşür. Mülkiye Mektebi, Hukuk Mektebi, Ticaret Mektebi, Sanayi-i Nefise gibi örneklerini çoğaltabileceğimiz okullar günümüz modern eğitim kurumlarının temelini oluşturur.

1) Medreseler

Bu dönem medreselerinden bazıları şunlardır:

Bursa Muallim Medresesi/Mektebi İbtidaisi (1906)[143]
Kayseri-Develi Şıhlı Kasabası Hamidiye Medresesi (1891-92)[144]
Amasya’da Saraçhane Medresesi (1882), Mehmed Bey Medresesi (1890) ve Sofular Medresesi (1892)[145]
Çankırı’da Hamidiye Medresesi (1906)[146]
ve Buğday Pazarı Medresesi (1891)[147]
Ürgüp Mehmet Şakir Medresesi (1899)[148]
Çorum İskilip Hamidiye ve Osmaniye Medreseleri (1892)[149]
Samsun Süleyman Paşa Medresesi (1904).[150]

***

2) Mektepler

a) İdadiler

Abdülhamid Dönemi’nde Türkiye’de açılan idâdîler şunlardır[151] :

Adana (inşa 1885), Ankara (inşa 1884), Balıkesir (inşa 1885), Bursa (inşa 1888-89), İzmir (inşa 1887), Konya (inşa 1889), Kütahya (inşa 1892), Diyarbakır (inşa 1891-92), Sivas (inşa 1892), Trabzon (inşa 1884-85), Amasya (inşa 1895), Bilecik-Söğüt (inşa 1903), Yozgat (inşa 1909), Çanakkale (inşa 1892), Çankırı (inşa 1891-93), Elazığ (inşa 1886), İstanbul-Çatalca (inşa 1894), İzmit (inşa 1887), Manisa (inşa 1887), Mardin (inşa 1902) ve Aydın (açılış 1891), Antalya (açılış 1898), Bilecik (açılış 1906-07), Erzurum (açılış 1889), Kayseri (açılış 1893) Niğde (açılış 1902).

Bolu (inşa 1884-5/çevrilme 1888), Edirne (inşa 1882/çevrilme 1891), Kastamonu (inşa 1885), Kırşehir (inşa 1890/çevrilme 1894), Burdur (çevrilme 1906), Kırklareli (çevrilme 1892), Maraş (çevrilme 1902), Samsun (çevrilme 1892) ve Tokat (çevrilme 1902) rüştiye olarak inşasına karar ve izin verilen şehirlerdir.

Denizli (açılış 1874/çevrilme 1892), Isparta (açılış 1861/çevrilme 1902) ve Sinop (açılış 1871/çevrilme 1893) idâdîleri dönem öncesi örneklerdir.

Bu örnekler rüştiye iken idâdîye çevrilmesi söz konusudur.

Çorum (1897’de ilk inşasında ev/1900’de çevrilme) ve İstanbul-Kabataş (Aşiret Mektebi/açılış 1908) idâdîleri farklı yapılar olup sonradan idâdîye çevrilmişlerdir.

II. Abdülhamid döneminde, idâdî olarak inşa edilen 20, açılışı yapılan 6; rüştiye olarak inşa edilip idâdîye çevrilen 5, inşa tarihi bilinmeyip idâdîye çevrilen 5; erken örnekli rüştiye olarak açılıp idâdîye çevrilen 3 ve farklı yapı tipinde olup idâdîye dönüştürülen 2 idâdî olduğu ortaya çıkar.[152]

I- İlk İnşasında “İdâdî” Olarak Açılan Okullar:

1- Adana İdâdîsi

1883-84 tarihinde Adana Valisi Abidin Paşa tarafından Seyhan nehri kenarında askerî idadî olmak üzere başlattığı bina 1885’te tamamlanmıştır. Giriş kapısında yer alan kitabenin ikinci kısmında;

“Bulunabilen bazı karşılıklardan maada vilâyet ahâlisinin muaveneti külliyei naktiyesile işbu binayı âli mektebi rüşdii askerî namına inşa olunmuştur” ibaresi yer alır.
[153]

Maarif Nezaretinin emriyle bina, dört sınıflı rüştiye mezunlarını almak suretiyle beş sınıflı gündüzlü “Mülkî İdadî” olarak açılmıştır. [154] 1900’de beş sınıftan yedi sınıfa çıkarılmış ve yatılı kısım ilâve edilmiştir. 1885’te rüştiye mezunlarını almak üzere sivil beş senelik idâdî olarak açılmıştır. Daha sonra yedi senelik idâdî hâline gelmiştir. Sultanî ve Erkek Lisesi olduktan sonra 1934’te kız lisesine verilmiştir.

Adana Kız Lisesi olarak bilinen yapı günümüzde deprem nedeniyle kullanılmamaktadır. Yapı, halen İl Milli Eğitim Müdürlüğüne ait bir bina olarak gözükmektedir.[155]

2- Ankara İdâdîsi

1884 yılında Vali Sırrı Paşa döneminde asıl binanın temeli atılır. 1887’de tamamlanarak 1888 yılında beş senelik idâdî hâlinde, 300-350 öğrenci kapasitesiyle eğitime başlar.[156] Ankara İdâdîsi, “Taş Mektep” olarak da adlandırılır.[157]

3- Antalya İdâdîsi

1898’de Antalya’da beş sınıflı “idâdî” adı ile bir mektep açılır. Aynı yıl beş sınıf oluşturulamayınca dört sınıf açılır. 1899’da bu dört sınıfa bir sınıf ilâve edilip beşinci bir sınıf açılarak tam devreli “liva idâdîsi” şeklini almıştır.[158] 1902’de tamir olmuştur.[159] 1904’de altı yıllık idadî hâlinde eğitime devam eder. 1905’de altıncı sınıf kaldırılarak önceki gibi beş senelik liva idâdîsi hâline dönüştürülerek 1914 yılına kadar bu durum devam etmiştir. 1916 yılında “Sultanî” olmuştur.[160]

Cumhuriyet Dönemi, 1925-26’da “orta mektep” unvanını almıştır. 1926-27 “karma orta mektep” unvanını almıştır. 1933 lise unvanını almıştır. Günümüzde Antalya Lisesi olarak işlevini sürdürmektedir.

4- Aydın İdâdîsi

1891 Yılında “İdâdî” adı ile açılan okulun 200-250 öğrenci kapasitesi sahip bir şekilde inşa edilmiştir. 1927-28 yılında yatılı “Sanayi İdâdîsi”’ne dönüştürülür.[161]

5- Balıkesir İdâdîsi

1885’de inşa edilmiştir.[162] 1898 depreminde yıkılmıştır. 1902’de onarım görerek tekrar eğitime açılır. Osmanlıca onarım kitabe transkripsiyonu şu şekildedir:

“Hareket-i arzdan rahnedar olan işbu İdâdî-i Mülki es-Sultan el Gazi Abdülhamid-i Sani efendimiz hazretlerinin ahd-i
hilafetpenahilerinde îmar olunmuştur. Tarih-i inşa 1312 Tarih-i tamir 1318.”[163]

1913 yılına kadar değişik binalarda beş ve yedi sınıflı olmak üzere eğitime devam etmiştir. Balkan Savaşı döneminde, Selanik Sultanîsi, Balıkesir’e nakledilerek eğitime burada devam edilmiştir. Sultanî oluşundan 1919 yılına kadar yatılı olarak devam eden okul, 1919-20 ders yılından itibaren gündüzlü ve dokuz sınıflı oluyor. 1921’den 1932 yılına kadar Darülmuallimin olarak hizmet görür. 1933’te ortaokul, 1936’da Balıkesir Lisesi olan yapı günümüzde Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi olarak işlevini sürdürmektedir.

6- Bursa İdâdîsi

1886 yılında Bursa’nın Velişemsettin Mahallesinde Akif Paşa Konağı’da “Mülkiye İdâdîsi” adı ile iki sınıf olarak açılmıştır.[164] 5.12.1887’de Bakanlar Kurulu’nca inşaat kararı alınmıştır.[165] 1888’de asıl binanın temel atma merasimi yapılmıştır. Okula devlet tarafından 297.870 kuruş bütçe ayrılmıştır. Asıl binanın mimarî birimi olan lâboratuar, yatakhane, yemekhane, teneffüshane bölümleri 1903-1906 yılları arasında ve hamam 1911 senesinde ikmal olunur.[166] 1910-11 ders yılında mektebi sultanî ve 1923-24 ders yılında da lise unvanını almıştır.

Halen Bursa Erkek Lisesi olarak hizmet vermektedir.

7- Diyarbakır İdâdîsi

1891-92’de Hacı Hasan Paşa tarafından inşa ettirilmiştir.[167] Yapının kuruluşuyla ilgili kayıt, 1316 Maarif salnamesinde yer almaktadır.[168] 1905’te onarım görmüştür.[169] 1892’den 1898’e kadar beş sınıflı idâdî, 1898’den 1903’e kadar
yedi sınıflı idâdî, 1903’ten 1910’a kadar beş sınıflı idâdî, 1910’dan 1913’e kadar yedi sınıflı idâdî, 1913’ten 1915’e kadar tam devreli Sultanî, 1915’ten 1921’e kadar bir devreli Sultanî, 1921’den 1925’e kadar tam devreli lise, 1925’ten 1933’e kadar orta mektep, 1933’ten itibaren de tam devreli lise açılmıştır.[170]

Yapı günümüzde İl Milli Eğitim Müdürlüğü İdari Binası olarak kullanılmaktadır.

8- Erzurum İdâdîsi

1889’da beş sınıflı bir idâdî açılmıştır.[171] 1892’de yeniden inşa edilip 1900’de onarım görür.[172] Erzurum İdâdîsi 1893-94’de ilk mezunlarını vermiştir. 1895-96 yılından itibaren tam teşekküllü olarak kurulan yedi senelik idâdî 1913 yılına kadar devam etmiş, bu yıldan itibaren 12 yıllık Sultanîye çevrilmiştir. I. Dünya Savaşı sırasında hastahane olarak kullanılmıştır.

9- İzmir İdâdîsi

İzmir İdâdîsi 1887’de inşa edilir. Beş senelik idadî olarak eğitim görür. 1889’da ilk mezunlarını vermiştir. 1890’da yedi sınıflı olmuş ve 1910’da Sultanîye çevrilmiştir.

10- Kabataş İdâdîsi

1908’de II. Abdülhamid’in fermanıyla, Kabataş’ta Aşiret Mektebi olarak kullanılan binada[173], Hasan Tahsin Bey yönetiminde, yedi senelik idadî hâlinde açılmıştır. 1909’da eğitime başlar. 1907-1908 ders yılında ilk mezunlarını vermiştir. 1912’de Sultanî’ye çevrilmiştir. 1919’da yatılı olmuştur. 1923-1924 yılından itibaren okulun adı Kabataş Erkek Lisesi olmuştur.

Günümüzde Feriye Sarayları olarak bilinen binada eğitim devam etmektedir.[174]

11- Kayseri İdâdîsi

1893 yılında “Mektebi Mülki İdâdîsi” olarak kurulmuş ve 1897-1898’de ilk mezun vermiştir. 1903’de idâdî altı sınıfa çıkarılmış ve aynı yıl birinci katı hazırlanan şimdiki binasına taşınmıştır. 1906’da onarım görmüştür.[175] 1921 senesinde Ankara Sultanîsi ile birleştirilmiş ve on iki senelik yatılı Sultanî olmuştur. 1927 senesinde Maarif Vekâletince Cizvitlerden satın alınan iki parça bina mektebe dahil edilmiştir.[176]

Günümüzde Kiçikapı semtinde Kayseri Lisesi olarak hizmet vermektedir.[177]

12- Konya İdâdîsi

1889 tarihinde, Konya Valisi Esat Paşa tarafından Darulmuallimin olarak, Selçuklu dönemi inşa edilen Nizamiye Medresesinin bulunduğu arsa üzerine, inşa edilmiş ve “İdadî” adı ile açılmıştır.[178] İdâdî, dördü idadî üçü rüştiye olmak üzere yedi sınıftan meydana gelip yedi senelik idadî olarak eğitim vermiştir.[179] 1891’de Gureba Hastahanesi olarak yaptırılan binaya taşınmıştır.[180] 1893 yılında, Isparta, Burdur, Niğde ve Antalya çevresinden gelen öğrenciyi barındırabilmek amacıyla yatılıya çevrilir. 1898’de yeniden inşa edilir.[181] 1904’de binaya, salon, yemekhane ve depo yapılmıştır. Dönemin Valisi Ferit Paşa 1906’da ikinci ve üçüncü katını yaptırarak genişletmiştir. 1913-14’de 10 dershane, kütüphane, müdür ve öğretmen odalarını içeren birimler eklenip genişletilerek 12 sınıflı Sultanîye çevrilmiştir.

Cumhuriyet döneminde Konya Erkek Lisesi adını alır.

13- Kütahya İdâdîsi

1884 yılında Mutasarrıf Tevfik Paşa’nın girişimleri sonucunda 1889’da “İdadi Mülki” olarak temeli atılmıştır. Hacı Yusuf adındaki şahıs okulun yapılmasında büyük katkıları olmuştur. Hükümetçe 1000 lira kadar bir yardım yapılmış ve binanın inşaatı 1892 yılı içinde bitmiştir. 1892-1893 ders yılında “Liva İdâdîsi” olarak açılmıştır.[182] 1913-1914 ders yılından itibaren Ziraat İdâdîsi şeklini almış ve 1917-1918’de Sultanîye çevrilmiştir. Kurtuluş Savaşı döneminde Alay Kumandanlığı ve Askerî Hastahane olarak kullanılmıştır. 1933’de bir yangınla, binanın ahşap kısmı tamamen yanmış,
yalnız yontma taştan yapılma kalın dış duvarları kalmıştır. 52 bin liralık ödenekle yanan binanın betonarme olarak tamirine, yeniden inşasına girişilmiştir. 1938 de asıl binasına taşınabilmiştir.

Bugün Kütahya Lisesi olarak hizmet vermektedir.

14- Sivas İdâdîsi

1890 yıllarında Vali Sırrı Paşa ve Hâlil Rifat Paşa, gündüzlü idâdî olmak üzere temellerini atmıştır.[183] 1892 tarihinde Mazlum Paşazade Mehmed Memduh Bey zamanında bitirilmiştir.

Bugün Kongre Binası olan yapıda sergilenen kitabesinde;

“Şevketlü Gazi Abdülhamid Han-ı Sani Hazretlerinin zaman-ı Saltanatlarında rütbe-i bala ricalinden Mazlum Paşa-zade Mehmed Memduh Beg Efendi’nin Sivas Vilayeti Valililiğinde işbu Mekteb-i İ’dadi-i Mülki inşa olundu. 12 Rebiül-evvel sene 1310, Mahmud Edib-i Sivasi” ibaresi yer almaktadır.[184]

1912-13’de bina tamir görmüş olup saçaklar düzeltilmiştir. 1930 yılında okulun arka bahçesinin yer aldığı bölümde cadde nedeniyle mutfak, kiler ve hamamla yine bu kısımda bulunan kale duvarı yıkılmıştır. Yıkılan bu birimlerin yerine binanın batı cephesinde yer alan mescit ve bir ev istimlâk edilerek yeni inşaat yapılmıştır. 1933’de bir pansiyon binası oluşturulmuştur.

15- Trabzon İdâdîsi

1884’de Vali Sırrı Paşa döneminde inşa edilmiştir.[185] Aynı yıl içinde “Mülki İdâdî” olarak eğitime başlar. 1892-93’de ilk mezunlarını verir. 1909-10 da Sultanî adını alır. 1934′de binanın eskimesi nedeniyle Muallim Mektebi olan şimdiki lise binasına nakledilir.[186]

16- Yozgat İdâdîsi

Halkın yardımları sonucu 1909’da inşası tamamlanır.[187] Balkan Savaşı döneminde Manastır Sultanîsi bu binaya nakledilir. 1924’de ortaokula dönüştürülür.

Günümüzde de Yozgat Lisesi olarak işlevini sürdürmektedir.

17- Amasya İdâdîsi

1895-1897 yılında Beyler Sarayı (Pirler Parkı)’nın bulunduğu yerde idâdî olarak inşa edilmiştir.[188]
İlk yıl, üç sınıf teşekkül etmiş, ilk mezununu 1897’de vermiştir. 1914’de maarif idaresine ait olan binaya taşınmış, eski okul binası askerîyeye devredilmiştir. 1914 martına kadar askerî hastahane olarak kalmış bu tarihte tekrar okul hâline dönüştürülmüştür. 1916’da Sultanîye çevrilmiştir. 1925 senesinde ortaokul yapılmıştır.[189] 1939 yılındaki deprem sonrası harap olan yapı yıktırılmıştır.

18- Bilecik İdâdîsi

1906-1907′de idâdî olarak açılır. 1916-17′de ortadan kaldırılır. 1932-33′de ortaokul olur.[190]

19- Bilecik-Söğüt İdâdîsi

1903 yılında II. Abdülhamid tarafından yaptırılmıştır. Giriş kapısında Sultanın tuğrası yer alır. Bugün Ertuğrul Gazi İlkokulu olarak hizmet vermektedir.[191]

20- Çanakkale İdâdîsi

1892 yılında Mutasarrıf Ziver Bey tarafından idâdî olarak yapılmıştır. I. Dünya Savaşına kadar İdâdî olan yapı bu dönemden sonra Sultanîye çevrilmiştir.

1924’te orta okul olmuştur.

21- Çankırı İdâdîsi

Çankırı, Kastamonu iline bağlı bir sancak iken Kastamonu Valisi Abdurrahman Paşa, Çankırı Mutasarrıfı Tahir Bey’e bir İdâdî Mektebi yaptırmasını emredip Çankırı’ya gelerek 1302H./1886M.’de temelini atar. Yapı, İdâdî Mektebi adı ile başlanmış ve bitirilmiştir. Binanın kâgir kısımları bitince üç yıl süresince inşa durmuştur. Ahşap kısmın inşasına 1891 tarihinde başlanmış ve 1893’de Mutasarrıf Abdülgani Paşa döneminde bitirilerek eğitime başlamıştır.[192]

31 Ağustos 1925’de M. Kemal Atatürk’ün Şapka İnkılabı nedeniyle Çankırı’yı ziyareti sırasında bu binada kalır. Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı birimler olarak çeşitli dönemlerde hizmet veren yapı, 1995’ten bu yana Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi binası olarak hizmet vermektedir.

22- Elazığ İdâdîsi

1885-1886 yılında Mekteb-i İdâdî-i Hamidiye-i Mülkiye-i Şahane[193] adı ile Harput-Elazığ arasında Hüseynik köyü, Aslanpınarı denilen yerde, devlet bütçesinden, kâgir bir idâdî binası yapılmıştır.[194] 1911’de Sultanîye çevrilmiştir. 1917-18 yılı binanın darlığı nedeniyle mektep Almanlardan kalma yarı kâgir yarı ahşap bir binaya ve 1920-22 yılında Hacı Kerimin evine nakledilmiştir.[195]

Günümüzde 8. Kolordu Merkez Komutanlığı Karargâh Binası olarak kullanılmaktadır.[196]

23- İstanbul-Çatalca İdâdîsi

İdâdî inşasına 1892 tarihinde başlanmış 1894’de tamamlanmış ve açılmıştır. Balkan Savaşı sırasında tahrip edilen yapı, 1914 tarihinde yeniden tamir edilerek eğitime devam etmiştir.

1932-33’te orta okul olarak düzenlenmiştir. Giriş kapısı üzerinde yer alan, muhtemelen inşa yılı ve usta adının zikredildiği kitabede, “Cevad 310” ibaresi yer alır. [197]

24- İzmit İdâdîsi

İdâdînîn temelleri, Maarif Nezaretinin emriyle gönderilen plânlara göre, 1884 yılında atılmıştır. 1887’de resmi açılışı yapılmıştır.[198] 1888’de idâdî adını alır. 1913 senesinde sultanîye çevrilir. I. Dünya Savaşı sırasında hastahane olmuştur. 1922’de ortaokul olarak açılmıştır. 1931 yılında Maarif Vekâletince verilen 10 bin lira ödenekle bina, dönem özelliklerine göre, tamir edilmiş ve tekrar ortaokul olarak açılmıştır. 1956-57’de konser salonu olarak işlev görür.[199]

Günümüzde, Veli Ahmet Mahallesi İnönü Caddesi üzerinde Gazi Lisesi olarak kullanılan yapı, deprem sonucu yıkılmıştır. Sadece giriş cephesinden bir bölüm kalmıştır. Yapı İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından açılan ihale sonucu yeniden inşa edilecektir.

25- Manisa İdâdîsi

1886 tarihinde İdadî adı ile temeli atılan bina, 1887’de bitirilmiştir ve resmi açılışı yapılarak eğitime başlamıştır.[200] Üç sınıf rüştiye ve iki sınıf idadî olmak üzere beş senelik Sancak İdâdîsi hâlinde oluşturulmuştur. 1899-1909’da onarım görmüştür.[201] 1916 senesinde Sultanî olmuştur. 1923’te liseye dönüştürülmesine rağmen bir devreli eğitim vermesi nedeniyle muhtelit (karma) ortaokul hâline dönüşür. 1945’te kesin olarak lise olur ve 1958’deki yangınla tahrip olup okula ait kayıtlarda yok olunca aynı yıl yapı yıktırılır. 1967’de Şehitler İlkokulu olarak kullanılmaya başlanır.

Günümüzde mevcut yerinde Şehitler İlköğretim Okulu olarak modern binada hizmet vermektedir. Yapıdan günümüze sadece eski fotoğrafları kalmıştır.[202]

26- Mardin İdâdîsi

1901’de Diyarbakır Valisi Hâlit Paşa tarafından, Muzafferiye Medresesi yıktırılarak, halktan toplanılan paralarla idâdî inşa edilmiş ve 1902 tarihinde Mardin İdâdî Mektebi adı ile açılmıştır.[203]

27- Niğde İdâdîsi

1902’de beş senelik Liva İdâdîsi açılmıştır.[204] Bu beş sınıfın üçü rüştî ve ikisi idâdî sınıfları idi. 1915 de yatılı sultanî hâline getirilir.[205]

28- Çorum İdâdîsi

Asıl bina, 1897 yılında Mal Müdürü Rifat Bey tarafından ev olarak inşa edilir. 1900’de Malîye tarafından haczedilip maarife devredilerek idâdî olarak açılmıştır.[206]

1921-22’de hastahane olarak kullanılıp 1923 tarihinde idâdî, sultanîye çevrilmiştir. Bundan sonra bir kez tamir görmüş ve 1932-33’de Ortaokul olarak hizmet vermiştir.[207]

II- “Rüştiye” Olarak İnşa Edilip “İdâdî”ye Çevrilen Okullar:

1- Denizli İdâdîsi

1874’de Rüştiye olarak açılmıştır. 1892’de dört sınıflı ve iki yıl sonra da beş sınıflı Liva İdâdîsi şeklini almıştır.[208] Daha sonra adı “Sanat İdâdîsi” olur. 1922 de Sultanî Mektebe dönüştürülür.[209]

Bina günümüzde yok olmuştur. Günümüzde mevcut yerinde Denizli Belediyesi’ne ait Oda Tiyatrosu vardır. Günümüzde yer alan Denizli Lisesi ise, 1915’te Mutasarrıf Tevfik Bey tarafından inşa edilir.[210]

2- Edirne İdâdîsi

1882’de Edirne Valisi Kadri Paşa tarafından “Rüştiye” olarak açılmıştır.[211]

Giriş kapısı üzerinde yer alan kitabede:

Başvekil esbâk ebhetlü, devletlü Kadri Paşa hazretlerinin eseri mesaisi Olarak binüçyüz sene-i hicriyye-i kameriyyesinde inşa olunmuştur. 1300 İfadesi yer almaktadır.[212]

1884-1887’de Vali Hacı İzzet Paşa zamanında birinci yapıya benzer ikinci bir bina inşa edilmiş ve her iki bina bir koridorla birbirine bağlanmıştır. Bu suretle meydana gelen ve “Mektebi İdadî Mülkî” adını alan gündüzlü okul, 1892’de yatılıya çevrilmiştir. 1909’da Sultanî olur.[213]

1923-25’de bugünkü liseye dönüştürülür.

3- Kastamonu İdâdîsi

Dönemin Kastamonu Valisi Abdurrahman Nurettin Paşa, 1302H./1885M. yılında, Vilayet İdare Meclisince oluşturulan komisyon tarafından Mekteb-i İdadi şartlarına uygun bir okul yapımına karar verilerek temel atma töreni yapılır.[214] 1887 Eylül ayında resmi açılışı yapılır.[215]

Bina için hükümet tarafından 8.500 Osmanlı Lirası harcanmıştır. Yapı, elli yatılı talebeyi alabilecek şekilde inşa edilmiştir.[216] Okulun orijinal planı Topkapı Sarayı Arşivinde 9474 no ile kayıtlı bulunmaktadır.[217] 1887’de okul iki sınıf, 1888’de üç ve 1891-1892’de sınıfların adedi beşe çıkarılmış ve okul yatılı olmuştur. Aynı yıl içerisinde eğitim yedi yıla çıkarılarak okul ilk mezunlarını vermiştir. 1908’de Mektebi Sultanî olmuştur. 1923’te liseye çevrilmiştir. 1927’de Kültür Bakanlığı tarafından genişletilmesi uygun görülerek yeniden inşaatı uygun görüldü. On sınıflı, lâboratuar, yatakhane, jimnastik salonunu içeren yeni birimlerin temeli 29 eylül 1937′de atılmıştır.

Günümüzde, Defterdarlık binası olarak son zamanlara kadar kullanılan bina, İl Milli Eğitim Müdürlüğüne devredilmiş olup tadilat yapılmaktadır.

4- Samsun İdâdîsi

1892’de Mutasarrıf Cavit Bey döneminde, mevcut rüştiye beş sınıflık liva idâdîsine dönüştürülmüştür. 1912’de Samsun Lisesi olarak adlandırılan binanın inşasına başlanmış ve 1912-1913’de “Ticaret İdâdîsi”ne çevrilmiştir. 1914’te Sultanîye dönüştürülmüştür. I. Dünya Savaşı sırasında hastahaneye çevrilmiştir.[218]

5- Bolu İdâdîsi

1884’de Bolu Mutasarrıfı İsmail Kemal Bey tarafından temeli atılan bina 1886’da rüştiye olarak açılmıştır.[219] İki katlı ve kâgir olarak inşa edilen yapı Hisartepe mevkiinde bulunmasından dolayı “Hisar Mektebi” olarak da anılır. 1887’de açılışı yapılan ve eğitime başlayan bina bu tarihte henüz idadî değildir. İlk idadî sınıfı, 1888’de açılmıştır. 1892-1893 ders yılından başlayarak beş sınıflı idadî hâline gelmiştir. 1911’de çıkan bir yangınla binanın, çatısı ve ahşap kısımları yanmıştır. 1913-14’de üzerine bir kat ilave ile yenilenmiştir. Bina üç katlı bir hale dönüşüp aynı yıl Sultanîye çevrilerek yatılı olmuştur.[220]

6- Burdur İdâdîsi

1906 yılında mevcut bulunan üç sınıflı rüştiyeye iki sınıf daha eklenerek 5 yıllık idâdîye çevrilir.

Yapı bugün Burdur İlköğretim Okulu olarak hizmet verip özgün hâlinden bir şey kalmamıştır.[221]

7- Isparta İdâdîsi

Bina rüştiye olarak 1861’de açılır. 1902’de altı sınıflı liva idâdîsine dönüşür.[222]

Günümüzde İl Milli Eğitim Müdürlüğü idarî binası olarak hizmet görmektedir.

8- Kırklareli İdâdîsi

1892’de mevcut rüştiye mektebine iki sınıf ilâve ile ilk defa olarak beş sınıflı ve yalnız erkeklere mahsus idadî açılmıştır.

9- Kırşehir İdâdîsi

1889’da Ankara Valisi Giritli Sırrı Paşa’nın girişimleriyle, Kırşehir Mutasarrıfı Saffet Paşa tarafından yaptırılmağa başlandı. 1890 tarihinde tamamlanmıştır. Mevcut rüştiye bu yeni binaya nakledilmiştir. 1903’te onarım görmüştür.[223]

1894 yılına kadar üç senelik rüştiye olarak kalmış ve 1894 yılında iki sınıf ilâve edilerek beş yıllık idâdî şekline dönüşmüştür. İlk mezununu 1895-96’da vermiştir.

10- Maraş İdâdîsi

1902 yılına kadar Maraş’ta yer alan en büyük okul rüştiyedir. Bu tarihte altı sınıflı bir idadî açılmış ve eski rüştiye binasına yerleştirilmiştir. 1904’de bir sınıfı kaldırılmış ve beş sınıflı idadî olarak 1915’e kadar devam etmiştir. 1908’de onarım görmüş[224] ve 1919’da Darülmuallime çevrilmiştir. 1921’de Maraş Sultanîsi olmuştur. 1924’de Ortaokula dönüşür.[225]

11- Sinop İdâdîsi

1871’de açılan dört sınıflı rüştiye mektebi, 1893 tarihinde ortadan kaldırılarak yerine beş senelik liva idâdîsi açılması kararlaştırılmıştır.[226]

Günümüzde İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Öğretmenevi olarak hizmet vermektedir.

12- Tokat İdâdîsi

1902’de üç sınıflı rüştiye ve iki sınıflı idâdî şekline dönüşmüştür.[227]

b) Sanayi-i Nefise Mektebi

Sanayi-i Nefise Mektebinin kurulması ve bina olarak faaliyete geçirilmesinde en büyük katkı Osman Hamdi Bey’in olmuştur.[228] Okulun kuruluşundan, eğitim için gerekli personelin teminine, derslerin işleyişine kadar tüm aşamalarında etkin bir rol almıştır.[229] 1882 yılında inşa edilen yapının mimarı Alexandre Vallaury’dir. 1889-1892’de, öğrenci sayısındaki artış nedeniyle yeni sınıflar ve atölyeler eklenmiştir. 1912 Balkan Savaşı sırasında askerler tarafından kullanılan yapı 1916’da eğitim işlevini farklı bir binada sürdürerek 1917’de müze hâline dönüşmüştür.[230] İstanbul Arkeoloji Müzesi bünyesinde ve aynı bahçe içerisinde yer alan yapı Eski Şark Eserleri Müzesi olarak hizmet vermektedir.[231]

c) Mekteb-i Tıbbiye-î Şahane

Yapı, Eski Kavak Bağdad Sarayı’nın bahçesi üzerinde Topkapı, Hâliç ve Marmara denizini görecek biçimde tasarlanmış ve 1902-1903 yıllarında inşa edilmiştir.[232] Mimar Alexandre Vallaury ve Raimondo d’Aronco’nun ortak çalışmasıdır.[233] 1934’de Haydarpaşa Lisesi olarak kullanılır.

Günümüzde ise Marmara Üniversitesine bağlı Fakültelerin bölümlerinin yer aldığı bina olarak işlevini sürdürmektedir.

d) Diğer Mektepler

1- Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Mektebi

1894-1895’te Vali Hâlit Paşa tarafından Muallim Mekteb-i olarak inşa ettirilmiştir.[234] Sonrasında ziraat ve sanayinin geliştirilmesi amacıyla sanat okuluna çevrilmiştir.[235]

2- Kastamonu Sanayi Mektebi

1895’te Vali Hâlit Bey tarafından temeli atılan mektep 1897 yılında tamamlanmıştır. Hükümet meydanında bu dönemde inşa edilen sanayi mektebi günümüze gelememiştir.[236]

3- Konya-Hamidiye Sanayi Mektebi

1901 yılında Konya Valisi Avlonyalı Mehmed Ferit Paşa tarafından, Mühendis Şefik Bey’e inşa ettirilmiştir.[237] 1909’da Hukuk Fakültesi buraya taşınarak bir süre burada eğitim yapılır. 1915-1922 yıllarında mektebe yeni teknik bölümler eklenir. Gece ve gündüz eğitimi yapan okula 1924 yılından itibaren mevcudun artması sonucu yeni eklemeler yapılır. 1927 yılından itibaren Milli Eğitim Bakanlığına ait çeşitli okullar adına 1977 yılına kadar hizmet veren yapı, 1979 yılında çıkan bir yangın neticesinde büyük ölçüde harap olmuştur.[238] Yapı dört kat olarak tasarlanmış, simetrik plan düzenine sahiptir.

Günümüzde İl Özel İdaresi olarak kullanılmaktadır.

Bu dönemde inşa edilen ve açılan diğer mektep örnekleri ise şunlardır[239] :

İzmir-Kemeraltı Hamidiye Mektebi, İzmir İnas Rüştiyesi (1894)[240]
İzmir Hamidiye Sanayi Mektebi (1892)[241]
Tire Mektebi Rüştiyesi (1906)[242]
Konya Hamidiye Mahalle Mektebi, Konya-Çeltikçi İptidai Mektepleri
Afyon-Bolvadin Mektebi
Burdur-Ağlasun Mektep
Erzurum Sıbyan Mektebi, Erzurum Sanayi Mektebi (1902)[243]
Erzurum Mektebi İptidaisi (1892)[244]
Erzurum İnas Rüştiyesi (1898)[245]
Erzincan İdâdîsi (1907-8)[246]
Malatya İdâdîsi (1900)[247]
Kırklareli Hamidiye Mekteb-i İptidaisi (1906)[248]
Merzifon Rüştiye Mektebi (1895)[249]
Trabzon Rüştiye ve İbtidai Mektebi (1901)[250]
Trabzon Hatuniye İbtidai Mektebi (1899)[251]
Muğla İdâdîsi (1902)[252]
Urfa İptidai Mektebi (1902)[253]
İzmid İnas Mektebi (1904)[254]
Biga Mektebi Rüştiyesi (1908)[255]
İstanbul Dar’ül Hayr-i Ali Mektebi (1903)[256]
İstanbul Davutpaşa Rüştiyesi (1893)[257]
İstanbul Halkalı Hamidiye Ziraat Mektebi (1881-1892)[258]
İstanbul Orman ve Maadin Mektebi (1883/1900)[259]
İstanbul-Kadıköy/Acıbadem Dâr’üleytam (1900)[260]
İstanbul-Acıbadem Âma ve Dilsiz Mektebi (1904)[261]
İstanbul-Selimiye Karma Mektep (1900)
Cihangir Mebadi-i Fuyuzat Mektebi (1900)[262]
İstanbul Bidayet-i Tahsil Mektebi
Tophane Mir’at-ı Maarif Mektebi, Çiçek Pazarı Çırak Mektebi
Emir Buhari’de Mimar Sinan İbtidai Mektebi, Cerrahpaşa-Hobyar Kız Rüştiye Mektebi (1900)[263]
Tokat İptidai Mektep (1900)[264]
Adapazarı Sanayi Mektebi (1890)
Yozgat Sanayi Mektebi
Yozgat Kız Rüştiye ve Erkek İbtidai Mektebi (1900)[265]
Kastamonu Rüştiyesi[266]
Kastamonu-Küre Rüştiye Mektebi (1900)[267]
Bursa Harir Darüttalim (İpekböcekçiliği) Mektebi (1894)[268]
Bursa Hamidiye Sanayi Mektebi (1891)[269]
Bursa Hamidiye Ziraat Mektebi (1892)[270]
Bursa Mekteb-i İdâdî Askerî (1890)[271]
Bursa Osmaniye Mektebi (1905)[272]
Ankara Mekteb-i Sanayi-Mevlevihane civarı İbtida-i Mekteb (1900)[273]
Ankara-Mihâliççik, Çubukabad ve Mecidiye Kazası İbtidai Mektebi (1900).[274]

***

3) Kütüphaneler

Abdülhamid dönemi inşa edilen tek başına kütüphane yapısına pek rastlanmaz. Bunun başlıca nedeni yapı içerisinde bir birimin kütüphane hâline getirilmiş olmasıdır. İstanbul Beyazıt Kütüphanesi binası (1882-84)[275], 1889-1890 yıllarında Lütfi Bey tarafından kurulan Üsküdar Aziz Mahmud Hüdayi Kütüphanesi, 1895’te kurulan Eyüp Hüsrev Paşa Kütüphanesi ile Nevşehir-Ürgüp’te de Hüseyin Galib Efendi Kütüphane (1892)[276] örnekleri yer alır.[277]

***

4) Müzeler

a) İstanbul Arkeoloji Müzesi

1891-1908 yılları arasında bölümler hâlinde inşa edilen Arkeoloji Müzesi, Gülhane Parkı ile Topkapı Sarayı arasında yer alır. Alexandre Vallaury tarafından projesi hazırlanan binanın cephe düzenlemesi de aynı kişi tarafından yapılır. 1891’de ilk bölüm olan binanın orta ana bölümü, 1899-1903 ve 1908’de de iki yan kanattan oluşan bölümler inşa edilmiştir.[278] Yapının inşa safhasında Vallaury, Bello ve Edhem Bey gibi mimarların adı geçmektedir.[279]

********************

********************

********************

*

*** SİVİL YAPILAR ***

1) Ticaret Yapıları

Abdülhamid döneminde, sanayi ve ticaretin geliştirilmesinde katkıda bulunacak büyük, orta ve küçük ölçekli işletmeler açılmıştır. Sanayi ve ticaretin geliştirilmesine büyük önem verilmiş ve bu noktada katkıda bulunanlar da sultan tarafından altın ve gümüş liyakat madalyasıyla onurlandırılırdı.[280]

İstanbul Kapalıçarşı Evliya ve Ali Paşa Hanları (1900 açılış).[281]
Doğu Halı Şirketi, Hereke Kumaş ve Halı Bandırma, İzmir (1900) ve Anadolu’nun bir çok kentinde halı fabrika ve atölyesi, Fes ve Melbusat-ı Askerîye
Darülaceze Hamidiye Fes (1904)
Beykoz Hamidiye Kağıt (1887)[282]
Küçükçekmece Kibrit (1897)
Beykoz Kundura (1884)
Diyarbakır Deri-Kundura
Konya Güherçile (1883)
Uşak Halı (1890) ve Un-Yapağı Fabrikası (1902)[283]
ve birçok yağ, un, buz, mum fabrikaları bu dönem için bilinen birkaç örnek sanayi yapıları olarak karşımıza çıkmaktadır.[284]

***

2) Saat Kuleleri

Saat ve çan kuleleri, yerleşim birimlerinin bulunduğu kentlerin görülebilen yüksek ya da merkezi yerlere, cami, saray, köşk, kilise gibi yapıların yakınında halkın toplanabileceği bir meydan gibi hâkim alanlarda inşa edilmişlerdir.

Abdülhamid dönemi saat kulesi yapımı, en yoğun şekilde ve Osmanlı topraklarının hâkim olduğu büyük kentlerde görmek mümkündür. Bu yoğunlukta, Sultanın tahta çıkışının 25. senesi nedeniyle inşa edilmiş olması büyük etkendir. Saat kuleleri genellikle saray tarafından ya da valilerce yaptırılırdı. Osmanlı döneminde, Saat kuleleri halkın zamanını ve bilhassa namaz vakitlerini öğrenmeleri için inşa edilmiştir. Bazı saat kulelerinde bulunan çanlar sayesinde şehirde çıkan yangınların duyurulmasının amaçlandığı da görülmüştür (Çanakkale Saat Kulesi örneği gibi).

Bundan başka meteoroloji olayları hakkında bilgi edinmek için barometre, rüzgar gülü gibi araçlar konulmuştur (Dolmabahçe ve Kayseri Saat Kulesi örneği gibi).

1- Adana Saat Kulesi

2- Ankara Saat Kulesi

Ankara Kalesi Hisar kapısı üzerinde yer alan kulenin, üç satırlık kitabesinde şu ifade bulunmaktadır:

“Sultan-ı Zaman Hazret-i Abdülhamid Han-ı Sani asr-ı cihanbanilerinde Vali-i vel âsan-ı vilayet devletlu Sırrı Paşa’nın asâr-ı Himmet-i Ve izzetlu el Hac Süleyman Refik Efendi nezaretiyle……
İşbu saat vaz kılındı, sene 1302.[285]

3- Bilecik Saat Kulesi

4- Bursa Saat Kulesi

2 Ağustos 1904 yılında Vali Reşit Mümtaz Paşa ve Belediye Reisi Mehmet Emin Bey tarafından başlatılan kule inşası, 31 Ağustos 1905 yılında tamamlanarak törenle açılmıştır.[286]

5- Çanakkale Saat Kulesi

Kulenin kaide kısmında bulunan çeşme üzerinde yer alan kitabede:

Pir Şehinşahın zülal-i himmeti eyledi reyyan mülkü milleti

-Barek Allahu hazret-i Abdülhamid oldu her ferdin medar-ı raveti

Ya ilahiseh bağışla millete iştimal etti cihane niğmeti

-Munteşir envari şavi serasker herkezin artmakta mesudiyeti

O makkarrı hemişe hayr endişenin ola her yıl ömrünün her saati

-Bunda saat var, burcunda var nazıra, çeşme var, ayine var kıldikkati

Birde afatı savaıktan masum eylemek üzre konuldu aleti

-Bahusus etti Cemil Paşa gibi bundan gayrituri çok hizmeti

Hazreti Mevla müesser eylesin nice umrana o hâli hasleti

-Hame ran ol zevkıa şükran eyle astikanın işte budur himmeti

Aleti tezyin eyleyip tarihini söyle yahu geldi eşref saati

-Sene 1313 Ketebehu Recep Yesari

ifadesi yer almaktadır.[287]

6- Çorum Saat Kulesi

Güney giriş kapısı üzerinde yer alan kitabede şu ifade mevcuttur[288] :

Şehinşah-ı zaman Abdülhamid Han-ı keremkârın

Ferman-ı kiramından Hasan Paşa-yı bihemta

Bütün evkatını vakf eyledi ihya-i hayratta

Muvvaffak eylesun her dem anı amalîne Mevla

Bu saat kulesi ez cümle hayrat-ı güzininden

Yapıldı yümn-ü evferle bu şehri eyledi ihya

Çıkup bir vakt-i eşrefde yazıldı babına tarih

Bu mikat-i celili yapdı bak Lütfi Hasan Paşa, 1312.

7- Yıldız Sarayı Saat Kulesi

Yıldız/Hamidiye Camii avlusunun köşesinde yer alan kulenin, güney kapısı ve tüm yönlerde bulunan pencere üzerlerinde yer alan kitabelerdeki ifadeye göre, 1892-1893 yılında II. Abdülhamid tarafından inşa ettirilmiştir. Kule yaklaşık 20m. yüksekliğinde, alttan üste doğru incelen kare prizmal gövdeye sahiptir. Kulenin, en üst kısmı kubbe ile örtülü olup bunun alt kısmında, doğu ve batı yönünde saat, kuzey ve güney yönünde de gül pencereler yer alır.[289]

8- Dolmabahçe Saat Kulesi

Dolmabahçe Sarayı Saltanat Kapısı ve Bezm-i Alêm Valide Sultan Camii arasında yer alan kule, Sultan II. Abdülhamid tarafından inşa ettirilmiştir. Kule, Sultanın emri ile 1890 yılında inşasına başlanılıp 1894’de de bitirilmiştir.[290] Kule, inşaatı tamamlandıktan kısa bir süre sonra 1898 yılında Padişah’ın emriyle değişikliğe uğramış, üst kısımda yer alan sütun kaldırılarak yerine termometre konmuştur. Sarf edilen yirmi iki bin beş yüz yirmi beş kuruş yirmi altı para Hazine-i Hassa tarafından ödenmiştir.

9- Şişli/Hamidiye Etfal Hastahanesi Saat Kulesi

Şişli Etfal Hastahanesinin bahçesinde yer alan kule, 1907 yılında Mimar Raimondo d’Aronco tarafından inşa edilmiştir. Kulenin biçim özelliklerinden kaynaklanan tasarım anlayışının Yıldız Çini Fabrikası gibi bir biçimlenişe sahiptir.[291] Kule, hastahanenin aksine, orjinalitesinden bir şey kaybetmeden günümüze kadar ayakta durabilmiştir.

10- İzmir Saat Kulesi

Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıldönümü nedeniyle 1901 yılında dönemin Valisi Kamil Paşa tarafından oluşturulan bir komisyonca Mimar S. Raymond’a inşa ettirilmiştir.[292] Kule, 25m. yüksekliğinde, dört katlı ve sekizgen bir kaideye sahiptir. Beyaz mermer ve kesme taş malzemeyle yapılmıştır. Kule üzerinde, galeri ve çeşmelerde kullanılan yeşil ve pembe renkli sütunlar Marsilya’dan getirtilmiştir.[293] Kulede kitabe mevcut olmayıp gövde kısmında yer alan atnalı kemerli küçük balkonumsu, kuzey ve batı yönünde yer alan pencerelerde kabartma şeklinde II. Abdülhamid’in tuğrası yer aldığı bilinir.[294] Ancak bu tuğralar, 1927’de çıkarılmış olan ilgili kanun uyarınca kaldırılarak yerine ay-yıldız kabartması yapılmıştır.[295] Gövdenin üst kısmında dört yüzeyde de saat yer alır. Bu saatler Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından hediye edilmiştir.[296] Kulenin çanının bulunduğu en üst kısım 1974 depreminde yıkılmış ancak 1976 yılında onarılmıştır. Bugünkü Konak Meydanında bulunan saat kulesi, kentin simgesi hâlini gelmiştir.

11- İzmit (Kocaeli) Saat Kulesi

Saat Kulesi şehre hâkim bir tepe üzerinde, tren istasyonunun kuzeydoğusunda, Saray Yokuşu Heykel Mevkiinde yer almaktadır. 1901’de İzmit Mutasarrıfı Musa Kazım Bey tarafından Mimar Vedat Tek’e inşa ettirilmiştir.[297] Kule giriş kapısı üzerinde de kitabe yer almaktadır. Kulenin orta kat cephelerinde II. Abdülhamid’e ait yarısı silinmiş tuğra yer alır.

12- Kastamonu Saat Kulesi

1884-1885 yıllarında Kastamonu Valisi Abdurrahman Nurettin Paşa tarafından inşa ettirilmiştir.[298] Şehre hâkim nokta olan Sarayüstü adıyla anılan tepede yer alan kule, 12m. yüksekliğinde, kesme taş malzemeden yapılmıştır.

13- Kayseri Saat Kulesi

Günümüzde şehrin merkezi olan Cumhuriyet Meydanında yer alan Kule, Muvakkithane ile birlikte, 1906 yılında Kayseri Mutasarrıfı Haydar Bey döneminde inşa edilmiştir.

14- Ladik Saat Kulesi

Kule giriş kapısı üzerinde yer alan Türkçe ifadeye göre 1889’da Ladik Kaymakamı Reşit Bey tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Şehrin merkezinde yüksek bir tepe üzerinde, minare biçiminde yer alan kulenin dört yüzünde de saat yer alır.[299]

15- Muğla Saat Kulesi

Muğla şehir merkezinde bulunan kulenin, giriş kapısı ve çeşme üzerinde yer alan ve Dede İsmail Hakkı Efendi tarafından yazılan kitabesine göre, 1885 yılında Hacı Süleyman Ağa tarafından Mimar Konstantin Oğlu Filvari’ye yaptırılmıştır. Kule, kare planlı, aşağıdan yukarıya doğru küçülen beş kat şeklinde düzenlenmiştir. Kulenin yanında yine Hacı Süleyman Ağa tarafından yaptırılan çeşme yer almaktadır.[300]

16- Sivrihisar Saat Kulesi

1900 yılında Kaymakam Mahmut Bey ve Belediye Reisi Yüzügüllü Hacı Mehmet Efendi döneminde yapılmıştır.[301]

17- Sungurlu Saat Kulesi

1891’de Kaymakam Edip Bey tarafından Yozgatlı Şakir Usta’ya inşa ettirilmiştir.[302]

18- Tarsus Saat Kulesi

1895 yılında Kaymakam Ziya Bey tarafından inşa ettirilmiştir.[303]

19- Tokat Saat Kulesi

II. Abdülhamid’in, 25. cülus yıldönümü nedeniyle halkın yardımlarıyla Mutasarrıf Bekir Paşa ve Belediye Reisi Mütevellioğlu Enver Bey tarafından 1902’de inşa ettirilmiştir.[304] Şehre hâkim bir nokta olan Behzat semti ve aynı adla anılan caminin güneyindedir. Kulenin yüksekliği 33m. ve kesme taştan yapılmıştır. Kitabesi mevcut olmayıp giriş kapısı üzerinde bulunan mermer levhada sadece 1317H./1900M. tarihi vardır.[305]

20- Vezirköprü Saat Kulesi

Şehir merkezinde yer alan kulenin kapısında bulunan kitabedeki ifadeye göre, Sivas Valisi Reşit Akif Paşa döneminde Vezirköprü Kaymakamı Ahmet Reşit Efendi tarafından 1906-1908 yıllarında inşa ettirilmiştir.[306]

21- Yozgat Saat Kulesi

1908 yılında Belediye Başkanı Tevfikizade Ahmet bey tarafından Mimar Şakir Usta’ya yaptırılmıştır.[307]

22- Çankırı Saat Kulesi

Kulenin inşa tarihi ile ilgili olarak kaynaklarda ihtilaf söz konusudur.[308] Ancak dönemin gazetelerine bakıldığında, Sultanın tahta çıkışının 25. yıldönümü sebebiyle kentte bir saat kulesinin açılışı söz konusudur.[309] Kule, günümüzde çarpık kentleşmeden nasibini alarak binalar arasında sıkışıp kalmıştır.

23- Amasya-Gümüşhacıköy Saat Kulesi

1900 yılında Ali Rıza Bey tarafından inşa ettirilmiştir.[310] İlk inşasında ahşap ve kısa boylu olduğu ifade edilir. Geçen zaman içerisindeki onarımlar sonucu orjinalitesini kaybeden saat minare biçimli bir görünüm arz etmektedir.

Abdülhamid döneminde gerek Anadolu gerekse Anadolu dışında inşa edilmiş saat kulelerinden birçoğu da günümüze kadar ulaşamamıştır. Birçoğu hakkında da tarihi belge niteliğinde iz dahi kalmamıştır. Anadolu’da yer alan ve günümüze kadar ulaşamamış bu saat kulelerinden, Diyarbakır[311], Edirne[312], Erzincan Askerî Ortaokulu[313], Erzincan Evrak Mahzeni Saat Kulesi (1893)[314], Elazığ-Maden[315], Amasya-Mecitözü, Kütahya Saat Kulesini[316] sayabiliriz. Ayrıca bu dönemde, açılışı yapılan ancak ilk inşa tarihi 1827 olan Balıkesir saat kulesi de yer almaktadır.[317]

***

3) Konut Mimarisi

a) Hereke Köşkü[318]

Hereke halılarının uluslararası bir ün kazanmasından sonra Hereke’ye gelen yabancı misafirlerin barakalarda ağırlanmasının ayıp olduğu düşünülerek fabrikanın şerefi ile münasip bir köşk inşası uygun görülmüştür. 1898 yılında Alman imparatoru II. Wilhelm’in Sultan II. Abdülhamid’i ziyareti öncesinde, 1894 yılında Sultan II. Abdülhamid’in sarayında üç haftada inşa edilen Köşk, deniz yoluyla parçalar hâlinde getirilerek bir günde yerine monte edilmiştir.

b) Beyoğlu Union Française

1896 yılında Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen yapı, yabancı elçilik misafirhanesi olarak tasarlanmıştır. Bina, Düyun-ı Umumiye’nin Fransa adına temsilcisi Askerî ataşe Mösyö Berger tarafından yaptırılmıştır.[319]

c) Beyoğlu Botter Apartmanı

Yapı, II. Abdülhamid dönemi Bahriye Nazırı Amiral Hasan Paşa’nın oğlu Mahmud Nedim Bey’e aittir. Sultan II.Abdülhamid’in terzisi Hollandalı Botter’in atölyesinin bu binada bulunmasından dolayı apartman bu isimle anılmıştır.[320]

d) Çiftehavuzlar Cemil Topuzlu Köşkü

1900’lerde Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen köşk, II. Meşrutiyet dönemi Şehremini Doktor Cemil Topuzlu’ya aittir.[321]

e) Beşiktaş Akaret Binaları[322]

********************

********************

********************

*

*** SAĞLIK YAPILARI ***

1) Darülâceze

1895 yılında faaliyete geçen Darülâceze bir yapı kompleksidir.[323] Darülaceze, yaklaşık 75 dönüm arazi üzerinde cami, kilise, hamam, fırın, mutfak, idarî, sosyal ve kültürel mekânları barındıran 20 binadan oluşmaktadır.

Günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesine Bağlı olan Darülaceze, Şişli-Kağıthane arasında yer almaktadır.

***

2) Hastahaneler

a) Şişli Hamidiye/Etfal Hastahanesi

1898-99’de ilk çocuk hastahanesi olarak hizmete başlamıştır.[324]

b) Samsun Guraba Hastahanesi

Sultan II. Abdülhamid’in 25. cülus yıldönümü nedeniyle temeli atılan yapı Büyük Guraba Hastahanesi olarak adı geçmektedir.[325]

Millet ve Devlet Hastahaneleri olarak anılan yapı günümüzde, Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesi olarak bilinmektedir. İki katlı ve kâgir bir yapıdır.[326]

c) Kastamonu Hastahanesi

1900 yılında dönemin Valisi tarafından temeli atılan ve açılan hastahane bundan sonra diğer vilayetlerde açılacak tam donanımlı hastahanelerin de öncüsü olmuştur.[327]

Bu dönemin diğer hastahane örneklerinden İstanbul’da yer alan hastahaneler:

Beyoğlu Zükur/Belediye Hastahanesi (1878-79)[328]
Yıldız Askerî Hastahanesi (1886)[329]
İstanbul Kuduz Hastahanesi (1887)[330]
Üsküdar Akıl Hastahanesi (1897)
İstanbul Guraba Hastahanesi Ek Binalar (1900-1905)
İstanbul Haseki Hastahanesi Ek Bina/Pavyonlar (1893)[331]
Gülhane Hastahanesi (1898)[332]
Beykoz Serviburnu Hastahanesi (1878)
Beylerbeyi Hastahanesi (1877)
Eyüp İplikhane Hastahanesi (1878)
Kadırga Hastahanesi (1893)[333]
Üsküdar Nuhkuyusu Hastahanesi (1891)
Üsküdar Şemsipaşa Hastahanesi (1877)
Kağıthane Hastahanesi (1897)
Çatalca Hastahanesi (1877)
Haydarpaşa Numune Hastahanesi (1902-1903).[334]

Anadolu’da yer alan hastahane örnekleri ise şunlardır:

Adana Hamidiye/Guraba Hastahanesi (1898)[335]
Bursa Guraba/Hamidiye Hastahanesi (1879-1905)[336]
Edirne Askerî Hastahanesi (1887)[337]
Erzurum Numune Hastahanesi (1903)[338]
Gaziantep Hamidiye Hastahanesi (1903)[339]
Kırşehir Guraba Hastahanesi (1900)[340]
Safranbolu Kadın Hastahanesi (1900)[341]
Safranbolu Frengi ve Gureba Hastahanesi (1888)[342]
Çankırı Hamidiye Guraba Hastahanesi (1896)[343]
Eskişehir Guraba Hastahanesi (1896)[344]
İzmir Hastahane (1895).[345]

Ayrıca Anadolu’nun daha birçok kentinde açılmış, bugün mevcut olmayan bir çok hastahane ve sağlık kuruluşunu sayabiliriz.[346]

********************

********************

********************

*

*** RESMİ YAPILAR ***

1) Bayındırlık Yapıları

a) Çeşmeler

1- Maçka II. Abdülhamid Çeşmesi

1901’de II. Abdülhamid tarafından inşa ettirilmiştir. Çeşme ilk inşa edildiği dönemde Tophane Nusretiye Camii[347] civarında iken daha sonra şimdiki yeri olan Maçka Park girişine getirilmiştir.[348] Bu işlem sırasında da çeşme oldukça tahrif olmuştur. Yaklaşık 3.50m. yüksekliği ve 2.75m. eninde olan çeşmenin dört yüzü de bezemelidir. Çeşmenin üst örtüsü saçak çatı biçiminde yer alıp bunun hemen altında, geniş yüzeyin bulunduğu kuzeybatı cephede kartuş içerisinde Ta’lik hatla yazılmış kitabesi yer alır. Kitabe[349] :

“Ab-ı şirinin içip bir le dedim tarihini
Eyledi bu çeşmeyi bünyad Han Abdülhamid.”

2- Sultanahmet II. Wilhelm/Alman Çeşmesi

1899’da inşa edilen çeşme, Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından, Osmanlı Devleti’ni ikinci ziyareti anısına ve Osmanlı-Alman dostluğunun bir simgesi olarak yaptırılmıştır.[350] Sekizgen biçimde yapılan çeşmede suyun depolandığı sarnıcı ve yedi çeşmesi mevcuttur. Çeşme üst örtüsü kubbe formunda yer alıp kubbeyi taşıyan siyah mermerden yapılmış sekiz kısa sütun yer alır. Kubbe içi tamamen mozaik bezeme yer alır. Mozaiklerde, altın yaldız zemin üzerinde yeşil, beyaz, kırmızı renklerin hâkimiyeti vardır. Su haznesinin yer aldığı sarnıç üzerinde, bronz, Almanca yazılmış kitabe ve Türkçe karşılığı şu şekildedir[351] :

“Alman İmparatoru II. Wilhelm’in 1898 yılı sonbaharında haşmetli Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’i ziyaretinde bir minnettarlık anısı olarak yaptırdığı çeşmedir”.

3- Bebek Lütfi Bey Çeşmesi[352]

Bir zamanlar Bebek Karakolu arkasında bulunan bu çeşme, 1930 yıllarında cadde genişletilirken hemen karakolun yanındaki Küçükbebek Caddesi’nin başına nakledilmiştir.[353] Bu çeşme, saray görevlilerinden Lütfi Bey’in anısına II. Abdülhamid tarafından yaptırılmıştır.[354]

4- Beşiktaş-Yıldız II. Abdülhamid Çeşmesi[355]

Beşiktaş’ta Balmumcu Mahallesi’nde, Barbaros Bulvarı’nın doğusunda bulunan askerî lojmanların girişindedir. Mir’at İstanbul adlı eserde verilen bilgiye göre bu çeşme, bir zamanlar Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi’nin civarında bulunuyormuş.[356] II. Abdülhamid tarafından yaptırılan bu çeşme, Türk neo-klasiği ve oryantalist etkili bir üslüpta, küp gövdeli bir meydan çeşmesidir.[357]

5- Beşiktaş Gazi Osman Paşa Çeşmesi

6- Beşiktaş Ertuğrul Camii II. Abdülhamid Çeşmesi

Bu çeşmeye ait kitabe metni Mir’at-ı İstanbul’da yer almaktadır. Bu kitabeye göre çeşmeyi 1305H./1887M.’de II. Abdülhamid yaptırmıştır.[358]

7- Neş’et Ağa Çeşmesi

1323H./1905M. tarihinde yakında bir camisi bulunan Neşet Ağa adında bir hayırsever tarafından yaptırılmıştır. Çeşmenin adının “Reşad Ağa” olarak gösterilmesi yanlıştır.[359]

8- Raif Ağa Çeşmesi (Banisi Mehmed Raif Ağa)

9- Yıldız Sarayı Hamidiye Çeşmesi

10- İstanbul Alman Elçiliği II. Abdülhamid Çeşmesi[360]

11- Yozgat Hamidiye Çeşmesi

1901’de II. Abdülhamid tarafından Çapanoğlu Camii yakınında yer alan hazireye bitişik olarak inşa ettirilmiştir.[361]

Saatin alt kısmında adalet, eşitlik ve özgürlük sembolü olan Osmanlı arması yer almakta iken günümüzde mevcut değildir.

12- Manisa Hacı Polat Çeşmesi

1791 yılında Pulat Hacı Mehmet Ağa İbni Elhaç Mustafa Ağa tarafından inşa edilen çeşme 1902 yılında Sultan II. Abdülhamid tarafından yeniden inşa ettirilmiştir.[362]

13- Adana Bahri Paşa Çeşmesi

1898-1907 yıllarında Adana Valisi Süleyman Bahri Paşa ve Belediye Başkanı Hacı Yunus-Zade Ali Efendi döneminde, Sultanın tahta çıkışının 25. yılı dolayısıyla 19 Ağustos 1901’de Kuruköprü civarında inşa edilmiştir.[363]

Cumhuriyet döneminde yıktırılmıştır.

Abdülhamid dönemi inşa ve onarımı yapılan birçok çeşme yer almaktadır. Ancak günümüze bir çoğu ulaşamamıştır. (Yıkılmış veya yıktırılmıştır.)

İstanbul’da yapılan ve kaynaklarda adı geçen çeşmeler ise;

Beşiktaş Yahya Efendi Dergâhı Hamidiye Çeşmeleri (1903,1906)[364]
Kağıthane II. Abdülhamid Meydan Çeşmesi (1892)[365]
Erenköy Zihni Paşa Camii Çeşmesi (1905)
Sirkeci-Salkımsöğüt II. Abdülhamid Çesmesi (1877)[366]
Topkapı Sarayı II. Abdülhamid Çesmesi (1889)[367]
Eyüp Haznedar Şemsi Cemal Usta Çeşmesi (1906)[368]
Çengelköy II. Abdülhamid Çeşmesi (1907)[369]
Şişli Etfal Hastahanesi Çeşmesi, Nişantaşı Çeşmesi[370]
İstinye Çeşme (1900)[371]
Kumkapı Balıkçılar Meydanı Çeşme (1900)[372]
Büyükçekmece II. Abdülhamid Çeşmesi ve Havuzu (1901)[373]
İstanbul-Çatalca Hacı Mahmud Çeşmesi (1885) ve II. Abdülhamid Çeşme-Havuzu (1901?/1918)[374]
Galata Laleli Çeşme (1904)[375]
Galatasaray Lisesi Hamidiye Çeşmesi (1906)[376]
Kasımpaşa Hamidiye Çeşmesi (1906)[377]
Boğaziçi-Altınkum II. Abdülhamid Çeşmesi (1900)’dir.[378]

İstanbul dışında, Anadolu’da çeşme inşası genellikle büyük kentlerde yapılmıştır. Ancak bu çeşmelerin bir çoğu da günümüze ulaşamamıştır.

Kaynaklarda söz edilen çeşme örnekleri ise şunlardır:

Ankara Şeyhler Karyesi Çeşmesi, Ankara-Telgrafhane Çeşmesi (1900)[379]
Balıkesir-Bandırma’da iki Çeşme
Bilecik Hükümet Konağı Şadırvanı (1900)[380]
Bilecik-Söğüt Ertuğrul Gazi Türbesi Çeşmeleri (1888)
Bursa Ulu Camii Şadıvanı Çeşmeleri (1895)[381]
Bursa Çinili Çeşme (1903-5)[382]
Bursa Hamidiye Çeşmesi (1901)[383]
Erzincan-Tercan IV. Murad Camii Çeşmesi
Erzincan Hamidiye Çeşmesi (1901)[384]
Eskişehir-Karacaşehir Eski Camii Çeşmesi
Konya Piresad Fatma Hanım Çeşmesi (1894)
Kütahya Hamidiye Çeşmesi (1905)
Mersin Merkez Çeşme (1905)
Sakarya-Karasu iki Çeşme (1905)
Tokat-Erbaa Havuz, Şadırvan ve Çeşme (1900)[385]
Tokat Hükümet Konağı Şadırvanı (1900)[386]
Elazığ Han Pınarı Çeşmesi (1903)[387]
Kilis Kavaf Çeşmesi (1884)[388]
Safranbolu Cilbir Pınarı (1889-90), Kadı Efendi (1896), Mescid (Hamidiye)
(1905) ve Ekmekçi Numan Çeşmesi (1906-7)[389]
Kırşehir-Hacı Bektaş Kasaba Çeşmesi (1894)[390]
Trabzon’da İskender Paşa (1891)[391]
Emin Ağa II (1884), Hasan Paşa (1884)
ve II. Abdülhamid Çeşmesi (1891).[392]

***

b) Baraj-Bent ve Sulama Tesisleri

1890 yılında İstanbul’un büyük ölçüde su ihtiyacının gidermek amacıyla Elmalı Bendi inşa edilmiştir.[393]
Hamidiye Su Tesisleri, Küçüksu Barajı (1895), Konya Ovası Sulama Tesisleri (1905) ile Beyşehir Bendi, Edirne Sulama Tesisleri (1890) Erzurum Kuyulu Galeri (Kehriz) İnşası ve Edirne Su Terazisi (1903)[394] gibi örnekler yanında Bursa Ovası ve Çanakkale Çayaltı bataklıklarının kurutulma faaliyetleri, Osmanlı Devleti’nde tarım ve ziraatin gelişmesi yolundaki sulama ve ıslaha dayalı bayındırlık faaliyetleri olarak yerini almıştır.[395]

***

c) Hamam ve Kaplıcalar

1898-1900 yılları arasında Yalova Kaplıcaları, Sultanın 25. cülus yıldönümü nedeniyle büyük onarım görmüştür. 1889’da Kütahya Ilıca/Harlek Kaplıcası Havuzu, Samsun Havza Maarif Kaplıcası bu dönemde onarım gören kaplıcalardır.[396]

Bu dönemde, Akşehir Orta-Mavras Hamamı (1901)[397] dışında inşa edilen hamamlar, her kentte mevcut olup kayıtlarda sayısal olarak belirtilir. Günümüze kadar ulaşan örnek yok denecek kadar azdır.

***

d) Yol, Cadde, Sokak Çalışmaları

Bu dönemde yapılan yol çalışmalarına;

Gümüşhane-Bayburt-Erzurum-Doğubeyazid-İran yolu
Samsun-Bağdat Şosesi (1883)
Harput-Mezre-Samsun yolu (1883)[398]
Trabzon-Erzurum yolu (1877)
İzmid-Ankara yolu (1878)[399]
Ankara-Kayseri yolu (1896)
Konya ve çevre yerleşim yolları (1887)
Akşehir-Yalvaç (1901)
Nevşehir Göre-Güvercinlik yolu
Balıkesir-Edremit-Burhaniye yolu
Afyon-Sandıklı-Dinar yolu (1901)
Bursa-Mudanya yolu (1881-1883), Bursa-Uludağyolu (1904)
Bursa merkez ve çevre ilçe bağlantılı yollar (1878-1904)
İzmir ve çevresi yollar (1893)
Erzurum merkez yolları (1884)

Niğde’yi, Kayseri-Nevşehir ve Akşehir’e bağlayan yollar (1905) örnek gösterilebilir. Ayrıca bu yol yapımları sırasında 629 köprü menfez ve 39 büyük köprü inşasından da söz edilmektedir.[400]

Bu dönem içinde kentleşmenin bir olgusu olarak ortaya çıkan cadde ve sokak açılışlarına da rastlanır. Ancak bunların tam anlamıyla tespiti çok zordur.

Giresun Hamidiye Caddesi (1901)[401]
Bursa Hamidiye Caddesi (1902-1904)[402]
Bursa Mecidiye Caddesi (1906)[403]
İzmit Hamidiye Caddesi (1898)[404]
Bitlis Hamidiye Caddesi, İstanbul Salkımsöğüt Tramvay Caddesi
İstanbul Beşiktaş Hasfırın Caddesi (1901) bu dönemde açılmış cadde örneklerinden bazılarıdır.[405]

***

e) Köprüler

Abdülhamid dönemi yapılması düşünülen en büyük köprü proje fikrî yine Sultanın, büyük hayali olarak, kendisine aittir. 1900 yılında Fransız mimar F. Ardohen ve Boğaziçi Demiryolu Kumpanyasına ait bu yönde proje çalışmaları yaptırılır.[406] Ancak uygulama safhasında bu işin akıbetinin ne olduğu bilinmez.

Bu dönemde İstanbul’da, Haydarpaşa Hamidiye Köprüsü (1886)[407],
Alemdağ-Büyükdere Köprüsü, Kurbağalıdere-Çiftlikat-ı Hümayun Köprüsü ve Baltalimanı Köprü yapımları yer alıp bunlara Sultanın kendi kesesinden yardımı söz konusudur.[408]

Başkent dışında Anadolu’da gerçekleştirilen köprü örnekleri şunlardır:

Amasya-Gümüşhacıköy Hamidiye Köprüsü (1906)[409]
Kırklareli Şeytandere Köprüsü (1896)[410]
Kangal-Malatya Halil Rifat Paşa Köprüsü (1882-85)[411]
Trabzon Hamidiye Köprüsü (1885)[412]
Urfa Osmaniye Köprüsü (1892)[413]
Aydın-Nazilli Menderes Köprüsü
Tecer-Gürün Halil Rifat Paşa Köprüsü (1882-85)[414]
Burdur-Antalya Göz Köybeli Köprüsü (1901)
Bandırma Köprüsü, Soma-Babaçay Köprüsü
Tokat-Niksar Kelkit Çayı Köprüsü
Ordu-Koyulhisar (Hamidiye) Çivil Deresi Köprüsü (1886)[415]
Yozgat-Boğazlıyan Beyler Köprüsü (1896-98)[416]
Bursa-Mudanya Geçit Köprüsü (1886)[417]
Bursa Deliçay Köprüsü (1901).[418]

Bunların dışında İzmir, Kütahya, Bilecik, Bursa gibi şehirlerde ve yakın çevrelerinde gerçekleştirilen köprü yapımları yer almaktadır.[419]

II. Abdülhamid dönemi öncesi inşa edilen birçok köprüde onarım görmüş olup bu faaliyetler için harcama hazine ve sultanın kendi kesesinden olmuştur.

***

f) Demiryolu Yapıları

Osmanlı Devleti hâkimiyeti altında bulunan topraklardaki ilk demiryolu faaliyeti, İngilizler tarafından 1851-56 yıllarında inşasına başlatılan ve işletilen İskenderiye-Kahire demiryoludur.[420] Bunu 1856’da Aydın-İzmir demiryolu hattı izler. Paris, Viyana ve Berlin gibi önemli batı kentlerini başkent İstanbul’a bağlayan 1279 km uzunluğundaki Rumeli Demiryolları ise 1870-1888 yıllarında tamamlanmıştır. 1891’de Osman Nuri Paşa Cidde-Mekke arasında döşenecek olan demiryolunun önemini anlatan bir rapor padişaha sunulur. 1891’de Cidde Evkaf Müdürü Ahmet İzzet Efendi, Şam-Medine arasında döşenecek olan demiryolu hattının stratejik ve ekonomik önemini detaylarıyla anlatan bir layiha sunar. Padişahın ilgisini çeken bu projenin yürütücüsü olarak Mehmed Şakir Paşa’yı görevlendirir. Böyle bir projenin hayata geçirilmesi ve uygulayıcısı olmak batılı devletlerin büyük ölçüde ilgisini çekmiştir.

II. Abdülhamid’in denge politikasına dayanan dış siyaseti çerçevesinde önce Anadolu Demiryolları inşa ve işletme hakkı (1888) ve şimdiye kadar bir yabancı sermayeye verilen en büyük yatırım olan Bağdat Demiryolları imtiyazı Almanlara verilerek Hicaz Demiryolu projesi hayata geçirilmiştir.[421]

Sultan II. Abdülhamid Bağdat Demiryolu anlaşmasının hemen ardından, 2 Mayıs 1900 tarihinde Hicaz Demiryolu’nun da hayata geçirilmesi için irade yayınlar. Hicaz projesi aslında Bağdat’ın devamı olarak görülebilir. Bu projeyle başkent İstanbul, Mekke ve Medine’ye bağlanarak Sultanın büyük hayali gerçekleşmiş olacaktır. Böylece İstanbul-Mekke arası 3 ay gibi bir zamanda gidilen ve kutsal hac görevini yerine getirme işlevi 5 güne indirilmiş oluyordu.

1- Sirkeci Garı[422]

2- Haydarpaşa Garı[423]

Haydarpaşa ile başlayan ve Hicaz’a kadar uzanan demiryolu ağının günümüz Türkiye’si sınırları içerisinde kalan, belirlenen demiryolu yapı örnekleri şunlardır[424] :

Gebze Demiryolu Köprüsü (1898)
Sakarya Mekece İstasyonu (1898)
İzmit Tren İstasyonu (1898)
Sakarya Nehri Balaban Köprüsü (1898)
Bilecik Pekdemir Köprüsü
Bilecik Garı
Eskişehir Tren İstasyonu (1897)
Konya Tren İstasyonu (1897).

***

g) Liman ve Rıhtımlar

İstanbul’da rıhtım inşaatı, 1857’de Fenerler imtiyazını alan ve daha sonradan müslüman olan Mişel Paşa’ya (Marius Michel) 1879’da yetki verilmiştir. Bu yetki de sadece rıhtımları inşa etmek değil rıhtım çevresinde yer alan özellikle dinî yapıların yeniden yapılması söz konusudur.[425]

Bu çerçevede yapılan rıhtım ve limanlar, Tophane-Galata Rıhtımı (1892-1894)[426], Haydarpaşa Rıhtım[427] ve Mendireği (1903), İzmir Rıhtımı (1884), İzmit Rıhtımı (1905), İzmit-Derince Limanı (1895), Trabzon Limanı[428], Balıkesir-Bandırma Rıhtım ve İskelesi (1902)[429], Zonguldak Rıhtımı (1890)[430] ve birçok denize kıyısı olan büyük kentte bu dönemde inşa edilmiş olan örnekler mevcuttur.

***

2) Kamu Yapıları

a) Düyûn-ı Umûmiye Binası

1899’da Mimar Alexandre Vallaury tarafından inşa edilmiştir.[431]

Günümüzde İstanbul Erkek Lisesi olarak işlevini sürdüren yapı orijinal planından ve durumundan pek farklılık göstermemektedir.

b) Hükümet, Adliye ve Belediye Konakları

1- Konya Hükümet ve Eski Belediye Konağı

Hükümet binası[432]

2- Manisa Belediye Dairesi

1901 yılında II. Abdülhamid tarafından inşa edilen yapı iki katlıdır. Günümüzde sadece Albümlerde kalan fotoğraflardan tanıyabiliyoruz.[433]

3- Kastamonu Hükümet Konağı

1833-34 yıllarından sonra inşa edilen Hükümet Konağının harap olması nedeniyle yıktırılarak 1900 yılında Mimar Vedat Tek tarafından yeniden inşa edilmiştir.[434]

Bu dönemde inşa edilen, açılışı yapılan ve yapılması düşünülen idarî ve kamu yapı örnekleri:

Hükümet, Adliye ve Belediye Binaları;

Ankara-Kalecik-Kızılkoca (1900)[435]
Elazığ (1894)[436]
Adana (1877)[437]
Adana-Kozan/Karız-Hokak Nahiyesi (1900)[438]
Amasya-Gümüşhacıköy (1899)[439]
Balıkesir[440]
Balıkesir-Bandırma (1900)[441]
Aydın, Bilecik[442]
Çankırı (1903)[443]
İzmir (1891)[444]
İzmit, Mersin, Bursa, Bursa-Yenişehir[445]
Bolu (1903)[446]
Tokat (1892)[447]
Erzincan-Refahiye ve Kuruçay (1900)[448]
Muş (1906)[449]
Sinop (1907)
Manisa-Akhisar (1901)[450]
Erzincan Hükümet Konağı (1884-85)[451]
Erzincan Belediye Dairesi (1897)[452]
Mustafa Kemal Paşa/Kirmasti Belediye Binası (1895)
Beykoz-Yalıköy Hükümet Konağı ve Belediye Binası (1900)[453]
Konya-Ilgın Hükümet Konağı ve Telgrafhane (1887)[454]
Kırklareli Hükümet ve Adliye Dairesi (1890)[455]
Bursa Belediye Binası (1879)[456]
Kütahya Hükümet Konağı (1907)[457]
Ordu Hükümet Konağı (1897)[458]
Erzurum Adliye Binası (1901)[459]

***

c) Hapishaneler

Bu dönem hapishane yapılarından günümüze ulaşabilen en iyi örneklerden biri de Kastamonu hapishanesidir. Yapı, 1886 yılında mevcut olan hapishanenin yanmasından sonra dönemin Valisi Abdurrahman Paşa’nın emriyle 1888 yılında yeniden yapımına karar verilerek temeli atılmıştır.[460] Yapı, hükümet konağının bulunduğu meydanda yer alıp iki katlı, orta kısım açık avlulu, kâgir yapıdır.

Günümüzde İl Kültür Müdürlüğü idarî binasıolarak kullanılmaktadır.

Hapishane yapısı olarak bu dönemde;

Amasya-Gümüşhacıköy Hapishanesi (1899)[461],
Aydın Kadın (1882)[462], Diyarbakır, Sinop (1897), Ordu-Fatsa Kadın, Sivas-Karahisar-ı Şarki Kadın (1896)[463], Kilis (1879), Maraş Kadın (1877)[464], Kırklareli Merkez (1890)[465], Tokat (Hapishane/Hastahane)[466] hapishanelerinin adı geçmektedir.

***

d) Askerlik Daire-Şubesi, Redif, Telgrafhane ve Diğer Binalar

1- Kastamonu Askerlik Dairesi

1891-92 yıllarında eski Askerlik Şubesinin yangın sonucu harap olması neticesinde yeniden inşa edilmiştir.[467]

Halen Askerlik Şubesi olarak hizmet veren bina, üç katlı kâgir yapıdır.

Redif, Telgrafhane, Askerlik Şubesi ve diğer binalar;

Yozgat Askerlik Şubesi (1895-96)[468]
Bilecik Redif Dairesi
Konya-Ilgın Redif/Merkez Konağı (1894)
Konya-Beyşehir Redif Taburu İskan Binası (1892)[469]
Yalova Vergi Dairesi (1900)[470]
Adana Telgrafhanesi (1882-1883)[471]
Antalya-Elmalı Telgrafhanesi (1883)
Antalya-Elmalı Askerlik Şubesi (1903)[472]
Aydın-Çine Askerlik Şubesi (1890)[473]
Erzincan Askerlik Dairesi
Kayseri-Develi Askerlik Şubesi ( 1880)[474]
Trabzon Rüsumat Binası (1882-83)[475]
Bursa Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu (1888)[476]
Bursa Müze-i Hümayun (1904)[477]
Bursa Posta ve Telgraf İdaresi (1879)[478]
Bursa Salhanesi (1906-7)[479]
Ankara Telgrafhanesi[480]
Kastamonu Vilayet Matbaası[481]
Kastamonu-İnebolu Askerlik Şubesi (1891)[482]
Kastamonu-Taşköprü Askerlik Dairesi (1891)[483]
Malatya Askerlik Dairesi (1893)[484]
Nevşehir-Ürgüp Askerlik Şube ve Karargah Binaları (1889)[485]
Manisa Zahire ve Üzüm Borsa Binası[486]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Osman Yüksel Serdengeçti, Abdülhamid Anlatıyor, Ankara, s.14. ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Perâkende Evrakı Hazîne-i Hassa Nezareti Maruzatı 22/50 nolu kayıtta Padişahın hayır amacıyla yaptırdığı camilere yapılan yardımlara ait makbuzlar yer alır.

[2] Luis Alberi Sabuncuzade, Sultan II. Abdülhamid’in Hal Tercümesi, (Yay. Haz.Mahir Aydın), İstanbul 1997, s.85. Ayrıca eserde, Sultanın gerek inşa gerekse tamir olarak 500’ün üzerinde eser yaptırdığından söz edilir.

[3] İ.Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi, II, İstanbul 1977, s.229.

[4] Ali Said, Saray Hatıraları, Sultan Abdülhamid’in Hayatı, (Haz: Ahmet Nezih Galitekin), İstanbul 1994, s.146. Ayrıca bkz. Fahri Çoker, “Hâliç Köprüleri”, Tarih ve Toplum, Sayı 8, Ankara 1984, s.32’de Galata Köprüsü’nün IV. inşa aşamasının da aynı yılda (1894) olduğu görülmektedir.

[5] Mustafa Müftüoğlu, Tarihin Hükmü Her Yönüyle Sultan İkinci Abdülhamid, İstanbul 1985, s.189. Bu konuda ayrıca bkz. Mustafa Akpolat, “Tanzimat Sonrası Osmanlı Mimarlığı”, Türkler, c. 15, Ankara 2002, s. 352.

[6] İlber Ortaylı, İkinci Abdülhamid Döneminde Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara 1981, s. 65-66.

[7] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.63-122.

[8] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s. 167-210.

[9] Semavi Eyice, “İstanbul”, İslam Ansiklopedisi, 5/II, İstanbul 1993, s.1214/48. Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.164-173’de 1884 tarihini vermektedir.

[10] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.253-270. Ayrıca bkz. Komisyon, 700. Kuruluş Yıldönümünde İstanbul’daki Osmanlı Mimarî Eserleri, İstanbul Valiliği, İstanbul 2000, s.155.

[11] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.341. Yapı günümüzde Harbiye Askeri müzesine aittir.

[12] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.73-76 ve İ.Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi, II, İstanbul 1977, s.367. Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.375. Yapı, I. Ordu Komutanlığına ait olup spor salonu olarak kullanılmaktadır.

[13] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.273’de yapı, Abraham Paşa tarafından muhafız ve hizmetçileri için ikamet olarak inşa ettirilmiştir.

[14] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.321. Yapı, günümüzdede aynı işlevi görmektedir.

[15] Sabah, nr. 3863, s. 1, 19 R 1318.

[16] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.331. Yapı, ilk inşasında hizmetkar ve seyis evi olarak yapılmıştır.

[17] Oral Onur, Edirne Kitabeleri, İstanbul 1972, s.201-202.

[18] Oral Onur, Edirne Kitabeleri, İstanbul 1972, s.217,228. Ayrıca bkz. Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.148’de yapının inşa tarihi olarak 1878 gösterilmiş olması yanlıştır. Yapı günümüzde Askeri Karargah olarak kullanılmaktadır.

[19] Oral Onur, Edirne Kitabeleri, İstanbul 1972, s.210. Ayrıca bkz. Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.149. Yapı günümüzde de askeri karargah binası olarak kullanılmaktadır.

[20] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.159. Yapı, askeri misafirhane olarak kullanılmaktadır.

[21] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.161.

[22] Hüseyin Meriç, Amasya, Samsun 1997, s.194. Ayrıca bkz. Sivas Vilayeti Salnamesi 1321/1903.

[23] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.193.

[24] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.28.

[25] Tercüman-ı Hakikat, nr. 6955, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s.1; Sabah nr. 3884, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s. 1.

[26] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.49.

[27] Hüdavendigar Salnamesi 1324. Hamidiye caddesinde yer alan yapı yanında çeşme de yer almaktadır.

[28] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.212.

[29] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.91-92.

[30] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.81.

[31] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.232-234.

[32] İsmail Hakkı Akansel, Eski Erzincan’da Tarihi Kışla ve Askeri Yapılar, Erzincan 1999, s.74-75.

[33] İsmail Hakkı Akansel, Eski Erzincan’da Tarihi Kışla ve Askeri Yapılar, Erzincan 1999, s.110

[34] İsmail Hakkı Akansel, Eski Erzincan’da Tarihi Kışla ve Askeri Yapılar, Erzincan 1999, s.120-123.

[35] İkdam, nr. 2222, 10 Ca 1318 (3 Eylül 1900), s. 1; Sabah, 3882, 8 Ca 1318 (1 Eylül 1900), s.2.

[36] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.140.

[37] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.197.

[38] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Dahiliye 1313.Z./28. (9 Haziran 1896).

[39] Murat Yüksel, Trabzon’da Türk-İslam Eserleri ve Kitabeleri, 1, Trabzon 2000, s.254-258. Ayrıca yapının kuzey girişinde Hasan Paşa ve doğudaki bahçe duvarının yola bakan yüzeyinde de Fatıma Hanım tarafından yaptırılmış 1884 tarihli iki çeşme yer almaktadır. Günümüzde yapı askerî hizmet için kullanılmaktadır. Yapının eski resmi için bkz. Trabzon Viyalet Salnamesi 1322.

[40] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.289-296.

[41] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.47

[42] Tercüman-ı Hakikat, nr. 6955, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s.1.

[43] Sabahattin Bulut, Erzurum Çarşı Pazar, Erzurum 1997, s.41. Yapı ilk inşası Yoncalık Kışlası olarak yer alır.

[44] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s. 221-224.

[45] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s. 239.

[46] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.437. Yapı, askeri gazino olarak kullanılmaktadır.

[47] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.439.

[48] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.581.

[49] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.246-248.

[50] http://www.besiktasgazetesi.com/camiler.htm. Ayrıca bkz. Nevsal-i Afiyet 1322.

[51] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Perâkende Evrakı Başkitâbeti 6/83 (30.Z.1299/12 Kasım 1882).

[52] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.164.

[53] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Sadaret Hususî Maruzat Evrakı 182/93 (21.11.1302/1. Eylül 1885).

[54] http://www.besiktasgazetesi.com/camiler.htm

[55] http://www.besiktasgazetesi.com/camiler.htm , Ancak, Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.170-173’de esere, 1302H./1884-85M. tarih verir.

[56] http://www.ges.net.tr/kutahya/cami_muze.htm

[57] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.223-225. Ayrıca bkz. Hüdavendigar Salnamesi 1325.

[58] http://www.bolu.gov.tr/kultur.htm#

[59] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.63.

[60] Abdülmecit Mutaf, Tarihi Eserleriyle Balıkesir, Balıkesir 1996, s.53.

[61] İnci Kuyulu, “İzmir’de Osmanlı Dönemi Yapıları”, XIII. Türk Tarih Kongresi, Bildiriler, c. 3/II, Ankara 2002, s.1189-1190.

[62] Komisyon, Türkiye’de Vakıf Abideleri ve Eski Eserler, I, Ankara 1983, s.44-45.

[63] İ.Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi, I, İstanbul 1977, s.117-119.

[64] İ.Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi, I, İstanbul 1977, s.305-306. Ayrıca bkz. Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.170-173’de, aynı tarih ve Üsküdar-Kısıklıda yer alan Ümraniye Köyü camisi ile aynı olmalıdır. İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, s.462’de Üsküdar Kısıklı Namazgah Köyü yakınındaki Ümraniye Köyü cami karşısında 1899 tarihli Cevher Ağa Çeşmesinden söz edilir.

[65] İ.Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi, I, İstanbul 1977, s.121-122.

[66] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 17.M.1311 (31 Temmuz 1893); Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.343; Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.170-173.

[67] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 1.C.1312 (29 Kasım 1894) ve Nisan 1895’de kitabe tarihleri oluşturulmuştur .

[68] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 17.N.1319 (28 Aralık 1901).

[69] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.334.

[70] Turgut Saner, 19. Yüzyıl İstanbul Mimarlığında “Oryantalizm”, İstanbul 1988, s.100-102.

[71] Sabah,nr. 3863, 19 R 1318 (15 Ağustos 1900), s.1.

[72] Sabah, nr. 3870, 26 R 1318 (21 Ağustos 1900), s.1. Ayrıca bkz. Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.170-173’de 1898 tarihli Erenköy Galib Paşa Cami ile aynı olmalıdır.

[73] Metin Sözen, Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1984, s.6,19.

[74] Komisyon, 700. Kuruluş Yıldönümünde İstanbul’daki Osmanlı Mimarî Eserleri, İstanbul Valiliği, İstanbul 2000, s.88.

[75] İ.Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi, I, İstanbul 1977, s.152-153. Yapı hayırsever vatandaşlar tarafından inşa edilmiştir.

[76] İ.Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi, I, İstanbul 1977, s.123. Cevri Usta saray hazinedarıdır.

[77] Komisyon, 700. Kuruluş Yıldönümünde İstanbul’daki Osmanlı Mimarî Eserleri, İstanbul Valiliği, İstanbul 2000, s.89.

[78] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.170-173.

[79] İ.Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi, I, İstanbul 1977, s.317.

[80] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.20.

[81] Sabah, nr. 3884, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s.1.

[82] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Mütenevvî Maruzat Evrakı 128/7 (15.3.1313/5 Ekim 1895).

[83] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.32.

[84] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.279.

[85] http://www.balikesir.gov.tr/kultur_tarihiyapi.html

[86] Abdülkadir Dündar, Arşivlerdeki Plan ve Çizimler Işığı Altında Osmanlı İmar Sistemi (XVIII. ve XIX. Yüzyıl), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000, s. 206-208’de eserin projesi 1897 tarihleri olarak yer aldığına göre yapının inşa tarihide bir iki yıl sonra tamamlanmış olmalıdır. Ayrıca bkz. Komisyon, Türkiye’de Vakıf Abideleri ve Eski Eserler, II, Ankara 1977, s.32-33. Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.41.

[87] Komisyon, Türkiye’de Vakıf Abideleri ve Eski Eserler, II, Ankara 1977, s.91-93. Ayrıca bkz. Bilecik 1973 İl Yıllığı, s.58.

[88] Komisyon, Türkiye’de Vakıf Abideleri ve Eski Eserler, II, Ankara 1977, s.88-90.

[89] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 28.Ra.1321 (24 Haziran 1903).

[90] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.136.

[91] Hüdavendigar Salnamesi 1324.Yapı, Vali Reşit Mümtaz tarafından inşa ettirilmiştir.

[92] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.136.

[93] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 19.Ş.1315 (12 Ocak 1898).

[94] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 24.Ca.1311(3 Aralık 1893).

[95] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 9.B.1311 (17 Ocak 1894). Belgede, yapının inşasına dair kararlar ıalmak üzere Maarif ve Evkaf nezaretine padişah emriyle havalesi yazılıdır.

[96] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 18.Ca.1314 (25 Ekim 1896).

[97] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 29.M.1317 (8 Haziran 1899).

[98] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 22.Ca.1321 (16 Ağustos 1903).

[99] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 5.L.1315 (26 Şubat 1898).

[100] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 21.Z.1316 (2 Mayıs 1899).

[101] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.90.

[102] Abdülkadir Dündar, Arşivlerdeki Plan ve Çizimler Işığı Altında Osmanlı İmar Sistemi (XVIII. ve XIX. Yüzyıl), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000, s.217-219.

[103] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 27.M.1320 (6 Mayıs 1902).

[104] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 1.Ca.1321 (26 Temmuz 1903).

[105] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.130.

[106] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 20.S.1316 (10 Temmuz 1898), Ayrıca, Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.244-245’de 1900 tarihli Yeni Cami ile aynı yapı olmalıdır. Abdülkadir Dündar, Arşivlerdeki Plan ve Çizimler Işığı Altında Osmanlı İmar Sistemi (XVIII. ve XIX. Yüzyıl), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000, s.212-213 ve 331’de yer alan metin, çizimden hareketle aynı cami olması üzerinde durulursa yapının sadece proje aşamasında kaldığı görülmektedir.

[107] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.268.

[108] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Esas Evrakı 78/62 (13.C.1311/22 Aralık 1893).

[109] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 24.Ca.1310 (13 Ocak 1893). Ayrıca bkz. Komisyon, Türkiye’de Vakıf Abideleri ve Eski Eserler, II, Ankara 1977, s.310-314’de yapı, I. Beyazid tarafından 1382 yılında inşa edilmiştir. 1899-1900 yıllarında yeniden inşa edilmiş olduğu ifade edilir. Arşiv belgesine göre bu kayıt 1892 yıllarını göstermektedir. Yapı muhtemel tekrar onarımı söz konusu yada mevcut onarımın halen devam etmiş olduğu kabul edilebilir. Yapı 1944 depreminde yıkılıp tekrar inşa edilir. Yapı, 2002-2003 yılı itibariyle restore edilmektedir.

[110] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 16.Ca.1322 (30 Temmuz 1904).

[111] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Perakende Evrakı Umum Vilayetler Tahriratı 19/87 (12.R.1308/25 Kasım 1890).

[112] Malumat, nr. 1182 s. 1; Tercüman-ı Hakikat, nr. 6950, s. 1, 5 Ca 1318 (31 Ağustos 1900). İsimleri verilmemiş merkez ve köylerde açılışı ve temel atma törenleri yapılan eserlerden söz edilmektedir.

[113] İkdam nr. 2223, 11 Ca 1318 (6 Eylül 1900), s.1.

[114] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.258.

[115] İkdam, nr. 2222, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), Sabah, 3882, 8 Ca 1318 (3 Eylül 1900), s.2.

[116] Bahtiyar Eroğlu, “Hatay’da Osmanlı Dönemi Kültür Yapılarından Birkaç Örnek”, Hatay Folklor Derneği, Antakya 1999, s.3.

[117] Oktay Aslanapa, Osmanlı Devri Mimarîsi, İstanbul 1986, s.463-464.

[118] İnci Kuyulu, “İzmir’de Osmanlı Dönemi Yapıları”, XIII. Türk Tarih Kongresi, Bildiriler, c. 3/II, Ankara 2002, s.1190. Ayrıca bkz. Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.180-184.

[119] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s. 307-308.

[120] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.295.

[121] Murat Yüksel, Trabzon’da Türk-İslam Eserleri ve Kitabeleri, 1, Trabzon 2000, s.153-154.

[122] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.17.

[123] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.340-366.

[124] Afife Batur, “Yıldız-Serencebey’deki Şeyh Zafir Türbe, Kitaplık ve Çeşmesi”, Anadolu Sanatı Araştırmaları 1, İstanbul 1968, s.108. Bu konuda bkz. Mustafa Akpolat, “Tanzimat Sonrası Osmanlı Mimarlığı”, Türkler, c. 15, Ankara 2002, s.356.

[125] Nuran Pilehvarian-Nur Urfalıoğlu-Lütfi Yazıcıoğlu, Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler,Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul 2000, s.206.

[126] Afife Batur, “Yıldız-Serencebey’deki Şeyh Zafir Türbe, Kitaplık ve Çeşmesi”, Anadolu Sanatı Araştırmaları 1, İstanbul 1968, s.108.

[127] Metin Sözen, Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1984, s.48.

[128] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.387-388.

[129] Komisyon, Hicaz Demiryolu Fotoğraf Albümü, Al Baraka Türk Yayınları, İstanbul 1999, s.62.

[130] Komisyon, Türkiye’de Vakıf Abideleri ve Eski Eserler, II, Ankara 1977, s.93-97. Ayrıca bkz. Hüdavendigar Salnamesi 1325.

[131] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.63-64.

[132] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.60.

[133] İkdam, nr. 2222, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s.1. Gazetede, Sultanın 25. cülusu nedeniyle inşa ve onarımı yapılan eserler yer almaktadır. Bunların isimleri verilmemiş olup sayı olarak, 189 cami ve mescit, 22 tekke ve zaviye, 22 imam ikameti için ev, 1 hamam, 4 dükkan, 6 değirmen, 8 sebil, 27 medrese, 16 mektep, 1 kütüphane, 27 suyolu, 6 köprü, 4 bedesten, 15 imaret inşa ve tamir edilmiştir.

[134] Murat Yüksel, Trabzon’da Türk-İslam Eserleri ve Kitabeleri, 1, Trabzon 2000, s. 153-154. Ayrıca bkz. Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.385-389. Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.295’de aynı yerde aynı isimde camide bulunmaktadır. II. Abdülhamid caminin yapımı için 900 altın göndermiştir.

[135] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.243.

[136] Ali Yeğen, Kayseri’de Tarihî Eserler, Kayseri 1993, s.156-157.

[137] Yekta Demiralp, Akşehir ve Köylerindeki Türk Anıtları, Ankara 1996, s.83-83,171-172. Türbenin ilk inşa tarihi M.1284-85 yılları olup II. Abdülhamid döneminde Konya Valisi Faik Bey tarafından onarımı yaptırılmıştır.

[138] Komisyon, Türkiye’de Vakıf Abideleri ve Eski Eserler, III, Ankara 1983, s.387.

[139] Tercüman-ı Hakikat, nr. 6955, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s.1, Sabah nr. 3884, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s.1. Ayrıca bkz. Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.193’te 1905 yılında Hz. Divanı Dergahı inşasıyla bu yapı aynı olması muhtemeldir. XX. yüzyıl sonu Karahisar-ı Sahib (Afyon) Bursa’ya bağlı bir sancak merkezidir.

[140] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.377-383.

[141] Bayram Kodaman, Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi, Ankara 1991, s.164.

[142] Abdülkadir Özcan, “II.Abdülhamid Dönemi Eğitim ve Kültür Faaliyetleri.”, Sultan II. Abdülhamid Dönemi Paneli (II), İstanbul 2000, s.54. Konu ili ilgili bkz. Sebahattin Arıbaş, “Bir Yükseköğretim Kurumu Olarak Darulfünun’un Modernleşme Üzerine Etkileri, Milli Eğitim, Sayı 128, Ankara 1995, s.20-24.

[143] Neslihan Türkün Dostoğlu, Osmanlı Döneminde Bursa 19. Yüzyıl Ortalarından 20. Yüzyıla Bursa Fotoğrafları, I.Akmed Yayınları, Antalya 2001, s.308-309. Ayrıca bkz. Hüdavendigar Salnamesi 1325.

[144] Yıldıray Özbek, “Son Dönem Osmanlı Medreselerine Bir Örnek: Şıhlı Hamidiye Medresesi”, Vakıflar Dergisi, XXIV, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1994, s.165-176. Ayrıca bkz. Ali Yeğen, Kayseri’de Tarihî Eserler, Kayseri 1993, s.158-159.

[145] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.20.

[146] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.193.

[147] Yıldıray Özbek, “Son Dönem Osmanlı Medreselerine Bir Örnek: Şıhlı Hamidiye Medresesi”, Vakıflar Dergisi, XXIV, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1994, s.167.

[148] Yıldıray Özbek, “Son Dönem Osmanlı Medreselerine Bir Örnek: Şıhlı Hamidiye Medresesi”, Vakıflar Dergisi, XXIV, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1994, s.167.

[149] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.149.

[150] Yıldıray Özbek, “Son Dönem Osmanlı Medreselerine Bir Örnek: Şıhlı Hamidiye Medresesi”, Vakıflar Dergisi, XXIV, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1994, s.167. Ayrıca bkz. Trabzon Vilayeti Salnamesi 1322.

[151] İdâdî’lerin isim ve sayısal bilgileri için, Bkz. Osman Nuri Ergin, Türk Maarif Tarihi,1-2-3-4, İstanbul 1977, Bayram Kodaman, Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi, Ankara 1991 ve Burcu Özgüven, İdâdî Schools: Standart Secondary School Buildings in the Ottoman Empire (1884-1908), (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul 1989.

[152] Şamil Mutlu, “II. Meşrutiyet Devrinde İstatistik Bilgileriyle Eğitim”, Belgeler, XVII, Sayı 21, Ankara 1997, s.127-143. Eser II. Abdülhamid sonrası İdâdî ve diğer okullarla ilgili istatistiki bilgiler içermektedir.

[153] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.514.

[154] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.514-515.

[155] Yapı, M.E.B’nın açtığı ihale sonucu Işık Proje İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından yeniden restore edilmesine karar verilmiştir.

[156] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.479-482.

[157] Şeref Erdoğdu, Ankara’m, Ankara 1965, s.126. Ayrıca bkz. Ankara Vilayeti Salnamesi 1325’te resmi mevcuttur.

[158] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.483-484.

[159] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1320.R/1 (8 Temmuz 1902).

[160] Antalya İl Yıllığı 1967, s.141.

[161] Aydın İl Yıllığı 1973, s.73; Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.606.

[162] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Perâkende Evrakı Maarif Nezareti Maruzatı 1/58 nolu belgede 1305 (1887) tarihi yer alır. Belgede, Karasi’de idadi açılması isteniyor olması mevcut yapının inşasının henüz tamamlanmadığını gösterir.

[163] Abdülmecit Mutaf, Tarihi Eserleriyle Balıkesir, Balıkesir 1996, s.77.

[164] Atilla Çetin, “Bursa’da Bir Eğitim-Öğretim Kurumu: Bursa İdâdisi (1883) ve Sosyo-Kültürel Önemi”, XIII. Türk Tarih Kongresi, Bildiriler, c.3/II, Ankara 2002, s.786. Bina yapımı için Akif Paşa konağı ve arsası satın alınır.

[165] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Tasnifi, 1305/3995.

[166] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s. 485.

[167] Bedri Günkut, Diyarbakır Tarihi, Diyarbakır 1938, s.128’de eserin 1888’de inşasına başlanıp 1890 yılında bitirildiğinden söz etmektedir. Ayrıca, Mustafa Öztürk-İbrahim Yılmazçelik “Arifi Paşa’nın Seyahatnamesi Diyarbekir Seyahati”, Belgeler, XVIII, Sayı 22, Ankara 1998, s.96’da, 1891’de Arifi Paşa, idâdîyi gördüğünü, 3500 liraya yapıldığını ve açılış töreninin yapılmadığını söylemektedir.

[168] İlhan Palalı, Diyarbekir Vilayeti Salnamelerine Göre Maarif (1292-1323), (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi, Ankara 1987, s.59.

[169] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1323.Ra/2 (15 Mayıs 1905).

[170] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s. 488.

[171] Ayfer Yılmaz, H.1287/M.1870, H.1288/M.1871 ila H.1317/M.1899, H1318/M.1900 Tarihli Erzurum Vilayeti Salnameleri’ne Göre Erzurum Vilayetinin Eğitim Durumu, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gazi Üniversitesi, Ankara 1993, s.135’te 1899-1900 yılların kentte iki idâdî olduğundan söz eder. Ancak isimleri hakkında bilgi yoktur. Sabahattin Bulut, Erzurum Çarşı Pazar, Erzurum 1997, s.38’de, okulun 1890’da eğitim başlayıp 1891’de de Mülkiye Rüştiyesinin iki sınıfının dahil edilmesiyle yedi sınıflı idâdîye dönüşmüştür.

[172] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.127-129.

[173] İbrahim Sivrikaya, “Osmanlı İmparatorluğu İdaresindeki Aşiretlerin Eğitimi ve İlk Aşiret Mektebi”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 63, İstanbul 1972, s.21. Ayrıca bkz. Osman Nuri Ergin, Türk Maarif Tarihi, c. 3-4, s. 1184.

[174] http://www.kabataslîlar.org/muze/ikaya/kronoloji.htm, idâdî için ferman çıkmasına rağmen hiçbir zaman kendine ait inşa edilmiş bir binası olmamıştır. Ayrıca bkz. Gürsu Tiryaki, 1839-1970 Arası Dönem İçinde Orta Dereceli Eğitim Yapılarının İrdelenmesi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Karadeniz Teknik Üniversitesi, Trabzon 1988, s.65-69.

[175] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1323.Za./2 ( Ocak 1906).

[176] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.560.

[177] Ali Yeğen, Kayseri’de Tarihî Eserler, Kayseri 1993, s.161.

[178] Hüseyin Köroğlu, Konya Lisesi Tarihi, Konya 1989, s.12.

[179] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.508.

[180] Hüseyin Köroğlu, Konya Lisesi Tarihi, Konya 1989, s.39.

[181] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1316.C./4 (31 Kasım 1898).

[182] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.510-511.

[183] Haluk Çağdaş, “Sivas İdâdisi”, Tarih ve Toplum, Sayı 90, İstanbul 1991, s.30.

[184] Hikmet Denizli, Sivas Tarihi ve Anıtları, Sivas, s.165.

[185] M.C. Şehabeddin Tekindağ, “Trabzon”, İslam Ansiklopedisi,12/I, İstanbul 1993, s.466. Ayrıca, Musa Şaşmaz, “Trabzon Vilayeti’nde Eğitimin Durumu”, Tarih ve Toplum, Sayı 163, Ankara 1997, s.44’ de 1882’de kurulan bir askerî okul ve 1885’te de bina inşa edilmesi düşünülür. Bu yapının idâdî ile ilişkisinin olmaması gerekir. Yapının eski resmi için bkz. Trabzon Vilayeti Salnamesi 1322.

[186] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.517-518.

[187] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.519.

[188] Hüseyin Meriç, Amasya, Samsun 1997, s.71. Ayrıca bkz. Sivas Vilayeti Salnamesi 1321/1903.

[189] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.563-564.

[190] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.570.

[191] Bilecik İl Yıllığı 1973, s.60. Ayrıca bkz. Hüdavendigar Salnamesi 1325.

[192] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.577.

[193] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.232-234. Ayrıca, Erdal Açıkses, “Salnamelere Göre Ma’muratü’l-Aziz (Harput) Vilayetinde Eğitim ve Öğretim”, X. Türk Tarih Kongresi Bildiriler, V, Ankara 1994, s.2227’de idâdînin, 1305/1887-88 tarihli salnamede görüldüğünü ifade etmektedir.

[194] Elazığ İl Yıllığı 1973, s. 72.

[195] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s. 583.

[196] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s. 163.

[197] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s. 603.

[198] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s. 619-620.

[199] Avni Öztüre, Resim, Fotoğraf ve Belgelerle Nicomedia-İzmit Tarihi, İstanbul 1969, s.118.

[200] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.623.

[201] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1320.S./1 (4 Haziran 1902), 1326.Ca./2 (5 Haziran 1908).

[202] Yapının ilk inşasına ait bilinen mevcut resimler Abdülhamid Albümleri ve Aydın Vilayeti Salnamesi 1308’de yer alır.

[203] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s. 626-627.

[204] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1319.Za./3 (5 Mart 1902). İdâdî olması için verilen izindir.

[205] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.629.

[206] Sabah, nr. 3884, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s.1’de Çorum’da iki idadi ve bir inas mektebinin açıldığından söz edilmektedir.

[207] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.581.

[208] Denizli İl Yıllığı 1973, s.75-76.

[209] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.485-487.

[210] Denizli İl Yıllığı 1973, s.75-76.

[211] Edirne İl Yıllığı 1967, s.102.

[212] Oral Onur, Edirne Kitabeleri, İstanbul 1972, s.211.

[213] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.488.

[214] Kemal Kutgün Eyüpgiller, Bir Kent Tarihi: Kastamonu, İstanbul 1999, s.178.

[215] Kemal Kutgün Eyüpgiller, Bir Kent Tarihi: Kastamonu, İstanbul 1999, s.178.

[216] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.506-508.

[217] Behçet Ünsal, “Topkapı Sarayı Arşivinde Bulunan Planlar Üzerine”, Türk San’atı Tarihi Araştırma ve İncelemeleri, I, İstanbul 1963, s.169.

[218] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.513-514.

[219] Komisyon, Bolu İl Yıllığı 1998, Ankara 1998, s.253.

[220] http://www.bolu.gov.tr/egitim.htm, Ayrıca bkz. Bolu Vilayeti Salnamesi 1334’de resmi mevcuttur.

[221] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.573

[222] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1319.Za./3 (6 Mart 1902). İdâdîye dönüşmesi için verilen izindir.

[223] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1320.Za./1 (3 Şubat 1903).

[224] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1326.S./8 (30 Mart 1908).

[225] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.625.

[226] Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.635-636.

[227] Başbakanlık Osmanlı Arşivi Yıldız Perâkende Evrakı Maarif Nezareti Maruzatı 4/48 (11. Ş.1319/23 Kasım 1901) no’lu belgede, 1901 yılında Tokat sancak olup burada bir idadi açılması irade olunduğu halde açılmamasının sebepleri sorulmaktadır. Ayrıca bkz. Hasan Ali Yücel, Türkiye’de Ortaöğretim, İstanbul 1994, s.639.

[228] Osman Nuri Ergin, Türk Maarif Tarihi, c. 3-4, s. 1121-1122.

[229] Mustafa Cezar, “Mimarlık ve Resim Öğretimine Gidiş”, VII. Türk Tarih Kongresi Bildiriler, II, Ankara 1973, s.452-456.

[230] Osman Nuri Ergin, Türk Maarif Tarihi, c. 3-4, s. 1125.

[231] Nevsal-i Serveti Fünun Salnamesi 1310’da eski resmi yer alır.

[232] İ.Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi, II, İstanbul 1977, s.309. Ayrıca bkz. Hilal-i Ahmer Cemiyeti Salnamesi 1329-1331’de resmi mevcuttur.

[233] Komisyon, Bolu İl Yıllığı 1998, Ankara 1998, s.145.

[234] Düstur, Birinci tertib, c.7, Ankara 1941, s. 1049-1058’de okulun kuruluşuyla ilgili nizamname yer alır. Bedri Günkut, Diyarbakır Tarihi, Diyarbakır 1938, s.129. Ancak, Basri Konyar, Diyarbekir Yıllığı, III, Ulus Basımevi, 1936, s.175’de yapının, Kurt İsmail Paşa (1869) döneminde ıslahhane olarak açıldığından bahseder. Ancak yapı tarzı olarak yakınında yer alan idâdî ile aynı mimarî özellikleri göstermesi bunu mümkün kılmamaktadır.

[235] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Esas Evrakı Defter no: 412’de 1903 tarihli resmi yer almaktadır.

[236] Kemal Kutgün Eyüpgiller, Bir Kent Tarihi: Kastamonu, İstanbul 1999, s.177-178.

[237] Metin Sözen-Osman Nuri Dülgerler, “Konya’da Sanayi Mektebi”, Doğumunun 100. Yılında Atatürk’e Armağan, İstanbul 1981, s.446.

[238] Metin Sözen-Osman Nuri Dülgerler, “Konya’da Sanayi Mektebi”, Doğumunun 100. Yılında Atatürk’e Armağan, İstanbul 1981, s.444.

[239] Bu dönem inşa edilen sıbyan, ibtidai, rüştiye gibi mekteplerin birçoğu günümüze değin ulaşamamış ya da özgün hâlinden bir şey kalmamıştır. Nadir Özbek, “Darülhayr-ı Ali”, Tarih ve Toplum, Sayı 182, Ankara 1999, s.7’de, 1321/1903 Maarif Salnamesi kaydında, büyük kentlerde Hamidiye Sanayi Mekteb-i Ali adı ile 14 tane mektep bulunduğunu ifade eder. Bu konuda bkz. Bayram Kodaman, Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi, Ankara 1991 ve Osman Nuri Ergin, Türk Maarif Tarihi,1-2-3-4, İstanbul 1977.

[240] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1312.S./4 (10 Ağustos 1894).

[241] Aydın Vilayeti Salnamesi 1308(1890)’de yapının resmi mevcuttur. Aydın Vilayeti Salnamesi 1313 ve 1326’da (1895-96 ve 1908) kentte 1 sanayi mektebinin mevcut olduğu yazılıdır.

[242] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1324.Ra./7 (8 Mayıs 1906)

[243] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Esas Evrakı Defter no:413 (20. C. 1322/1 Eylül 1904)’de, 1902-1903’te kurulan hastane ve sanayi mektebinin resimleri yer alır.

[244] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1310.Ra/6 (12 Ekim 1892).

[245] Sabahattin Bulut, Erzurum Çarşı Pazar, Erzurum 1997, s.47. Yapı, günümüzde İsmet Paşa İlkokulu’dur.

[246] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1325.Z./6 (30 Ocak 1908).

[247] Tercüman-ı Hakikat, nr. 6952, s. 1, 7 Ca 1318. Açılış töreninden bahsedilir ve yapı olarak bir bilgi mevcut değildir.

[248] Cemil Koçak, “Tanzimattan Sonra Özel ve Yabancı Okullar”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, 2, İstanbul 1985, s.489.

[249] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1313.C/5 ( 8 Aralık 1895).

[250] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1319.M/7 (18 Mayıs 1901).

[251] Murat Yüksel, Trabzon’da Türk-İslam Eserleri ve Kitabeleri, 1, Trabzon 2000, s. 91. Yapı, 1995’te yıkılmıştır.

[252] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1320.S./2 (4 Haziran 1902), 1325.L./9 (30 Kasım 1907).

[253] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1320.Ra./4 (28 Haziran 1902).

[254] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1322.Ş/1 (20 Ekim 1904).

[255] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1326.C./4 (15 Temmuz 1908).

[256] Nadir Özbek, “Darülhayr-ı Ali”, Tarih ve Toplum, Sayı 182, Ankara 1999, s.13. Okulun kuruluşuna ilişkin karar mevcut olup bina ile ilgili kayıt yoktur. Eğitim için yapı olarak, maarif nezaretine bırakılan Zeynep Hanım Konağı seçilmiştir.

[257] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1310.Ş./2 (21 Şubat 1893).

[258] Seval Arıpınar, “XIX. Yüzyılda Ülkenin Tarım Sorunlarına Eğilme Hareketleri ve Halkalı Ziraat Okulu’nun Açılışı”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 36, İstanbul 1970, s.53-60. Ayrıca bkz. Komisyon, Bolu İl Yıllığı 1998, Ankara 1998, s.145; Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi, c.3-4, s.1174’de okulun inşaatının 1891’de tamamlandığından bahsetmektedir. Okulun aslında kuruluşu 1847 yıllarına kadar inmektedir. Abdülhamid dönemi yapısı, 1881 yılında yeri satın alınarak inşasına başlanır ve 1892’de eğitime başlamıştır.

[259] Sabah, nr. 3881, 7 Ca 1318 (2 Eylül 1900), s.2’de yeni bina açılışı olarak 1900 tarihi verilmektedir. Ayrıca bkz. Komisyon, Bolu İl Yıllığı 1998, Ankara 1998, s.146-147.

[260] Sabah, nr. 3881, 7 Ca 1318 (2 Eylül 1900), s.1. Ayrıca bkz. Nadir Özbek, “Darülhayr-ı Ali”, Tarih ve Toplum, Sayı 182, Ankara 1999, s.14.

[261] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Maarif 1322.Ca./2 (24 Temmuz 1904), 1322.C./6 ( 10 Eylül 1904) . Bu konuda ayrıca bkz. Osman Nuri Ergin, Türk Maarif Tarihi, c. 3-4, s. 1168.

[262] Sabah, nr. 3863, 19 R 1318 (15 Ağustos 1900), s.1.

[263] Sabah, nr. 3881, 7 Ca 1318 (2 Eylül 1900), s. 2. Söz konusu eserlerin açılışı yapılmıştır.

[264] Malumat, nr. 1182 s. 1; Tercüman-ı Hakikat, nr. 6950, s. 1, 5 Ca 1318 (31 Ağustos 1900)’de üç tane olduğundan söz etmektedir.

[265] Sabah, nr. 3884, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s. 1; Sabah, nr. 3896, 23 Ca 1318 (18 Eylül 1900), s. 2.

[266] Hüdavendigar Salnamesi 1325.

[267] Sabah, nr. 3884, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s.1; Tercüman-ı Hakikat, nr. 6955, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s.1.

[268] Osman Nuri Ergin, Türk Maarif Tarihi, c. 3-4, s. 875; Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.100-153. Ayrıca bkz. Hüdavendigar Salnamesi 1324.

[269] Hüdavendigar Salnamesi 1324. Yapı, 1890’da Bursa Valisi Mahmut Celalettin Paşa tarafından Acizler Yurdu olarak açılmış olup sonrasında sanayi mektebine dönüştürülür. Son olarak Tophane End. Mes. Lisesi olarak kullanılmaktadır.

[270] Hüdavendigar Salnamesi 1324.Yapı, bir dönem İslam Enst. olarak kullanılmıştır.

[271] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Perakende Evrakı Umum Vilayetler Tahriratı 14/59 (1306.Ş.5 / 6 Nisan 1899)’da yapının temelinin atıldığına dair bilgi yer almaktadır. Ayrıca bkz. Hüdavendigar Salnamesi 1324. İlk yapı II. Abdülhamid dönemi öncesine ait 1845 tarihli yapıdır. Günümüzde Işıklar Askerî Lisesi olarak bilinen yapı, II. Abdülhamid döneminde Vali Münir Paşa tarafından yeniden yaptırılmıştır.

[272] Hüdavendigar Salnamesi 1324.

[273] Sabah, nr. 3884, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s.1.

[274] Sabah, nr. 3884, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), s.1.

[275] Cevdet Türkay, “Beyazid Umumi Kütübhanesi”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 79-80-81, İstanbul 1974, s. 71-74.

[276] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.301. Yapı, Şeribriktar Hüseyin Galib Efendi tarafından inşa edilmiştir. Günümüzde M.E.B. bağlıdır.

[277] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.185-188.

[278] Michel de Grece, II. Abdülhamid Yıldız Sürgünü, (Çev. Derman Bayladı), Milliyet Yayınları, İstanbul 1995, s.217’de 1897 yılında Sultan, binanın açılışını yaptığını söylemektedir.

[279] Mustafa Cezar, “Mimarlık ve Resim Öğretimine Gidiş”, VII. Türk Tarih Kongresi Bildiriler, II, Ankara 1973, s.202-212; Mustafa Akpolat, “Tanzimat Sonrası Osmanlı Mimarlığı”, Türkler, c. 15, Ankara 2002, s.356-357.

[280] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.237.

[281] Sabah, nr. 3863, s. 1, 19 R 1318 (15 Ağustos 1900).

[282] Oğuz Arıkanlı, Tarihimizde İlk’ler, Milliyet Yayınları, İstanbul 1973, s.155.

[283] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.299-300.

[284] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.237-246.

[285] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.8.

[286] Kazım Baykal, Bursa ve Anıtları, Bursa 1950, s.55. Ayrıca bkz. Hüdavendigar Salnamesi 1325

[287] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.14.

[288] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.16.

[289] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.20. Ayrıca bkz. Nevsal-i Afiyet 1322.

[290] Vahide Gezgör, “Yüzyıllardır Çalışan Saat: Dolmabahçe Saat Kulesi”, http://www.mmg.org.tr/sayfalar/28.sayiyazi/dolmabahce.htm. Ayrıca bkz. Nevsal-i Afiyet 1322.

[291] Neşe Yıldıran, İstanbul’da II. Abdülhamid Dönemi (1876-1908) Mimarîsi, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul 1989, s.162.

[292] Necmi Ülker, “İzmir Saat Kulesi”, Lale, Sayı 7, İstanbul 1990, s.11.

[293] Necmi Ülker, “İzmir Saat Kulesi”, Lale, Sayı 7, İstanbul 1990, s.11.

[294] Necmi Ülker, “İzmir Saat Kulesi”, Lale, Sayı 7, İstanbul 1990, s.13.

[295] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.26.

[296] http://www.konak-bel.gov.tr/konaktar.htm

[297] Metin Sözen-Osman Nuri Dülgerler, “Konya’da Sanayi Mektebi”, Doğumunun 100. Yılında Atatürk’e Armağan, İstanbul 1981, s.66. Ayrıca, İkdam, nr. 2222, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900) ve Sabah, 3882, s. 2, 8 Ca 1318 (3 Eylül 1900)’de temelinin atıldığı ifade edilmektedir. Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.175-176’da kulenin 1901’de Sultanın 25. cülus yıldönümü nedeniyle yaptırıldığını ve Mimarının Mihran Azaryan olduğunu ifade etmektedir.

[298] Kemal Kutgün Eyüpgiller, Bir Kent Tarihi: Kastamonu, İstanbul 1999, s.191. Ayrıca, Sabah, nr. 3884, s. 1, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900), Tercüman-ı Hakikat, nr. 6955, s. 1, 10 Ca 1318 (5 Eylül 1900)’de saat kulesi ve çeşme açılışından söz edilmektedir.

[299] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.29.

[300] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.32.

[301] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.35.

[302] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.36.

[303] http://www.tokat.gen.tr/turizm/tarihi_eserleri.asp

[304] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.36. Ayrıca, Malumat, nr. 1182 s. 1; Tercüman-ı Hakikat, nr. 6950, s. 1, 5 Ca 1318’de açılış yapılan kulenin 27m. yüksekliğinde olduğu ifade edilmektedir.

[305] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.289.

[306] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.38.

[307] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.38.

[308] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s. 15, dipnot: 38.

[309] Sabah, nr. 3884, s. 1, 10 Ca 1318, Tercüman-ı Hakikat, nr. 6955, s. 1, 10 Ca 1318.

[310] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.18. Ancak, Ali Karaca, Anadolu Islahatı ve Ahmet Şâkir Paşa (1838-1899), İstanbul 1993, s.119’da Ahmet Şakir Paşa’nın Anadolu’yu teftiş gezisi sırasında Gümüşhacıköy’e uğradığı tarihte (4.Eylül 1899) kentte bir saat kulesi yer almaktadır. Acun’un vermiş olduğu tarih tahmini olsa gerektir.

[311] Diyarbakır Salnamesi 1317’de saat kulesi, Diyarbakır Sanayi Mektebinin yanında görülmektedir.

[312] Oral Onur, Edirne Kitabeleri, İstanbul 1972, s.200-201.

[313] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s. 102.

[314] İsmail Hakkı Akansel, Eski Erzincan’da Tarihi Kışla ve Askeri Yapılar, Erzincan 1999, s.74-75. Kule, 1893’de inşa edilen Evrak ve Harita Mahzeni binası ile birlikte, ahşaptan ve yukarı çıkıldıkça daralan bir biçimde iki katlı inşa edilmiştir. Erzincan askeri ortaokulundaki saat kulesi ile aynı tarzda inşe edilmiş olup farkı askeri ortaokulunki dört katlıdır.

[315] Diyarbakır Salnamesi 1317’de çizim şeklinde resmi mevcuttur.

[316] Hüdavendigar Salnamesi 1325.

[317] Tercüman-ı Hakikat, nr. 6955, s. 1, 10 Ca 1318, Sabah nr. 3884, s. 1, 10 Ca 1318’de açılışından ve 25m. yüksekliğinde olduğundan söz edilmektedir. Ayrıca bkz. Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.10 ve Hüdavendigar Salnamesi 1325.

[318] http://hereke.kolayweb.com/kosk.htm

[319] Neşe Yıldıran, İstanbul’da II. Abdülhamid Dönemi (1876-1908) Mimarîsi, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul 1989, s.279.

[320] Oktay Aslanapa, Osmanlı Devri Mimarîsi, İstanbul 1986, s.459.

[321] Neşe Yıldıran, İstanbul’da II. Abdülhamid Dönemi (1876-1908) Mimarîsi, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul 1989, s.289. Ancak, Metin Sözen-Osman Nuri Dülgerler, “Konya’da Sanayi Mektebi”, Doğumunun 100. Yılında Atatürk’e Armağan, İstanbul 1981, s. 5’te Mimar Vallaury’nin faaliyetleri içerisinde söz konusu yapı yer almayıp, s. 38 ve 66’da yapının Mimar Vedat Tek’in eseri olduğu ve 1912-1919 tarihi yer alır.

[322] Sadi Bayram’ın XI. Türk Sanatları Kongresi’ne sunduğu “Sultan II. Abdülhamid’in 1888 tarihli Vakfiyesi, Tezyinatıve Osmanlı İmparatorluğunda İlk Toplu Konut Projesi” adlı sunumu, kendisi ile yapmış olduğum görüşme neticesinde tarafıma vermiştir.

[323] Semavi Eyice, “İstanbul”, İslam Ansiklopedisi,5/II, İstanbul 1993, s.1214/123. Ayrıca bkz. Luis Alberi Sabuncuzade, Sultan II. Abdülhamid’in Hal Tercümesi, (Yay. Haz.Mahir Aydın), İstanbul 1997, s.101-102; Ali Said, Saray Hatıraları, Sultan Abdülhamid’in Hayatı, (Haz: Ahmet Nezih Galitekin), İstanbul 1994, s.146; Reşat Ekrem Koçu, Darülaceze (1895-1974), Darülaceze’ye Yardım Derneği Yayını, İstanbul; Nuran Yıldırım, İstanbul Darülaceze Müessesesi Tarihi, İstanbul 1996 ve Nevsal-i Afiyet 1315/1322.

[324] Semavi Eyice, “İstanbul”, İslam Ansiklopedisi,5/II, İstanbul 1993, s.1214/123. Ayrıca bkz. Hasan Fevzi, “Hamidiye Etfal Hastahane-i Alisi”, Tarih ve Medeniyet, Sayı 37, İstanbul 1997., s.53-55. Luis Alberi Sabuncuzade, Sultan II. Abdülhamid’in Hal Tercümesi, (Yay. Haz.Mahir Aydın), İstanbul 1997, s.103. ve Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.266’da Kule giriş kapısı üzerinde yer alan kitabede ise hastane ve mescidin 1316H./1899M. yılında inşa edildiğini ifade etmektedir.

[325] Tercüman-ı Hakikat, nr. 6954, s. 2, 9 Ca 1318. Ayrıca bkz. Trabzon Vilayeti Salnamesi 1322.

[326] Komisyon, Geçmişten Günümüze Kültür Değerleriyle Samsun, Samsun 1997, s.56.

[327] Kemal Kutgün Eyüpgiller, Bir Kent Tarihi: Kastamonu, İstanbul 1999, s.209. Ayrıca, Sabah, nr. 3884, s. 1, 10 Ca 1318, Tercüman-ı Hakikat, nr. 6955, s. 1, 10 Ca 1318’de yeniden yapımına başlandığı ve açılış yapıldığı söylenir.

[328] İstanbul İl Yıllığı 1973, s.452-453. Ayrıca bkz. Saim Polat Bengiserp, “İstanbul’da İlk Belediye Hastanesi Beyoğlu Zükur Hastanesinin Dünü ve Bugünü”, I. Türk Tıp Tarihi Kongresi, Bildiriler, İstanbul, 17-19 Şubat 1988, Ankara 1992, s.277-286.

[329] Nevsal-i Afiyet 1322.

[330] İstanbul İl Yıllığı 1973, s.453.

[331] İstanbul İl Yıllığı 1973, s.439.

[332] Ayten Altıntaş, “Gülhane”, Tarih ve Medeniyet, 43, İstanbul 1997, s.7-8.’de Sultanın doğum günü münasebetiyle açılışı yapılan Gülhane Hastanesinin bulunduğu binanın, 50 yıl kadar önce inşa edildiği ifade edilmektedir. Ayrıca bkz. Osman Nuri Ergin, Türk Maarif Tarihi, c. 3-4, s.1197; Nevsal-i Afiyet 1322.

[333] Nevsal-i Afiyet 1322.

[334] İ.Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi, II, İstanbul 1977, s.378 ve http://www.istâbip.org.tr/hf/hf798.html

[335] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Mütenevvî Maruzat Evrakı 175/317.

[336] Hüdavendigar Salnamesi 1324 ve Nevsal-i Afiyet 1315.

[337] Oral Onur, Edirne Kitabeleri, İstanbul 1972, s.217,228.

[338] Sabahattin Bulut, Erzurum Çarşı Pazar, Erzurum 1997, s.36. Ayrıca bkz. Nevsal-i Afiyet 1315.

[339] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.40-41.

[340] Sabah, nr. 3884, s. 1, 10 Ca 1318.

[341] Sabah, nr. 3884, s. 1, 10 Ca 1318, Tercüman-ı Hakikat, nr. 6955, s. 1, 10 Ca 1318. Açılış yapılmıştır.

[342] Esin Kahya, “Sağlık Kuruluşlarımıza Bir Örnek: Safranbolu’da Frengi Hastanesi”, IX. Türk Tarih Kongresi Ankara: 21-25 Eylül 1981, Bildiriler III. Cilt, Ankara 1989, s.1294-1295.

[343] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.193.

[344] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.130.

[345] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.180-184.

[346] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.265-274. Ayrıca, Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Perâkende Evrakı Hazîne-i Hassa Nezareti Maruzatı 34/3 noda 1903 tarihli Sultan tarafından Berlin’de yaptırılacak bir hastanenin inşaat masraflarını gösteren bir defter mevcuttur.

[347] İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, II, s.229-230.’de çeşme anlatılırken Maçka’ya taşındığından söz edilmemesi bu tarihlerde yerinde olduğunu göstermektedir.

[348] İkdam, nr. 2217, s. 1, 5 Ca 1318, Sabah, nr. 3881, s. 2, 7 Ca 1318, Tercüman-ı Hakikat, nr. 6950, 5 Ca 1318. Gazetelerde yer alan ve 25. cülus törenleri nedeniyle inşa edilip açılışı yapılan Tophane Nusretiye Cami önündeki çeşme olarak geçer. Bu çeşmenin dışında, aynı günde, Saray-ı Hümayûn civarındaki Yardım Sergisinin bahçe köşesine ve Maçka Kışla-ı Hümayûnu karşısında inşa edilip açılışı yapılan çeşme yer alır. Bu çeşmeler, dörder yüzlü olup üzerine alaturka ve alafranga saatler, barometre ve termometreler konulduğu ve cülûs günü açılışlarının yapıldığına dair ifade yer almaktadır.

[349] Neşe Yıldıran, İstanbul’da II. Abdülhamid Dönemi (1876-1908) Mimarîsi, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul 1989, s.202.

[350] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Perâkende Evrakı Maarif Nezareti Maruzatı 4/40 (1318.Ra.07/4 Temmuz 1900) nolu belge, çeşmenin kemerlerine yazılacak tarihlerin sunulmasına ilişkindir. Ayrıca bkz. Mehmet Yavuz, “Osmanlı’da Alman Mimarlar ve Eserleri”, Türkler, c. 15, s. 402-403; Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.395’de çeşmenin açılış tarihini 27 Ocak 1901 olarak vermiştir. Ayrıca bkz. İ.Hakkı Konyalı, “Alman Çeşmesi”, Tarih Hazinesi, İstanbul 1951, c. 1, Sayı 8, s.383-387., İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, I, s.298.

[351] Neşe Yıldıran, İstanbul’da II. Abdülhamid Dönemi (1876-1908) Mimarîsi, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul 1989, s.270.

[352] http://www.cesmeler.gen.tr/alitfi.htm

[353] İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, II, s.233-234.

[354] http://www.besiktasgazetesi.com/cesmeler.htm

[355] http://www.besiktasgazetesi.com/cesmeler.htm

[356] İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, II, s.221, 223-224.

[357] Turgut Saner, 19. Yüzyıl İstanbul Mimarlığında “Oryantalizm”, İstanbul 1988, s.143.

[358] İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, II, s.221-222. Ayrıca bkz. Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.394.

[359] Nuran Pilehvarian-Nur Urfalıoğlu-Lütfi Yazıcıoğlu, Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler,Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul 2000, s.198’de Reşad Ağa Çeşmesi olarak geçer.

[360] http://www.almanbaskonsoloslugu-istanbul.org.tr/de/gk/kanzlei/brunnen.html. Sayfa, S.D.Ü. Fen-Edb. Fak. Batı Dilleri Bölümü Arş. Görv. Özber Can tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.

[361] Hakkı Acun, Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1994, s.39. Ayrıca bkz. Ankara Vilayeti Salnamesi 1325’te resmi mevcuttur. Hakkı Acun “Yozgat ve Yöresi Türk Devri Yapıları”, Vakıflar Dergisi XIII, Ankara 1981, s.660’da, Bu çeşmenin yapım tarihini 1780, adını ise Çapanoğlu Çeşmesi olarak vermektedir. Ayrıca, Sabah, nr. 3884, s. 1, 10 Ca 1318’de cülus töreni nedeniyle inşa edilen bir çeşmenin adı geçip muhtemelen bu çeşme olması gerekir. Aynı zamanda Akdağmaden ilçesinde de bir çeşme açılmıştır. Sabah, nr. 3896, S. 2, 23 Ca 1318’de Yozgat Hidanyeri mevkiinde mermerden, iki sütunlu yüksekçe bir çeşmeden de söz edilir.

[362] Nusret Köklü, Dünkü Manisa, Ankara 1970, s.80, Ayrıca bkz. Komisyon, Manisa, İzmir 1995, s.107.

[363] Yüksel Özmen-M. Erkan Özeral, “Adana’nın Simgeleri”, Adana: Köprü Başı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2000, s.163. Ayrıca, Sabah, nr. 3885, s. 1, 11 Ca 1318’de açılışına dair bilgi yer almaktadır.

[364] İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, II, s.235. Ayrıca bkz. Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.394 ve Nevsal-i Afiyet 1322’de yer alan Hamidiye çeşmesi adıyla yazılmış iki çeşme resimdeki üslüp özelliklerinin bu çeşme ile benzeştiği görülmektedir ki muhtemelen ikinci yok olan çeşme kanaatimizce budur. Ayrıca bkz. Nuran Pilehvarian-Nur Urfalıoğlu-Lütfi Yazıcıoğlu, Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler,Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul 2000, s.208, 198’de de tek yüzlü, mermer malzemeden tip proje olarak yer alan bu türün 1906’da inşa edilmiş ve Hamidiye Çeşmesi olarak anılan çeşmeler, Yıldız, Kasımpaşa, Beyoğlu, Küçük Çekmece, Esentepe’de mevcut olduğu yazılır.

[365] İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, I, s.343-344. Ayrıca bkz. Ali Ergenekon, Tahsin Paşa’nın Yıldız Hatıraları, Sultan Abdülhamid, İstanbul 1990, s.167-168’de Sultanın Kağıthanede bir köşkünün olduğu ve bunun civarında yer alan suyun lezzetli oluşundan dolayı bu suyun şehre getirilmesi, halka içirilmesi için çeşmeler yapılması hususunda Adliye Nazırı Abdurrahman Paşa’nın görevlendirildiği ifade edilir. Çeşmede bu amaçla inşa edilmiş olabilir. Çeşme ile ilgili resim için bkz. Nevsal-i Servet-i Fünun Salnamesi 1310’da çeşmenin tıpkı Tophane Nusretiye Cami önünde yer alıp daha sonra Maçkaya taşınmış olan II. Abdülhamid çeşmesiyle aynı özellikleri gösterir. Son yıllarda ise yok olan bu çeşmeye ait resimlerde üst örtü kısmının olmadığı ve daha sonra tamamen yok olduğunu görüyoruz.

[366] İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, l, s.286-287.

[367] İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, l, s.296-297’de 320. sırada adı geçen bu çeşme dışında, nereden geldiği belirsiz ve kitabesi Topkapı Sarayı’nda yer alan başka bir II. Abdülhamid Çeşmesi daha vardır .

[368] İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, l, s.302,304. Ayrıca bkz. Nuran Pilehvarian-Nur Urfalıoğlu-Lütfi Yazıcıoğlu, Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler, Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul 2000, s.198.

[369] İ.Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi, II, İstanbul 1977, s.88. Çeşme 1952’de onarım görür.

[370] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.394-398.

[371] Sabah,nr. 3863, s. 1, 19 R 1318. Ayrıca bkz. Nuran Pilehvarian-Nur Urfalıoğlu-Lütfi Yazıcıoğlu, Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler, Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul 2000, s.198′de İstinye sahil yolunda Mahmut Paşa Cami yanındaki çeşme ile aynı olmalıdır. Çeşme, 1900 yılında Kaptan Hacı Bayram tarafından inşa ettirilmiş ve Bayram Kaptan Çeşmesi olarak anılmaktadır. Ayrıca İstinye İskele Çeşmesi olarak bilinen çeşme 1908 tarihli olup bu çeşme ile karıştırılmamalıdır. Bu çeşme daha önce İstinye Yeniköy caddesi köşesindeki mezarlık duvarında iken 1958 yılında vapur iskelesinin karşısında yeniden kurulmuştur (Nuran Pilehvarian-Nur Urfalıoğlu-Lütfi Yazıcıoğlu, Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler, Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul 2000, s.199).

[372] Sabah, nr. 3869, s. 1, 25 R 1318. cülus nedeniyle esnaf tarafından yaptırılır. Aynı zamanda saat kulesi de yaptırılmıştır.

[373] Nedret Bayraktar, “Sultan II. Abdülhamid’e Gelen 25. Cülus Hediyeleri Defteri”, Tarih ve Toplum, Sayı 21, Ankara 1985, s.13. Ayrıca bkz. Nuran Pilehvarian-Nur Urfalıoğlu-Lütfi Yazıcıoğlu, Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler, Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul 2000, s.198.

[374] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.84.

[375] Nuran Pilehvarian-Nur Urfalıoğlu-Lütfi Yazıcıoğlu, Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler, Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul 2000, s.204. Mimar D’Aranco tarafından inşa edilen çeşme Galata semti Şair Ziya Paşa sokağında yer almaktadır.

[376] Nuran Pilehvarian-Nur Urfalıoğlu-Lütfi Yazıcıoğlu, Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler, Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul 2000, s.209. Çeşme dökmedemirden malzemeden olup bu tür aynı dönemde yapılan örnekler ise, Yıldız Hamidiye camii avlusu, Kayışdağ ve Böcekli camii çeşmeleridir.

[377] Nuran Pilehvarian-Nur Urfalıoğlu-Lütfi Yazıcıoğlu, Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler, Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul 2000, s.198’de sütunlu çeşme tipinde olduğu ifade edilir.

[378] İ.Hilmi Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II, Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, Maarif Matbaası, İstanbul 1945, ll, s.227.

[379] Sabah, nr. 3884, s. 1, 10 Ca 1318.

[380] Tercüman-ı Hakikat, nr. 6955, s. 1, 10 Ca 1318, Sabah nr. 3884, s. 1, 10 Ca 1318.

[381] Komisyon, Türkiye’de Vakıf Abideleri ve Eski Eserler, III, Ankara 1983, s.193. yapıda üç şadırvan bulunup bu dönemi içeren şadırvan avluda yer alır. Dönemin Valisi Münir Paşa tarafından inşa ettirilmiştir.

[382] Hüdavendigar Salnamesi 1324. Ayrıca bkz. A. Selçuk Özer, Geçmişten Günümüze Bursa Çeşmeleri, Bursa Büşükşehir Belediyesi Yayınları, Bursa, s.40.

[383] A. Selçuk Özer, Geçmişten Günümüze Bursa Çeşmeleri, Bursa Büşükşehir Belediyesi Yayınları, Bursa, s. 38-39. Ayrıca bkz. Engin Özendeş, Osmanlı’nın İlk Başkenti Bursa Geçmişten Fotoğraflar.YEM Yayınları, İstanbul 1999, s.82.

[384] İsmail Hakkı Akansel, Eski Erzincan’da Tarihi Kışla ve Askeri Yapılar, Erzincan 1999, s. 78-79.

[385] İkdam nr. 2223, s. 1, 11 Ca 1318.

[386] Malumat, nr. 1182 s. 1; Tercüman-ı Hakikat, nr. 6950, s. 1, 5 Ca 1318.

[387] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.232-234.

[388] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.212.

[389] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.307-308.

[390] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.214-215.

[391] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.398.

[392] Murat Yüksel, Trabzon’da Türk-İslam Eserleri ve Kitabeleri, 1, Trabzon 2000, s.211; Ayrıca bkz. Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.295-296.

[393] Oğuz Arıkanlı, Tarihimizde İlk’ler, Milliyet Yayınları, İstanbul 1973, s.36. Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.194’de Eserin yerini Antalya olarak göstermiştir. Burada adı geçen yer İstanbul’da yer alıp bir mevki adıdır. Ayrıca bkz. Ali Ergenekon, Tahsin Paşa’nın Yıldız Hatıraları, Sultan Abdülhamid, İstanbul 1990, s.233-234’de bu dönemde de İstanbul halkının özellikle Avrupa yakasındaki semtlerin ciddî susuzluk sorunu vardır. Padişah bunun için gençliğinden beri bu soruna çözüm arayıp projeler ortaya koyulmasını sağlamıştır. Kağıthane sularının da kentte getirilmesi çalışması bu yöndedir.

[394] Engin Özendeş, Osmanlı’nın İkinci Başkenti Edirne Geçmişten Fotoğraflar,YEM Yayınları, İstanbul 1999, s.64.

[395] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.193-198.

[396] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s. 204-205.

[397] Yekta Demiralp, Akşehir ve Köylerindeki Türk Anıtları, Ankara 1996, s.101-105, resim 130-134.

[398] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.232-234.

[399] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.175-176.

[400] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.304-307.

[401] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.138.

[402] Neslihan Türkün Dostoğlu, Osmanlı Döneminde Bursa 19. Yüzyıl Ortalarından 20. Yüzyıla Bursa Fotoğrafları, I.Akmed Yayınları, Antalya 2001, s.336-377. Ayrıca bkz. Hüdavendigar Salnamesi 1324.

[403] Hüdavendigar Salnamesi 1324ve Hüdavendigar Salnamesi 1325. Ayrıca bkz. Engin Özendeş, Osmanlı’nın İlk Başkenti Bursa Geçmişten Fotoğraflar.YEM Yayınları, İstanbul 1999, s.75-76.

[404] Komisyon, Hicaz Demiryolu Fotoğraf Albümü, Al Baraka Türk Yayınları, İstanbul 1999, s.48-51.

[405] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.308.

[406] Hayri Mutluçağ, “Boğaziçi Köprüsünün Yapılması Yolunda İlk Çabalar”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 4, İstanbul 1968, s.32-37. Ayrıca bkz. Mustafa Müftüoğlu, Tarihin Hükmü Her Yönüyle Sultan İkinci Abdülhamid, İstanbul 1985, s.189.

[407] Cevdet Çulpan, Türk Taş Köprüleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1975, s. 197. Tek gözlü olarak inşa edilen köprü günümüzde mevcut değildir.

[408] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.310.

[409] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.139.

[410] Cevdet Çulpan, Türk Taş Köprüleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1975, s. 193. Ayrıca bkz. Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.211.

[411] Cevdet Çulpan, Türk Taş Köprüleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1975, s. 192.

[412] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.289-296.

[413] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.297-298.

[414] Cevdet Çulpan, Türk Taş Köprüleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1975, s. 192.

[415] Cevdet Çulpan, Türk Taş Köprüleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1975, s. 194.

[416] Hakkı Acun “Yozgat ve Yöresi Türk Devri Yapıları”, Vakıflar Dergisi XIII, Ankara 1981, s.660. Ayrıca bkz. Cevdet Çulpan, Türk Taş Köprüleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1975, s. 194′de köpü için 1898 yılı verilmiştir. Her iki yazarın farklı tarihi vermiş olması Acun’un , Rumi 1314 yılını 1896 yılı olarak göstermiş olması muhtemeldir.

[417] Cevdet Çulpan, Türk Taş Köprüleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1975, s. 193. Ayrıca bkz. Neslihan Türkün Dostoğlu, Osmanlı Döneminde Bursa 19. Yüzyıl Ortalarından 20. Yüzyıla Bursa Fotoğrafları, I.Akmed Yayınları, Antalya 2001, s.284-285.

[418] Engin Özendeş, Osmanlı’nın İlk Başkenti Bursa Geçmişten Fotoğraflar.YEM Yayınları, İstanbul 1999, s.84.

[419] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.310-313.

[420] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, VI, T.T.K. Basımevi, Ankara 1988, s. 264.

[421] İlber Ortaylı, İkinci Abdülhamid Döneminde Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara 1981, s. 73-103. Konu hakkında bkz. Ufuk Gülsoy, Hicaz Demiryolu, İstanbul 1994., Murat Özyüksel, Anadolu ve Bağdat Demiryolları, İstanbul 1988., İbrahim Numan, “Hamidiye Hicaz Demiryolu”, Lale, Sayı 7, İstanbul 1990, s.26-34., Said Öztürk, “Hicaz Demir Yolu.”, Sultan II. Abdülhamid Dönemi Paneli (II), İstanbul 2000, s.139-162., Akşin Selçuk Somel, “Osman Nuri Paşa’nın 17 Temmuz 1885 Tarihli Hicaz Raporu”, Tarih Araştırmaları Dergisi/XVIII,Sayı 29, Ankara 1997, s.1-38.

[422] Mehmet Yavuz, “Osmanlı’da Alman Mimarlar ve Eserleri”, Türkler, c. 15, s. 404.

[423] http://www.tcdd.gov.tr/IstDanisma.html. Ayrıca bkz. Serveti Fünun Salnamesi 1326.

[424] Söz konusu örneklerin birçoğu, Hicaz Demiryolu Fotoğraf Albümü, Al Baraka Türk Yayınları, İstanbul 1999. adlı eserden alınmıştır. Bu eserin tarafıma teminini sağlayan Sayın Ekrem Şahin’e teşekkür ediyorum.

[425] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Sadaret Hususî Maruzat Evrakı 162/140 (19.12.1296/3.12.1879).

[426] Mustafa Cezar, “Ondokuzuncu Yüzyılda Beyoğlu Neden ve Nasıl Gelişti”, XI. Türk Tarih Kongresi Ankara: 5-9 Eylül 1990, Bildiriler VI. Cilt, Ankara 1994, s.2680-2681.

[427] Sabah, nr. 3881, s. 2, 7 Ca 1318’de temeli atıldığına dair ifade mevcuttur.

[428] Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.292-293.

[429] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.46.

[430] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.118. Bu rıhtım kömür nakli için yapılmıştır.

[431] Yıldırım Yavuz-S. Özkan, “Osmanlı Mimarlığının Son Yılları”, Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi, 4, İstanbul 1985, s.1080.

[432] http://www.konya-bld.gov.tr/gecmisalbum2.htm. Fotoğraf G. Berggrenn tarafından çekilmiştir.

[433] Nusret Köklü, Dünkü Manisa, Ankara 1970, s.68.

[434] Kemal Kutgün Eyüpgiller, Bir Kent Tarihi: Kastamonu, İstanbul 1999, s.213.

[435] Sabah, nr. 3884, s. 1, 10 Ca 1318, aynı zamanda köylerine de iptidai mektepler açılmıştır.

[436] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Dahiliye 1312.C./5.

[437] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.6.

[438] İkdam, nr. 2228, s. 1, 16 Ca 1318.

[439] Ali Karaca, Anadolu Islahatı ve Ahmet Şâkir Paşa (1838-1899), İstanbul 1993, s.120

[440] Hüdavendigar Salnamesi 1325.

[441] Tercüman-ı Hakikat, nr. 6955, s. 1, 10 Ca 1318, Sabah nr. 3884, s. 1, 10 Ca 1318.

[442] Hüdavendigar Salnamesi 1325.

[443] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.193.

[444] İzmir İl Yıllığı 1973, s.668. Ayrıca bkz. Yapının, Aydın Vilayeti Salnamesi 1308’de resmi mevcuttur.

[445] Hüdavendigar Salnamesi 1325. Yapının ilk inşaşı M.1332 lere kadar gitmektedir. 1968 onarımından sonra İznik Müftülük binası olarak kullanılmıştır.

[446] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Evkâf 17.R.1321. Ayrıca yapı 1916 tarihli olarak kayıtlarda geçmesi kanaatimizce yenilenen yapıyla ilgilidir. Yapıya ait, Bolu Vilayeti Salnamesi 1334’de resim yer alır. Yapı, günümüzde aslına uygun tekrar inşa edilmektedir.

[447] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.287-289. Ayrıca bkz. Sivas Vilayeti Salnamesi 1325/1907

[448] Tecüman-ı Hakikat, nr. 6953, s. 2, 8 Ca 1318, Servet, nr. 812, s. 1. Temel atılır.

[449] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985,s.252-253.

[450] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.11.

[451] İsmail Hakkı Akansel, Eski Erzincan’da Tarihi Kışla ve Askeri Yapılar, Erzincan 1999, s. 64-65.

[452] İlber Ortaylı, “Tanzimat ve Meşrutiyet Dönemlerinde Yerel Yönetimler”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi,1, İstanbul 1985, s.244.

[453] Sabah, nr. 3870, s. 1, 26 R 1318.

[454] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.143.

[455] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.211.

[456] Beatrice Laurent-Saint, “Bir Tiyatro Amatörü: Ahmed Vefik Paşa ve 19. Yüzyılın Son Çeyreğinde Bursa’nın Yeniden Biçimlenmesi”, Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1999, s.94-96. Ayrıca bkz. Hüdavendigar Salnamesi 1324.

[457] Rıfat Çini, Türk Çiniciliğinde Kütahya, İstanbul 1991, s.25-26.

[458] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.617. Yapı, günümüzde askerlik şube binası olup lojmanıda aynı yılda inşa edilimiştir.

[459] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.127-129.

[460] Kemal Kutgün Eyüpgiller, Bir Kent Tarihi: Kastamonu, İstanbul 1999, s.179.

[461] Ali Karaca, Anadolu Islahatı ve Ahmet Şâkir Paşa (1838-1899), İstanbul 1993, s.120.

[462] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.36-38.

[463] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Dahiliye 1313.Z./31.

[464] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.237.

[465] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.211.

[466] Sivas Vilayeti Salnamesi 1325/1907.

[467] Kemal Kutgün Eyüpgiller, Bir Kent Tarihi: Kastamonu, İstanbul 1999, s.191.

[468] “Yozgat ve Yöresi Türk Devri Yapıları”, Vakıflar Dergisi XIII, Ankara 1981, s.664-665.

[469] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.595. Yapı, günümüzde askerlik şubesi olarak hizmet vermektedir.

[470] İkdam, nr. 2222, 10 Ca 1318, Sabah, 3882, s. 2, 8 Ca 1318.

[471] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.6.

[472] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.41-42.

[473] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s. 43-44.

[474] Ali Yeğen, Kayseri’de Tarihi Eserler, Kayseri 1993, s.163. Bugün yapıya ait olan ve lojman olarak kullanılan bina ise bir dönem hükümet konağı olarak kullanılmış ve aynı yıllarda inşa edilmiştir.

[475] Murat Yüksel, Trabzon’da Türk-İslam Eserleri ve Kitabeleri,1, Trabzon 2000, s.259-260. Yapı ile ilgili tek kayıt Trabzon Ayasofya Müzesi bahçesinde yen alan kitabesinden anlıyoruz.

[476] Beatrice Laurent-Saint, “Bir Tiyatro Amatörü: Ahmed Vefik Paşa ve 19. Yüzyılın Son Çeyreğinde Bursa’nın Yeniden Biçimlenmesi”, Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1999, s.92-94.

[477] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.68-79. Ayrıca Bkz. Bursa Vilayet Salnamesi 1324’de resmi mevcut olup günümüzde Bursa Erkek Lisesi Laboratuarı olarak kullanılmaktadır.

[478] Beatrice Laurent-Saint, “Bir Tiyatro Amatörü: Ahmed Vefik Paşa ve 19. Yüzyılın Son Çeyreğinde Bursa’nın Yeniden Biçimlenmesi”, Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1999, s.96.

[479] Bursa Vilayet Salnamesi 1324. Ayrıca bkz. Zafer Toprak, “Tanzimatta Osmanlı Sanayi”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, 5, İstanbul 1985, s.1347’de yapıyı Silahhane olarak tanımlamıştır. Kayıtlarda buranın silahhane olduğu ya da çevrildiğine dair bir ifadeye rastlamadık.

[480] Ankara Vilayeti Salnamesi 1325.

[481] Kemal Kutgün Eyüpgiller, Bir Kent Tarihi: Kastamonu, İstanbul 1999, s.209. 1891’de temeli atılan ve açılan yapı, günümüzde mevcut değildir.

[482] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s. 551. Bir dönem cezaevi olarak kullanılan yapı, günümüzde kullanılmamaktadır.

[483] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s. 561. Günümzde sağlık ocağı olarak kullanılmaktadır.

[484] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s. 597.

[485] Komisyon, Yaşayan Tarihi ve Kültürel Askeri Yapılar, Milli Savunma Bakanlığı, Ankara 2001, s.609-616.

[486] Nusret Köklü, Dünkü Manisa, Ankara 1970, s.72. 1902 yılında yeniden inşa edilen yapıdan günümüze eski fotoğrafları kalmıştır.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

Osmanlıyı Tarihten kazımak istediler

Osmanlıyı Tarihten kazımak istediler

28.05.1927 tarihli ve 1057 sayılı Kanun:

“Türkiye Cumhûriyeti Dâhilinde Bulunan bi’l-Umûm Mebâni-i Resmiye ve Milliye Üzerindeki Tuğrâ ve Medhiyelerin Kaldırılması Hakkında Kanun”

Kanun metni şöyle:

Madde 1:

İçinde devlete mütehattim bir vazife icra, yahut hükümetin veya belediyelerin efrat ile zarurî ve kanunî olan münasebetlerini temine tahsis edilen binalarla alelumum mektep binalarında vaktiyle Osmanlı saltanatını temsil için konulmuş olan, yahut vaziyetlerine göre halen temsile delâlet eden tuğra veya armalar ve bunlarla beraber olarak sultanların medihlerini ihtiva eden kitabeler hakkında ikinci madde hükmü tatbik olunur. Bu kabil tuğra ve arma ve kitabe bulunan hususî binalar, bunlar kaldırılmadıkça veya örtülmedikçe yukarıda zikrolunan faaliyetler ve münasebetlere tahsis olunamaz.[1]

Diğer devletler yer altındaki tarihi eserleri gün yüzüne çıkarıp yaşatmak için toprak kazarlarken, bunlar yok etmek için mevcut tarihi eserleri kazıyorlar.

Işte, tarihe kara leke olarak geçen bu vandallığın resmiyete dökülmüş hali [2] :

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Tarihten Osmanlı’yı kazımak için çıkarılan 28.05.1927 tarihli ve 1057 sayılı Kanun, 15 Haziran 1927 tarihli ve 608 sayılı Resmi Gazete’de böyle yayınlandı (sayfa 2629)

***

15 Haziran 1927 tarihli ve 608 sayılı Resmi Gazete’nin ilk sayfasının başlığı

***

Bu kanuna dayanılarak yapılan Tarih yağmacılığından sadece bir örnek:

Sinop Alâaddin Camii avlusunun batı kapısı üzerindeki kitabe ve vandallar tarafından kazınmış olan Tuğra

( Fotoğraf alıntı: “mustafacambaz.com” )

***

Tuğraları kazıyarak Osmanlı’dan kurtulabileceklerini mi zannettiler acaba?

Ilây-ı Kelimetullah davasını güzel bir şeklilde temsil eden Osmanlı’nın tuğralarını, armalarını ve kitabelerini binaların üzerinden kazıyabilirler, ancak gönüllerimizden asla.

**********

KAYNAKLAR:

[1] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 73, cild 32, 28.05.1927, sayfa 635, 636.

[2] Resmi Gazete, 15 Haziran 1927, sayı 608, sayfa 2629. (28.05.1927 tarihli ve 1057 sayılı Kanun)

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

Anıtkabir’de Şok ! “Putlara tapmayın, Allah’a tapın”

Anıtkabir’de Şok ! “Putlara tapmayın, Allah’a tapın”

10 Kasım 1994 tarihinde Mahmut Kaçar isimli bir vatandaş, Anıtkabir’de Atatürk’ü Anma Töreni’nde protokolün hazır bulunduğu bir sırada Süleyman Demirel’in karşısında elindeki Kuran-ı Kerim’i havaya kaldırıp ”putlara tapmayın, Allah’a tapın” çağrısında bulundu.

Işte o an:

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Mahmut Kaçar’ın yargılanması basına böyle yansıdı… Kaçar: “Idama da gitsem içim rahat.” (KAYNAK: Milliyet Gazetesi, 19 Ocak 1995, sayfa 22

***

Allahu Teala sayımızı artırsın.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

Türkiye’deki Müslümanlar neden tutuklanıyordu

Türkiye’deki Müslümanlar neden tutuklanıyordu

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Müslümanca yaşamak isteyenlere reva görülen zulümlerden sadece birini gösteren Milliyet Gazetesi’nin 31 Aralık 1962 tarihli haberi

***

Burdur Ağır Ceza Mahkemesi, nurculuk ithamıyla mahkeme huzuruna getirilen 2 vatandaşı 17.4.1964′de berat ettirmişti. Müddei Umumi (Savcı) bu beraat kararını temyiz etmiş, temyiz 1.Ceza Dairesi de bu kararı bozmuştu. Mahkeme davaya yeniden bakmış ve beraat kararında ısrar kararı vermişti. Dosya tekrar temyize gitmiş ve Temyiz Ceza Genel Kurulu uzun bir esbab-ı mucibe şerhederek beraat kararını bozmuştur. (20.9.1965) Mahkeme artık bu karara uyarak, maznunları mahkum etmek mecburiyetindedir.

Temyiz Ceza Genel Kurulunu’nun kararındaki belli-başlı suç unsuruları şunlardır (Bu suçlamalara parantez içinde kısaca cevap verdik. KAYNAKLAR kısmına da cevaplarımızın kaynaklarını ya hemen yazdık, ya da birçok kaynağı ihtiva eden konuların bağlantılarını ekledik.) :

1. Said-i Nursi Atatürk düşmanıdır.  (Her Müslüman dinimizin aleyhinde olanlara düşman olmalıdır)

2. Ayasofya’nın müze olmasını takbih etmiştir (Kınamıştır). (Her Müslümanın kınaması gerekir.)

3. Kendisine keramet isnad etmektedir.

(M. Kemal aleyhinde olup ve buna rağmen kelleyi kurtarabilmesi keramet olsa gerek. Şaka bir yana, keramet sahibi olduğuna inanmasak da olur. ["Kelle" tabiri için affedersiniz] )

4. Şapka giymemiştir ve şapka giymeyi kafirlere benzemek olarak tavsif etmiştir.

(Neden şapka giysin? Şapka giymeyeni değil, şapkayı zorla millete dayatanı dava etmek lazım aslında. Böyle bir mecburiyet dünyanın neresinde görülmüş? Üstelik doğrudur, zaruretsiz şapka giyen kafir olur, zira yahudi dininin sembolüdür, şiarıdır, alametidir. Alamette taklid ise insanı kafir eder.)

5. Radyoyu kudret-i ilahiyenin bir cilvesi olarak izah etmiştir. (Ne var bunda?)

6. Laikliğe cephe almıştır. (Her Müslümanın laikliğe cephe alması gerekir.)

7. Devrimlere karşıdır. (Her Müslümanın Atatürk devrimlerine karşı olması gerekir.)

8. Atatürk idaresini, hadiselerde gösterilen dehşetli ahir zaman, dinsizlik, komünistlik, ifsat komitelerinin faaliyet yılları olarak göstermiştir. (Çok da güzel yapmış. )

9. Islamiyete uymayan devrimlerin gayrı meşru olduğunu iddia etmiştir. (Islamiyete uymayan bir şey gayrı meşru değil midir?)

10. Türk devletinin dini, din-i Islam’dır demiştir. (Müslümanların kurduğu devlet, Islam Devleti olmalıdır zaten. Zira Müslümanların kitabı Kur’an-ı Kerim’de Devletin uyması gereken kanunlar vardır.)

11. Kur’an dışında anayasaya lüzum yoktur demiştir. (Evet, öyledir. Müslümanların kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. Bu kitap, kendisine uyulması için gönderilmedi mi?)

12. Milliyetçi düşmanıdır.

(Müminler ancak kardeştirler, ayetle sabittir. Arap, Kürt, Türk olması önemli değil. Türk olup Müslüman olmayanlar Müslüman Türkün kardeşi olamaz. Kürt olup Müslüman olanlar Müslüman Türkün kardeşidir.)

13. Islam devleti için tek milliyet, Islam milletidir demiştir. (Cevabını yukarıda verdik.)

14. Islam birliğine taraftardır. (Hangi Müslüman karşı olabilir?)

15. Kadınların örtünmesine taraftardır. (Kur’an’ın emridir. Bu durumda suçlu -haşa- Allah mı oluyor?)

16. Faizin kaldırılmasını istemektedir. (Kur’an’ın emridir.)

17. Şeriat taraftarıdır. (Kur’an’ın emridir.)

18. Ayetlere batını indi manalar vermiştir.

(Sizin şapka giyeceksiniz diye halka dayattığınız gibi bu manaları başkasına dayatmış mıdır?)

19. Kürtçülük propagandası yapmıştır.

(12′inci maddede “Milliyetçi düşmanı” olmakla suçlanmıştı. O halde nasıl Kürtçülük yapıyor?)

20. Hilafet ve saltanatı geri getirmek istemiştir. (Her Müslümanın görevidir Hilafeti getirmek.)

 

**********

 

KAYNAKLAR:

Temyiz Ceza Genel Kurulunu’nun kararındaki belli-başlı suç unsurularının yer aldığı bu liste için bakınız;

Yeni Istiklal Gazetesi, 15 Aralık 1965, sayı 27, sayfa 3.

Ayrıca bakınız; Yargıtay Onursal 1. Başkanı Imran Öktem’in 1966-1967 Adli Yıl Açılış Konuşması.

***

Listedeki suçlamalara parantez içinde verdiğimiz cevapların kaynakları:

**1. M. Kemal Atatürk’ü her Müslüman reddetmelidir:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/buraya2/

**2. Bakara Suresi

114 – Allah’ın mescitlerini, içlerinde Allah’ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır.

**3. M. Kemal Atatürk muhaliflerinin başına gelenler için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/26/istiklal-mahkemeleri/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

**4. Şapka giymenin kafir edeceğine dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/05/seyhulislamin-sapka-fetvasi/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/05/sapka-takmanin-kafir-edecegine-dair-iskilipli-atif-hoca/

**5.

**6. Her Müslümanın laikliğe cephe alması gerekir. Çünkü Islamiyet laiklikle bağdaşmaz:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/05/islamiyetle-laiklik-bagdasir-mi-babanzade-ahmed-naim/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/26/prof-dr-ilber-ortayli-islamda-laiklik-olmaz/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/02/laiklik-nedir-cesur-bir-laikin-agzindan-laikligin-gercek-yuzu/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/28/turkiyede-ve-avrupada-laiklik-anlayisi/

https://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/15/ahmed-hamdi-basar-da-bizdeki-laiklige-dinsizlik-diyor/

**7. Her Müslümanın Atatürk devrimlerine karşı olması gerekir. Örneğin tatil gününün Cuma’dan Pazar’a kaydırılması:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/06/m-kemal-ataturk-kendini-ele-veriyor-cuma-ve-pazar-tatili-konusunda-bu-kadar-da-olmaz/

**8. Said-i Nursi’nin bu çalışması için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/07/bediuzzaman-said-i-nursinin-rh-a-deccal-islam-deccali-sufyan-calismasi-ve-m-kemal-ataturk/

**9.

**10, 11, 17 ve 20. Şeriat ve Hilafet için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/imam-i-azam-ebu-hanife-rh-a-seriat-hakkinda-ne-dedi/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/02/kuran-nizami-hilafetseriathukumkanun-ile-ilgili-bir-kac-ayet-i-kerime/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/09/seriat-hukum-kanun-hakkinda-birkac-hadis-i-serif/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/11/turkiyede-laik-sistemden-dolayi-uygulanamayan-bir-ayet/

**12, 13 ve 14. Milliyetçilik hakkında bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/31/ataturk-milliyetcilerine-ithaf-olunur/

**15. Örtünmek hakkında Elmalılı mealinden iki ayet meali:

Nur Suresi

31 – Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.

***

Ahzab Suresi

59 – Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

**16. Faiz haramdır. Elmalılı mealinden:

Bakara Suresi

275 – Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, “alışveriş de faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah’a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır.

Ayetin tefsiri için Ehl-i Sünnet alimlerinin tefsirlerine bakılmalıdır. Örneğin Ömer Nasuhi Bilmen’in, Imam Kurtubi’nin veya Elmalılı tefsirlerine bakılabilir.

**17. 10′uncu maddede cevabını verdik.

**18.

**19.

**20. 10′uncu maddede cevabını verdik.

******

Said-i Nursi ve talebeleri, veya onların şahsında Türkiye’deki bütün Müslümanlar neden suçlanıyordu? Islam’ın emirlerine uydukları için mi?

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

CHP Zihniyeti, Laik Kemalist Zihniyet

CHP Zihniyeti, Laik Kemalist Zihniyet

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

KAYNAK: Milliyet Gazetesi, 29 Ağustos 1990, sayfa 13

***

Cumhuriyet’in ilk yıllarında milletin hacca gitmesini engelleyen[1] Laik Kemalist zihniyet, Birleşmiş Milletlerin baskısıyla çok partili hayata geçildikten sonra[2], milletin oy’unu alabilmek için hacca gidilmesine izin vermişti. Fakat zihniyetlerinin değişmediğini Milliyet gazetesinde yayınlanan bu haber göstermektedir.  Gördüğünüz gibi, bu haberde valilerin hacca gidilmesi eleştiriliyor ve “Laik Cumhuriyet Valisine Şeytan taşlattırılmamalı[3] deniyor.

Aslında şeytanla birlikte bunları da taşlamak lazım galiba…

Zira babası Hz. Ibrahim (aleyhisselam) tarafından kurban edilmeye götürülürken Hz. Ismail’in (aleyhisselam) karşısına şeytan çıkmış ve türlü hilelerle onu yolundan çevirmek istemişti. Şeytan diretmeye devam edince Hz. Ismail (aleyhisselam) ona yedi tane taş atmış ve sol gözünü kör etmişti. Şeytan Aleyhillane eli boş ve üzüntülü olarak oradan kaçmıştı. Bir rivayete göre onun içindir ki Allahu Teala, hacılara şeytan taşlamayı vacib kıldı.

Işte bunlar da türlü hileler ile bizi yolumuzdan alıkoymak istiyorlar.

O halde bizi yolumuzdan çevirmeye kalkışanları da taşlamak lazım gelmez mi diye düşünmeden edemiyorum. Bunlara, “şeytanlaşmış insan” diyesim geliyor. Allahu Teala bizi bunların şerrinden korusun.

Nitekim Ebû Zerr el-Gıfarî (radıyallahu anh) diyor ki:

Rasûlullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) mescidde bulunduğu bir sırada mescide girdim ve varıp yanına oturdum.

Hz. Peygamber;  – “Ey Ebû Zerr, cin ve insan şeytanlarının şerrinden Allah’a sığın!” buyurdu.

Ben; – “İnsan şeytanları da mı var?” dedim.

- “Evet,” buyurdu.[4]

***

Allahım; şeytanın şerrinden, cin ve insan şeytanlarının şerrinden ve nefsimizin şerrinden sana sığınıyoruz.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Kemalist rejimin hakim olduğu Türkiye’de Hacca gitmek yasaktı:

https://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/15/kemalist-rejimin-hakim-oldugu-turkiyede-hacca-gitmek-yasakti/

[2] M. Kemal Atatürk’le çok partili sisteme geçildi yalanı:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/18/m-kemal-ataturkle-cok-partili-sisteme-gecildi-yalani-7-bolum/

[3] Milliyet Gazetesi, 29 Ağustos 1990, sayfa 13.

[4] Hadis için bakınız; Nesaî, İstiaze 48; Müsned, 5/178, 179.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Islamiyetle laiklik bağdaşır mı? – Babanzade Ahmed Naim

Islamiyetle laiklik bağdaşır mı? – Babanzade Ahmed Naim

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Babanzade Ahmed Naim Üniversite’de Meslektaşlarıyla beraber. (Ortada oturan)

***

Bilindiği gibi, Meclis tarafından Kur’an-ı Kerim’in Tefsir edilmesi işi Elmalılı Hamdi Yazır’a verilirken; Buhari-i Şerif’in çevrilmesi işi de Babanzade Ahmed Naim’e havale edilmişti.[1]

Darülfünunda (Üniversite) felsefe, psikoloji, ahlâk, mantık dersleri hocalığı yapan, Umum Müdürlük (rektör) görevinde de bulunmuş olan Babanzade Ahmed Naim, “Islamın dinî emirleri yalnız itikatlara ve ibadetlere, yani yalnız Hâlîk ile mahlûk arasındaki münasebetlere münhasır değildir. Insan haklarından, muamelât, evlenme-boşanma ve ceza (Medenî Hukuk ve Ceza Hukuku) kısımlarına da şamildir.” diyerek Islamiyetle laikliğin bağdaşamayacağını ifade etmektedir.

Ahmed Naim, Islam dininin “Allah’a ait olanı Allah’a, Kayzer’e ait olanı Kayzer’e vermek” düsturunu da hiç kabul etmediğini belirttikten sonra şöyle devam ediyor:

“Bilinen manâları ile söylersek, [Islam dini] ne ruhanî hükümeti tanır, ne cismanî hükümeti. Ruhanî ve cismanî hükümetin ayrı ayrı teşkiline izin vermez. Cismanî hükümete ait muamelelerin bütünü dinen ya emredilmiştir veya yasaklanmıştır, hepsi Allah’ın emri veya Peygamber’in sünnetidir. Kitap ve sünnet, dünyada da ahirette de fertlerin ve ümmetin işlerini nizama sokmayı üstlenmiştir. (Ey Rabbimiz, bize dünyada iyilik, güzellik ver, ahirette de iyilik güzellik.) (Bakara 2/201) ilahî talimi bu mühim noktayı işaret etmektedir. Binaenaleyh son zamanlar Avrupada tatbik edilen din ve siyaset işlerini ayırmak düsturunun bizde intibak mahalli yoktur.”[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Bu görevi “Meclis” vermişti, M. Kemal Atatürk değil:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/18/ataturk-elmalili-hamdi-yazira-kuran-tefsir-ettirdi-yalani/

[2] Prof. Dr. Ismail Kara, Türkiye’de Islamcılık Düşüncesi, Istanbul 1986, cild 1, sayfa 296.

***

Benzer konularımız için bakınız;

Ahmed Hamdi Başar da bizdeki laikliğe “dinsizlik” diyor:

https://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/15/ahmed-hamdi-basar-da-bizdeki-laiklige-dinsizlik-diyor/

***

Mehmed Akif Ersoy’un damadı Ömer Rıza Doğrul’un laiklik hakkındaki görüşü:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/28/turkiyede-ve-avrupada-laiklik-anlayisi/

***

Prof. Dr. Ilber Ortaylı da, “Islam’da laiklik olmaz” diyor:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/26/prof-dr-ilber-ortayli-islamda-laiklik-olmaz/

***

Prof. Dr. Ilber Ortaylı bunları bir konferansta dile getirmişti. Izlemek için tıklayın:

https://www.facebook.com/photo.php?v=324673504286538

***

Laiklik nedir? Cesur Bir Laikin Ağzından Laikliğin Gerçek Yüzü:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/02/laiklik-nedir-cesur-bir-laikin-agzindan-laikligin-gercek-yuzu/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk: “Filistin’e el sürülemez!” dedi yalanı

Atatürk: “Filistin’e el sürülemez!” dedi yalanı

Geçenlerde M. Kemal Atatürk’ün Avrupa’ya Filistin konusunda ultimatom verdiğine dair bir yazıya rastladım.

Evvela yazıyı ve belgeyi buraya alıyoruz, ardından cevabımızı vereceğiz:

YAZI 1:

“…’Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu, kimse bizim kadar bilemez; biz, vakıa birkaç sene Araplar’dan uzak kaldık, fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz içini İslamiyet’in Mukaddes Yerleri’nin, Museviler’in ve Hıristiyanlar’ın nüfuzu altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa Emperyalizmi’nin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz’…”

“…biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyete lakayt olmakla ittiham edildik; fakat bu ittihamlara rağmen, Peygamber’in son arzusu, yani ‘Mukaddes Topraklar’ın, daima İslamiyet hâkimiyetinde kalmasını temin için, hemen bugün kanlarımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin Selahaddin-i Eyyubi idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların, yabancı hâkimiyeti ve nufüzu altında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar, bugün, -Allah’ın inayetiyle- kuvvetliyiz’…”

“…’Avrupa’nın, bu mukaddes yerlerine temellük etmek için, atacağı ilk adımda; bütün İslam âleminin ayaklanıp, icraata geçeceğinden şüphe yoktur’…”

“Gazi Mustafa Kemal Paşa hakkında, türlü ‘tertibat, tezvirat ve tahrifat’ ile, onun Batı’dan başka bir şey düşünmediğini, Batılı olmak ya da görünmek için, bin yıllık Türk Medeniyeti’ni inkâr ettiğini ileri sürenlerin, bu satırları okudukları takdirde, biraz yüzleri kızarır mı?
Pek sanmıyorum…”

Müslüman olsun, laik olsun, Musevi ya da Hıristiyan olsun; her Türk , Gazi’nin, Lausanne’dan yıllar sonra, Hayat Meselesi ortalığı kızıştırmışken; bunları beyan edip, Avrupa Emperyalizmi’ne karşı, böyle açık, bu kadar net bir tavır takınmasının üzerinde düşünülmelidir.
Tabii, onun vefatını müteakip, bu tavrından ne kaldığını; hele yıllar sonra, Ankara’nın Filistin konusunda, kimlerle ‘ittifak’ içinde olduğunuda!..

…bu evrak, o zamanki Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya Bey’in imzasıyla; ‘TC Dâhiliye Vekâleti, Matbuat Umum Müdürlüğü’ antetli bir evrak ile Başvekâlet Yüksek Makamı’na sevk metni ise şöyle:
“Başvekâlet Yüksek Makamına! Bombay Chronicle gazetesinin 27/VII/937 tarihli nüshasında, ‘Filistin’e El Sürülemez.. Kemal Paşa Avrupa’ya İhtar Ediyor’ başlığı altında bir yazı intişar etmiştir. Bu yazının bir örneği ilişik olarak sunulmuştur. Bu vesile ile saygılarımı tekrarlarım. / Dâhiliye vekili, Şükrü Kaya!”

Atilla İlhan”ın yazısının bir kısmından alıntıdır.

***

YAZI 2:

Atatürk Filistin konusunda ne düşünüyor, ne söylüyordu? İsrail’i, Yahudileri mi destekliyordu? Ekteki belge Atatürk’ün Avrupa’ya Filistin konusunda ultimatom verdiğini ortaya koyuyor.

Atatürk’ün Filistin ile ilgili Haziran 1937′de TBMM’de yaptığı konuşması

Türkçe Hâkimiyeti Milliye Gazetesi Kemal Atatürk’ün Türkiye Millet Meclisi’nde irad etmiş olduğu bir nutuktan bahsediyor. Aşağıdaki satırlar bu nutkun Filistin’e taalluk eden kısmından alınmıştır.

“Araplar’ın Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür.

Araplar’ın arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa bir kaç sene Araplar’dan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız.

Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet’e lakayt olmakla itham edildik.

Fakat bu ithamlara rağmen Peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bu gün kanımızı dökmeye hazırız.

Cedlerimizin, Selahaddin`in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bu gün, Allah’ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğinden şüphemiz yoktur.”

Arapça neşir : “Bombay Cronicle 27.07.1937 münteşir”
Türkçe Neşir: Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi

İşte o belge;

Belge 1 (Belgenin suistimal edilmesini önlemek maksadıyla sitemizin ismini kalın harflerle belgenin üzerine yazdık)

***

“Sözde” Belge 2. Bu yazıda M. Kemal Atatürk’ün bahsi geçen konuşmayı 27.7.1937′de TBMM’de yaptığı iddia ediliyor

***

CEVABIMIZ:

Vay be… Insanın, “sanki karşımızda -haşa- Halife Birinci Kemal var” diyesi geliyor.

Neyse…

Birinci belgede, Hindistan’da yayınlanan 27.07.1937 tarihli “Bombay Chronicle” gazetesinin Türkiye’deki “Hakimiyet-i Milliye” gazetesine dayanarak verdiği bir haberden bahsediliyor. Türkiye’deki “Hakimiyet-i Milliye” gazetesi güya M. Kemal Atatürk’ün TBMM’de yaptığı ve bizim yukarıya aldığımız konuşmasını (!) yayınlamış, bunun üzerine Hindistan’daki “Bombay Chronicle” gazetesi de “Hakimiyet-i Milliye” gazetesini kaynak göstererek bunu yayınlamış.

Ama “Hakimiyet-i Milliye”nin hangi sayısı ve tarihi olduğu yazmıyor. Çünkü yazdıkları takdirde foyaları ortaya çıkacak.

Ikinci belgede, daha doğrusu fotoğrafta, M. Kemal Atatürk’ün bu konuşmayı 27.07.1937 tarihinde TBMM’de yaptığı iddia ediliyor.

Yukarıya aldığımız yazıda ise M. Kemal Atatürk’ün bu konuşmayı Haziran 1937′de TBMM’de yaptığı belirtiliyor.

Evvela çelişkilere dikkatinizi çekmek istiyorum…

Eğer M. Kemal Atatürk bu konuşmayı 27.07.1937 tarihinde yaptıysa, en erken ertesi gün, yani 28.07.1937′de Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayınlanması lazım. Hindistan’daki “Bombay Chronicle” gazetesinin yetkilileri, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde -farzedelim- yayınlanan bu haberi en erken 28.07.1937′de görmüş olabilirler. Aslında bu da mümkün değil. O dönem Türkiye’de yayınlanan bir gazetenin aynı gün veya bir gün sonra Hindistan’da okunabilmesi mümkün değildi. Fakat farzedelim ki mümkün. Bu durumda 28.07.1937′de Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayınlanan bu haberi bir gün önce yani 27.07.1937′de tercüme edip yayınlaması nasıl mümkün olabilir? Halbuki belgede bu haberin 27.07.1937′de “Bombay Chronicle” gazetesinde yayınlandığı yazıyor.

Zaten M. Kemal Atatürk’ün bırakın 27 Temmuz’u, Temmuz ayının tamamında TBMM’de konuşabilmesi imkansızdır. Zira Meclis yaz tatilindeydi. Tıpkı şimdiki gibi. Altta Sabah gazetesinin haberinde görüldüğü gibi Meclis Temmuz 2012′den 1 Ekim 2012′ye kadar tatildeydi.

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Meclis Temmuz 2012′den 1 Ekim 2012′ye kadar tatildeydi. KAYNAK: http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/07/05/meclis-1-ekim-2012ye-kadar-tatile-girdi  (son erişim tarihi: 4 Ekim 2012.)

***

O dönem de böyleydi… Nitekim elimizdeki zabıtlardan görüyoruz ki, TBMM’nin 5′inci Dönem 3′üncü Yasama Yılının son, yani 76′ıncı içtiması 14 Haziran 1937 idi.

TBMM’nin 5′inci Dönem 4′üncü Yasama Yılının açılışı ise 1 Kasım 1937 tarihinde idi.

Yani TBMM 14 Haziran 1937 tarihinden 1 Kasım 1937 tarihine kadar kapalıydı, dolayısıyla M. Kemal Atatürk mecliste bir konuşma yapamazdı ve yapmamıştır.[1]

[1] no’lu dipnot ile ilgili… TBMM’nin 14 Haziran 1937′den Ikinci teşrine, yani Teşrinisani’ye, yani Kasım ayına kadar tatilde olduğuna dair Meclis tutanağı (KAYNAK: TBMM Zabıt Ceridesi, cild 19, Içtima 76, 14.6.1937, sayfa 317.)

***

Yalnız 18 Eylül 1937′de, Meclis, Nyon Antlaşması’nı onaylamak için olağanüstü toplanmıştır, ancak bu içtimada da böyle bir konuşma yok. Bunun dışında o tarihlerde başka bir içtima yok.

Binaenaleyh, M. Kemal Atatürk’ün 1937 yılının Temmuz ayında mecliste böyle bir konuşma yapması mümkün değildi.

Bu çelişki ve hatanın farkına varmış olacaklar ki, yukarıya aldığımız “ikinci yazı”da görüldüğü gibi, “Atatürk’ün Filistin ile ilgili Haziran 1937′de TBMM’de yaptığı konuşması” şeklinde başlık atılmış. Yani belgeye göre bu haber “Bombay Chronicle” gazetesinde 27.07.1937′de yayınlandığına göre, aynı gün M. Kemal Atatürk’ün mecliste bu konuşmayı yapmış olmasının mümkün olamayacağını muhtemelen anlamışlar ve “Atatürk’ün Filistin ile ilgili Haziran 1937′de TBMM’de yaptığı konuşması” diyerek “sözde” konuşma tarihini 1 ay geriye alarak “Haziran” ayını vermişler.

Ancak Haziran’ın hangi gününde olduğunu yazmamışlar. Anlaşılan Haziran ayına ait bütün Meclis zabıtlarını bize taratarak işimizi zorlaştırmak istemişler.

Ama ziyanı yok…

Üşenmedik, baktık.

1937 yılının Haziran ayında mecliste 7 içtima yapılmış (Haziran’ın 2, 4, 7, 9, 11, 12 ve 14′ünde). Bu 7 içtimada M. Kemal Atatürk’ün böyle bir konuşması yok. Hatta bu içtimalardan hiçbirinde M. Kemal Atatürk konuşmamıştır. Neden konuşsun ki? Bir Cumhurbaşkanı meclisin açılış konuşması dışında neden bir konuşma yapsın? M. Kemal Atatürk Cumhurbaşkanı iken, (yani 29 Ekim 1923′ten sonra) meclis açılış konuşmaları dışında mecliste hiç konuşma yapmadı. Siz bugün Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül’ün -Meclis açılış konuşması dışında- bir Milletvekili veya bir Başbakan gibi TBMM’de konuşma yaptığını gördünüz mü?

O halde yukarıdaki “Şükrü Kaya” imzalı belge neyin nesi?

O belge, 27.07.1937 tarihli “Bombay Chronicle” gazetesinde böyle bir haber yayınlandığına dair bir yazıdır . Yani o belgede M. Kemal Atatürk’ün mecliste böyle bir konuşma yaptığı yazmıyor.

Anlaşılan Hindistan’daki “Bombay Chronicle” gazetesinin yetkilileri kendilerince uygun bir lisanla böyle bir beyanat olmadığı halde Hakimiyet-i Milliye gazetesini kaynak göstererek M. Kemal Atatürk’e atfen bir beyanat yayınlamışlar… Bu da dikkat çekmiş olmalı ve Ankara’ya haber verilmiş. Ankara’daki yetkililer de böyle bir haber olduğuna dair bir yazı yazıp arşive koymuşlar.

Evet, yanlış anlamadınız, haber tamamen asparagas. Arşiv’de bulunan yazı ise sadece bu asparagas haberi bildiriyor. Devlet arşivinde bu gibi bir yazı bulunması, yazının sahte olmadığını göstermez. O zamanlar da bugünkü gibi basın yayında aslı astarı olmayan pek çok enformasyon yer alıyordu. Bugün, bu iletişim çağında bile “Sözcü” gazetesi M. Kemal Atatürk ile ilgili yalan haber yazmadı mı?[2] Işte bu da böyle bir haberdir.

Eğer M.  Kemal Atatürk’ün Mecliste böyle bir konuşması varsa, neden taa Hindistan’daki bir gazeteden delil getiriyorlar? Getirsinler Meclis tutanağını “şırak” diye yüzümüze çarpsınlar.

Hindistan’daki gazete “sözde” Türkiye’deki “Hakimiyet-i Milliye” gazetesine dayanarak böyle bir haber yayınladığına göre, en azından Hakimiyet-i Milliye gazetesinin sözkonusu nüshasını getirsinler önümüze koysunlar… Biz de görelim. Getir(e)miyorlar çünkü yok.

Ne Meclis tutanaklarında, ne Atatürk’ün Söylev ve Demeçlerinde, ne resmi yayınlarda ne de kaynak yayınlarının bütün eserlerinde M. Kemal Atatürk’ün böyle bir konuşması yok. Var diyen getirsin.

Unutmadan, Meclis 14 Haziran 1937 tarihinden 1 Kasım 1937 tarihine kadar kapalıydı demiştik. Işte 1 Kasım 1937′de M. Kemal Atatürk Meclis Açılış Konuşması yapmıştı.

Bırakın M. Kemal Atatürk’ün Haziran veya Temmuz 1937′de iddia edildiği gibi “Islamiyet”, “Mukaddes topraklar”, “Selahaddin Eyyubi”, “Peygamber” kelimelerinin yer aldığı bir nutuk irad etmesini, bu tarihten sadece birkaç ay sonra meclis kürsüsünde bakın ne demiş kendiniz görün:

“Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmaları ile asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gayipten değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”[3] Işte gerçek M. Kemal Atatürk budur.

[3] no’lu dipnot ile ilgili… M. Kemal Atatürk’ün 1 Kasım 1937′de TBMM’de yaptığı Açılış Konuşması’ndaki dinimize aykırı sözleri (KAYNAK: TBMM Zabıt Ceridesi, cild 20, Içtima 1, 1.11.1937, sayfa 3.)

***

Madem M. Kemal Atatürk Filistin’e çok önem veriyordu, o halde neden Filistin cephesinden kaçtı, pardon “geri çekildi”?[4]

Umarım mesele anlaşılmıştır.

Allahu Teala, “Müslümanım ama Atatürkçüyüm” diyen kardeşlerimize kendilerine oynanan oyunu görmeyi nasip etsin.

**********

KAYNAKLAR:

[1] TBMM’nin 14 Haziran 1937′den Ikinci teşrine, yani Teşrinisani’ye, yani Kasım ayına kadar tatilde olduğuna dair Meclis tutanağı; TBMM Zabıt Ceridesi, cild 19, Içtima 76, 14.6.1937, sayfa 317.

[2] Emin Çölaşan ve Uğur Dündar gibi yazarları kadrosunda barındıran “Sözcü” Gazetesi’nin yalanına verdiğimiz cevap için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/03/ataturk-89-yil-once-bugunu-gordu-ataturkun-ortadogu-halklari-kehaneti-yalani-ataturkun-amerikali-gazeteci-marcossona-verdigi-roportajin-tam-metni/

[3] M. Kemal Atatürk’ün 1 Kasım 1937′de TBMM’de yaptığı Açılış Konuşması’ndaki dinimize aykırı sözleri için bakınız; TBMM Zabıt Ceridesi, cild 20, Içtima 1, 1.11.1937, sayfa 3.

M. Kemal Atatürk’ün, “gökten indiği sanılan kitaplar” sözünü savunanların iddialarına Reddiye / Cevap için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/24/m-kemal-ataturkun-gokten-indigi-sanilan-kitaplar-sozunu-savunanlarin-iddialarina-reddiye-cevap/

[4] “Filistin Cephesi’ndeki Hain M. Kemal Atatürk mü?” başlıklı yazımız için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/30/filistin-cephesindeki-hain-m-kemal-ataturk-mu/

***

M. Kemal Atatürk’ü neden “Islam’a hizmet eden birisi” olarak göstermeye çalışıyorlar diye merak ediyorsanız, şu konularımızı incelemenizi tavsiye ederiz:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/13/m-kemal-ataturkun-ne-zaman-islami-soylemlere-basvurdugu-hakkinda-bir-analiz/

M. Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda dini kullandığına dair Prof. Dr. Cemil Koçak, Prof. Dr. Metin Hülagü ve Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan’ın yorumlarına yer verdiğimiz konulara bakabilirsiniz:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/18/m-kemal-ataturkun-milli-mucadele-donemi-islamcilik-politikasi-2-2/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/06/prof-dr-cemil-kocak-toplum-yakin-gecmisin-gerceklerini-ogrenirse-cok-sasirir-roportaj/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/07/tarihci-mehmet-o-alkan-ataturk-dini-kullandi/

***

Ayrıca şu konularımıza da bakılabilir:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/14/m-kemal-ataturkun-balikesir-hutbesiyle-ilgili/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/22/1315/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Laiklik nedir? Cesur Bir Laikin Ağzından Laikliğin Gerçek Yüzü

Laiklik nedir? Cesur Bir Laikin Ağzından Laikliğin Gerçek Yüzü

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Muzaffer Faik Amaç, Mahkemede yaptığı savunmayı kitapçık halinde bastırmıştı. Işte o kitapçığın kapağı

***

1948 yılında, Diyarbakır’da, Muzaffer Faik Amaç adlı bir öğretmen, öğrencilerine din düşmanlığı yaptığı için veliler tarafından şikayet edilmiş ve bunun üzerine adı geçen öğretmen mahkemeye verilmiş. Suçu ise, derslerinde Allah’ı inkar etmek, Islam’ı hakir görücü konuşmalar yapmak ve Islam dininin değerleriyle alay etmek…

Muzaffer Faik Amaç, çıkarıldığı mahkemede çok enteresan bir savunma yapmış. Savunmasında, Türkiye’deki laikliğin ne anlamlara geldiğini de pek güzel açıklamış. Ilgiyle okuyacağınızı umduğum bu uzun alıntı, Türkiye’de laikliğin ne anlama geldiğini açıklaması açısından oldukça ilginç. Muzaffer Faik Amaç’ın savunması çok daha uzundu, ama biz kısalttık.

Muzaffer Faik Amaç’ın savunması:

“Sayın yargıç,

Öğrencilerin dini duygularına dokunur sözler söyleyerek görevini kötüye kullanmaktan sanık bulunuyorum.

Sayın yargıç,

Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Bunun için Meclis’te Kur’an’a aykırı kanunlar yapılır, mahkemelerinde Allah’ın buyruğuna aykırı yargılar verilir. Böyle bir devlette, din kurullarına bağlılıklarını ne savcılar ileri sürebilir, ne de yargıçlar. Öğretmen için de durum böyledir. Bilimsel görüşü aşılamak ve Atatürk devrimlerine bağlı yurttaşlar yetiştirmekle görevli bulunan öğretmenler, bu kutsal görevlerini yerine getirirlerken ondört asır önce konmuş olan din inançlarını hesaba katmazlar. Bunun tersini arzulayanlar, yirminci yüzyılda ortaçağ kafası taşıyan fosillerdir.

Söz gelişi, Kur’an’da Bakara suresinin 276. ayetinde Allah, faizi haram kılmıştır. Oysa, 2279 sayılı kanun faizden para kazanmak işini düzenlemektedir. Maide suresinin 38. ayetinde, Allah, hırsızlık edenin elini kesin diye buyurmuştur; oysa ceza kanunumuz, bu buyruğa aykırı olarak, hırsızın sadece hapsedilmesi yargısını koymuştur. Bakara suresinin kısas’ı emreden 179. ayeti, laik Türkiye Cumhuriyeti kanunlarıyla hükümsüz bırakılmıştır.

Istenirse daha da çoğaltılabilecek olan bu türlü örneklerden açıkça anlaşılmaktadır ki, kanunlarımızın bir çoğunda, Kur’an’ın buyruklarına aykırı yargılar vardır.

Çünkü milletin biricik ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi, Kur’an’ın buyruklarıyla bağlı değildir. Bundan, zorunlu olarak çıkan sonuç şudur: Kanunları yürütmekle görevli olan hükümet de din karşısında tam bir bağımsızlığa sahip bulunmaktadır.

Memurlar, kanunların kendilerine yükledikleri görevleri yapabilmek için dini inançların dışında kalmak zorundadırlar. Söz gelişi, Kur’an’daki buyruklara aykırı laik kanunların uygulanmasını isteyip de kısas ayetinin uygulanmamasını isteyen bir cumhuriyet savcısı, din inançlarının dışına çıkmış sayılmaz mı? Savcı, bir yandan Kur’an’ın buyruklarının bırakılıp ona aykırı olan laik kanunların uygulanmalarını isterken; öte yandan da Kur’an’ın hiç bir ayetinin hiç eskiyemeyeceğini, bu ayetlerin bugün için de yürürlükte olduğunu, yarın için de yürürlükte kalacağını söylerse, bu savcının içtenliğine inanılır mı? Kur’an buyruklarının hiç bir zaman eskimeyeceğine inanan bir kimse, o buyruklar yerine başkalarının konmasını isteyebilir mi? Duruşmalarda şer’i hükümler yerine, laik kanunların uygulanmasını isteyen bir cumhuriyet savcısı, bu isteğiyle kullar eliyle, yapılmış olan kanunların Allah kelamı olan ayetlere üstünlüğünü dolaylı bir şekilde ileri sürmüş ve din duygularını incitmiş sayılmaz mı? Suçluların, Kur’an’ın yargılarına göre değil, laik ceza kanununa göre cezalandırılmalarına karar veren laik Türk yargıcı da yargıçlık görevini yerine getirirken din inançlarına uygun hareket ettiğini ileri sürebilir mi? Din karşısındaki bu bağımsızlık, eğitim kurumları için de zorunludur. Ilk, orta, lise ya da yüksek okullarda ders okutanlar, din inançlarının dışına çıkmadıkça görevlerini yerine getirmiş sayılamazlar.

Ilkokul beşinci sınıf tarih kitabının 203. sayfasında şu cümleler vardır:

‘Eskiden din ile dünya işleri birbirinden ayrı tutulmazdı. Cumhuriyetin en büyük iyiliklerinden biri din ile dünya işlerini biribirinden ayırmış olmasıdır.’

Laik Türk okullarında laiklik ilkesinin pek tabii bir sonucu olarak öğrencilere aşılanan bu fikir gerçek bir Müslümanın din duygalarını incitecektir. Çünkü Islam dini, hem dünyaya, hem ahirete ilişkin buyrukları kapsamaktadır. Oysa ilk okul tarih kitabından aldığımız bu cümlede, dinin dünya hayatına karışmaması gerektiği anlatılmaktadır. Bu cümle ile, Kur’an’ın dünyaya ilişkin buyruklarının bugün artık eskimiş olduğu, uygulanmasının yararlı değil, zararlı olacağı fikri aşılanmış olmuyor mu? Bu fikir bir Müslümanın din duygularını incitmez mi? Tarih kitabının bu cümlesi Kur’an’daki şu ayetlere aykırı değil midir?

‘Yoksa kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmıyor musunuz? Artık bunları işleyenlerin dünya diriliğinde cezası rüsvaylık, kıyamet gününde de azapların en ağırına uğratılmaktır.’

‘Her kim Allah’ın inzal ettiği ile hükmetmezse, onlar kafirlerdir.’

Görülüyor ki, bir Müslüman, Kur’an’ı bir bütün olarak almak, onun her buyruğunu kabul etmek zorundadır. Hükümler zamanla değişir anlamına gelen, zaman ile ahkam tagayyur eder, kuralı, Kur’an’da açıkça yazılı olan buyruklar hiç bir zaman değiştirilemez. Kur’an buyruklarının değiştirilemeyeceğini, eskiler, mevridi nasta içtihade mesag yoktur, kuralı ile anlatmışlardır. Kur’an’ın ahirete ilişkin buyruklarını alıp, dünyaya ilişkin buyruklarını hiçe saymak, yani din ile dünya işlerini ayrı tutmak, Islam dininin temel inançlarına aykırıdır. Oysa ilk okul tarih kitabı din ile dünya işlerini ayrı tutmamış olmasını bir gerilik, bunun ayrılmasını da ilerlemek olarak göstermekte ve öğrenciye bu fikri aşılamaktır. Bu fikir, öğrencilerin din duygularını kötülemez mi? Atatürk devrimini ve hele laiklik ilkesini değerlendirmek için bu türlü din inançlarının kötülenmesi zorunlu değil midir?

Öğrenci, bir yandan Kur’an’ın buyruklarının kesin doğruluğuna inansın, bu buyrukların hiç bir zaman eskimeyeceğini kabul etsin, Allah kelamı olan Kur’an buyruklarının kullar eliyle değiştirilmeyeceği fikri onda egemen olsun; öte yandan da Kur’an’daki ayetler yerine, şer’i hukuk yerine laik hukuk kurallarının konmasını bir ilerleme olarak nitelendirsin, bu mümkün müdür?

Çelişkisiz düşünen ve düşündüğünü söylemekten kaçınmayan herkes kabul etmek zorundadır ki, ya Kur’an’daki ceza ve hukuk kuralları bugünün ihtiyaçlarına da uygundur ve uygulanmasında yarar vardır; öyleyse şer’i hukuku bırakıp laik hukuku kabul etmekle yanlış bir yol tutulmuştur, ya da Kur’an’ın dünyaya ilişkin buyrukları artık eskimiştir, bugünün ihtiyaçlarına uymamaktadır.

Işte bu ancak ikinci ihtimali kabul edersek, laiklik ilkesini benimsemek mümkün olacaktır.

Her yurttaş bu iki şıktan birini seçmek ve benimsemek zorundadır. Ya Atatürk devrimini benimseyecektir, öyleyse Kur’an’daki dünya ile ilgili ayetlerin artık eskimiş olduğunu ve kullar eliyle yapılan kanunları Allah kelamı ile bu ayetlere üstünlüğünü kabul ve itiraf etmiş, böylece de dini inançlarını kötülemiş bulunacaktır. Ya da Kur’an’ın hiç bir ayetinin hiç bir zaman eskimeyeceğini, kullar eliyle yapılan kanunların hiç bir zaman Allah kelamı olan ayetlerin yerini tutmayacağını söyleyecek ve böyle olunca da Atatürk devriminin temeli olan laiklik ilkesini kötülemiş bulunacaktır.

Hem onu, hem de ötekini kabul etmeye imkan yoktur.

Hırsızlık edenin eli kesilir, ya da kesilmez. Bir üçüncü ihtimali düşünmek mantık bakımından imkansızdır. Hırsızlık edenin elini kesersek, Kur’an’ın buyruğunu yerine getirmiş; ama yüzyıllarca geriye gitmiş oluruz. Hırsızlık edenin elini kesmezsek, kullar eliyle yapılmış olan kanunların Allah kelamından daha yararlı olduğunu dolaylı bir şekilde ileri sürmüş sayılacağımızdan, din inançlarını kötülemiş oluruz.

Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin laik okullarında ders okutan bir felsefe öğretmeninden ne beklenirdi? Eski Konya Millet Vekili ve Şeri’iyye Vekili Mehmed Vehbi efendinin, Hulasatül Beyan fi Tefsiril Kur’an adlı kitabındaki şu satırları öğrencilere okuyup bunların doğruluğunu ileri sürmeğe mi kalkışmalıydı:

‘Kısas ayetinin hükmü bir zamandan beri ihmal olunup katil hakkındaki şer’i cezaya karşı Adliye Ceza Mahkemelerinin katil cinayetini irtikab eden kimseye vermiş oldukları hapis cezasıyla yetinildiğinden hapishaneler taburlar teşkil edeceğinden erbabı cinayetle dolmakta; ve millet de hapishanelerdeki bu insanları beslemeğe mecbur kaldıkları cihetle ayrıca zarara uğramaktadır… Işte bu beyan olunan fenalığın başlıca sebebi, bu ayetin hükmü olan kısasın esasını ihmala ve ecnebi kanunlarından alınan bir takım ahkamla amel edebilmekte bulunulmasıdır.”

Evet, Mehmet Vehbi efendi ve onun gibiler böyle düşünüyor, böyle yazıyorlar. Atatürk rejimine bağlı yurttaşlar yetiştirmekle görevli bulunan laik felsefe öğretmeni de böyle mi düşünmeliydi? O da öğrencilerine böyle mi söylemeliydi?

Beni, Bakanlığa şikayet eden altı tüccar ve onları kışkırtan Diyarbakır Müftüsü Halil’e sorarım:

Kur’an’ın, Maide suresinin 44. ayeti şöyle demiyor mu: ‘Her kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse onlar kafirlerdir.’

Bugün laik Türk mahkemelerinde Kur’an’ın dünya ile ilgili buyruklarına göre mi hüküm veriliyor? Kur’an’ın buyrukları yerine laik ceza kanunu  ve Türk Medeni Kanunu’yla hükmolunmuyor mu? Her yurttaşın uymakla yükümlü olduğu kanunlar arasında Kur’an’ın buyruklarına aykırı kanunlar yok mu? Kanunları yapan Büyük Millet Meclisi’nde Müslüman olmayan milletvekilleri de yok mu? Oysa, Kur’an’ın Nisa suresinin 59. ayeti: ‘Ey iman edenler, Allah’a, Peygamber’e ve sizden olan ulul emre itaat edin’ demiyor mü?

Diyanet Işleri Başkanlığının çıkardığı Kur’an Dili adlı kitapta “müminlerden olmayan ulul emre itaat dince vacip kılınmamıştır” diye bir cümle yok mu?

Bu durum karşısında, Türkiye Cumhuriyetinin laik kanunlarından Kur’an buyruklarına aykırı olanlara Müslüman yurttaşlar uymasınlar mı? Sayın Müftü Halil, Müslüman yurttaşlara böyle bir öğütte bulunabilir mi? Ve kendisi de bu kanunlara uymakla yükümlü değil mi?

Sayın yargıç,

Huzurunuzda da tekrar ediyorum:

Dinin esasları, devletin sosyal düzenine aykırıdır.
Dinin esasları, devletin iktisadi düzenine aykırıdır.
Dinin esasları, devletin siyasal düzenine aykırıdır.
Dinin esasları, devletin hukuk düzenine aykırıdır.

Bu apaçık gerçekleri söylemenin suç olduğunu sananlar, beni değil, Büyük Millet Meclisini suçlamış olurlar. Çünkü, dinin esaslarının bugünkü devletin sosyal, siyasal, iktisadi ve hukuki temel düzenine aykırı olduğunu söyleyen, Büyük Millet Meclisi’nin ta kendisidir.

Evet sayın yargıç,

Ben, öğrencilerime, Kur’an’ın dünya hayatına ilişkin buyrukları eskimiştir, artık bununla iş görülemez, dedim. Çünkü Atatürk devrimine ve bu devrimin temeli olan laiklik ilkesine bağlı yurttaşlar yetiştirmekle görevli bulunan bir felsefe öğretmeninin bu fikrin tersini kabul etmesini ve söylemesini imkansız bulanlardanım.

Sayın yargıç,

Şimdiye kadar söylediklerimi özetliyorum:

Ben, derslerimde öğrencilerime, Atatürk devriminin ilkelerini kavratmak ve onlarla bilim görüşünü aşılamak için bütün gücümle çalıştım. Bu çalışmam sonucunda öğrencilerin din duyguları incinmişse, bunun birinci nedenini dinsel inançlarla bilim arasındaki aykırılıklarda aramak gerekir. Bunun ikinci nedenini de 14 yüzyıl önce konmuş olan dinsel hukuk kuralları ile laik Türkiye Cumhuriyeti’nin laik hukuku arasındaki derin ve kesin aykırılıklarda aramak gerekir.

Laik bir devlette, devlet işleri görülürken bu işlerin dinin esaslarına uygun olup olmadığı hiç araştırılmaz. Söz gelişi, Büyük Millet Meclisi Kur’an’a aykırı kanunlar koymuştur ve koyacaktır. Savcılar, laik kanunların uygulanmasını isterlerken, din kurallarına bağlılıklarını ileri sürmezler.

Yargıçlara gelince: Maide suresinin 44. ayetinde ‘Her kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, onlar kafirdirler’ deniyor. Oysa laik Türk yargıcı Allah’ın indirdiğiyle değil, aslı Italya’dan alınan ve bir çok bakımdan Kur’an’a aykırı olan Türk Ceza Kanunu’yla, gene aslı Isviçre’den alınmış olan Medeni Kanun’la hüküm veriyor.

Sonuç çıkarmayı gerekli görmeden bilinenleri tekrarlıyorum:

Laik Türk yargıcı, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmiyor! Halbuki Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerdir. Öğretmenler için de durum böyledir.

Meclisinde Allah’ın buyruklarına aykırı kanunlar yapılan, mahkemelerinde Kur’an’a aykırı hükümler verilen ve ders kitaplarında Kur’an: Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitap, diye tanımlanan laik bir devlette öğretmenlerin öğrencilerine; Kur’an’ın dünya hayatına ilişkin buyrukları eskimiştir, artık onunla iş görülemez, demeleri suç sayılabilir mi?

Sayın yargıç,

Şimdiye kadarki savunmalarımdan anlaşılıyor ki, bu dava, suçlunun cezasız kalmaması gibi yüksek bir duygudan doğmuş değildir. Bu dava, laiklik ilkesini benimsemeyenlerin yarattığı bir davadır. Bu dava, okulların medreseleşmesini arzulayanların düzenledikleri bir davadır. Bu davada karşınızda yargılanan bir fert değildir. Bu davada cezalandırılması istenen Faik Muzaffer değildir. Bu davada laiklik ilkesinin ta kendisi sanık sandalyesindedir. 20. yüzyılın ortasında, altıncı yüzyılın hayali ve özlemiyle yaşayanlar yanlış kapı çalmışlardır. Laiklik ilkesinin cezalandırılacağı yer, laik Türk Mahkemesi değildir ve olamaz.

Sayın Yargıç,

Bu devrim davasında vereceğiniz kararın ne olacağından hiç kuşkum yoktur. Bunun için kararınızı büyük bir güven ve rahatlık içinde beklemekteyim.”[1]

 

********************
********************
********************

 

Bu ilginç savunma, bize Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi temeller üzerine kurulduğunu pek güzel açıklıyor.

Faik Muzaffer Amaç akıllı ve zeki bir insanmış. Kendini yargı önünde aklamak uğruna, rejimin tüm hilelerini bir bir gün yüzüne çıkarmış. Umuyorum, bu savunmadan dönemin yetkilileri oldukça rahatsız olmuşlardır. Çünkü Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların asıl amaçları, yukarıdaki düşünce ve gerçekler olsa da, bunu açıkça halka söylemiyorlardı. Faik Muzaffer Amaç, bunların tüm niyetlerini bütün açıklığıyla gözler önüne sermiş.

Laikliğin dinsizlik demek olmadığını söyleyen çağdaş yobazlar, gerçekte laikliğin, hele hele Türkiye’de uygulanmakta olan laikliğin dinsizlikten başka bir şey olmadığını biliyorlardı. Ama bu baklayı ağızlarından çıkarmak niyetinde değillerdi. Aradan onca zaman geçmesine rağmen hala bunu söylüyorlar, laikliğin din düşmanlığı olmadığını, aksine dini koruma altına aldığını, dinin kutsal bir müessese olarak korunmak gerektiğini belirtiyorlar. Çağdaş laik yobazlar bunları söylüyorlar söylemesine, ama gerçek hiç de öyle değil. Allah, dini, insanlar korunsun ve doğru yolu bulsunlar diye gönderdi, yoksa dini bir kenara bırakıp “sözde” korusunlar diye değil. Eğer dine uyulmayacaksa, neden gönderilsin?

Gerçekte laiklik ilkesi Faik Muzaffer Amaç’ın söyledikleri gibi idi. Ama geniş halk yığınlarından bu gerçekler saklanıyordu. Bu bakımdan Muzaffer öğretmeni ne kadar tebrik etsek azdır. Düzenin gerçek kimliğini, gerçek niyetini gün yüzüne çıkarmış olduğundan ötürü ne kadar kutlasak yine de azdır.

Her ne kadar rejimin kurmayları tarafından laiklik ilkesi Muzaffer öğretmenin tarif ettiği şekliyle ele alınmıyor, takiyye yapılıyor ve gerçekler toplumdan gizlenmeye çalışılıyorsa da, Cumhuriyetin kurulduğu yıldan günümüze kadar geçen dönem içinde, resmi makamların uygulamaları Muzaffer öğretmeni doğruluyordu.

Sağ olasın Muzaffer öğretmen. Eline, diline sağlık…
Sen de olmasan, biz ne yapardık.

Iyi ki doğmuşsun, iyi ki Diyarbakır lisesinde görev yapmışsın.
Ve iyi ki, kimi gafillerin hala inanmakta zorluk çektikleri gerçekleri dile getirmişsin.

Ve iyiki de, bu savunmanı bir kitapçık haline getirmiş, bastırmışsın.

Çünkü biz de senin gibi düşünüyoruz, ama bu düşüncelerimizi senin gibi bir laikin, senin gibi bir devrimcinin, senin gibi çağdaş bir yobazın, senin gibi bir laiklik sevdalısının dilinden duymaya hasret kalmıştık.

Bir oyun oynanıyordu Türkiye’de, bu oyunun kuralları Islam dışı kaidelerle çizilmişti, ama biz bunu söylemeye kalktığımızda, karşımıza senin gibi düşünen, ama senin gibi cesaretli ve yiğit olmayan, korkak ve hilekar insanlar çıkıyordu. Ve onlarla bir türlü anlaşamıyorduk.

Ne iyi ettin de bu savunmayı yaptın.
Ne iyi ettin de bu savunmayı ayetlerle, Islami nasslarla açıkladın.
Ne iyi ettin de laikliğin gerçekte bir din düşmanlığı olduğunu açıkladın.

Eline sağlık olsun…
Diline sağlık olsun…

Bizler ciltler dolusu eserler yazsa idik, seninki gibi bir açıklama getiremezdik.

Senin gibi düşünen insanlar çok az.

Örneğin Uğur Mumcu vardı.

Ama onların hiç birisi senin gibi yürekli değillerdi. Senin gibi ağızlarındaki baklayı mertçe çıkaramıyorlar. Içlerinde bir tek Aziz Nesin vardı senin gibi olan. Dinsiz olduğunu, Allah’a inanmadığını, Kur’an’a inanmadığını söyleyen bir tek o vardı. Gerçi çoğusu Aziz Nesin ve senin gibiler, ama sizler başkasınız.

Sizler mertsiniz…

Takiyye yapmıyor, olduğunuz gibi görünüyorsunuz…

Sizler gibi, bu rejimi tüm açıklığıyla, tüm boyutlarıyla ve gerçek çehresi ile bize anlatan insanlara ne kadar da ihtiyacımız var, bir bilseniz…

 

**********

 

KAYNAK:

[1] Faik Muzaffer Amaç, Laiklik Ilkesi Sanık Sandalyesinde, Barış Yayınları, Istanbul 1966.

 

***

 

Faik Muzaffer Amaç’ın savunmasında geçen, Kur’an’daki “Kısas” yani katilin hükmü ve hırsızın hükmü hakkında tafsilat için bakınız;

Şeriat hükümleri ve hikmetleri – KISAS (Katilin hükmü) :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/05/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-kisas-katilin-hukmu/

***

Şeriat hükümleri ve hikmetleri – HIRSIZLIK (Hırsızın hükmü) :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/14/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-hirsizlik-hirsizin-hukmu/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kendi düşen ağlamaz…

Kendi düşen ağlamaz…

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

 Resimdeki yazı, Ahmet Hamdi Akseki tarafından 1943 yılında “Peygamberimiz Hz. Muhammed” (sallallahu aleyhi vesellem) adlı kitabın, Sebilürreşad yayını olarak bastırılıp piyasaya çıkarıldıktan sonra Dahiliye Vekaleti (Içişleri Bakanlığı) tarafından sakıncalı (!) bulunarak toplattırılmasının gerekçesidir.

***

Kahrolsun Şeriat, yaşasın Laiklik diye diye insanları dinlerinden, inançlarından, Allah’a karşı olan sorumluluklarından uzaklaştıranların;

- Çocuklarını uyuşturucuya kurban verdikten sonra sızlanmaya hakları yoktur.

- Kızları tecavüze uğradıktan sonra feryad etmeye hakları yoktur.

- Dinsizliğe sürükledikleri öğrencileri tarafından öldürülen meslektaşları için yürüyüş yapmaya hakları yoktur.

- Kardeşlerini teröre kurban verdikten sonra yakınmaya hakları yoktur.

- Evlatlarını AIDS’e kurban verdikten sonra “niye benim evladım Allahım” demeye hakları yoktur.

- Çocukları alkolik olduktan sonra başkalarını suçlamaya hakları yoktur.

- Yakınları sarhoş şoförlerin araçları altında ezildikten sonra feryad-ı figan etmeye hakları yoktur.

- Çocuklarını evlendirmek için biriktirdikleri paraların çalınmasından sonra hırsızı suçlamaya hakları yoktur.

- Yaşlandıklarında kendilerini huzurevine bırakan çocuklarına kızmaya hakları yoktur.

- Evdeki eşyalarını satan kumar, içki ve uyuşturucu bağımlısı çocuklarına kızmaya hakları yoktur.

- Yakınlarını cinayete kurban verdikten sonra dövünmeye hakları yoktur.

- Aldıkları borcun faizini ödeyememekten yakınmaya hakları yoktur.

- Eşlerinin zina yapmasına öfkelenmeye hakları yoktur.

- Bunalıma girip intihar eden çocuklarının ardından ağlamaya hakları yoktur.

Çünkü bütün bu olumsuzluklar “dinsiz nesil” yetiştirmenin neticesidir.

Kendi düşen ağlamaz.

Şeriat, yani Allahu Teala’nın kanunlarını istiyoruz.

***

***

ŞERİAT HAKKINDA BİRKAÇ KONU… OKUYUN LÜTFEN:

(Medya’nın bize anlattığının aksine, Şeriat İran değil; Kur’ân’dır, Sünnet’tir.)

- Şeriat hükümleri ve hikmetleri – KISAS (Katilin hükmü)

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/05/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-kisas-katilin-hukmu/

***

- Şeriat hükümleri ve hikmetleri (Hırsızlık)

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/14/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-hirsizlik-hirsizin-hukmu/

***

- Şeriat ile yönetilen Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/12/seriat-ile-yonetilen-osmanlinin-gayr-i-muslimlere-hosgorusu/

***

- Şeriat hükümleri ve hikmetleri – ŞAHITLIK: BIR ERKEK IKI KADIN

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/21/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-sahitlik-bir-erkek-iki-kadin-2/

***

- Kemalistlerin mi yoksa Allahu Teala’nın kanunları mı?

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/11/kemalistlerin-mi-yoksa-allahu-tealanin-kanunlari-mi/

***

- Şeriat hükümleri ve hikmetleri – TAADDÜD-Ü ZEVCAT (ÇOK EVLİLİK)

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/03/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-taaddud-u-zevcat-cok-evlilik/

***

Şeriat hükümleri ve hikmetleri – Mirasta Erkeğe iki Kadın payı

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/06/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-mirasta-erkege-iki-kadin-payi-ama-sor-bi-niye/

***

- İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a) Şeriat hakkında ne dedi?

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/imam-i-azam-ebu-hanife-rh-a-seriat-hakkinda-ne-dedi/

***

- Kur’an Nizamı (Hilafet/Şeriat/Hüküm/Kanun) ile ilgili bir kaç Ayet-i Kerime

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/02/kuran-nizami-hilafetseriathukumkanun-ile-ilgili-bir-kac-ayet-i-kerime/

***

- Şeriat, Hüküm, Kanun hakkında birkaç Hadis-i Şerif

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/09/seriat-hukum-kanun-hakkinda-birkac-hadis-i-serif/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Müslümanlara uygulanan baskı: Kemalist Türkiye’de bir hakim, kararından ötürü sanık oldu

Müslümanlara uygulanan baskı: Kemalist Türkiye’de bir hakim, verdiği karardan ötürü sanık sandalyesine oturtuluyor

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Milliyet Gazetesi, 31 Ocak 1965

***

1965 yılında enteresan bir olay oldu. Bir hakim hakkında, verdiği karardan dolayı tahkikat açılmıştı. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hakimi baktığı nurculuk davasında, sanığa beraat kararı verdiği için kendisi hakkında tahkikat açılmış, nurculuk suçu (!) işleyen birisine beraat kararı verdiği sorulmuştur. Bu hakim, Abdülmecid Belli idi.

Abdülmecid Belli, Maraş Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi iken bir nurcu sanığı beraat ettirmiş ve bu beraat kararının suç teşkil ettiği ihsas ettirilmişti. Kararın gerekçesinin, devletin sosyal, siyasal, hukuki temel nizamlarının din esaslarına göre değişmesini terviç ettiği (desteklediği) belirtilmiş, böylece güya anayasanın ihlal edildiği ima edilmek istenmişti.[1]

Halbuki Türkiye’de yargının bağımsız olduğu, verdiği kararlardan ötürü hiç bir hakimin sanık sandalyesine oturtulamayacağı kanunla belirtilmişti. Böyle olmasına rağmen, bir hakim Cumhuriyet Türkiyesi’nde verdiği bir beraat kararından ötürü sanık sandalyesine oturtulmuştu.

Böylece kemalizmin, millete nasıl zorla sevdirilmek istendiği daha iyi anlaşılıyor…

Buna göre;

Öğretmenler okullarda, hakimler mahkemelerde, paşalar kışlalarda, tarihçiler kitaplarda, şairler şiirlerde, sanatkarlar heykellerde, ünlüler televizyonlarda kemalizmi ve kurucularını sevdirmekle vazifeli kılınmışlar.

Ama nafile: “Zulüm payidar olmaz.”

***

NOT: Günümüzün gençleri de, kemalizm kurucularının birer kahraman olduklarını zannediyor ve onlara sevgi besliyorlar. Allahu Teala sonumuzu hayr etsin.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Yeni Istiklal Gazetesi, 10 Şubat 1965, sayı 183, sayfa 7.

Ayrıca bakınız; Milliyet Gazetesi, 31 Ocak 1965.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*