Ahmet Hakan’a Cevap 4

Ahmet Hakan’a Cevap 4

*

ahmet-hakana-cevap-2-ahmet-hakana-reddiye-kemalistlere-cevap-ahmet-hakan-selahattin-demirtas-ahmet-hakan-ataturk-ahmet-hakan-m-kemal

***

Defalarca ağzının payını verdiğimiz Ahmet Hakan hala saçmalamaya ve çarpıtmaya devam ediyor. Bu fitneci çapına bakmadan yine Kadir Mısıroğlu’na laf attı. Kadir Mısıroğlu’nun twitter hesabını yönetenler şöyle bir twit atmış: “15 Temmuz, Milli Mücadele ile kıyaslandığında ondan kat be kat daha üstün milli bir destandır.”

Ahmet Hakan’a göre bu mukayese (aynen alıntılıyorum) ; “En başta kendisini Milli Mücadele’ye adamış 15 Temmuz şehidi Ömer Halis Demir’e yapılmış en büyük hakarettir.”

Yuh! Yazıklar olsun!.. Ne alakası var? Bir insanın bu twitten böyle bir yorum çıkarabilmesi için aklını peynir ekmekle yemiş olması gerekir. Ömer Halisdemir’e en büyük hakareti Ahmet Hakan denen adam yapıyor. Ahmet Hakan daha kahramanımızın adını bile bilmiyor. Ömer Halisdemir yazacağına “Ömer Halis Demir” yazmış. Işte kahramanımıza verdiği kıymet bu kadar…

Bir de şöyle yazmış hadsiz; “15 Temmuz için ‘Yerim destanınızı’ yazan gazeteciye ne oldu? Yaka paça gözaltına alındı. Buna karşılık… Bir tür ‘Yerim sizin Milli Mücadele’nizi’ anlamına gelen ‘Keşke Yunan galip gelseydi’ lafını eden Kadir Mısıroğlu’na ne oldu?”

Yani Ahmet Hakan, 15 Temmuz destanı hakkında “Yerim destanınızı” dediği için gözaltına alınan gazeteciye karşılık, Kadir Mısıroğlu’nun “kellesi”ni istiyor. Halbuki Kadir Mısıroğlu’nun “Keşke Yunan galip gelseydi” sözü çarpıtılmıştır. Mısıroğlu, “Yunan galip gelseydi, kemalistlerin yapacağı zulmü yapmazdı” manasında söylüyor bunu. Yani kısacası; “Kemalistler yunanın yapamayacağı zulmü yaptı” diyor. Ama her zamanki gibi videonun önünü arkasını kesip sözlerini çarpıtmışlar.

*

 

Kadir Mısıroğlu’nun “Keşke Yunan Galip Gelseydi” ifadesi hakkındaki izahı…

***

Ama laftan anlayan kim… Ahmet Hakan denen cahil daha evvel de Kadir Mısıroğlu’nun Shakespeare ile alakalı iddiasıyla alay etmeye kalkmış fakat bu hevesi kursağında kalmıştı. Zira bu iddia Ingiliz kamuoyunda bile çok defa münakaşa mevzuu olmuştu. Adamın dünyada olup bitenden haberi yok. Bu hususta da bir yazı kaleme almıştık.[1] Yani Ahmet Hakan’ın ağzının payını vermiştik. Buna rağmen utanmadan hala saldırmaya devam ediyor.

Madem Ahmet Hakan için vatan toprağı kutsaldır ve bu hususta hiçbir tavize taraftar değildir… O zaman soralım bakalım; “Batum’a ne oldu?..” Malum, Milli Mücadele sırasında Batum bize aid idi. Nitekim Birinci Meclis’te 5 Batum milletvekilimiz vardı.[2]

*

kemal-atatc3bcrk-lozan-batum-lozan-atatc3bcrk-hain-mi-kemal-hain-mi-vahdettin-hain-mi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Albümünden…

***

Peki Batum’a ne oldu?

Evvela “Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı” tarafından yayınlanan “Mondros’tan Mudanya’ya Kadar” isimli eserin dördüncü cildine bakalım:

“16 Mart 1921’de imzalanmış olan Moskova andlaşması, Batum, Ahılkelek ve Ahıska’yı Türk sınırları dışında bırakmış ve bu andlaşma 21 Mart 1921’de Ankara Hükumetince kabul edilmişti.”[3]

Peki ne karşılığında?

Bunu da kemalistliği konusunda en ufak şüphe duyulmayan Prof. Dr. Sina Akşin’den öğrenelim (Parantez içindekiler de Prof. Akşin’e aid) :

“16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Dostluk Antlaşması’yla Sovyetler Birliği’yle sınır belirleniyor (Batum Sovyetler’de olmak üzere), Sovyetler’in Türkiye’ye para ve savaş malzemesi yardımı yapmaları kararlaştırılıyordu.”[4]

Aaa! Aaaaaaaa! Yanlış okumadık değil mi? Para ve silah karşılığında kutsal vatan toprağı “Batum”u ruslara vermişiz, yani satmışız! Ya hu söz konusu vatansa gerisi teferruat değil miydi? Aaaaaa! Ahmet Hakan ses ver! M. Kemal’e çatmayacak mısın? Yine mi ilkelerinden taviz vereceksin? Karar ver; vatan toprağı senin için kutsal mı, değil mi? Kutsal ise işte buyur vatan toprağını para ve savaş malzemesi karşılığında “satan”lara da iki çift laf et. Ama edemez! Çünkü Ahmet Hakan’ın tıynetini biliyorum… Daha evvel Atatürk-Afet Inan ilişkisi hakkında başkalarına karşı coştuğu halde, yerin yedi kat dibine girmek pahasına patronuna bir kelimecik bile edememişti.

Hatırlayınız, Aydın Doğan’ın elemanı Ahmet Hakan, Atatürk’ün Afet Inan ile aşk yaşadığını iddia edenlere “alçak” diyordu. Fakat bunu CNN Türk de yazmıştı, buna rağmen kınamadı ve bu kurumda çalışmaya hala devam ediyor.[5] Peki bu ikiyüzlülük değil mi? Hem Atatürkçü geçinecek, hem de “hakaret” kabul ettiği Atatürk-Afet Inan ilişkisini yazan CNN Türk’ten “maaş” almaya devam edecek. Işte bunların Atatürkçülükleri bu kadar. Söz konusu para olunca gerisi teferruat oluyor galiba.

Şimdi gelelim 15 Temmuz ve Milli Mücadele mukayesesine… Bana göre de 15 Temmuz kat be kat daha üstün milli bir destandır. Ancak 15 Temmuz’un “daha” üstün olması, Milli Mücadele’nin kıymetinden hiçbir şey eksiltmez. Biz yazılarımızda Milli Mücadele’nin perde arkasındaki gerçeklere, gizli ve kirli ilişkilere[6] dikkat çekip tenkid ederken bu savaşta canını ve kanını veren imanlı askerlerimizin mücadelesine en ufak bir leke sürmedik, sürülmesine de asla müsaade etmeyiz. Ahmet Hakan bunu bile anlayamıyor… Veya fitne çıkarmak için anlamamazlıktan geliyor.

Peki 15 Temmuz zaferi neden Milli Mücadele’den daha üstündür?

1 – Çünkü destanı silahsız halk yazdı.

2 – Çünkü halk kumandansız savaştı.

3 – Çünkü düşman belirsizdi, bizdenmiş gibi göründü. Sadece cesaret değil, aynı zamanda feraset sahibi olmak gerekiyordu. 

4 – Çünkü bir gecede zafere ulaşıldı. Milli Mücadele ise 2 buçuk sene sürdü.

5 – Çünkü 15 Temmuz’da büyük devletlerden Rusya hariç hepsi darbenin başarılı olmasını istiyordu. Milli Mücadele’de ise tabiri caizse sadece “kıçı kırık” yunana karşı savaştık. Rusya, Fransa ve Italya kendileri çekilmekle kalmadılar, bize silah, cephane, uçak, istihbarat vs. yardımında bulundular.[7] Hatta ingilizler bile ineboluya cephane getirmişti.[8]

6 – Çünkü bir gecede 250 şehit verdik. Milli Mücadele’de ise 2 buçuk yılda cephede şehit olanların sayısı 9000 küsur idi. Allah Teala hepsine rahmet eylesin.

7 – Çünkü 15 Temmuz’da düşmana mani olan kimse yoktu. Halbuki Milli Mücadele’de yunan ordusu dilediği gibi ilerleyemiyordu. Ingilizler “Milne hattı” denilen bir sınır belirleyip yunanın ilerlemesine mani oluyordu. Bu da Ankara hükümetinin zaman kazanması demekti!

8 – Çünkü 15 Temmuz’da düşmanın elindeki silahlar yunan ordusunda bile yoktu. Üstelik halk silahsızdı, yani orantısız güç söz konusuydu.

9 – Çünkü psikolojik açıdan kendi ordusunun üniformasını giymiş ve adı ali veli olan insanlara karşı savaşmak; yunana, yani yabancıya karşı savaşmaktan daha zordur.

10 – Çünkü düşman aniden baskın yaptı, dolayısıyla hazırlık imkanı yoktu. Hızlı karar vermek gerekiyordu.

11 – Ve en mühimi Milli Mücadele hedefine ulaşmadı. Milli Mücadele’nin hedefi Misak-ı Milli idi, ancak bu gerçekleşmedi.[9]

Bu liste uzar gider, ancak biz şimdilik bu kadarla iktifa edelim. Bu arada şunu da belirtelim; Bu düşüncemiz Milli Mücadele’yi küçümsediğimiz manasına gelmediği gibi, Aydın Doğan’ın maaşlı elemanı Ahmet Hakan’ın yakıştırmasıyla “Yerim sizin milli mücadelenizi” tarzında bir ükalalık da değildir. Böyle bir şey aklımızın ucundan bile geçmemiştir. Allah Teala hem Milli Mücadele şehitlerimize, hem de 15 Temmuz şehitlerimize rahmet eylesin.

Ahmet Hakan! Boşuna uğraşma… Fitne çıkaramayacaksın… Anlaşılan Selahattin Demirtaş içeride olduğu için, vaktinde ona verdiğin sazı şimdi sen eline almışsın. Ama ziyanı yok, beynelmilel bir orkestrayla da gelseniz; Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber nidalarıyla boğacağız o sesi. Bu millete diz çöktürmeye gücünüz yetmez.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Shakespeare mevzuunda Ahmet Hakan’a verdiğimiz cevap için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2016/08/28/kadir-misiroglu-shakespeare-muslumandir-gercek-adi-seyh-pirdir/

[2] TBMM Albümü (1920 – 2010), cild 1 (1920-1950), TBMM Basın ve Halkla Ilişkiler Müdürlüğü Yayınları, sayfa 14, 15.

[3] Dr. Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, cild 4, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Yayınları: 6/4, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1974, sayfa 66.

[4] Prof. Dr. Sina Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi, cild 2, Cumhuriyet, 1997, sayfa 19.

[5] Atatürk-Afet Inan ilişkisi hakkında Ahmet Hakan’a verdiğimiz cevap için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2017/05/14/ahmet-hakana-cevap-3-afet-inan-ve-m-kemale-dair/

[6] Milli Mücadele gerçekleri için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[7] Milli Mücadele’de sadece Yunanlılara karşı savaştık. Daha fazla malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/17/milli-mucadelede-sadece-yunanlilara-karsi-savastik-5-bolum/

[8] Ingilizlerin Inebolu’ya cephane getirdiklerine dair kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/31/kadir-misiroglu-kurtulus-savasinin-perde-arkasini-anlatiyor/

[9] Misak-ı Milli hakkında daha fazla malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/05/lozan-anlasmasinin-tenkidi/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

Reklamlar

Ahmet Hakan’a Cevap 3 – Afet Inan ve M. Kemal’e dair

Ahmet Hakan’a Cevap 3 – Afet Inan ve M. Kemal’e dair

*
Afet Inan Atatürk Afet Inan M. Kemal Afet Inan Mustafa Armagan, Afet Inan Süleyman Yesilyurt, Atatürk Afet Inan,

Soldaki fotoğrafta 29 Ekim 2014 tarihinde CNN Türk‘te yayınlanan “Mustafa Kemal Atatürk’ün aşkları” başlıklı haberde M. Kemal’in manevi kızı olduğu iddia edilen “Afet Inan”ın da ismi geçiyor. Ancak 6 Mayıs 2017’de bir TV kanalında yayınlanan “Derin Tarih” programından birkaç gün sonra, yani 10 Mayıs 2017’de sağdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi “Afet Inan” ismi apar topar siteden siliniyor. Kendi sitelerinde yıllar evvel aynı iddia yer almasına rağmen “Siz nasıl Afet Inan’ın Atatürk’ün aşkı olduğunu iddia edersiniz alçaklar!” diye köpüren Ahmet Hakan ve diğer CNN Türk’ün maaşlı elemanları hiç utanmadan, sıkılmadan sessiz sedasız “Afet Inan” ismini sitelerinden siliyorlar. Bana göre bu sahtekarlığın dik alasıdır. Eğer bir alçaklık yapılmışsa, o da budur.

Ayrıca “Derin Tarih” programında Zübeyde Hanım ile alakalı bir iddia görmedim. M. Kemal’in annesi hakkındaki sözler bu programla alakası olmayan ve çok çok evvel Youtube’de yayınlanan bir videoda başka birisi tarafından dile getirilmiştir. Ancak insanları galeyana getirmek için olsa gerek bu video bir dolgu malzemesi olarak “Derin Tarih” programıyla aynı haberde kullanılmıştır. Yani anlayacağınız sinsi bir algı operasyonu söz konusudur.

***

Gündeme getirilen M. Kemal’in “manevi kızı” Afet Inan ile alakalı iddialar bize göre hem vakitsiz ve hem de gereksizdir. Bu iddiaların gündeme getirilmesini doğru bulmuyoruz. Biz ilmi mevzulara odaklanılmasından yanayız. Ancak şunun bilinmesini isteriz ki, bu iddialar boş ve uydurma değildir. Bakın, M. Kemal’in diğer manevi kızı Ülkü Adatepe’nin anılarında, Afet Inan-M. Kemal ilişkisi hakkında neler yazıyor:

“Tarih profesörü olacak Afet’in durumu öbür kızlardan (Atatürk’ün öbür manevi evlatları işaret ediliyor) farklıydı. Gazi onu evlat edindiği zaman artık çocuk değil yetişmiş bir genç kızdı. Yavaş yavaş Gazi için bir eşin alabileceği yeri aldı. Sade, iyi huylu, ciddiydi. Gazi’nin eviyle meşgul oluyordu. Masanın başına oturuyordu. Gazi’yle birlikte geziyor, yabancı elçilerin başına protokol meseleleri açıyordu. Gazi’nin fikirlerini gayretle benimsiyor, Türk Tarih Kurumu ve çeşitli toplumsal reform kurumlarının görüşmelerinde bunları yorumlamak için çabalıyordu. Hepsinden önemlisi onun için dinlendirici bir arkadaş olmasıydı. Latife Hanım gittikten sonra Çankaya’daki evde açılan boşluk böylece doldurulmuştu. Gazi ölünceye kadar Afet yanından ayrılmadı. Ancak onun ölümünden sonra evlendi.”[1]

Kısaca özetleyelim:

“Yavaş yavaş Gazi için bir eşin alabileceği yeri aldı.”

“Gazi’nin eviyle meşgul oluyordu. Masanın başına oturuyordu. Gazi’yle birlikte geziyor, yabancı elçilerin başına protokol meseleleri açıyordu.”

“Latife Hanım gittikten sonra Çankaya’daki evde açılan boşluk böylece doldurulmuştu.”

“Gazi ölünceye kadar Afet yanından ayrılmadı. Ancak onun ölümünden sonra evlendi.”

Umarım anlaşılmıştır… Daha nasıl anlatılabilir ki? Bundan daha açık bir anlatım var aslında ama onu buraya almıyorum, mideniz kaldırmaz çünkü. Zaten lüzum da yok. Biz, M. Kemal’in yatak odasına girmeyelim, Allah ile kul arasındadır bunlar, ilmi mevzulara odaklanalım. Mesela M. Kemal’in manevi kızı Afet Inan ile ilişkisinden çok, Ingilizlerle olan ilişkisini anlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Aynı şekilde, M. Kemal’in ana-babasından ziyade ağa-babasından bahsetmeliyiz. Zira doğarken kimseye ailesini seçme hakkı verilmiyor ve bu yüzden de kimse suçlanamaz, fakat ağa-babalar, fikir babalar hür iradeyle seçilebildiği için bu hususlara odaklanılmasında bir mahsur yoktur. Ancak tabii ki kamuoyunun M. Kemal’in özel hayatı hakkında bilgilendirilmesine karşı değiliz.

Bunları dile getirmek -hakaret etmemek şartıyla- bana göre “suç” değildir, dolayısıyla bu mevzuyu gündeme getirenleri linç etmek haksızlıktır. Bu ülkede haşa Allah Teala’ya ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize bile küfrediliyor. Padişahların haremine bile giriliyor. Eğer o yanlışsa, bunlar da yanlıştır. Fakat aynı tepkiyi her ne hikmetse bunlarda göremedik. Siz Osmanlı padişahlarına haşa “hain-oğlancı-katil” derseniz, birileri de çıkar aynı suçlamaları M. Kemal’e yöneltir… Siz Padişahların analarını hedef alırsanız, birileri de kalkar M. Kemal’in anası hakkında çirkin şeyler söyler. Birine sessiz kalıp diğerine tepki göstermek, hiç kusura bakmayın; ikiyüzlülüktür, samimiyetsizliktir. Asıl alçaklık budur işte.

Hatırlayalım, M.Kemal-Afet Inan hakkındaki iddiaları “hakaret” kabul edip ateş püsküren Cumhuriyet gazetesi, Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakaret eden Charlie Hebdo’ya böyle sahip çıkmıştı:

“Cumhuriyet, basın ve ifade özgürlüğü için uluslararası dayanışma adına Charlie Hebdo’nun bazı sayfalarının tıpkıbasımını yayımlamaya karar verdi.”[2]

Böyle utanmazlık, böyle ikiyüzlülük olabilir mi?

*

cumhuriyet gazetesi Hz. Peygambere hakaret charlie hebdo karikatürleri

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakareti “ifade özgürlüğü” kapsamında gören Cumhuriyet gazetesi, aşağıdaki fotoğraflarda da görüleceği gibi, M. Kemal hakkındaki “kaynaklı” iddialara böyle bir özgürlük tanımamaktadır.

***

Mustafa Armagan Yavuz Bahadiroglu, Süleyman Yesilyurt, atatürk afet inanin sevgilisi mi afet inan atatürkün manevi kizi mi,

Çirkin programmış… Nerede ifade özgürlüğü?

***

Mustafa Armagan Yavuz Bahadiroglu, Süleyman Yesilyurt, atatürk afet inanin sevgilisi mi afet inan atatürkün manevi kizi mi, afet inan atatürkün sevgilisi mi afet inan m. kemal

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakaret eden Charlie Hebdo’nun bazı sayfalarının tıpkıbasımını gazetesinde yayınlayıp kendince ifade hürriyeti havariliğine soyunan Cumhuriyet; M. Kemal hakkındaki kaynaklı iddiaları dile getirenlerin dergi ve kitaplarının okunmasından rahatsız oldu. Gördünüz mü basın özgürlüğünü?.. Gördünüz mü samimiyeti?.. Bu kemalistler acayip bir şey. Allah Teala dahil her şeyi sorgulatıyorlar, ama mevzu M. Kemal olunca beyinleri tık diye duruyor. Işık görmüş tavşana dönüyorlar.

***

Mehmet Yilmaz gay padisah kimdi, atatürk gay miydi, m. kemal gay miydi, m. kemal vedat, atatürk vedat atatürk afet inan, atatürk latife hanim

Yorumsuz…

***

Bize göre M. Kemal’e hakaret etmeye gerek yok, çünkü o kendine diyeceğini demiş zaten. M. Kemal, Cumhuriyetin ilan edilmesinden evvel Adana’daki Ulucâmii ziyâret eder. Ardından Esnaf Cemiyetinin verdiği çaya iştirâk eder ve şöyle der:

“Cuma günü tatil yapmak, şeriatın da emri gereğidir. Bu kadar açık bir hakikati size herhangi bir kişinin, milletvekili olsun, ben olayım, hacı olsun, hoca olsun, bu yapılan şey dine aykırıdır, demesi kadar küstahlık, dinsizlik, imansızlık olamaz.”[3]

Cuma gününü tatil olmaktan çıkaran da kendisi ama. Yani yukarıda saydığı “küstahlık”, “dinsizlik”, “imansızlık” ithamlarını bir bakıma kendine yöneltmiş oluyor. Bu durumda kemalistlere göre M. Kemal’i kendisine hakaret etmekten tutuklamak gerekiyor.

Şaka bir yana, Mustafa Armağan, Süleyman Yeşilyurt ve Yavuz Bahadıroğlu’na yapılanlar haksızlıktır. M. Kemal’in yatak odasına girilmesini savunmuyorum ama kaynaklı bir iddiada bulundular. Kemalistler deli danalar gibi böğüreceklerine, maçaları yiyorsa cevap versinler. Kemalist kaynaklarda bile mevcut bir şeyden dolayı bu insanları linç etmek insafla bağdaşmaz. Kaldı ki, bir asırdır Padişahların haremini dillerinden düşürmeyen kemalistlerin, bu kaynaklı iddialara ateş püskürmeleri, tekrar ediyorum; yüzsüzlükten başka bir şey değildir. Ne demişler; Eden, bulur!

*

Atatürk Afet Inan, M. Kemal Afet inan Mustafa armagan süleyman yesilyurt yavuz bahadiroglu

Afet Inan ve M. Kemal dans ederken…

***

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, CNN Türk Afet Inan’ın M. Kemal ile aşk yaşadığını yazmış, ancak son olaylar patlak verince apar topar sitelerinde yer alan bu haberi sansürlemişler. Buna rağmen Ahmet Hakan, M. Kemal-Afet Inan ilişkisi gündeme gelince köşesinde yine demogoji yaptı. Şöyle diyor Aydın Doğan’ın elemanı:

“İffetli bir kadına iftira atmanın öteki dünyadaki bedelini unutacak kadar alçalmışlardır.”

Iftira diyor… Ama az evvel de gördüğünüz gibi bir iftira söz konusu değil, zira kaynaklarda bu ilişki hakkında malumat var. Üstelik az evvel de gördüğünüz gibi çalıştığı kurum bunu yıllar evvel haber yapmış.

Ahmet Hakan, “Zihinleri, ilgileri, merakları hep bellerinin altındadır” diyor.

Demek ki CNN Türk yetkililerinin zihinleri, ilgileri, merakları da hep bellerinin altındaymış…

Ahmet Hakan ayrıca “Atatürk’ün yatağına meraklı tarihçi” diyor. Ama gördük ki maaşlı elemanı olduğu CNN Türk de M. Kemal’in yatağına meraklıymış. Kendisi böyle bir kurumun parçası olmaktan sonsuz gurur duyuyordur herhalde.

M. Kemal-Afet Inan ilişkisi hakkındaki iddiaya, “İnsanlığa sığmayacak bir yavşaklık” diyen Ahmet Hakan, CNN Türk yetkililerine de “yavşak” diye(bile)cek mi acaba? Bekleyip göreceğiz.

Mustafa Armağan, Yavuz Bahadıroğlu ve Süleyman Yeşilyurt’u kınayan, başta Ahmet Hakan olmak üzere, bütün Atatürkçüler CNN Türk’ü de kınamalı ve derhal istifa etmelidirler. Zira dürüstlük bunu gerektirir. Ayrıca bu haberi yapan ve daha sonra sansürleyenler de istifa etmelidir. Bu kadarı da yetmez; Haberi yapanlar tutuklanmalıdır. Madem ki bu sözler onlara göre bir iftiradır, o halde bedelini ödemeleri gerekir. Ahmet Hakan yazısında bu ilişkiyi gündeme getirenlere “alçak” diyor. Eğer bunu gündeme getirenler alçak ise, o zaman Afet Inan’ı M. Kemal’in “aşk listesine” koyan, yayınlayan ve buna ses çıkarmayan CNN Türk çalışanları da alçaktır. Bu kadar net.

Madem M. Kemal’i seviyorlar, o halde M. Kemal’e hakaret eden CNN Türk’ten istifa etmeleri şarttır. Etmeyen, M. Kemal’i sevmiyor, bilakis onu kullanıyor demektir. Hadi bakalım, görelim samimiyetlerini…

Bu arada Baro başkanlarını da CNN Türk’e dava açmaya davet ediyorum. Bakalım kimler “Baro”nun ve kimler de “Baron”un adamları hep birlikte göreceğiz. Anlayacağınız bu saatten sonra kimlerin gerçek Atatürkçü ve kimlerin Paragözcü oldukları ayan beyan ortaya çıkacaktır.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] (Atatürk’ün Torunu ve Ülkü Adatepe’nin oğlu) Ahmet Kemal Doğançay, Saklı Anılar, Nokta Yayınları, Istanbul 2008, sayfa 90.

[2] “Sınır tanımayan gurur” başlıklı haber. Bakınız; Cumhuriyet Gazetesi, 18 Kasım 2015.

[3] Taha Toros, Atatürk’ün Adana Seyâhatnâmesi, sayfa 32.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Ahmet Hakan’a Cevap 2

Ahmet Hakan’a Cevap 2

*

ahmet-hakana-cevap-2-ahmet-hakana-reddiye-kemalistlere-cevap-ahmet-hakan-selahattin-demirtas-ahmet-hakan-ataturk-ahmet-hakan-m-kemal

Atatürkçü Ahmet Hakan…

***

Ahmet Hakan dünkü köşesinde M. Kemal’e “sarhoş” dendiğinden yakındı. Şöyle diyor monşerimiz:

“Vatanı sattı diyemedikleri için, Bindi gitti İngiliz’in gemisine diyemedikleri için, Mandacılık yaptı diyemedikleri için, Hainlik etti diyemedikleri için, Sarhoş diyorlar, diyebiliyorlar Atatürk’e.”

Yani her kemalist gibi o da Sultan Vahideddin’i ima ediyor. Kısaca maddelersek;

– Vatanı sattı

– Bindi gitti İngiliz’in gemisine

– Mandacılık yaptı

– Hainlik etti

Bütün bu maddelere aşağıda cevap vereceğiz, ancak evvela şu sarhoşluk meselesini açıklığa kavuşturalım.

Ah Ahmet Hakan vah Ahmet Hakan… Hala M. Kemal hakkındaki tenkidlerin “sarhoş”luktan ibaret olduğunu zannediyor… Fakat fena halde yanılıyor.

Zira sıradan bir insanın evinde içip sarhoş olması bizi pek alakadar etmez. Onun için dua ederiz, Kur’an-ı Kerim’deki “iyiliği emredip kötülüklerden sakındırın”(Al-i Imran Suresi 104) emri icabı tatlı dille kendisine alkolün zararlarını anlatıp sarhoş eden bu meretten kurtarmaya çalışırız. Başka ne yapabiliriz ki? Uzun süre çalıştığı yerin Genel Yayın Yönetmenliğini yapan Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan’ın “iyi bir şarapçı” olduğunu yazmıştı… Bugüne kadar Ahmet Hakan’a bu hususta bir şey dedik mi? Ama bir insan devletin başındaysa onun içmesine ve sarhoş olmasına asla müsamaha gösteremeyiz. Nitekim ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar devrinde Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacip tarafından kaleme alınmış olan “Kutadgu Bilig”in “Beyliğe Layık Bir Beyin Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söyler” başlıklı 28. bâbında yer alan şu beyitler bize bu hususta öğüt verir:

“2091 – Bey içki içmemeli ve fesatlık yapmamalıdır; bu iki hareket yüzünden, sonunda ikbal elden gider.

2092 – Dünya beyleri şarabın tadına alışırlarsa, memleketin ve halkın bundan çekeceği zahmet çok acı olur.

2093 – Dünyaya sahip olan vaktini kumara verirse, memleketin bozar ve kendisi de muhtaç duruma düşer.

2094 – Devlet işleri ihmal edilir ve vaktında yapılmazsa, arkasından avcı kuşla takip etsen bile, bir daha ele geçmez.

2095 – Bilgi veren ve bilgisizi yererek, içkiden men eden insan ne der, dinle.

2096 – Ey içki düşkünü, boğazının esiri, içki içme; içki içersen, sana fakirlik yolu açıldı demektir.

2097 – Avam içkiye müptelâ oldu, malı rüzgâr gibi uçtu; bey içkiye müptelâ olursa, memleketi nasıl durur.

2098 – Bu içki ve meyhaneci düşmandır, insanın parasını alır; içki içen hırçın ve kavgacı olur.

2099 – Insan sarhoş olursa, deli olur ve aklını kaybeder; deli hiç doğru iş yapar mı?

2100 – Takva sahibi insan ne der, dinle; ey boğazının kulu, bu söze göre hareket et.

2101 – Yapılacak nice işler içki yüzünden yapılamaz; yapılmaması gereken nice işler de sarhoşken yapılır.

2102 – Nice uygunsuz işler içki yüzünden işlenir; nice iyi işler sarhoşluk yüzünden geri kalır.

2103 – Bey içki içer ve oyunla vakit geçirirse, memleket işini düşünmeğe ne zaman fırsat bulur.

2104 – Nerede fesat olursa, oradan saadet kaçar, gider; fesat, şüphesiz, her yerde daima beyliğe halel getirir.

2105 – Saadet ve ikbal temizdir, her yerde temizlik arar; bu saadet durudur ve ancak saf olanı destekler.

2106 – Bey içkiye müptelâ, müfsit ve kaba olursa, onun bütün halkı da ayyaş olur.”

***

Bizim bir Türk olarak Yusuf Has Hacip‘in Türk beyleri yani devlet başkanları için yazdıklarına uyulması gerektiğini ifade etmemiz Ahmet Hakan’ı niçin rahatsız ediyor? Ahmet Hakan Türk değil mi?

Ahmet Hakan bütün kemalistler gibi, “Atatürk içiyorsa size ne” demek istiyor herhalde. Haklılar, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu bizi alakadar etmiyor. Zaten biz onun evinde içmesine bir şey demedik. Bizim itirazımız, topluma “örnek” olarak gösterilen bir insanın herkesin içinde açıkça içmesi ve başkalarına üstelik çocuklara da içirmesinedir.[1] Yani kötü örnek olmasınadır. Bu bir. Ikincisi ise bu kadar içen birisinin Devleti idare etmesinedir.

*

kemal-atatc3bcrk-mal-varligi-serveti-ankara-orman-ciftligi-bira-fabrikasi-acilisi-cocuk-icki-icerken-alkol-atatc3bcrk-kc3b6tc3bc-c3b6rnek-atatc3bcrk-bira-cocuk-atatc3bcrk-cocuk-icki

Böyle örnek olunur mu?..

***

Nisa Suresi’nin 43’üncü ayetinde “Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” buyuruluyor.[2]

Allah Teala, sarhoş bir insanın ibadet etmesine bile müsaade etmiyor, onu huzuruna kabul etmiyor. “Allah ile arasında” olan ve “başkasını bağlamayan” bir meselede dahi bir sarhoşa ibadet izni verilmezken, kendi meselesi olmaktan çıkmış ve bütün bir milleti alakadar eden meselelerde bir sarhoşa yetki verilebilir mi? Bir milletin kaderi, çok içen birine, yani kısaca bir sarhoşa teslim edilebilir mi?

Edilirse, işte bir şapka uğruna kelleler gider…[3]
Edilirse, mecliste milletvekilleri vurulur…[4]
Edilirse, Aristo’nun Ali Baba olduğunu iddia eden Güneş Dil Teorisi gibi hurafeler uydurulur.[5]
Edilirse, yabancı bir elçinin kızı taciz edilir…[6]
Edilirse, 1000 yıllık yazımız yani tarihimiz, kültürümüz, medeniyetimiz çöpe atılır.
Edilirse, Ingiliz elçisine “Türkiye’ye reis olun” teklifi yapılır.[7]
Edilirse, Irak sınırının “düzlük” değil de “dağlık” araziden geçen, dolayısıyla Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden Türkiye-Irak sınırı çizilir.
Edilirse, okullarda din dersleri kaldırılır ve böylece toplum, içinden çıkılmaz bir manevi boşluğa itilir ve kendi çıkarlarını toplumun çıkarları üzerinde gören ehil olmayan yöneticiler başa gelir.[8]

Bu listeyi uzatmak mümkün olsa da buna gerek duymuyoruz, fakat şu kadarını söyleyelim ki, M. Kemal’i “Foks isimli köpeği” bile ısırmış.[9] Peki neden? Kamçıyla dövdüğü için… Aklı başında bir insan bir köpeğe veya herhangi bir hayvana vurur mu? Ama kusura bakmayın, şapka uğruna “insan asan” birinden her şey beklenir.

Bazıları “Atatürk sarhoş olmazdı” diyor. Allah Allah… Halbuki M. Kemal’in arkadaşları onun sarhoş olduğunu yazar.

M. Kemal’in çok itimat ettiği generallerden Fahrettin Altay, Fresko gazinosuna baloya gittiklerini ve M. Kemal’in orada sarhoş olduğunu açıkça yazar. Buyrun, balodan eve dönüşü kendisinden dinleyelim:

“Sabah yaklaştı herkes birer birer çekilmeye başladı. Saat 4’e doğru artık gidelim diyerek birlikte çıktık. Otomobilde (M. Kemal) beni yanına aldı, hareket edince başını göğsüme dayayarak daldı. Göğsümde perişan halde saçılan o sırma saçları en büyük heyecanı kalbimde yaratıyor, öpüyor ve kokluyordum.”[10]

M. Kemal’e her fırsatta minnet borcunu ifade eden Ismet Inönü dahi bundan muzdarip olarak “Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?” diye isyan etmişti…

M. Kemal ile Inönü arasındaki bir gerginlik bir akşam Çankaya’da son haddini buldu. Bu olay bir bira fabrikasını ilgilendiren ekonomik bir meseleden çıkmıştı. lnönü, sinirlerine hakim olamayarak, “Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?” diye parlamış.

M. Kemal ise bunu inkar etmemiş ve sakin sakin, “Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba” demiştir.[11]

*

sarap-sihhat-ve-kuvvet-verir-atatc3bcrk-bira-fabrikasi-atatc3bcrk-sarap-atatc3bcrk-raki-atatc3bcrk-icki

Kemalist rejim insanları alkole teşvik etmişti: “Şarap sıhhat ve kuvvet verir.”

Sanki portakal suyu satıyorlar…

***

Gelelim yukarıda cevaplayacağımızı söylediğimiz iddialara…

Ahmet Hakan “Vatanı satmak”tan bahsetmiş… Yani kemalistlerin çoktan çürümüş olan yalanını tekrarlayarak Sultan Vahideddin’e dokundurmaya çalışıyor… Halbuki Sultan Vahideddin vefat ederken ilaç alacak parası dahi yoktu. Vatan bu kadar ucuz muydu? Buna mukabil M. Kemal Türkiye’nin en zenginlerinden biri olarak hayata gözlerini yummuştur.[12]

Ahmet Hakan Sultan Vahideddin’i kastederek “Ingiliz gemisine bindi” diyor.

Sultan Vahideddin ülkesini Ingilize teslim etmedi, hazineyi kaçırmadı, M. Kemal gibi “Ingiliz Valisi” olmak için Ingiliz makamlarına müracaat etmedi.[13]

Onu Ingiliz gemisine binmeye mecbur edenler utansın… Filistin cephesinden kaçarak Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesine sebep olanlar utansın. Senin adamın Filistin cephesinden kaçacak[14], pardon “geri çekilecek”, Sultan Vahideddin’e “derhal ingilizler ile barış yap” diye telgraf çekecek, bunun için de kendi arkadaşlarını tavsiye edecek, ülkemizin işgaline sebep olan Mondros’un imzacısı Rauf Beyi de Ankara’da Başbakan yapacak[15], sonra da sen kalkıp “işgal altındaki” Padişahı ingiliz gemisine binmekle suçlayacaksın. Bu olmaz.

Ayrıca kimseye zararı dokunmadan ingiliz gemisine binip gitmek, Ingiliz ve yahudi şapkasını Türk milletine zorla giydirmekten daha şereflidir.

Ahmet Hakan “mandacılık”tan bahsediyor… Kim mandacıydı? Sivas Kongresi’nde “Amerikan mandası” talep edilmedi mi? Üstelik bunun için ABD’ye M. Kemal imzalı bir mektup gönderilmedi mi? Ahmet Hakan bunları nasıl bilmez? Ayrıca Rauf Bey’in Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği bir mektupta M. Kemal’in “Allah belasını versin, şu Amerikalılar manda mıdır nedir, bir an önce kabul etseler de memleket de bu herc ü mercten kurtulsa.” dediği yazar.[16] Madem mandacılık kötü bir şeydir, o halde neden mandacı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti kurucularından olan Abdullah Cevdet Bey M. Kemal nezdinde “makbul” oldu? Çünkü dinsizliği savunuyordu.[17] Mesele bu. Ey Ahmet Hakan! Hadi, Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’i huzuruna kabul eden ve tercüme ettiği dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitabını “Devlet Matbaası”nda bastıran M. Kemal’e de bir çift laf et de görelim samimiyetini…

*

ataturk-abd-mandasi-ataturk-amerikan-mandasi-m-kemal-mandaci-ataturk-mandaci-m-kemal-amerikan-mandasi-sivas-kongresi-ataturk

ABD’ye gönderilen M. Kemal Paşa imzalı “manda” teklifi…

***

Ahmet Hakan “hainlikten” de bahsetmiş… Bu kendi ifadesiyle “dümbeleklik”ten başka bir şey değildir.

Mısır, Sudan ve Kıbrıs’ı, Adaları ve Batı Trakya’yı Lozan’da bırakan kim? Batum’u ruslara satan kim?[18] Azerbaycan’ı bolşeviklere teklif eden kim? Ingilizlerin arzu ettikleri sistemi kuran kim?[19]

Kemalistler hep böyledir, kendilerini tenkid edenlere ya “deli” derler, ya da “hain”… Buna günümüzden somut (muşahhas) bir misal vereyim. 2013 yılında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun en küçük kardeşi Celal Bey’in Izmir’de bekçilik yaptığı ortaya çıkınca, Kemal bey şöyle demişti:

“Kardeşim evinin ekmeğini alın teriyle kazanan bir emekçidir. Ekmeğini, aşını alın teriyle kazanan başı dik, onurlu milyonlarca emekçi gibi inşaatta çalışan kardeşime de, kolaylıklar, sağlık ve huzur diliyor, alnından öpüyorum.”

Fakat bugün CHP’nin yolsuzluklarını ve FETÖ ile ilişkisini deşifre eden Celal Bey’e yapılanlara bir bakın. Utanmadan şimdi de ona “satılmış” yani hain ve “deli” diyorlar. Işte kemalistler böyledir. Böylelerinin, Osmanlı Devleti’ne ve padişahlarına iftira atmasında şaşılacak bir şey yok doğrusu. Tam tersine, eğer methetselerdi, işte o zaman Osmanlı’dan şüphe ederdim.

Osmanlı tarihçisi Ilber Ortaylı’ya rica ediyorum, Ahmet Hakan’a şöyle bir ağız dolusu; “cahil” der misiniz?

.

KAYNAKLAR:

.

[1] M. Kemal’in çocuklara içki içirdiğine dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/15/alkolun-zararlari/

[2] Nisa suresinde geçen bu ayetin meali:

“43 – Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.” (Elmalılı Meali)

[3] Şapka zulmüyle alakalı yazılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2015/04/26/kemalist-rejimin-sapka-yuzunden-idam-ettigi-salci-baci/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/28/sarigini-cikarmadi-istiklal-mahkemesine-sevk-edildi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

http://belgelerlegercektarih.com/2016/04/10/sapka-yuzunden-hic-kimse-asilmadi-mi/

[4] M. Kemal’in adamları mecliste cinayet işledi:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/25/m-kemalin-adamlari-mecliste-cinayet-isledi/

[5] M. Kemal’in kabul ettiği Güneş Dil Teorisi’nin hurafeleriyle gülmek isteyenler için de bir makalemiz var;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/30/ataturkun-gunes-dil-teorisi-kalp-krizi-gecirenler-olursa-sorumluluk-kabul-etmiyorum/

[6] M. Kemal’in Fransız elçisinin kızını taciz ettiğine dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.net/dr-riza-nur-m-kemal-ataturke-iftira-mi-atiyor-guzel-bacak-yarismalari-neydi/

[7] M. Kemal’in Ingiliz elçisini Türkiye’ye Reis yapmak istediğine dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/26/m-kemal-ataturk-bir-ingilizi-turkiyeye-reis-mi-yapacakti/

[8] M. Kemal din derslerini yasakladı:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[9] M. Kemal’in hayvan “sevgisi” için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/22/ataturkun-hayvan-sevgisi/

[10] Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş Ve Sonrası, Eylem Yayınları, Ankara 2008, sayfa 410.

[11] Abdi Ipekçi, Inönü Atatürk’ü Anlatıyor, Dünya Kitapları, (Dağıtım: Doğan Gazetecilik A.Ş. Yani Ahmet Hakan’ın patronu), Genişletilmiş Birinci Basım, Istanbul 2004, sayfa 44.

[12] M. Kemal’in serveti hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/03/m-kemal-ataturkun-mal-varligi-serveti-genis-kapsamli/

[13] Kimin “Ingiliz Valisi” olmayı kabul ettiğini merak edenler aşağıdaki linki tıklayıp meraklarını giderebilirler;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/22/turk-tarih-kurumu-m-kemal-ingiliz-valisi-olmak-istedi/

[14] M. Kemal’in Filistin cephesinden kaçması, pardon “geri çekilmesi” hakkında malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/30/filistin-cephesindeki-hain-m-kemal-ataturk-mu/

[15] Mondros Mütarekenamesi’nin öncesi ve sonrası hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[16] Kazım Karabekir, Paşaların Hesaplaşması, (Yayına Hazırlayan: Prof. Dr. Faruk Özerengin), 3. Baskı, Emre Yayınları, Istanbul 1995, sayfa 323.

[17] Abdullah Cevdet’in Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kuruluşunda oynadığı role ve Ingiliz manda ve himayesinin gerekliliğinden bahsettiğine dair kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/18/ingiliz-muhipler-cemiyetine-uye-olan-hocalar-hain-miydi/

[18] Lozan’da peşkeş çekilenler hakkında bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/30/misir-ve-sudani-lozanda-verdik-lozana-zafer-diyenlere-ithaf-olunur-17-madde/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/30/lozanda-ruhumuzu-sattilar/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/29/m-kemal-ataturk-bati-trakyayi-ve-oradaki-kardeslerimizi-dusmana-birakmis/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/09/lozan-andlasmasinin-58-maddesi-tam-bir-rezalet/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/05/lozan-anlasmasinin-tenkidi/

[19] M. Kemal Azerbaycan’ı bolşeviklere teklif etti:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/18/azerbaycandaki-kardeslerimize-m-kemal-ataturk-mu-ihanet-etti/

Hain var mı? Varsa kimin hain olduğuna dair bir fikir vermesi bakımından iki makale tavsiye ediyorum:

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/23/kim-hain-sultan-vahdettin-mi-yoksa-m-kemal-mi/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/06/27/kim-ingiliz-ajani-kim-hain/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Ahmet Hakan’a Cevap…

Ahmet Hakan’a Cevap…

*

ahmet-hakana-cevap-ahmet-hakan-kose-yazilari-ahmet-hakan-erdogan-ahmet-hakan-coskun-ahmet-hakana-reddiye

***

Cehaletiyle meşhur Ahmet Hakan bugünkü köşe yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Islamist terör” diyen Merkel’i uyarmasına tepki gösterdi. Arkasına Almanya Şansölyesi Merkel’i alan Ahmet Hakan, DEAŞ için “Ama Islam diye kafa kesmiyor mu barbarlar ordusu” diyor.

Evet Ahmet Hakan, aynen öyle yapıyorlar. Ama biraz tutarlı ol… Mert ol… Dürüst ol. Samimi ol. Bu ülkede “şapka” için kafalar kesilmedi mi? Eğer kafa kesmek barbarlık ise, o zaman bir şapka uğruna kafalar kesen “Atatürk”e de barbar diyebilecek misin?

M. Kemal şapka uğruna “kurbanlar verelim” demedi mi? Al işte, kendi beyanı:

“Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız! Isterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim!”[1]

Üstelik bir de milletvekillerini “kafa kesmek”le tehdit etmedi mi? Ve bunu da Nutuk’ta iftiharla anlatmadı? Al işte Nutuk’tan:

“Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”[2]

Peki M. Kemal’e de “barbar” diyebilecek misin?

Diyemezsin!..

Diyemediğin gibi, Rize’de Atatürk heykelinin söküldüğü yerde poz veren bir Türk vatandaşına; “be hey şuursuz!” diye çıkışıp kendinle çeliştin. Üstüne bir de Anaokulu bebesi gibi “Atatürk olmasaydı…” masalı anlattın. Gerzeklik bu işte…

*

ahmet-hakana-cevap-ahmet-hakan-kose-yazilari-m-kemal-ataturk-nutuk-fakat-ihtimal-bazi-kafalar-kesilecektir

M. Kemal, vekilleri “kafalarını kesmek”le tehdit ediyor ve bunu da Nutuk’ta iftiharla anlatıyor…

***

Neymiş, Atatürk olmasaymış belki bugün mülteci olacak mışız?

Be hey şuursuz!

Bu bir acziyet ifadesidir. Bu millet âciz değil ve hiçbir zaman da olmadı! Senin Türk milletine hakaret etmeye hakkın yok. Kahraman bir milletin istiklâlini bir adama mâletmek senin haddine değildir. Aklını başına topla. Batı’da Çerkez Ethem, doğuda Kazım Karabekir ve Deli Halid Paşalar düşmanla çarpışırken, Ingilizlerle Pera Palas’ta pazarlıklar yapan, ardından Ankara’da entrikalar çeviren ben değildim. Bu millet M. Kemal’den evvel başlattı Kurtuluş Savaşını. Onunla var olmuş değildir.

Kazım Karabekir paşanın günlüklerini de mi okumadın? Okutalım o zaman… Bak, 18 Nisan 1919 tarihli günlüğüne ne yazmış:

“Milli hareketimiz hakkında icap edenlerle görüştüm. Silahlı teşkilâtlarının kuvvetlendirilmesini söyledim.”[3]

19 Nisan 1919’da ise Trabzon’a çıkıyor.

Yani M. Kemal’in Samsun’a çıkışından 1 ay evvel…

Milli hareket için silahlı teşkilâtların kuvvetlendirilmesi talimatını vermek nedir? Halide Edib Adıvar’ın ingilizce yazdığı hatıralarını da mı okumadın? Milli hareketi Kazım Karabekir paşanın başlattığını ve halkı silahlandırdığını yazıyor. Peki o tarihte M. Kemal nerede? Uğur Mumcu’nun kitabına bak; “Şişli’deki evinde yatıyor.”[4]

Bize masal anlatma Ahmet Hakan!

Hani o olmasaydı?.. O olmasaydı Kazım Karabekir Paşa olurdu. O olmasaydı Ali Ihsan Paşa olurdu. O da olmasaydı Medine kahramanı Fahreddin Paşa olurdu. Bizde kahraman mı yok? Afrika’da bilmem ne kabilesinin efrâdı mıyız biz? Bu kadar ezik misin sen?

Neymiş… Atatürk’ün sayesinde din süslü cemaat darbe girişiminde başarısız olmuş. Hayır! Tam tersine; M. Kemal’e rağmen başarısız oldu. M. Kemal’in kapattığı Imam Hatip’ten mezun olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dik durmasıyla başarısız oldu. M. Kemal’in yasaklamasına rağmen “Allahu Ekber” diyerek direnen Milletin sayesinde başarısız oldu.

*

ahmet-hakana-cevap-ahmet-hakan-coskun-15-temmuz-darbe

15 Temmuz gecesi darbecileri tekbirlerle tepeledik…

***

Gel senin o düz mantığınla hareket edip şöyle haykırayım:

“Be hey şuursuz Ahmet Hakan!.. Eğer M. Kemal’in kapattığı Imam Hatipler, kemalizme rağmen daha sonra açılmasaydı, bu darbe girişimine karşı çıkan Erdoğan olmayacaktı. Türkiye bölünecekti… Belki de bugün mülteci olup ellerin memleketinde dileniyordun a be gerzek! Niye Erdoğan’ı eleştiriyorsun?”

Nasıl? Senin mantığın böyle işliyor işte. Üstelik aynı senin üslubunla yazdım.

Ayrıca meydanlara inenler “Türkiye laiktir laik kalacak” naraları atmadı. “Allahu Ekber” sadalarıyla kenetlendi. M. Kemal’in “Tanrı uludur” bilmem nesiyle değil. DEAŞ, Allahu Ekber diyerek kafa kestiği zaman “Islâmî terör” oluyor da, darbecilere karşı Allahu Ekber sadalarıyla direnmek neden “Islâmî direniş” olmuyor? Neden darbeden sonra “bu bir Islâmî direniştir” demedin de demokrasiye bağladın? Neden şapka uğruna kafa kesilmesine “Laik terör” demiyorsun?

Madem M. Kemal’in sistemi en iyisi, o zaman neden kuvvetler birliğini değil de kuvvetler ayrılığını istiyorsun? M. Kemal hayatı boyunca kuvvetler birliğini savunmuştur.[5]

Bir de Osmanlı borçlarından falan bahsetmişsin… Aman Ilber Ortaylı duymasın, yoksa sana ağız dolusu “cahil” der. O borçların büyük bir kısmı, M. Kemal’in de mensubu olduğu “darbeci” Ittihat ve Terakki’nin aldığı borçlardı.

Yani demem o ki bu paralar, hatta daha fazlası, tüyü bitmemiş yetimin hakkını betonlaştırıp her yere heykel dikenlerden tahsil edilmeli… Bir de “Atatürk olmasaydı…” diyerek masal anlatanlardan. Bakalım o zaman sen nereye kaçacaksın…

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 2, 5. Baskı, Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara 1997, sayfa 221 – 222.

[2] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 691.

[3] Kazım Karabekir, Günlükler (1906-1948), 1. -2. cild, Çeviriyazı: Budak Kayabek, Hazırlayan: Yücel Demirel, Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2009.

[4] Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 32, 33.

[5] M. Kemal kuvvetler birliğini savunuyordu:

http://belgelerlegercektarih.com/2017/01/09/m-kemal-ataturk-cumhuriyet-dusmani-mi-2/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Kadir Mısıroğlu: Shakespeare Müslümandır, gerçek adı Şeyh Pir’dir

Kadir Mısıroğlu: Shakespeare Müslümandır, gerçek adı Şeyh Pir’dir

*

shakespeare-musluman-mi-shakespeare-seyh-pir-seyh-peer-kadir-misiroglu-seyh-pir-kadir-misiroglu-shakespeare

William Shakespeare…

***

Beyaz TV ekranlarına çıkan Kadir Mısıroğlu, Shakespeare için “gizli müslüman” dedi ve gerçek adının “Şeyh Pir” olduğunu iddia etti. Mısıroğlu’nun bu açıklaması sosyal medyadaki cahiller tarafından istihza malzemesi yapıldı. Halbuki bu mesele Ingiltere’de bile eskiden beri münakaşa mevzuu olmuş bir konudur. Bazı yazarlara göre Shakespeare müslümandı, bazılarına göre ise değildi. Mısıroğlu’nun bu iki görüşten birini tercih etmesinde garip karşılanacak ne var?

Türkiye’de “Hz. Muhammed’in Hayatı” (sallallahu aleyhi ve sellem) isimli kitapla tanınan tasavvuf uzmanı Martin Lings, Shakespeare’in müslüman olabileceği kanaatindedir ve onun sufi olduğunu yazar.[1]

Nitekim Vanessa Thorpe, “The Guardian”da Shakespeare ile alakalı “Sufi or not Sufi? That is the question” (Sufi mi değil mi? Sual bu) başlıklı bir makale kaleme alır.[2]

*

shakespeare müslüman mi shakespeare seyh pir seyh peer kadir misiroglu seyh pir, kadir misiroglu shakespeare the guardian vanessa thorpe

 Vanessa Thorpe’un [2] no’lu dipnotta bahsi geçen makalesi…

***

Aynı şekilde Ali Jaafar da “Sufi or not Sufi? Was Shakespeare a Muslim?” (Sufi mi değil mi? Shakespeare müslüman mıydı?) başlıklı makalesiyle bu tartışmalara katılır.[3] Bu mevzuda daha birçok makale var.

Yani eğer sufiyse, o halde “Şeyh” denmesinde hiçbir gariplik yoktur.

Zaten Idries Shah’ın “The Octagon Press” tarafından Londra’da basılan “The Sufis” isimli eserinde Shakespeare’e “Şeyh Pir” dendiği yazmaktadır. Bu eserin ilk baskısı 1964 tarihlidir.[4]

*

shakespeare müslüman mi shakespeare seyh pir seyh peer kadir misiroglu seyh pir, kadir misiroglu shakespeare ali jaafar daily star

[3] no’lu dipnotta sözü edilen; “Sufi mi değil mi? Shakespeare müslüman mıydı?” başlıklı ingilizce makale…

***

Ayrıca Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Doç. Dr. Semih Çelenk, “Radikal” gazetesinde yayınlanan bir makalesinde şu malumatı vermektedir:

“Peter Brook “Evoking Shakespeare”de, Rusya’da karşılaştığı bir seyircinin ona Shakespeare’in Özbek olduğunu söylediğini, “Sheik”in Şeyh “Peer”in ise erdemli kişi (yani pir) anlamına geldiğini, dolayısıyla Shakespeare’in bir kod adı olduğunu ve kendisinin aslında bir kripto-Müslüman olduğunu iddia ettiğini yazıyor.”[5]

Bu satırlar 24 Nisan 2005 tarihinde yazılmış… Yani Kadir Mısıroğlu’nun “garip” bulunan beyanından 11 sene evvel. Peki bu kemalistler ve Hürriyet’te yazan Ahmet Hakan denen zat niçin sözkonusu makale yazarıyla alay etmediler? Çünkü o, Kadir Mısıroğlu gibi M. Kemal’in gerçek yüzünü ifşa eden yazılar kaleme almıyordu. Kemalist laik rejime karşı olduğu ve buna rağmen fikirleri geniş kitleler tarafından kabul görmeye başladığı için Kadir Mısıroğlu’nu itibarsızlaştırmak icab ediyor. Mesele bu! Başka hiçbir şey değil…

*

shakespeare müslüman mi shakespeare seyh pir seyh peer kadir misiroglu seyh pir, kadir misiroglu shakespeare riyaz timol

Riyaz Timol’un 2011 yılında “Milli Shakespeare Günü” anısına “1st ethical”da yayınlanan makalesi:

“Putting the Shaykh (Şeyh) into Shakespeare”

***

Şayet mesele bir “uydurmasyon”a tepki olsaydı, bu durumda ilk adres M. Kemal’in kendisi olmalıydı. Zira o, hiçbir yerde duyulmamış olmasına rağmen “Amazon Nehri”nin türklerin “Amma Uzun Amma uzun” sözünden çıktığını “bir yerinden” uydurmuştur. Fakat bu “uydurmasyon”a rağmen M. Kemal’e adeta tapıyorlar. Hayret bir şey doğrusu. Bu zırvalar yalnızca bununla da sınırlı değil. “Niagara şelalesi”nin ismi de türklerin “Ne yaygara Ne yaygara” sözünden meydana gelmiş.

Ünlü filozof Aristoteles (Aristo) ise “Ali ustadan” geliyormuş.[6]

M. Kemal’in “Güneş Dil Teorisi”ne göre böyle!.. Yani kemalistler ve Ahmet Hakan alay etmek için bir şeyler arıyorlarsa, M. Kemal’in icraatlarına baksınlar, zira orada bol miktarda “malzeme” bulabilirler.

Kemalistlere soruyorum: Ingiltere’de münakaşaya sebep olmuş bir meseleyi gündeme getiren Kadir Mısıroğlu’na “cahil” ve “safsatacı” diyeceksiniz, ama dünyada hiç kimsenin iddia bile etmediği safsatalarla devletin dil politikasını şekillendiren M. Kemal’i kahraman-dâhî-süper zeka ilan edeceksiniz, öyle mi? Ne diyelim, kemalizm beyninizi iyi yıkamış.

Hem Shakespeare neden müslüman olamasın? Islam’a ve türklüğe aykırı onlarca icraata imza atan M. Kemal’e dindar ve türk diyenler, mesele Shakespeare olunca niçin bunu ihtimal dahilinde görmüyorlar?

Hakikaten inanılacak gibi değil;

– Türklerin inanç, örf, adet, kültür, gelenek ve töresine uygun bir kanun yapmak yerine, bayrağı haç olan Isviçre’den Medeni Kanun alan,
.
– Eski Türklere ait bir başlık yerine, Yahudi dininin sembolü olan şapkayı Müslüman millete dayatan,
.
– Göktürk alfabesi yerine Latin alfabesini kabul eden,
.
– Alaturka musikiyi yasaklayıp Alafranga müziği empoze eden,
.
– “Paşa” kelimesi yerine fransızlardan “General” kelimesini alan M. Kemal’e; “ATATÜRK” diyerek onu Türklere -haşa- ATA yapanlar;
.
“Ey içki, eğer senin adın yoksa, sana iblis adını verelim” diyen Shakespeare’in müslüman olma ihtimalini alaya alıyorlar.

Kısaca, Islam’a uygun sözleri bulunan Shakespeare’in Müslüman olma ihtimali, türklük yerine batıcılık-gavurculuk yapan ve babasının kim olduğunu bilmediğini bizzat itiraf eden M. Kemal’in, “Türk” olma ihtimalinden fazladır.[7]
.
Shakespeare’in müslüman olup olmadığı esasen mühim değildir, olmayabilir de… Ancak onunla alakalı bu tür tartışmaların Ingiltere’de bile yapılmış olmasına rağmen sanki Kadir Mısıroğlu’nun bir uydurmasıymış gibi lanse edilmesi hiç hoş değil.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Martin Lings’in Shakespeare hakkındaki çalışmaları için şu eserlerine bakılabilir:

“Shakespeare’s Window into the Soul: The Mystical Wisdom in Shakespeare’s Characters.”

“The Secret of Shakespeare.”

“Sacred Art of Shakespeare: To Take Upon Us the Mystery of Things.”

[2] Vanessa Thorpe, “Sufi or not Sufi? That is the question” (Sufi mi değil mi? Sual bu), The Guardian, 24 Ekim 2004.

[3] Ali Jaafar, “Sufi or not Sufi? Was Shakespeare a Muslim?” (Sufi mi değil mi? Shakespeare müslüman mıydı?), Lebanon News: The Daily Star, 30 Kasım 2004.

[4] Idries Shah, The Sufis, The Octagon Press, Londra 1964, sayfa 220.

[5] Doç.Dr. Semih Çelenk, “Shakespeare olmak ya da olamamak”, Radikal Gazetesi, 24 Nisan 2005.

[6] M. Kemal’in “Güneş Dil Teorisi” kapsamında uydurulan sözlerin kaynakları ve geniş malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/30/ataturkun-gunes-dil-teorisi-kalp-krizi-gecirenler-olursa-sorumluluk-kabul-etmiyorum/

[7] M. Kemal’in babasının kim olduğu bile belli değildi. Nitekim o, babasını tanımadığını hizmetçisi Cemal Granda’ya söylemişti.

Işte Granda’nın hatıratından ilgili bölüm:

“Fakat Atatürk, bu Cemal adına tutulmuş olacak ki yeniden seslendi:

– Bu Cemalettin ismini kim koydu sana?

Artık adamakıllı korkmağa başlamıştım;

– Babam, diye cevap verdim.
– Öyle ise baban ne adammış senin. Diye sertçe çıkıştı.

Bunun üzerine:

– Ben babamı tanımıyorum. Deyince yüzü daha da sertleşti:
– Babamı tanımıyorum ne demek? Sen babasız mı doğdun? Baban yok mu senin?..
– Ben dokuz aylıkken babam ölmüş.

Atatürk üzüldüğümü yüzümden okumuş olacak ki, birden sesini yumuşattı:

– Ananı tanıyorsun ya yeter!.. Dedi. Ve biraz durduktan sonra ekledi: Ben de babamı tanımıyorum ya…”

Bakınız;

Cemal Granda, Atatürk’ün uşağının gizli defteri, Hazırlayan: Turhan Gürkan, Istanbul 1971, Fer Yayınları, sayfa 19-21.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Mehmed Akif’e Hakaret Eden Kemalistler

Mehmed Akif’e Hakaret Eden Kemalistler

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

mehmet akif ersoy kadir misiroglu mehmet akif pezevenk atatürk mehmet akif ersoy mehmet akif ersoya hakaret, mehmet akife küfür

***

Kadir Mısıroğlu’na, “Akif’e pezevenk dedi” iftirasını atarak ortalığı birbirine katan kemalistler, nedense Mehmed Akif’e kan kusturan yoldaşlarını ya görmüyorlar, ya da görmezden gelip saf ayağına yatıyorlar. Kadir Mısıroğlu, Mehmed Akif’e kesinlikle pezevenk dememiştir, internette dolaşan sözkonusu kayıt dikkatle dinlendiğinde, Mısıroğlu’nun “desene” dediği açıkça anlaşılmaktadır.

Kadir Mısıroğlu’nun Mehmed Akif’i bazı sözlerinden dolayı eleştirdiği doğrudur, ancak hakkını teslim ettiği de bir gerçektir. Bizim anlayışımıza göre Peygamberler hariç her insan eleştirilebilir.

Kemalistler de, üstelik M. Kemal Atatürk hayattayken Mehmed Akif’i eleştirmişler… Sadece eleştirmekle kalsalar yine iyi, alenen hakaret etmişler. M. Kemal’in direktifiyle yazı yazmasıyla tanınan Falih Rıfkı Atay’ın, ünlü şairimize “Kafasının darlığı şapka giymesine müsaid değildi” şeklindeki hücumuna ne demeli?

Hadi… Falih Rıfkı’ya hatta M. Kemal’e de hakaret edin…

Bir şiirinde “Bizim canımız Atatürk’e feda olsun” diyen Münir Müeyyed Bekman, Mehmed Akif Mısır’dan yurda döndükten kısa bir süre sonra şöyle yazıyordu:

“Bir değerin, inkılab içinde değerlendirilmesi mücerred hükümlerle değil, inkılab’ın hükümleriyle mümkündür. Kıymetler mücerred hükümlere dayandıkça kıymetsiz kalmaya mahkumdur. Bu itibarla inkılabcı bir ruhun ona vereceği hüküm bir sıfır!

Inkılab edebiyatı tarihinin hükmü ise kısaca “kanaatlerinin kuvvetli bir şairi idi” demekten ibaret olacaktır. Onun için daha fazlasını istemek, inkılab’a karşı hürmetsizlik olur.”[1]

M. Kemal’i yere göğe sığdıramayan ve onun partisinde Izmir Milletvekilliği yapmış olan Hasan Ali Yücel ise, Akif’i hiç fütursuzca “Inkılab yürüyüşünün döküntüleri” arasında kalmakla niteliyordu:

“Istiklal mücadelesinden sonra Mehmed Akif, cemiyette gördüğü değişmelere inanmadı ve inanmadığı için de uymadı. Beş-altı sene memleketten uzak yaşamasının sebebi budur. Çünkü onun cemiyet telakkisi geri idi. Halbuki kurtuluş zaferinden hızını alan inkılab duramazdı. Bir muharebede sıkı bir yürüyüş zarureti hasıl olduğu zaman, bacaklarında kudret olmayanlar, döküntüler arasında kalırlar.”[2]

Agah Sırrı Levend de benzer bir yorum yapacak ve şairin, “sosyal inkılabları kavrayabilecek bir ufuktan yoksun olduğunu” söyleyecektir:

“Istiklal savaşına feragatlı ve sadık bir vatanperver olarak katılan Akif, mücadelenin ilk safhalarında önemli bir yer alacak, ilk Millet Meclisi’nde mebus sıfatıyla bulunacak kadar bu büyük hareketi takib
etmiştir. Ancak birbirini takib eden sosyal inkılablar, onun aleminin üstünden aşacak kadar ileri ve ona uzak idi. Bu his, yabancı diyarların elemine katlanmayı göze alacak derecede ona kuvvetli geldi.”[3]

Ey kemalistler, peki bunlara neden hakaret etmiyorsunuz?

***

YENİ ADAM’IN ANKETİ

Yeni Adam mecmuası Akif hakkında şoyle bir anket açmıştır:

≪Şimdiye kadar Mehmed Akif için bir çok yazı yazıldı. Bunların çoğu onun hakkında daha çok hissi hükümlerin belirmesine vesile oldu. Maksadımız çok muhim saydığımız bu 7 noktanın aydınlanmasıdır. Anketimize verilen cevablardan dört tanesini basıyoruz.

1 — Akif milliyyetci bir şair midir, Islâmcı bir şair midir?
2 — Akif bir sınıf şairi midir, yoksa halk şairi midir?
3 — Akif’in Türk inkılâbına hizmeti var mıdır?
4 — Akif’in edebiyyata teknik bakımından hizmeti olmuş mudur?
5 — Akif’in memleketten uzaklaşmasını nasıl izah edersiniz?
6 — Eserlerinde sosyal bir tez var mıdır?
7 — Akif’in Insani olan tarafları var mıdır?[4]

***

Peyami Safa sualleri şöyle cevaplar (kısaltıyoruz) :

Akif Türk edebiyyatında teknik bakımdan muallim Naci’yi tekamül ettirmekten, yani mustahase aruz kalıbını tasfiyeye çalışmaktan başka rol oynamamıştır: Aruzun cenazesini yıkıyarak gömmüştür.

5 — Ictihad meselesi, fakat inkılaba küsenlere inkılab ta küser.

6 — Akif’in tezi falan yok, perakende iştiyakları vardır. Yıkılan bir şarka ağlamış, ahlak tereddisiyle mücadeleye çalışmış ve hüsran içinde gözlerini kapamıştır. Onun istediği dünya Rönesanstan evvel yıkılmıştı.

7 — Dini ve Milli olan her şey insanidir. ≪Sınıfi≫ demek istiyorsanız bence bu mübhem tabir en az beşerîyi ifade ettiği için suâlinizin müzmer fikri olmıya lâyik değildir. Din ve millet insanîsinin dışında bir tek varlık kalır; Ölüm karşısında insan. En müşterek insani keder budur. Akif’in bu mevzuda hassasiyyeti görülmemiştir.

***

Ismail Hami ise şöyle cevaplar:

1 — Akif islamcı bir şairdir ve hatta şiirlerinde milliyyet fikrinin aleyhinde bulunmuştur.

2 — Akif ne halk şairi, ne de sınıf şairidir. O, bence bir ümmet şairidir.

3 — Akif’in Turk inkılabına hizmeti varmıdır, şeklindeki suallere edebi şahsiyyetini istihdaf ediyorsa eserleri içinde en güzellerinden sayılan ≪Istiklal marşı≫ nın güftesi milli hareket devrinde yapılmış bir hizmet şeklinde gösterilebilir. Fakat bu güftedeki zihniyyetin ondan sonra yapılmış olan inkılaplardaki prensiplerle ne dereceye kadar tevafuk gösterebileceği ayrı bir mes’eledir.

4 — Teknik bakımdan en mühim rolü nazm lisanındaki selaset ve hakimiyyettir.

5 — Kendisini tanımadığım için niçin gittiğini ve ne için geldiğini bilmiyorum. Eğer kendi noktai nazarından şapkayı müslumanlığa münafi bir şey sayarak gitmişse bunda tabii aldanmıştır.

6 — Akif’in şiirlerinde tasvir ettiği derdler hep Islam sosyetesine aiddir. Akif yalnız Islam aleminin ihtiyaclariyle alakadar olmuştur, şiirlerinde Türk sosyetesiyle ilgisini gösteren satırlara tesadüf edilmez. Hatta meşhur ≪Çanakkale≫ manzumesinde de tebcil ettiği şehidler onun nazarında Türk şehidleri değil, müslüman şehidleridir.

7 — Akif’in islamiyyet çerçevesi haricinde bir alemle meşgul olduğunu bilmiyorum. O, evvela müslüman, saniyen müslüman, salisen yine müslümandır. Bu mahiyyeti haricinde bir hüviyyet ve zihniyyeti yoktur zannederim.

***

Şükufe Nihal:

≪Türk Arabsız yaşamaz, kim ki yaşar der, delidir≫.

Bugünkü siyasi zaruretler içinde ancak kendi varlığına dayanarak kurtuluş yolunu bulan Türk’ün büyük idealini sezemiyerek onu ≪deli≫ diye tezyif eden bir adam.

≪Müslümanlıkta anasır mı olurmuş ne gezer?
Fikri kavmiyyeti tel’in ediyor Peygamber…≫

diye bize on dört asır evvelki ihtiyacların yarattığı rejimlerden bahseden iskolastik bir kafa… böyle bir kafanın milliyyetcilikle zerre kadar ilgisi olamaz…

Akif, muayyen bir sınıfın şairi değildir. Ben onda bir halk şairi vasfını da pek göremiyorum. O, ümmetci bir adamdır, en karakteristik tarafı, koyu bir din adamı oluşudur. Safahat’ı baştan başa karıştırınız, her fikirde, her mevzu’da hep Allah, hep Nebi, Turusinalar, secdeler, her ıztırapta, her arzuda: ≪Ilahi.≫ diye göklere açılan bir el.. Insani tarafı kuvvetli, bunu (Hasta) da (Kufe) de, (Seyfi Baba) da, filan görüyoruz.

Akif’in Türk inkılabına tek bir hizmeti yoktur. O, bil’akis, bizim kanımız bahasına yarattığımız inkılabın eserlerini beğenmiyerek bu toprakları bırakıp gitmiştir. Başından, yine bizim malımız olmadığı söylenen fesi çıkarıp yerine bir başka biçimde bir cuha parçası geçirmeyi bir din, bir ahlak mes’elesi yaparak yurdunu, milletini bırakan, hurafelere takılmış bir adam.

Ben medrese adamlarının iki çeşidini gördüm, bir takımı, bir adım daha ileriye atamıyacak kadar kör, inadcı… bunlar oldukları yere saplanırlar, kımıldatamazsınız, bir takımı da alabildiklerine ileri atılırlar, kıraldan ziyade kırallık tarafdarı olanlar gibi… Mazilerini büsbütün unuturlar, etraflarına da unutturmak isterler, mondenlerin mondeni kesilirler, nihayet, delice attıkları adımlarla hududu tayin edemiyerek bataklıklara düşerler. Akif birinci takımdandı. Bize uyamadı. Dünya medeniyyetine uyamadı. Çıktı gitti… Medrese kanalından geçen hiç bir insandan hayır bekliyemem…

Akif yeni cem’iyyetin hiç bir ihtiyacını sezememiştir ki ona aid müdafaa edecek bir teze sahib olsun. Bütün endişesi, Islamlık, ittihadı Islam. Adaleti, fazileti, her şey’i haktan bekliyor, hatta vicdan mefhumunu inkar eden bir adam. Insani varlığa kıymet verdiği yok :
≪Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne (vicdan) dır,
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır…≫

Allah korkusu dediği cennet, cehennem, sırat, zebani korkusu mudur? Bize mutlaka, bir mükafat karşılığı iyi olmamızı öğreten medrese terbiyesi… (vicdan) denilen ve bize en yakın hakimin üzerimizdeki bu yaman kudretini inkar ediyor. Türk ocakları, Türkçülük cereyanları gençliğe yeni idealler, yeni alevler aşılarken, mukadderatımızı ancak milli şuurun kuvvetlenmesine bağlı iken yazdığı yazıya bakınız ;
≪Ben böyle bakıp durmıyacaktım eli bağlı,
islamı uyandırmak için haykıracaktım.≫

Bütün bunlardan sonra biraz geç kalmış bir sual hatıra gelebilir:

Akif bir şairmidir; bir san’atkarmıdır?
Ben ona hiç bir zaman, manzum yazmasını bilen ve çok söyliyen bir insan, diye bakmaktan ilerisine geçemem. Nazmlarında şiirden beklediğimiz deruni müzik yok, estetik hiç yok… Duygular, düşünceler icazdan uzak… Bir başladı mı neler, neler söylüyor… Cübbesinin eteklerini savura savura giden bir hoca gibi, durmadan dudaklarından sözler boşalıyor, nereye? Bence, havaya!.. Şiir, bu demek değil, şiir, biraz teksif ister, dökülüp saçılmaz, şiir kalbimize saplanan, ruhumuzda hamle yaratan, hayalimizi yeni dünyalara sürükliyebilen, biraz bizi kanatlandıran şey…

Akif’i okurken canım sıkılıyor, tozlu, küflü bir medrese havasında bunalıyorum…

Akif’in Türk edebiyyatında teknik bakımdan bir rolünü göremiyorum. Herkeste müşterek bir inanış var: Akif sade lisanla yazmış. Hayır, Akif sade lisanla değil, bayağı lisanla yazdı… Edebiyyatın konuşma dilinden başka bir dille yazması adet olduğu, osmanlıca yazıldığı bir devirde o da başkaları gibi, bize ≪siyehrenk dalalet≫ ler, ≪ziyariz hakikat≫ler, ≪perdepuş zulmet≫ ler, ≪fezai mabed≫ ler ≪encümnema meşail≫ leri ve daha bilmem neler yazdı; sonra, yeni cereyana kapılarak sadeleştirmek isterken (Halk dili) diye bize mahalle kahvesinin dilini getirdi. Bütün yazılarında kendisi de kahramanlarının diliyle konuştu, bir san’atkar sıfatiyle onlardan ayrılamadı, hep ≪Be!≫ ler, ≪yahu!≫ lar, ≪hadi≫ ler, ≪hele!≫ ler ve ne küfürler, küfürler…

≪Hadi, toprakta silinmez bir izin var, ne çıkar?
Bağlı oldukça telekkiye hakiki değeri…
Dün beyinlerde kıyamet koparan hükümeti [hikmeti olacak] al,
Bugünün zevkine sor, beş para etmez ciğeri…

Şair değil, san’atkar değil, yüksek seviyyede bir adam da böyle konuşmaz… Bu softalıktan, sarıklı dostlardan kalma laubali bir görüşme tarzı… Medrese, hoca alemi ki, Türk Ictimai hayatının, Türk konuşma adetinin dışında bir başka, garib alemdir. Onun mahsullerini edebiyyatımıza olsun sokmıyalım. Şiirimizi olsun o laubalilikten, o çapaçulluktan koruyalım…

Akif, ne diye nazmın, kafiyenin, kayıdlarına girmek zahmetine katlanmış, bilmem. Duyan, ıztırab çeken bir adam, pekala, bunları satır satır gazete sütunlarında da yazabilirdi. Hem de üçüncü sınıf bir Mehmed olarak…

Alel’ade sokak, mahalle mevzularından yükselip te biraz azamet, biraz muhabbet yaratmak istediği zamanlarda fanteziye düşüyor, işte Çanakkale manzumesi… Sönük! Tarihin dümdüz kaydettiği sayfalar bence daha canlı!.. Nedir o şehidler için hazırladığı türbe! O ne fantezi, ne cici bici bir şey!.. Muhabbet yok, karşısında titremiyoruz, bir yığın pırıltı…

Akif tarafdarlarının serzenişlerine uğrıyacağımı biliyorum, ama ne yapayım, benim de duyduğumu açık söylemek illetim vardır: Akif’in 1335’te yazdığı Şark adlı şiirinin (Sis) ten farkı ne? Onun daha kuvvetlisini Fikret daha (1317) de yazdı…

Akif Çanakkale şiirinde :
≪O ne müdhiş tipidir, savrulur enkazı beşer,
Kafa, güz, güvde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır hayretle [her biri olacak] vadilere sağnak sağnak…≫

Fikret, (bir lahzai teahhuf) de :
≪Bir mahşeri vazii temaşa, haşin, akur
Tırnaklariyle bir yedi kahrın didik, didik
Yükseldi gavrı cevve bacak, kelle, kan, kemik.≫

Akif (Bülbül) şiirinde :
≪— Eşin var, aşiyanın var, baharın var, ki beklerdin,
Kıyametler koparmak neydi, ey bülbül nedir derdin?≫

(Yunus Emre) on üç asır evvel:
Karlı dağlar mı aştın, derin ırmaklar mı geçtin.
Yarinden ayrı mı düştün, niçin ağlarsın bülbül, hey.
Gülistanlar yapıyorsun, benim derdim yenilirsin,
Yunus gibi inilersin, niçin ağlarsın bülbül, hey.

Akif bazı da Nabileşiyor :
Ilahi emrinin avare bir mahkumudur alem,
Meşiyyet sende, her şey sende, hiç bir şey değil adem,
Fakat hala vücud isbat eder kendince her [hey olacak] sersem…

Nabi:
Ne varsa cümle şenindir, bir söz ki varım yok,
Cihana gelmede, gitmekte ihtiyarım yok.
Benim, benim, diyecek elde bir medarım yok,
Bir karhane bilsem neyim, benim nem var?≫

Ara sıra da “Hamid”leştiğini söylesem, nasıl olur, bilmem.

Akif :
«ki vadiden bütün bir [yer yer olacak] yer inenler [eninler olacak] çağlayıp durdu≫

Hamid :
≪Döner vadide duradur bir ses, ruhlar çağlar…≫

Bence Akif orijinal değil, lisanında yüksek ve nezih değil. Milli inkılabımıza baş çevirmiş, beşeri zekaya, kültür seviyyesi musaid olmıyan bir insan…
Isteyen, kendisine san’atkar payesi verebilir.

***

Mecmuanın 8 Nisan 1937 sayısından…

Kerim Sadi:

≪Zillullah≫ ın yaşmaklı güvercinlerle dolu sarayı önünde secdeye kapanan ve popüler bir eda ile karaladığı manzumelerini Kur’an sahifelerinden seçilmiş tabirlerle söyliyen Mehmed Akif ultrareaksiyoner sarıklılar ordugahının ön safında dalgalanmış siyah bir bayraktır.

≪Safahat şairi≫ batıl itikadlarla hurafelerden ve taassubtan sıyırılmış bir din —yani, ekonomik istismar altında kırmızı küreyvelerine kadar ezilen mustahsil halk kitleleri için daha ≪saf≫ bir afyon ve buna binaen o nisbette tehlikeli bir zehir— tahayyül ediyor ve kapitalist medeniyyetine — ≪tek dişi kalmış canavar≫ a — isyan eder görünmesine rağmen, emperyalist istila ordulariyle yan yana yürüyen hilafeti idealize etmekte teannüd gösteriyordu. Başında fesle Nil kıyılarına kaçışı müdafaa ettiği bazı geri telekkilerin burjua-demokratik inkılabı tarafından enpoze edilen sosyal yaşayış şartları karşısında bozgununu ifade eder.

***

Orhan Seyfi:

1 — Akif milliyyetci şair değildir. Müslüman akaidini neşreden ve o yoldan ayrılan herkese levmeden bir şairdir. Akif’in şiirlerinde yüksek bir din cazibesi, yüksek dini bir heyecan bulmuyorum. O, hiç mistik değildir. Onun bütün, teessürü, dini akaidi bütün sertliği ile hayatımıza tekrar yerleştirmek ve bizi, eski Islam medeniyyetine çevirmektir.

2 — Sınıf tabirinin medlülü, hayatımızda varmıdır, acaba?… Akif muhafazakar, veya mutaassıb diye anılan, nasların çerçevesinde kurtulamamış bir zümrenin şairidir. Halk şairi tabirini, biz halk arasında çıkan ve halk edebiyyatının tekniğini kullananlara veriyoruz. Tabii bu manada Akif halk şairi değil. Yalnız popülerdir. Çok geniş bir kitleye hitab etmek ve onlara mümkin olduğu kadar anlıyacağı bir dil ve bir duygu kullanmak istiyen bir şairdir.

3 — Akif’in Türk istiklaline hizmeti vardır. Istiklal marşı meydanda… Fakat inkılabcılığa gelince, maziye, an’aneye bağlı kalmıştır. Yani muhafazakardır.

4 — Teknik bakımdan aruz veznini her türlü, hissi, fikri ifadeye kabiliyyetli bir şekle sokduğunda herkes müttefiktir. Fakat bu asıl san’at noktasından bakılınca ne derece ehemmiyetlidir? Aruzla, her hatıra geleni yazıvermek bir kıymet midir? Bence Akif’in değeri vezn oyuncaklarında, bu kolay işlerde değil, iç taraftadır. Bize yeni bir ses duyurabilen mısralarındadır. Bize hayatımızın eski manzaralarını sarahatle ve kudretle çizen tasvirlerindedir.

5 — Akif’in çocukluktan başlıyarak aldığı terbiyeyi düşünün… Onun bu terbiyeye ne kadar bağlı kaldığını ve kendisi için bunu bir fazilet, bir ahlak ve vicdan mes’elesi yaptığını hatırlayınız. Şapkayı küfrün, düşmanın, bir remzi olarak gören bu samimi karakterin şairin ruhunda tabii müdhiş, bir aksi te’siri olacaktır. Işte onun Mısıra gidişini bununla izah edebiliyorum.

6 — Akif, Cem’iyyetin normal tekamülünü çok def’a bir tereddi şeklinde görüyordu. Eserlerinde müdafaa ettiği en yüksek tez, eski müslüman ahlakıdır. Yoksa, cem’iyyeti daha ileri merhalelere götürecek hamleler yapmayı o düşünmemiştir sanırım. Onun için en mükemmel cem’iyyet örneği ≪asrı saadet≫ idi… Mümkin olursa oraya dönmek istiyordu.

7 — Akif halis bir Istanbul çocuğudur. Onda milli ve mahalli zevk kuvvetlidir. Bence, onun asıl kıymetini yapan budur. Insani tarafına gelince, o ancak müslüman olanı insan sayıyordu. Din duyguları haricinde Insani duygular şiirlerinde bir yer bulamamıştı.

***

Yusuf Ziya:

1 — Akif’e milliyyetci bir şair demek ne mümkin… ≪Fikri milliyyeti tel’in ediyor Peygamber…≫ mısraı ile bağıran kendisi değilmi?

2 — Akif’e halk şairi de diyemeyiz. O sarahaten yeşil edebiyyatın yegâne cazibeli mümessili idi.

3 — Evet… Akif’in Türk inkılabına büyük hizmeti vardır. Onun eserlerini okuduğumuz zaman nelerden kurtulduğumuzu anlıyoruz. Istiklal marşına gelince: buna inkılabın değil, ihtilalin sesidir, diyebiliriz.

4 — Mehmed Akif’in bir çok şairlerin samimi duyguları kekelediği aruzla mahalle kahvesinde iskambil oynatmıştır. Köy düğunünde pehlivanları güreştirmiştir. Onun vezne sokarak söylediklerini, vezinsiz yazmak bile kolay değil… Fakat Akif’in, muallim Naciden, Tevfik Fikret’ten sonra geldiğini, hatta Ali Ekrem’in meşhur vasiyyetinden sonra selaset yolundan rakibsiz yürüdüğünü de unutmıyalım.

5 — Benim izah etmeme hacet yok… Safahat, her mısra ile bu haleti ruhiyyeyi izah etmiyor mu? Balkan harbinde yazdığı bir şiire bakınız. Mağlubiyyetimizde en çok düşmanlar bize şapka giydirecek diye korkuyor.

6 — Bir şiirinde ≪Ben ki evet Arnavud’um≫ diyen Akif, kendi Arnavudluğunu hatırladığı halde inkara çalışıyor. Ve bir müslüman birliği istiyordu. Onun için, her yeni bir bid’atti.

Bugün Türk Milletine ilerleme imkanlarını veren ne yaptıksa, Akif onlara en korkunç tehlike diye bakmıştır. Onun istediği kendi fikri terbiyesinden doğan bir şeriat dünyasıydı.

7 — Akif’in nazarında insan, yalnız müslumandı, alt tarafı gavur… Insana yalnız dini ölçü ile kıymet veren bir adamdan insani eserler nasıl bekliyebiliriz?

***

Raif Necdet:

Asıl inkılaba bittabi Akif’in hiç bir hizmeti dokunmamış, hatta inkılaba karşı somurtkan bir çehre almıştır. Filhakika tamamiyle şark ve Islam medeniyyetinin te’sir ve nufuzu altında kalan şair yapılan mes’ud yenilik ve devrimleri bir türlü benimsiyememiştir. Nurlu kasırgalarla şark medeniyyetinden garb medeniyyetine geçiş Akif’in başını döndürmüş, gözünü karartmıştır. Eğer denildiği gibi, şapka giymek için okadar sevdiği memleketini terketmişse bu, değil mütefekkir ve mütefennin bir şaire, az çok doğru düşünen alel’ade bir insana bile yakışmıyacak acib bir gerilik hareketidir. Şu ibtidai (ilkel) düşünce ve hareket kültür ve tefekkür bakımından çok acı tenkidlere layıktır.

***

1 Nisan 1937 sayısından…

Falih Rıfkı Atay:

1 — Akif, Osmanlı – Islâm âmmesinin şairidir.

3 — Bizim inkılabımız, hayat, fikir ve vicdan hürriyyetlerini ve laisizmi müdafaa eder. Osmanlı – Islam ideolojisi ile Kemalizm ideolojisi tam tezad halindedirler.

5 — Kafasının darlığı şapka giymesine müsaid değildi. Mısır’a gitti. Fakat asıl kalbi bu memlekette bağlı idi. Onun topraklarında yatmıya geldi.

****

Sadri Ertem:

Akif’i, bu zümre içine alınca bizim bugünkü tariflerimiz onu ihata edemez. Çünkü: hissen dindardır. Dil itibarile diğer zümrelerin muvaffak olamadığı şekilde millidir. Bu sual sorulunca
hayalimde daima aziziyye fesli, elfiye şalvarlı, kaloş kunduralı, cami şadırvanları önünde abdest alarak kıllı kollarını büyük yazma mendillerile silen, akşamları yine yazma mendiller ile ekmek ve çocuklarının nafakalarını saran insanlar canlanır. Bu insanlara hangi sıfatı verirseniz onların şiir dili olan Akif’e de aynı vasfı vermiye mecbursunuz.

3 — Türk inkılabını Türk Istiklal hareketinden ayırdığımıza göre hayır, ayırmadğıımıza göre evet… Çünkü Akif Avrupa’ya karşı dik ve keskin bir istiklal tarafdarıdır. Çanakkale şiiri, hala hergün kulaklarımızda akisler bırakan, Istiklal marşı müstekil yaşamanın zevkini alan ve Istiklal yoluna kurban olmayı bilen bir adamın hislerini ifade etmektedir. Şair Akif Türkiye’nin istiklalini istiyen insandı. Bir saniye onun başka türlü düşündüğünü tasavvur edemem. Istiklal davasında o, zafere kadar bizim safımızda idi. Istiklalden sonra sosyal davalarda bizden ayrıldı.

5 — Akif memleketten kovulmadı. Kendisi istiklalini kazanan bir memleketten kendi arzusu ile çıktı, başka memleketlere gitti, dolaştı, sonra tekrar memlekete döndü ve ölüme orada kavuştu. Akif’in memleketten uzaklaşmasını ben büyük bir dava diye değil, bir dekor değiştirme arzusu ve bir küçük hassasiyyet hikayesi diye kabul ederim.

7 — Akif’in insani tarafı derken çok insaflı konuşmak lazımdır. Akif bir dünyada yaşadı ki, insani hisler üç sebebten dolayı onun için katledilmiş bir halde idi. Akif’in yaşadığı dünyada insaniyyet denen şey hakikaten yoktu. Nitsche’nin Üstün adam’ını, Gustave le Bon’un ali ırkını, bütün Avrupalıların Avrupa’nın üstünlüğünü iddia ettikleri bir devirde yaşıyan Akif için medeniyyet gerçekten ≪Tek dişi kalmış canavar≫ idi. Avrupa’nın kanlı ittifaklar çenberi içinde 20 milyon insanı harcadığı bir zamanda yaşıyan adamın insani hislere sahib olması sıhhatına delalet edemezdi. Akif dünyayı islam göziyle seyrederdi. Bu dünyaya karşı Avrupa, sadece, aşağı insanlar memleketi hissi ile baktı. Bu dekor içinde bulunan adamın asi olması kadar tabii bir şey tasavvur edilemez. Nihayet Akif Islam terbiyesi, felsefi ve onun hayatı anlıyan dekoru içinde idi. Bu dekoru teokrasiden geleni dünyayı tabiat haricinde bir Allah’ın emrine terkeden ve mutlak ve kudretli ≪Rabbülalemin≫ i vardı. Bu ≪Rabbülalemin≫ bazı beşeri hislere sahibi olmakla beraber insanları birbirine kırdırmayı, ölümü hayata tercih ediyordu. Insani hislerin yalnız bir söz halinde dillerde başkalarını itham için bir vasıta şeklinde konuşulduğu zamanlarda Akif’in insaniyyet davasındaki mevkii, bence, sorulmıya değmez. Çünkü bu suali ona değil, devrine ve dünyasına sormalıdır.

***

Nureddin Artam:

3 — Türk inkılabı geniş bir mefhum ifade eder. Bu hareketlere karışan bir çok simalar tanıyoruz ki yarı yolda kalmışlardır. Işgal altındaki Istanbul havası ciğerlerine pek ağır gelen şair, gizli yollardan Anadolu’ya kaçar ve Ankara’da milli duyguları şahlandıran şiirler yazarken inkılabın sahnesinde inkılabın adamı idi. Sonra? Akif’in ondan sonraki yeri edebiyyat tarihinin sahifelerindedir.

5 — Akif inadcı, alıngan ve etraftakilerden kendisine karşı devamlı saygı bekliyen bir adamdı. Bu hisleri, onu, Mısır’da bir prensin kendine açık bulundurduğu bir evde inzivaya sürüklemişti. Akif, verdiği bu kararın yanlış bir karar olduğunu Istanbul’a dönüşünden çok önce anlamıştı, fakat çürümiye başlıyan kara ciğeri ona son günlerinin yaklaştığını anlatıncaya kadar anayurda dönememiştir…

7 — Buradaki insanlık kelimesi bir zümrenin duygusu ile duygulanıb ona saldıranlara karşı sonsuz bir kin ve gayz beslememek demekse hayır, kederi, neşesi ve ülküsü bir olan bir cemiyyet içinde kendisinden başkalarının derdini bölüşmek manasına ise evet.

***

Kemalistler, başkalarını itham etmeden önce, evvela kendi kapılarının önünü temizlemelidirler.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Açıksöz Gazetesi, 1 Temmuz 1936.

[2] Akşam Gazetesi, 4 Ocak 1937.

[3] Yeni Türk, 1 Mart 1937.

[4] Yeni Adam Mecmuası, 11 Mart 1937 sayısından.

Ayrıca bakınız; 1 Nisan ve 8 Nisan 1937 tarihli sayılar.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*