Osmanlı Devleti mi Diktatörlük idi, yoksa Kemalist rejim mi?

Osmanlı Devleti mi Diktatörlük idi, yoksa Kemalist rejim mi?

Son zamanların en popüler kemalist sloganlarından biri hiç şüphesiz, “Hangi diktatör halife ve padişah olabilecekken Cumhuriyeti kurar?” sloganıdır. Bunun zaten mümkün olamayacağını başka yazılarımızda bütün tafsilatıyla izah etmiştik. Dileyen o yazılara bakabilir.[1]

Hem M. Kemal neden halife veya padişah olmak istesin ki? M. Kemal’in sahip olduğu yetkiler zaten Halife ve padişahlardan daha genişti.

+

osmanli-anayasasi-1924-anayasasi-teskilati-esasiye-kanunu-osmanlida-kul-cumhuriyette-vatandas-mi-olduk-ataturk-isteseydi-padisah-olurdu-ataturk-isteseydi-halife-olurdu

Aşağıda bahsi geçen kitabın 67’inci sayfası…

***

Anayasa profesörü Kemal Gözler, “Türk Anayasa Hukuku” isimli 1100 sayfalık kitabında, M. Kemal’in direktifiyle hazırlanan 1924 Anayasası’nın, yargıya ait hükümler itibarıyla 1876 Osmanlı Anayasasından daha “geri” olduğunu maddeleri karşılaştırarak ortaya koyuyor.

Şöyle yazıyor Anayasa profesörü:

“Hemen belirtelim ki, 1924 Teşkilat-ı Esasi Kanununun yargıyla ilgili getirdiği güvenceler, 1876 Kanun-u Esasisinin yargıya ilişkin getirdiği güvencelerden çok daha yetersizdir. Yargıya ilişkin hükümleri itibarıyla 1924 Anayasası, 1876 Anayasasından daha geridir. Yukarıda gördüğümüz gibi, 1876 Kanun-u Esasisi, ‘kanuni hakim ilkesi’ veya ‘doğal yargıç ilkesi’ denen ilkeyi eksiksiz kabul etmişti (madde 23, 89). Kanun-u Esasi, özel davalara bakmak için, normal mahkemelerin ‘haricinde fevkalade bir mahkeme veyahut hüküm vermek salahiyetini haiz komisyon teşkilini katiyen’ yasaklıyordu. Oysa, 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanununda bu konuda bir hüküm yoktur. Bu basit bir unutma eseri değildir. 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanununun meclis görüşmelerinde, ‘fevkalade mahiyeti haiz mahkeme teşkili memnudur (yasaktır)’ şeklinde bir ek fıkra önerisi reddedilmiştir.[2] (Prof. Gözler’in dipnotu. Alıntı devam ediyor)

Diğer yandan 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanununda yargıyla ilgili hükümler de yasama karşısında bir güvence teşkil etmekten uzaktır. Çünkü Anayasa getirdiği güvenceleri ‘kanun dairesinde’ sınırlandırmıştır. Örneğin mahkemelerin teşkilatı, görev ve yetkileri kanunla belirlenmektedir (madde 53). Hakimlik teminatı ve hakimlerin özlük hakları da kanunla düzenlenecek bir şeydi (madde 54). Keza, vatandaşların, ‘mahkeme önünde haklarını korumak için gerekli gördüğü yasalı araçları kullanma’ özgürlüğü (madde 59) de yasa koyucunun hangi araçlara izin verecegine bağlı kalmıştır. Çünkü, 1876’da olduğu gibi kapsamlı bir yargı yolu teminatı ve genel bir savunma hakkı 1924 Anayasasında eksiktir.”[3]

Evet, gördüğünüz gibi, Osmanlı Anayasası, M. Kemal’in 1924 Anayasasından yargıya ait hükümler itibarıyla daha üstündür.

Zaten M. Kemal’in kurduğu rejim “tek parti”, hatta “tek adam” rejimiydi. Partiye seçilecek olanları bile kendi belirliyordu.[4]

*

karikatc3bcrize-kemal-atatc3bcrk-milletvekillerini-kendi-seciyor-gazete-diktatc3b6rlc3bck-tek-parti-rejimi

Vekilleri kendi seçen M. Kemal Atatürk, dönemin gazetelerinde karikatürize edilerek böyle eleştirilmişti…

***

Türkçe birçok esere imza atan meşhur Hollandalı Türkolog Prof. Erik Jan Zürcher, kemalist rejimin bir “diktatörlük” olduğunu şu sözlerle ifade ediyor:

“Takrir-i Sükûn Kanunu’nun Mart 1925’te ilanından itibaren Türkiye’nin yönetim biçimi, bir otoriter tek parti yönetimi, açıkçası, bir diktatörlük idi.”[5]

Osmanlı padişahlarının yetkileri ise, M. Kemal’in sahip olduğu yetkilere kıyasla çok kısıtlıydı. 1993-2008 yılları arasında Türk Tarih Kurumu başkanlığı yapmış olan ve şu anda MHP Kayseri milletvekili olan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Osmanlı Devleti’nde kanun ve nizamların Islam hukukuna dayandığını, padişahın ise bu kanunlarla bağlı olduğunu belirtir:

“Osmanlı Devleti’nde kanun ve nizamlar, bir Islam devleti olarak Islam hukukuna dayanmakta, dolayısiyle gerekli kurallar Kur’an, hadis, icma ve kıyas gibi Islam’ın temel ilkelerine göre tesbit edilmekteydi. (…) Bununla birlikte Padişah devlet işleriyle ilgili meselelerde, şer’i ve hukuki konularda gerekli kimselerle görüşüp fikir alırdı. Bu durumdan anlaşılacağı üzere, zahiren geniş ve hudutsuz yetkiye sahip görünen padişah, aslında bir takım kanunlara bağlıydı. Osmanlı hükümdarlarının ilk ve en kudretli zamanlarında bile divan kararlarına uydukları ve bunun haricine çıkmadıkları görülmüştür.[6]

Meşhur tarihçimiz Ordinaryüs Profesör Enver Ziya Karal ise, padişahın; “imparatorluğun en az hür olan adamı” olduğunu yazar:

“…padişahın hak ve yetkileri hudutsuz gibi görünürse de gerçekte böyle değildir. Yakın çağların başında padişah, imparatorluğun en az hür olan adamıdır. Çünkü hayatını saray geleneklerine, çalışmalarını da şeriat kaidelerine göre ayarlamak zorundadır. (..) Padişahın sorumsuz olduğu sanılma­malıdır. Padişah, geleneklere ve şeriata karşı sorumlu idi. Gelenekler ve şeriat kanun mahiyetindedir.”[7]

Ayrıca Karal, Osmanlı Devleti’nin demokrat karakterli temellere dayandığını yazıyor:

“Osmanlı hükümeti şekil bakımından bir monarşi idi. Fakat bu monarşi demokrat karakterli temel­lere dayanmakta idi. Osmanlı Imparatorluğunda, Avrupa’da olduğu gibi, imtiyazlara dayanan aristokrat bir sınıf yoktu, Islâm olmak şartiyle bütün vatandaşların devlet hizmetlerine girmeğe hakkı vardı. Onur ve yetki devlet kapısında görülen hizmetle kazanılırdı. Bu hizmetten ayrılan kimse, hizmetten ön­ceki seviyesine inerdi.”[8]

Hukukçu Prof. Dr. Osman Kaşıkçı’nın yazdıkları ise Enver Ziya Karal’ı teyit etmektedir:

“Osmanlı sultanlarının geniş yetkileri olduğu sanılsa da gerçekte yetkileri oldukça sınırldır. Osmanlı padişahlarının yetkilerini sınırlandıran husus, şer’i hukuktur.”[9]

Buna mukabil M. Kemal’in sahip olduğu yetkilerin ne kadar geniş olduğunu anlamak bakımından Lord Kinross’un naklettiği şu anekdot kâfidir sanırız:

“Kendinde üç başkanlığı birden toplamıştı: Devlet Başkanlığı, Hükümetin ve Meclisin gerçek başkanlığı, tek Parti Başkanlığı. Selanik’ten beri kendisine hayran olan arkadaşı Tevfik Rüştü onu bir gün Hıristiyanların üçlemiyle kıyaslamıştı: ‘Baba, Oğul ve Kutsal Ruh.’ Gazi, gözlerinde bir pırıltıyla onayladı: ‘Öyledir, ama, kimse duymasın!'”[10]

*

kemal-atatc3bcrk-biyikli-diktatc3b6rler-listesinde-ilk-sirada-hitler-mussolini

Amerikan Foreign Policy dergisi M. Kemal Atatürk’ü, Hitler ve Stalin gibi diktatörlere de yer verdiği “Bıyıklı Diktatörler” konulu listesinde “ilk sıraya” koydu.[11]

“Muasır Medeniyetin temsilcileri” M. Kemal’e diktatör diyor…

***

Bakın “hürriyet kahramanı” M. Kemal ne buyuruyor:

“Hedefimize varmak için kanunlarımız müsait değilse o kanunları değiştiririz, yeni kanun yaparız. En nihayet lüzum ve mecburiyet görürsek bu yolda her şeyin üstüne çıkarak hedefimize yürümekte, asla tereddüt etmeyiz.”[12]

Devlet, kanun ve millet kendisinin oyuncağı olmuş sanki… Keyfine, hırsına, intikam hissine göre değişir durur.

M. Kemal’in sözünün özeti; “Sade keyfim hüküm sürer” demektir.

Hele şu kısım: “…bu yolda her şeyin üstüne çıkarak…”

Yani bu demektir ki;

“Sıkışırsam kanun da tanımam, çalarım, asarım, keserim…”

Peki şimdi bu sözleri söyleyen M. Kemal ile Nazi Almanya’sının diktatörü Adolf Hitler arasında ne gibi bir fark var?

Peki M. Kemal’in Mecliste yaptığı şu konuşmaya ne dersiniz:

“Mesele, zaten oldubitti haline gelmiş olan bir gerçeği kanunla ifadeden ibarettir. Bu mutlaka olacaktır. Burada toplananlar. Meclis ve herkes meseleyi tabii olarak karşılarsa, sanırım ki uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek, usulüne uygun olarak ifade edilecektir. Fakat belki de bazı kafalar kesilecektir.”[13]

Hem “Hakimiyet Milletindir” diyor, hem de Milletin vekillerini tehdit ediyor.

Bunu biz uydurmuyoruz… Bizzat M. Kemal Nutuk’ta övünerek anlatıyor.

Böyle hürriyet olur mu? Böyle insan hakları olur mu?

Ne yani… Osmanlı tahtına çıkışında ve daha sonra da bayram günlerinde, cülus törenlerinde, cuma namazlarında paşaların hep bir ağızdan; “Mağrur olma Padişahım senden büyük Allah var” diye uyardıkları padişahlar haşa “diktatör”, ama yukarıdaki sözleri söyleyen M. Kemal ise “hürriyet kahramanı” öyle mi?

Kargalar bile güler buna…

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] Bu mevzuda yayınlanan iki yazımız için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/08/14/hangi-diktator-halife-ve-padisah-olabilecekken-cumhuriyeti-kurar-diyenlere-cevap/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/11/12/ataturk-bizi-padisaha-kul-olmaktan-mi-kurtarmistir/

[2] Prof. Gözler’in kitabının 23 no’lu dipnotunda gösterilen referanslara ilaveten resmî kaynağı da ekliyorum. Bakınız;

TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 2, Cild 8, Içtima 42, sayfa 898. 20 Nisan 1924.

[3] Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa 2000, sayfa 67.

[4] M. Kemal Atatürk’ün kurduğu rejim “tek adam” rejimiydi, tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/08/hakimiyet-kayitsiz-sartsiz-milletin-mi-yoksa-ataturkun-mu/

[5] Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, (Kitabın orijinal adı: Turkey, A Modern History), Tercüme eden: Yasemin Saner Gönen, Iletişim Yayınları, 7. Baskı, Istanbul 2000, (1. Baskı: 1995), sayfa 257.

[6] Yusuf Halaçoğlu, 14-17. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1991, sayfa 2.

[7] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, cild 5, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 8. Baskı, Ankara 2007 (1. Baskı: 1947), sayfa 1-5.

[8] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, cild 5, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 8. Baskı, Ankara 2007 (1. Baskı: 1947), sayfa 2.

[9] Osman Kaşıkçı, Osmanlı’da Devlet Başkanlığı, Yitik Hazine Yayınları, Istanbul 2012, sayfa 21 ve devamı.

Ayrıca bakınız;

– Recai Galip Okandan, Umumi Amme Hukukumuzun Ana Hatları, Birinci Kitap, Istanbul 1948, sayfa 24.

– F. Şabanov, Osmanlı Imparatorluğunda Hükümdarlığın Hukuki Esasları, 6. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1967, sayfa 429.

– Ilhan Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumi Esasları, cild 1, Ankara 1965, sayfa 5.

[10] Lord Kinross, Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, (Tercüme eden: Necdet Sander), Istanbul 1966, sayfa 448.

[11] Amerikan “Foreign Policy” dergisi, Charles Homans, 30 Mart 2011.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/25/ataturk-biyikli-diktatorler-listesinde-ilk-sirada/

[12] (1931) Ayın Tarihi, cild 25, sayı 82, 83.

[13] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 691.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/24/hakimiyet-milletindir-diyen-m-kemal-ataturk-milletin-vekillerini-tehdit-ediyor-nutuktan/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Demokrat Atatürk’ten Trabzon’a Yumruk!

Demokrat Atatürk’ten Trabzon’a Yumruk!

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürk ali sükrü bey atatürk trabzon yumruk kemal ali sükrü bey, kemal trabzon kaynayan yaraŞark Fatihi Kâzım Karabekir Paşa

***

Daha önce tafsilatıyla yazdığımız gibi, Lozan Anlaşmasına karşı çıkan Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923’te M. Kemal’in muhafızlığını yapan Topal Osman tarafından sinsice öldürülür. Ardından Topal Osman da M. Kemal’in emriyle Muhafız Alayı Komutanı Ismail Hakkı Tekçe tarafından vurularak sırlarıyla ortadan kaldırılır. Böylece konuşması engellenmiş olur.[1]

Ali Şükrü Bey’in Trabzon’da yapılan cenaze töreninde M. Kemal aleyhine olaylar yaşanır. Eski Trabzon Valisi Deli Hamit, 4 Nisan 1923 tarihli Istikbal gazetesinde yayınlanan bir yazısında M. Kemal’i ağır şekilde eleştirir. Bunun üzerine M. Kemal, Kazım Karabekir’e bir öneride bulunur. Gerisini Karabekir’den dinleyelim:

“18 Temmuz’da Trabzon’dan gelen haberler Gazi’nin canını çok sıktı. Ali Şükrü Bey cinayeti, gazete sütunlarında kendisine atıf olunuyordu. Trabzon hakkında Sivas Kongresi sırasında da çok sert hareket etmek istedikleri zamanda mani olmuş ve ikna herşeyin başıdır diyerek icap eden iyi tedbirlerle işleri yürütmüştüm. Şimdi vaziyet daha da nazikleşmişti.

M. Kemal Paşa bana şunu söyledi:
— Trabzon’da kaynayan bir kazan var. Sen bunu vaktiyle söndürmedin. Şimdi de yine kaynamaya başladı. Bu sefer kuvvetli bir yumruk hak ettiler. Bunu nasıl yapmayı muvafık bulursun?.. Müdafaa-i Hukuk merkezinin büyük suistimalleri de varmış.

[Karabekir’in cevabı] : — Gayr-i kanunî hiçbir icraata taraftar değilim.”[2]

Bir gazete eleştirisine dahi tahammül edemeyip diktatörvari yöntemlerle insanları (bizim insanımızı) susturmaya, sindirmeye, ezmeye çalışan M. Kemal Atatürk’ün “demokrat”lığını sorgulama zamanı hala gelmedi mi?

Geldi, diyenler şu yazılarımızı dikkatle okusunlar:

http://belgelerlegercektarih.com/2013/08/14/hangi-diktator-halife-ve-padisah-olabilecekken-cumhuriyeti-kurar-diyenlere-cevap/

http://belgelerlegercektarih.com/2014/04/25/m-kemal-ataturkun-calisma-usulu/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/04/21/m-kemal-ataturke-bayginlik-gecirten-konusma/

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Ali Şükrü Bey olayı hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/02/22/topral-osman-ali-sukru-beyi-neden-oldurdu-ali-sukru-beyi-ataturk-mu-oldurttu/

[2] Kâzım Karabekir, Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 82.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Hangi diktatör halife ve padişah olabilecekken Cumhuriyeti kurar diyenlere cevap

Hangi diktatör halife ve padişah olabilecekken Cumhuriyeti kurar diyenlere cevap

Bir yazımızda, kemalist rejimin bekçilerinin, ortaya çıkan hakikatler karşısında uyanan milletin düzenden kopmamasını sağlamak amacıyla birtakım yöntemler geliştirdiğini ve bu yöntemlerden birinin hatta en önemlisinin “sloganlar” olduğunu uzun uzun anlatmıştık.[1]

Kitap okuma oranının sadece yüzde 4,5 olduğu Türkiye’de elbette kemalistler sloganlara sarılacaklardır. Çünkü okumayan bir toplumu sloganlarla aldatmak çok kolaydır… Böylece kemalistlerin başarı oranı yüksek bir beyin yıkama aracı olan sloganlara niçin sık sık başvurduklarını daha iyi anlıyoruz. Bu tür sloganlarla pili bitmiş kemalizmi şarj etmek istiyorlar ama nafile, zira kemalizmin miadı dolmuştur.

Son zamanların en popüler kemalist sloganlarından biri ise hiç kuşkusuz, “Hangi diktatör halife ve padişah olabilecekken Cumhuriyeti kurar?” sloganıdır.

Gerçeklerle alakası olmayan yukarıdaki söz konusu sloganın sırf insanları “aldatmak” gayesiyle atıldığını dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım.

Bu sloganda sanki Halifeliğin “diktatörlük” olduğu mesajı verilmek isteniyor. Oysa Halifelik, diktatörlük değildir. “Diktatör olsaydı halife olurdu” manasına gelen bu söz tamamen bir çarpıtmadan ibarettir. Eğer bir insan diktatör ise, birazdan “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti” örneğinde de göreceğimiz gibi, “Cumhuriyet” adı altında da diktatörlük kurabilir. Halifeliğin diktatörlük olduğunu iddia etmek, Allahu Teala’nın şu ayetle Hz. Davud aleyhisselam’ı haşa “diktatör” yaptığını söylemek anlamına gelir:

“Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hak ile hüküm ver. Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azab vardır.”[2]

Bu durumda Halife’nin diktatör olduğunu iddia edenler ya gafildir, ya gavurdur, ya da Müslüman maskesi takmış münafıklardır.

Şöyle bir sual yönelteyim; Tabiatın “herşeyden büyük” ve “her şey” olduğunu söyleyen[3], “Müslümanlığı bir yana bırakalım”[4] diyen, hatta ayete “safsata” diyebilecek kadar ileri giden[5], yani Müslüman olmadığı ortaya çıkan M. Kemal’in; “Ilâhî hükümlerin icrasında Peygamberin vekili” demek olan[6] “Halife” ünvanını alması mümkün müydü? Müslüman olmayan biri neden Halife olsun? Halife, Şeriat’ı uygulamakla yükümlüdür, o halde Şeriat’ı kaldıran biri nasıl Halife olacak? Zaten böyle birine kimse Halife diye biat etmezdi.

M. Kemal’in Padişah / Kral olması da mümkün değildi.

Kral, “en yüksek devlet otoritesini, bütün devlet başkanlığı yetkilerini kalıtım veya soylularca seçilme yoluyla elinde bulunduran kimse”ye denir.[7]

Dolayısıyla M. Kemal’in kral olabilmesi için ya soylularca seçilmesi, ya da şehzade olması gerekirdi. Soylular, soylu olmayan birini seçmeyeceklerine ve M. Kemal’in de şehzade olmadığına göre Padişah olması mümkün değildi.

Kaldı ki, M. Kemal’in babasının kim olduğu bile belli değildi. Nitekim o, babasını tanımadığını hizmetçisi Cemal Granda’ya söylemişti.

Işte Granda’nın hatıratından ilgili bölüm:

“Fakat Atatürk, bu Cemal adına tutulmuş olacak ki yeniden seslendi:

– Bu Cemalettin ismini kim koydu sana?

Artık adamakıllı korkmağa başlamıştım;

– Babam, diye cevap verdim.
– Öyle ise baban ne adammış senin. Diye sertçe çıkıştı.

Bunun üzerine:

– Ben babamı tanımıyorum. Deyince yüzü daha da sertleşti:
– Babamı tanımıyorum ne demek? Sen babasız mı doğdun? Baban yok mu senin?..
– Ben dokuz aylıkken babam ölmüş.

Atatürk üzüldüğümü yüzümden okumuş olacak ki, birden sesini yumuşattı:

– Ananı tanıyorsun ya yeter!.. Dedi. Ve biraz durduktan sonra ekledi: Ben de babamı tanımıyorum ya…”[8]

Görülüyor ki, M. Kemal Halife de, Padişah da olamazdı. Hal böyleyken, olayın “Padişahlık ve Halifeliği elinin tersiyle itti” şeklinde lanse edilmesi ve bundan ötürü ona bir meziyet (!) atfedilmesi, demogojinin nirvanasına ulaşıldığının göstergesidir.

Bu noktada haklı olarak, “o halde neden Cumhuriyet kurdu?” diye soracaksınız. Bunu ben değil, M. Kemal Atatürk’ün yakın dostlarından Falih Rıfkı Atay cevaplasın:

“M. Kemal de, Ismet de, nihayet, Enver gibi birer askerdirler. Ankara iktidarı, ister istemez kafasının dikine giden bir ‘askerî dikta rejimi’ olacaktır. Cumhuriyet, işin iç yüzünü ‘maskelemekten’ başka bir şey değildir.”[9]

Bu sözler hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır.

Örneğin Ingiltere, Parlementer Monarşik bir yönetim yapısına sahiptir ve devlet idaresinin başında “Kraliçe” II. Elizabeth bulunmaktadır. Anlayacağınız Ingiltere’de “Cumhuriyet” yoktur, ancak şu an belki dünyanın en özgür ülkesidir. Azınlıkta olan Müslümanlar için Şeriat mahkemelerinin kurulmasına onay verecek kadar özgür bir ülkedir Ingiltere… Bizde ise çoğunluk Müslüman olduğu halde Islam kanunlarını uygulayan Şeriat mahkemelerini istemek dahi “suç” kapsamına girmektedir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin; “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti” veya “Çin Halk Cumhuriyeti”nden farkı yoktur… Hepsi de despotluktur… Diktatörlüktür. Osmanlı Devleti ise Türkiye Cumhuriyeti’nden daha demokratikti, zira gayr-i müslimlerin kendi dinlerine göre muhakeme edilmelerini bir hak olarak telakki etmiş ve onlara özel mahkemeler açmıştı.

Eğer yalnızca “Cumhuriyet” kelimesiyle bir ülkede demokrasi, özgürlük, hürriyet ve insan haklarına saygı olduğu iddia edilirse, bu durumda dünyada belki en anti demokratik ülke konumunda bulunan “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti” bizim “Türkiye Cumhuriyeti”nden özgürlükler bakımından daha ileride olması gerekirdi. Öyle ya, onlarda yalnızca “Cumhuriyet” değil, aynı zamanda ”sözde demokrasi” de mevcut. Fakat orada da bizde olduğu gibi “…izm” var. Bizde “Kemalizm” onlarda ise “Komünizm” ideolojisi hakim. Onların yönetim biçimi de “tek parti rejimi”, M. Kemal Atatürk’ün kurduğu rejim de “tek parti rejimi”ydi, hatta “tek adam” rejimiydi. Zira partiye seçilecek olanları bile M. Kemal belirliyordu.[10]

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

karikatc3bcrize-kemal-atatc3bcrk-milletvekillerini-kendi-seciyor-gazete-diktatc3b6rlc3bck-tek-parti-rejimiVekilleri kendi seçen M. Kemal Atatürk dönemin gazetelerinde karikatürize edilerek böyle eleştirilmişti…

***

Çünkü Mebus (Milletvekili) tayinleri M. Kemal Atatürk tarafından bizzat yapılıyordu. 1927′de yayınladığı bir tamimde M. Kemal şunları söylüyordu:

“Aziz vatandaşlarım. Cumhuriyet Halk Fırkası, namına bütün memlekette Türkiye Büyük Millet Meclisi azalığı için tespit ettiğim zevatın heyeti umummiyesini ittılanıza (bilginize) arzediyorum. Her vatandaş için yeni devrede beraber çalışmayı münasip gördüğüm arkadaşların heyeti umumiyesinın birlikte görülmesini faideli addettim. Bunlardan, her daire-i ihtihabiye’ye (seçim bölgesine) tefrik edeceğim mebus namzetlerini ayrıca imzam tahtında arzedeceğim.”[11]

Yukarıdaki alıntıdan M. Kemal’in şahsi iradesinin ne kadar belirleyici olduğu anlaşılıyor. Mebus tayinini CHF’ye (CHP’ye) bile bırakmıyor. Kimlerin mebus olacağına ve kimlerin hangi illerin mebusu olacağına kendisi karar veriyor…

1 Nisan 1931 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde;

“(…)Kaç mebus alınacak? Hakiki vaziyeti hiç kimse tahmin edemez. Kati vaziyet Gazi hazretleri umumi listeyi ilan edince anlaşılacak” deniliyordu.

Meclise girecek tüm üyelerin bir tek kişi tarafından seçildiği koşullarda, serbest seçimlerden ve hakimiyetin millete ait olduğundan söz etmek mümkün müdür? Herhalde, “Hakimiyet kayıtsız şartsız M. Kemal’in ve onun yakın çevresinindir” demek gerçeğe daha uygun düşüyor. (…)

Böylesi koşullarda mahkemelerin “bağımsızlığı” da içi boş bir slogan olmaktan öteye gidemez. Cumhurbaşkanı, CHF tüzüğüne göre daimi ve değişmez genel başkandır. Meclis üyelerini de kendisi belirlediğine göre, bu durum, onun hem partiye, hem de meclise hâkim olmasına imkân veriyordu. Parti içinde ve dışında kendi iradesi dışında hiçbir girişime izin vermiyordu.

Hitler; “…M. Kemal’in ilk talebesi Mussolini, ikinci talebesi benim”[12] derken, M. Kemal’in şahsi rejimine verdiği önemi ifade ediyordu.[13]

Özetlersek, Türkiye’de çok partili hayata M. Kemal Atatürk’ün ölümünden 8 yıl sonra geçilmiştir. Önemle ifade edelim ki, bu geçiş başımızdakilerin faziletinden değil, Batılı devletlerin zorlamasıyla mümkün olabilmiştir.[14]

Halbuki M. Kemal’den önce, yani Osmanlı Devleti’nde çok partili sistem mevcut idi… 1908′den 1922 tarihine kadar 14 yıl içinde tam 24 hükümet kurulmuştur.[15]

Madem kemalist terminolojiye göre krallar diktatördür, o halde M. Kemal neden Ingiliz Kralı 8. Edward’ı, yani bir diktatörü Dolmabahçe Sarayı rıhtımında karşıladı? Hatta kendi otomobiliyle ikamet edeceği Ingiliz Konsolosluğu rezidansına götürdü? Bütün bunlar yetmezmiş gibi, bir de Sultan Ahmed Camii’nin minarelerine “Welcome” (Hoş geldiniz) mahyası asılmıştı, iyi mi? Dahası var, M. Kemal Atatürk, Kral yani diktatör 8. Edward’dan 16 milyon sterlin kredi almış, üstelik “neden daha fazla yakınlaşmayalım?” diyerek Ingiltere ile aralarında dostluk kurulmasını dilemiştir.[16] Demek ki kemalistlere göre M. Kemal bir diktatörle işbirliği yapmak istemiştir…

Gazeteci Mehmet Barlas, M. Kemal’in has adamlarından Celal Bayar’dan duyduğu bir hatırayı nakletmektedir. Bayar 1937’de Ismet Inönü’nün yerine Başbakan tayin edilince M. Kemal’e, “Benim Başbakan olarak yetkilerim nelerdir?” diye sormuş. Bunun üzerine M. Kemal şu cevabı verir:

“Dış politika ile ben ilgilenirim, elçileri ben seçerim. Içişleri bana bağlıdır, valileri, polis müdürlerini ben tayin ederim… Ordudaki tayin ve terfileri de ben yaparım. Gerisi sana ait.”[17]

Bu diktatörlük değil midir?

*

kemal atatürk 8 edward atatürk ingiliz krali atatürk diktatör müM. Kemal, Ingiliz “Kralı” 8. Edward’ı, Dolmabahçe Sarayı rıhtımında karşılarken…

***

*

***M. Kemal Atatürk Diktatör müydü?***

*

kemal-atatc3bcrk-diktatc3b6r-adolf-hitler-chp-kemalizm-kanunlarin-c3bczerine-cikariz***

Amerikan Foreign Policy dergisi M. Kemal Atatürk’ü, Hitler ve Stalin gibi diktatörlere de yer verdiği “Bıyıklı Diktatörler” konulu listesinde “ilk sıraya” koydu.[18] Ilk sırada M. Kemal Atatürk’e yer verilen listede, Atatürk için “Kayzer” nitelemesinde bulunuldu. Böylece M. Kemal Atatürk, diktatörlükte; Hitler ve Stalin gibi diktatörlere fark atmış oldu.

Bunu biz değil; M. Kemal’in ulaşmak istediğini söylediği “Muasır Medeniyetler seviyesinin” en güçlü temsilcilerinden olan devletin bir dergisi yazıyor.

Ama haksız da sayılmazlar… O kadar insanı asıp kesmesinden sonra herhalde “Nobel Barış ödülü” verecek değillerdi.

Neyse…

Tek parti devrinin ve M. Kemal zamanının diktatörlük olduğunu CHP milletvekili Hamdullah Suphi de itiraf etmektedir. Hamdullah Suphi, Tek Parti devrinin değerlendirmesini şu şekilde yapmaktadır:

“…Bizde de iki diktatör peydah oldu. Bildiğimiz devirdir; ve en son mümessili bugün Meclis kürsümüzde konuşmutur. (Ismet Inönü’yü kastediyor.)”.[19]

Daha sonra CHP iktidarının otokritiğini yapan Hamdullah Suphi, türbelerin kapatılmasını tenkit etmekte ve türbelerin kapatıldığı sırada M. Kemal’e söylediklerini şu şekilde anlatmaktadır:

“Eğer bu memleketi bize cedlerimiz bir vatan bırakmamış olsalardı, siz neyi kurtaracaktınız? Evimi yangından kurtarana minnet duyarım, fakat bu evi bize bırakana minnet duymayayım mı?”[20]

Bakın M. Kemal ne diyor:

“Hedefimize varmak için kanunlarımız müsait değilse o kanunları değiştiririz, yeni kanun yaparız. En nihayet lüzum ve mecburiyet görürsek bu yolda her şeyin üstüne çıkarak hedefimize yürümekte, asla tereddüt etmeyiz.”[21]

Devlet, kanun ve millet kendisinin oyuncağı olmuş sanki… Keyfine, hırsına, intikam hissine göre değişir durur.

M. Kemal’in sözünün özeti; “Sade keyfim hüküm sürer” demektir.

Hele şu kısım: “…bu yolda her şeyin üstüne çıkarak…”

Yani bu demektir ki;

“Sıkışırsam kanun da tanımam, çalarım, asarım, keserim…”

Peki şimdi bu sözleri söyleyen M. Kemal ile Nazi Almanya’sının diktatörü Adolf Hitler arasında ne gibi bir fark var?

Peki M. Kemal’in Mecliste yaptığı şu konuşmaya ne dersiniz:

“Mesele, zaten oldubitti haline gelmiş olan bir gerçeği kanunla ifadeden ibarettir. Bu mutlaka olacaktır. Burada toplananlar. Meclis ve herkes meseleyi tabii olarak karşılarsa, sanırım ki uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek, usulüne uygun olarak ifade edilecektir. Fakat belki de bazı kafalar kesilecektir.”[22]

Hem “Hakimiyet Milletindir” diyor, hem de Milletin vekillerini tehdit ediyor.

Bunu biz uydurmuyoruz… Bizzat M. Kemal Nutuk’ta övünerek anlatıyor.

Böyle demokrasi olur mu? Böyle insan hakları olur mu?

Hele şu sözlerine ne demeli:

“Kan ile yapılan inkılaplar daha sağlam olur, kansız inkılap ebedileştirilemez. Fakat biz inkılaba erişmek için lüzumu kadar kan döktük. Bu kanlarımız, yalnız muharebe meydanlarında değil, aynı zamanda memleketin dahilinde de döküldü. Temenniye değer ki, bu dökülen kanlar kafi gelsin ve bundan sonra kanlar dökülmesin.”[23]

Fesubhanallah, bu sözler akla da mantığa da aykırı. Kan ile yapılan inkılapların sağlam olduğu nerede görülmüş? Hem adam kan döktüğünü kendisi itiraf ediyor.

1923 yılında yaptığı ve 7 Aralık 1929 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan şu açıklaması da ilginçtir:

“Fransız Devrimi, ancak yüz yılda başarılmıştır. Biz ise, devrimimizin henüz üçüncü yılındayız. Kimse iddia edemez ki, bizim devrimimiz de bir tepkiyle, bir gericilik hareketiyle karşılaşmasın. Fakat, bu üç yıl içinde akıttığımız kanların yeterli görülmesi için, çıkacak gerici hareketleri doğduğu yerlerde boğmaya çalışmalıyız.”[24]

Inanılacak gibi değil…

Bir ülke düşünün ki;

Hacca gitmek yasak[25]

Allahu Ekber demek yasak[26]

Din dersleri yasak[27]

Kur’an okumak yasak[28]

Muhalefet yasak (Tek Parti Rejimi)[29]

Yazı yazmak yasak[30]

Istediğini giymek yasak[31].

Bu nasıl demokrasi, bu nasıl özgürlük?

Bilindiği gibi, M. Kemal 24 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’ya elinde Panama şapkasıyla gitmiş ve Kastamonu’lulara şunları söylemişti:

“Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız! İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim!”[32]

Şapka için “kurban vermek”ten bahseden bir Cumhuriyetçi…

Evet, bütün bu zulümler bazılarının “hürriyet, özgürlük, demokrasi getirdi” dedikleri adamın eliyle icra edilmiştir…

Böyle Demokrasi, böyle Cumhuriyet olur mu?

Kararı siz verin.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Kemalistler neden slogan üretiyorlar sualinin cevabı;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/21/kemalistlerin-icinde-bulundugumuz-durumu-anlayamamalari/

[2] Sâd Suresi, ayet 26.

[3] M. Kemal Atatürk tabiatı kutsal sayıyor;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

[4] M. Kemal, Müslümanlığı bir yana bırakalım diyor;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/16/muslumanligi-bir-yana-birakmak-ne-demek-m-kemal-ataturk-nutukta-ne-demek-istedi/

[5] M. Kemal Atatürk ayete safsata diyor;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/04/m-kemal-ataturk-ikre-bismi-rabbi-safsatasi-hasa/

[6] Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Istanbul 1993, cild 1, sayfa 708.

[7] Büyük Türkçe Sözlük, “Kral” maddesi.

[8] Cemal Granda, Atatürk’ün uşağının gizli defteri, Hazırlayan: Turhan Gürkan, Istanbul 1971, Fer Yayınları, sayfa 19-21.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/20/bu-m-kemal-ataturkun-islam-dusmanliginin-disa-vurumu-degil-midir/

[9] Falih Rıfkı Atay, (1961), Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Pozitif Yayınları, Istanbul 2004, sayfa 416.

[10] M. Kemal Atatürk’ün kurduğu rejim “tek adam rejimi”ydi;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/08/hakimiyet-kayitsiz-sartsiz-milletin-mi-yoksa-ataturkun-mu/

[11] Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 31 Ağustos 1927. Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, sayfa 534.

[12] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1881 -1938 Atatürk’ün Doğumundan ölümüne Kadar, Istanbul, sayfa 319.

[13]  Doç. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın Iflası, Doz Yay., Istanbul 1991, sayfa 113.

[14] Nasuh Uslu, Türk- Amerikan Ilişkileri, 21. Yüzyıl Yay., Ankara 2000, sayfa 205.

Ayrıca bakınız;

Ahmet N. Yücekök, Ilter Turan ve , Mehmet Ö. Alkan, Tanzimattan Günümüze Istanbul’da STK’lar, Tarih Vakfı Yayınları, Istanbul 1998, sayfa 162, 163.

Mustafa Erdoğan, Liberal Toplum ve Liberal Siyaset – Türkiye’de Demokrasiye Geçişin Deneyimi (1945-1950), Siyasal Kitapevi, Ankara 1992, sayfa 275.

Cemile Burcu Kartal (2003), Türk Siyasal Hayatında Beyaz Ihtilal: 1950 Seçimleri, Atatürk Dergisi, cild 3, sayı 4, sayfa 266.

[15] Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/06/cok-partili-sisteme-m-kemal-ataturk-ile-gecildi-yalani-tek-parti-rejimi-chp/

[16] Açılan bu kredi ve M. Kemal Atatürk’ün Ingilizler’le ittifak yapmayı istediği ile ilgili ayrıntılı bilgi ve Ingiliz Dışişleri arşivindeki belgeler için bakınız; Hikmet Özdemir, Atatürk ve Ingiltere, The British Council, Ankara, özellikle sayfa 43 – 183.

Ayrıca bakınız;

TBMM Zabıt Ceridesi, cild 27, Içtima 1, 1 Kasım 1938, sayfa 7.

[17] Sabah gazetesi, 11 Mayıs 1989.

[18] Amerikan “Foreign Policy” dergisi, Charles Homans, 30 Mart 2011.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/25/ataturk-biyikli-diktatorler-listesinde-ilk-sirada/

[19] Halkevleri, Istanbul Il Gençlik Kolu Yayınları, Istanbul 1963, sayfa 106.

[20] Halkevleri, Istanbul Il Gençlik Kolu Yayınları, Istanbul 1963, sayfa 108.

[21] (1931) Ayın Tarihi, cild 25, sayı 82, 83.

[22] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 691.

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/24/hakimiyet-milletindir-diyen-m-kemal-ataturk-milletin-vekillerini-tehdit-ediyor-nutuktan/

[23] [1923] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 2, sayfa 68,69.

Ayrıca bakınız;

Erdem Atatürk Kültür Merkezi Dergisi, Atatürk Özel Sayısı, cild 1, sayı 12, Eylül 1998, sayfa 911.

M. Kemal Atatürk, Bursa Konuşması, 22 Ocak 1923; Avni Doğan, Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası, sayfa 165.

[24] 1923, Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.12.1929.

[25] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/15/kemalist-rejimin-hakim-oldugu-turkiyede-hacca-gitmek-yasakti/

[26] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/ezani-aslindan-m-kemal-ataturk-uzaklastirmadi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/27/ataturkun-yasakladigi-ezan-i-muhammediyi-adnan-menderes-serbest-birakti/

[27] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2013/02/05/m-kemal-ataturkun-okuttugu-lise-tarih-kitabi/

[28] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

[29] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/18/m-kemal-ataturkle-cok-partili-sisteme-gecildi-yalani-7-bolum/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/26/istiklal-mahkemeleri/

[30] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/08/m-kemal-ataturkun-yasakladigi-kapattigi-gazeteler-basin-sansuru/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/27/kemalist-rejim-din-kitaplarini-bile-yasaklamistir/

[31] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

[32] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 2, 5. Baskı, Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara 1997, sayfa 221, 222.

Ayrıca Bakınız;

K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi, Istanbul 1981, X, 67.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

M. Kemal Atatürk’ün bu sözleri diktatörlük değil de nedir?

M. Kemal Atatürk’ün bu sözleri diktatörlük değil de nedir?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

M. Kemal Izmir’de Nutuk vermiş… şöyle diyor:

“Hedefimize varmak için kanunlarımız müsait değilse o kanunları değiştiririz, yeni kanun yaparız. En nihayet lüzum ve mecburiyet görürsek bu yolda her şeyin üstüne çıkarak hedefimize yürümekte, asla tereddüt etmeyiz.”[1]

***

Diktatörlüğünü ne de güzel anlatmış… Devlet, kanun ve millet kendisinin oyuncağı olmuş… Keyfine, hırsına, intikam hissine göre değişir durur.

M. Kemal’in sözünün özeti; “Sade keyfim hüküm sürer” demektir.

Hele şu kısım: “…bu yolda her şeyin üstüne çıkarak…”

Yani bu demektir ki;

“Sıkışırsam kanun da tanımam, çalarım, asarım, keserim…”

Peki şimdi bu sözleri söyleyen M. Kemal ile Nazi Almanya’sının diktatörü Adolf Hitler’in arasında ne gibi bir fark var?

Hey gidi demokratlar, cumhuriyetçiler…

 

**********

 

KAYNAK:

[1] (1931) Ayın Tarihi, cild 25, sayı 82, 83.

Ayrıca bakınız;

Hasan Rıza Soyak (M. Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri), Atatürk’ten Hatıralar, Yapı ve Kredi Bankası Yayınları, Istanbul 1973, cild 2, sayfa 459.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*