Telekulakçı FETÖ’nün ilham kaynağı M. Kemal Atatürk mü?

Telekulakçı FETÖ’nün ilham kaynağı M. Kemal Atatürk mü?

*

ataturk-feto-m-kemal-feto-ataturk-fethullah-gulen-m-kemal-telekulak-ataturk-sivil-polis-ataturk-diktator-m-kemal-kazim-karabekir-polis-takibi

[2] no’lu dipnot ile alakalı… Istanbul Milletvekili Ismail Canbulat’ın dönemin Içişleri Bakanı­ hakkı­nda verdiği istihzah takriri… (Meclis tutanağı­)

***

15 Temmuz’da tı­pkı­ M. Kemal’in geçmişte defalarca yaptı­ğı­ gibi darbe teşebbüsünde bulunan[1] FETÖ’nün, insanları­ fişleme, gizlice takip etme ve telefonları­nı­ dinlemede de M. Kemal’den ilham aldı­ğı­na dair elimizde ciddi deliller var.

Bilindiği gibi o yı­llarda henüz telefon kullanı­mı­ pek yaygı­nlaşmadı­ğı­ için insanlar mektuplar vası­tası­yla haberleşiyordu. Dolayı­sı­yla bugün telefonları­n gizlice dinlenmesi yani Telekulak ne ise, o yı­llarda mektupları­n gizlice açı­lı­p okunması­ da odur. O halde, gizlice telefonları­ dinlediği gerekçesiyle FETÖ’yü tenkid eden kemalistler, 1920’lerde milletvekillerinin mektupları­nı­ gizlice açtı­rı­p okutturan M. Kemal ve avenesini de tenkid edebilecekler mi? Kemalistlerden bunu talep edebilmemiz için evvela delillerimizi zikretmemiz gerekir ve öyle de yapacağı­z.

Ilk delilimiz Istanbul milletvekili Ismail Canbulat’ı­n 12 Şubat 1924 tarihinde dönemin Içişleri Bakanı­ hakkında verdiği istihzah takriri yani gensoru önergesidir. Takririn metni şu şekildedir:

“Bir müddetten beri bâzı rüfeka mektupları­nın açılmakta olduğundan şüphe etmekte idiler. Hattâ dün açıldığı pek belli birkaç zarfı da bir refikimiz bana göstermiştir. Bunun tevlidettiği şüphe üzerine bugün kilitli olan çekmecemden aldığım (bir mektubun açıldıktan sonra acemice kapaltılmış olduğunu fark ettim ve o dakikada salonda bulunan rüfekaya ibraz ettim. Görenler kanaatimi teyidettiler. Mektupların mahremiyet; ve masuniyetine riayet etmek, hürriyetin eskimiş en tabiî ve basit kavaidi salbitesindendir. Keyfi­yetin hemen Dahiliye Vekilinden istizahını ve Meclisi Âlice inltihap buyurulacak bir heyet ma­rifetiyle Ankara, Istanbul postanelerinde tetkikatı muktaziyenin icrasiyle mesullerinin zahire ihracı hususunun tahtı karara alınmasını teklif ve rica ederim.”[2]

Her ne kadar Içişleri Bakanı­ Ferit Bey bu iddiayı­ reddetse de, birçok milletvekili Ismail Canbulat’a hak veriyordu.

Nitekim bir diğer Istanbul milletvekili Rauf Bey de kendisine gelen bir mektubun açı­lı­p okunduğundan şüphelendiğini, bunun üzerine zarfı­ Posta ve Telgraf Müdürü Umu­misi Fahri Beye gösterdiğini ve O’nun da “dikkat çekici” bulduğunu anlatmı­ş ve Ismail Beyin verdiği takriri desteklemişti.[3]

Karesi (Balı­kesir) mebusu Ahmed Süreyya Bey de mektupları­n açıldığından şüphelendiğini söylüyor ve 5-6 aydan beri bazı­ mektupları­n kendisine gelmediğini ve gönderdiği mektupları­n da sahiplerine ulaşmadığı­nı­ ekliyor.[4]

Tokat mebusu Mustafa Bey ise “takip edildiklerinden” şüphelendiğini söylüyor.[5]

Mebusları­n şüpheleri yersiz değil, zira meşhur kemalist yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu mektupları­nı­n açı­ldı­ğı­nı­, hatta sivil polis tarafı­ndan takip edildiklerini söyleyenlerin sayısı­nı­n bir hayli kabarı­k olduğunu hatı­raları­nda şu sözlerle ifade ediyor:

“Muhabere (haberleşme) hürriyetinin ihlal edildiği, kapılar arkasından konuşmaların dinlendiği ve bazı milletvekilleri ardından “hafiyye”ler dolaştırıldığı iddia edildi. Rauf Bey, ikide bir kürsüye çıkıp elinde birtakım örselenmiş zarflar göstererek kendisine gelen mektupların açılmış olduğunu söylüyordu. Onun arkasından, başka bir milletvekili, bilmem hangi arkadaşının evinde yaptığı hususi konuşmanın A’dan Z’ye kadar zaptı tutularak Dahiliye Vekilliğine jurnal edilmesinden sızlanıp yakınıyordu. Sivil polisler tarafından takip edildiklerini söyleyenlerin sayısı ise hayli kabarıktı.”[6]

Sivil polislerce takip edilenlerden biri de Gümüşhane mebusu Kadirbeyoğlu Zeki Bey idi. Zeki Bey, peşine takılan sivil memurların gidip geldiği, oturduğu ve konuştuğu kişileri günü gününe, hatta saati saatine tesbit ettiklerini belirttikten sonra şöyle yazıyor:

“Sokak kapısının tam karşısındaki hanın kapısi içinde daima iki sivil memur kapımızı kontrol altında bulundurmakta, ben sokağa çıktığım vakit, biri beni takip eder. Diğeri haneye girip çıkanları nezaret ederdi.”[7]

*

ataturk-feto-m-kemal-feto-ataturk-fethullah-gulen-m-kemal-telekulak-ataturk-sivil-polis-ataturk-diktator-m-kemal-kazim-karabekir-polis-takibi-kadirbeyoglu-zeki-bey-hatiralari

[7] no’lu dipnot ile alakalı… Kadirbeyoğlu Zeki Bey, kendisini takip eden sivil polislerle yaşadığı maceraları hatıralarında uzun uzadıya anlatır… Hakikaten okunmaya değer…

***

M. Kemal, Milli Mücadele’nin meşhur paşalarını da rahat bırakmamış. Hakikaten Kazım Karabekir ve Ali Fuat paşalar mektuplarının açıldığını, bazılarının çalındığını ve üstelik sivil polisler tarafından izlendiklerini söylemektedirler.[8]

Dürüstlüğü ve mertliğiyle temayüz etmiş olan Şark Fâtihi Kazım Karabekir Paşa’nın 22 Eylül 1924 tarihinde günlüğüne yazdığı şu cümleyi, “Atatürk hürriyet getirdi” diyenlerin suratına çarpıyorum:

“Izmir’den mektuplarımın çalındığını Milli Müdafaa Vekaleti’ne şikayet ettim.”[9]

M. Kemal güya “demokrasi” ve “hürriyet” getirdi değil mi? Milletvekillerinin dahi hürriyeti yoktu ki milletin olsun…

Şimdi kemalistlere can alıcı suali sormanın zamanı geldi: Gizlice telefonları­ dinlediği gerekçesiyle FETÖ’yü tenkid ettiğiniz gibi, 1920’lerde milletvekillerinin, hatta Milli Mücadele’nin meşhur paşalarının mektupları­nı­ gizlice açtı­rı­p okutturan-çaldıran ve peşlerine sivil polis takan M. Kemal ve avenesini de tenkid edebilecek misiniz?

Hiç zannetmiyorum…

Gördüğünüz gibi bu yazıyla, FETÖ’nün dini cemaatlerle bir alakası olmadığı, aksine, dini yasaklayan ve milletvekillerini ispiyonlayan-fişleyen “baskıcı” kemalistlerden ilham aldığı bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] FETÖ ve M. Kemal benzerlikleri için bakı­nı­z;

http://belgelerlegercektarih.com/2016/09/06/darbeci-m-kemal-ataturkun-darbe-tesebbusleri/

http://belgelerlegercektarih.com/2016/09/03/15-temmuz-saldirisinin-2-dalgasi-algi-bombalari/

[2] TBMM Zabı­t Ceridesi, Devre 2, Cild 5, Içtima 100, 12 Şubat 1924, sayfa 734.

[3] TBMM Zabı­t Ceridesi, Devre 2, Cild 5, Içtima 100, 12 Şubat 1924, sayfa 739, 740.

[4] TBMM Zabı­t Ceridesi, Devre 2, Cild 5, Içtima 100, 12 Şubat 1924, sayfa 744.

[5] TBMM Zabı­t Ceridesi, Devre 2, Cild 5, Içtima 100, 12 Şubat 1924, sayfa 744.

[6] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politika’da 45 Yı­l, 2. Baskı­, Iletişim Yayınları, Istanbul 1984, sayfa 60, 61.

[7] Kadirbeyoğlu Zeki Bey’in Hatıraları, (Hazırlayan: Ömer Faruk Lermioğlu), Sebil Yayınevi, Istanbul 2007, sayfa 263 ve devamı.

[8] Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası, Emre Yayınları, Istanbul 1991, sayfa 302 ve devamı.

Ayrıca bakınız; Ali Fuat Cebesoy, Siyasi Hatıralar, cild 2, Vatan Matbaası, Istanbul 1960, sayfa 95-100.

[9] Kazım Karabekir, Günlükler (1906-1948), 1.-2. cild, (Hazırlayan: Yücel Demirel), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2009.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Darbeci M. Kemal Atatürk’ün Darbe Teşebbüsleri

Darbeci M. Kemal Atatürk’ün Darbe Teşebbüsleri

*

ataturk-darbe-yapti-mi-darbeci-m-kemal-m-kemal-darbe-yapti-mi-feto-darbe-cemaatler-darbe-feto-ataturk

Darbeci Kemal…

***

FETÖ’nün darbe teşebbüsünden sonra kemalistlerin artık tek bir gündem maddesi var: “Cemaat ve tarikatlar arasından yeni bir FETÖ çıkar mı?” Kemalist çevreler, sürekli bu suali gündemde tutarak bütün cemaatleri itibarsızlaştırmayı hedefliyorlar. Sanki bugüne kadar yapılan bütün darbeler “Atatürkçü”lerce yapılmamış gibi FETÖ üzerinden bütün Islami cemaatler ve tarikatlar hedef alınıyor. Halbuki daha evvelki darbelerde “orduyu göreve” davet edenler bizzat bu medya baronlarıydı.

Buna mukabil Ehl-i Sünnet alimleri, FETÖ’nün yanlış yolda olduğunu defalarca dile getirmişler[1] ve 15 Temmuz’da meydanlara inip tankların önünde kale gibi durmuşlardır.

Daha evvelki yazımda da belirttiğim gibi “senin darbecin kötü benim darbecim iyi” gibi bir anlayışı kabul etmiyorum. Ilke olarak darbeye karşı olanların, M. Kemal’e de karşı olmaları icab eder. Aksi halde kendileriyle tezada düşerler.

Gerçek kemalistler çok iyi bilirler ki, M. Kemal de darbeciydi. Selanik’ten gelip Sultan II. Abdülhamid Han’a darbe yapan “Hareket Ordusu”nun isim babası M. Kemal idi. Bu darbeyi masonların yaptığı artık sır değil.[2]

Yetmedi… Milli Mücadele sırasında bu sefer ingilizlerle işbirliği yaparak Sultan Vahideddin’e ve Osmanlı Meclis’ine darbe yaptı.[3]

M. Kemal’in dostu ve Ankara’da “Başbakan” yaptığı Rauf Orbay, bu anlaşmayı adeta ifşa ediyor:

“Ingilizlerin Meclis’i basmalarını sağlamak için burada kalacağım.”

Daha açık bir ifadesiyle;

“Istanbul’a, Meclis’e gideceğim ve dediğiniz olmazsa Anadolu’da milli bir hükümet kurmanız için Meclis’in ortasında bomba patlatarak kendimi feda edeceğim!”[4]

Yani bir nevi PKK’ya terör örgütü diyemeyen HDP’li Selahattin Demirtaş’ın Ankara’ya rağmen Diyarbakır’da Meclis kurmak istemesi gibi…

Bu da yetmedi, Ankara’da dualarla açılmış olan ve Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Birinci Meclis’e de darbe yaptı.[5]

Darbeci M. Kemal’in vukuatı bu kadarla sınırlı değil tabi. Burada saydıklarımızdan başka darbe teşebbüsleri de var… Sanki O adeta darbe yapmak için dünyaya gelmiştir. Şaka gibi ama Atatürkçü Sadi Borak’ın “Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk” isimli kitabında “M. Kemal’in Hükümeti Devirme Teşebbüsleri” başlıklı bir bölüm dahi var.

Sadi Borak, M. Kemal’in Çanakkale’de kendi emrinde olan ordu ile Istanbul üzerine yürüyerek darbe yapmayı düşündüğünü şöyle anlatıyor:

“M. Kemal, o devrede askeri bir ihtilal yapmayı düşünmüş ve ilk adımı da atmıştır.

Bu plana göre, M. Kemal, Cemal Paşa’yı Enver Paşa’dan ayıracak, onunla işbirliği yapacak, Çanakkale’de kendi emrinde olan ordu ile Istanbul üzerine yürüyerek hükümeti düşürecek ve Cemal Paşa’nın başkanlığında Itilaf Devletleriyle münferit sulh yapacak ve kurulacak hükümette kendisi de Harbiye Nazırlığını (Savaş Bakanlığı: bugün Savunma Bakanlığı) alacaktı.

M. Kemal, Çanakkale’den döndükten sonra Suriye’den Istanbul’a gelmiş olan Cemal Paşa’ya Perapalas Otelinde bu planından bahsediyor. Cemal Paşa bu teklifleri açıktan açığa reddetmemiş, fakat müsbet (olumlu) cevap da vermemiştir. Işi savsaklamış, neticede Harbiye Nazırı Enver Paşa da plandan haberdar edilmiştir. Bu yüzden M. Kemal, uzun zaman şahsi bir tehlike devri geçirmiştir.”[6]

Garip değil mi? Halbuki “vatansever” bir komutandan beklenen, emrindeki askerle “düşman” üzerine yürümesidir, kendi “devleti” üzerine değil. Kendi devletine silah çeken eşkiyadır eşkiya!

Gelelim darbeci M. Kemal’in başka bir teşebbüsüne…

M. Kemal Filistin Cephesi’ndeki hezimetten sonra Istanbul’a geldiğinde Anadolu’ya geçip Milli Mücadele’ye katılmak yerine Istanbul’da her zamanki gibi hükümeti düşürmeye çalışıyordu. Gelin, bir komite kurmaya karar veren darbeci M. Kemal’in faaliyetlerini kendi ağzından dinleyelim:

“- Bir gün Fethi Bey ve dört müşterek arkadaşımızla birlikte, bir hayli münakaşadan sonra, ihtilalci bir komite kurmağa karar verdik ve ihtilalci tedbirler düşünmeğe başladık: Padişahı değiştirmek, kabineyi düşürmek, yeni bir hükümet teşkil ederek daha azimli hareketlere başvurmak gibi. Başka bir gün bizim Şişli’deki evde toplantımız nihayet bulduktan sonra dört kişiden biri dedi ki: ‘Arkadaşlar, ben çok düşündüm, Namusumla söz veririm ki sırrınız gizli kalacaktır, fakat komitede çalışmağa devam etmiyeceğim.’ Hepimiz hayret içinde birbirimize baktık. Içimizden biri: ‘Bu ne demek, muvaffakiyetten emin mi değilsiniz?’ diye sordu. ‘Hayır, bunu düşünmedim. Muvaffak olacaksınız. Fakat ihtilalciler muvaffak olsalar bile birçok tehlike karşısındadırlar. Bunu da kabul etmelidirler. Işte o zaman ben ve benim gibiler, sizin kararlarınızı tatbik etmek üzere iktidara gelecek ihtiyat namzetler oluruz.’ Fethi Beyle ben gözlerimizle konuştuk. Derhal dedim ki: ‘Beyefendinin iştirak etmiyeceği bir teşebbüs makul de olmıyabilir. Onun için cemiyeti hemen fesh etmeliyiz.’ Böyle yaptık. Kendisi müsaade alıp gitti.”[7]

Komiteden ayrılmak isteyen ve M. Kemal’in “dört kişiden biri” dediği şahıs Ismail Canbulat’tır. Ne gariptir ki bu şahıs Cumhuriyet kurulduktan sonra M. Kemal’e “suikast” teşebbüsünde bulunduğu gerekçesiyle asılarak saf dışı bırakılmıştır.[8]

Darbeci M. Kemal daha evvel, yani 1905 yılında da Sultan II. Abdülhamid’e darbe yapmayı düşünmüş ve yakayı ele verince de Şam’a sürgün edilmişti.[9] “Sürgün” kelimesini ATA’larına konduramayan-uygun görmeyen Uluğ Iğdemir gibi bazı kemalist tarihçiler buna “Atanma” demişlerdir.

*

ulug-igdemir-ataturkun-yasami-cild-1-ataturk-darbe-yapti-mi-darbeci-m-kemal-m-kemal-darbe-yapti-mi-feto-darbe-cemaatler-darbe-feto-ataturk

ulug-igdemir-ataturkun-yasami-cild-1-ataturk-darbe-yapti-mi-darbeci-m-kemal-m-kemal-darbe-yapti-mi-feto-darbe-cemaatler-darbe-feto-ataturk-ihtilal

[9] no’lu dipnot ile alakalı… Türk Tarih Kurumu Genel Müdürü Uluğ Iğdemir’in “Türk Tarih Kurumu Yayınları” arasında çıkan “Atatürk’ün Yaşamı” isimli kitabın ilgili sayfası…

***

Darbeci M. Kemal’i durdurana aşk olsun. 1905’de Sultan II. Abdülhamid’i deviremeyen M. Kemal, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu emeline 1909 yılında masonlarla birlikte ulaşmıştır.

Isterseniz darbeci Kemal’in dosyasını kısaca özetleyelim:

1 – 1905 yılında darbe teşebbüsü.

2 – 1909’da Selanik’ten yahudi taburuyla gelen Hareket Ordusu’nun darbesi.

3 – 1916’da Çanakkale’de kendi emrinde olan ordu ile Istanbul üzerine yürüyerek hükümeti düşürme teşebbüsü.

4 – 1918-1919’da Padişahı tahttan indirerek değiştirme ve Hükümeti düşürme teşebbüsü.

5 – 1920’de Ingilizler eliyle Osmanlı Meclisi’ne baskın.

6 – 1923 yılında Kurtuluş Savaşı’nı yöneten ve dualarla açılan Meclis’e darbe.

Tabiri caizse tam bir suç makinesi.

Şimdi…

FETÖ darbe teşebbüsünü bahane ederek “dinden-cemaatlerden-hocalardan” soğuduğunu ifade eden kemalistlerin, niçin defalarca darbe yapan “Atatürk”ten soğumadıklarını, hatta izinden gittiklerini çok merak ediyorum. FETÖ darbeciyse, M. Kemal de darbeci. Neden biri hain diğeri kahraman oluyor? Erdemli, ilkeli insanlar ikisine de hain der. Demek ki bunlar samimi değil. Dolayısıyla darbeciyi put edinenlerin, cemaatlere vatanseverlik dersi vermeye hakları yoktur.

Bu kesim gelmiş bir de hiç sıkılmadan TV ekranlarına çıkıp şaşkınlık içinde şöyle soruyorlar: “bu kadar Profesör, doktor, polis, general, yazar-çizer nasıl oluyorda FETÖ gibi halkına ateş etme emrini veren birinin arkasından gidiyor? Neden ‘akıllarını’ kullanmıyorlar, sorgulamıyorlar?”

Allah var, haklı bir sual.

Ancak benim de bu kemalistlere bir sualim var: “nasıl oluyorda sizler, şapka için ‘gerekirse kurbanlar verelim’ diyen, halkını darağaçlarında sallandıran ve defalarca darbe yapan M. Kemal’in ardından gidiyorsunuz? Niçin o sürekli vurgu yaptığınız “akıl”ı kullanıp bir kere olsun onu sorgulamıyorsunuz? Hatta sorgulayanları ‘hain’likle itham ediyorsunuz? Niçin her yere heykellerini dikiyorsunuz?”

Zahmet edip sorgulamaya başladığınızda, eleştirdiğiniz hatta nefret ettiğiniz şeyleri aslında kendinizin de yaptığını fark edeceksiniz.

Ama yaklaşık bir asırdır M. Kemal’i, insanımıza adeta bir “ilah” gibi empoze etmeye çalıştılar, işte bu yüzden sorgulamak veya soğukkanlı bir araştırma yapmak her babayiğidin harcı değildir. Buna dair tipik bir misal vermek istiyorum. Virginia Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü’nde Emeritus Profesörlüğü yapan Vamık D. Volkan ve Princeton Üniversitesi’nde özellikle Osmanlı ve Modern Türk Tarihi alanlarında olmak üzere Yakın Doğu tarihi üzerine Emeritus Profesör unvanına sahip olan ve aynı zamanda New York’ta Psikanaliz Ulusal Psikoloji Birliği’nde psikanaliz eğitimi almış olan Norman Itzkowitz M. Kemal’in psikanalitik psikobiyografisini yazmaya karar verirler. Bu iki yazarın yaşadıkları psikolojik zorluklar kitaplarının “giriş” kısmında Vamık D. Volkan tarafından kısaca anlatılıyor. Aynen alıntılıyorum:

“Ölümsüz Atatürk kitabını yazmak yazarlar için psikolojik olarak çok zordu. Hem Norman Itzkowitz hem de benim için Atatürk’ün imajı çok idealleşmişti. Onu ‘ölümlü’ bir insan olarak algılayabilmek için iç dünyamızın önümüze çıkardığı engellerle uğraşmak zorunda kaldık. Kitabın yazımının yedi yıl sürmesinin bir nedeni de buydu. Itzkowitz, Osmanlı tarihini çalışırken beş yıldan fazla bir zaman Türkiye’de kalmıştı. Çocuklarının odasının duvarında Atatürk’ün resmi asılıydı. Kitabı yazarken bir ara tutukluk yaşadı ve zihni pek çok bilgiyle dolu olmasına rağmen bir süre hiçbir şey yazamadı.(..) En sonunda psikolojik engellerimizi yenerek Atatürk’ün iç dünyasını anlatmaya çalışan ve gerçek olayları içeren bir biyografisini yazabilmek hem Norman Itzkowitz’i hem de beni mutlu etti. O dönem ben Amerika Birleşik Devletleri’nin Charlottesville şehrindeki Virginia Üniversitesi’nde psikiyatri profesörü olarak çalışmaktaydım. ‘Ölümsüz Atatürk’ün Chicago Üniversitesi Yayınevi tarafından basılmasından kısa bir süre sonra bu olayı kutlamak için, o zamanın Virginia Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Norman Knorr, yüzlerce kişinin katıldığı büyük bir parti verdi. O akşam bir rüya gördüm. Rüyamda çeşitli dillerde onlarca gazetenin başlıkları Atatürk’ün öldüğünü bildiriyordu. Bu rüyanın ortasında büyük bir üzüntü içinde uyandım ve kendimi ağlarken buldum. Kitabı bitirmekle bir bakıma, Atatürk’ün imajı ile yaşadığım yedi yıla da veda etmiş oluyordum.”[10]

Koskoca profesörlerin hali buysa, sıradan talebeleri ve niçin hala “put”umuzu yıkamadığımızı varın siz düşünün. Cemaatlere ve tarikatlara karşı çıkan kemalistler; “BÜYÜK, HATTA EN BÜYÜK ATATÜÜÜÜRK”ün “MÜRİDİ” olmuşlar haberleri yok!

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Buna dair misalleri “15 Temmuz Saldırısının 2. Dalgası: Algı Bombaları” başlıklı yazımızın 4 no’lu dipnotunda vermiştik:

http://belgelerlegercektarih.com/2016/09/03/15-temmuz-saldirisinin-2-dalgasi-algi-bombalari/

[2] Bu hususta geniş malumat ve kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/10/mason-ustadi-itiraf-etti-sultan-abdulhamidi-biz-devirdik/

[3] Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/28/m-kemal-ataturk-osmanliya-darbe-yapmistir-osmanli-devletini-kemal-ataturk-yikmistir/

[4] Bu sözlerin kaynakları ve M. Kemal Atatürk’ün Ingiliz Istihbaratı ile gizli ilişkisi için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/11/20/m-kemal-ataturk-tapinakci-miydi-kemalist-turkiyeyi-tapinakcilar-mi-kurdu/

[5] Kurtuluş Savaşı’nı yöneten ve dualarla açılmış olan Birinci Meclis’e yaptığı darbe için bakınız;

M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 727, 728.

Ayrıca bakınız;

Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, (Hazırlayan: Cemal Kutay), Tercüman Yayınları, Istanbul 1980, sayfa 100.

Ayrıca Alimlerin Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

[6] Sadi Borak, Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk, Kitapçılık Ticaret Yayınları, sayfa 36.

[7] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, cild 1, Dünya Yayınları, Istanbul 1958, sayfa 72. (Sansürsüz baskı).

[8] Izmir Suikasti hakkında malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/09/26/istiklal-mahkemeleri/

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/12/izmir-suikasti-tertibi/

[9] Dagobert Von Mikusch, Avrupa ile Asya Arasındaki Adam Gazi M. Kemal, cild 1, Cumhuriyet-Yeni Gün Yayıncılık, Istanbul 2000, sayfa 56.

Ayrıca bakınız;

Uluğ Iğdemir, Atatürk’ün Yaşamı 1881-1918, cild 1, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1980, sayfa 8, 9.

[10] Vamık D. Volkan, Norman Itzkowitz, Atatürk Anatürk, 2. Baskı, Alfa Yayınları, Istanbul, Ocak 2011, sayfa 6, 7.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*