M. Kemal Atatürk Batı Trakya’yı ve oradaki kardeşlerimizi düşmana bırakmış

M. Kemal Atatürk Batı Trakya’yı ve oradaki kardeşlerimizi düşmana bırakmış

(Ey kemalistler, kim Vatan Haini??)

***

Koyu Atatürkçü Cemal Kutay bile masa başında verilen topraklarımızdan dolayı Lozan Antlaşmasına isyan ediyor:

“Tarih bir gün, hisler yerine hakikatler hakim olduğu zaman, Türk murah­has heyetinin, karşısındakilerden daha çok fedakarlığa katlandığını, sarih ve meşru Türk haklarından daha ağır ve elemli fedakarlıklarda bulunulduğunu kaydedecektir ve tarih şu hükme varacaktır ki, Lozan, Türk zaferinin, o on binlerce şehidin kanı ile yazdığı zaferin gerçek bedeli değildir: Hatalıdır, ek­siktir, kusurludur ve milli misakdan sayısız fedakarlıkları Türk milletinin çile­si haline getirmiştir.”

Cemal Kutay, Lozan Antlaşmasına böyle isyan ettikten sonra sözü, M. Kemal Atatürk’ün Yunanlılara bıraktığı Batı Trakya’ya getiriyor:

“Bu acı hakikatin safhalarından birisi olan Batı Trakya’nın Yunanlılara bıra­kılacağının bir kara haber halinde, Balkan’larda Türklük adına ne varsa hepsi­nin üzerine çökmesi günlerinde, üç adam, Balkan Türklüğünün son aydın ve cesur kafalarından üç’ü, Ethem Ruhi, Fuad Balkan ve Dr. Hikmet Feridun, Türk Murahhas Heyeti Reisi Ismet Paşanın yanına çıktılar. Paşanın yanında, Dr. Rıza Nur, Münir ve Haşan Beyler vardı. Uzun ve zaman zaman sert geçen bir konuşma oldu. Gelenler, son cümleler olarak şunu söylediler:

‘ – Garbi Trakya da Şarki Trakya kadar Türk’tür. Biz, on üç sene evvel, Gar­bi Trakya Türk Hükümeti’ni kurmuştuk, işte tarih ortada… Siz bizi Yunanlı­lara terkedebilirsiniz, fakat biz günaha iştirak etmeyeceğiz ve hakkımızı sonu­na kadar koruyacağız.’ “[1]

Aslında Lozan’daki Türk Heyeti M. Kemal Atatürk’ün emirlerini yerine getiriyordu.

Zira M. Kemal Atatürk, 15 Ocak 1923 tarihinde Izmit’te gazetecilere sonradan sansürlenen şu sözleri söylemişti:

“Bana göre Batı Trakya’nın bize geçmesi zaaftır. Orasını elde tutmak için sarf olunacak kuvvet oradan elde edilecek istifadeye tekabül etmez. Anavatanın selameti için Batı Trakya’dan vazgeçmemiz gerekir. Sorunun gerçek hal çaresi, burasını Yunanistan’a bırakmaktır.”[2]

Yani yuh olsun diyorum…

Vatan toprağı satmak bu kadar kolay mı? Hani Vatan bölünmezdi? Hani Vatan toprağı kutsaldı? Ne oldu da bize geçmesi kesin olan Vatan toprakları düşmanımıza “satılıyor” ? Orada yaşayan müslümanlar da mı hiç düşünülmedi?

Halbuki M. Kemal Atatürk, Lozan öncesinde Misak-ı Milli hududlarımız hakkında yabancı ve yerli basın mensuplarına farklı açıklamalarda bulunuyordu. Örneğin, Izmir’de 13 Ekim 1922 tarihinde Richard Danin’e; zaferden sonraki projeleri ve Türk topraklarından ne kastettiği sorulduğunda;

“Avrupa’da Istanbul ve Meriç’e kadar **Trakya**, Asya’da Anadolu, Musul arazisi ve Irak’ın yarısı, Makedonya’yı ve Suriye’yi terk ettik. Fakat artık arkada kalan ve sırf Türk olan her yeri ve her şeyi isteriz. Bunları kurtarmağa azm ettik ve kurtaracağız”[3] demişti.

Daha önce 2 Eylül 1921’de Associated Press’e demecinde ise;

“Doğu Trakya Türk ekseriyetine sahiptir ve vazgeçilmez hinterlandımızdır. Trakya’nın diğer bölümü için halk oylamasını kabul edeceğiz (ki orası da Türk ekseriyetine sahiptir: K. Çandarlıoğlu). Istanbul bizimdir. Mamafih (bununla birlikte) Marmara ve Boğazların ve Istanbul’un (payitaht) emniyeti temin edilmek şartıyla bir hal tarzı kabul etmeye hazırız”[4] ve 13 Ekim 1922’de Velit Ebuzziya’ya da “Müstakbel hudutlarımız bizce 30 Ekim 1918 tarihinde Mütareke aktedildiği (Mondros Mütarekesi imzalandığı) günde fiilen sahip olduğumuz huduttur”[5] diyordu.

Hem Ankara Meclisi’nde Batı Trakya için oylama kararı alınıyor, ki M. Kemal de zaten bunu belirtiyor, üstelik “bunları alacağız” diyor, hem de daha sonra bundan vazgeçiyor. Eğer bir oylama yapılsaydı, Batı Trakya kesin olarak Türkiye’ye geçecekti.

Şimdi gelelim bunun delillerine…

Şemseddin Sami’nin 1896 yılında basılan Kâmûs’ül Âlâm adlı eserine göre, Gümülcine, Sultanyeri, Ahiçelebi, Robçoz, Eğridere, Darıdere ve Iskeçe olmak üzere yedi kazaya ayrılan Gümülcine Sancağı’nda toplam 245.072 kişi yaşamaktadır. Milliyetlere göre ise nüfus sayısı şöyledir[6] :

Türk (Müslüman) : 206.914

Bulgar: 20.671

Rum: 15.241

Çingene: 912

Ermeni: 360

Israilî (Yahudi) : 339

Ecnebi: 235

***

Görüldüğü gibi, 19. yüzyılın sonlarına doğru diğer bütün unsurları bir tarafa topladığımız zaman bile, Müslüman Türkler ezici çoğunluğu oluşturmaktadır.

Garbî Trakya Cem’iyeti tarafından, Batı Trakya üzerinde (Batı Trakya’nın Bulgaristan idaresinde kalan Razlog, Nevrekop, Dövlen, Paşmaklı, Eğridere, Kırcaali, Darıdere, Koşukavak, Ortaköy gibi yerleşim birimleri dahil olmak üzere) yapılan tetkiklerin sonuçları, 1922 yılında kamuoyuna duyurulmuştur.

Batı Trakya’da Türk, Rum, Bulgar, Ulah, Musevi ve Ermeniler olmak üzere altı milletin yaşadığı, bunların da toplam sayısının 977.644 olduğu görülmektedir.

Milliyet durumlarına göre ise nüfus sayısı ve oranları şu şekildedir[7] :

Millet Adı – Nüfus Sayısı – Nüfus Oranı:

Türk: – 747.628 – % 76.5

Bulgar: – 110.741 – % 11.3

Rum: – 110.041 – % 11.2

Yahudi, Ermeni ve Ulah: – 9.234 – % 1

Toplam: 977.644 – %100

***

Batı Trakya’nın toplam 23.592 km olan arazisinin milletlere göre taksimatı ise şöyledir[8]:

Millet Adı – Arazi Miktarı (km2): Arazi Oranı

Türkler – 19.586: %84

Bulgarlar – 2.481: %10

Rumlar – 1.258: %5

Diğerleri – 266: %1

Kaynaklara göre 1920’li yıllarda, Batı Trakya’da taşınan ve taşınmayan malların % 86’sı Türkler’e, % 7’si Bulgarlar’a, % 6’sı Rumlar’a ve %1’i diğer unsurlara; hayvan ve ziraat aletlerinin % 86’sı Türklere, % 8’i Bulgarlar’a ve % 6’sı Rumlar’a aitti

Ayrıca Batı Trakya’da Müslüman Türkler’in 1774 okulu, 78 medresesi, 1499 camii ve 86 tekkesi; Rumlar’ın 148 okulu, 141 kilisesi ve 16 manastırı; Bulgarlar’ın 196 okulu, 185 kilisesi ve 19 manastırı; Museviler’in 6 okulu ve 5 havrası; Ermeni ve Ulahlar’ın 7 okulu ve 7 kilisesi vardı. Dolayısıyla Batı Trakya’da okulların % 84’ü ve mabedlerin % 81’i Türkler’e aitti. Buna karşı Bulgarlar’ın % 9 okulu ve % 10 mabedi, Rumlar’ın % 6 okulu ve % 8 mabedi ve diğer unsurların % 1 oranında okul ve mabedi bulunuyordu.

Belgelerde verilen bilgilerin ışığı altında değerlendirme yapıldığında, 20’inci yüzyılın başlarında Batı Trakya’da nüfusun ezici çoğunluğunu Türkler’in teşkil ettiği, arazinin, taşınan ve taşınmaz malların ve kültür eserlerinin de yine ekseriyeti Türkler’e ait olduğu görülmektedir.

Buna rağmen sonuç? Ne oylama, ne şu, ne bu: Batı Trakya Yunanistan’ın ellerinde, daha evvel kararlaştırdığımız gibi oylamaya razı olduğumuz takdirde Batı Trakya bizim sınırlarımız içerisinde olacaktı.

Nitekim Yunanlı M.Venizelos’un Batı Trakya’ya ilişkin olarak Müttefik Devletlere 30 Aralık 1918’de verdiği mémoire’lardaki istatistikler bile lehimizdeydi[9]:

“Dedeağaç’ta Türkler 10.670, Rumlar 7.371, Bulgarlar 11.358.

Sofulu’da Türkler 32.140, Rumlar 17.880, Bulgarlar 5.380.

Gümülcine’de Türkler 50.000, Rumlar 9.160, Bulgarlar 10.550.

Iskeçe’de Türkler 22.000, Rumlar 10.275, Bulgarlar 1.695.”

Batı Trakya her ne kadar 22 Mayıs 1920 tarihinde Yunanlı general Zımvrakakis komutasındaki kuvvetler tarafından işgal edilmişse de “Batı Trakya Milli Hükümeti” varlığını 24 Temmuz 1923 Lozan antlaşmasının imzalanmasına kadar devam ettirmiştir![10]

Şimdi bazı kemalistler, “ama Atatürk Musul’u istemişti, vatan satmak isteyen Musul’u ister miydi?” diye itiraz edebilirler.

Evet, M. Kemal Atatürk Musul’u istedi ancak Vatan toprağını sevdiği veya “kutsal” saydığı için mi istedi?

– Hayır, “petrol” yani “para” için istedi:

“Musul bizim için çok önemlidir. Birincisi, Musul’da sınırsız servet oluşturan petrol kaynakları vardır… Ikincisi, onun kadar önemli olan Kürtlük sorunudur. (…)”[11]

O paraları da daha fazla alim ve mazlum insan asayım-keseyim diye istemiş olmalıdır.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Cemal Kutay Külliyatından Seçmeler: Yazılmamış Tarihimiz, Milliyet Gazetecilik, cild 1, Istanbul 2002, sayfa 281.

[2] M. Kemal, Eskişehir-Izmit konuşmaları (1923), Kaynak yayınları, 1993, sayfa 90.

[3] Rahmi Doğanay, Misak-ı Milli’ye göre Lozan, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, cild 11 sayı 2, sayfa 285. Benzer ifade için bakınız: Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 3, sayfa 67, 68.

[4] Ataürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 5, Ankara, 1981, sayfa 83.

[5] Ataürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 5, Ankara, 1981, sayfa 79.

[6] Şemseddin Samî, Kâmûs’ül Âlâm, cild 5, Istanbul 1314 (1896), sayfa 3926.

[7] Garbî Trakya Cem’iyeti, Dersaâdet 338, (Garbî Trakya Nüfûs Grafikleri Tablosu): Comite de la Thrace-Occidentale, Cons/ple 1922, (Carte Ethnographique de la Thrace-Occidentale).

Ayrıca bakınız; Ilker Alp, Batı Trakya Türkleri, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı 33, cild 11, Kasım 1995.

[8] Garbî Trakya Cem’iyeti, Dersaâdet 338, (Garbî Trakya’da Arazinin Anâsır Üzerine Nisbetleri Haritası); Comite’ de la Thrace-Occidentale Cons/ple 1922 (Carte de la Thrace-Occidentale).

[9] Seha L. Meray, Lozan Baris Konferansi, Tutanaklar Belgeler, Ankara 1970, takim 1, cild 1, kitap 1, sayfa 63.

[10] Metin Ayışığı, Belgelerin Işığında Milli Mücadele Tarihimiz, Sentez Yayıncılık, Istanbul 2012, sayfa 297.

Ayrıca bakınız; Ahmet Aydınlı, Batı Trakya Faciasının Iç Yüzü, cild 1, Akın Yayınları, Istanbul 1971, sayfa 233-238.

[11] M. Kemal: Eskişehir-Izmit Konuşmaları 1923’ten aktarılarak, Cumhuriyet gazetesi, 7 Haziran 1991, sayfa 10 (D. Perinçek, bu sözleri aktarırken 1. bölümü vermez. Bakınız: Teori Dergisi, Şubat 1995.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Reklamlar