Felsefe Profesörü Teoman Duralı’dan müthiş Harf Inkılabı yorumu

Felsefe Profesörü Teoman Duralı’dan müthiş Harf Inkılabı yorumu

*

 

***

Istanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Teoman Duralı, katılıdığı bir televizyon programında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Harf Inkılabı’nın “Kültür Soykırımı” olduğunu belirten Prof. Duralı, özetle şunları söyledi:

“Hafızayı kaybettik, geçmiş unutuldu. Alzheimer olmuş bir milletiz. Bunun en önemli müsebbibi yazının katlidir. Dünya ne devrimler görmüş, Sovyet ve Çin devrimi görmüş ama hiçbirisinde yazıya dokunulmadı… Türkiye’nin yeniden istiklaline kavuşması, yazının değiştirilmesine mi bağlıydı? Beşerde gen neyse, insanda yazı odur. Gen bize beşeri kalıtımımızı veriyor, insan ise mirasını yazıyla sürdürür. Medeniyet yazı üzerine kurulur. Yapacağınız en büyük katliam budur. Biyolojik Soykırım’da kılıç artıkları olur, ancak Kültür Soykırım’ı kesinkes bitirir!”

Yani Prof. Duralı’nın bu son sözlerinden çıkan mana şudur; “Kültür soykırımı, biyolojik soykırımdan daha büyük bir katliamdır.”

Zaten böyle olduğunu da görmüyor muyuz?..

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Türkiye’ye Latin Alfabesini Israrla Öneren Ingiliz’in Oyunu

Türkiye’ye Latin Alfabesini Israrla Öneren Ingiliz’in Oyunu

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

sir edward denison ross latin alfabesi zeki velidi togan

Türkiye’nin Latin alfabesine geçmesi için ısrar eden Ingiliz müsteşriki Sir Denison Ross

***

Ingiliz müsteşriki Sir Denison Ross’un, 1935’te Bonn Üniversitesi’nde verdiği konferanstan bir pasaj:

“Şark (Doğu) bizden teknik ve metod öğreniyor; fakat onun bütün teşebbüslerine istikâmet vermek, onun yaşadığı ülkelerin haritalarını çizmek, onun tarihine, bu günkü hayatına ve mesaisine kıymet biçmek daimi Garb’ın (Batı’nın) elinde kalacaktır. Lâtin alfabesini kabul eylemeleri şarklıların yalnız teknik değil, maneviyat sahasında dahi Batının rehberliği altında kalmalarını sağlıyacaktır. Avrupa zihniyeti ve metodu Avrupalıların patentidir; şarklılardan münferid bazı şahsiyetlerin bunları kısmen yahut tam olarak benimsemesi bu vaziyeti değiştiremez.”[1]

Bu pasajı okuduktan sonra, bu meselenin hikayesini öğrenmek için Zeki Velidi Togan’ın bir dipnota sıkıştırmış olduğu şu satırlara bakalım ve Ingiliz oyununu görelim:

“Denison Ross 1926’da Barthold Istanbul’da iken ona, bana ve ihtimal Fuad Köprülü’ye yazdığı mektuplarla “illa Lâtini alınız” diye ısrar etmiş ve 1929’da bu alfabe lehine propoganda maksadıyla Kahire, Şam, Bağdad ve Tahrana seyahat yapmış, fakat projelerini Kral Fuad’a ve Rıza Şaha kabul ettiremediğini anlatmıştı. Iranlı alimlerden Atarid, Tebriz Edebiyat Fakültesi neşriyatında yayınladığı hatıratında, mezkur 1929’da Londra’da Şarkî Hind Cemiyeti’nde Hind müslümanlarından Elme Tatifi isminde bir zatın Hindistan müslümanları ve Hindular için Urdu dilinde tatbik edilmek üzere Latin alfabesi teklif ederek verdiği konferansta Sir Denison Ross’un Latin alfabesi’nin noksanlarına, Arap alfabesinin mükemmeliyetine dair söylediği nutkunu nakletmiştir. Denison Ross’un bu sözleri, seyahatları neticesinde hasıl ettiği fikir değiştirmeden mi ibaretti, yoksa çok siyasi olan bu Ingiliz müsteşriki daha 1926’da bize Latin alfabesini kabul zımnında Türkiye Hükümeti’ni ikna etmeyi teklif ettiği zaman dahi 1935’de Bonn Üniversitesi’nde söylediği fikirlerinde olduğu halde bir oyun mu yapmıştı? Bunu anlayamadık.”[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Zeki Velidi Togan, Tarihte Usul, Enderun Yayınları, 3. Baskı, Istanbul 1981, sayfa XVII.

[2] Zeki Velidi Togan, Tarihte Usul, Enderun Yayınları, 3. Baskı, Istanbul 1981, sayfa XVIII, dipnot 2.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Harf Inkılabı işe yaradı mı?

Harf Inkılabı işe yaradı mı?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

harf inkilabi, harf devrimi, yazi devrimi, atatürk harf inkilabi, harf inkilabi okuma yazma oranlari, osmanlida okuma yazma oranlari***

Tarihçi Ayşe Hür, “Öteki Tarih” adlı kitabının üçüncü cildinde Harf Inkılabı’nın işe yarayıp yaramadığını sorguluyor. Muhafazakar kesimden (yani kemalistlerin tabiriyle yobaz!) olmayan ve kendisini “Ateist” olarak tanımlayan yazar, bu konuda şunları yazıyor:

‘Dilde sadeleşme’ çabalarıyla desteklenen yeni harfler, Türkiye halkının okuryazarlık oranlarını nasıl etkiledi? Buna cevap vermek kolay değil; çünkü örneğin 1927’de okuryazarlık oranının yüzde 8.1 olduğunu söyleyen resmi istatistiklere karşılık, 1895 yılına ait Osmanlı istatistiklerinde Anadolu ve Rumeli’de 5-10 yaş arası kız ve erkek Islam çocuk nüfusunun yüzde 57’sinin ilkokul öğrencisi olduğu görülüyor. Bu istatistiklerin güvenilir olup olmadığını söylemek kolay değil, ancak bilindiği gibi 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’ne göre ilköğretim zorunluydu. Bu nizamnameye II. Abdülhamid de sıkı şekilde uymuş, ancak okullaşmada çok başarılı olunamamıştı. Yine de 1900’de imparatorluktaki 29.130 sibyan okulunda ve iptidailerde (ilkokullarda) 900 bin civarında kız-erkek öğrenci okuyordu. Aynı yıllarda idadi ve rüştiyelerde (yani ortaokul ve liselerde) 60 bin civarında öğrenci vardı. Daha önceki yılları da esas alan kümülatif bir hesaplamayla, cumhuriyete aktarılan okuma-yazma oranlarının yüzde 8.1’den daha yüksek olması mantıklı görünüyor.

Yine de bütün çabalara rağmen 1935 yılına ait istatistiklere göre, 16.5 milyon olan nüfusun sadece yüzde 20’si okuma yazma biliyordu. Bu oran 1945’te yüzde 30’a, 1950’de yüzde 34’e çıkabilmişti. Yani, Harf Inkılabı okuma yazma oranlarını yıllara göre ikiye, üçe katlamıştı ama eğer bir yanlışlık yoksa, 1895 oranlarının yanına bile yaklaşamamıştı.

Aslında bu durum gayet doğaldı. Bir toplumun okuma-yazma oranlarının doğrudan alfabenin kolaylığı ya da zorluğuyla ilgisinin olmadığına dair dünya yüzünde bol örnek bulmak mümkün. Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, Japonya, Çin, Israil, Kore, Sırbistan, Hindistan, Tayland gibi ülkeler ekonomik ve kültürel kalkınmalarını, hepsi Arap alfabesi kadar veya ondan daha zor olan alfabeleriyle başarabilmişlerdi.

Sonuç olarak, Kemalist modernleşme hamlesinin önemli köşe taşlarından biri olan Harf Inkılabı, toplumun genel kültür düzeyine katkıda bulunmaktan çok, halkın tarihle ilişkisini kesmekte işe yaradı. Böylece geçmişle bağlar, devlet ve devletin istediği tarzda ilgilenen ‘tarihçiler’ tarafından kurulmaya başlandı. Bu tarihçilerin esas işlevleri ise, ‘kozmopolit’, ‘karışık’, ‘Şarklı’, ‘geri’ olarak niteledikleri Osmanlı kimliğinin yerine, ‘etnik açıdan saf, ‘dünya görüşü açısından laik’, ‘Batılı’, ‘modern’ bir ‘Türk’ kimliğinin üzerinde yükselecek Türk-ulus devletini inşa etmekti.

 

**********

 

YAZARIN ÖZET KAYNAKÇASI:

Hikmet Dizdaroğlu, “Mirza Fethali Ahundzade ve Alfabe Meselesi”, Türk Dili, S. 8, Mayıs 1952, s. 460-463; Fevziye Abdullah Tansel, “Arap Harflerinin Islahı ve Değiştirilmesi Hakkında İlk Teşebbüsler ve Neticeleri 1862-1884”, Belleten, S. XVII/66, Nisan 1953, s. 223-249; Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, I. Cilt, TTK Yayınları, 1966; Halide Edip Adıvar, Türkün Ateşle Imtihanı, Çan Yayınları, 1962; Falih Rıfkı Atay, “Yeni Yazı”, Türk Dili, Sayı 23, Ağustos 1953, s. 717-719; Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Doğan Kardeş Matbaacılık Sanayii A.Ş. Basımevi, 1969; Ibrahim Necmi Dilmen, “Harf Inkılâbı”, Türk Dili-Belleten, S. 31-32, 1938, s. 20-23; Hüseyin Sadoğlu, Türkiye’de Ulusçuluk ve Dil Politikaları, Istanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2003.

 

**********

 

KAYNAK:

Ayşe Hür, Öteki Tarih, cild 3, Profil Yayıncılık, 3. Baskı, Istanbul 2014, sayfa 19, 20.

 

***

 

BENZER KONULARIMIZ:

http://belgelerlegercektarih.com/2013/08/11/harf-inkilabinin-zararlari-prof-dr-mehmed-saray/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/05/22/harf-inkilabini-savunan-abdullah-cevdetin-pismanligi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/05/harf-devrimi-ile-ilgili-kazim-karabekir-pasanin-gorusu-kemalistlere-duyurulur/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/31/ataturk-inkilaplari-islama-karsi-yapilmistir/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/24/kuran-dusmani-bay-necatinin-ibretlik-olumu/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/30/ataturkun-gunes-dil-teorisi-kalp-krizi-gecirenler-olursa-sorumluluk-kabul-etmiyorum/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/10/03/yabanci-bir-tarihcinin-ataturk-devrimleriyle-ilgili-soyledikleri/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/29/neden-hafizamizi-silmek-istediler/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/05/12/osmanlilar-okur-yazar-degil-miydi/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Neden hafızamızı silmek istediler?

Neden hafızamızı silmek istediler?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Bu mezartaşı sizin büyük dedenize de ait olabilirdi. Mezartaşında yazanları okuyamıyor musunuz? O halde birileri, ecdadınız ile sizin aranızdaki bağı koparmak istemiş… Geçmişini ve nerden gelip nereye gideceğini bilmeyen, hedefsiz biri haline getirmeye çalışmıştır. Kısaca hafızanızı silmiştir.

Acaba neden?

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk Inkılapları Islam’a karşı yapılmıştır

Atatürk Inkılapları Islam’a karşı yapılmıştır

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Atatürk inkılaplarının, özellikle Harf inkılabının, milleti Islam’dan uzaklaştırmak gayesiyle yapıldığını mütemadiyen dile getirmiş olmamıza rağmen, malum çevrelerce, “yobaz” damgası vurularak sözlerimiz itibarsız hale getirilmek isteniyor. Bu yüzden, Müslüman olmayan ve bunu açıkça ifade eden, üstelik M. Kemal Atatürk’ün bazı Islam aleyhindeki inkılaplarını onaylayan Sevan Nişanyan’ın Atatürk inkılapları hakkındaki görüşüne yer vereceğiz..

Işte Müslüman olmayan Sevan Nişanyan’ın bu konuda yazdıkları:

“Alfabe devriminde asıl gaye, Batı kültürünü benimsemekten çok, Islam kültürünün entellektüel köklerini kurutmaktır. Amaç Türklerin Shakespeare’i ya da Paris gazetelerini daha kolay okuması değildir: Kuran’ı ve Osmanlı kaynaklarını okumalarını önlemektir. Bu aşamada tümüyle Türkçeye özgü bir alfabe geliştirmek üzerinde bir müddet durulmuşsa da, daha kolay – ya da daha inandırıcı– bulunduğu için Batı’dan alfabe ithali tercih edilmiştir.

Cumayı ve Hicret esasına dayalı tarih perspektifini toplum zihninden silmek için, Pazar tatili ve Miladi takvim getirilmiştir. Batı müziğinin radyoda zorunlu kılınması ise, bu müziğe yönelik gerçek bir sevgi veya inançtan çok, Islami kültürle yakın ilişkileri olan alaturka müzik geleneğini yıkmak kaygısını akla getirmektedir. (…)

Maksat, o halde, Batı kültürünü ilginç, güçlü ve güzel kılan şeyleri benimsemek değildir: siyasi nedenlerle düşman sayılan bir kesimin toplumsal dayanaklarını ortadan kaldırmaktır.”

 

**********

 

KAYNAK: Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet, Kırmızı Yayıncılık, Istanbul 2008, sayfa 253 ve devamı.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk’ün Güneş Dil Teorisi (Kalp krizi geçirenler olursa, sorumluluk kabul etmiyorum)

Atatürk’ün Güneş Dil Teorisi (Kalp krizi geçirenler olursa, sorumluluk kabul etmiyorum)

Atatürk günes dil teorisi zirvaligi m. kemal günes dil teorisi nedir
***

Dilimizi Dilim Dilim ettiler… Güneş Dil Teorisi Saçmalığına giden süreç

M. Kemal Atatürk 1928 yılında yaptığı harf devriminden sonra, bu devrimin güçlenmesi ve köksalması için kültür hareketi başlatıyor. Bu hareket doğrultusunda Arap ve Fars kelimeleriyle ilgimiz kesilmek isteniyor. Bu tasfiyecilikle Cumhuriyet Türkçesinin içinde yer alan Arapça ve Farsça asıllı bütün kelimeler aforoz edilerek, yerlerine öz Türkçe olduğu iddia edilen yeni karşılıklar bulunuyor. M. Kemal Türkçe asıllı olmadığı için “şey” kelimesini bile kullanmak istemeyen bir aşırılıkla hareket ediyor ve bu anlayış haliyle dili bir çıkmaza sokuyor. M. Kemal’in en yakınlarından Falih Rıfkı, “Çankaya” isimli kitabında M. Kemal’in kendisine şunları söylediğini yazıyor:

“Dili bir çıkmaza saplamışızdır. Bırakırlar mı dili bu çıkmazda? Hayır. Ama ben de işi başkalarına bırakamam. Çıkmazdan biz kurtaracağız.”[1]

Yani, M. Kemal açıkça yanlış yaptığını, hatalı olduğunu itiraf ediyor.

M. Kemal 1934 tarihinde başka bir emir veriyor… Ancak bu emrini vermeden önceki mesajına bir bakalım ve dilimizi nasıl tahrif ettiklerini görelim:

“Dil Bayramından ötürü Türk Dili Araştırma Kurumu Genel Özeğinden, ulusal kurumlarından, türlü orunlardan birçok kutunbitikler aldım. Gösterilen güzel duygulardan kıvanç duydum. Ben de kamuyu Kutlularım” (Imza): Gazi Mustafa Kemal.

***

Saçmalığın boyutunu anlayabilmek için iki örnek daha verelim:

Mülkiyenin Kuruluş Yıldönümü dolayısile gönderilen yazıdan bir kesit (11 Aralık 1935)

“…işte bu intibaı kendi kafamda ve vicdanımda duyduktan sonradır ki telefonunuzun birinci satırının sonundaki dalgınlık aydınlandı. Ben büyük Ismet Inönünün karşısında bulunmakla mutlandığı göreyden, manen değilse de maddeten uzak bulunmuş olmaktan teessür duymadığımı söyleyemem. Ancak şununla müteselliyim ki senin, hakikati, asaleti, millet ve devlet için gönülleri ateşlileri benim kadar ve belki benden daha parlak görür olduğunu bidiğimdir. (…)”[2]

***

Bir misal daha… 4 Ekim 1934 tarihli CHP’nin yayın organı Hakimiyet-i Milliye (Ulus) Gazetesi’nde yayınlanan bir habere bakalım. Haberde M. Kemal ve misafirinin bir ziyafette yaptıkları konuşmalara yer veriliyor. Hangisi daha anlaşılır diye sorulacak olsa, şüphesiz “yabancı” konuğun konuşması daha anlaşılır cevabı gelecektir:

Isveç Kralı ve Türkiye-Isveç Ilişkileri Hakkında Konuşma
3 Ekim 1934

M. Kemal tarafından memleketimizi ziyarete gelen Isveç Veliahdı Prens Güstav Adolf şerefine Çankaya Köşkü’nde verilen ziyafette söylenmiştir:

“Altes Ruayâl,
Bu gece, yüce konuklarımıza, Türkiye’ye uğur getirdiklerini söylerken duyduğum, tükel özgü bir kıvançtır. Burada kaldığınız uzca, sizi sarmaktan hiç durmayacak ılık sevgi içinde, bu yurtta, yurdunuz için beslenmiş duyguların bir yankısını bulacaksınız.

Isveç-Türk uluslarının kazanmış oldukları utkuların silinmez damgalarını tarih taşımaktadır. Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır.

Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini, o denli yaltırıklı yöntemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özence değer değildir.

Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar; baysal utkusu.

Altes Ruayâl,
Yetmiş beşinci doğum yılında oğuz babanız, bütün acunda saygılı bir sevginin söyüncü ile çevrelendi. Genlik, baysal içinde erk sürmenin gücü işte bundadır.

Ünlü babanız, yüksek kralınız beşinci Güstav’ın gönenci için en ıssı dileklerimi sunarken, Altes Ruvayâl, sizin Altes Ruvayâl, prenses Louise, sevimli kızınız Altes Prenses Ingrid’in esenliğine, tüzün Isveç ulusunun gönencine, genliğine içiyorum.”[3]

***

Bu da Isveç Veliahtın söylediği nutuk:

“Reis Hazretleri!.. Haşmetlû Isveç Kralı Hazretleriyle ailem ve şahsım hakkındaki çok dostane sözlerinizden pek ziyade mütehassis olduğum halde Prenseslerle birlikte Türkiye’yi ilk defa olarak ziyaretimizden fevkalade memnun ve mahzuz olduğumuzu Zat-ı Devletlerine temin etmek isterim. Bize karşı gösterilmiş olan güzel kabul, bizde çok kıymetli bir hatıra bırakacaktır. Hatırası Isveç’te hala canlı olan tarihi hadiseler vaktiyle milletlerimizi birleştirmiştir.

Şu halde terakkisi Zat-ı Devletlerinin münevver ve şeciane idareleri altında bahir bir surette göze çarpan genç Türkiye cumhuriyetinin doğmasının, kuvvet bulmasının memleketimizde çok hususi bir alâka ve teveccühle takip edilmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Birbirlerinden uzak mıntıkada ve yekdiğerinden tamamiyle farklı şartlara tabi bulunan memleketlerimiz, aynı gayeyi, fikri ve iktisadi memba ve servetlerimizin inkişafını mümkün kılacak yegane çare olan sulhun istikrarı gayesini takip ediyorlar. Bu gaye edildiği ve dünyada itimat hüküm sürmeğe başladığı takdirde milletlerimiz arasında daha normal münasebata rücu ümidi hasıl olabilecektir.

Türkiye ve Isveç, her ikisinin de muhtaç olduğu mütekabiliyet esasına müstenit ticari münasebetleri de bundan müstefit olacaklardır.

Kadehimi, yeni Türkiye’nin Büyük Gazisi Zat-ı Devletlerinin sıhhatine ve asil, kahraman Türk milletinin saadet ve refahına kaldırır ve içerim.”

Gördüğünüz gibi M. Kemal’in konuşması, tam bir rezalet…

M. Kemal’in dostu Falih Rıfkı Atay anlatıyor:

“Atatürk denemeden yılmayan ve denemenin ara sıra gülünç de olsa, bütün külfetlerine katlanan gözü pek bir devrimci idi. ‘Türkçe’nin öz gücü nedir, anlayalım’ dedi ve hepimizi hiçbir yabancı söz kullanmadan yazmaya ve konuşmaya davet etti. O günlerde beş on satır yazabilmek için yemek masası etrafında dört döndüğümü hatırlarım. Yunus Nadi daha kolayını bulmuştu: Osmanlıca yazıyor, içeride Tarama dergisinden öztürkçeye çevirtiyordu. Ertesi gün kendi yazdıklarını kendi anlamıyordu.

Bir akşam da, Şükrü Kaya’ya öz Türkçe bir nutuk söyletti. Şükrü Kaya, kekeledi durdu:

‘Iç Işleri Bakanı’mız, Orta Asya’dan gelip de derdini anlatamayan birine benziyor. Demekten kendimi alamadım.”[4]

Nihayet bu saçmalıkların farkına varılıyor ve 1934 yılında Saffet Arıkan’ın teklifiyle “Osmanlıcadan Türkçeye-Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzları” formülü deneniyor… Bu devrede M. Kemal; “Ismet Paşa’yı gördüm. Konuşamıyoruz, dilsiz kaldık, bu kadar çalıştık, küçük bir kılavuz çıkardık” diyerek bu konuda da hata yaptıklarını itiraf ediyor. Bir devlet reisinin bu kadar hata yapma lüksü var mıdır? Milletin dili deneme tahtası mıdır diye ciddi ciddi sormak gerek aslında.

***

Güneş Dil Teorisi

Dilin arıtılarak zenginleştirilmesi için ortaya çıkan dil reformunun bu yaklaşımı dilin kısırlaşmasıyla sonuçlanıyor. M. Kemal bu işin yürümeyeceğini anlıyor ve bunca tahrifattan sonra “dilsiz” kalmamak için son bir kurtuluş çaresi olarak gördüğü “Güneş dil teorisi”ni 24 Ağustos 1936’da şapkasından çıkarıyor.

Teori özetle şöyle;

“Madem ki Türk dili dünyanın temel dillerinden birisidir. Dünya dilllerindeki birçok kelime bu teoriye göre Türkçe’den çıkmıştır. O halde bizim dilimizin içerisinde kullanılan ve yabancı asıllı olduğu iddia edilen kelimeleri sözlükten atmamıza gerek yok. Onlar da dilde kullanılsın, fakat bu kelimelerin aslının Türkçe olduğunu ispatlamak lazım.”

Tabii Türkçe dışında kelimelerin kullanılmasının mecburi oluşu, aynı zamanda Türkçe’nin yetersizliğinin de delilidir… Bu da bir nevi aşağılık kompleksine sebep oluyor. Bu yüzden “kullandığımız yabancı kelimeler aslında Türkçe’dir” tezini, daha doğrusu saçmalığını ortaya atıyor.

Durum o hale geldi ki, M. Kemal “tcyb” (sinüs) ve “teceyb”in (kosinüs) Türkçe karşılıklarının bulunması için 29 Mart 1937 tarihli Ulus gazetesine ilan verdirerek bir yarışma dahi açtırıyor.[5] Saçmalamanın sonu yok nasıl olsa.

***

Güneş Dil Teorisi saçmalıklarından sadece birkaçı (Kalp krizi geçirenler olursa, sorumluluk kabul etmiyorum) :

– Ünlü filozof Aristoteles (Aristo) hakkında; “Ali ustadan” geliyormuş.

***

– “Niagara şelalesinin” ismini alış hikayesi çok ilginçtir. Bering boğazı yoluyla Amerika kıtasına geçen Türkler (sonradan Kızılderili olarak adlandırılacaklardır) kıtayı keşfe başlarlar. Bir müddet ilerledikten sonra önlerine korkunç gürültüler çıkaran bir şelale çıkar. Bu durumdan çok etkilenen Türkler “ne yaygara! ne yaygara!” derler. Zamanla “ne yaygara” yerini Niagara’ya bırakır.[6]

***

– Kültür kelimesi için; “`Keltirmek´ mastarının kökünden kurulmuş olduğundan ana kaynağı Türkçe görünür” diye saçmalamış.

***

– “Amazon Nehri” ile ilgili: Kıta keşfine devam eden Türk boyları Güney Amerika’ya kadar gelmişlerdir. Burda ucu bucağı olmayan bir nehir görürler ve tüm çabalara rağmen sonunu bir türlü bulamazlar. Hayretler içinde kalıp “amma uzun!” demişler. Zamanla bu “amma uzun”, “Amazon”a dönüşmüştür.[7]

Böyle ilim olur mu??

***

Zaten Falih Rıfkı Atay’da kelime “uydurulduğunu” itiraf ediyor… Örneğin “Genel” kelimesinin uydurulmuş olduğunu açıkça yazıyor.[8]

Bu konuda bir örnek olarak aslı Arapça olan “hüküm” kelimesinin nasıl Türkçeleştirildiğini reform çalışmalarına katılan Falih Rıfkı Atay’dan dinleyelim:

“Dolmabahçe Sarayı’nda toplanmıştık. Sağımda Naim Hazim Hoca, solumda Yusuf Ziya. Sıra “hüküm” kelimesinde. “Bir karşılığı yoksa alıkoyalım” dedim. Naim Hoca’da, Yusuf Ziya da “Olamaz” dediler… Hayli tartıştık. Toplantıdan sonra Asya Türk lehçelerini pek iyi bilen Prof. Abdulkadir Inan bana gelerek: “Hiç üzülmeyin, “hüküm” kelimesini yarın Türkçe yaparız Falih Bey” dedi. Ve ertesi gün usulca elime bir pusula verdi. Radloff’a göre bazı Türkçe lehçelerinde “ök” akıl demekmiş, “ük” şekline girdiğini gösteren örnekler de kağıtta yazılı idi. Bir uzak lehçede “um”, “üm”le isim yapıldığı üzerine de bilgi edinmiştim. Alt tarafı kolaydı: ük, üküm kullanıla kullanıla “hüküm” olmuştu. Toplantıda “Hüküm Türkçedir” dedim ve sabahleyin öğrendiklerimi sayıp döktüm. Iki hoca da susa kalmışlardı. “Uydurma” demeyeyim de “yakıştırmacılık” ilminin temelini atmıştık.”[9]

Sonuç olarak gelinen aşamayı ifade etmesi açısından Yunus Nadi’nin ifadeleri dönemin genel özelliğini özet biçiminde açıklar mahiyettedir:

“Gazi gayet tılsımlı bir anahtar buldu. Öyle bir anahtar ki en yabancı sandığımız kelimeler bile Türkçe oluveriyor.”[10]

M. Kemal Atatürk ve avenesinin yaptığı dil tahribatı hakkına Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya şunları söylüyor:

Türkçeyi yüzde 80 Türkçeleştirdik diye övünen kişiler aslında dili yüzde 80 fakirleştirmişlerdir. Kullanılan kelimeleri bu Arapça, bu Farsça, bu Fransızca, bu ingilizce, bu Grekçe diyerek dilde kullanılan kelimeleri atmışlar. Bin yıldan beri kullandığın kelimeler gitmiş yerine halkın bilmediği anlamadığı uydurmaları gelmiş. Sözlükler bir dilin hazinesidir. Siz hazineyi boşaltıyorsunuz.

1979 yılında Mustafayev ve Şerbinin Türkçe-Rusça Sözlük yayımladılar. Kelime kadrosu kaç biliyor musunuz: 47.300. Yani Türkiye’de yayımlanan Türkçe Sözlük 26.000 kelime, Rusya’da yayımlanan Türkçe Sözlük 47.300 kelime. (…) Gönül kelimesi için Mustafayev’de 45 örnek var. Türkçe Sözlük’te ise 3 örnek var.

Türk dili üzerinde çalışma yapan Türk araştırmacıların verilerine göre neredeyse Türkçe’nin yarısı yabancı sözcüklerden oluşmaktadır. Bu araştırmacılar arasında önemli bir isim olan Ömer Asım Aksoy’a göre Türkçenin %52.66 sı sadece köken itibariyle Türkçe kelimelerden oluşuyor.[11]

Şu anda (1996) Ingiliz sözlüğünde en az 400.000 (dörtyüzbin) kelime varken, Türk Dil Kurumu’nun yayınladığı “Türkçe Sözlük”, aşağı yukarı 40.000 (kırkbin) kelime ihtiva etmektedir. Yani, Ingilizce’nin ondabiri kadar bir Türkçe… Oysa Şemseddin Sami Efendi’nin “Kamus-u Türki”sinde (Türkçe Sözlüğünde), tam 1.000.000 (evet, tam bir milyon) kelime mevcuttur. Yani, Ingilizce’nin tam ikibuçuk katı kelime.[12]

Sosyologların tesbitlerine göre, zengin bir dil, cemiyetlerin büyük kültür ve medeniyetlere ulaşmasını sağlamakla kalmamakta, güçlü bir tefekküre ve edebiyata da zemin olmaktadır.

Kelime hazinesi daraltılmış bir nesil, bırakın yepyeni bir tefekküre ve estetik dehaya ulaşmayı, kendinden önce hazırlanmış eserleri bile anlayamaz. Böyle nesiller, yabancı “ideolojiler”den kaynaklanmış ve ezberletilmiş “sloganların” esaretine kolayca giriverirler (kemalistler gibi)… Nitekim girilmiştir de.

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

günes dil teorisi atatürk, harf inkilabi yazi degisikligi harf devrimi

11 Mart 1933 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan dil anketi

***

Konuyla alakalı son sözü Prof. Dr. Mehmet Kaplan söylesin istedik:

“Dil, bir milletin kültürel değerlerinin başında gelir. Bundan dolayı ona büyük ehemmiyet vermek gerekir.

Aynı dili konuşan insanlar “millet” denilen sosyal varlığın temelini teşkil ederler. Dil, duygu ve düşünceyi insana aktaran bir vasıta olduğu için, insan topluluklarını bir yığın veya kitle olmaktan kurtararak, aralarında “duygu ve düşünce birliği” olan bir cemiyet, yani “millet” haline getirir.

Dilini bilmediğimiz bir ülkede, etrafımızda milyonlarca insan kaynaşsa da kendimizi “yalnız” hissederiz. Fert, konuştuğu dili hazır bulur. Dil, ferde cemiyetin bağışladığı en büyük miras ve donatımdır. Ana, baba, çevre, okul, çocuğa dil vasıtasıyle cemiyetin asırlar boyunca biriktirdiği hayat tecrübesini ve kültürü de aktarır.

Biz dili, kelime kelime değil, cümle cümle öğreniriz. Kelimeleri alfabe sırasına dizen sözlükler, onları canlı muhitlerinden çıkarır. Dil, konuşulan ve yazılan “cümleler” den ibarettir. Cümleler ise bir duygu ve düşünceyi ifade eder. Gerçek dil hakkında bir fikir edinmek için sözlüklere değil, konuşmaya veya yazılı metinlere bakmak lazımdır. Türkçeye binlerce yıldan beri giren yabancı kelimeleri çıkarmağa kalkanlar bu vakıayı göz önünde bulundurmadıkları için, kelimeye cümleyi, yani duygu ve düşünceyi feda etmişlerdir. Aşağıdaki deyim ve atasözlerine bakınız:

“Akıl almak”, “akıl almamak”, “akıl dağıtmak”, “akıl defteri”, “akıl dışı”, “akıl erdirememek”, “akıl hocası”, “akıl işletmek”, “akıl karı”, “akıl kesmek”, “akıl kumkuması”, “akıl öğretmek”, “akıl satmak”, “akıl sır ermez”, “akıl vermek”, “akılda bulundurmak”, “akıldan çıkmamak”, “akılla ölçmek”, “akıllara durgunluk vermek”, “akıllı düşman.”

Akıl kelimesi Türkçeye Arapçadan geçmiştir ama bu yirmi kadar deyimi Türkler vücuda getirmişlerdir. Türkiye’de onları bilmeyen bir Türk tasavvur edilemez.

Şimdi “akıl” kelimesi Arapçadır diye onu dilden çıkarmak, “Türkçedir” diye ölü “us” kelimesini diriltmeğe çalışarak, yirmiden fazla canlı deyimi yok etmek “akıl kârı” mıdır? Ve böyle bir davranış ilme ve milli kültür anlayışına uyar mı? Türkçede, konuşma ve yazı dilinde “akıl” kelimesinin kullanıldığı kim bilir kaç bin, kaç yüz bin cümle vardır? “Us” kelimesini kabul edersek onların hepsini “us”a çevirmemiz gerekecek. Türk milleti bundan zarar mı edecek, kâr mı edecek? (…)

Yunus Emre, Aşık Paşa, Baki, Nedim, Nefi, Şeyh Galib, Türk kültürü içinde doğmuş, yaşamış, eser vermiş şahsiyetlerdir. Onlar eserlerini “Osmanlıca” denilen dil ile vücuda getirmişlerdir. Daha doğrusu eserleriyle Osmanlıca denilen zengin ve ince “kültür dili” ni cümle cümle, beyit beyit onlar yaratmışlardır.

Kendi milletinin tarih ve kültürünü öğrenmek ve incelemek isteyen her Türk, bu eserleri anlamak ve onlardan zevk almak için, bu dili bilmek zorundadır. Yabancı kültürlerden istifade etmek için yabancı dili okullarımızda öğretmek maksadıyle bunca emek ve para harcarken, kendi milli kültür kaynaklarımıza sırt çevirmeği mazur göstermek bir hayli güçtür. Bunun adına gaflet, cehalet ve dalâlet derler.”[13]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

 

[1] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Dünya yayınları, cild 2, sayfa 452.

[2] Ulus Gazetesi, 12 Aralık 1935.

Ayrıca bakınız; Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1991, sayfa 651.

[3] Ayın Tarihi, 1934, No: II, sayfa 22, 23.

[4] Falih Rıfkı Atay, Atatürk ve Özleştirme, Dünya Gazetesi, 17 Temmuz 1966.

[5] Prof. Dr. Vecihe Hatiboğlu, Ankara Üniversitesi’nin 60. Kuruluş Yılı Armağanı: Atatürk ve Türk dili ve edebiyatı, Türk eğitimi ve Türk kültürü konusunda seçme yazılar, sayfa 34.

[6] Maydan Larousse, Büyük Lugat ve Ansiklopedi, Güneş Dil Teorisi maddesi.

[7] Maydan Larousse, Büyük Lugat ve Ansiklopedi, Güneş Dil Teorisi maddesi.

[8] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Dünya Yayınları, cild 2, sayfa 453.

[9] Falih Rıfkı Atay, “Hüküm Nasıl Kurtuldu?”, Dünya, 16 Mayıs 1965.

[10] Ismail Habib Sevük, Dil Davamız, Istanbul 1949, sayfa 29.
Aktaran: Ahmet Cemil Ertunç, Cumhuriyetin Tarihi, Pınar Yayınları, 6. Baskı, Istanbul 2011, sayfa 340.

[11] Ö. A. Aksoy, Gelişen Özleşen Dilimiz, Türk Dil Kurumu 1975.

[12] Seyyid Ahmet Arvasi, Sahte Dindarlar Sahte Laikler, Burak Yayınevi, Istanbul 1996.

[13] Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Türk Milletinin Kültürel Değerleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 732, Ankara 1987, sayfa 9 ve devamı.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*