Atatürk, Elmalılı Hamdi Yazır’a Kuran tefsir ettirdi yalanı

Atatürk, Elmalılı Hamdi Yazır’a Kuran tefsir ettirdi yalanı

Kemalizm’in ayakta kalabilmesi için bazı “sözde” tarihçiler, daha doğrusu kemalizm ideolojisinin sözcülüğünü üstlenen bazı kalemşörler, değişen konjonktüre göre yeni bir Atatürk profili çizmeyi adeta Milli bir vazife telakki ediyorlar.

Son dönemde gerek dünyada ve gerekse ülkemizde Islam’ın lehine gelişen konjonktüre paralel olarak M. Kemal Atatürk’ü “Islam’a hizmet eden lider” gibi takdim etme gayreti içerisine girildi. Bu anlamsız ve boş projeye hizmet edenler arasında, Yaşar Nuri Öztürk ve Sinan Meydan’ı görüyoruz.

Aslında M. Kemal Atatürk’ün Islam’a hizmet edip etmediğini onun inkılaplarında görmek mümkün… Ezan’dan “Allah” ismini çıkaran[1], Nutuk’ta, “Müslümanlığı bir yana bırakalım” diyen[2], “OKU” ayetine haşa “safsata” diyen[3], ayet okunduğunu sandığı halde bir söze “hezeyan” diyen[4] birisinin “neye” hizmet ettiği ortada.

Imam-ı Azam Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh) “Şeriat’a gerek yok diyen kafir olur” derken[5], M. Kemal Atatürk Şeriat’ı kaldırmıştır. Imam Gazzali (rahmetullahi aleyh) “Hilafet farzdır” derken[6], M. Kemal Atatürk Hilafeti kaldırmıştır. Kur’an’da “Kur’an ile hükmedin” mealindeki ayetler açıkça ortada iken[7], M. Kemal Atatürk Kur’an’daki kanunlar yerine batılı kafirlerin kanunlarını tercüme ettirip zorla Müslüman millete dayatmıştır.

Zaten M. Kemal Atatürk tabiatın “herşey” olduğunu ve yalnızca tabiatı kutsal saydığını kendisi söylüyor.[8]

Sinan Meydan ise, Atatürk’ün 1923 yılında Balıkesir’de Camii’de minbere çıkıp hutbe okuduğunu “Allah birdir, Şanı büyüktür. Hz. Muhammed onun kulu ve elçisidir.” (salavat) dediğini her fırsatta dile getiriyor. Ancak orada M. Kemal Atatürk “Anayasa Kur’an’dır” da demiştir, fakat daha sonra Kur’an’ı Anayasa yapmamıştır. Demek ki o konuşmada samimi değildi.[9] Bu konuda Sinan Meydan’a yazdığımız cevabı okumak için şu konumuza bakabilirsiniz:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/14/m-kemal-ataturkun-balikesir-hutbesiyle-ilgili/

***

Bu yazımızda Sinan Meydan’nın “Elmalılı Tefsirini ve Buhari-i Şerif’i M. Kemal Atatürk tercüme ettirdi” yönündeki iddiasına cevap verilecektir.

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Sinan Meydan, Elmalılı Tefsirini ve Buhari-i Şerif’i M. Kemal Atatürk’ün tercüme ettirdiğini ve hatta parasını cebinden verdiğini iddia ediyor. Bu iddia o derece atmasyon ki, (hatta atmıyor, resmen fırlatıyor) Selanikte karga kovalayan ve Kurtuluş Savaşı’nda parasızlıktan yakınan M. Kemal’in bu parayı nereden bulduğunu sorma ihtiyacı bile hissetmiyorum.

Kaldı ki, Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Buhari-i Şerif’in ve dini kitapların Türkçe’ye çevrilerek yayınlanması; 1. Meclis’in “sarıklıları” arasında sayılan Eskişehir Mebusu Abdullah Azmi Efendi’nin meclise verdiği 21.02.1341 tarihli takrir ile mümkün olabilmiştir. Bırakın M. Kemal Atatürk’ün Elmalılı Tefsiri ve Buhari-i Şerif’i tercüme ettirmesini, takrirde ismi bile geçmiyor.[10]

Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Buhari-i Şerif’in ve dini kitapların Türkçe’ye tercüme edilmesi için takrir veren Eskişehir Mebusu “sarıklı Abdullah Azmi Efendi (Torun)

***

Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Buhari-i Şerif’in ve dini kitapların Türkçe’ye tercüme edilmesi için Eskişehir Mebusu “sarıklı Abdullah Azmi Efendi’nin Meclis’e verdiği takririn tutanağı

***

Bu takrirden sonra Diyanet Işleri Reisliği, Meclis’in tahsisatına binaen Kur’an-ı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesi işini Mehmed Akif’e, tefsir kısmının yazımını Elmalılı Hamdi Yazır’a ve Buhari-i Şerif’in tercümesi işini de Babanzade Ahmed Naim’e havale etmiş, bazı siyasi saiklerle Mehmed Akif aldığı ücreti iade edince, ister istemez bu vazife de Elmalılı’nın üzerine kalmış, o da 1926’dan itibaren bu vazifeyi kemal-i itina ile yerine getirmeye başlamıştır.[11] 1934’de Babanzade’nin vefatı dolayısıyla, Buhari’nin tercümesini ikmal etmek vazifesi Kamil Miras’a verilmiştir.

Mukavele gereği tercüme için Mehmed Akif Ersoy’a 6000 TL, Elmalılı Hamdi Yazır’a da 6000 TL verilecektir. Her ikisine de 1000‘er lira avans verilir.[12]

Araştırmacı yazar Übeydullah Kısacık’ın ”Bir Istiklâl Aşığı Mehmed Akif” kitabından naklen 10 Ekim 1925 tarihini taşıyan orijinal belge. Diyanet Işleri Başkanlığı’nca, Mehmed Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır’a, hizmetlerine karşılık biner lirası peşin olmak üzere 6 bin lira ödeme yapılacağına dair Beyoğlu 4. Noteri’nde yapılan sözleşme. Sözleşmede Mehmed Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır’ın yanı sıra Diyanet Işleri Riyaseti adına Aksekili Ahmed Hamdi Efendi’nin imzaları bulunuyor. Hani M. Kemal Atatürk parayı cebinden vermişti?

***

Lakin Mehmed Akif, ilk yıllardaki şartların değişip, daha sonra hazırladığı Kur’an çevirisinin istemediği bir maksad için kullanılacağını anlayınca, aldığı ücreti iade edip bu işten vazgeçmiş, tüm ısrarlara rağmen çevirisini yetkililere teslim etmemiştir. M. Kemal Atatürk’ün “Islam’ın Türkleştirilmesi Projesi” çalışmalarına katılan Sadettin Kaynak’ın hatıralarında aktardığına göre, 1932 Ramazanı’nda kullanılan Cemil Said’in Türkçe Kur’an-ı Kerim (Istanbul 1924) adlı çevirisinin hatalarla dolu olduğu anlaşılınca, M. Kemal Atatürk, “Bu tercümeyi bırakalım, Mehmed Akif’in tercümesini alalım” demiş ve fakat bütün aramalara rağmen, Akif’in Mısır’da bulunan tercümesi bir türlü ele geçirilememişti.[13]

M. Kemal Atatürk, Mehmed Akif Ersoy Türkiye’ye döndükten sonra da bu çabalarından vazgeçmemiş, hatta kendisine, farklı zamanlarda aracı olarak çeşitli kimseleri göndermiş, ancak bir netice alamamıştır.[14]

Mehmed Akif Ersoy, meali, M. Kemal Atatürk’ün “Islam’ın Türkleştirilmesi Projesi” ucubeliğine alet edeceğini anlayınca Prof. Ekmeleddin Ihsanoğlu’nun babası Mehmed Ihsan Efendi’ye mealin yakılmasını vasiyet etmiş. O da oğlu ve şimdiki İKÖ Genel Sekreteri Prof. Ekmeleddin Ihsanoğlu’ndan Mehmed Akif’in vasiyetini yerine getirmesini istemiş ve Mehmed Akif’in meali:

- Prof. Dr. Ekmeleddin Ihsanoğlu,

- Osman Saraç (El Ezher mezunu-Vaizlik ve Adalet Partisi Tokat milletvekilliği yaptı),

- Prof. Dr. Ibrahim Sabri Bey (Son Osmanlı Şeyhulislamı Mustafa Sabri Bey’in oğlu),

- Ismail Hakkı Şengüler (El- Ezher mezunu- Bu yakma işlemini hatıralarında nakleden kişi – Adalet Partisi Eski Malatya milletvekili- Yayınevi sahibi)

ve

Ali Ihsan Okur’un (Ankara Üniversitesi, Ilahiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi)

gözetiminde yakılmıştır.

Yakma işleminden sonra, Ibrahim Sabri Bey hemen orada, Yakılan Tercüme adlı bir dörtlük söyler:

“O bir eserdi ki yangın denilse lâyıktı

Eğer kalaydı yakar, kül ederdi imanı.

O bir ateşti ki sönmezdi etmeden ihrak.

Yakıldı, sönmesi kurtardı nass-ı Kuran’ı”[15]

Prof. Dr. Ekmeleddin Ihsanoğlu, Mehmet Akif’in Kur’an mealinin yakılmasını istemesinin sebebini, Sinan Meydan’ın iddiasının aksine, şu sözlerle anlatıyor:

“O dönem Türkiye’de Kuran’ın Türkçe okunacağı meselesi tartışmaya başlanmıştı. Ezan Türkçe okunuyordu. Bu durum Akif ve kendisi gibi düşünenler için kabul edilebilir bir husus değildi. Kendi yaptığı tercümenin bu yolda kullanılabileceği endişesiyle istemedi.”[16]

Sinan Meydan, Mehmed Akif’in meali yetersiz gördüğünden dolayı teslim etmediğini iddia ediyor. Oysa olayın tanıklarından Prof. Dr. Ekmeleddin Ihsanoğlu’nun açıklaması gayet net.

***

M. Kemal Atatürk’ün “Islam’ın Türkleştirilmesi Projesi”ne dair gelişmeler dönemin gazete sütunlarında

***

Elmalılı Hamdi Yazır ise, hem çeviri, hem de tefsir kısmını deruhte etmek suretiyle üzerine düşen vazifeyi yerine getirmiş ve nitekim eser de 1935-1938 yılları arasında yayınlanmıştır. Ancak Elmalılı’nın meydana getirdiği bu eserin bilhassa çeviri kısmı, beklenenin tam aksine çıkmıştır. Elmalılı’nın Türkçesini takdir yetkisi olanların da teyid edecekleri üzere, kendisinin çeviri kısmında kullandığı Türkçe ile, diğer kısımlarda kullandığı Türkçe birbirinden farklıdır ve bunun nedeni de Akif’in gerekçesiyle aynıdır. Çünkü diğer yazılarında yok denecek kadar devrik cümleler kurmuş, adeta okuyuşu kolaylaştıracak unsurlara riayet etmekten alabildiğine kaçınmıştır. Nitekim çevirisindeki sözdizimini ve sözcük seçimlerini tedkik edecek olanlar, bu tesbitimizi teyid edecek bir neticeyle karşılaşacaklardır.[17]

Elmalılı Hamdi Yazır ve Mehmed Akif Ersoy, M. Kemal Atatürk’ün bu tercümeleri Türkçe ibadet ucubeliğine alet edeceğini fark etmişler ve haklı olarak bunun önüne geçmek istemişlerdir. Neticede Mehmed Akif meali teslim etmeyi reddetmiş ve Elmalılı Hamdi ise Türkçe ibadet projesini engellemek maksadıyla mealde kulağa hoş gelmeyecek şekilde devrik cümleler kurmuştur.

Nitekim M. Kemal Atatürk’ün “Islam’ın Türkleştirilmesi Projesi”ne bizzat katılan Sadettin Kaynak bunu şöyle itiraf etmektedir:

“Atatürk’ün arzusu; Kur’an’ın Türkçesinin de aslı gibi makam ve lahn (ezgi) ile okunması merkezinde idi. Fakat bu bir türlü olmuyordu. Çünkü tercüme nesirdi (düz yazı). Bununla beraber, iyi bir nesir de değildi. Kur’an’ın edaya gelmesi, lahn ile okunmaya uyması Arap dilinin medler, gunneler, idgamlar ve bunlara benzer hususiyetleri oluşundan başka, bir de Kur’an’ın kendisine has olan nefes alma için secaventleri (duraklama işaretleri), seci ve kafiye’ye benzeyen, fakat seci ve kafiye olmayan; şiire benzeyen, fakat şiir olmayan; nesre benzeyen, fakat nesir olmayan, sözün kısası herşeyiyle, her haliyle metni gibi okunmasının da bir mucize oluşundan ileri geliyordu. Türkçe tercümesinde bu vasıfların hiçbiri yoktu ve bir türlü olmuyordu, olamıyordu.”[18]

Elmalılı merhum, ilmi dirayetinin yanısıra siyasi dirayetini de tebarüz ettirmekten asla çekinmemiş ve “Haşa Türkçe Kur’an!” şeklinde sarfettiği bir ifadenin mukaddimeden çıkarılması istendiğinde, bu isteği kabul eder görünüp bilahare kemalist zihniyetlilere daha ağırını yazmıştır: “Türkçe Kur’an mı var behey şaşkın!?”[19]

Hak Dini Kur’an Dili 1936-1938 arasında tamamlandı ve 1935-1939 arasında dokuz cild olarak 10 bin takım bastırıldı. Iki bin takımı Elmalılı Hamdi Yazır’a verildi. Kalan 8 bin takım din adamları olmak üzere kamuoyunun önde gelen isimlerine ücretsiz olarak dağıtıldı. Dolayısıyla halk o dönem bu tefsirden istifade edememiştir.

Okullarda da bu tefsirin okutulduğuna dair bir kayıt yok.[20] Ancak Milli Eğitim Bakanlığı M. Kemal Atatürk’ün emriyle dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitabını “Akl-ı Selim” adıyla basmıştı.[21] Ateist Papaz Jean Meslier’in yazdığı “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitabı evvela Abdullah Cevdet eski yazıyla tercüme edip, 29 Aralık 1928’de “En büyük acizden, en büyük iktidara” diye Atatürk’e takdim etmişti.

548 sahife olan bu kitabı Atatürk dikkatle okuduktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı tarafından devlet matbaasında basılmasını emretmiş ve kitap; “Aklı selim” adıyla yayınlanmıştı.

Tanrı tanımazlık ile “Aklı selim”lik nasıl bağdaşır?

Abdullah Cevdet’in 1928’de eski yazıyla tercüme ettiği ateist Jean Meslier’in “Tanrısızlığın ilmihali” mahiyetindeki “Sağduyu” isimli kitabı

***

[21] no’lu dipnota dair… Milli Eğitim Bakanlığı’nın M. Kemal Atatürk’ün talimatıyla bastığı dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitabı

***

Farzedelim ki Kur’an’ı -haşa- M. Kemal Atatürk tercüme ettirmiştir. Bu, onun Islam’a hizmet ettiğini mi gösterir? O halde “Tanrısızlığın ilmihali” isimli ateist düşüncenin ürünü olan kitabı tercüme ettirmesi de M. Kemal Atatürk’ün “ateizme” hizmet ettiğini göstermez mi? Üstelik tefsir, sadece kamuoyunun önde gelen isimlerine dağıtılmış; buna karşılık “Tanrısızlığın ilmihali” ise Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basılmıştır!

www.arastiralim.com sitesinden naklen gizli ateist rahip Jean Meslier‘in kitabından bazı alıntı başlıklar:

“Bir Allah’a inanmak gereksizdir en doğrusu onu hiç düşünmemektir.

Şeytan da dinler gibi rahipleri zengin etmek için icat edilmiştir.

Dünya yaratılmamıştır ve madde kendi kendine hareket eder.

Güneşe tapmak, bir ruha tapmaktan daha az akla aykırıdır.

Ilk günah ve şeytan hakkında dini hikâyelerin saçmalığı.

Allah’a inanmak otomatik bir çocukluk alışkanlığıdır.

Din pandora kutusudur ve bu uğursuz kutu açılmıştır.

Allah’ın lütfu denilen şey boş bir kelimeden ibarettir.

Her varlık maddenin bağrından çıkmıştır.

Din, safdillik üzerine kurulmuştur.

Sözde mucizelerin saçmalığı.

Bütün dinler hoşgörüsüzdür.

Rahiplerin şarlatanlıkları.

Her din bir saçmalıktır.”

Yukarıdaki başlıklara günümüz aklı ile bakılırsa ne kadar çocuksu ve saçma oldukları görülecektir. Fakat yazılanların zamanında ne kadar mantıklı göründüğünü ve etkili olduğunu da görebiliriz.

Karabekir’in anılarında, M. Kemal’in bir Kur’an tercümesi yaptırmak istemesinden bahsedilmesi nedeniyle bazı arkadaşlarımızın kafası karışmış.

Şöyle bir sualle karşılaşıyorum:

Madem bu emir M. Kemal’den gelmedi, o halde neden bir Tefsir/meal yapılmasına dair bir takrir verildi, üstelik tam da M. Kemal’in de bir tercüme (meal) yaptıracağı bir dönemde?

Buna cevabımız şudur:

Evvela Tefsir ile Meal arasındaki farkın bilinmesi gerekir:

Tefsir, Kur’an ayetlerinin belirlenmiş usul ve kriterlere göre ne anlama geldiğini açıklamak, yorumlamaktır.

Meal ise, yorum ve açıklama yapılmaksızın Kur’an’ın doğrudan başka bir dile çevirilmesidir.

***

Meclis, hatalı tercümelerin önüne geçmek için Elmalılı’ya tefsir yazma vazifesi vermiştir, iyi de yapmıştır. Bu teklifi veren sarıklı vekiller büyük bir ihtimalle M. Kemal’in ehliyetsiz kişilere art niyetli olarak meal yaptırmak istediğini biliyorlardı. Ve bu çirkin projeyi baltalamak için bu adımı atmışlardı. Zira Karabekir, anılarında bu olayı anlatırken Konya vekili Vehbi hocanın şu şikayetine de yer veriyordu:

“Ziyafete M. Kemal Paşa da, ben de davet edilmiştik. Vekillerden kimse yoktu. Hayli geç gelen M. Kemal Paşa Heyet-i Ilmiye’nin şimdiye kadarki mesaisi ile ilgili görünmeyeni “Kur’ân’ı Türkçeye aynen tercüme ettirmek” )arzusunu ortaya attı. Bu arzusunu ve hatta mücbir (zorlayıcı) olan sebebini başka muhitlerde (çevrelerde) de söylemiş olacaklar ki, o günlerde bana Şeriye Vekili Konya Mebusu Hoca Vehbi Efendi vesair sözüne inandığım bazı zatlar şu malûmatı vermişlerdi:

“Gazi M. Kemal, Kur’an-ı Kerim’i bazı islâmlık aleyhtarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır. Sonra da Kur’an’ın arapça okunmasını namazda dahi men ederek bu tercümeyi okutacak. O züppelerle de işi alaya boğarak aklınca Kur’ân’ı da islâmlığı da kaldıracaktır. Etrafında böyle bir muhit kendisini bu tehlikeli yola sürüklüyor.”[22]

Yani M. Kemal’in bir meal (tefsir değil) yaptırmak istemesiyle, Meclisin de ondan bağımsız olarak bir tefsir/meal yapımı için takrir vermesi ayrı şeylerdir. M. Kemal, Karabekir’in anılarında da geçtiği üzere, Kur’an-ı Kerim’i “bazı islâmlık aleyhtarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır.” ve sonra “O züppelerle de işi alaya boğarak aklınca Kur’ân’ı da islâmlığı da kaldıracaktır.”

Acaba Elmalılı Hamdi Yazır ve Mehmed Akif Ersoy “islâmlık aleyhtarı züppeler” midirler?

Elbette hayır… O halde Meclis’in bu ehil zatlara verdiği vazife, M. Kemal’in “islâmlık aleyhtarı züppelere” yaptıracağı mealin önüne geçmek gayesine matuftu.

Karabekir’in anılarından devam edelim:

“Bazı yeni simalardan da bahş ettikleri gibi bu akşam da bu fikre mumaşaat eden (beraber olan) bazı kimseler görünce bu tehlikeli yolu önlemek için M. Kemal Paşa’ya şöyle cevap verdim:

– Devlet reisi sıfatıyla din işlerini kurcalamaklığınız içerde ve dışarıdaki tesirleri çok zararımıza olur. Işi alâkadar makamlara bırakmalı. Fakat, rastgele, şunun bunun içinden çıkabileceği basit bir iş olmadığı gibi kötü politika zihniyetinin de işe karışabileceği göz önünde tutularak içlerinde arapçaya ve dinî bilgilere de hakkıyla vakıf değerli şahsiyetlerin de bulunacağı yüksek ilim adamlarımızdan mürekkep bir heyet toplanmalı ve bunların kararına göre tefsir mi? Tercüme mi yapmak muvafıktır? Ona göre bunları harekete geçirmelidir.

– M. Kemal: Din adamlarına ne lüzum var? Dinlerin tarihi malûmdur. Doğrudan doğruya tercüme ettirmeli… gibi bazı hoşa giden bir fikir ortaya atılınca buna karşı şöyle konuştum:

– Müstemlekeleri (sömürgeleri) islâm halkıyla dolu olan bu milletler kendi siyasî çıkarlarına göre Kur’ân’ı dillerine tercüme ettirmişlerdir. Islam dinine ve arap diline hakkıyla vakıf kimselerin bulunamayacağı herhangi bir heyet bu tercümeyi, meselâ Fransızcadan da yapabilir. Fakat bence burada Maarif (Öğretim ve eğitim) programımızı tesbit etmek için toplanmış bulunan bu yüksek heyetten vicdanî olan din bahsinden değil ilim cephesinden istifade hayırlı olur. Kur’an’ın yapılmış tefsirleri var, lazımsa yenisini de yaparlar. Devlet otoritesini bu yolda yıpratmaktansa millî kalkınmaya hasr etmek daha hayırlı olur.

M. Kemal Paşa, beyanatıma karşı hiddetle bütün zamirlerini (içyüzünü) ortaya attı:

– M. Kemal: Evet Karabekir, arap oğlunun (haşa Peygamberimizin) yavelerini (saçmalıklarını / yalanlarını) Türk oğullarına öğretmek için Kur’ân’ı Türkçeye tercüme ettireceğim. Ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler…

Işin bir Heyet-i Ilmiye huzurunda berbat bir şekle döndüğünü gören Hamdullah Suphi ve Ruşen Eşref:

– Paşam, çay hazır, herkes sofrada sizi bekliyor.. diyerek bahsi kapattılar.”[23]

Görüldüğü gibi Karabekir, “arapçaya ve dinî bilgilere de hakkıyla vakıf değerli şahsiyetlerin de bulunacağı yüksek ilim adamlarımızdan mürekkep bir heyet toplanmalı ve bunların kararına göre tefsir mi? Tercüme mi yapmak muvafıktır? Ona göre bunları harekete geçirmelidir.” demektedir. Oysa M. Kemal, tercümeyi (yani meal! Tefsir değil) din adamlarına yaptırmak istememektedir.

Karabekir’in anılarından hareketle M. Kemal’in Elmalılı Tefsiri’ni yaptırmadığının delillerini şöyle sıralayabiliriz:

1 – Anılarda, M. Kemal’in tefsire yanaşmadığı ve tercüme yani meal yaptırmak istediği geçiyor, oysa Elmalılı Hamdi Yazır’a verilen vazife “tefsir”dir.

2 – M. Kemal tercümenin din adamlarına değil, “islâmlık aleyhtarı züppelere” yaptırılmasını arzu ediyor. Halbuki Elmalılı Hamdi din alimidir.

Kısaca Elmalılı tefsirinin yazılmış olması, Kazım Karabekir Paşa’nın bu konuda M. Kemal’e karşı zafer elde ettiğini göstermektedir.

NOT: Şu anda piyasadaki Elmalılı meali, çok sonraları Elmalılı tefsirinden sadece ayet kısmı alınarak ortaya çıkmıştır.

***

Madem kemalistler Kur’an-ı Kerim’i anlamayı çok istiyorlar, o halde kemalistlere Elmalılı Hamdi Yazır’ın eserinden (sadeleştirilmiş) birkaç ayet tercümesi takdim edelim. Ayet meallerini okuduktan sonra sizi, M. Kemal Atatürk’ün yaptıklarının bu ayetlerle ne kadar mutabık olduğunu düşünmeye davet ediyorum.

Işte Elmalılı mealinden birkaç Ayet meali:

Al-i Imran Suresi

23 – Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah’ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.

***

Nisa Suresi

60 - Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor.

61 - Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin!” denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

62 - Ya nasıl, elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket gelince, hemen sana geldiler de: “Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istedik.” diye Allah’a yemin ediyorlar.

***

Maide Suresi

44 - İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat’ı, elbette biz indirdik. Müslüman olan peygamberler, yahudiler hakkında hükmederler, kendilerini Tanrıya adamış zâhitler, âlimler de, Allah’ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirler) ve onun Allah’ın kitabı olduğuna şahitlik ederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

49 - Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah’ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır.

50 - Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?

***

Casiye Suresi

18 – Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.

***

M. Kemal Atatürk’ün laik, kemalist Türkiyesi’nde “Allah’ın indirdiğiyle”, yani Kur’an ve Sünnet ile mi hükmediliyor?

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

[2] Müslümanlığı bir yana bırakmak ne demek ? – M. Kemal Atatürk Nutuk’ta ne demek istedi? :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/16/muslumanligi-bir-yana-birakmak-ne-demek-m-kemal-ataturk-nutukta-ne-demek-istedi/

[3] M. Kemal Atatürk: “Ikre, Bismi, Rabbi safsatası” (haşa) :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/04/m-kemal-ataturk-ikre-bismi-rabbi-safsatasi-hasa/

[4] M. Kemal Atatürk’ten dinimiz Islam’a hakaret: “Hezeyan !” :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/28/m-kemal-ataturkten-dinimiz-islama-hakaret-hezeyan/

[5] Imam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a) Şeriat hakkında ne dedi? :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/imam-i-azam-ebu-hanife-rh-a-seriat-hakkinda-ne-dedi/

[6] Imam Gazzali’nin (rh.a) Hilafet hakkındaki sözleri için bakınız; Kadir Çandarlıoğlu, Belgelerle Gerçek Tarih, kitabı üctetsiz indirebilirsiniz: http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez , sayfa 612, 613.

[7] Kur’an Nizamı (Hilafet/Şeriat/Hüküm/Kanun) ile ilgili bir kaç Ayet-i Kerime:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/02/kuran-nizami-hilafetseriathukumkanun-ile-ilgili-bir-kac-ayet-i-kerime/

Ayrıca bakınız; Türkiye’de Laik Sistemden dolayı uygulanamayan bir Ayet:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/11/turkiyede-laik-sistemden-dolayi-uygulanamayan-bir-ayet/

- Şeriat hükümleri ve hikmetleri – KISAS (Katilin hükmü) :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/05/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-kisas-katilin-hukmu/

[8] Atatürk ve din – Atatürk ve Islam – Atatürk ateist mi? Kemal Atatürk müslüman mı? Atatürk tabiata mı tapıyor? :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

[9] M. Kemal Atatürk’ün Balıkesir Hutbesi’yle ilgili:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/14/m-kemal-ataturkun-balikesir-hutbesiyle-ilgili/

[10] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 2, Içtima Senesi 2, Içtima 61, cild 14, sayfa 222, 223. 21.02.1341 Cumartesi.

[11] Dücane Cündioğlu, Türkçe Kur’an ve Cumhuriyet Ideolojisi, Kitabevi Yayınları, 1. Baskı, Istanbul 1998, sayfa 56.

[12] Mehmet Karagözoğlu, M. Âkif’in Kur’an Meali ve Mealin Yakılması Olayı, Dil ve Edebiyat Dergisi,  sayı 37, Ocak 2012.

[13] Sadettin Kaynak, Hatıralar, Osman Ergin, “Türkiye Maarif Tarihi” içerisinde, Istanbul 1943, cild 5, sayfa 1634,1635.

Ayrıca bakınız; Sadettin Kaynak, Atatürk Dolmabahçe’de ilk Türkçe Kur’an’ı Nasıl Okudu? [ - Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk, Istanbul 1955, cild 3, sayfa 83.

- Niyazi Ahmet Banoğlu, Atatürk: Siyasi ve Hususi Hayatı, Istanbul 1963, sayfa 178-180.

- Niyazi Ahmet Banoğlu, Atatürk’ün Istanbul’daki Hayatı, Istanbul 1974, cild 2, sayfa 351,352.

Sadi Borak, Atatürk ve Din, Istanbul 1997, 1. Baskı 1962, sayfa 76-78.]

[14] Mithat Cemal Kuntay, Ölümünün 50. Yılında Mehmet Akif, Ankara 1986, sayfa 195 – 198.

[15] Mehmet Karagözoğlu, M. Âkif’in Kur’an Meali ve Mealin Yakılması Olayı, Dil ve Edebiyat Dergisi,  sayı 37, Ocak 2012.

[16] Akif’in Kuran’ını birlikte yakmışlar, Hürriyet Gazetesi 22 Haziran 2004. http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=235552

[17] Bu konudaki misallere kolay ulaşabilmek bakımından bakınız; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili: Kur’an-ı Kerim ve Meali, (Hazırlayan Dücane Cündioğlu), Istanbul 1993.

[18] Sadettin Kaynak, Hatıralar, Osman Ergin, “Türkiye Maarif Tarihi” dahilinde, Istanbul 1943, cild 5, sayfa 1633, 1634.

[19] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Istanbul 1960, cild 1, sayfa 15.

[20] M. Kemal Atatürk Din derslerini ve Imam Hatipleri kaldırmadı yalanı:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[21] Milli Eğitim Bakanlığı’nın M. Kemal Atatürk’ün talimatıyla bastığı dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitap:

http://www.gunlukkitap.com/din/52093-52181-sagduyu-tanrisizligin-ilmihali-jean-meslier-9789753430944.html

[22] Kâzım Karabekir, Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 93, 94.

[23] Kâzım Karabekir, Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 93, 94.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*