Mehmed Akif’e Hakaret Eden Kemalistler

Mehmed Akif’e Hakaret Eden Kemalistler

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

mehmet akif ersoy kadir misiroglu mehmet akif pezevenk atatürk mehmet akif ersoy mehmet akif ersoya hakaret, mehmet akife küfür

***

Kadir Mısıroğlu’na, “Akif’e pezevenk dedi” iftirasını atarak ortalığı birbirine katan kemalistler, nedense Mehmed Akif’e kan kusturan yoldaşlarını ya görmüyorlar, ya da görmezden gelip saf ayağına yatıyorlar. Kadir Mısıroğlu, Mehmed Akif’e kesinlikle pezevenk dememiştir, internette dolaşan sözkonusu kayıt dikkatle dinlendiğinde, Mısıroğlu’nun “desene” dediği açıkça anlaşılmaktadır.

Kadir Mısıroğlu’nun Mehmed Akif’i bazı sözlerinden dolayı eleştirdiği doğrudur, ancak hakkını teslim ettiği de bir gerçektir. Bizim anlayışımıza göre Peygamberler hariç her insan eleştirilebilir.

Kemalistler de, üstelik M. Kemal Atatürk hayattayken Mehmed Akif’i eleştirmişler… Sadece eleştirmekle kalsalar yine iyi, alenen hakaret etmişler. M. Kemal’in direktifiyle yazı yazmasıyla tanınan Falih Rıfkı Atay’ın, ünlü şairimize “Kafasının darlığı şapka giymesine müsaid değildi” şeklindeki hücumuna ne demeli?

Hadi… Falih Rıfkı’ya hatta M. Kemal’e de hakaret edin…

Bir şiirinde “Bizim canımız Atatürk’e feda olsun” diyen Münir Müeyyed Bekman, Mehmed Akif Mısır’dan yurda döndükten kısa bir süre sonra şöyle yazıyordu:

“Bir değerin, inkılab içinde değerlendirilmesi mücerred hükümlerle değil, inkılab’ın hükümleriyle mümkündür. Kıymetler mücerred hükümlere dayandıkça kıymetsiz kalmaya mahkumdur. Bu itibarla inkılabcı bir ruhun ona vereceği hüküm bir sıfır!

Inkılab edebiyatı tarihinin hükmü ise kısaca “kanaatlerinin kuvvetli bir şairi idi” demekten ibaret olacaktır. Onun için daha fazlasını istemek, inkılab’a karşı hürmetsizlik olur.”[1]

M. Kemal’i yere göğe sığdıramayan ve onun partisinde Izmir Milletvekilliği yapmış olan Hasan Ali Yücel ise, Akif’i hiç fütursuzca “Inkılab yürüyüşünün döküntüleri” arasında kalmakla niteliyordu:

“Istiklal mücadelesinden sonra Mehmed Akif, cemiyette gördüğü değişmelere inanmadı ve inanmadığı için de uymadı. Beş-altı sene memleketten uzak yaşamasının sebebi budur. Çünkü onun cemiyet telakkisi geri idi. Halbuki kurtuluş zaferinden hızını alan inkılab duramazdı. Bir muharebede sıkı bir yürüyüş zarureti hasıl olduğu zaman, bacaklarında kudret olmayanlar, döküntüler arasında kalırlar.”[2]

Agah Sırrı Levend de benzer bir yorum yapacak ve şairin, “sosyal inkılabları kavrayabilecek bir ufuktan yoksun olduğunu” söyleyecektir:

“Istiklal savaşına feragatlı ve sadık bir vatanperver olarak katılan Akif, mücadelenin ilk safhalarında önemli bir yer alacak, ilk Millet Meclisi’nde mebus sıfatıyla bulunacak kadar bu büyük hareketi takib
etmiştir. Ancak birbirini takib eden sosyal inkılablar, onun aleminin üstünden aşacak kadar ileri ve ona uzak idi. Bu his, yabancı diyarların elemine katlanmayı göze alacak derecede ona kuvvetli geldi.”[3]

Ey kemalistler, peki bunlara neden hakaret etmiyorsunuz?

***

YENİ ADAM’IN ANKETİ

Yeni Adam mecmuası Akif hakkında şoyle bir anket açmıştır:

≪Şimdiye kadar Mehmed Akif için bir çok yazı yazıldı. Bunların çoğu onun hakkında daha çok hissi hükümlerin belirmesine vesile oldu. Maksadımız çok muhim saydığımız bu 7 noktanın aydınlanmasıdır. Anketimize verilen cevablardan dört tanesini basıyoruz.

1 — Akif milliyyetci bir şair midir, Islâmcı bir şair midir?
2 — Akif bir sınıf şairi midir, yoksa halk şairi midir?
3 — Akif’in Türk inkılâbına hizmeti var mıdır?
4 — Akif’in edebiyyata teknik bakımından hizmeti olmuş mudur?
5 — Akif’in memleketten uzaklaşmasını nasıl izah edersiniz?
6 — Eserlerinde sosyal bir tez var mıdır?
7 — Akif’in Insani olan tarafları var mıdır?[4]

***

Peyami Safa sualleri şöyle cevaplar (kısaltıyoruz) :

Akif Türk edebiyyatında teknik bakımdan muallim Naci’yi tekamül ettirmekten, yani mustahase aruz kalıbını tasfiyeye çalışmaktan başka rol oynamamıştır: Aruzun cenazesini yıkıyarak gömmüştür.

5 — Ictihad meselesi, fakat inkılaba küsenlere inkılab ta küser.

6 — Akif’in tezi falan yok, perakende iştiyakları vardır. Yıkılan bir şarka ağlamış, ahlak tereddisiyle mücadeleye çalışmış ve hüsran içinde gözlerini kapamıştır. Onun istediği dünya Rönesanstan evvel yıkılmıştı.

7 — Dini ve Milli olan her şey insanidir. ≪Sınıfi≫ demek istiyorsanız bence bu mübhem tabir en az beşerîyi ifade ettiği için suâlinizin müzmer fikri olmıya lâyik değildir. Din ve millet insanîsinin dışında bir tek varlık kalır; Ölüm karşısında insan. En müşterek insani keder budur. Akif’in bu mevzuda hassasiyyeti görülmemiştir.

***

Ismail Hami ise şöyle cevaplar:

1 — Akif islamcı bir şairdir ve hatta şiirlerinde milliyyet fikrinin aleyhinde bulunmuştur.

2 — Akif ne halk şairi, ne de sınıf şairidir. O, bence bir ümmet şairidir.

3 — Akif’in Turk inkılabına hizmeti varmıdır, şeklindeki suallere edebi şahsiyyetini istihdaf ediyorsa eserleri içinde en güzellerinden sayılan ≪Istiklal marşı≫ nın güftesi milli hareket devrinde yapılmış bir hizmet şeklinde gösterilebilir. Fakat bu güftedeki zihniyyetin ondan sonra yapılmış olan inkılaplardaki prensiplerle ne dereceye kadar tevafuk gösterebileceği ayrı bir mes’eledir.

4 — Teknik bakımdan en mühim rolü nazm lisanındaki selaset ve hakimiyyettir.

5 — Kendisini tanımadığım için niçin gittiğini ve ne için geldiğini bilmiyorum. Eğer kendi noktai nazarından şapkayı müslumanlığa münafi bir şey sayarak gitmişse bunda tabii aldanmıştır.

6 — Akif’in şiirlerinde tasvir ettiği derdler hep Islam sosyetesine aiddir. Akif yalnız Islam aleminin ihtiyaclariyle alakadar olmuştur, şiirlerinde Türk sosyetesiyle ilgisini gösteren satırlara tesadüf edilmez. Hatta meşhur ≪Çanakkale≫ manzumesinde de tebcil ettiği şehidler onun nazarında Türk şehidleri değil, müslüman şehidleridir.

7 — Akif’in islamiyyet çerçevesi haricinde bir alemle meşgul olduğunu bilmiyorum. O, evvela müslüman, saniyen müslüman, salisen yine müslümandır. Bu mahiyyeti haricinde bir hüviyyet ve zihniyyeti yoktur zannederim.

***

Şükufe Nihal:

≪Türk Arabsız yaşamaz, kim ki yaşar der, delidir≫.

Bugünkü siyasi zaruretler içinde ancak kendi varlığına dayanarak kurtuluş yolunu bulan Türk’ün büyük idealini sezemiyerek onu ≪deli≫ diye tezyif eden bir adam.

≪Müslümanlıkta anasır mı olurmuş ne gezer?
Fikri kavmiyyeti tel’in ediyor Peygamber…≫

diye bize on dört asır evvelki ihtiyacların yarattığı rejimlerden bahseden iskolastik bir kafa… böyle bir kafanın milliyyetcilikle zerre kadar ilgisi olamaz…

Akif, muayyen bir sınıfın şairi değildir. Ben onda bir halk şairi vasfını da pek göremiyorum. O, ümmetci bir adamdır, en karakteristik tarafı, koyu bir din adamı oluşudur. Safahat’ı baştan başa karıştırınız, her fikirde, her mevzu’da hep Allah, hep Nebi, Turusinalar, secdeler, her ıztırapta, her arzuda: ≪Ilahi.≫ diye göklere açılan bir el.. Insani tarafı kuvvetli, bunu (Hasta) da (Kufe) de, (Seyfi Baba) da, filan görüyoruz.

Akif’in Türk inkılabına tek bir hizmeti yoktur. O, bil’akis, bizim kanımız bahasına yarattığımız inkılabın eserlerini beğenmiyerek bu toprakları bırakıp gitmiştir. Başından, yine bizim malımız olmadığı söylenen fesi çıkarıp yerine bir başka biçimde bir cuha parçası geçirmeyi bir din, bir ahlak mes’elesi yaparak yurdunu, milletini bırakan, hurafelere takılmış bir adam.

Ben medrese adamlarının iki çeşidini gördüm, bir takımı, bir adım daha ileriye atamıyacak kadar kör, inadcı… bunlar oldukları yere saplanırlar, kımıldatamazsınız, bir takımı da alabildiklerine ileri atılırlar, kıraldan ziyade kırallık tarafdarı olanlar gibi… Mazilerini büsbütün unuturlar, etraflarına da unutturmak isterler, mondenlerin mondeni kesilirler, nihayet, delice attıkları adımlarla hududu tayin edemiyerek bataklıklara düşerler. Akif birinci takımdandı. Bize uyamadı. Dünya medeniyyetine uyamadı. Çıktı gitti… Medrese kanalından geçen hiç bir insandan hayır bekliyemem…

Akif yeni cem’iyyetin hiç bir ihtiyacını sezememiştir ki ona aid müdafaa edecek bir teze sahib olsun. Bütün endişesi, Islamlık, ittihadı Islam. Adaleti, fazileti, her şey’i haktan bekliyor, hatta vicdan mefhumunu inkar eden bir adam. Insani varlığa kıymet verdiği yok :
≪Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne (vicdan) dır,
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır…≫

Allah korkusu dediği cennet, cehennem, sırat, zebani korkusu mudur? Bize mutlaka, bir mükafat karşılığı iyi olmamızı öğreten medrese terbiyesi… (vicdan) denilen ve bize en yakın hakimin üzerimizdeki bu yaman kudretini inkar ediyor. Türk ocakları, Türkçülük cereyanları gençliğe yeni idealler, yeni alevler aşılarken, mukadderatımızı ancak milli şuurun kuvvetlenmesine bağlı iken yazdığı yazıya bakınız ;
≪Ben böyle bakıp durmıyacaktım eli bağlı,
islamı uyandırmak için haykıracaktım.≫

Bütün bunlardan sonra biraz geç kalmış bir sual hatıra gelebilir:

Akif bir şairmidir; bir san’atkarmıdır?
Ben ona hiç bir zaman, manzum yazmasını bilen ve çok söyliyen bir insan, diye bakmaktan ilerisine geçemem. Nazmlarında şiirden beklediğimiz deruni müzik yok, estetik hiç yok… Duygular, düşünceler icazdan uzak… Bir başladı mı neler, neler söylüyor… Cübbesinin eteklerini savura savura giden bir hoca gibi, durmadan dudaklarından sözler boşalıyor, nereye? Bence, havaya!.. Şiir, bu demek değil, şiir, biraz teksif ister, dökülüp saçılmaz, şiir kalbimize saplanan, ruhumuzda hamle yaratan, hayalimizi yeni dünyalara sürükliyebilen, biraz bizi kanatlandıran şey…

Akif’i okurken canım sıkılıyor, tozlu, küflü bir medrese havasında bunalıyorum…

Akif’in Türk edebiyyatında teknik bakımdan bir rolünü göremiyorum. Herkeste müşterek bir inanış var: Akif sade lisanla yazmış. Hayır, Akif sade lisanla değil, bayağı lisanla yazdı… Edebiyyatın konuşma dilinden başka bir dille yazması adet olduğu, osmanlıca yazıldığı bir devirde o da başkaları gibi, bize ≪siyehrenk dalalet≫ ler, ≪ziyariz hakikat≫ler, ≪perdepuş zulmet≫ ler, ≪fezai mabed≫ ler ≪encümnema meşail≫ leri ve daha bilmem neler yazdı; sonra, yeni cereyana kapılarak sadeleştirmek isterken (Halk dili) diye bize mahalle kahvesinin dilini getirdi. Bütün yazılarında kendisi de kahramanlarının diliyle konuştu, bir san’atkar sıfatiyle onlardan ayrılamadı, hep ≪Be!≫ ler, ≪yahu!≫ lar, ≪hadi≫ ler, ≪hele!≫ ler ve ne küfürler, küfürler…

≪Hadi, toprakta silinmez bir izin var, ne çıkar?
Bağlı oldukça telekkiye hakiki değeri…
Dün beyinlerde kıyamet koparan hükümeti [hikmeti olacak] al,
Bugünün zevkine sor, beş para etmez ciğeri…

Şair değil, san’atkar değil, yüksek seviyyede bir adam da böyle konuşmaz… Bu softalıktan, sarıklı dostlardan kalma laubali bir görüşme tarzı… Medrese, hoca alemi ki, Türk Ictimai hayatının, Türk konuşma adetinin dışında bir başka, garib alemdir. Onun mahsullerini edebiyyatımıza olsun sokmıyalım. Şiirimizi olsun o laubalilikten, o çapaçulluktan koruyalım…

Akif, ne diye nazmın, kafiyenin, kayıdlarına girmek zahmetine katlanmış, bilmem. Duyan, ıztırab çeken bir adam, pekala, bunları satır satır gazete sütunlarında da yazabilirdi. Hem de üçüncü sınıf bir Mehmed olarak…

Alel’ade sokak, mahalle mevzularından yükselip te biraz azamet, biraz muhabbet yaratmak istediği zamanlarda fanteziye düşüyor, işte Çanakkale manzumesi… Sönük! Tarihin dümdüz kaydettiği sayfalar bence daha canlı!.. Nedir o şehidler için hazırladığı türbe! O ne fantezi, ne cici bici bir şey!.. Muhabbet yok, karşısında titremiyoruz, bir yığın pırıltı…

Akif tarafdarlarının serzenişlerine uğrıyacağımı biliyorum, ama ne yapayım, benim de duyduğumu açık söylemek illetim vardır: Akif’in 1335’te yazdığı Şark adlı şiirinin (Sis) ten farkı ne? Onun daha kuvvetlisini Fikret daha (1317) de yazdı…

Akif Çanakkale şiirinde :
≪O ne müdhiş tipidir, savrulur enkazı beşer,
Kafa, güz, güvde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır hayretle [her biri olacak] vadilere sağnak sağnak…≫

Fikret, (bir lahzai teahhuf) de :
≪Bir mahşeri vazii temaşa, haşin, akur
Tırnaklariyle bir yedi kahrın didik, didik
Yükseldi gavrı cevve bacak, kelle, kan, kemik.≫

Akif (Bülbül) şiirinde :
≪— Eşin var, aşiyanın var, baharın var, ki beklerdin,
Kıyametler koparmak neydi, ey bülbül nedir derdin?≫

(Yunus Emre) on üç asır evvel:
Karlı dağlar mı aştın, derin ırmaklar mı geçtin.
Yarinden ayrı mı düştün, niçin ağlarsın bülbül, hey.
Gülistanlar yapıyorsun, benim derdim yenilirsin,
Yunus gibi inilersin, niçin ağlarsın bülbül, hey.

Akif bazı da Nabileşiyor :
Ilahi emrinin avare bir mahkumudur alem,
Meşiyyet sende, her şey sende, hiç bir şey değil adem,
Fakat hala vücud isbat eder kendince her [hey olacak] sersem…

Nabi:
Ne varsa cümle şenindir, bir söz ki varım yok,
Cihana gelmede, gitmekte ihtiyarım yok.
Benim, benim, diyecek elde bir medarım yok,
Bir karhane bilsem neyim, benim nem var?≫

Ara sıra da “Hamid”leştiğini söylesem, nasıl olur, bilmem.

Akif :
«ki vadiden bütün bir [yer yer olacak] yer inenler [eninler olacak] çağlayıp durdu≫

Hamid :
≪Döner vadide duradur bir ses, ruhlar çağlar…≫

Bence Akif orijinal değil, lisanında yüksek ve nezih değil. Milli inkılabımıza baş çevirmiş, beşeri zekaya, kültür seviyyesi musaid olmıyan bir insan…
Isteyen, kendisine san’atkar payesi verebilir.

***

Mecmuanın 8 Nisan 1937 sayısından…

Kerim Sadi:

≪Zillullah≫ ın yaşmaklı güvercinlerle dolu sarayı önünde secdeye kapanan ve popüler bir eda ile karaladığı manzumelerini Kur’an sahifelerinden seçilmiş tabirlerle söyliyen Mehmed Akif ultrareaksiyoner sarıklılar ordugahının ön safında dalgalanmış siyah bir bayraktır.

≪Safahat şairi≫ batıl itikadlarla hurafelerden ve taassubtan sıyırılmış bir din —yani, ekonomik istismar altında kırmızı küreyvelerine kadar ezilen mustahsil halk kitleleri için daha ≪saf≫ bir afyon ve buna binaen o nisbette tehlikeli bir zehir— tahayyül ediyor ve kapitalist medeniyyetine — ≪tek dişi kalmış canavar≫ a — isyan eder görünmesine rağmen, emperyalist istila ordulariyle yan yana yürüyen hilafeti idealize etmekte teannüd gösteriyordu. Başında fesle Nil kıyılarına kaçışı müdafaa ettiği bazı geri telekkilerin burjua-demokratik inkılabı tarafından enpoze edilen sosyal yaşayış şartları karşısında bozgununu ifade eder.

***

Orhan Seyfi:

1 — Akif milliyyetci şair değildir. Müslüman akaidini neşreden ve o yoldan ayrılan herkese levmeden bir şairdir. Akif’in şiirlerinde yüksek bir din cazibesi, yüksek dini bir heyecan bulmuyorum. O, hiç mistik değildir. Onun bütün, teessürü, dini akaidi bütün sertliği ile hayatımıza tekrar yerleştirmek ve bizi, eski Islam medeniyyetine çevirmektir.

2 — Sınıf tabirinin medlülü, hayatımızda varmıdır, acaba?… Akif muhafazakar, veya mutaassıb diye anılan, nasların çerçevesinde kurtulamamış bir zümrenin şairidir. Halk şairi tabirini, biz halk arasında çıkan ve halk edebiyyatının tekniğini kullananlara veriyoruz. Tabii bu manada Akif halk şairi değil. Yalnız popülerdir. Çok geniş bir kitleye hitab etmek ve onlara mümkin olduğu kadar anlıyacağı bir dil ve bir duygu kullanmak istiyen bir şairdir.

3 — Akif’in Türk istiklaline hizmeti vardır. Istiklal marşı meydanda… Fakat inkılabcılığa gelince, maziye, an’aneye bağlı kalmıştır. Yani muhafazakardır.

4 — Teknik bakımdan aruz veznini her türlü, hissi, fikri ifadeye kabiliyyetli bir şekle sokduğunda herkes müttefiktir. Fakat bu asıl san’at noktasından bakılınca ne derece ehemmiyetlidir? Aruzla, her hatıra geleni yazıvermek bir kıymet midir? Bence Akif’in değeri vezn oyuncaklarında, bu kolay işlerde değil, iç taraftadır. Bize yeni bir ses duyurabilen mısralarındadır. Bize hayatımızın eski manzaralarını sarahatle ve kudretle çizen tasvirlerindedir.

5 — Akif’in çocukluktan başlıyarak aldığı terbiyeyi düşünün… Onun bu terbiyeye ne kadar bağlı kaldığını ve kendisi için bunu bir fazilet, bir ahlak ve vicdan mes’elesi yaptığını hatırlayınız. Şapkayı küfrün, düşmanın, bir remzi olarak gören bu samimi karakterin şairin ruhunda tabii müdhiş, bir aksi te’siri olacaktır. Işte onun Mısıra gidişini bununla izah edebiliyorum.

6 — Akif, Cem’iyyetin normal tekamülünü çok def’a bir tereddi şeklinde görüyordu. Eserlerinde müdafaa ettiği en yüksek tez, eski müslüman ahlakıdır. Yoksa, cem’iyyeti daha ileri merhalelere götürecek hamleler yapmayı o düşünmemiştir sanırım. Onun için en mükemmel cem’iyyet örneği ≪asrı saadet≫ idi… Mümkin olursa oraya dönmek istiyordu.

7 — Akif halis bir Istanbul çocuğudur. Onda milli ve mahalli zevk kuvvetlidir. Bence, onun asıl kıymetini yapan budur. Insani tarafına gelince, o ancak müslüman olanı insan sayıyordu. Din duyguları haricinde Insani duygular şiirlerinde bir yer bulamamıştı.

***

Yusuf Ziya:

1 — Akif’e milliyyetci bir şair demek ne mümkin… ≪Fikri milliyyeti tel’in ediyor Peygamber…≫ mısraı ile bağıran kendisi değilmi?

2 — Akif’e halk şairi de diyemeyiz. O sarahaten yeşil edebiyyatın yegâne cazibeli mümessili idi.

3 — Evet… Akif’in Türk inkılabına büyük hizmeti vardır. Onun eserlerini okuduğumuz zaman nelerden kurtulduğumuzu anlıyoruz. Istiklal marşına gelince: buna inkılabın değil, ihtilalin sesidir, diyebiliriz.

4 — Mehmed Akif’in bir çok şairlerin samimi duyguları kekelediği aruzla mahalle kahvesinde iskambil oynatmıştır. Köy düğunünde pehlivanları güreştirmiştir. Onun vezne sokarak söylediklerini, vezinsiz yazmak bile kolay değil… Fakat Akif’in, muallim Naciden, Tevfik Fikret’ten sonra geldiğini, hatta Ali Ekrem’in meşhur vasiyyetinden sonra selaset yolundan rakibsiz yürüdüğünü de unutmıyalım.

5 — Benim izah etmeme hacet yok… Safahat, her mısra ile bu haleti ruhiyyeyi izah etmiyor mu? Balkan harbinde yazdığı bir şiire bakınız. Mağlubiyyetimizde en çok düşmanlar bize şapka giydirecek diye korkuyor.

6 — Bir şiirinde ≪Ben ki evet Arnavud’um≫ diyen Akif, kendi Arnavudluğunu hatırladığı halde inkara çalışıyor. Ve bir müslüman birliği istiyordu. Onun için, her yeni bir bid’atti.

Bugün Türk Milletine ilerleme imkanlarını veren ne yaptıksa, Akif onlara en korkunç tehlike diye bakmıştır. Onun istediği kendi fikri terbiyesinden doğan bir şeriat dünyasıydı.

7 — Akif’in nazarında insan, yalnız müslumandı, alt tarafı gavur… Insana yalnız dini ölçü ile kıymet veren bir adamdan insani eserler nasıl bekliyebiliriz?

***

Raif Necdet:

Asıl inkılaba bittabi Akif’in hiç bir hizmeti dokunmamış, hatta inkılaba karşı somurtkan bir çehre almıştır. Filhakika tamamiyle şark ve Islam medeniyyetinin te’sir ve nufuzu altında kalan şair yapılan mes’ud yenilik ve devrimleri bir türlü benimsiyememiştir. Nurlu kasırgalarla şark medeniyyetinden garb medeniyyetine geçiş Akif’in başını döndürmüş, gözünü karartmıştır. Eğer denildiği gibi, şapka giymek için okadar sevdiği memleketini terketmişse bu, değil mütefekkir ve mütefennin bir şaire, az çok doğru düşünen alel’ade bir insana bile yakışmıyacak acib bir gerilik hareketidir. Şu ibtidai (ilkel) düşünce ve hareket kültür ve tefekkür bakımından çok acı tenkidlere layıktır.

***

1 Nisan 1937 sayısından…

Falih Rıfkı Atay:

1 — Akif, Osmanlı – Islâm âmmesinin şairidir.

3 — Bizim inkılabımız, hayat, fikir ve vicdan hürriyyetlerini ve laisizmi müdafaa eder. Osmanlı – Islam ideolojisi ile Kemalizm ideolojisi tam tezad halindedirler.

5 — Kafasının darlığı şapka giymesine müsaid değildi. Mısır’a gitti. Fakat asıl kalbi bu memlekette bağlı idi. Onun topraklarında yatmıya geldi.

****

Sadri Ertem:

Akif’i, bu zümre içine alınca bizim bugünkü tariflerimiz onu ihata edemez. Çünkü: hissen dindardır. Dil itibarile diğer zümrelerin muvaffak olamadığı şekilde millidir. Bu sual sorulunca
hayalimde daima aziziyye fesli, elfiye şalvarlı, kaloş kunduralı, cami şadırvanları önünde abdest alarak kıllı kollarını büyük yazma mendillerile silen, akşamları yine yazma mendiller ile ekmek ve çocuklarının nafakalarını saran insanlar canlanır. Bu insanlara hangi sıfatı verirseniz onların şiir dili olan Akif’e de aynı vasfı vermiye mecbursunuz.

3 — Türk inkılabını Türk Istiklal hareketinden ayırdığımıza göre hayır, ayırmadğıımıza göre evet… Çünkü Akif Avrupa’ya karşı dik ve keskin bir istiklal tarafdarıdır. Çanakkale şiiri, hala hergün kulaklarımızda akisler bırakan, Istiklal marşı müstekil yaşamanın zevkini alan ve Istiklal yoluna kurban olmayı bilen bir adamın hislerini ifade etmektedir. Şair Akif Türkiye’nin istiklalini istiyen insandı. Bir saniye onun başka türlü düşündüğünü tasavvur edemem. Istiklal davasında o, zafere kadar bizim safımızda idi. Istiklalden sonra sosyal davalarda bizden ayrıldı.

5 — Akif memleketten kovulmadı. Kendisi istiklalini kazanan bir memleketten kendi arzusu ile çıktı, başka memleketlere gitti, dolaştı, sonra tekrar memlekete döndü ve ölüme orada kavuştu. Akif’in memleketten uzaklaşmasını ben büyük bir dava diye değil, bir dekor değiştirme arzusu ve bir küçük hassasiyyet hikayesi diye kabul ederim.

7 — Akif’in insani tarafı derken çok insaflı konuşmak lazımdır. Akif bir dünyada yaşadı ki, insani hisler üç sebebten dolayı onun için katledilmiş bir halde idi. Akif’in yaşadığı dünyada insaniyyet denen şey hakikaten yoktu. Nitsche’nin Üstün adam’ını, Gustave le Bon’un ali ırkını, bütün Avrupalıların Avrupa’nın üstünlüğünü iddia ettikleri bir devirde yaşıyan Akif için medeniyyet gerçekten ≪Tek dişi kalmış canavar≫ idi. Avrupa’nın kanlı ittifaklar çenberi içinde 20 milyon insanı harcadığı bir zamanda yaşıyan adamın insani hislere sahib olması sıhhatına delalet edemezdi. Akif dünyayı islam göziyle seyrederdi. Bu dünyaya karşı Avrupa, sadece, aşağı insanlar memleketi hissi ile baktı. Bu dekor içinde bulunan adamın asi olması kadar tabii bir şey tasavvur edilemez. Nihayet Akif Islam terbiyesi, felsefi ve onun hayatı anlıyan dekoru içinde idi. Bu dekoru teokrasiden geleni dünyayı tabiat haricinde bir Allah’ın emrine terkeden ve mutlak ve kudretli ≪Rabbülalemin≫ i vardı. Bu ≪Rabbülalemin≫ bazı beşeri hislere sahibi olmakla beraber insanları birbirine kırdırmayı, ölümü hayata tercih ediyordu. Insani hislerin yalnız bir söz halinde dillerde başkalarını itham için bir vasıta şeklinde konuşulduğu zamanlarda Akif’in insaniyyet davasındaki mevkii, bence, sorulmıya değmez. Çünkü bu suali ona değil, devrine ve dünyasına sormalıdır.

***

Nureddin Artam:

3 — Türk inkılabı geniş bir mefhum ifade eder. Bu hareketlere karışan bir çok simalar tanıyoruz ki yarı yolda kalmışlardır. Işgal altındaki Istanbul havası ciğerlerine pek ağır gelen şair, gizli yollardan Anadolu’ya kaçar ve Ankara’da milli duyguları şahlandıran şiirler yazarken inkılabın sahnesinde inkılabın adamı idi. Sonra? Akif’in ondan sonraki yeri edebiyyat tarihinin sahifelerindedir.

5 — Akif inadcı, alıngan ve etraftakilerden kendisine karşı devamlı saygı bekliyen bir adamdı. Bu hisleri, onu, Mısır’da bir prensin kendine açık bulundurduğu bir evde inzivaya sürüklemişti. Akif, verdiği bu kararın yanlış bir karar olduğunu Istanbul’a dönüşünden çok önce anlamıştı, fakat çürümiye başlıyan kara ciğeri ona son günlerinin yaklaştığını anlatıncaya kadar anayurda dönememiştir…

7 — Buradaki insanlık kelimesi bir zümrenin duygusu ile duygulanıb ona saldıranlara karşı sonsuz bir kin ve gayz beslememek demekse hayır, kederi, neşesi ve ülküsü bir olan bir cemiyyet içinde kendisinden başkalarının derdini bölüşmek manasına ise evet.

***

Kemalistler, başkalarını itham etmeden önce, evvela kendi kapılarının önünü temizlemelidirler.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Açıksöz Gazetesi, 1 Temmuz 1936.

[2] Akşam Gazetesi, 4 Ocak 1937.

[3] Yeni Türk, 1 Mart 1937.

[4] Yeni Adam Mecmuası, 11 Mart 1937 sayısından.

Ayrıca bakınız; 1 Nisan ve 8 Nisan 1937 tarihli sayılar.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Atatürkçü Cumhuriyet, Mehmet Âkif’e Karşıydı – Ali İlbey

Atatürkçü Cumhuriyet, Mehmet Âkif’e Karşıydı – Ali İlbey

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Ahmet Doğan İlbey ali ilbey

***

Âkif, Millî Mücadele’den sonra 1923’te İstanbul’a dönmüştür. İlân edilen Cumhuriyet, hayâlini kurduğu cumhuriyete benzemiyordu. Arkadaşlarından Şefik Kolaylı, “Mısır’a gitme kararından vazgeçmesinde ısrar ettik. Büyük bir hüzün ve te’essür içinde ‘Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muâmele görmeye tahammül edemiyorum. İşte bundan dolayı gidiyorum’ dediğini” söyler.

Atatürkçü Cumhuriyet’in yandaşlarıyla M. Kemal’in yakın arkadaşlarının onun hakkında söyledikleri “Arapçı şair” gibi benzeri hakaretlerden de anlaşıldığı üzere Âkif, İstiklâl Marşı’ındaki fikirleriyle de Kemalist Cumhuriyet değerlerine muhalifti. Onun, Cumhuriyet’i övmemesinden dolayı aleyhinde yayınlar hızlanır. Dindarlığına vurgu yapılır. “Şiirlerinde İslâm’a ve ümmete yer verdiği” anlatılır. “İnkılâp muhalifi İslâmcı Âkif’in” karşısında laikçi ve Batıcı yazarları örnek gösteren yazılar basında sıkça çıkmaya başlar. Pozitivist Tevfik Fikret’le mukayese edilmeye başlanır.

Dücane Cündioğlu’nun “Âkif’e Dair” kitabında yazdıklarından onun “İnkılâpçılardan rahatsız olduğu” anlaşılmaktadır. Devrin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel, “İstiklâl mücadelesinden sonra Mehmed Âkif, cemiyette gördüğü değişmelere inanmadı ve inanmadığı için de uymadı. Beş-altı sene memleketten uzak yaşamasının sebebi budur. Çünkü onun cemiyet telâkkisi geri idi” diyerek tezvirat yapar. Kemalistlere yaltaklık eden Âgâh Sırrı Levend de “Sosyal inkilâbları kavrayabilecek bir ufuktan yoksun olduğunu” söyler:

“İstiklâl Savaşı’na feragatlı ve sâdık bir vatanperver olarak katılan Âkif, mücadelenin ilk safhalarında önemli bir yer alacak, ilk Millet Meclisi’nde mebus sıfatıyla bulunacak kadar bu büyük hareketi takib etmiştir. Ancak birbirini takib eden sosyal inkilâblar, onun âleminin üstünden aşacak kadar ileri ve ona uzak idi. Bu his, yabancı diyarların elemine katlanmayı göze alacak derecede ona kuvvetli geldi.”

KEMALİST AYDINLAR: “ÂKİF İNKILÂBIN ESERLERİNİ BEĞENMEDİ”

Devrin koyu Kemalistlerinden Şükûfe Nihal, “Âkif, zâten “hurafelere takılmış bir adamdır. Türk inkilâbına tek bir hizmeti yoktur. O, bilakis, bizim kanımız pahasına yarattığımız inkilâb’ın eserlerini beğenmeyerek bu toprakları bırakıp gitmiştir. Başından, yine bizim malımız olmadığı söylenen fesi çıkarıp yerine bir başka biçimde bir çuha parçası geçirmeyi bir din, bir ahlâk meselesi yaparak yurdunu, milletini bırakan, hurafelere takılmış bir adam” diyerek aşağılar.

Nurullah Ataç, “Âkif’in, bir insan olarak kıymeti ne olursa olsun, bir şair sayılması hayli zor işlerdendir. Hele onda fikir aramak, fikre hürmetsizlik olur. Din şairi, din filozofu değil, mahalle kahvesi hatibi” diye yazar. Ahmet Hamdi Tanpınar, 60’lı yılların siyasî ortamında kendini “sol” (CHP) olarak görür ve Âkif’i “sağcı”lıkla itham eder: “Mehmet Âkif’le yol arkadaşlığı mı? Asla!” (Tanpınar’la Başbaşa)

Onun, inkılâpçıların zihniyetini tutmadığı o kadar açık ki, Elmalılı Hamdi Yazır hazırladığı Tefsiri, Ahmet Naim ise Hadis kitabını teslim etmişti. M. Kemal aracılar göndermesine rağmen, Âkif, “tamamlanmadı” gerekçesiyle teslim etmiyordu. M. Kemal’in yandaşı hafız Sadettin Kaynak, “Âkif’in yazdığı meali çalmayı bile düşünmüştük…” diyor.

Daha fazla para teklif edildi. Cevabı yine “hayır” oldu. Meali teslim etmemesinin sebebi, tefsirin dışında ayrı bir meal kitabı olarak basılacağını duymasıydı. Ayrıca Kemalist hükümetin dinde reform çalışmalarını başlatmış olması, anayasadan “Devletin dini, din-i İslâm’dır” maddesini kaldırması ve “Dini Islahat Beyannamesi” hazırlamasından sonra, Âkif tavrını netleştirmişti. “Benim mealimi Kur’an’ın yerine okutacaklar, ben yarın mahşerde Allah’a ve Resûlüne ne cevap veririm” diyerek meali teslim etmediği gibi, diyanetle yaptığı sözleşmeyi de feshederek aldığı avansı iade etmiştir.

1925’de Takrir-i Sükun Kanunu ile Kemalistler, Âkif’in çizgisinde bir dergi olan Sebilürreşad dergisini kapatır ve Eşref Edip idamla yargılanır. Rejimin, İslâm düşüncesi taraftarlarına karşı olduğunu anlamıştı Âkif. Atatürkçü Cumhuriyet’e karşı olduğunu, onu en iyi bilen M. Ertuğrul Düzdağ’ın yazdıklarından anlamak mümkün. Hülâsası şöyle:

Millî Mücadele’yi destekleyen Âkif’in, M. Kemal’in isteği ile milletvekili seçilmesi, dindar kimliği ve irşadıyla isyanları yatıştırması, Millî Mücadele hakkında vaazlar vermesi, M. Kemal’le arasında uyum olduğu intibaını veriyor. Oysa gerçek böyle değil. M. Kemal’in sekreteri Yusuf Hikmet Bayur, Âkif’in M. Kemal’e sempatisi olmadığını söylüyor. Millî Mücadele sona ermeden 1922 yılı sonrasına doğru ilk Meclis’teki İslâmî tavrın yerini Batılı bir rejimin alacağını hissediyordu. Bunun için münakaşa ediliyor, Avrupa devletlerinden telkinler yapılıyordu. Ali Şükrü Bey öldürülünce anlamıştı rejimin değişeceğini. İslâmî değerler adına konuşan ve yazan kim varsa hepsinin başına bir şeyler gelmesi, onun umutlarını kırmıştı. Arkadaşı Eşref Edip’in de idamla yargılandığı bir ortamda Âkif’in Mısır’a gitmekle isabetli bir karar vermiştir.

Emsallerine1923’ten itibaren emekli maaşı bağlandığı halde, Kemalist rejime karşı olduğundan16 yıl emekli maaşı bağlanmadı. Bazı paşaların tavassutuyla vefatından 6 ay 26 gün önce Haziran 1936 tarihinde bağlanmıştı ancak.

ÂKİF, KEMALİST CUMHURİYETİ TASDİK ETMEDİ

“Medeniyet denen tek kişi kalmış canavar”ın kanunlarından yapılma Kemalist Cumhuriyet’i tasdik etmedi. “Hakk’a tapan milletin”dâva adamıydı Âkif. Eyvallah etmedi zorba Cumhuriyet’in cellâtlarına. İstiklâl Savaşında Müslümanca bir Cumhuriyet vaat edip sonra aldatan Kemalist rejimin şeflerine yaltaklanmadı. İstiklâl Marşı’nın fikirlerine sonuna kadar bağlı kalarak, “Devrimci Cumhuriyetin” emir kulu olmadı. Rejimin nimetlerine perestij etmedi. Zaruret içindeki yıllarını kanaatle geçirdi.

M. Kemal’in çok beğendiği ve reform düşüncelerinden tesir aldığı şair olan “milletim nev-i beşerdir vatanım ruy-i zemin” diyen pozitivist Tevfik Fikret’i “en büyük Cumhuriyet şairi” olarak ilân eden ve İstiklâl Savaşı sırasında Avrupa şehirlerinde bohem hayatı yaşayan agnostik (Allah’ın varlığına ve İslâm’a inanmayan) Abdülhak Hamid’i milletvekili yapan Atatürkçü Cumhuriyet oligarşisi, Âkif’e İslâmcı fikirlerinden dolayı “irticacı” diyerek “takibat” altında tutmuşlardır. Bununla kalmayarak, “din-i İslâm üzere” yapılan Millî Mücadele şartlarında kabul ettikleri İstiklâl Marşı’nın fikirlerine karşı olmuşlardır.

“Şeriatçı, gerici, hilafetçi avının” ve Kemalist devrimlere karşı olan her şeyin tepelenmeye başlandığı bir zamanda aldatan Cumhuriyetçilerin kanlı inkılâplarına karşı, “Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem / Hak namına haksızlığa ölsem tapamam” diyerek, “Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ / Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ” dediği vatanından “gönüllü sürgün” olarak gitti.

İstiklâl Marşı yazdırdığı insanını polise takip ettiren, “çember sakallı” ve “gerici” diyen bir başka ülke var mıdır?

ÂKİF’E SALDIRAN GENERALLER ATATÜRKÇÜ CUMHURİYETİN ÜRÜNÜDÜR

Eylül 1999’da koyu Atatürkçü Tabip Tuğgeneral Yalçın Işımer’in sözleri Âkif düşmanlığının bir tezahürüdür :

“Mehmet Âkif denen adam Arap hayranı. İstiklâl Marşı’nın yazarı olması dışında ülkeye ne faydası olduğu gerçekten tartışılır. Cumhuriyet ilân edilip devrimler birbiri ardına yapılmaya başlayınca Mısır’a kaçtı. Tam bir devrim karşıtı… Onun düşünce evreni Bedir Savaşı’nın ötesine gidememiş. Kur’an’ı Türkçe’ye çevirmedi. Atatürk’ün ricasını yerine getirmedi diye onu aziz kılanlar, şimdilerde Mehmet Akif Üniversitesi kurma çabasındalar. O üniversiteden çıkan kafalar, bilinmelidir ki El Ezher kafalı adamlar olacaktır. Arap milliyetçiliğinin adamı olacaklardır. Arap’ın adamı olacaklar. Arap’ın adamı olmak adamlık değildir. Ulusun adamı olmak yakışır adam olacak adama. Bu adamlara ‘adam sen de’ demeyeceğiz. Son zamanlarda, Atatürk’e… dil uzatanları bir şekilde belleyeceğiz.”

Âkif düşmanlığında bununla kalmaz, “Bedir şehitleri ile Çanakkale şehitlerini mukayese eder. “Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi…” mısraına hakarette bulunuyor: “Bedir Savaşı’nda 500 kişiyle çarpışan 250 bedevî Arap’la, dünya uluslarına karşı destanlar yazan Mehmetçiği bir tutuyor da ‘o kadar şanlı idi’ diyor. Onun düşünce evreni, Bedir Savaşı’nın ötesine gidememiş.”

“Niçin seni bekliyor Atatürk” değil de, “Seni bekliyor Peygamber” dedi diyerek Âkif’i “Arapçılıkla” suçluyor. Atatürkçü general Işımer ve benzerlerinin “Arabın adamı olmak” sözüyle Hz. Peygamberimize hakaret ettiği yüzlerine söylenmelidir. Âkif’i, Müslüman kimliğinden dolayı başta CHP’liler olmak üzere bütün Atatürkçüler sevmezler. Bu tavırlarıyla Âkif’in şahsında İslâmî değerlere sahip çıkan millete karşı olduklarını da göstermiş oluyorlar.

“Devrimci Cumhuriyetin” canlandırılmasını isteyen general Doğu Silâhçıoğlu da 21 Şubat 2008’de Cumhuriyet gazetesindeki yazısında Âkif’e kötü sözler sarfediyor ve evvelce puta tapan Arapların, Müslüman olduktan sonra, Şaman inancındaki Türklere soykırım uygulayıp onları Müslüman olmaya zorladıklarını, sonra İslâm’ı gönüllü olarak kabul ettiler yalanını uydurduklarını iddia ediyor, ardından “şeriatçı ümmetçi” dediği Âkif’e ve İstiklâl Marşı’na hakaret ediyor: “İstiklâl Marşı metnine Hak, ezan, cennet, iman gibi sözcükleri ustalıkla yerleştirdiğini, bir tek Türk sözcüğü için yer bulamamış bir ümmetçi.”

Milliyetçiler ve dindar kitleler arasında derin bir anlayış farkı olduğunu savunan Kemalist general Silahçıoğlu, “Bu fark Türk milliyetçisi Nihal Atsız’la, şeriat ümmetçisi Mehmet Âkif’in düşünce yapısındaki fark kadardı. Ümmetçi Mehmet Âkif’in yeni ardılları, onun Türk Arapsız yaşayamaz. Kim ki yaşar der delidir! ‘Arabın Türk ise, hem sağ gözü hem sağ elidir!’ dizelerinde belirttiği yoldan giderlerken, beraberlerindeki milliyetçiler gerçekleri göremediler” diyerek hayıflanıyor ve ardından Âkif’in “Cumhuriyet’i benimsemediğini” söylüyor:

“Emperyalizme karşı kazanılan zaferin üzerine kurulan Kemalist cumhuriyeti kendisine ne kadar yabancı hissetmiş olmalı ki, onun ‘şerrinden’ ülkesini terk ederek ‘darülislâm’ olarak seçtiği Mısır’a göç edecek. Âkif, ulusal kurtuluş savaşına İstiklâl Marşı ile katılıyor ama, cumhuriyeti görmüyor, göremiyor, benimsemiyor. Cumhuriyetin kurucusu ondan Kur’an’ı, Türkçe’ye çevirmesini istiyor. O, ‘küfre hizmet’ saydığı için olacak ki reddediyor.”

Yukarıdaki satırların anlattıkları doğrudur. Âkif için Kemalist rejim bir küfür rejimidir. O, Türkiye İslâm Cumhuriyeti dâvâsı olan bir şahsiyetti. Atatürkçü Cumhuriyet yandaşları, Âkif’in milletçe sevilmesini “hegemonyalarına” karşı olarak görüyorlar.

 

**********

 

KAYNAK:

Ali İlbey, “Atatürkçü Cumhuriyet, Mehmet Âkif’e Karşıydı”, Habervaktim.com, 28 Aralık 2013.

.