Musul’u petrolden pay alma karşılığında mı sattık?

Musul’u petrolden pay alma karşılığında mı sattık?

*

Musulu nasil kaybettik, Atatürk musul, ismet inönü musul, Lozan musul, m. kemal musul, musulu lozanda mi verdik, Seyh Said Musul, Musul petrol

***

Ismet Paşa, 26 Kasım 1922’de Lozan’da, Ingiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon ile Musul konusunda gizli bir görüşme yaptı. Lord Curzon bu görüşmeyi 27 Kasım tarihli telgrafında şöyle anlattı:

“Ismet Paşa’nın bana karşı güven ve saygısı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle ben de ona karşı aynı samimiyetle davrandım. (Yarınki) Toplantıda bu konuda (Musul konusunda) ne söyleyeceğimi sordu. Kendisinin ne teklif edeceğini ve isteyeceğini bilmeden hiçbir şey, diye cevap verdim. Musul’un ve Kürdistan’ın Türkiye’ye bırakılmasını istemeye niyetli olduğunu söyleyince, bunun neye dayandığını sordum. Bazı etnik ve diğer iddialar ileri sürdü. Bunları çürütmekte zorlanmadım.(..)

Ismet Paşa beklediğim kelimeyi mırıldandı: Petrol. Bundan ne kastettiğini sormam üzerine, ‘Anadolu petrolü olmayan fakir bir memleket. Bu bakımdan petrole sahip olmayı çok arzularız’ dedi. Bu bana makul olmayan bir istek olarak görünmedi ve ‘incelenmeye değer’ diye cevap verdim.”[1]

Lord Curzon, Musul konusunda 1 Aralık 1922 tarihinde Londra’ya, Koloniler Bakanı Duke of Devonshire ve Ticaret Odası Başkanı Sir Lloyd Greame’a aşağıdaki telgrafı gönderdi:

“Ismet Paşa’yla görüşmemden sonra heyetimizden Vernon Clarke’ı ve Forbes Adam’ı Türk uzman Muhtar Bey’le Irak petrolü konusunu gayri resmi olarak görüşmeye yolladım. Ilk görüşmede Muhtar Bey, Türkiye’nin de, Fransa ve ABD gibi, aynı çizgide Turkish Petroleum Company’ye katılmasını istedi.(..)

Türk uzman, Türkiye’ye şirkete katılma olanağı verilirse, Musul meselesine Ingiltere lehine halledilmiş gözle bakılabileceğini söyledi. Tabiatıyla antlaşmanın hiçbir bölümü diğerlerinden ayrı olarak kesin çözüme bağlanamazdı.

Ikinci görüşmede, uzmanlarım talimatım doğrultusunda, şirkete ortaklık yerine Türkiye’nin şirket tarafından Irak hükümetine ödenen işletme payı yüzdesi almaya razı olup olmayacağı hususunda Muhtar Bey’in ağzını aradılar. Ilk bakışta bana bu, Türkiye’yi tatmin konusunda, daha az karmaşık bir metot olarak göründü. Bunun için elbette Irak hükümetinin mutabakatını almak gerekecek. (..)

Buradaki uzmanlarım, Türkiye ve Italya’nın şirkete ortak olmaları halinde şirket hisselerinin yeniden düzenlenmesinin çok zor olacağını ifade etmektedirler. Bu bakımdan şahsen Türkiye’ye ortaklık yerine işletme payı verilmesinin daha doğru olacağını düşünmekteyim.”[2]

Ismet Paşa bu görüşmeyi doğruluyor. Nitekim Başbakanlığa gönderdiği 27 Kasım tarihli telgrafında bu görüşmeye şöyle temas etti:

“Curzon ile Irak konusunu konuştum. Musul’u istedim. Reddetti. Tartıştık. Bu işi özel olarak aramızda görüşelim dedi. Çeşitli konulara değindik.”[3]

Bu belgeleri; Musul’un, Şeyh Said kıyamı veya başka sebeplerden dolayı kaybedildiğini söyleyenlere ithaf ediyorum.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Documents on British Foreign Policy, cild 18, belge no 228, sayfa 338.

[2] Documents on British Foreign Policy, cild 18, belge no 246, sayfa 354.

[3] Bilal N. Şimşir, Lozan Telgrafları Cild 1 (1922-1923), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1990, sayfa 10, telgraf no 40.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Hasta Adam, Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı, M. Kemal Atatürk ve Kemalizm afyonu

Hasta Adam, Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı, M. Kemal Atatürk ve Kemalizm afyonu

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Batı, Birinci Dünya Harbi’yle “hasta adam” teşhisi koyduğu Osmanlı’yı öldürmeye teşebbüs etmişti. Ancak işgal altındaki Osmanlı Devleti’nin Meclisi, Misak-ı Milli hedefini koymuş ve direnmeye karar vermişti. Batı, “hasta adam”dan beklemediği bu hareketin, taşıdığı yüksek Islam ruhundan kaynaklandığını anlamakta gecikmedi.

Bu yüzden bir gizli savaş başlatıldı, bir oyun tertiplendi…

Misak-ı Milli’yi gerçekleştirme kararı alan milletin başına, işbirlikçi M. Kemal’in getirilmesini sağladılar. O, orduya nerde “dur” derse orada durulacaktı. Ona “dur” emrini verdirecek olan da Batı’ydı. M. Kemal’in bu milletin reisi konumuna yükselmesi ve bunun için de sarsılmaz bir otoriteye sahip olması icab ediyordu. M. Kemal’in meclisten “Gazi” ünvanını ısrarla istemesi, Başkumandanlık yetkilerini elinde tutmakta direnmesi, öte yandan Padişahın itibarsızlaştırılması ve diğer Kurtuluş Savaşı liderlerinin tasfiyesi, hep bu oyunun birer parçalarıydı. Onca “General” varken, “Albay” rütbesindeki Ismet’in Garp Cephesi Kumandanı yapılması da bu oyunun bir parçasıydı. Eğer ülkenin menfaati gözetilmiş olsaydı, Garp Cephesine bir “Albay” değil, bir “General” atanırdı. Demek ki, M. Kemal kendi menfaatini gözetmiştir.

Bir süre sonra devleti ele geçiren M. Kemal ve avenesi, tek siyasi muhatap olarak Islam düşmanlarıyla Lozan’da pazarlığa oturdu. Böylece Misak-ı Milli hedefini gerçekleştirmek isteyen milleti; Batı’nın “durdur” emriyle “durdurmuştur.” Kurtuluş Savaşı’nı baltalamıştır. Yani, milletin ruhunu satmıştır. Bunun karşılığında komisyon olarak Batı, M. Kemal rejiminin meşruiyetini tanımıştır. Türkiye’nin sınırları, Osmanlı Meclisi’nin çizdiği ve Ankara Meclisi’nin de onayladığı Misak-ı Milli değildir artık… Türkiye’nin sınırları, Ingilizlerin çizdiği haritayla belirlenmiş ve M. Kemal eliyle millete zorla kabul ettirilmiştir. Zorla, zira M. Kemal dualarla açtığı Ankara’daki meclisin Lozan anlaşmasını kabul etmeyeceğini bildiği için, bu meclise darbe yaparak kendi adamlarıyla ikinci Meclisi oluşturmuştur. Ülkemiz, maalesef bir Ingiliz vilayeti haline getirilmiş ve başındaki de bir Ingiliz valisi olmuştur.

Fakat bu kadarla yetinmediler…

Bugün Kurtuluş Savaşı’nı başlatan ruh, yarın yine başlatabilirdi. Öyleyse kendi güvenlikleri için bu ruhu imha etmeleri gerekiyordu. Bunu da kendi valileri M. Kemal eliyle yapacaklardı. Misak-ı Milli hedefini gerçekleştirmek için Kurtuluş Savaşı’nı başlatan milletimizdeki Islam’ın ulvi ruhu, M. Kemal’in devleti ele geçirmesiyle batıdan gelen süfli ruhla boğulmak istenmiştir. Batı’nın bu virüslü süfli ruhunun taşıyıcı bedeni ise Atatürk inkılaplarıydı, kemalizmdi.

Atatürk inkılaplarıyla Islam ruhunu boğmaya çalıştılar, karşı çıkan müslümanları ise asıp-kestiler.

Cinayetlerini haklı göstermek ve gençleri aldatmak için kemalizm propagandası yaptılar, slogan ürettiler.

Kemalizm; sapıklıktır, hakikatleri gizlemektir, milleti sloganlarla avutmak ve aldatmaktır… Beyinleri uyuşturmak ve yıkamaktır.

Kemalizm afyondur!

Yoksa hangi akıl, Allahu Teala’nın Kur’an’da emrettiği “kısas”ı, yani bir insan öldürenin maktulun ailesince affedilmediği takdirde öldürülmesini emreden ayeti -haşa- “çağdışı” görüp, Izmir suikastinde M. Kemal’i öldürmeye “teşebbüs” edildiği için 18 kişinin idamını alkışlar?!

Hangi akıl, Allahu Teala’nın emri olan başörtüsüne “dayatma” deyip, M. Kemal’in emri olan yahudi dininin şapkasına muhalefet edenlerin asılmasını savunur?!

Tabiki hiç bir akıl.

Kemalizm ile;

Allah’ı arayan milleti, sevgili arayan bir toplum haline getirdiler.

Camileri dolduran milleti, Anıtkabir’i, sinemaları, baloları, barları, stadyumları ve genelevleri dolduran bir toplum haline getirdiler.

Yanlışlar, kötülükler ve haramlar millete güzel gösterildi.

Tıpkı Allahu Teala’nın Hz. Adem ve Hz. Havva’ya haram kıldığı ağacın meyvesinin, onlara Iblis tarafından güzel gösterilmesi gibi.

Ey Millet aldatıldınız!

Iblis tarafından aldatılan Hz. Adem ve Hz. Havva gibi…

Iblis ve uşakları tarafından aldatıldınız.

Şeytan, insanın cennetten kovulmasına sebep olduğu gibi, tekrar cennete girmesine de engel olmak istiyor.

Tıpkı Hz. Ibrahim’in peşinden kurban olmaya giden Hz. Ismail’in yoluna çıkıp süslü sözlerle engel olmaya çalıştığı gibi…

Hz. Ismail onu taşlamıştı ve o andan itibaren ona “kör şeytan” deniyor.

Siz de taşlayın…

Sizi kainata tek gözle, tek boyutlu, materyalist bir gözle bakmaya zorlayanları siz de taşlayın.

Allahu Teala’nın vaadi haktır ve nurunu elbette tamamlayacaktır. Canı veren ve alan Allahu Teala “hasta adam”ı öldürmelerine izin vermedi…

Işte Islam ruhu uyanmaya başlıyor. Batı’nın, M. Kemal’in inkılap zincirleriyle boğmak istediği Islam ruhu, bu zincirleri kırıp atıyor. Millet artık ruh hakikatini görmeye başlıyor, elhamdulillah.

Yeter ki biz, bu ruhu taşımaya layık olalım. Ibadetlerimizi yapalım… Namazımızı kılalım, orucumuzu tutalım… Zekatımızı verelim… Zina’dan uzak duralım… Yalan söylemeyelim, aldatmayalım… Haram yemeyelim… Nefsimize hakim olalım… Kötü söz söylemeyelim… Çalışalım… Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi örnek alalım.

Önce kendimizi düzeltelim… Inşaallah sonra ailemiz ve çevremiz de düzelecektir. Ama işe evvela  kendimizden başlayalım.

Ey Müslüman, kendine gel.

***

NOT: Yazıda adı geçen ve geçmeyen bütün Peygamberlere selam olsun.

**********

Kadir Çandarlıoğlu

**********

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*