Atatürk’ü Tanrılaştırma Temayülü

Atatürk’ü Tanrılaştırma Temayülü

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürk heykeli kemal heykeli tanrilastirma***

M. Kemal Atatürk tenkid edildiğinde neredeyse bütün Atatürkçüler, kendilerine ezberletilen yanlışların etkisiyle küfür ve hakaret içeren sözlerle saldırıyorlar. Çünkü M. Kemal’i mekteplerde “insan üstü” bir varlık olarak tanıdılar… Mütemadiyen Atatürk şiirleri okudular, resmi dairelerde Atatürk resimleri, meydanlarda Atatürk heykelleri, stadyumlarda Atatürk posterleri gördüler, televizyonda Atatürk meddahlarını izlediler. Nerede anlamlı bir söz varsa, ona ait olmasa bile altında “Kemal Atatürk” imzası gördüler. M. Kemal’in yaptıklarını hiç sorgulayamadılar, hiç eleştiremediler, şüpheyle bakmaya fırsatları dahi olmadı. Nereye baksalar hep Atatürk’ü gördüler. Atatürk, Atatürk, Atatürk… Böyle bir ortamda yetişen bir insanın Atatürk konusunda sağlıklı bir değerlendirme yapabilmesine imkan var mı? Bu beyin yıkama seanslarından beyni hasar görmemiş olanların sayısı maalesef çok azdır. Bu da yetmezmiş gibi, bir de “Atatürk’ü Koruma Kanunu” çıkardılar. Siz hiç dünyada kendi milletine karşı korunan bir lider gördünüz mü? Bir şeyler saklanıyor ki koruma altına alıyorlar. Peki M. Kemal neden bu kadar yüceltiliyor?

Bu sorunun cevabını Doç. Dr. Fikret Başkaya’dan alalım:

“Yüceltme, mistifikasyon yaratmak içindir. Böylelikle tarihsel olaylar çarpıtılmak istenir. Tarihsel olayları çarpıtmaktan amaç da, sınıfsal çıkarları gizlemektir. Tarihsel olayların çarpıtılmasında, bir liderin kişiliğinin arkasına gizlenmek ekseri başvurulan bir yoldur. Bir Osmanlı Paşa’sını yarı-ilâh durumuna getirenler, elbette bunu boşuna yapmadılar. Sınıfsal çıkarların bir gereği olarak, Mustafa Kemal’i putlaştırdılar. Aslında Paşa’nın putlaştırılmasının nedeni, başarılan şeylerin büyüklüğünden çok, emekçi kitlelerden gizlenmesi gerekenin öneminden kaynaklanıyordu.”[1]

Evet, tarihsel olaylar çarpıtılmak istendi. Demek ki gizlenen bir şeyler var ve zaten bazılarını da Allahu Teala’nın izniyle ifşa ettik.

Evet, M. Kemal putlaştırıldı hatta Türkler için yeni bir “Amentü” bile yazıldı. Ne enteresandır ki, “Türkün” Amentüsü’nü “Sâfi” imzasıyla kaleme alan Munis Tekinalp aslında bir yahudiydi, üstelik bir hahamın oğluydu. Munis Tekinalp ismi de takmadır. Gerçek ismi ise “Moiz Kohen”dir.[2]

Işte bir yahudi hahamın oğlu Moiz Kohen’in Türkler için yazdığı “Türkün Yeni Amentüsü” :

“Kahramanlığın örneği olan ve vatanın istiklâlini yoktan var eden Mustafa Kemal’e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahit analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medenî cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset dasitanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin Allahın en sevgili kulu olduğuna, kalbimin bütün hulûsiyle şehadet eylerim.”

Bir yahudi hahamın oğlu olan Moiz Kohen’in Türkleri Islam’dan uzaklaştırmak gayesiyle yeni bir “Amentü” kaleme alması anlaşılabilir, ancak bu paçavranın Müslüman bir Milletin lideri olduğu iddia edilen M. Kemal Atatürk’ün gazetesi “Hakimiyet-i Milliye”nin Matbaası’nda basılması[3] anlaşılabilir bir durum değildir. Bundan çıkan sonuç, M. Kemal’in bu şirk sayılabilecek “Türkün Yeni Amentüsü”nü onayladığıdır. Bir Müslüman böyle bir adama nasıl “ATAM” diyebilir?

türkün yeni amentüsü tekin alp moiz kohen kapagi atatürkü tanrilastirma temayülü.

Geliri “Tayyare Cemiyeti”ne bağışlanan, 1928 Ağustosunda M. Kemal Atatürk’ün gazetesi “Hakimiyet-i Milliye” Matbaası’nda basılan “Türk’ün yeni Amentüsü”nün kapağı

***

türkün yeni amentüsü tekin alp moiz kohen atatürkü tanrilastirma temayülü

Geliri “Tayyare Cemiyeti”ne bağışlanan, 1928 Ağustosunda M. Kemal Atatürk’ün gazetesi “Hakimiyet-i Milliye” Matbaası’nda basılan “Türk’ün yeni Amentüsü”nün ilk sayfası

***

Celal Nuri Bey’in de bir “Amentü”sü vardı:

“Inandım, iman getirdim Halk Fırkası’na (CHP), Halk Fırkası’nın meb’uslarına, meb’usların yapacağı kanunlara, naşir-i efkarı olacak (fikrini yayacak) gazetelere, inanıp inanmayanlar için er-geç bir yevm-i sual (sual günü) geleceğine inandım.”[4]

Bu melanetler bu kadarla sınırlı değil…

Devam ediyoruz, metanetinizi muhafaza edebilirseniz okuyunuz…

5 Ağustos 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir haberde; “Atatürk yarım bir ilahtır; Türkler’in babasıdır. Hiçbir devlet şefi için hayatında bu kadar heykel dikilmemiştir; ne Mussolini’nin ne Hitler’in, ne de Lenin’in anıtları onunkilerle ölçülemez” deniliyordu.[5] O tarihte M. Kemal hayattaydı. Adını M. Kemal’in verdiği ve onun sözcülüğünü üstlenen Cumhuriyet gazetesinde böyle bir şeyin yazılabilmesi son derece düşündürücüdür.

Atatürk yarim ilahtir, Atatürk yarim bir ilahtir, Atatürk tanridir, Atatürkü tanrilastirma temayülü

[5] no’lu dipnotta bahsi geçen Cumhuriyet gazetesi

***

Yusuf Ziya Ortaç, “Atatürk’e Ekber!” diye saçmalayabiliyordu:

“Atatürk’e Ekber!
Atatürk’e Ekber!
ancak O var: Atatürk!
Evliya odur, peygamber odur, sanatkâr Atatürk,
Tarihe hakim, zekâya önder, doğma serdar Atatürk,
Bunları geçti insan büyüğü: Kendi kadar Atatürk!”[6]

Aka Gündüz’ün şu yazdıklarına ne demeli:

“Atatürk’ün tapkınıyız! […] Her şeyde Atatürk, Yerde O! Gökte O! Denizde O! var da O! yok da O! her şeyde O! Atatürk! […] Yerdedir, göktedir, sudadır, alandadır, diktedir, pusudadır. Görünmezi görür! Bilinmezi bilir! duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer, ezilmezi ezer! Her şeyde Atatürk! Elimizi yüzümüze, gönlümüzü özümüze kapıyoruz. Biz sana tapıyoruz! Biz sana tapıyoruz! […] Varsın, Teksin, Yaratansın! Sana bağlanmayanlar utansın!”[7]

Şimdi bazıları, “onlar yazdıysa Atatürk’ün bunda ne suçu var” diyebilir. Ancak, sudan bahanelerle birçok yayının yasaklandığı[8] yıllarda bu şiirlere müdahale edilmiş midir?

Ne gezer!

Tam tersine, ödüllendirilmiştir.

Milletvekillerini M. Kemal Atatürk’ün belirlediği bir dönemde[9] Aka Gündüz’ün, yazdığı bu şiirden sonra Atatürk tarafından Milletvekili olarak atanması[10], bu methiyelerin “ödülü” değil de nedir?

Aka Gündüz’ün bu şiirinin M. Kemal Atatürk’ün gazetesi “Hakimiyet-i Milliye”de yayınlanmış olması da mı bize hiç bir şey anlatmıyor?

atatürk hakimiyeti milliye gazetesi matbaasi

M. Kemal Atatürk, Hakimiyet-i Milliye gazetesinin yeni matbaa makinalarını incelerken

***

Demek ki, M. Kemal Atatürk’ü putlaştıranlar bizzat M. Kemal tarafından ödüllendiriliyordu.

Bu topraklarda yaşayan Müslümanlar nice zaferler gördü, ancak hiç kimseye “Tanrı” demedi, putlaştırmadı… Örneğin Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan, Malazgirt Meydan Muharebesi’nde sayıca çok çok üstün olan Bizans kuvvetlerini mağlup ettiği halde Ona “Tanrılık” izafe edilmemiştir. Oysa M. Kemal’in yaklaşık 400 yıldır hakimiyetimiz altına bulunmuş olan afedersiniz “kıçı kırık” yunanlılara karşı elde ettikleri, Malazgirt zaferi yanında bir “hiç” mesabesindedir.

Buna rağmen, H. Cengiz Alpay’ın Alparslan ve Malazgirt Destanı isim­li eserinde Alp Arslan ilahlaştırılmamıştır:

ALP ARSLAN MARŞI

Dalgalan bayrağımız
Yücesin sancağımız
Şerefli her çağımız

Rehberdir Kur’ammız
Allah’a imanımız.

Her iki güç bu kolda
Çatal yürek bu kulda
İnandığımız yolda

Cihâd için canımız
Allah’a imanımız.

Yayı’nı kursa bile
Habersiz vursa bile
Nabzımız dursa bile

Cennettir mekânımız
Allah’a imanımız

Bu meş’ale yandıkça
Yaradanı andıkça
Secdeye kapandıkça

Yenilmez Sultanımız
Allah’a imanımız.

Kılıcını sıkı tut
Devrilmiştir nice put
Yaradılışta mevcut

İz’an ve irfanımız
Allah’a imanımız.

Yayını kuvvetli kur
Kılıcını güçlü vur
Kale gibi sağlam dur

Kahrolsun düşmanımız
Allah’a imanımız

Cevher dolu bu kanda
Yücelikler bu canda
Abdestliyiz şu anda

Tertemiz vicdanımız
Allah’a imanımız

Sönecek Bizans kini
Yaşıyacak hak dini
Madeni çan sesini

Sustursun ezanımız
Allah’a imanımız

***

Şimdi bir de Atatürk Marşı’na bakalım:

“Tanrı gibi görünüyor her yerde
Topraklarda, denizlerde, göklerde;
Gönül tapar, kendisinden geçer de
Hangi yana göz bakarsa: Atatürk.

Babasından önce onun adını
Öğretiyor oğluna Türk kadını
Ondan aldık yaşamanın tadını
Bahtiyarız, bahtiyarsa Atatürk.”

Halil Bedii Yönetken

***

Atatürk Marsi tanrilastirma temayülü

Atatürk Marşı

***

Eğer M. Kemal putlaştırılmak istemeseydi bunu kesinlikle önleyebilirdi.

Bu konuda Sevan Nişanyan şunları yazmaktadır:

“Güçlü ve orijinal kişiliği her türlü tartışmanın üzerinde olan Atatürk’ün, çevresini saran dalkavukluk halesine zaman zaman tepki gösterdiği, hatta “yaranma” çabasında fazla ileri gidenleri aşağılamaktan adeta muzipçe bir zevk aldığı anlaşılıyor. Maarif vekili Dr. Reşit Galip’in iki jandarma eriyle Çankaya’da güreş tutmaya zorlanması gibi hadiseler, Gazi’nin kişiliğinin daha çok bu yönüyle ilgili gözükmektedir. Öte yandan, devlet başkanını tanrılaştırma eğilimlerine Atatürk’ün ilke olarak karşı çıkmış olduğuna dair bir belirti yoktur. Tersine, sözle veya yazıyla, en onur kırıcı kulluk ifadelerini kendisine yönelten kişilere, bizzat Gazi’nin inisyatifiyle, en üst ikbal ve mevki kapılarının açılmış olduğu görülmektedir.”[11]

Devam ediyoruz. Umarım isyan duygularınızı dizginlemeyi başarırsınız…

Behçet Kemal Çağlar, “Izinde” isimli uzun şiirinde:

“Hey Dünya! Yeryüzü! Sarsıl, yarıl, çök!..
Neysen bugün göster: Delin, boşan, gök,
Kendini yere çal, parçalan tarih,
Ey Timur, Attila, Yıldırım, Fatih,
Alpaslan, Iskender, Cengiz, Napolyon
Ey evvelce ölen yüzlerce milyon
Kafi değil, gökten muhayyel tavaf:
Kalkın mezarlardan, toplanın saf saf;
Doğrulun: Gelen eşsiz bir kahraman,
Doğrulun: Geliyor en büyük insan…”

dedikten sonra, şöyle devam ediyordu:

“Kaç yıldır Türkçeydi, Tanrı’nın dili;
Insana ne ilah, ne de sevgili
Ne de ana-baba aratıyordu:
Her an yaratıyor, yaratıyordu,
Birlikti gönüller ona imanda
O ateş yanardı, her damla kanda…”[12]

Nureddin Artam’ın “Büyük Ata’ya” isimli şiiri şu pespaye beyitle bitiyordu:

“Her zaman ırkıma büyük Baş Atam,
Tanrılaş gönlümde, tanrılaş Atam!..”[13]

Osman Nuri Çerman ise, “Dinimizde Reform: Kemalizm” adlı dergide (haşa), “Atatürk’ün Nutukları Kur’an’a aykırı olmadığı için Kur’an gibi kutsaldır” başlığı altında şunları yazıyor:

“Atmosferde rüzgar, denizlerde dalgalar, akarsularda çağlayanlar, Arz’da volkanlar ve lavlar, nasıl bir Tanrı kudretiyse, vatan kurtaran Atatürk’ün ağzından çıkan sözler de bir Tanrı buyruğudur. Türkçe Kur’an okur gibi, onu da oku!.. Tekrar oku ve herkese okut!.. Öğret!.. Anlat… Yaz, yazdır, yay, yayınla!.. Kutsal kitapların ruhundan ayrı olmayan kemalizm prensipleri, vatansever Türk’ün inanı, ibadeti, medeniyeti, istiklali ve istikbalidir!..”[14]

Ali Hadi imzalı “Gazi” başlıklı şiirin son iki mısrası şöyleydi:

Her yaptığın iş harikadır, her sözün ayet,
Kavmin olalım, sen bize, din eyle inayet!

Din istemeyiz öyle Arap felsefesinden,
Gazi ! Bize bir din de yarat Türk nefesinden!..

Ali Hadi Gazi siiri atatürkü tanrilastirma temayülü

Işte, Ali Hadi imzalı “Gazi” başlıklı şiir

***

Başka bir yerde ise:

“Atatürk senin için ölüm yoktur. Olamaz! Sen Türk’ün Tanrısısın! Tanrı hiç ölür mü?”[15] deniyordu…

Celal Bayar tarafından Atatürk’ün yaşam öyküsünün anlatıldığı bir kitapta; “Atatürk’ü sevmek de bir ibadettir”[16] hezeyanını görüyoruz.

Demek oluyor ki, yüzlerce emsalinden sadece bir kaçını zikrettiğimiz bu sapıklarca, “Kemalizm” ortadan kaldırılmak istenen dinin yerine ikame edilmek istenmiş; O’nun baş amili M. Kemal de bazen “ilah” ve bazen de “peygamber” mevkiine konulmuştur. Bu durumu, S. Teoman Duralı şöyle değerlendirmektedir:

“Haddizatında Türk tarihinde ilk din devleti, Cumhuriyet Türkiyesi’dir. Ulu tapınak Akropolisi ve yurt sathında yayılmış irili ufaklı tümen tümen tali ibadet yerleri, esma-i hüsnası, kitab-ı mukaddesiyle ve aynı zamanda hadisleriyle peygamberlik görevini de üstlenmiş gözüken tanrı kılınmış kişi -ki, adıyla anılan dini, “Kemalîlik”- ve elverdiği bir kutsal makam dahi vardır. Bu “kutsal makam”, “derin devlet”in başı yahud merkezi durumundadır. Bunun buyruk ile kumanda şemsiyesi altındaki zabitana “ruhban zümresi” diyebiliriz. Bahse konu zümreye “iman”ı, yaşayışı, tavır ve tutumu, demek ki, “muamelat”ıyla yakın duran “ruhban olmayanlar” yani “laique-civil”ler dahi mümtazdır. Bu kategoriden olmayı reddedenlere gelince, onlar “göbeğini kaşıyan inkarcı kaba kara budun”, sol Kemâlîlerin deyişiyle, “halk yığınları”dır. Mü’min Kemâlî, küreselleştirilmiş Çağdaş Ingiliz-Yahudi medeniyetine -kısaca “Çağdaşlık”a merbut, giderek kuldur. O, kendini, Çağdaş Ingiliz-Yahudi Medeniyeti’nin temel belirleyicisi olduğu sanılan “akl”ın yarattığı kanısındadır. Bununla birlikte, akla-mantığa ziyadesiyle uyduğu söylenemez. Filvâkî doksan yıla yakın geçmişiyle “Kemâlî Din”, Türk Milleti’nin uyuşturucu-aptallaştırıcı afyonu olmuştur.”[17]

Nitekim Cumhuriyet döneminin ilk Türkçe Sözlüğünün “din” maddesinde; “Kemalizm Türkün dinidir” yazıyordu.[18]

Işte size birkaç misal daha…

“Cennetse bu yurt, sen onu buldundu harâbe,
Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kâbe.
Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun,
Türk ırkının, en son, ulu peygamberi oldun.”

“Tutsak seni lâyık, yüce Tanrı’yla müsâvi,
Toprak olamaz kalp doğabilmişse semâvî…
Ölmez bize cennetlerin ufkundan inen ses,
İnsanlar ölür, Türklüğe Allah olan ölmez!”

Edip Ayel

***

“Kaç yıldır Türkçeydi Tanrı’nın dili
İnsana ne ilâh, ne de sevgili,
Ne de ana-baba aratıyordu
Her an yaratıyor, yaratıyordu.”

Behçet Kemal

***

Burada erdi Mûsâ/ Burada uçtu İsa,
Bülbül burada varsa, Hürriyet için öter…
Ne örümcek, ne yosun/ Ne mûcize, ne füsun,
Kâbe Arab’ın olsun/ Çankaya bize yeter…”

Kemalettin Kamu

***

“Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil,
“Kanlı bir gözyaşı nehrinde muazzam tabutun…
“Ey ilâhın yüce davetlisi, göklerden eğil
“Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!”

Faruk Nafiz Çamlıbel

***

“Bir güneş gibi yalnız
Sensin ülkü tanrımız.”

Ömer Bedrettin Uşaklı

***

“Peygamber, tanrısına duymadı bu hasreti
Vermedi bu kudreti tanrı, peygamberine.”

Vasfi Mahir Kocatürk

***

“İlk adam, mavi gözlerle baktı toprağa,
Toprağın haritasını çizdi bayrağa;
Allah değil, o yazdı alın yazımızı.”

İlhami Bekir

***

Behçet Kemal Çağlar’ın, “Halkevleri” dergisi olan “Yücel”de Süleyman Çelebi’nin meşhur “Mevlid”ini, M. Kemal’e adapte ederek “Bizim Mevlidimiz”[19] adıyla yayınladığını sadece hatırlatmakla yetiniyorum. Çünkü artık daha fazlasını midem kaldırmıyor.

Sonuç olarak, bu herzeleri okuyan çocuklar aynı şekilde şirk içeren şiirler yazmaya özen(diril)mektedirler.

Mesela 1938 yılında CHP’nin öncülüğünde çıkarılan “Cumhuriyetin Şeref Kitabı”nda bu tür şiirlerden mebzul miktarda mevcut, ancak biz sadece üç tanesini dikkatlerinize arz etmekle iktifa ediyoruz:

”Ey Büyük Ata! Ey Tanrının oğlu. On yedi milyon yetiştirdiğin, yoktan varettiğin Türk gençliği(…)”

Kazım Ökmen Savur ilkokulu 5’inci sınıftan No. 76

***

”Yıldızlı gecelerde gök, senin, öncesiz bir tapınağındır.”

Nuriye Konar Uşak Ortaokul.

***

”Tabiatın en büyük eseri Atam!”

İbrahim Oral Ünye Ortaokul.

***

Allahu Teala cümlemizi gaflete düşmekten muhafaza buyursun.

NOT: Kadir Mısıroğlu’nun şu ana kadar üç cildi yayınlanmış bulunan “Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri” isimli eserini okumanızı şiddetle tavsiye ederiz.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Doç. Dr. Fikret Başkaya Paradigmanın Iflası, Doz Yay., Istanbul 1991, sayfa 87.

[2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Munis_Tekinalp

[3] http://www.nadirkitap.com/turkun-yeni-amentusu-kitap130112.html

[4] Kelebek Mecmuası, sayı 25, sayfa 11.

[5] Cumhuriyet Gazetesi, 5 Ağustos 1935.

[6] Yusuf Ziya Ortaç (1933), derleyen Behçet Necatigil, Atatürk Şiirleri, Türk Dil Kurumu Yayınları 1963.

[7] Aka Gündüz, “Yürekten Sesler”, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 4 Ocak 1934. Aktaran Ismail Beşikçi, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Tüzüğü (1927) ve Kürt Sorunu, Yurt Kitap-Yayın, Istanbul 1991, 2.basım, sayfa 188.

[8] Atatürk döneminde yasaklanan yayınlar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/08/m-kemal-ataturkun-yasakladigi-kapattigi-gazeteler-basin-sansuru/

[9] Milletvekillerinin M. Kemal Atatürk tarafından atandığına dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/08/hakimiyet-kayitsiz-sartsiz-milletin-mi-yoksa-ataturkun-mu/

[10] Aka Gündüz, M. Kemal Atatürk tarafından milletvekili olarak atanmıştır; TBMM Albümü (1920 – 2010), cild 1 (1920-1950), TBMM Basın ve Halkla Ilişkiler Müdürlüğü Yayınları, sayfa 187.

[11] Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet, Kırmızı Yayıncılık, Istanbul 2008, sayfa 120.

[12] Ulus Gazetesi, 12 Kasım 1938.

[13] Ulus Gazetesi, 11 Kasım 1938.

[14] Osman Nuri Çerman, Dinimizde Reform: Kemalizm, sayı 24, Istanbul, Ocak 1959, sayfa 23.

[15] Kasım 1938 tarihli ve 11 sayılı Yarım Ay dergisinden aktaran: Doç. Dr. Fikret Başkaya Paradigmanın Iflası, Doz Yay., Istanbul 1991, sayfa 89.

[16] Ziya Şakir Soko, Atatürk, Büyük Şefin; Hususi-Askeri-Siyasi Hayatı, Ülkü Basımevi, Istanbul 1938.

[17] Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı, Omurgasızlaştırılmış Türklük, Dergâh Yayınevi, Istanbul 2010, sayfa 132.

[18] Türkçe Sözlük, 1945, Türk Dil Kurumu.

[19] Yücel Dergisi, sayı 91, 92, 93.

Tafsilat için bakınız;

Osman Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, cild 5, Istanbul 1943, sayfa 1531 ve devamı.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Reklamlar

Atatürk bizi Padişaha kul olmaktan mı kurtarmıştır?

Atatürk bizi Padişaha kul olmaktan mı kurtarmıştır?

M. Kemal Atatürk, 1937’de Adana’da heykelinin başında… (Sanki mason nizam duruşuyla)

***

Kemalist cenahın en popüler sloganlarından biri hiç şüphesiz, “Atatürk sizi Padişaha kul olmaktan kurtardı” sloganıdır. Halbuki tam tersi olmuştur.

Meydanlara heykellerini diktiren Padişahlar değil, M. Kemal Atatürk idi. M. Kemal Atatürk, Isviçre, Almanya ve Italya’dan aldığı kul yapımı kanunları müslüman millete dayatmıştır. Asıl kula kulluk bu değil midir? Buna mukabil Padişahlar, müslümanları Allahu Teala’nın emirleriyle (Şeriat)[1] yönetiyor ve kendileri de bu emirlere uyuyordu.Bütün Islâm devletlerinde olduğu gibi, Osmanlı devletinde de padişah, devleti şeriata göre idare etmek zorunda idi. Bu sûretle şahsî ve keyfî idaresi şeriatle sınırlandırılmıştı. Zaten pa­dişah, devletin her türlü yetkilerini nefsinde toplamakla bera­ber, onları bizzat yürütmeyerek mutlak vekil olarak kabul ettiği Sadrazama devretmiştir. Sadrazam, devleti; şeriata ve kanun­nâmelere göre ve padişahın tasvibi ile idare etmek zorundadır. Şeriatla ilgili meselelerde yine padişah tarafından tâyin edilmiş olan Şeyhülislâm’ın fetvasını almaya mecburdur. Bu sûretle iktidarın icâbları padişah, sadrazam ve şeyhülislâm tarafından yürütülmekte, fakat iktidarı padişah temsil etmektedir.[2]

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci bu mevzuda şöyle yazmaktadır:

“Aslında Osmanlı Devleti’nde hiçbir zaman Avrupa’daki emsalleri gibi bir mutlakiyet olmamıştı. Çünkü idareyi kısıtlayan kanunlar vardı. Din ve geleneklerden kaynaklanan bu kanunları hükümdar bile değiştiremezdi. Padişah, her istediğini yapmaktan mahrumdu.”[3]

Bütün bunlara rağmen padişah şeriatın dışına çıkarsa ne yapılması gerektiği Kanunî Sultan Süleyman’ın koy­duğu şu kanunnâmede zikredilmektedir:

“Devlet idaresi ulemâ ile vükelâya tevdî edilmiştir. Padişah’ın doğru yoldan sapması halinde, ulemâ ve vüke­lâ ordu reislerini keyfiyetten haberdar ederek padişahı tahtdan indirip yerine hanedan erkânından diğerini seçecektir.”[4]

Kemalistlerin, “Padişaha kulluk ediliyordu” iftirasını attıkları Osmanlı Devleti’nde, Allahu Teala’nın emirlerine uymayan Padişahın tahtdan indirileceğine dair kanun vardı. Ancak kemalistlerin övdükleri Atatürk döneminde bakın M. Kemal ne diyordu:

“Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.[5]

M. Kemal bu sözleri Mecliste söylediğini Nutuk’ta kendi yazıyor… Milletvekillerini, kafalarını kesmekle tehdit eden adamın rejiminde, “Hakka” kulluk; ama Allahu Teala’nın emirlerine uymadığı takdirde padişahın tahtdan indirileceğine dair kanun yapan Osmanlı Devleti’nde, “Padişaha” kulluk yapılıyordu, öyle mi?

Kimi kandırıyorsunuz siz?

Sadece bu kadar mı? Kendi kul yapımı kanunlarına bile uymayacağını M. Kemal Atatürk şöyle ifade ediyordu:

“Hedefimize varmak için kanunlarımız müsait değilse o kanunları değiştiririz, yeni kanun yaparız. En nihayet lüzum ve mecburiyet görürsek bu yolda her şeyin üstüne çıkarak hedefimize yürümekte, asla tereddüt etmeyiz.”[6]

Diktatörlüğünü ne de güzel anlatmış… Devlet, kanun ve millet kendisinin oyuncağı olmuş… Keyfine, hırsına, intikam hissine göre değişir durur. M. Kemal’in sözünün özeti; “Sade keyfim hüküm sürer” demektir. Hele şu kısım: “…bu yolda her şeyin üstüne çıkarak…”

Yani bu demektir ki;

“Sıkışırsam kanun da tanımam, çalarım, asarım, keserim…”

Ayrıca Osmanlı Padişahlarının adıyla Ezan okunduğunu bilmiyoruz ama M. Kemal Atatürk döneminde Yusuf Ziya Ortaç, “Atatürk’e Ekber!” diye saçmalayabilmiştir:

“Atatürk’e Ekber!
Atatürk’e Ekber!
ancak O var: Atatürk!
Evliya odur, peygamber odur, sanatkâr Atatürk,
Tarihe hakim, zekâya önder, doğma serdar Atatürk,
Bunları geçti insan büyüğü: Kendi kadar Atatürk!”[7]

*


***

Aka Gündüz’ün şu yazdıkları ise, Atatürk döneminde kul kültürünün ne denli yaygınlaştığını göstermesi bakımından, son derece önemlidir:

“Atatürk’ün tapkınıyız! […] Her şeyde Atatürk, Yerde O! Gökte O! Denizde O! var da O! yok da O! her şeyde O! Atatürk! […] Yerdedir, göktedir, sudadır, alandadır, diktedir, pusudadır. Görünmezi görür! Bilinmezi bilir! duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer, ezilmezi ezer! Her şeyde Atatürk! Elimizi yüzümüze, gönlümüzü özümüze kapıyoruz. Biz sana tapıyoruz! Biz sana tapıyoruz! […] Varsın, Teksin, Yaratansın! Sana bağlanmayanlar utansın!”[8]

Şimdi bazıları, “onlar yazdıysa Atatürk’ün bunda ne suçu var” diyebilir. Ancak, sudan bahanelerle birçok yayının yasaklandığı[9] yıllarda bu şiirlere müdahale edilmiş midir?

Ne gezer!

Tam tersine, ödüllendirilmiştir.

Milletvekillerini M. Kemal Atatürk’ün belirlediği bir dönemde[10] Aka Gündüz’ün, yazdığı bu şiirden sonra Atatürk tarafından Milletvekili olarak atanması[11], bu methiyelerin “ödülü” değil de nedir?

Aka Gündüz’ün bu şiirinin M. Kemal Atatürk’ün gazetesi “Hakimiyet-i Milliye”de yayınlanmış olması da mı bize hiç bir şey anlatmıyor?

Demek ki, M. Kemal Atatürk’ü putlaştıranlar bizzat M. Kemal tarafından ödüllendiriliyordu. Dolayısıyla “kula kul olmak” Osmanlı Devleti’nde değil, aksine, Atatürk döneminde vaki olmuştur.

Bu kemalistler ne garip; “Bizi padişahlara kul olmaktan kurtardı” dedikleri M. Kemal’in heykellerini -milletin parasıyla, tüyü bitmemiş yetimin hakkı ile- yapıp sabah akşam tapınıyorlar ama farkında değiller. Oysa Padişahlar, Allah’a kul olmaya çağırmışlardı; bu yüzden heykellerini değil, Cami yaptırmışlardı… M. Kemal gibi Allah’a ibadet edilen Cami’leri yıkmamışlardı.[12]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Şeriat hakkında malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/m-kemal-ataturk-neyi-kaldirmis-turk-dil-kurumu-cevaplasin/

[2] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, (Birinci Meşrutiyet ve Istibdat Devirleri. 1876-1907), 3. Baskı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1983, cild 8, sayfa 194.

[3] Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı’nın Çöküşü, Timaş Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 21.

[4] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, (Birinci Meşrutiyet ve Istibdat Devirleri. 1876-1907), 3. Baskı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1983, cild 8, sayfa 196.

[5] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 691.

[6] (1931) Ayın Tarihi, cild 25, sayı 82, 83.

[7] Yusuf Ziya Ortaç (1933), derleyen Behçet Necatigil, Atatürk Şiirleri, Türk Dil Kurumu Yayınları 1963.

[8] Aka Gündüz, “Yürekten Sesler”, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 4 Ocak 1934. Aktaran Ismail Beşikçi, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Tüzüğü (1927) ve Kürt Sorunu, Yurt Kitap-Yayın, Istanbul 1991, 2.basım, sayfa 188.

[9] Atatürk döneminde yasaklanan yayınlar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/08/m-kemal-ataturkun-yasakladigi-kapattigi-gazeteler-basin-sansuru/

[10] Milletvekillerinin M. Kemal Atatürk tarafından atandığına dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/08/hakimiyet-kayitsiz-sartsiz-milletin-mi-yoksa-ataturkun-mu/

[11] Aka Gündüz, M. Kemal Atatürk tarafından milletvekili olarak atanmıştır; TBMM Albümü (1920 – 2010), cild 1 (1920-1950), TBMM Basın ve Halkla Ilişkiler Müdürlüğü Yayınları, sayfa 187.

[12] Tek Parti döneminde satılan Camiler ile alakalı M. Kemal Atatürk imzalı birkaç belge için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/27/tek-parti-doneminde-satilan-camiler-ile-ilgili-m-kemal-ataturk-imzali-birkac-belge/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*