Sultan Vahidüddin, M. Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı

Sultan Vahidüddin, M. Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

( 2 adet fotoğraf: Üstteki; M. Kemal’in şehzade Ömer Faruk Efendi’yi Inebolu’dan geri çeviren telgrafın sureti [dipnot: 5] ve alttaki; M. Kemal’in geri çağırılmasının “Ingiliz baskısından” ileri geldiğini bildiren “çekilmemiş” telgrafın sureti [dipnot: 11] )

***

Sultan Vahidüddin’in (rahmetullahi aleyh) vatanından ayrılmak zorunda kalışını “korkudan kaçmak” şeklinde yorumlayan kemalistler, sultana iftira atmaktadırlar. Oysa sultanın bu hareketi bize göre, tıpkı Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) Mekke’den Medine’ye hicret etmesi gibidir. Zaten M. Kemal dönemindeki Tarih kitabında haşa Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) hicreti dahi “kaçmak” olarak tavsif edilmiştir.[1] Meseleye bu açıdan bakacak olursak, padişahı kaçmak ile suçlamaları aslında sürpriz sayılmaz. Peygambere saygısı olmayan bir rejimden, padişaha saygılı olması beklenemez. Madem Sultan Vahidüddin gittiği için eleştiriliyor, o halde kundaktaki çocuklara varıncaya kadar bütün Hanedan üyelerini sürgün edip ölüme terk eden M. Kemal de eleştirilsin. Sanki M. Kemal ve avenesi Sultan Vahidüddin’nin hicret etmemesi halinde O’na dokunmayacaktı… Neyse.

Padişahın vatanından ayrılmak zorunda kalışının yanı sıra Anadolu’ya, Milli Mücadele’nin başına geçmemiş olmasını da kemalist kalemşörler işlerine geldiği için (haşa) “hainlik” veya “korkaklık” olarak değerlendirmişlerdir.

Oysa bu da iftiradan öteye gitmemektedir.

Şimdi size kısaca Sultan Vahidüddin’in cesaretine ilişkin iki vak’a zikredip, daha sonra M. Kemal Atatürk ve Ingilizlerin oynadıkları oyuna temas etmek istiyoruz.

Bilindiği gibi, Sultan Vahidüddin şehzadeliği döneminde Almanya’ya gitmişti. Cephede siperleri gezerken umulmadık bir tehlikeye karşı başını eğmesi ihtar edildiği zaman şu cevabı vermişti:

“Türk başı düşman karşısında eğilmez.”[2]

Diğer hadise…

Ittihat ve Terakki’nin despotluğunu ve zalim yönetimini tenkid ettiği için takibe alınan Mülâzım Şaban Efendi, o dönem şehzade olan Vahidüddin’in köşküne sığınmıştı. Polislerin, Mahmud Şevket Paşa’nın “yakalama” emriyle gelmelerine rağmen Sultan Vahidüddin şöyle rest çekmişti:

“Bana mensup olan, sarayıma iltica eden, masumiyeti de bence malum olan bir adamı garezkar düşmanlarına teslim edemem. Zorla içeri girmek isteyenleri vururum… Beni öldürmedikçe Şaban Efendi’yi alamazlar.”[3]

Bu iki misalden Sultan Vahidüddin’in cesur biri olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Işgal yıllarındaki tutumu ise cesaretsizliğinden değil; fedakarlığındandır.

Bundan dolayıdır ki, Sultan Vahidüddin’in işgal ve Kurtuluş Savaşı sürecindeki tutumu ve Anadolu’ya geçmemesi hakkında insaflı bir tarihçi şöyle demektedir:

“6′ıncı Sultan Mehmed Vahidüddin için ‘ Vatan haini ‘ derler, ben küçük bir ilave yapacağım: ‘ vatanına ihanet ile idama mahkum olup, yaşının çok ilerlemiş olması, Fransa’ya eski hizmetlerinin hatırlanması ve Fransa’yı sevdiğinden şüphe edilmemesi dolayısiyle ölüm cezası, müebbet kalebentliğe çevrilen Mareşal Peten gibi ‘ diyeceğim.

Mazileri çok temiz olan ve memleketleri felaket girdabına düştükten sonra işbaşına geçen, ağır mes’uliyetler yüklenen, yeni milletlerini daha fazla çiğnetmemek için nefret edilen, galip düşmanlara dostane el uzatmak durumunda kalan, o kara bahtlı insanlar, milletlerin tarihlerinde sigorta lambalarına benzerler. Kendilerinin yanması büyük tesislerin kurtulmasını temin eder.

6′ıncı Sultan Mehmed Vahidüddin’in tuttuğu yol, başta Topkapı Sarayı hazinesi ile, müzelerimizde ve milli kütüphanelerimizdeki kıymetlerine baha biçilmez, en küçük bir parçası yerine konulmaz hazinelerimizin kahhar düşmanlar tarafından yağmasını önledi.”[4]

Dolayısıyla eğer Sultan Vahidüddin Istanbul’da oturmayarak Anadolu’daki milli hareketin başına geçseydi, şüphesiz işgalciler, Istanbul’a bir daha çıkmamak üzere tamamen yerleşirlerdi.

Hal böyleyken yine de yapması gerekeni yapmış ve şehzade Ömer Faruk Efendi’yi Anadolu’ya göndermişti. Ancak şehzade Ömer Faruk Efendi, 27 Nisan 1921′de M. Kemal Atatürk tarafından geri çevrilmiştir.[5]

Sahi, M. Kemal Ömer Faruk Efendi’yi neden geri çevirdi?

Sultan Vahidüddin’in Anadolu’ya geçmemesini (ki yukarıda sebebini yazdık) eleştiren kemalistler, bu soruya bir cevap verseler ya.

Ne var ki bu tür sorulara kafa yormak yerine -hiç düşünmeye gerek bile duymadan- Sultan Vahidüddin’in neden M. Kemal’i geri çağırdığını soruyorlar.

Bu suale cevap verebilmek için evvela meselenin geniş mikyasta ele alınması icab eder. O halde dilimiz döndüğünce özetlemeye çalışalım…

Yunanlı yazar Hristos Angelomati’nin, Yunan Generali Dimitri Vakka’nın “Savaş Önderi Venizelos” başlıklı Yunanca yapıtından aktarmış olduğuna göre, “M. Kemal Istanbul’dan Samsun’a hareket edeceği günlerde, Yunan istihbarat servisi bunu haber almış ve Istanbul’daki Yunan askeri kurulu şefi Albay Yeoryios Katethakis bu konuyu Ingiliz işgal gücü Başkomutanı General George Milne’nin dikkatine sunarak onun tutuklanmasını istemişti.

!!! Ancak General Milne bu isteğe müspet (olumlu) cevap vermemiştir. !!! [6]

Yunan istihbaratı bile M. Kemal’in müfettişlik değil de, Kurtuluş Savaşı için gönderildiğini biliyordu, ki bunu anlamak için M. Kemal’in geniş yetkilerle donatılmış olduğunu gösteren Padişah fermanını okumak kâfi idi.

Yunan istihbaratı, Ingiliz istihbaratından daha mı üstündü?

Tabi ki hayır.

Peki, Ingilizler M. Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı başlatacağını bildikleri halde neden Samsun’a çıkabilmesi için vize verdiler?

Çünkü Ingilizler, M. Kemal’in Kurtuluş Savaşı adı altında kendileriyle işbirliği yaparak Osmanlı Devleti’ni tarihe gömeceğini pekâlâ biliyordu. Eğer M. Kemal gerçekten Kurtuluş Savaşı için gitmiş olsaydı, bunu Yunan istihbaratından daha ziyade dünyanın en iyi istihbarat teşkilatına sahip olan Ingiltere bilir ve gereğini yapardı.

Yunanistan’ın eski Büyükelçilerinden Konstantinos Sakellaropulu dahi bunun farkına varmış ve şunları yazmıştır:

“Osmanlı Imparatorluğu hükümeti, M. Kemal’i askeri müfettiş olarak Küçük Asya’ya göndermek kararını alınca, inanıldığı gibi, rahat oturmayan bir Generali Istanbul’dan uzaklaştırmak istememiştir. Bu hükümetin amacı, Kemal’in örgütleyici yeteneklerinden Anadolu’da yararlanarak; barış görüşmeleri sırasında Itilaf devletleri üzerinde baskı kullanmak ve Türklerin sert bulacağı barış koşullarına karşı davranmaya hazır olacak silahlı güçleri kurdurmaktı.”[7]

Yukarıda da belirttiğimiz gibi daha evvel Yunan makamlarınca uyarılmasına rağmen M. Kemal’in Anadolu’ya geçmesine izin veren General Milne; bu sefer Haziran’da, Osmanlı yönetiminden, M. Kemal ve yanındakilerin derhal Istanbul’a çağrılmalarını talep etmiştir.[8] Böylece Sultan Vahidüddin’in Kurtuluş Savaşı’na “karşı olduğu izlenimi” verilmek istenmiştir. Ancak Sultan Vahidüddin bütün baskılara rağmen Ingilizlerin bu talebine menfi (olumsuz) cevap vermiş ve kararında direnmiştir.

Bu gelişmeler kaydedilirken, 8 Haziran günü, sabaha karşı Yıldız Sarayı’nda, Padişahın kaldığı dairede yangın çıkmış ve daire büsbütün yanmıştı. Yangında Padişahın bütün eşyaları, para ve mücevherleri yanmış; kendisi zor kurtulmuştu. Istanbul’daki Ingiliz Yüksek Komiseri Sir Arthur Calthorpe, bu olayla ilgili yazısında, ortada “suikast” söylentileri dolaştığını bildirmişti.[9] Bu iddiayı, 8 Haziran’da Ingiliz Generali Deedes’le görüşen Sait Molla’nın, ona, yangının “dışarıdan çıkarılmış” olduğunu söylemiş olması teyit etmektedir. Ayrıca Deedes, başka bir kaynaktan da aynı şeyi işitmiş olduğunu belirtmiştir.[10] Öyle anlaşılıyor ki, direnmesinden ötürü Sultan Vahidüddin’e gözdağı verilmiştir.

Ingilizleri bir müddettir oyalamış bulunan Istanbul Hükümeti, artık yapılan baskılara daha fazla dayanamayarak M. Kemal’i geri çağırmak zorunda kalmıştır. M. Kemal’in geri çağırılmasının “Ingiliz baskısından” ileri geldiğini bildiren “çekilmemiş” telgraf suretini[11] yazıya eklediğimiz fotoğrafta görebilirsiniz. Söz konusu çekilmemiş ve müsvedde halinde kalmış telgraf, “Harp Tarihi Vesikaları Dergisi”nin 21 no’lu belgesi olarak yayınlanmıştır. Aynı derginin 22 no’lu belgesinde ise davetin “hükümet kararı” olduğu bildirilmektedir. Ingilizler gerçekten M. Kemal’i tevkif etmek isteselerdi, kendi kontrollerinde bulunan Samsun’da bunu rahatlıkla yapabilirlerdi.

(Yazının sonunda M. Kemal’in Istanbul’a geri çağrılmasıyla ilgili uzunca bir NOT bulacaksınız, mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.)

Ingilizlerin böyle bir oyuna başvurmalarının sebebine gelecek olursak…

Ingiltere, Hilafeti elinde bulunduran Osmanlı Devleti’ni savaşla ortadan kaldırmaktan ve Hilafeti ilga etmekten çekinmiştir. 18 Mayıs’ta (1919) Ingiltere’nin Hindistan Naibi, Hindistan Bakanlığı’na gönderdiği acil ve gizli telgrafta şöyle diyordu:

“Türkiye’nin Hristiyan devletler tarafından tamamen parçalanmış olduğu görünümü, Müslümanları, Islam adına cihad başlatmada Emir’i (Halife’yi) desteklemeye sevkedebilir. Bir Islam ayaklanması olasılığı ihtimal dışı sayılmamalıdır.”[12]

Bu telgraftan birkaç gün sonra, yani 23 Mayıs’ta Paris’teki Ingiliz Büyükelçisi Lord Derby, Lord Curzon’a gönderdiği yazıda, Fransız yazar Pierre Loti’nin Barış Konferansı’nda Islam Halifesine karşı girişilecek hareketin Afrika’dan Hindistan’a kadar binlerce Müslüman arasında akislere yol açacağına ve Fransa’nın çıkarlarını büyük ölçüde etikleyeceğine dair bir uyarı yaptığını bildirmiştir.[13]

Bu iki büyük işgalci devletin müşterek kaygısı, neden böyle bir oyunun oynandığını açıkça göstermektedir.

Akademisyen tarihçi Prof. Dr. Baskın Oran, halifeliğin 3 Mart 1924 tarihinde kaldırılmasıyla ilgili şunları yazıyor:

“Doğrudan Musul sorunuyla bağlantılı olmasa da, Musul sorunu sırasında  da Türkiye’nin aleyhine olmuştu. Öncelikle bu karar dünyadaki Müslümanların tepkisini çekmişti. Hatta Ingiliz yönetimi de Türkiye’nin din etkenini kullanmasından ve özellikle Mısır ve Ortadoğu’nun diğer bölgeleri ile Hindistan’daki Müslümanların etkisinden çekiniyordu ve bu kararı memnuniyetle karşılamıştı. Hatta Ingiliz yetkilileri kendi aralarındaki yazışmada ‘Türklerin bindiği dalı kestiklerini’ belirtmişlerdi.”[14]

Ingiltere ve Fransa, ellerinin altındaki müslüman ülkeleri gelecekte de rahat bir şekilde sömürebilmek için Hilafetin kaldırılmasını bu yüzden çok istiyorlardı. Işte M. Kemal gibi Hilafet, dolayısıyla Islam düşmanının Kurtuluş Savaşı adı altında Osmanlı Devleti’ne yapacağı darbe, işgalcilerin bütün sorunlarını çözmekteydi.

Böylece Ingilizler, Osmanlı gibi çetin bir düşmandan kurtulmakla kalmayacak, aynı zamanda Osmanlı saltanatından bağımsız bir kurum olan Hilafet makamından ve Kur’an nizamından da kurtulacaklardı. Üstelik “görünürde” Osmanlı Devleti’ni kendileri yıkmadıkları için, gelecekte de kimse onlardan hesap sormayacaktı.

Ayrıca Ingilizler, yine “görünürde” Hilafeti kendileri kaldırmadıklarından dolayı; hakimiyetleri altındaki müslüman ülkelerin vatandaşları Ingiltere’yi sorumlu tutup huzursuzluk çıkarmayacak ve başlarında Halife olmayan bu başı boş ülkelerin başına M. Kemal gibi başka ajanlar yerleştirip sömürmeye devam edebileceklerdi.

Hakikaten M. Kemal ve avenesi, “kurtulduk” yani kaybedilmiş bir şey yok diyerek Ingilizlerden hesap sorulmasının önünü tıkamış ve “yurtta sulh, cihanda sulh” parolasıyla bize ait olan eski topraklarımızı talep etmeyen bir nesil yetiştirilmesinin alt yapısını oluşturmuştur. Bu propaganda, telkin ve bulandırmalar o raddeye gelmiştir ki, eski topraklarımızı talep eden bizler; “Hain”, topraklarımızı Lozan masasında peşkeş çekenler ise “Kahraman” ilan edildiler.

“Yurtta sulh, cihanda sulh” aslında “Yurtta katliam, cihanda sus pus”tur.

***

NOT:

M. Kemal’in Istanbul’a geri çağrılma meselesi…

M. Kemal’in Sultan Vahidüddin tarafından geri çağırılması, onun Ingilizlerin kontrolünde bulunan Samsun’dan ayrılmasından “sonradır”. Bunu iyi anlamak lazım. Yani Sultan Vahidüddin, bütün baskılara rağmen, M. Kemal’in Samsun’dan ayrılıp güvenli bir şehir olan Erzurum’a vasıl oluncaya kadar Ingilizleri oyalamıştır. Dikkatinizi çekerim, M. Kemal’in askerlikten istifa ettiği yer “Erzurum”dur, Samsun değil. Zaten artık buna ihtiyacı da kalmamıştı. M. Kemal’in Erzurum’a vardıktan sonra geri çağrılmasının hiçbir hükmü, anlamı ve dezavantajı yoktur. Binaenaleyh, Sultan Vahidüddin üstüne düşen görevi yapmıştır.

Öyle zannediyorum ki, M. Kemal ve Sultan Vahidüddin Saray’daki görüşmelerinde bütün bu konuları enine boyuna müzakere etmişlerdi.

Aksi takdirde, M. Kemal daha Samsun’da iken Kurtuluş Savaşı hakkında telgraflar çekip, beyanda bulunması üzerine derhal Padişah tarafından geri çağrılırdı. Öyle ya, bir müfettişin haddine mi düşmüş Kurtuluş Savaşı’na ilişkin beyanda bulunmak?

Kolay anlaşılmasını sağlamak amacıyla M. Kemal’in Samsun’a çıkışından başlayarak askerlikten istifa etmesine kadarki gelişmelerin bir kronolojik özetini çıkaralım:

M. Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıkmıştır.

26 Mayıs 1919′da Havza (Samsun) ileri gelenlerine yaptığı konuşmadan yalnızca bir cümle:

“Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız, memleketi kurtaracağız!”[15] Bir müfettişin böyle bir konuşma yapması nasıl düşünülebilir?

28 Mayıs 1919 tarihinde ise Havza’dan 3′üncü, 15′inci ve 20′inci Kolordu Komutanlıklarına içinde şu cümlenin geçtiği bir telgraf çekiyor:

“…Milletin esaretten Kurtuluşu, hâkim ve müstakil olarak topraklarımızda yaşayabilmesi…”[16]

6 Haziran günü General Milne, M. Kemal’in Istanbul’a çağrılması için Harbiye Nezareti’ne yazı gönderiyor.[17]

12 Haziran’da ise M. Kemal Amasya’ya geliyor ve aynı gün Hükumet Konağı’nda bir konuşma yapıyor. O konuşmadan da bir cümle alıntılayalım:

“Hep beraber aziz vatanımızı ve bağımsızlığımızı kurtarmak için bütün gücümüzle çalışacağız!”[18]

Iki hafta sonra yani 26 Haziran’da Amasya’dan Tokat’a hareket ediyor.[19]

Nihayet 28 Haziran günü Sivas’tan Erzurum’a doğru yola çıkıyor[20] ve 3 Temmuz’da Erzurum’a ulaşıyor.[21]

Harbiye Nazırı’nın M. Kemal’i Sultan Vahidüddin adına Istanbul’a çağırdığı telgraf ise “5 Temmuz” (1919) tarihlidir.[22]

M. Kemal’in Mayıs ayında Kurtuluş Savaşı ile ilgili telgraflar çekip beyanlarda bulunması ve Ingiliz Generali Milne’nin 6 Haziran’da M. Kemal’in geri çağrılmasını talep etmesi nerde; M. Kemal’in Erzurum’a vardıktan 2 gün sonra yani 5 Temmuz’da Sultan Vahidüddin tarafından geri çağrılması taa nerde.

Padişah bütün baskılara ve hatta kendisine yönelik suikast girişimine rağmen M. Kemal’e zaman kazandırmış ve nihayet Erzurum’a vardığını öğrenince “göstermelik” olarak geri çağırmıştır. Zira kendisi de çok iyi bilmektedir ki; “Atı alan Üsküdar’ı çoktaaan geçmiştir.”

M. Kemal, beklenen bu gelişme üzerine artık ihtiyacı kalmadığı askerlikten 8/9 Temmuz 1919 tarihinde istifa etmiştir.[23]

1918 sonuyla 1919 ortasına kadar Anadolu’ya tayinleri yapılan Cafer Tayyar, Mersinli Cemal ve Kazım Karabekir paşaların ardından M. Kemal’i de Anadolu’ya gönderen Sultan Vahidüddin, böylece Kurtuluş Savası’nın temellerini atmış ve üzerine düşen vazifeyi fazlasıyla yapmıştır.

Eğer Sultan Vahidüddin M. Kemal’in yakalanmasını isteseydi, Kazım Karabekir Paşa’ya tevkif ettirirdi. Bu noktada şayet birisi “Kazım Karabekir paşa M. Kemal’e sadık kalmıştır” derse, o halde biz de, “Padişah, emrini dinlemeyen Kazım Karabekir paşayı neden görevden almadı?” diye sorarız.

Kısaca ifade etmek gerekirse, Sultan Vahidüddin; “M. Kemal’i geri çağırmak için göndermemiştir!..” Ama M. Kemal, kendisine bu görevi veren Sultan Vahidüddin’e ihanet etmiştir.

**********

KAYNAKLAR:

[1] Tarih II, Ortazamanlar, Devlet Matbaası, Istanbul, 1931 yılının Lise Tarih kitabı, sayfa 90.

[2] Nihal Adsız, Türk Ülküsü, Istanbul 1956, sayfa 85.

[3] Ahmed Reşit Rey, Gördüklerim, Yaptıklarım, Istanbul 1945, sayfa 263.

[4] Reşad Ekrem Koçu, Osmanlı Padişahları, Istanbul, sayfa 439.

[5] Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1991, sayfa 400. M. Kemal’in şehzade Ömer Faruk Efendi’yi Inebolu’dan geri çeviren telgrafın sureti için fotoğrafa (2 adet fotoğraftan üstteki), Türkçesi için yazının sonuna bakınız.

Ayrıca bakınız; Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türk Devrimi Kronolojisi, Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara 1973, sayfa 176.

[6] Hristos Angelomati, Hronikon Meğalis Trağodias [Büyük Felâketin Kroniği], Atina, sayfa 85.

Ayrıca bakınız; Dimitri Vakka, O Venizelos, Polemikos İğetis (Savaş Önderi Venizelos), Atina, 1949, sayfa 29.

[7] Konstantinos Sakellaropulu, İ Skia Tis Diseos – İstoria Mias Katastrofis (Batı’nın Gölgesi – Bir Felaketin Tarihi), Atina, 1961, sayfa 56.

[8] Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile ilgili Ingiliz Belgeleri, cild 2, tercüme eden: Cemal Köprülü, Cumhuriyet, Istanbul 2001, sayfa 54.

[9] İngiliz Devlet Arşivi (İDA), FO 371/4142/87757: Calthorpe’dan Ingiltere Dışişleri Bakanlığı’na yazı, İstanbul, 10.6.1919.

[10] İngiliz Devlet Arşivi (İDA), FO 371/4158/94940.

[11] Harb Tarihi Vesikaları Dergisi, Ankara 1952, sayı 1, vesika no: 21. Telgrafın sureti için fotoğrafa bakınız. (2 adet fotoğraftan alttaki)

[12] İngiliz Devlet Arşivi (İDA), FO 371/4231/98558.

[13] İngiliz Devlet Arşivi (İDA), FO 371/4179/79172: Derby’den Curzon’a yazı, Paris, 23.5.1919.

[14] Baskın Oran, Türk Dış Politikası – Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, cild 1: 1919-1980, Iletişim Yayınları, 15. Baskı, Istanbul 2009, sayfa 267.

[15] Havzalı Zübeyroğlu M. Fuat, Vatan Matbaası, 1925, sayfa 36.

Ayrıca bakınız; M.Tayyip Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, Birinci Kitap, Türkiye Iş Bankası Yayını, Ankara, 1959, sayfa 141.

[16] Nurettin Peker, 1918-1923 Istiklal Savaşı’nın Vesika ve Resimleri (Inönü, Sakarya ve Dumlupınar Zaferlerini sağlayan Inebolu ve Kastamonu havalisi deniz ve kara harekatı ve hatıralar), Gür Basımevi, Istanbul, 1955, sayfa 26.

Ayrıca bakınız; Naşit Hakkı Uluğ, Atatürk Biyoğrafisinin Esasları ve Belgeleri, Atatürk Devrimleri Milletlerarası Sempozyumu Bildirileri (10-14 Aralık 1973), Istanbul Üniversitesi Atatürk Devrimleri Enstitüsü Yayını, 1975, sayfa 117.

Ve; Kazım Karabekir, Istiklal Harbimiz, Türkiye Yayınevi, Istanbul, 1969, sayfa 35.

[17] Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Genel Kurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Başkanlığı Yayını, Ankara, sayı 19 vesika 494.

Ayrıca bakınız; Afet Inan (Atatürk’ün manevi kızı), Kemal Atatürk’ü Anarken, Atatürk’ten Hatıralar cild 2, Ikinci Baskı, Ankara 1956, sayfa 83.

Ve;

- Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk’ün Hayatı ve Eseri, Güven Basımevi, Ankara, 1963, sayfa 305.

- Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, Vatan Neşriyatı Istanbul, 1953, sayfa 82.

- Hüsnü Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşında Istanbul ve Yardımları, cild 2, Ülkü Matb., Istanbul 1975, sayfa 230.

[18] Ahmet Demiray, Resimli Amasya (Tarih, Coğrafya, Salname, Klavuz ve Kazalar), 1954, sayfa 135, 136.

Ayrıca bakınız; M.Tayyip Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, Birinci Kitap, Türkiye Iş Bankası Yayını, Ankara, 1959, sayfa 142.

Ve; Necip Güngör Kısaparmak, Milli Eğitim Cephesiyle Amasya, Kardeş Matb., Ankara 1966, sayfa 9.

- M. Kemal Atatürk, Nutuk, 1961, cild 1, sayfa 22.

- Mehmet Önder, Atatürk’ün Yurt Gezileri, Türkiye Iş Bankası yayını, Ankara, 1975, sayfa 41.

[19] M. Kemal Atatürk, Nutuk, 1961, cild 1, sayfa 40.

Ayrıca bakınız; Halis Asarkaya, Ulusal Savaşta Tokat, Tokat Basımevi, Tokat, 1936, sayfa 18.

[20] M. Kemal Atatürk, Nutuk, 1961, cild 1, sayfa 43.

Ayrıca bakınız; Türk Istiklal Harbi, cild 2 (Batı Cephesi), Kısım 1, T.C. Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi, 1963, sayfa 118 – 120.

[21] Naşit Hakkı Uluğ, Atatürk Biyoğrafisinin Esasları ve Belgeleri, Atatürk Devrimleri Milletlerarası Sempozyumu Bildirileri (10-14 Aralık 1973), Istanbul Üniversitesi Atatürk Devrimleri Enstitüsü Yayını, 1975, sayfa 120.

Ayrıca bakınız; Mahmut Goloğlu, Erzurum Kongresi, Nüve Matb., Ankara 1968, sayfa 63.

Ve; M. Kemal Atatürk, Nutuk, 1961, cild 1, sayfa 43.

[22] Türk Istiklal Harbi, cild 2 (Batı Cephesi), Kısım 1, T.C. Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi dairesi, 1963, sayfa 119.

Ayrıca bakınız; Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Genel Kurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Başkanlığı Yayını, Ankara, sayı 2, vesika 29.

[23] M. Kemal Atatürk, Nutuk, 1961, cild 1, sayfa 47.

Ayrıca bakınız; TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, cild 1, sayfa 15. (Meclis Tutanakları)

- Türk Istiklâl Harbi, cild 2 (Batı Cephesi), Kısım 1, T.C. Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi dairesi, 1963, sayfa 119.

***

5′inci dipnota ek olarak, M. Kemal’in şehzade Ömer Faruk Efendi’yi Inebolu’dan geri çeviren telgrafın Türkçesi:

6/497 Makine başında

Inebolu’da şehzâde-i necâbetpenah Ömer Faruk Efendi Hazretlerine:

Anakara: Bilâ 27 Nisan 1337 16/15 Abdi.

“Telgrafnâme-i necâbetpenahilerini kemâli memnuniyetle aldık. Zatı fahimânelerinin Anadolu’yu teşrif buyurmaları, emsâli müessife-i tarihiyye delâleti ile sâbit olduğu üzre erkân-ı saltanat-ı seniyye arasında bazı sû-i telâkkiyata mahal verebileceğine ve vahdet-i milliyeyi yeniden teşevvüşe düşürmek suretiyle de fevkalâde dâi-i mahâzır olacağı muhakkak olduğundan vatan ve milletin bütün Hanedân-ı Saltanat-ı Seniyye erkânının hizmetlerinden istifade edecekleri zamanın hulûlüne intizaren şimdilik Istanbul’da temdid-i ikâmet buyurmaları meftûr oldukları muhabbet-i vataniyye iktizasından görüldüğü maalihtiram arzolunur efendim.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

M. Kemal

27 Nisan 1337 (1921)

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Benzer konular için “Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık kitabımızda yer alan şu konulara bakılabilir:

- Milli Mücadele’yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı – 1 (14 Bölüm) (sayfa 154)

- Vahdettin Atatürk’e kaç para verdi? – Mehmet Altan yazıyor (sayfa 184)

- Dürrizâde Fetvası Ingiliz baskısıyla verilmiştir (4 Bölüm) (sayfa 185)

- Tarihe ışık tutan Avni Paşa’nın hatıratı çıktı (sayfa 196)

- Sevr; “Proje”dir ve onaylanmamıştır, benimsenmemiştir (13 delil) (sayfa 199)

- Vahidüddin zaferi Ayasofya’da kutladı – Sultana Hain diyenler utansın (sayfa 203)

- M. Kemal Atatürk tarafından aldatılan din adamlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü (4 Bölüm) (sayfa 204)

- Milli Mücadele’de sadece Yunanlılara karşı savaştık (5 Bölüm) (sayfa 215)

- M. Kemal dost mu, yoksa düşman mı ? Cevabı kendisi versin (sayfa 324)

- M. Kemal’in Milleti ve Meclisi aldattığının delili (Nutuk’tan) (sayfa 353)

- Kim Ingiliz dostu? Vahdettin mi, yoksa M. Kemal mi? (sayfa 355)

- Ve M. Kemal dini kullandığını itiraf ediyor (Türk Tarih Kurumu kaynaklı) (sayfa 357)

- M. Kemal kendini ele veriyor (Bu kadar da olmaz) Cuma günü tatil günü meselesi (sayfa 377)

- Osmanlı’yı Atatürk yıkmadı yalanı (sayfa 419)

- Vahidüddin (rh.a.) : “M. Kemal bize ihanet etti” (sayfa 432)

- M. Kemal Atatürk Osmanlı Devleti’ne darbe yapmıştır (13 Bölüm) (Mutlaka okunmalıdır) (sayfa 433)

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*