Osmanlı pasaportunun itibarlı olduğu günler! – Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Osmanlı pasaportunun itibarlı olduğu günler! – Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Şimdi Amerikan vatandaşı olmak için insanlar yarışıyor. Vaktiyle Osmanlı vatandaşı olmak böyle itibarlıydı.

İnançları, ırkları, gelenekleri sebebiyle baskıya uğrayanlar için Osmanlı vatandaşlığı bir can simidi vazifesi görürdü.

Günümüzde Osmanlı Devleti’nde halkın teb’a olduğunu söylemek moda oldu. Teb’a ile modern vatandaşlık arasında mühim farklılıklar varmış. Cumhuriyetten sonra teb’alıktan vatandaşlığa geçilmiş. Halbuki tâbiyet ile vatandaşlık arasında fark yoktur. Teb’a ile vatandaş da aynı mânâya gelir. Vatandaş, bir devletin kanunlarına uyma sözü veren; mukabilinde temel hak ve hürriyetleri üstün otorite tarafından korunan kimsedir.

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

1912 senesinde Singapur Konsoloshanesi’nden verilen Osmanlı pasaportu

***

Teb’a=Vatandaş

Vatandaşlıktan kasıt, seçme, seçilme ve hükûmeti kontrol ise, bu demokrasi demektir. Ayrı bir mevzudur. İmparatorluklarda tâbiyet kriterleri, bir ırkın hâkim, diğerlerinin azınlık görüldüğü ulus-devlete benzemez. Hangi ırk ve dine mensup olursa olsun, halk hükümdarın çocukları sayılır. Nasıl bir baba çocukları arasında ayrım yapmazsa, imparatorluk vatandaşları da kanun önünde eşittir.

Osmanlı Devleti, ulus-devlet değil; imparatorluktur. Vatandaş telâkkisi, azınlık hakları bakımından çağdaşlarından daha ileridir. Osmanlı vatandaşları çeşitli dinlere mensup olmakla beraber, hukuken eşittir. Sadece gayrı müslimlerin amme hizmetine girme imkânı Tanzimat’tan sonra genişletilmiştir. O devirde dünyanın hiçbir yerinde hâkim unsur dışındakilere bu hak tanınmamıştır.


Kars’ta yaşayan Molokanlar’dan bir grup

***

Ne olursan ol gel!

Müslüman veya gayrımüslim, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetini kabul eden herkes vatandaş statüsündedir. Devletten din, vatan ve milleti koruma vazifesini bekler. Modern telâkkiye uygun olarak devlet ile teb’a arasında hukukî münâsebet bahis mevzuudur. Başka ülkelerde yaşayan Müslümanlar da Osmanlı ülkesine hicret etmek istedikleri zaman, dârülislâm olmak hasebiyle, devlet, kendisini, sınırlarını açmak ve gelenlere vatandaşlık vermek mecburiyetinde hissetmiştir. Hangi ülkede yaşarsa yaşasın, dünya Müslümanlarına Osmanlı vatandaşı muamelesi yapılmıştır. Hatta Osmanlı ülkesine sığınan gayrımüslim mültecilere de karşılıksız teb’a statüsü tanınmıştır.

1848 ihtilâlinden sonra giriştikleri istiklâl mücâdelesinden mağlup çıkan Macar ve Leh vatanseverleri, Avusturya ve Rusya’nın elinden kaçıp Osmanlı ülkesine sığındı. Bâbıâli, kendisini çok kritik siyasî vaziyete düşüren bu mültecileri her ne pahasına olursa olsun iâdeye yanaşmadı. Bu hâdise, İngiltere ve Fransa gibi hürriyete düşkün ülkelerde çok müsbet karşılandı. Hatta Londralı gençler, Osmanlı sefirinin arabasının atlarını çözüp kendileri çekerek tezahürat gösterdi. Bu mülteciler, Müslüman olarak Osmanlı hizmetine girdi.

18. asırda Rus Çarı Deli Piyotr’un sakal yasağına karşı çıktıkları için Osmanlı ülkesine sığınan Hıristiyan Kazaklar, Manyas’a yerleştirildi. Bazı inançlarında Ortodoks Ruslardan ayrılan Molokanlar Kars’ı yurt tutmuştu. Kazaklar ve Molokanlar, cumhuriyetten sonra Anadolu’yu terk etmek zorunda kaldı. Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Levantenler de birer birer hayattan sıyrıldı. Ulus-devletin, farklı renklere tahammülü yoktur.

Rusya, XIX. asırda Anadolu’dan göçen her Hıristiyan’a para ve toprak verdiği halde, Rusya’ya göçenler, Rusya’dan Anadolu’ya gidenlerin yanında çok ehemmiyetsiz sayıda kalmıştır. Başka Endülüs olmak üzere Avrupa’dan kaçıp Osmanlı ülkesine sığınan yüzbinlerce Yahudi de hatırlanmalıdır.

Manyas’ta yaşayan Kazaklar’dan bir grup

***

Şimdi yüzümüze bakan yok!

Eskiden Osmanlı ülkesine gelenlere Osmanlı hükümeti sınırda pasaport yerine geçen bir mürur tezkeresi verirdi. XIX. asırda bu usul değişti. Pasaportu, yolcunun kendi devleti verir oldu. 1838 tarihinde yurtdışına çıkacak olan Osmanlı vatandaşlarına Hâriciye Nezâreti tarafından Avrupa’daki teamüle uyarak pasaport verilmeye başlandı. Osmanlı ülkesine girecek ecnebiler de Avrupa şehirlerindeki Osmanlı konsolosluklarından vize alacaktı. Osmanlı vatandaşı olmak itibarlıydı. Yaşlı Arablardan, “Eskiden Osmanlı pasaportunu görünce ecnebiler selâma dururdu. Şimdi yüzümüze bakan yok” sözünü çok işittim.

Yafa’dan verilen mürur tezkeresi

***

1869 tarihinde de Osmanlı Tâbiyet Kanunu çıkarıldı. Artık reâyâ, zimmî, müstemen, harbî yerine, Teb’a-yı Devlet-i Aliyye (Osmanlı vatandaşı) ve Ecnebi tabirleri kullanılmaya başlandı. Babası Osmanlı teb’ası iken dünyaya gelen çocuklar, Osmanlı teb’asındandır. Anne ve babası ecnebi olduğu halde, Osmanlı ülkesinde doğan çocuklar, reşid olduktan sonra üç sene içinde Osmanlı tâbiyetini talep edebilir. Reşid olduktan sonra fâsılasız beş sene Osmanlı ülkesinde oturan ecnebiler de Hâriciye Nezâreti’ne istidâ verip Osmanlı tâbiyetini talep edebilir. Osmanlı teb’ası iken, izinle ecnebi tâbiyete geçenler, bu tarihten itibaren ecnebi sayılır. İzinsiz terkedenlerin yeni tâbiyeti hükümsüzdür. Osmanlı ülkesinde ikamet edenler, aksini isbat etmedikçe Osmanlı vatandaşı sayılır.

 1918 tarihli bir Osmanlı pasaportu (İsmail Semuh Bey’e ait)

***

 

ALINTI: Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, “Osmanlı pasaportunun itibarlı olduğu günler!”, Türkiye Gazetesi, 07 Kasım 2012.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Tavsiye Edilen Kitap: Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Islâm Hukukunda Değişmenin Sınırı, Arı Sanat Yayınevi,Istanbul 2005,152 sayfa

Tavsiye Edilen Kitap:

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, İslâm Hukukunda Değişmenin Sınırı, Arı Sanat Yayınevi, Istanbul 2005, 152 sayfa.

İslâm hukukunun, insanlığın ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğunu kabullenenler. bu hukukun zamana göre değişkenlik ve esneklik kabiliyetinin bulunduğunu savunanlar. İslâm hukukunda değişiklik olabileceğini kabul edenler, bu değişikliğin ne boyutta olacağı hakkında ihtilaf hâlindeler. Bu değişiklik ne nisbettedir ve  kim tesbit edebilir? İslâm dünyasında ki bölünmüşlük; üstün otoritenin olmayışı; İslâm hukukunun dünya üzerinden yavaş yavaş silinişi; İslâm hukuk tedrisatının neredeyse yok oluşu, globalleşme gibi sebepler, meselenin boyutunu giderek tehlikeli bir şekilde artırmaktadır. Kitap, bu meseleyi incelemek üzere kaleme alınmıştır.

http://www.arisanat.com/product_info.php?products_id=40&osCsid=168d4e4af6b77a75630640a835fa5ba2

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

***

***

***

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*