Milliyetçilik: Bir Din

Milliyetçilik: Bir Din

*

carlton j.h. Hayes Milliyetcilik Bir Din, Islamda milliyetcilik, Irkcilik, Hz. Peygamber hadis milliyetcilik irkcilik, kemalist devrimler, kemalist inkilaplar,

***

Milliyetçilik üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan “Milliyetçilik: Bir Din” kitabının yazarı Carlton J. Hayes, kitabın başlığından da anlaşılacağı üzere milliyetçiliğin bir Din olduğunu belirtmektedir. Kitabının “Dini Simgeler ve Savaşçı Taassup” başlıklı bölümünde, Fransız ihtilaliyle ortaya çıkan milliyetçiliğe dini simgelerin nasıl eşlik ettiğini anlatıyor. O bölümü biraz kısaltarak buraya alıyoruz. Ancak bu bölümü okurken hatırınıza ister istemez M. Kemal’in yaptığı inkılaplar gelecektir. Mesela camilerin yıkılması, Cuma günü tatilinin pazara kaydırılması, ulusal bayramlar, takvim, “medeni” kanun, seküler anayasa, kemalist rejime boyun eğmeyen alimlerin darağaçlarında sallandırılması, Vahiy yerine Aklın kutsallaştırılması vs. vs. gibi…

Buyrun:

“Fransa’da milliyetçiliğin devrimci ilerleyişine, yarı-dini simgeler eşlik etti. 1789’da, Paris’in kırmızı ve mavisi, Burbon krallığının da beyazı alınıp üç renkli milli bir bayrak teşkil edildi. Her yılın 14 Temmuz günü, hem Bastil’in yıkılışının ve hem de Paris Federasyonu şenliğinin yıldönümü olarak kutlandı. 1792’de Rouget de Lisle tarafından bir milli marş bestelendi ve bu marşı ilk defa, monarşiyi yıkmak için Marsilya’dan Paris’e gelen asker bandosu çaldı. Diğer simgeler de ortaya çıktı: hürriyet kasketleri, Firikya kasketleri, Roma asaları, hürriyet ağaçları, vatanseverler için uzun pantolonlu üniformalar, anavatana sunaklar.

Insan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi, bir milli ilmihal muamelesi gördü ve 1791 Anayasası tarafından ona iman edilmesi emredildi. Onun üzerine yemin etmeyi reddedenler, sivil aforozla cemaatten atıldı ve ona sadakat yemini eden yabancılar mü’minler safına kabul edildi ve azizler kominyonuna dahil edildi. Millet Meclisinin 1791 güzündeki ilk oturumunda, “Oniki yaşlı adam Anayasa Kitabı’nı araştırma ayinine girdiler. Başlarında, iki eliyle kitabı tutup göğsüne bastıran arşivci Camus olmak üzere, yavaş ve ölçülü adımlarla Fransızların yeni Kutsal Kitabı’nı taşıyarak döndüler. Bütün milletvekilleri ayağa kalkarak şapkalarını çıkardılar. Camus, vecdle gözlerini aşağıya indirdi. Aynı Meclis, “Bütün komünlerde, anavatana bir kurban taşı dikilmesini ve üzerine de Haklar Beyannamesi’nin ve ‘Vatandaş vatan için doğar, vatan için yaşar ve vatan için ölür’ yazısının yazılmasını” emretti. Iki yıl önce, Strasburg’da, bir papaz, piskopos ve haham tarafından bir ‘medeni vaftiz’ ayini yapılmıştı. Bunun ardından, ‘medeni nikahlar’ ve ‘medeni cenaze merasimleri’ geldi ve nice asker vatandaşın mezar taşına şu kitabe koyuldu: ‘Vatan için öldü’!

Öncelikle yeni milliyetçilik diniyle Fransa’nın geleneksel Hıristiyan dinini -Hıristiyanlıktan taviz vererek- uzlaştırma teşebbüsünde bulunuldu. Devletin mali faydası nedeniyle kilise mülklerinin müsaderesi, teorik olarak telafi edildi ve 1791’de yürürlüğe konulan Din Adamları Sivil Tüzüğü ile Kilise milli devlete zincirlenmiş oldu. Sivil Tüzük’e göre, papaz ve piskoposlar halk tarafından seçilecek, maaşlarını devlet verecek ve Papa’ya yalnızca ismen bağlı olacaklar ve yeni düzenlemeye bağlılık yemini edeceklerdi.

Ancak, bu uzlaştırma başarıya ulaşmadı. Kilise mülkünün müsaderesini, manastırların ezilmesini, Avignon’un işgalini protesto etmiş olan Papa 6. Pius, Sivil Tüzük’ü kınayarak Fransız din adamlarının kendilerinden istenen yemini etmelerini yasakladı. Yemini edenler aforoz edildi. (..) Böylece, Fransa’daki Katolik Kilisesi ikiye bölünerek ve Hıristiyan aleyhtarı devrimcilerin saldırısına maruz kaldı. Sivil Tüzük’e muhalefet etmiş ve ancak baskı altında imzalamış olan kral, Paris’teki fiili mahpusluğundan boş yere kaçmaya çalıştı. Geri getirildi ve bir yıl kadar sonra, dış savaşın ve Paris ayaklanmalarının ortasında, devrimci Cumhuriyetçiler tarafından tahtından alaşağı edilip idam edildi.

Yeminsiz papazların umacakları hiçbir merhamet kalmamıştı artık: ya giyotine gönderildiler ya da yurt dışına kaçtılar. Yeminli din adamları bile zan altındaydı. 1793 Eylül’ünde, Hıristiyan Pazar’ının kutlanmasını gözden düşürmek maksadıyla, Cumhuriyetçi Milli Konvansiyon, her ayın onuncu gününün tatil günü ve yıl sonundaki beş günün de milli bayram haline getirildiği yeni bir takvimi hükme bağladı.

1793 Kasım’ında, sair Marie-Joseph de Chenier, Konvansiyona, devletin dini olarak resmi milliyetçilik kurumunun kabul edilmesini teklif etti. ‘Cumhuriyetin evlatlarını tepelerine binen teokrasi boyunduruğundan kurtarın’ diyordu de Chenier, ‘…Peşin hükümsüz ve Fransız milletini temsile layık olan sizler, tahtından indirilmiş batıl inançların enkazı üstünde, ne mezhep ve ne de esrar barındıran, tek doğması eşitlik olan, vaizlerin kanun koyucularımız ve piskoposları da hakimler olan; insanlık ailesinin tütsüsünü ancak -herkesin annesi ve ilahı olan- sunağında yaktığı yegane evrensel dinin nasıl kurulacağını sizler bileceksiniz.’ Iki gün sonra, Paris Katolik Piskoposu, ‘Hürriyet ve kutsal eşitliğe ibadetten başka hiçbir toplu ibadetin artık kalmaması gerekir,’ açıklamasını yaparak, Hıristiyanlıktan irtidat ettiğini duyurdu. Üç gün daha sonra ise, Notre Dame katedralinde büyük bir coşkuyla ‘Akla’ tapınma ayinleri başlatıldı.”[1]

***

NOT: Günümüze kadar bozulmadan gelmiş olan Islam’ı, tahrif edilmiş Hıristiyanlık ile asla kıyaslamıyoruz. Fransız devrimciler, tahrif edilmiş bir dine savaş açmışlar, kemalistler ise 1400 yıldır Allah Teala’nın korumasında olan Islam’a…

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Carlton J. Hayes, Milliyetçilik: Bir Din, (Tercüme eden: Murat Çiftkaya), 2. Baskı, Iz Yayıncılık, Istanbul 2010, sayfa 70-72.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar