Her şeyi Atatürk’e borçlusunuz diyenlere

Her şeyi Atatürk’e borçlusunuz diyenlere

*

ataturkculere-cevap-kemalistlere-cevap-kurtulus-savasini-ataturk-mu-kazandi-herseyi-ataturke-mi-borcluyuz

“Savaş, ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir…”

Aliya Izzetbegoviç

***

M. Kemal’in inkılaplarını tenkid ettiğimiz zaman kemalistlerden genelde şöyle bir tepki gelir: “Atatürk olmasaydı biz olmazdık, kimliğinizi Atatürk’e borçlusunuz, beğenmiyorsanız defolun gidin bu ülkeden hainler.”

Tarihini bilmeyen birisinden böyle bir tepkinin gelmesi gayet tabiidir. Ama bizim de bir cevabımız var. Belki biraz düşünürler.

Ey Kemalist! Sana söylüyorum…

Bir insanın kimliği tarih, din, dil, kültür vb. ortak aidiyetlerden oluşur. Işte bizim kimliğimiz yüzyıllardır sahip olduğumuz bu aidiyetlerden beslenmiştir.

Sen ise kimliğinin kaynağı olan bu değerleri kaybetmişsin. Senin kimliğin barbar yunan askerlerinin kaçarken düşürdüğü ve maalesef sana sirayet eden kimlikten farksızdır.

Batılıların öz kimliğine bürünmüş ve onu özümsemiş kimseler tarafından hazırlanan ve üzerinde de “Türkiye Cumhuriyeti” yazan kimlik kartını kendi öz kimliğin mi zannettin? Bu kartı hazırlayanların kafasında fötr şapka, dilinde alafranka, kalbinde put, elinde Nutuk var… Tarihine yabancılaşmış insanlar.

Biz ise, senin gibi kimliğimizi sokakta bulmadık; tarihimizden aldık. Elindeki kimlik kartı belki sahte değildir, ama gerçek kimliğin de değildir. Bu toprağın, bu medeniyetin insanıysan özüne dön. Bir kağıt parçasıyla bana vatanseverlik taslama.

Ey Kemalist! Sen kimliğini kaybetmişsin. Dur! Hemen yere bakıp arama… Kimlik kartını kastetmiyorum. Önce aynaya, sonra da şanlı tarihine bir bak… Bak bakalım, aynada kendini görüyor musun. Acaba sen sana benziyor musun?

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Küfürbaz ve bizi anlamayan Kemalistlere

Küfürbaz ve bizi anlamayan Kemalistlere

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

kemalist heykel kemal heykel put atatürk heykel put

“İbrahim, babasına ve milletine: ‘Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?’ demişti.”

(Enbiyâ Suresi 52)

***

Üzülerek görüyorum ki, bazı kimseler hiçbir yazımızı okumadan, anlamadan ağza alınmayacak küfürler ediyorlar. Bizim yazılarmızda küfür var mı? Hakaret var mı?

Biz M. Kemal ve emsalinin gerçek hüviyetlerine dair konular paylaşıyoruz ve kaynaklarını da veriyoruz… Uydurmuyoruz. M. Kemal’i yıllarca mekteplerde resmi ideoloji gereği insanüstü, “dünyayı kurtaran adam” kıvamında anlattıkları, daha doğrusu telkin ettikleri için, paylaşımlarımız ona hakaret gibi algılanıyor. Oysa paylaştıklarımız muteber kaynaklara dayanmaktadır.

Şimdi yazacaklarımı hakaret olarak kabul etmeyin, yanlış anlamayın. Ben hakikaten sizleri seviyorum ve sadece Islam’a aykırı fiillerinize düşmanım. Elimden geldiğince sizlere doğruları anlatmaya çalışıyorum ama sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi, gerçekler acıdır.

Soruyorum size, M. Kemal ve avenesinin yaptığı birtakım yanlışları ve Islam aleyhindeki icraatlarını paylaşmamız, sizleri neden çılgına çeviriyor?

Açık konuşalım…

Çünkü size empoze edilen Atatürk kültü beyininizi dumura uğratmış ve bu konuda düşünme mekanizmanızı devre dışı bırakmıştır.

Maalesef beyniniz ideolojik telkinle o denli işlevsiz hale getirilmiş ki; 8 silindir 300 beygirlik ve ultrasonic performans bujiler ile donatılmış bir motoru da taksak, yine de beyninizi çalıştıramaz.

O denli ideolojik telkine maruz kalmışsınız ki; gözlerinize teleskop dayasak görmez, kulaklarınızın dibinde megafon ile haykırsak duymazsınız. Çünkü arıza, herşeyin baslangıç noktası olan “kalbinizde.”

Kalbinize bir put dikilmiş…

Atatürk putu…

Dolayısıyla Atatürk’ü sorgulayamıyorsunuz…

Hatta o kadar sorgulayamıyorsunuz ki, “Beyt-i Huda” yani Allahu Teala’nın evi olması gereken “kalbinize” dikilen put; Rabbimizin emirlerine açıkça muhalefet ettiği halde onu savunuyorsunuz.

Cenab-ı Hakk’a karşı putu savunuyorsunuz…

Burada M. Kemal’in içki içmesi, fuhuş yapması gibi kendi nefsine ettiği zulümlerden bahsetmiyoruz. Evet kabul ediyorum, bazı sayfalarda M. Kemal’e hatta annesine çirkin küfürler ediyorlar… Inanın bu bizi de rahatsız ediyor ve asla tasvip etmiyoruz. Ancak biz, Islam aleyhindeki uygulamalarından, zorla dayattığı sistemden ve müslümanlara verdiği zarardan söz ediyoruz.

Çünkü Kur’an’ın belirttiği gibi, bizi diğer ümmetlerden ayıran ve üstün kılan vasıf; “Iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak”tır.

M. Kemal’in uygulamaları ve sistemi müslümanlara zarar verdiğinden ve Islam ile bağdaşmadığından, dolayısıyla “kötü” olduğundan; müslüman bireyler olarak bundan sakındırmak bizim vazifemizdir. Aksi halde kötülükten sakındırmayan yahudilere benzemiş oluruz ki maazallah hüsrana uğrarız.

Bizim yaptığımız, tıpkı Firavun’un ve emsalinin Kur’an’da anlatılmasına benzemektedir… Onlar da Alemlerin Rabbinin dünyadaki hakimiyetine inanmıyorlardı. Onlar da kendi kanunlarını, Alemlerin Rabbinin kanunlarına tercih ediyorlardı.

Biz müslümanlar olarak bize hayat veren ve tükenmez nimetler bahşeden Rabbimize hamd ve şükrederiz… Alemlerin Rabbine minnet ve şükran duygusu besleriz. Bizi O yarattı ve tükenmez nimetler ihsan etti. O bizi yaratmasaydı biz olmazdık… O olmasaydı nefes alamazdık. Hayatımızı O’na borçluyuz. O’nu sorgulamayız.

Müslümanlar böyle demelidir, böyle inanmalıdır…

Resmi ideoloji telkincileri de, kalbinize Atatürk putunu dikebilmek ve onun haşa Allahu Teala gibi sorgulanmamasını sağlayabilmek için;

Atatürk olmasaydı biz olmazdık…
Atatürk olmasaydı nefes alamazdık…
Atatürk olmasaydı yok olurduk…
Vs. vs. vs.,

gibi cümleler telkin ettiler, beyinleri bu sözler ile ipotek altına aldılar. Atatürk’e taptırmak istediler.

En ufak bir eleştiride hemen “Atatürk olmasaydı…” diye başlayan cümleler kurmanız, resmi ideolojinin Atatürk’e taptırmak amacıyla size yaptığı telkin seanslarının sonucudur.

Bu seanslarda amaç, Atatürk’ün;

1 – Allahu Teala gibi sorgulanmaması,

2 – Allahu Teala’nın mertebesine çıkartılması, ortak yapılması,

3 – (Ve nihayet) Allah’ın kalbinizden çıkartılıp bir dikilitaş gibi Atatürk putunun dikilmesidir.

Bunun delili ise, farklı düşünceye, eğitime, karaktere, mizaca ve fıtrata sahip insanların, Atatürk’ü savunmak için ilk cümleye “Atatürk olmasaydı…” diye başlamalarıdır. Beyninizin yıkandığını bari buradan anlayın. Bu keyfiyet, beyne harici bir müdahalenin, bir programlanmanın en açık delilidir.

Resmi ideolojinin amacı, yukarıdaki üçüncü ve nihai aşamada da görüldüğü üzere; kalbinizden Alemlerin Rabbini tamamen çıkarmak ve “Atatürk” putunu dikmektir. Ancak telkin seanslarının etkisine göre neticeler farklı olabiliyor. Bu durumda (tabiri caizse) bazı telkinzedeler Allahu Teala’yı kalbinden çıkarmamakla birlikte, M. Kemal’i aynı mertebeye çıkarıp O’na ortak yapıyorlar, ki bunlar yukarıda zikrettiğimiz ikinci kategoriye girmektedirler.

Birinci kategoriye mensup kişiler de Allahu Teala’ya ortak koşmuyorlar ama az da olsa telkin seanslarının tesiriyle M. Kemal’i sorgula(ya)mıyorlar.

Fakat hepsinin ortak özelliği, M. Kemal’i savunmak adına kurdukları cümlelere “Atatürk olmasaydı…” ile başlamalarıdır.

Elhamdulillah, resmi ideoloji bizde ve bizim gibi inananlarda başarılı olamamıştır…

Tabi bu işin zahiri yönü, metafizik boyutuna ise burada girecek değiliz, yalnız şu kadarını söyleyelim ki, Allahu Teala hem Hâdî yani hidayete erdiren sıfatına, hem de Mudil yani dalalete götüren sıfatına sahiptir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in Allahu Teala’dan getirdiği ve uyulmasını istediği kanunlar varken, neden ne idüğü belirsiz kişilerin (velev ki gönlüne esen ve) nereden geldiği belli olmayan kul yapımı kanunlarına tâbi olalım? Müslümanların yaşadığı bir ülkede, elbette Müslümanların kitabı ile hükmedilmelidir. Bundan daha doğal ne olabilir ki?

Işte bunun bilincinde olduğumuz için Allah’ın yardım ve inayetiyle resmi ideoloji bizim gibi inananlarda başarılı olamamıştır, elhamdulillah.

Biz, Alemlerin Rabbine ortak koşmayız, O’nu inkar etmeyiz, O’nun koyduğu kanunları terk edip kul yapımı kanunları tercih etmeyiz, edeni de sevmeyiz, saymayız, savunmayız.

Siz de böyle olun.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk dış borç almadı yalanı

Atatürk dış borç almadı yalanı

Bazı kemalistlerin, “Atatürk döneminde dış borç alınmamıştı” yönündeki iddiaları malum. Halbuki, M. Kemal ve avenesinin dış borç alabilmek için yoğun çaba harcadığı biliniyor.

Cumhuriyet dönemi iktisat tarihçisi Prof. Yahya Sezai Tezel, M. Kemal Atatürk’ün dış borç ve yabancı sermayeye başvurmadığı iddialarına karşı şunları yazıyor:

“Cumhuriyet tarihinde yabancı kaynak kullanımından arıtılmış bir Kemalist dönem var saymak ve bu dış finansmansız bağımsız kalkınma döneminin Ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra ya da hemen önce sona erdiğini söylemek yanlıştır. 1923-1938 dönemi boyunca Türkiye ekonomisinde dış kaynak kullanımı yolunda güçlü bir eğilim vardır. Atatürk dönemindeki kapitalist gelişme stratejisi dış kaynaklara önemli ölçüde başvurma eğilimine sahip olmuş, bunu sürdürmüştür.”[1]

Dış Borçlar…

Örneğin 14 Haziran 1930 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) 10 milyon dolar borç alınmıştır.[2]

1932 yılında ise Rusya’dan 8 milyon dolarlık kredi alınmıştır.[3]

Hatta 1930’lu yıllarda Türk ekonomisi dış ticaret bakımından yarı yarıya Almanya’ya bağımlıdır. Almanya “cliring” sistemiyle Türk ithal ve ihraç ürünlerinin yüzde 40’ından fazlasını temsil ediyordu. Prof. Tezel’e göre, “Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde Türkiye’nin dış ticareti bir ülkeye bu kadar bağımlı olmamıştı.”[4]

Nitekim Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, ekonomide “Almanya’ya bağımlı” olduklarını Ingiliz Büyükelçisi Percy Loraine’e itiraf etmişti.[5] O yıllarda Almanya’dan 150 milyon mark kredi alınmıştır.[6]

Ingiltere, Kral 8’inci Edward’ın Türkiye’yi ziyaret edip M. Kemal Atatürk’le görüşmesinden 1,5 yıl sonra Mayıs 1938’de Türkiye’ye 16 milyon sterlin kredi açtı.[7]

Ingiltere ve Almanya’dan alınan krediler M. Kemal Atatürk’ü bir hayli memnun etmiş görünüyor. Zira Atatürk, 1 Kasım 1938’de Başbakan Celal Bayar’ın okuduğu yasama dönemini açış nutkunda, bu kredilerin “memleketin mâlî itibarına karşı gösterilen ciddi güvenin ve harici siyasetimizdeki dürüst hareketin bir tecellisi” olduğunu belirtmişti.[8]

Iç borçlanmaya dair bir örnek vermek gerekirse, 1934 yılında Sivas-Erzurum Demiryolunun yapımı için alınan 30 milyon lira örnek gösterilebilir.[9]

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız


[8] no’lu dipnot ile ilgili… Ingiltere’den alınan 16 milyon sterlin ve Almanya’dan alınan 150 milyon mark tutarındaki borçların M. Kemal Atatürk’ü memnun ettiğini gösteren söz konusu Meclis açılış konuşmasının tutanağı

***

[9] no’lu dipnot ile ilgili… 30 milyon liralık iç borçlanma sözleşmesine dair 2463 sayılı kanun, Resmi Gazete’de böyle yayınlanmıştı

***

Bu konuda bu kadar malumat kâfidir sanırız.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Kemalist yönetimin dış borç bulmak için yaptığı çabaları ve rakamlar için Prof Tezel’in çalışmasına bakabilirsiniz; Yahya Sezai Tezel, 1923-1938 Döneminde Türkiye’nin Dış Iktisadi Ilişkileri, ITBA Mezunları Derneği, Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Tarihiyle ilgili Sorunlar Sempozyumu, 14-17 Ocak 1977, Istanbul 1977, sayfa 193 – 229.

Ayrıca bakınız; Yahya Sezai Tezel, Cumhuriyet Döneminin Iktisadi Tarihi, 1923-1950, sayfa 418 – 422, 430, 431.

[2] Memduh Yaşa, Devlet Borçları, 3. Baskı, Istanbul 1981, sayfa 70.

[3] Şu kaynağa bakılabilir: Haluk Ülman-Oral Sander, Türk Dış Politikasına Yön Veren Etkenler, 2, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Mart 1972, cild 27, no 1, sayfa 16.

Ayrıca bakınız; Ali Coşkun, “Cumhuriyetin Ilk Yıllarında Türkiye Ekonomisi”, Atatürkçü Düşünce Dergisi, sayı 4, Kasım 2003, sayfa 76.

[4] Yahya Sezai Tezel, 1923-1938 Döneminde Türkiye’nin Dış Iktisadi Ilişkileri, ITBA Mezunları Derneği, Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Tarihiyle ilgili Sorunlar Sempozyumu, 14-17 Ocak 1977, Istanbul 1977, sayfa 205.

[5] Hikmet Özdemir, Atatürk ve Ingiltere, The British Council, Ankara, sayfa 66.

[6] Ludmila Jivkova, Ingiliz-Türk Ilişkileri, 1933-1939, Habora Kitabe Yayınları, Istanbul 1978, sayfa 158 – 162.

Ayrıca bakınız; TBMM Zabıt Ceridesi, cild 27, Içtima 1, 1 Kasım 1938, sayfa 7.

[7] Açılan bu kredi ve M. Kemal Atatürk’ün Ingilizler’le ittifak yapmayı istediği ile ilgili ayrıntılı bilgi ve Ingiliz Dışişleri arşivindeki belgeler için bakınız; Hikmet Özdemir, Atatürk ve Ingiltere, The British Council, Ankara, özellikle sayfa 43 – 183.

Ayrıca bakınız; TBMM Zabıt Ceridesi, cild 27, Içtima 1, 1 Kasım 1938, sayfa 7.

[8] TBMM Zabıt Ceridesi, cild 27, Içtima 1, 1 Kasım 1938, sayfa 7.

Ayrıca bakınız; Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 1, sayfa 431.

[9] T.C. Resmi Gazete, 30 Mayıs 1934, sayı 2714, sayfa 3875, Kanun No 2463, Kabul tarihi: 28 Mayıs 1934.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Aydın geçinen Süper Yobazlar

Aydın geçinen Süper Yobazlar

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Süper Yobaz; Aydın geçinenlerin taassubu şeklinde adlandırabileceğimiz taassuptur. Onlar aslında ilerici geçinen gericilerdir.

Ahmet Kabaklı, “Süper Yobaz” diye adlandırdığı bu kişileri şöyle anlatır:

“Memlekette demokrasiye, hürriyete, fikir serbestliğine ayak uyduramayan, razı olamayan bir tip varsa, o da süper yobazdır. Kıyafeti batılı, fakat beyin hücreleri Asuriler devrinden kalan bu renksiz mahlûk adeta mağaralar devrinin kalıntısıdır.”[1]

Evet, bunlar kendilerini aydın sanan, din ve maneviyatına bağlı olanları aklınca aşağılayıp küçümseyenlerdir.

Yalçın Toker’in 1990’larda dediği gibi, bunlar özellikle bir kısım basında, TRT’de, Üniversitelerde, bazı yüksek mesleklerin Odalarında ve daha başka önemli noktalarda yerleşmiş durumdadırlar. Ellerine geçirdikleri “kamuyu aydınlatma ve kamu oyu oluşturma” vasıtalarını kendi mesnetsiz, tutarsız zihniyetlerine âlet ederek toplum değerlerimize saldırmaktadırlar.

Dinimize, ahlâkımıza, tarihimize, her türlü manevî değerlerimize saygıları olmayan, herşeye ve herkese tepeden bakan, ağızlarını açtıkları her zaman, millî duygu ve düşüncelerimize ters hezeyanlar kusan, kişiliksiz kişilerdir bunlar.

Çünkü bu aydın(!) lar, bizim aramızda ama aslında, bizim çok uzağımızdadırlar. Bizimle aynı ırktandırlar, aynı kanı taşırlar, ceplerindeki nüfus kağıtları da bizimkindendir, lakin bizden değildirler.. Hamurları bizim Islâmla yoğrulmuş kültürümüzden mayalanmamış, yabancı kültürlerin emperyalizmi tarafından tutsak alınmış, kaypak mizaçlı maddecilerdir onlar.

 

**********

 

KAYNAK:

[1] Ahmet Kabaklı, Müslüman Türkiye, Toker Yayınları, Istanbul 1970, sayfa 161.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*