Milli Mücadele’yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı

Milli Mücadele’yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Milli Mücadele’de ilk kurşunu sıkan Mehmet Çavuş (KARA) (1894 – 1962)

***

Yakın zamana kadar, Millî Mücadele’de düşmana karşı ilk kurşunun, İzmir’in işgali sırasında Hasan Tahsin Recep (asıl adı Osman Nevres)’in, Yunanlılar’a attığı iddia edilirdi. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve ortaya konan vesikalar, Millî Mücadele’de düşmana karşı atılan “ilk kurşunun -hattâ kurşunların-“, Dörtyol’da (Adana), 19 Aralık 1918’de, Mondros Mütarekesi’nden elli gün sonra, yiğit Dörtyollular’ın cesur evlâdı Mehmet Çavuş (Mehmet Kara) ve müfrezesi tarafından atıldığını ortaya çıkarmıştır.[1]

Dörtyollu Kara Hasan, Kuzuculu Köyü’nde bir teşkilât kurarak düşmana karşı direnişe geçti. Mal ve hayvanlarını satarak silâhlanan yöre gençleri de Kara Hasan’a katıldılar. Böylece, zamanla sayısı 300-400’e varan bir millî teşkilât ortaya çıktı.[2]

1919 yılı başlarında harekete geçen Kara Hasan (Hasan Paşa[3]) ve çetesi de, Türkiye’de, işgal güçlerine karşı, millî direnişi ilk başlatan teşkilât olmuştur.

Peki, Dörtyollu Mehmet Çavuş, Milli Mücadele’de ilk kurşunu attığında M. Kemal Atatürk neredeydi dersiniz?

Bilindiği gibi, Sultan Vahidüddin M. Kemal’in Milli Mücadele’ye katılması için Samsun’a gitmesini emretmişti, fakat M. Kemal uzun müddet yola çıkmadı ve çeşitli temaslarda bulunarak İstanbul’da oyalandı. Hatta hükümet 6 Mayıs 1919’da yazdığı bir tezkere ile kendisinden acele etmesini istemek zorunda kaldı.[4]

Bu bilgiyi Prof. Dr. Akandere de teyid etmektedir ve M. Kemal’in İstanbul’da oyalanması hakkında:

13 Kasım 1918 tarihi ile 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a gitmek amacıyla İstanbul’dan ayrıldığı 16 Mayıs 1919 tarihleri arasında çeşitli temaslar ve faaliyetlerde bulunmuştu. Onun bu temas ve faaliyetleri; “kurulacak hükümetlerde Harbiye Nazırı olarak görev almak, siyasî yönden iktidara gelme ümidi…”[5] diyerek konuyu özetlemektedir.

Nitekim M. Kemal’in 11-13 Ekim 1918’de Halep’ten Vahideddin’e çektiği “çok gizli” telgrafta:

“Derhal İngilizlerle ayrı barış yapmak üzere ***kendisinin de katılacağı yeni bir Bakanlar Kurulu*** oluşturulmasını önermesi”[6] de olayı yeterince aydınlatmaktadır.

Mondros Ateşkes Anlaşmasının imzalanması ve bu anlaşmanın uygulanması sonucu, halk, bir takım fiili çalışmalar içerisine girmiştir. Bu amaçla mahalli bir takım teşekküller kurulmuştur. Bunlara genel olarak “Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri” adı verilmektedir. Her cemiyet, kendi yöresini işgalden kurtarılmasını sağlamak, işgale karşı direnmekle görevliydi. M. Kemal, Samsun’a ayak basmadan önce emperyalist güçlere karşı Anadolu ve Rumeli halkı tarafından pek çok il ve ilçede teşkilatlanmalar ve işgale karşı koyma girişimleri başlamıştı.[7]

2 Aralık 1918’de Edirne’de kurulan “Trakya Paşaeli Müdafaa-i Heyet-i Osmaniye Cemiyeti”, 7 Ekim 1919’da Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile birleşmişti. 4 Aralık 1918’de Istanbul’da Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti kurulmuş ve 10 Mart 1919’da bunun Erzurum şubesi de resmen açılmıştı. Bunlar gibi yararlı dernekler, henüz işgal hareketi başlamadan kurulmaya başlamıştır.[8]

Örneğin, “Kars Islam Şurası” 5 Kasım 1918’de faaliyete geçmiştir. 30 Kasım 1918 tarihinde ise Kars’ta toplanan kongrede “Kars Millî İslâm Şûrası Merkez-i Umumisi” adı altında 3 hükümet birleşmiştir. Başkanlığına Cihangirzade İbrahim Bey seçilmiştir.[9] 17-18 Ocak 1919’da Kars’ta “Cenub-u Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkate-i Milliyesi” adıyla çalışmalarını sürdürmüştür.[10]

25 Mayıs 1919’da ise Oltu’da “Oltu Şura Hükümeti” kurulmuştur.[11] Istanbul’da 21 Aralık 1918’de “Kilikyalılar Cemiyeti” kurulmuş, bunun bir şubesi Adana’da açılmıştır.[12]

Oltu İslam Terakki Fırkasının Mekâsıd-ı Âliyesini Nâtık Programı

Milli Mücadele’nin M. Kemal Atatürk’ün Samsun’a hareketinden önce başladığına dair daha fazla malumat için Atatürk olmasaydı halk düşmana karşı savaşmayacaktı yalanı ve M. Kemal Atatürk tarafından aldatılan din adamlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü başlıklı yazılarımıza bakabilirsiniz.

***

Istanbul’da 29 Kasım 1918’de Milli Kongre ve 4 Mayıs 1919’da Milli Ahrar çalışma hayatına girdi. Trabzon’da 12 Şubat 1919’da “Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti” kuruldu.[13] Trabzon Muhafaza-ı Hukuk-ı Milliye Cemiyeti, vilayetin siyasî olduğu kadar, sosyal ve ekonomik geleceğiyle de ilgilenmeyi kendine görev edindiğinden bu tür sorunların çözümüne yönelik bir rapor bile hazırladı.[14] Samsun’da 19 Şubat 1919’da “Karadeniz Türkleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”, Istanbul’da 27 Mayıs 1919’da “Türkiye Müdafaa-i Vatan Cemiyeti”, Diyarbakır’da da “Müdafaa-i Vatan Cemiyeti” kuruldu.[15]

Bu amaçlarla kurulan diğer başlıca cemiyetler ise şunlardır:

Müdâfaa-i Heyet-i Osmaniye, İzmir’de İzmir Müdâfaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti, Manisa’da İstihlas-ı Vatan Cemiyeti, Erzurum’da Vilayat-ı Şarkiye Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti, İzmir’de Redd-i İlhak Cemiyeti, Balıkesir’de Balıkesir Hareket-i Milliye, Alaşehir’de Alaşehir Kongresi, Denizli, Aydın Nazilli’de Heyet-i Milliyeler, İstanbul’da Rodos ve İstanköy Adalar Müdâfaa-i Hukuku-ı İslamiye Cemiyeti, Trabzon’da Trabzon Muhafaza-i Hukukı Milliye Cemiyeti, Sivas’ta Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, İstanbul’da Milli Kongre Cemiyeti.[16]

Toplumun kendi haklarını ve varlığını korumak için kurulan bu cemiyetler kısa bir süre sonra ülkede yerel iktidarların en önemli temsilcileri haline gelmiştir.

Kadınların da, vatanı kurtarmak için cemiyetler kurduklarını görmekteyiz. Bunların en önemlisinin Sivas’taki Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti olduğu bilinmektedir. Bu cemiyet, daha sonra Niğde, Konya, Kayseri, Amasya, Pınarhisar, Erzincan, Kastamonu, Yozgat, Burdur, Kangal’da da çalışmalara başlamıştır.

Hepsinde hareket ve çıkıs noktası aynı olup, vatanı isgalcilerden kurtarmak ve her türlü istilaya karşı koymaktır.

Bu derneklerden İstanbul’daki Millî Kongre ile Erzurum’daki Müdafaa-i Hukuk Derneklerinin Fransızca yayınlar yaptıklarını da bilmekteyiz. Millî Blok Fırkası ise, Amerika ile işbirliği yapmak gibi çalışmalarda bulunuyordu. Cemiyetlerle ilgili sayıları binleri geçen belgeler mevcuttur.[17]

Öte yandan henüz, İzmir işgal edilmeden (yani daha M. Kemal Atatürk Samsun’a çıkmadan), İzmir’in işgal edileceğinin duyulması üzerine 14 Mayıs’ı 15 Mayıs’a bağlayan gece, İzmir’in Redd-i İlhak Heyeti, İzmir’de bir miting tertiplemişti. Bu mitingde, işgale karşı direnme konusu işlenmişti. Dağıtılan beyannamede, Türkün, Wilson prensipleri adıyla hakkının zorla alındığı, Yunan işgalinin Türkler tarafından memnunlukla kabul edileceğinin söylendiği, Yunanlıların İzmir’de çoğunluk olduğunun iddia edildiği, bunların yalan olduğu açıklanmaktaydı.[18]

15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali üzerine Türk halkının işgalcilere tepkisi iyice artmıştı, yurdun her yerinde mitingler düzenlenmiş ve işgale karşı tepkiler olanca ağırlığı ile su yüzüne çıkmaya başlamıştı. M. Kemal, 19 Mayısta Samsun’a çıkmadan önce, Doğu Anadolu’da 17 Mayısta Hınıs’ta, 18 Mayısta Erzurum’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri İzmir’in işgalini protesto eden mitingler düzenledikleri gibi, batı Anadolu’da da 16-19 Mayıs ve daha sonraki tarihlerde Redd-i İlhak Cemiyetleri tarafından yapılan mitinglerle ve İzmir’in işgali protesto edilmişti.[19]

Bu arada Redd-i İlhak Dernekleri de, vatanı korumak için gerekli çalışmaları yapmaktaydı. Redd-i İlhak Heyet-i Milliyesi, Yunanlıların Aydın’ı almasından sonra, 23 Haziran 1919’da Söke, Denizli, Sarayköy belediyelerine çektiği telde, Yunanlıların buradan muhakkak çıkarılacağını ve “Yunanlıların bir Müslüman yurdu olan Aydın vilâyetinden ihracı için icap ederse senelerce uğraşmaya ahdetmeliyiz” diye niyetlerini açıklamaktaydı.[20]

M. Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele’ye nasıl katıldığını, Moskova ve Lozan antlaşmalarına delege olarak katılan, 14 ciltlik Türk Tarihi’ni yazan, ilk Milli Eğitim Bakanı ve aynı zamanda Sağlık Bakanlığı da yapmış olan Dr. Rıza Nur’dan öğrenelim:

“Bu milli kuvvetler Izmir cephesinde Yunanlılar, cenup (Güney) cephesinde Fransızlar ile çarpışıyorlar.

Her yerde vatan müdafaası için harıl harıl çeteler teşekkül ediyor. Mesela İzmir’de Demirci Efe, Sarı Efe, Çerkes Ethem… Bursa’da Gökbayrak, Giresun’da Topal Osman, Adapazarı ve Sakarya boylarında Yahya Kaptan çetesi, İbo…

Görülüyor ki, Milli Mücadele hareketi her tarafta millet tarafından düşünülmüş ve yapılmıştır. Bir kişinin değil, binlerce kişinin. Mustafa Kemal’in, İsmet’in bunda zerre kadar hissesi yoktur. Bu esnada Mustafa Kemal hâlâ meydanda değil. O Anadolu’ya kovuluncaya kadar başka işlerle meşgul olmuştur. Mustafa Kemal Anadolu’ya Milli Mücadele için gelmemiştir. Kovulmuştur. Bunu da kendisi Nutkunda söylüyor.

Amasya mıntakasına ordu müfettişi tayin ediliyor. Zabitlerce hali malum olduğundan Harbiye Nezareti (Savunma Bakanı) kabul etmiyor. Dahiliye Nazırı (Içişleri Bakanı) olan Mehmet Ali de muhalefet ediyor. Vahidettin ısrar ediyor; tayin ediyorlar. Işte bu suretle tard ve teb’it olarak M. Kemal Istanbul’dan çıkıp Amasya’ya varıyor. Bunu kendi de inkar edemiyor. (Nutuk, sayfa 7). Demek ki arzusuyla Milli Kıyama iştirak için gelmiş değildir. Mütarekeden (Mondros Ateşkes anlaşmasından) onun Samsun’a geldiği tarihe kadar çok zaman geçmiştir. Her tarafta Milli Kıyam çoktan vukua gelmişti. Demek milli kıyamda da âmil (etken) değildir. Şimdi bu adam bu şerefleri nasıl kendisine mal eder, bilmem? Hem de bu vukuatın âmil ve şahitleri binlerce olarak hayatta iken… Herkesi asmış, kesmiş, herkesin ağzına kilit vurmuş simdi alabildiğine yalan söyleyip övünüyor. Kimse itiraz edemiyor ki.. Hür bir memleket olsa çoktan paçavraya çevrilirdi. Milli Kıyam ve milleti kurtarmak uğrunda nice canlarını vermiş, nice kellesini koltuğuna alarak çalışmış adamlar var. Bunların bir hatırasını bile yadetmeyip, onların kanları pahasına aldıkları şerefleri bir adam kâmilen kendine alıyor, hem bir katre kanını bile zayi etmeden… Alçak dünya!.. Sende neler olur!..

M. Kemal’in Anadolu’ya geçmesinin sebebi hakkında ortada dönen şöyle bir rivayet de var: Ferit Paşa işgal kuvvetlerine karşı bir kuvvet elde etmek ihtiyacını hissetmiş. Bu rivayete göre de bu ihtiyacı hisseden Vahidettin’miş. Bu kuvvet Anadolu’da ordular ve halktan askerî bir kuvvet yapıp, bunu işgal kuvvetlerine ve padişaha muarız gösterip bunlara Istiklal talep ettirmek imiş. Bu projeyi fiile çıkarmak için M. Kemal’i münasip görmüşler. Padişah, M. Kemal’e para vermiş. Keza hükümet bütçesinden de ona birkaç bin lira vermişler ki, bunun ilmühaberinin fotoğrafisini Paris’de “Repuplique enchance” gazetesi neşretti (yayınladı). Padişah ve Ferid, M. Kemal’i çağırmışlar, işi söylemişler. Kendisini memur edip eline bir de ferman vermişler. Aynı zamanda bu işi yapacağına ve kendisine verilen emirleri dinleyeceğine, birgün emir verilince vazgeçeceğine dair namusu üzerine de yemin ettirmişler.

M. Kemal’in tayinini haber alan bütün vatanperverler telaş edip onun gönderilmesini mene çalışmışlardır. Bunlardan biri de Sadrazam Tevfik Paşa’dır. Hazine-i Hassa (padişah hazinesi) Müdürü Refik Bey ile padişaha: M. Kemal namussuzdur. Yollamasın, başka birini yollasın diye haber göndermiştir. Bunu bizzat Refik Bey söylüyor. Işte M. Kemal’in bu namusu ve millet hizmetler etmiş, ihtiyar aleyhindeki büyük buğz ve adaveti –ki nutkunda görülür- bundan ileri gelmektedir. Işte Milli Kıyamın başına geçecek olan M. Kemal’in buraya kadar olan tercüme-i hali budur.”[21]

Dr. Rıza Nur’un “Milli Mücadele hareketi her tarafta millet tarafından düşünülmüş ve yapılmıştır” şeklindeki sözlerini Prof. Dr. Halil Inalcık’ın da ifade ettiğini görmekteyiz:

“Işgallere karşı bütün yurtta, batıda Yunanlılara, güneyde Fransızlara, doğuda Ermenilere karşı kendiliğinden başlayan direniş hareketi, Türk tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını göstermekteydi.”[22]

Dr. Rıza Nur’un belirttiği gibi, M. Kemal Atatürk, Nutuk’ta “Anadolu’ya gönderildiğini” itiraf etmektedir:

“Beni İstanbul’dan nefy ve ted’ib (yola getirme) maksadıyla Anadolu’ya gönderdiler.”[23]

Diğer taraftan Istiklal Harbinin önde gelen isimlerinden Rauf Orbay’ın hatıralarında da M. Kemal’in o dönem henüz Anadolu’ya geçme kararını vermediği yazılıdır.[24] Kazım Karabekir’in hatıralarında yazdıkları da bu bilgiyi teyid ediyor… Kazım Karabekir, M. Kemal ile aralarında geçen bir görüşmeyi şöyle anlatıyor:

Karabekir: “Paşam, İstanbul’da çok kalmayınız. Ve buradaki diğer komutanlar üzerinde de müessir (etkili) olarak bir an evvel Anadolu’yu kuvvetlendirelim. Birçok batmış milletler istiklâllerine kavuşurken asırlar doldurucu muazzam tarihi olan Türk milletini kurtaralım.”

M. Kemal: “Vaziyet size hak verdiriyor. İyi olayım gelmeye çalışırım.” dedi.[25]

“Gelmeye çalışırmış”, yani gönülsüz…

M. Kemal’in 14 Haziran 1919 tarihinde Samsun/ Havza’dan Sultan Vahidüddin’e yolladığı bir telgrafta da Milli Mücadele’ye kendi arzusuyla katılmadığı görülüyor:

“Huzurdayken İzmir’in işgali karşısında “pek mahzun olan” kalbinizin “bu nokta-i necâta ait ilhamatı”nı, (yani ülkenin sizin öncülüğünüzde millî mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair verdiğiniz ilhamları) şu an gibi hatırlıyorum. Sizin “ilkâ”nızdan, (yani Şemseddin Sami’nin “Kamus-i Türkî “sine bakılırsa, “benim fikrimi çelmenizden”) aldığım imanın azmiyle görevime devam ediyorum.”[26]

[26] no’lu dipnotta bahsi geçen telgraf

***

“Benim fikrimi çelmenizden” diyor, daha ne desin? Kendisi Milli Mücadele’ye “ikna” edilmiş.

Peki M. Kemal Samsun’a gitmeye neden ikna edilmeye çalışılmıştı? M. Kemal’in Istanbul da kalmak istemesinin nedeni, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, sonradan ihanet ile suçladığı insanların kabinesine (hükümetine) girmek isteyişindendi.

Bu gerçeği, Kazım Karabekir de hatıralarında yazmıştır:

“..Yıldırım ordularının grubunun lağvı üzerine açıkta kalmış olan Mirliva (Tuğgeneral) M. Kemal Paşa Hazretleri’ni ziyaret ettim. Bu ziyaret sebeplerinden biri de müşarünileyh (anılan kişiyi, yani M. Kemal’i) İstanbul’da kalıp `Kabineye´ girmek hususundaki arzularından sarfınazar ettirmek (vazgeçirmek) gayesine matuftu..”[27]

Son olarak “Gazi’nin Hayatı” isimli eserin 79. sayfasına bakalım:

“M. Kemal Paşa, Anadolu’ya kendisini uzaklaştırmak isteyen hasımları tarafından gönderilmiştir.”[28]

Gördüğünüz gibi bu eserde de M. Kemal’in “gönderildiği” yazmaktadır. M. Kemal ve müdafileri “hasımları tarafından Istanbul’dan uzaklaştırıldığını” iddia ederler… Bu sadece onların “yorumu”dur. Oysa Milli Mücadele’ye gönderildiğini M. Kemal’in telgrafında açıkça görmek mümkündür.

***

Benzer yazılarımız için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/01/ataturk-olmasaydi-halk-dusmana-karsi-savasmayacakti-yalani-izmirin-isgali/

***

Kadir Çandarlıoğlu, Belgelerle Gerçek Tarih, kitabı üctetsiz indirebilirsiniz: http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez , sayfa 154 ve devamı.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] P. Du Veou, La Passion de la Cilicie 1919-1922, (Çev.: Reşat Gögen, Kilikya Faciaları adıyla basılmamış daktilo metni), Paris 1937, s.40-42. A. Hulki Saral Türk İstiklâl Harbi IV, Güney Cephesi, Gnkur. Basımevi, Ankara 1966. s. 55, 56.; A. Cevdet Çamurdan, Kurtuluş Savaşı’nda Doğu Kilikya Olayları, Adana 1969, s. 87-159.; Kadir Aslan’ın müracaatı üzerine, Hatay Valiliği ve Dörtyol Kaymakamlığı’na, ATAŞE (Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü) tarafından gönderilmiş olan 29 Ocak 1992 tarih ve 3214-4-92 Arşiv sayılı ve ATAŞE Tarih Uzmanı İlhamı Bebek tarafından hazırlanan, 27 Ocak 1992 tarihli rapor.; ayrıca; Kadir Aslan, Milli Mücadelede Dörtyol, Hatay 1991, s. 22-29.

[2] Damar Ankoğlu, Hatıralarım, İstanbul 1961, s. 126, 127.; A. Hulki Saral Türk İstiklâl Harbi IV, Güney Cephesi, Gnkur. Basımevi, Ankara 1966. s.56.; Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, 2. Baskı, Kültür ve Turizm Bak., Ankara 1983, s. 258.; ayrıca, “Millî Mücadele Döneminde ilk direnme hareketleri Dörtyol-Adana Bölgesi’nde başladı. 19 Aralık 1918’de, Ermeni milis kuvvetlerinin öncülüğünde ilerleyen Fransız İşgal Kuvvetleri’ne karşı, Dörtyol Bölgesi’nde Kuva-yı Milliye çarpışmaya başladı. Bu direnme hareketleri gelişerek, bütün güney bölgesine yayıldı”, bk. Ertuğrul Zekâi Ökte, Millî Mücadele Döneminde Millî Hareketler Ordu İşbirliği, (Konferans Metni), İstanbul 1981, s. 12.; Kadir Aslan, Milli Mücadelede Dörtyol, Hatay 1991, s. 40-105.; Ayr. bkz. Kemal Çelik, Millî Mücadele’de Adana ve Havalisi 1918-1922, (1st. Üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi), İstanbul 1993, s. 44, 45.

[3] Müfreze Kumandanı Kara Hasan’a, çevre halkı ve arkadaşları tarafından “Paşa” unvanı verilmiştir. Bugün, Dörtyol İlçesi’ndeki askerî kışla da “Kara Hasan Paşa” adını taşımaktadır.

[4] Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul 1993, sayfa 157.

[5] Prof. Dr. Osman Akandere, “Millî Mücadele’nin Başlarında Mustafa Kemal Paşa’da Sine-i Millet Düşüncesi İle Askerlikten İstifası Öncesi ve Sonrası Kendisine Gösterilen Bağlılıklar” Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı:11, Konya 2002, sayfa 247-309., 249.

[6] Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 2, İstanbul 2003, Kaynak Yayınları, sayfa 232.

[7] Prof. Dr. Yücel Özkaya, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 10, Cilt 9, Kasım 1987.

[8] Prof. Dr. Yücel Özkaya, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 10, Cilt 9, Kasım 1987.

[9] Dr. Ahmet Ender Gökdemir, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 19, Cild 7, Kasım 1990.

[10] Dr. Ahmet Ender Gökdemir, Cenûb – i Garb – i Kafkas Hükûmeti, Ankara, 1998, sayfa 90.

[11] S. Esin Dayı, I.Oltu İslam Terakki Komitesi Kongresi, sayfa 65.

[12] Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi, 1918-1938, Ankara 1983, sayfa 14.

Ayrıca bakınız: Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, 1, Öğretmen Dünyası Yayınları, Ankara 1982, sayfa 69.

[13] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasi Partiler: 1859-1952, İstanbul 1952, sayfa 506-509; Mesut Çapa, Milli Mücadele Döneminde Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Trabzon 1998, sayfa 9-16; Cevat Dursunoğlu, Milli Mücadelede Erzurum, İstanbul 1998, sayfa 22,23; Mahmut Goloğlu, Atatürk ve Trabzon, Ankara 1981, sayfa 2-5.

[14] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.), DH/İ-UM, E-51/74.

[15] Prof. Dr. Yücel Özkaya, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Kasım 1987, sayfa 139,140.

[16] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasi Partiler: 1859-1952, İstanbul, Doğan Kardeş Yayınları, sayfa 478-527.

[17] Prof. Dr. Yücel Özkaya, Ulusal Bağımsızlık Savaşı Boyunca Yararlı ve Zararlı Dernekler, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 10, Cilt 4, Kasım 1987.

[18] Genelkurmay, Harp Tarihi, Ask. Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, İstiklâl Arşivi, Klasör, 399, Dosya. 27/7, Fihrist. 2; Tank Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasî Partiler, İst.1952, sayfa 493,494; Bilge Umar, İzmir’de Yunanlıların Son Günleri, İst. 1974, sayfa 85-105.

[19] Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi, Askerî ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Atatürk Arşivi, Klasör. 15.

[20] Genelkurmay, Harp Tarihi, Ask. Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, İstiklâl Arşivi, Klasör. 402, Dosya. 6, Fihrist. 36.

[21] Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım (Paris 1929), Altındağ Yayınları, Istanbul 1967, cild 3, sayfa 560, 565, 566.

[22] Prof. Dr. Halil Inalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kırmızı Yayınları, 3. Baskı, Istanbul 2009, sayfa 12.

[23] M. Kemal Atatürk, Nutuk, sayfa 7.

[24] Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni, İstanbul 1993, cild 1, sayfa 231.

[25] Kazım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993 sayfa 33.

[26] Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, cild 1, Der. Nimet Arsan, Ankara 1963, sayfa 15-17.

Ayrıca bakınız; Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, cild 1, Devre 1, İçtima 1, İnikat 2, sayfa 10, 11. (Meclis tutanakları)

[27] Kazım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993 sayfa 25, 26.

[28] Gazi’nin Hayatı, sayfa 79 (Kitap, M. Kemal Atatürk yaşarken hazırlanmıştır.)

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Reklamlar

Sultan Vahidüddin, M. Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı

Sultan Vahidüddin, M. Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

( 2 adet fotoğraf: Üstteki; M. Kemal’in şehzade Ömer Faruk Efendi’yi Inebolu’dan geri çeviren telgrafın sureti [dipnot: 5] ve alttaki; M. Kemal’in geri çağırılmasının “Ingiliz baskısından” ileri geldiğini bildiren “çekilmemiş” telgrafın sureti [dipnot: 11] )

***

Sultan Vahidüddin’in (rahmetullahi aleyh) vatanından ayrılmak zorunda kalışını “korkudan kaçmak” şeklinde yorumlayan kemalistler, sultana iftira atmaktadırlar. Oysa sultanın bu hareketi bize göre, tıpkı Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) Mekke’den Medine’ye hicret etmesi gibidir. Zaten M. Kemal dönemindeki Tarih kitabında haşa Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) hicreti dahi “kaçmak” olarak tavsif edilmiştir.[1] Meseleye bu açıdan bakacak olursak, padişahı kaçmak ile suçlamaları aslında sürpriz sayılmaz. Peygambere saygısı olmayan bir rejimden, padişaha saygılı olması beklenemez. Madem Sultan Vahidüddin gittiği için eleştiriliyor, o halde kundaktaki çocuklara varıncaya kadar bütün Hanedan üyelerini sürgün edip ölüme terk eden M. Kemal de eleştirilsin. Sanki M. Kemal ve avenesi Sultan Vahidüddin’nin hicret etmemesi halinde O’na dokunmayacaktı… Neyse.

Padişahın vatanından ayrılmak zorunda kalışının yanı sıra Anadolu’ya, Milli Mücadele’nin başına geçmemiş olmasını da kemalist kalemşörler işlerine geldiği için (haşa) “hainlik” veya “korkaklık” olarak değerlendirmişlerdir.

Oysa bu da iftiradan öteye gitmemektedir.

Şimdi size kısaca Sultan Vahidüddin’in cesaretine ilişkin iki vak’a zikredip, daha sonra M. Kemal Atatürk ve Ingilizlerin oynadıkları oyuna temas etmek istiyoruz.

Bilindiği gibi, Sultan Vahidüddin şehzadeliği döneminde Almanya’ya gitmişti. Cephede siperleri gezerken umulmadık bir tehlikeye karşı başını eğmesi ihtar edildiği zaman şu cevabı vermişti:

“Türk başı düşman karşısında eğilmez.”[2]

Diğer hadise…

Ittihat ve Terakki’nin despotluğunu ve zalim yönetimini tenkid ettiği için takibe alınan Mülâzım Şaban Efendi, o dönem şehzade olan Vahidüddin’in köşküne sığınmıştı. Polislerin, Mahmud Şevket Paşa’nın “yakalama” emriyle gelmelerine rağmen Sultan Vahidüddin şöyle rest çekmişti:

“Bana mensup olan, sarayıma iltica eden, masumiyeti de bence malum olan bir adamı garezkar düşmanlarına teslim edemem. Zorla içeri girmek isteyenleri vururum… Beni öldürmedikçe Şaban Efendi’yi alamazlar.”[3]

Bu iki misalden Sultan Vahidüddin’in cesur biri olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Işgal yıllarındaki tutumu ise cesaretsizliğinden değil; fedakarlığındandır.

Bundan dolayıdır ki, Sultan Vahidüddin’in işgal ve Kurtuluş Savaşı sürecindeki tutumu ve Anadolu’ya geçmemesi hakkında insaflı bir tarihçi şöyle demektedir:

“6’ıncı Sultan Mehmed Vahidüddin için ‘ Vatan haini ‘ derler, ben küçük bir ilave yapacağım: ‘ vatanına ihanet ile idama mahkum olup, yaşının çok ilerlemiş olması, Fransa’ya eski hizmetlerinin hatırlanması ve Fransa’yı sevdiğinden şüphe edilmemesi dolayısiyle ölüm cezası, müebbet kalebentliğe çevrilen Mareşal Peten gibi ‘ diyeceğim.

Mazileri çok temiz olan ve memleketleri felaket girdabına düştükten sonra işbaşına geçen, ağır mes’uliyetler yüklenen, yeni milletlerini daha fazla çiğnetmemek için nefret edilen, galip düşmanlara dostane el uzatmak durumunda kalan, o kara bahtlı insanlar, milletlerin tarihlerinde sigorta lambalarına benzerler. Kendilerinin yanması büyük tesislerin kurtulmasını temin eder.

6’ıncı Sultan Mehmed Vahidüddin’in tuttuğu yol, başta Topkapı Sarayı hazinesi ile, müzelerimizde ve milli kütüphanelerimizdeki kıymetlerine baha biçilmez, en küçük bir parçası yerine konulmaz hazinelerimizin kahhar düşmanlar tarafından yağmasını önledi.”[4]

Dolayısıyla eğer Sultan Vahidüddin Istanbul’da oturmayarak Anadolu’daki milli hareketin başına geçseydi, şüphesiz işgalciler, Istanbul’a bir daha çıkmamak üzere tamamen yerleşirlerdi.

Hal böyleyken yine de yapması gerekeni yapmış ve şehzade Ömer Faruk Efendi’yi Anadolu’ya göndermişti. Ancak şehzade Ömer Faruk Efendi, 27 Nisan 1921’de M. Kemal Atatürk tarafından geri çevrilmiştir.[5]

Sahi, M. Kemal Ömer Faruk Efendi’yi neden geri çevirdi?

Sultan Vahidüddin’in Anadolu’ya geçmemesini (ki yukarıda sebebini yazdık) eleştiren kemalistler, bu soruya bir cevap verseler ya.

Ne var ki bu tür sorulara kafa yormak yerine -hiç düşünmeye gerek bile duymadan- Sultan Vahidüddin’in neden M. Kemal’i geri çağırdığını soruyorlar.

Bu suale cevap verebilmek için evvela meselenin geniş mikyasta ele alınması icab eder. O halde dilimiz döndüğünce özetlemeye çalışalım…

Yunanlı yazar Hristos Angelomati’nin, Yunan Generali Dimitri Vakka’nın “Savaş Önderi Venizelos” başlıklı Yunanca yapıtından aktarmış olduğuna göre, “M. Kemal Istanbul’dan Samsun’a hareket edeceği günlerde, Yunan istihbarat servisi bunu haber almış ve Istanbul’daki Yunan askeri kurulu şefi Albay Yeoryios Katethakis bu konuyu Ingiliz işgal gücü Başkomutanı General George Milne’nin dikkatine sunarak onun tutuklanmasını istemişti.

!!! Ancak General Milne bu isteğe müspet (olumlu) cevap vermemiştir. !!! [6]

Yunan istihbaratı bile M. Kemal’in müfettişlik değil de, Kurtuluş Savaşı için gönderildiğini biliyordu, ki bunu anlamak için M. Kemal’in geniş yetkilerle donatılmış olduğunu gösteren Padişah fermanını okumak kâfi idi.

Yunan istihbaratı, Ingiliz istihbaratından daha mı üstündü?

Tabi ki hayır.

Peki, Ingilizler M. Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı başlatacağını bildikleri halde neden Samsun’a çıkabilmesi için vize verdiler?

Çünkü Ingilizler, M. Kemal’in Kurtuluş Savaşı adı altında kendileriyle işbirliği yaparak Osmanlı Devleti’ni tarihe gömeceğini pekâlâ biliyordu. Eğer M. Kemal gerçekten Kurtuluş Savaşı için gitmiş olsaydı, bunu Yunan istihbaratından daha ziyade dünyanın en iyi istihbarat teşkilatına sahip olan Ingiltere bilir ve gereğini yapardı.

Yunanistan’ın eski Büyükelçilerinden Konstantinos Sakellaropulu dahi bunun farkına varmış ve şunları yazmıştır:

“Osmanlı Imparatorluğu hükümeti, M. Kemal’i askeri müfettiş olarak Küçük Asya’ya göndermek kararını alınca, inanıldığı gibi, rahat oturmayan bir Generali Istanbul’dan uzaklaştırmak istememiştir. Bu hükümetin amacı, Kemal’in örgütleyici yeteneklerinden Anadolu’da yararlanarak; barış görüşmeleri sırasında Itilaf devletleri üzerinde baskı kullanmak ve Türklerin sert bulacağı barış koşullarına karşı davranmaya hazır olacak silahlı güçleri kurdurmaktı.”[7]

Yukarıda da belirttiğimiz gibi daha evvel Yunan makamlarınca uyarılmasına rağmen M. Kemal’in Anadolu’ya geçmesine izin veren General Milne; bu sefer Haziran’da, Osmanlı yönetiminden, M. Kemal ve yanındakilerin derhal Istanbul’a çağrılmalarını talep etmiştir.[8] Böylece Sultan Vahidüddin’in Kurtuluş Savaşı’na “karşı olduğu izlenimi” verilmek istenmiştir. Ancak Sultan Vahidüddin bütün baskılara rağmen Ingilizlerin bu talebine menfi (olumsuz) cevap vermiş ve kararında direnmiştir.

Bu gelişmeler kaydedilirken, 8 Haziran günü, sabaha karşı Yıldız Sarayı’nda, Padişahın kaldığı dairede yangın çıkmış ve daire büsbütün yanmıştı. Yangında Padişahın bütün eşyaları, para ve mücevherleri yanmış; kendisi zor kurtulmuştu. Istanbul’daki Ingiliz Yüksek Komiseri Sir Arthur Calthorpe, bu olayla ilgili yazısında, ortada “suikast” söylentileri dolaştığını bildirmişti.[9] Bu iddiayı, 8 Haziran’da Ingiliz Generali Deedes’le görüşen Sait Molla’nın, ona, yangının “dışarıdan çıkarılmış” olduğunu söylemiş olması teyit etmektedir. Ayrıca Deedes, başka bir kaynaktan da aynı şeyi işitmiş olduğunu belirtmiştir.[10] Öyle anlaşılıyor ki, direnmesinden ötürü Sultan Vahidüddin’e gözdağı verilmiştir.

Ingilizleri bir müddettir oyalamış bulunan Istanbul Hükümeti, artık yapılan baskılara daha fazla dayanamayarak M. Kemal’i geri çağırmak zorunda kalmıştır. M. Kemal’in geri çağırılmasının “Ingiliz baskısından” ileri geldiğini bildiren “çekilmemiş” telgraf suretini[11] yazıya eklediğimiz fotoğrafta görebilirsiniz. Söz konusu çekilmemiş ve müsvedde halinde kalmış telgraf, “Harp Tarihi Vesikaları Dergisi”nin 21 no’lu belgesi olarak yayınlanmıştır. Aynı derginin 22 no’lu belgesinde ise davetin “hükümet kararı” olduğu bildirilmektedir.

Nitekim Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Cevad Paşa, 11 Haziran 1919 tarihinde M. Kemal’e gizlice geri çağrılışının gerçek sebebini şöyle açıkladı:

“Sizin gibi kıymetli bir generalin Anadolu illerinde dolaşması kamuoyunda iyi bir etki uyandıracağından bahisle Istanbul’a çağrılmanızı Ingilizler istedi.”[12]

General Milne 30 Haziran’da Harbiye Nezareti’ne yazdığı telgrafında; M. Kemal’in vazifesine son verilmesi için 8 Haziran’da Osmanlı hükumetine çağrı yaptıklarını fakat buna hükumetin pek itibar etmediğini hatırlatarak, konuya hassasiyet göstermelerini bir kez daha ikaz etti.[13]

Bu sırada Istanbul’daki Ingiliz Yüksek Komiseri Amiral Galthorpe da iki gün evvel General Milne’in hatırlatmalarına dikkat çekerek Osmanlı Hariciye Nezareti’ne verdiği 2 Temmuz 1919 tarihli notada, M. Kemal’i Istanbul’a geri çağırmak için yapılan teşebbüslerin sonuç vermediği ve 17 Haziran’da Osmanlı hükumetine verilen notaya cevap dahi alınmadığını belirtiyordu.[14]

Milne ve Galthorpe’un notalarına bakılırsa, Osmanlı hükumeti bunları o zaman için geçiştirdiği gibi , uygulamaya da koymamıştır.

M. Kemal’in Sultan Vahideddin tarafından geri çağrılması, 2-3 Temmuz 1919 gecesi idi ve bu sırada M. Kemal Tercan’a (Erzincan) varmıştı bile. Üstelik M. Kemal’in faaliyetleri Sultan Vahideddin tarafından “yurtseverce duyguların sonucu” olduğu kabul ediliyordu. Diğer yandan Padişah, M. Kemal’in Istanbul’a gelmesini -yabancıların kendine haysiyet kırıcı bir işlem yaptırırlar endişesi ile- doğru bulmadığı gibi, azledilmesini de uygun görmediğinden Harbiye Nezaretinden iki ay hava değişimi istenilerek, durum belli oluncaya kadar istediği kent ya da kasabada dinlenmesinin en uygun çözüm yolu olacağını ifade ediyordu.[15]

Ingilizler gerçekten M. Kemal’i tevkif etmek isteselerdi, kendi kontrollerinde bulunan Samsun’da bunu rahatlıkla yapabilirlerdi. Bu şekilde davranmalarının ve Osmanlı hükumetine baskı yapmalarının sebebi, Istanbul ile Anadolu arasında ikilik çıkarmaktır.

(Yazının sonunda M. Kemal’in Istanbul’a geri çağrılmasıyla ilgili uzunca bir NOT bulacaksınız, mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.)

Ingilizlerin böyle bir oyuna başvurmalarının sebebine gelecek olursak…

Ingiltere, Hilafeti elinde bulunduran Osmanlı Devleti’ni savaşla ortadan kaldırmaktan ve Hilafeti ilga etmekten çekinmiştir. 18 Mayıs’ta (1919) Ingiltere’nin Hindistan Naibi, Hindistan Bakanlığı’na gönderdiği acil ve gizli telgrafta şöyle diyordu:

“Türkiye’nin Hristiyan devletler tarafından tamamen parçalanmış olduğu görünümü, Müslümanları, Islam adına cihad başlatmada Emir’i (Halife’yi) desteklemeye sevkedebilir. Bir Islam ayaklanması olasılığı ihtimal dışı sayılmamalıdır.”[16]

Bu telgraftan birkaç gün sonra, yani 23 Mayıs’ta Paris’teki Ingiliz Büyükelçisi Lord Derby, Lord Curzon’a gönderdiği yazıda, Fransız yazar Pierre Loti’nin Barış Konferansı’nda Islam Halifesine karşı girişilecek hareketin Afrika’dan Hindistan’a kadar binlerce Müslüman arasında akislere yol açacağına ve Fransa’nın çıkarlarını büyük ölçüde etikleyeceğine dair bir uyarı yaptığını bildirmiştir.[17]

Bu iki büyük işgalci devletin müşterek kaygısı, neden böyle bir oyunun oynandığını açıkça göstermektedir.

Akademisyen tarihçi Prof. Dr. Baskın Oran, halifeliğin 3 Mart 1924 tarihinde kaldırılmasıyla ilgili şunları yazıyor:

“Doğrudan Musul sorunuyla bağlantılı olmasa da, Musul sorunu sırasında  da Türkiye’nin aleyhine olmuştu. Öncelikle bu karar dünyadaki Müslümanların tepkisini çekmişti. Hatta Ingiliz yönetimi de Türkiye’nin din etkenini kullanmasından ve özellikle Mısır ve Ortadoğu’nun diğer bölgeleri ile Hindistan’daki Müslümanların etkisinden çekiniyordu ve bu kararı memnuniyetle karşılamıştı. Hatta Ingiliz yetkilileri kendi aralarındaki yazışmada ‘Türklerin bindiği dalı kestiklerini’ belirtmişlerdi.”[18]

Ingiltere ve Fransa, ellerinin altındaki müslüman ülkeleri gelecekte de rahat bir şekilde sömürebilmek için Hilafetin kaldırılmasını bu yüzden çok istiyorlardı. Işte M. Kemal gibi Hilafet, dolayısıyla Islam düşmanının Kurtuluş Savaşı adı altında Osmanlı Devleti’ne yapacağı darbe, işgalcilerin bütün sorunlarını çözmekteydi.

Böylece Ingilizler, Osmanlı gibi çetin bir düşmandan kurtulmakla kalmayacak, aynı zamanda Osmanlı saltanatından bağımsız bir kurum olan Hilafet makamından ve Kur’an nizamından da kurtulacaklardı. Üstelik “görünürde” Osmanlı Devleti’ni kendileri yıkmadıkları için, gelecekte de kimse onlardan hesap sormayacaktı.

Ayrıca Ingilizler, yine “görünürde” Hilafeti kendileri kaldırmadıklarından dolayı; hakimiyetleri altındaki müslüman ülkelerin vatandaşları Ingiltere’yi sorumlu tutup huzursuzluk çıkarmayacak ve başlarında Halife olmayan bu başı boş ülkelerin başına M. Kemal gibi başka ajanlar yerleştirip sömürmeye devam edebileceklerdi.

Hakikaten M. Kemal ve avenesi, “kurtulduk” yani kaybedilmiş bir şey yok diyerek Ingilizlerden hesap sorulmasının önünü tıkamış ve “yurtta sulh, cihanda sulh” parolasıyla bize ait olan eski topraklarımızı talep etmeyen bir nesil yetiştirilmesinin alt yapısını oluşturmuştur. Bu propaganda, telkin ve bulandırmalar o raddeye gelmiştir ki, eski topraklarımızı talep eden bizler; “Hain”, topraklarımızı Lozan masasında peşkeş çekenler ise “Kahraman” ilan edildiler.

“Yurtta sulh, cihanda sulh” aslında “Yurtta katliam, cihanda sus pus”tur.

***

NOT:

M. Kemal’in Istanbul’a geri çağrılma meselesi…

M. Kemal’in Sultan Vahidüddin tarafından geri çağırılması, onun Ingilizlerin kontrolünde bulunan Samsun’dan ayrılmasından “sonradır”. Bunu iyi anlamak lazım. Yani Sultan Vahidüddin, bütün baskılara rağmen, M. Kemal’in Samsun’dan ayrılıp güvenli bir şehir olan Erzurum’a vasıl oluncaya kadar Ingilizleri oyalamıştır. Dikkatinizi çekerim, M. Kemal’in askerlikten istifa ettiği yer “Erzurum”dur, Samsun değil. Zaten artık buna ihtiyacı da kalmamıştı. M. Kemal’in Erzurum’a vardıktan sonra geri çağrılmasının hiçbir hükmü, anlamı ve dezavantajı yoktur. Kaldı ki, geri alınmış olan madalyaların ve nişanların tekrar M. Kemal’e iadesini istemiştir.[19]

Bu konu belgelerde olmasına rağmen[20], -muhtemelen resmi ideoloji gereği- diğer kaynaklarda bulunmamaktadır. Nitekim Nutuk’ta işlenmemiştir. M. Kemal’e yapılan bu jest, daha doğrusu Milli Mücadele’ye verilen bu destek, Ingilizlerden gizlenmek amacıyla basına da sızdırılmadığı gibi, Takvim-i Vekayi’de de (Osmanlı Devleti’nin Resmi Gazete’si) yayınlanmamıştır.[21] 

Unutulmaması gereken bir ayrıntı da şudur; Ingilizler, M. Kemal’den başka III. Kolordu komutanı Refet Paşa’yı da geri çağırmışlardı. M. Kemal’in geri çağrılması konusunda Ingilizleri oyalayan Osmanlı Devleti, Refet Paşa’yı ise derhal azletmişti.[22] Bu gelişmeden de M. Kemal’e özel bir önem verildiği açıkça görülmektedir. Söz gelmişken M. Kemal’e hususi bir ehemmiyet verildiğine dair bir vak’a daha zikretmek yerinde olur. II. Ordu veya Yıldırım Kıtaları Müfettişi Mersinli Cemal Paşa’nın yaveri Cevat Rıfat (Atilhan) Bey, M. Kemal’e verilen geniş yetkilerin Mersinli Cemal Paşa’ya verilmemesinden dolayı Cemal Paşa’nın bu duruma çok içerlediğini ve bu yüzden sadarete (Sadrazamlığa) bir şifre yazdığını belirtir. Bu şifreye, sadaretten verilen cevapta ise, geniş yetkilerin verilmesinde M. Kemal Paşanın Padişah Vahidettin ile olan dostluk ve samimiyetinin rolü olduğu ifade edilmiştir.[23]

Binaenaleyh, Sultan Vahidüddin üzerine düşen görevi fazlasıyla yapmıştır.

*

atatürk vahdettin kurtulus savasi milli mücadele vahdettin hain mi, kemal atatürkün madalyalari nisanlari geri verildi[19] no’lu dipnot ile ilgili… M. Kemal’e madalya ve nişanlarının geri verilmesi hakkında bir irade-i seniyye (Padişah buyruğu)

***

atatürkün madalya ve nisanlarinin iadesi m. kemal padisah, m. kemal vahideddin atatürk padisah atatürk idam fermani padisah, idam fermani vahdettin

Belgenin latinize edilmiş hali…

***

Öyle zannediyorum ki, M. Kemal ve Sultan Vahidüddin Saray’daki görüşmelerinde bütün bu konuları enine boyuna müzakere etmişlerdi.

Aksi takdirde, M. Kemal daha Samsun’da iken Kurtuluş Savaşı hakkında telgraflar çekip, beyanda bulunması üzerine derhal Padişah tarafından geri çağrılırdı. Öyle ya, bir müfettişin haddine mi düşmüş Kurtuluş Savaşı’na ilişkin beyanda bulunmak?

Kolay anlaşılmasını sağlamak amacıyla M. Kemal’in Samsun’a çıkışından başlayarak askerlikten istifa etmesine kadarki gelişmelerin bir kronolojik özetini çıkaralım:

M. Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştır.

26 Mayıs 1919’da Havza (Samsun) ileri gelenlerine yaptığı konuşmadan yalnızca bir cümle:

“Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız, memleketi kurtaracağız!”[24] Bir müfettişin böyle bir konuşma yapması nasıl düşünülebilir?

28 Mayıs 1919 tarihinde ise Havza’dan 3’üncü, 15’inci ve 20’inci Kolordu Komutanlıklarına içinde şu cümlenin geçtiği bir telgraf çekiyor:

“…Milletin esaretten Kurtuluşu, hâkim ve müstakil olarak topraklarımızda yaşayabilmesi…”[25]

6 Haziran günü General Milne, M. Kemal’in Istanbul’a çağrılması için Harbiye Nezareti’ne yazı gönderiyor.[26]

12 Haziran’da ise M. Kemal Amasya’ya geliyor ve aynı gün Hükumet Konağı’nda bir konuşma yapıyor. O konuşmadan da bir cümle alıntılayalım:

“Hep beraber aziz vatanımızı ve bağımsızlığımızı kurtarmak için bütün gücümüzle çalışacağız!”[27]

Iki hafta sonra yani 26 Haziran’da Amasya’dan Tokat’a hareket ediyor.[28]

Nihayet 28 Haziran günü Sivas’tan Erzurum’a doğru yola çıkıyor[29] ve 3 Temmuz’da Erzurum’a ulaşıyor.[30]

Harbiye Nazırı’nın M. Kemal’i Sultan Vahidüddin adına Istanbul’a çağırdığı telgraf ise “5 Temmuz” (1919) tarihlidir.[31]

M. Kemal’in Mayıs ayında Kurtuluş Savaşı ile ilgili telgraflar çekip beyanlarda bulunması ve Ingiliz Generali Milne’nin 6 Haziran’da M. Kemal’in geri çağrılmasını talep etmesi nerde; M. Kemal’in Erzurum’a vardıktan 2 gün sonra yani 5 Temmuz’da Sultan Vahidüddin tarafından geri çağrılması taa nerde.

Padişah bütün baskılara ve hatta kendisine yönelik suikast girişimine rağmen M. Kemal’e zaman kazandırmış ve nihayet Erzurum’a vardığını öğrenince “göstermelik” olarak geri çağırmıştır. Zira kendisi de çok iyi bilmektedir ki; “Atı alan Üsküdar’ı çoktaaan geçmiştir.”

M. Kemal, beklenen bu gelişme üzerine artık ihtiyacı kalmadığı askerlikten 8/9 Temmuz 1919 tarihinde istifa etmiştir.[32]

1918 sonuyla 1919 ortasına kadar Anadolu’ya tayinleri yapılan Cafer Tayyar, Mersinli Cemal ve Kazım Karabekir paşaların ardından M. Kemal’i de Anadolu’ya gönderen Sultan Vahidüddin, böylece Kurtuluş Savaşı’nın temellerini atmış ve üzerine düşen vazifeyi fazlasıyla yapmıştır.

Eğer Sultan Vahidüddin M. Kemal’in yakalanmasını isteseydi, Kazım Karabekir Paşa’ya tevkif ettirirdi. Bu noktada şayet birisi “Kazım Karabekir paşa M. Kemal’e sadık kalmıştır” derse, o halde biz de, “Padişah, emrini dinlemeyen Kazım Karabekir paşayı neden görevden almadı?” diye sorarız.

Kısaca ifade etmek gerekirse, Sultan Vahidüddin; “M. Kemal’i geri çağırmak için göndermemiştir!..” Ama M. Kemal, kendisine bu görevi veren Sultan Vahidüddin’e ihanet etmiştir.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Tarih II, Ortazamanlar, Devlet Matbaası, Istanbul, 1931 yılının Lise Tarih kitabı, sayfa 90.

[2] Nihal Adsız, Türk Ülküsü, Istanbul 1956, sayfa 85.

[3] Ahmed Reşit Rey, Gördüklerim, Yaptıklarım, Istanbul 1945, sayfa 263.

[4] Reşad Ekrem Koçu, Osmanlı Padişahları, Istanbul, sayfa 439.

[5] Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1991, sayfa 400. M. Kemal’in şehzade Ömer Faruk Efendi’yi Inebolu’dan geri çeviren telgrafın sureti için fotoğrafa (2 adet fotoğraftan üstteki), Türkçesi için yazının sonuna bakınız. Ayrıca belgeler için bakınız; Kadir Mısıroğlu, Osmanoğulları’nın Dramı, Sebil Yayınevi, 6′ıncı basım (ilk basım 1974), Istanbul 1992, sayfa 96.

Ayrıca bakınız; Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türk Devrimi Kronolojisi, Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara 1973, sayfa 176.

[6] Hristos Angelomati, Hronikon Meğalis Trağodias [Büyük Felâketin Kroniği], Atina, sayfa 85.

Ayrıca bakınız; Dimitri Vakka, O Venizelos, Polemikos İğetis (Savaş Önderi Venizelos), Atina, 1949, sayfa 29.

[7] Konstantinos Sakellaropulu, İ Skia Tis Diseos – İstoria Mias Katastrofis (Batı’nın Gölgesi – Bir Felaketin Tarihi), Atina, 1961, sayfa 56.

[8] Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile ilgili Ingiliz Belgeleri, cild 2, tercüme eden: Cemal Köprülü, Cumhuriyet, Istanbul 2001, sayfa 54.

[9] İngiliz Devlet Arşivi (İDA), FO 371/4142/87757: Calthorpe’dan Ingiltere Dışişleri Bakanlığı’na yazı, İstanbul, 10.6.1919.

[10] İngiliz Devlet Arşivi (İDA), FO 371/4158/94940.

[11] Harb Tarihi Vesikaları Dergisi, Ankara 1952, sayı 1, vesika no: 21. Telgrafın sureti için fotoğrafa bakınız. (2 adet fotoğraftan alttaki)

[12] Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, Ankara 1964, sayfa 29.

[13] Documents On British Foreing Policy 1919-1939, First Series, (Ed. E.L. Woodward and R. Butler) cild 4, nr: 460.

Ayrıca Bakınız; Bilal Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk, cild 1, sayfa 35.

[14] Bilal Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk, cild 1, sayfa 36.

Ayrıca Bakınız; Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile Ilgili Ingiliz Belgeleri, (Tercüme eden: Cemal Köprülü), Ankara 1991, sayfa 134.

[15] M. Kemal Atatürk, Nutuk, cild 1, MEB Yayınları, Ankara 1987, sayfa 37.

Ayrıca Bakınız;

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 1, sayfa 21-22.

– Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile Ilgili Ingiliz Belgeleri, (Tercüme eden: Cemal Köprülü), Ankara 1991, sayfa 135.

– Kinross, Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, (Tercüme eden: Necdet Sander), Istanbul 1981, sayfa 278.

Bu telgrafın metninin tamamı için ayrıca bakınız; Tahsin Ünal, “Milli Mücadele Başlarında M. Kemal”, Türk Kültürü, sayı 73, Ankara Kasım 1968, sayfa 47. Aktaran: Zekeriya Türkmen, Yeni Devletin Şafağında M. Kemal, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2002, sayfa 127-128.

[16] İngiliz Devlet Arşivi (İDA), FO 371/4231/98558.

[17] İngiliz Devlet Arşivi (İDA), FO 371/4179/79172: Derby’den Curzon’a yazı, Paris, 23.5.1919.

[18 Baskın Oran, Türk Dış Politikası – Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, cild 1: 1919-1980, Iletişim Yayınları, 15. Baskı, Istanbul 2009, sayfa 267.

[19] Atatürk’le Ilgili Arşiv Belgeleri, Ankara 1982, sayfa 79. 81 numaralı belge.

[20] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Babıali Evrak Odası, Dahiliye Gelen nr: 345542.

Ayrıca bakınız;

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dosya Usulü Irade Tasnifi, nr: 68/20, 21.

[21] Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, cild 2, sayfa 31-32.

[22] Takvim-i Vekayi, 17/7/1335, 3600.

Ayrıca Bakınız;

Sina Akşin, Istanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, cild 1, Cem Yayınevi, Istanbul 1976, sayfa 360.

[23] Cevat Rıfat Atilhan, Büyük Cihat Dergisi, sayi 21, 3 Ağustos 1951. Akt. Zekeriya Türkmen, a.g.e., sayfa 84.

[24] Havzalı Zübeyroğlu M. Fuat, Vatan Matbaası, 1925, sayfa 36.

Ayrıca bakınız; M.Tayyip Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, Birinci Kitap, Türkiye Iş Bankası Yayını, Ankara, 1959, sayfa 141.

[25] Nurettin Peker, 1918-1923 Istiklal Savaşı’nın Vesika ve Resimleri (Inönü, Sakarya ve Dumlupınar Zaferlerini sağlayan Inebolu ve Kastamonu havalisi deniz ve kara harekatı ve hatıralar), Gür Basımevi, Istanbul, 1955, sayfa 26.

Ayrıca bakınız; Naşit Hakkı Uluğ, Atatürk Biyoğrafisinin Esasları ve Belgeleri, Atatürk Devrimleri Milletlerarası Sempozyumu Bildirileri (10-14 Aralık 1973), Istanbul Üniversitesi Atatürk Devrimleri Enstitüsü Yayını, 1975, sayfa 117.

Kazım Karabekir, Istiklal Harbimiz, Türkiye Yayınevi, Istanbul, 1969, sayfa 35.

[26] Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Genel Kurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Başkanlığı Yayını, Ankara, sayı 19 vesika 494.

Ayrıca bakınız; Afet Inan (Atatürk’ün manevi kızı), Kemal Atatürk’ü Anarken, Atatürk’ten Hatıralar cild 2, Ikinci Baskı, Ankara 1956, sayfa 83.

Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk’ün Hayatı ve Eseri, Güven Basımevi, Ankara, 1963, sayfa 305.

Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, Vatan Neşriyatı Istanbul, 1953, sayfa 82.

Hüsnü Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşında Istanbul ve Yardımları, cild 2, Ülkü Matb., Istanbul 1975, sayfa 230.

[27] Ahmet Demiray, Resimli Amasya (Tarih, Coğrafya, Salname, Klavuz ve Kazalar), 1954, sayfa 135, 136.

Ayrıca bakınız; M.Tayyip Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, Birinci Kitap, Türkiye Iş Bankası Yayını, Ankara, 1959, sayfa 142.

Necip Güngör Kısaparmak, Milli Eğitim Cephesiyle Amasya, Kardeş Matb., Ankara 1966, sayfa 9.

M. Kemal Atatürk, Nutuk, 1961, cild 1, sayfa 22.

Mehmet Önder, Atatürk’ün Yurt Gezileri, Türkiye Iş Bankası yayını, Ankara, 1975, sayfa 41.

[28] M. Kemal Atatürk, Nutuk, 1961, cild 1, sayfa 40.

Ayrıca bakınız; Halis Asarkaya, Ulusal Savaşta Tokat, Tokat Basımevi, Tokat, 1936, sayfa 18.

[29] M. Kemal Atatürk, Nutuk, 1961, cild 1, sayfa 43.

Ayrıca bakınız; Türk Istiklal Harbi, cild 2 (Batı Cephesi), Kısım 1, T.C. Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi, 1963, sayfa 118 – 120.

[30] Naşit Hakkı Uluğ, Atatürk Biyoğrafisinin Esasları ve Belgeleri, Atatürk Devrimleri Milletlerarası Sempozyumu Bildirileri (10-14 Aralık 1973), Istanbul Üniversitesi Atatürk Devrimleri Enstitüsü Yayını, 1975, sayfa 120.

Ayrıca bakınız; Mahmut Goloğlu, Erzurum Kongresi, Nüve Matb., Ankara 1968, sayfa 63.

M. Kemal Atatürk, Nutuk, 1961, cild 1, sayfa 43.

[31] Türk Istiklal Harbi, cild 2 (Batı Cephesi), Kısım 1, T.C. Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi dairesi, 1963, sayfa 119.

Ayrıca bakınız; Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Genel Kurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Başkanlığı Yayını, Ankara, sayı 2, vesika 29.

[32] M. Kemal Atatürk, Nutuk, 1961, cild 1, sayfa 47.

Ayrıca bakınız; TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, cild 1, sayfa 15. (Meclis Tutanakları)

– Türk Istiklâl Harbi, cild 2 (Batı Cephesi), Kısım 1, T.C. Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi dairesi, 1963, sayfa 119.

***

5’inci dipnota ek olarak, M. Kemal’in şehzade Ömer Faruk Efendi’yi Inebolu’dan geri çeviren telgrafın Türkçesi:

6/497 Makine başında

Inebolu’da şehzâde-i necâbetpenah Ömer Faruk Efendi Hazretlerine:

Anakara: Bilâ 27 Nisan 1337 16/15 Abdi.

“Telgrafnâme-i necâbetpenahilerini kemâli memnuniyetle aldık. Zatı fahimânelerinin Anadolu’yu teşrif buyurmaları, emsâli müessife-i tarihiyye delâleti ile sâbit olduğu üzre erkân-ı saltanat-ı seniyye arasında bazı sû-i telâkkiyata mahal verebileceğine ve vahdet-i milliyeyi yeniden teşevvüşe düşürmek suretiyle de fevkalâde dâi-i mahâzır olacağı muhakkak olduğundan vatan ve milletin bütün Hanedân-ı Saltanat-ı Seniyye erkânının hizmetlerinden istifade edecekleri zamanın hulûlüne intizaren şimdilik Istanbul’da temdid-i ikâmet buyurmaları meftûr oldukları muhabbet-i vataniyye iktizasından görüldüğü maalihtiram arzolunur efendim.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

M. Kemal

27 Nisan 1337 (1921)

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Benzer konular için “Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık kitabımızda yer alan şu konulara bakılabilir:

– Milli Mücadele’yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı – 1 (14 Bölüm) (sayfa 154)

– Vahdettin Atatürk’e kaç para verdi? – Mehmet Altan yazıyor (sayfa 184)

– Dürrizâde Fetvası Ingiliz baskısıyla verilmiştir (4 Bölüm) (sayfa 185)

– Tarihe ışık tutan Avni Paşa’nın hatıratı çıktı (sayfa 196)

– Sevr; “Proje”dir ve onaylanmamıştır, benimsenmemiştir (13 delil) (sayfa 199)

– Vahidüddin zaferi Ayasofya’da kutladı – Sultana Hain diyenler utansın (sayfa 203)

– M. Kemal Atatürk tarafından aldatılan din adamlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü (4 Bölüm) (sayfa 204)

– Milli Mücadele’de sadece Yunanlılara karşı savaştık (5 Bölüm) (sayfa 215)

– M. Kemal dost mu, yoksa düşman mı ? Cevabı kendisi versin (sayfa 324)

– M. Kemal’in Milleti ve Meclisi aldattığının delili (Nutuk’tan) (sayfa 353)

– Kim Ingiliz dostu? Vahdettin mi, yoksa M. Kemal mi? (sayfa 355)

– Ve M. Kemal dini kullandığını itiraf ediyor (Türk Tarih Kurumu kaynaklı) (sayfa 357)

– M. Kemal kendini ele veriyor (Bu kadar da olmaz) Cuma günü tatil günü meselesi (sayfa 377)

– Osmanlı’yı Atatürk yıkmadı yalanı (sayfa 419)

– Vahidüddin (rh.a.) : “M. Kemal bize ihanet etti” (sayfa 432)

– M. Kemal Atatürk Osmanlı Devleti’ne darbe yapmıştır (13 Bölüm) (Mutlaka okunmalıdır) (sayfa 433)

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*