Şeriat ile yönetilen Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü

Şeriat ile yönetilen Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü

Bu konu, “Osmanlı Devleti dini kullanıyordu, din özgürlüğü yoktu, özgürlük M. Kemal Atatürk ile geldi,  bu ülkede gayr-i müslimlerden ötürü Şeriat ile yönetilemeyiz” diyenlere cevaptır.

Konuyu 25 bölüm halinde paylaşıyoruz…

***

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 1

(Bir avuç toprakta, bir avuç insanı dahi yönetemeyen kemalizm rejimine ithaf olunur.)

***

Üç kıta üzerinde 10-50 derece Kuzey enlemleri ile 10-60 derece Doğu boylamları arasında uzanan Osmanlı devleti, saha ve genişlik itibariyle bir kıta görünümünde olmasına; çeşitli tabiat ve iklim şartlarıyla; tebaasının (vatandaşının) din, dil, mezhep, ırk gibi çok farklı bünyelere sahip bulunmasına rağmen onları, dünya devletlerinden çok azına nasip olmuş bir adaletle idare edebilmişti.[1]

Osmanlı Devleti’nde gayr-i müslimlerin coğrafi dağılışı için iki ayrı tablo çizmek gerekir. Bunlardan biri, gayr-i müslimlerin din ve mezheb bakımından coğrafi dağılışı, diğeri de etnik bakımdan coğrafi dağılıştır. Birinci grup için şöyle bir tablo çizilebilir:

1. Hıristiyanlar

a. Katolikler

Latinler (ayin ve ibadetlerini Latince yapan Avrupa milletleri)

Katolik Ermeniler

Katolik Gürcüler

Katolik Süryaniler

Kildaniler

Maruniler

Kıptiler

Katolik Rumlar

b. Katolik olmayanlar

Ortodokslar (Pavlaki, Thondraki, Selikian, ve Bogomiller)

Gregoryenler

Nasturiler

Yakubiler

Melkitler

Mandeiler

***

2. Museviler

a. Rabbaniler

b. Karailer

c. Samiriler

***

3. Sabiiler

Osmanlı Devleti’ndeki gayr-i müslimlerin din ve mezheb bakımından coğrafi dağılışlarının tafsilatına girmeden onların, etnik bakımdan olan coğrafi dağılışlarını da sadece isim olarak vermek istiyoruz. Buna göre:

1. Rumlar

2. Yunanlılar

3. Bulgarlar

4. Pomaklar

5. Sırplar

6. Hırvatlar

7. Karadağlılar

8. Bosnalılar

9. Arnavutlar

10. Macarlar

11. Polonyalılar

12. Çingeneler

13. Ermeniler

14. Gürcüler

15. Süryaniler

16. Kildaniler

17. Araplar (Maruni, Melkit vs.)

18. Yahudiler

19. Romenler

20. Türkler (Gagavuzlar)

21. Kıptiler

22. Habeşler[2]

Verdiğimiz bu tablolardan da anlaşılacağı üzere Osmanlı Devleti, gerek din, gerek mezheb gerekse ırk bakımından birbirlerinden farklı pek çok unsuru idare ediyordu. Özellikle ulaşım bakımından günümüzle mukayese edilemeyecek derecede imkansızlıklar içinde bulunan o asırların dünyasında bunca farklı sosyal ve kültürel yapıya sahip insanı idare etmek ve bir arada insanca yaşamalarını temin etmek zannedildiği kadar kolay değildi.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Geniş Bilgi için bk. Şinasi Altundağ, Osmanlı İmparatorluğunun Vergi Sistemi Hakkında Kısa Araştırma, Ankara 1947, sayfa 189.

[2] Geniş bilgi için bk. Yavuz Ercan, Türkiye’de XV ve XVI. Yüzyıllarda Gayr-i müslimlerin Hukuki, İçtimai ve İktisadi Durumu, Belleten (1983), XLVII/188, sayfa 1127- 1130.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 2

Gerek arşiv belgelerinden, gerekse yerli ve yabancı diğer kaynaklardan anlaşıldığına göre Osmanlı Devleti ve onun asil unsuru olan Müslüman tebaası (vatandaşı), Müslüman olmayan tebaasının haklarına riayet ettiği gibi, bu hakların kullanılması esnasında ortaya çıkacak bir müdahale, ister bir Müslüman, isterse başka bir gayr-i müslimden gelsin fark etmiyordu. Bu konuda birçok belge ve kanunname maddesi bulunmaktadır. Bununla beraber konuyu daha fazla uzatmadan bir örnekle yetinmek istiyoruz:

7 Receb 972 (9 Şubat 1565) tarihini taşıyan, Rum Beylerbeyi ile Sivas ve Divriği kadılarına gönderilen bir hükümde, Divriği’ye bağlı bir Hıristiyan köyünden Mehmed ile Himmet adında Müslüman iki sipahinin zimmilere (devletin Müslüman olmayan vatandaşı) haksızlık ettikleri ve köylülerden fazla para aldıkları tespit edildiğinden, bu adamların ellerinden bir daha geri verilmemek şartıyla tımarlarının alınması ve zimmilerin haklarının istirdad edilmesi emrolunmaktadır.[1]

Bu hükümden anlaşıldığına göre, sipahilerin, Hıristiyan vatandaşlara yaptıkları haksızlık, anında ortadan kaldırıldığı gibi, kanun gereği kendilerine de bir daha tımar verilmemek üzere büyük bir ceza verilmiştir. Dönemin sosyal ve ekonomik şartları göz önüne alındığı zaman bu cezanın ne denli büyük olduğu anlaşılır.

 

**********

 

KAYNAK:

[1] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Mühimme Defteri, nr. 6. sayfa 305.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 3

Benzer bir hüküm de Çorum Beyi’ne gönderilmiştir. 21 Cemaziyülevvel 972 (25 Aralık 1564) tarihini taşıyan bu hükme göre, 3300 akça tımara tasarrufu olan Veled adındaki sipahi, reayaya (halka) zarar vermek ve onlara haksızlık etmek suretiyle yetkilerini aşıyormuş. Durumu, müfettiş kadılar tarafından sabit görüldüğünden, yaptığı haksızlığa uygun bir ceza olarak, kendisinin İstanbul’a gönderilmesi ve kürek cezası ile cezalandırılması emredilmektedir.[1]

Bu arada Trabzon’da yaşayan Ermeni vatandaşların şikayetleri, muhtemelen bir mezheb farklılığını gündeme getirmiş olmalıdır. Buna göre şikayet sahipleri, eskiden beri kilise ve okullarında hem ayinlerini icra ediyor, hem de çocuklarını okutuyorlarmış. Bu şikayetleri yerinde bulan ilgililer, onların haklarını koruma hususunda gerekenleri yapmaktan geri kalmamışlardı.[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Mühimme Defteri, no. 6, sayfa 251.

[2] “Medine-i Trabzon reayalarından haraç-güzar olan Ermeniyan taifelerinden Girg (?) ve keşişleri Evans ve tevabileri bi-isrihim meclis-i şer’-i ile ayinlerimizi icra ve çocuklarımızı ta’lim ve taallum ettirmeye hala medine-i mezburda mütemekkin Ermeni Karabaşısı Kirkor ve Dedeoğlu Kirkor ve terzi Ovak (?) kendi zu’m-i bâtıl ve fasidleriyle hile-i batılalarından bizleri öteden beri ve ma’bedleriniz olan kenise (kilise) ve tamilhanelerimizede ayinlerimizi icradan men’ ve def’ ve fuzuli ızrar ve taleb-i raşvet daiyesinde olmalarıyla ber nehc-i şer’i lede’s-sual taaddilerinin men’ ve ref’i metlubumuz dediklerinde mesfur Karabaş ve tevalilerine lede’s-sual ayinlerini keniselerinde ve talim-hanelerinde rahiblerini ikrar etmeleriyle kenise-i mezkur ve talimhanelerinde ayinleri üzre icra etmeden men ve ref’ etmemeleri ile tenbih olunup, ba’dezin vechen mine’l-vücuh taaddi etmeyüp ayinlerini icar eylemek içün ber mucib-i fetvay-ı şerif izin ve ruhsat verildiği ma-vaka bi’t-taleb ketb ve ita olundu.”

(21 Zilhicce 1243), TSMA, Trabzon 1957, vr, 25b.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 4

***

Gayr-i müslimlere müsamaha, Osmanlı’nın devlet politikasının en önemli özelliğidir. Bu politikaya devletin kuruluşundan itibaren riayet ediliyordu. Bu bakından, Osmanlılar’ı sevmemekle birlikte Gibbons, aşağıdaki sözleri söylemekten kendini alamaz:

“Evvelki Osmanlıları, Bizanslılar ve Balkan Yarımadası’ndaki sair unsurlarla mukayese ettiğimiz zaman, Osmanlıların da Hıristiyan kitlesini tebaa edinen Orhan, zorla din değiştirme teşebbüsünde bulunmayacak kadar akıllı idi.”[1]

Orhan Gazi, bundan başka türlü de davranamazdı. Zira mensubu bulunduğu din ile babasının uygulamaları, farklı bir muameleye rıza göstermezlerdi.

Aynı müellif, Osman Gazi için de şunları söyler:

“Mutaassıp tabiri dini gayret ile müteheyyic olmak (heyecana gelmek) ve dinini hayatta en birinci ve evvelki gaye yapmak” manasına alınırsa Osman mutaassıptı. Fakat ne kendisinin ne de doğrudan doğruya haleflerinin müsamahakarlığına söz yoktur. Eğer bunlar, Hıristiyanlara eza etmeye kalkışmış olsaydı, Rum kilisesi, yeni bir hayat nefhasına mazhar olacak ve Osman, Osmanlı ırkını meydana getiren yeni mühtedileri kazanamayacaktı.[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Herbert Adams Gibbons, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, trc. Rağıp Hulusi, İstanbul 1928, sayfa 58.

[2] Herbert Adams Gibbons, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, trc. Rağıp Hulusi, İstanbul 1928, sayfa 38.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 5

Hıristiyan dünyada, değil başka dinden olanlar, aynı dini farklı mezheblerine bağlı olan insanların bile ölümden kurtulamadığı bir dönemde Osmanlı diyarında insanlar, ahenk ve barış içinde yaşıyorlardı. Nitekim yine Gibbons, bu konuya temasla:

“Yahudilerin toptan öldürüldüğü ve Engizisyon mahkemelerinin ölüm saçtığı bir devirde Osmanlılar, idareleri altında bulunan çeşitli dinlere bağlı kimseler barış ve ahenk içerisinde yaşatıyorlardı. Onların müsamahakarlığı, ister siyaset, ister halis insaniyet duygusu isterse lakaydi neticesi meydana gelmiş olsun, şu vak’aya itiraz edilemez ki, Osmanlılar, yeni zaman tarihinde milliyetlerini tesis ederken dini hürriyet umdesini (prensibini) temel taşı olmak üzere vaz’etmiş (koymuş) ilk millettir. Ardı arkası kesilmeyen Yahudi ta’zibatı (işkencesi) ve Engisizyona resmen yardım mesuliyeti lekesini taşıyan asırlar esnasında Hıristiyan ve Müslümanlar, Osmanlıların idaresi altında ahenk ve bakış içinde yaşıyorlardı” der.

 

**********

 

KAYNAK: Herbert Adams Gibbons, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, trc. Rağıp Hulusi, İstanbul 1928, sayfa 63.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 6

Osmanlı dönemi günlük hayatını çok parlak ve canlı tasvirlerle bize aktaran Raphaela Lewis, Osmanlıların, Müslüman olmayan vatandaşlarına karşı olan muamelesini şu ifadelerle dile getirir:

“Osmanlı idaresinin insani yönünü ortaya koyan bir faktör de şudur: Kendi idaresi altında yaşayan Hıristiyan ve Museviler vergilerini zamanında verdikçe ve Müslümanları kızdıracak kışkırtıcı bir harekette bulunmadıkça onlara en güzel bir şekilde muamele etmek”[1]

Bu ifadeler, aslında sadece Hıristiyan ve Museviler için değil, Müslümanlar için de geçerlidir. Zira herhangi bir Müslüman, vergisini vermediği veya başka dinden olan birisine hakaret edip onu rencide ettiği zaman aynı cezaya çarptırılırdı.

 

**********

 

KAYNAK:

[1] Raphaela Lewis, Osmanlı Türkiyesinde Gündelik Hayat, trc. Mefkure Poroy, İstanbul 1973, sayfa 39.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 7

İslam araştırmaları sahasında büyük bir mütehassıs (uzman) olarak kabul edilen Brockelmann ise Osmanlı müsamahasına şu ifadelerle temas eder:

“Müslüman Türkler, fetihleri esnasında isteselerdi Hıristiyanlığı tamamen yok edebilirlerdi. Fakat mensubu bulundukları din, buna müsaade etmez. Bu yüzden Fatih Sultan Mehmed, nasıl ki daha önce dedeleri, kendi kilise teşkilatında serbest bırakmak suretiyle, Bulgarları rahatsız etmedilerse o da eski dini gelenekle tanınmış İslami devlet görüşüne de tamamıyla uygun olarak Ortodoks Rum ruhani sınıfının silsile-i meratibini bütün selahiyetleri ile tanıdı. Hatta o, Hıristiyanlar üzerindeki medeni hukuk alanında kaza hakkını tanımak suretiyle kilisenin nüfuzunu arttırdı bile.”

 

**********

 

KAYNAK:

C. Brockelmann, İslam Milletleri ve Devletleri Tarihi, tercüme eden Neşet Çağatay, Ankara 1964, cild 1, sayfa 258.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 8

Osmanlı idaresi, vatandaşı bulunan gayr-i müslimlerin sadece din, gelenek, örf ve eğitim gibi konulara hasredilen hürriyetlerini sağlamakla kalmamış, aynı zamanda onların, ekonomik bakımdan da refah düzeyi yüksek bir yaşantıya sahip olmalarını hedeflemişti. Hatta bu sebepledir ki, Hıristiyanlar çalışmıyor ve alışveriş yapmıyorlar diye Pazar gününe tesadüf eden semt pazarının gününü, başka bir gün ile değiştirmek suretiyle onların mağdur olmalarını önlemeye çalışıyordu.

 

**********

 

KAYNAK:

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), C. Belediye, nr. 1592.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 9

Osmanlılar, idareleri altında bulunan milletlerin iç yapılarına (din, örf ve adet) müdahalede bulunmazlardı. Bu yüzden azınlıkların muhtariyeti, günümüz dünya ülkelerindeki azınlıklardan birçoğununki ile mukayese edilmeyecek durumda idi. Herkes kendi dininin icaplarını en ufak bir engelle karşılaşmadan yerine getirebiliyordu. Şark Ortodoks mezhebindeki Hıristiyanların can ve mal güvenliği emniyet altında idi. Onlar, tamamiyle Patriğe bağlı idiler.

O, piskoposları azledebiliyor, suç işleyen Hıristiyanları cezalandırabiliyordu. Nitekim 14 Cemaziyelahir 1016 (6 Ekim 1607) tarihli İstanbul, Galata, Haslar ve Üsküdar kadılarına yazılan bir hükümden bu husus açıkça anlaşılmaktadır.

 

**********

 

KAYNAK:

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Mühimme defteri, no. 76, sayfa 9.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 10

Osmanlı Beyliği, fethettiği yerlerdeki halkla kaynaşarak ve yaşantılarına karışmayarak vicdan hürriyetine saygı gösterdiği gibi daha önceki idarecileri tarafından ağır vergiler altında ezilmiş bulunan Müslüman olmayan vatandaşından belli bir vergi (cizye) almakla yetiniyordu. Devlet, kanunlara aykırı olan keyfi hiçbir muameleye müsaade etmiyordu. Nitekim 1595-1640 yıllarını ihtiva eden kronolojisinde Kemahlı Rahib Grigor, Sultan I. Ahmed’den bahsederken aynen şu ifadeleri kullanır:

“Sultan Ahmed sulhsever, şefkatli, dindar ve Hıristiyanlara karşı muhabbetli bir padişah idi. Vezirlerden biri, Ermenileri kürek akçası vergisin tabi’ kıldığı vakit, cami inşaatında çalışmakta olan Ermeniler, padişaha şikayet ettiler. Alınan para padişah iradesiyle geri verildikten maada (başka), sözü geçen vezirin kellesinin uçurulmasına ramak kaldı. Padişah, papazları çağırarak ne kadar para alındığına dair makbuzları sordu ve vergilerin geri verilmesini irade etti. Padişah emri ifa edilerek verilen para son puluna kadar geri alındı.”[1]

Bu anlayış ve hareket tarzlarından dolayıdır ki, Osmanlı Türklerinin süratle ilerlemeleri ve fethedilen bölge halkının bu yeni idareyi kendi idarelerine tercih etmelerine sebep olmuştur. Gerçekten, gerek Sultan II. Murad, gerekse oğlu Fatih Sultan Mehmed zamanında Müslüman olmayan birçok vatandaş, gördükleri hizmet karşılığı birçok vergiden muaf tutularak onların daha az mali mükellefiyetle karşı karşıya gelmelerini sağlamıştı. Nitekim 11 Cemaziyelahir 869 (17 Mayıs 1456) tarihini taşıyan bir ferman, derbent bekleyen yirmi kadar Hıristiyan’ın haraç, ispenç, koyun adeti, konak ve hisar yapmak, ula ve suhreden muaf olduklarını göstermektedir.[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Hrand D. Andreasyan, “Bir Ermeni Kaynağına Göre Celali İsyanları”, Tarih Dergisi (1962-1963), XIII/17-18, 29.

[2] Topkapı Saray Müzesi Arşivi, no. 10737/1.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 11

(Biz değil, Amerikalı tarihçi söylüyor… O da mı yobaz? Hani özgürlük M. Kemal ile gelmişti?? M. Kemal, bırak müslüman olmayanlara bu hakları vermeyi, müslümanları şapka muhalifi diye asıyordu. Bu mu özgürlük??)

***

Benzer uygulamalarla ilgili, ilk dönem Osmanlı kaynakları (Aşık Paşazade, Neşri gibi) ile arşiv belgelerinde epey bilgi bulunmakla birlikte biz, Hıristiyan bir müellifin bu konudaki sözlerine yer vermek istiyoruz:

“Yirmi muhtelif ırka mensup halk, Süleyman (Kanuni Sultan Süleyman)’ın hakimiyeti altında, sızıltısız, gürültüsüz, yaşadılar. Reayanın, Müslüman olmayanlar dahil, arazi sahibi olmalarına cevaz verildi. Buna mukabil onlara bazı mükellefiyetler yükledi. Birçok Hıristiyan, vergileri ağır ve adaleti kararsız olan Hıristiyan ülkelerindeki yurtlarını bırakarak Türkiye’ye gelip yerleştiler.”[1]

Osmanlı’nın hoşgörü ve müsamahasını ortaya koyan 17 Cemaziyelahir 1222 (22 Ağustos 1807) tarihli bir arşiv belgesi,[2] bu devletin, Hıristiyan din adamlarının kendi dindaşları arasında faaliyet gösterebileceğine, sadaka toplayabileceğine işaret ettiği gibi, bu insanlardan herhangi bir verginin alınmayacağını da emretmektedir. Tur-i Sina keşiş ve rahiplerinden bahseden bu belgeye göre bunlar, dindaşlarından sadaka toplayabilmek için memleketi dolaşacaklardır. Kendilerinden baç, haraç vs. gibi vergilerin alınmaması gerektiğini ifade eden belgeye göre gerek kadı, gerek mirmiran, gerek mütesellim ve gerekse diğer yetkililerden hiç biri bunlara müdahalede bulunamayacaktır.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Fairfax Downey, Kanuni Sultan Süleyman, Tercüme: Enis Behiç Koryürek, İstanbul 1975, sayfa 99.

[2] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.) C. Adliye, no. 125.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 12

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Bosnalı Hırıstiyanların yeni kiliseler inşasına izin verilmesinden dolayı Osmanlı Sultanına gönderdikleri Sırpça teşekkür mektubu görülmektedir.

***

Hani özgürlük yoktu? Hani Osmanlı Devleti’nde din kullanılıyordu?

 

**********

 

KAYNAK:

Sultan Abdülmecid Han, 16 Nisan 1853, Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.) İ. Hâriciye 4860_5

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 13

***

***

Bosna’da üç adet manastır müdürünün yeni kiliseler inşasına izin verilmesinden dolayı Osmanlı Sultanına gönderdikleri Sırpça teşekkür mektubu görülmektedir.

***

**********

 

KAYNAK:

Sultan Abdülmecid Han, 20 Mayıs 1853, Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.) İ. Hâriciye 4860_4.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 14

Bosna’nın Yenipazar şehrindeki kilise inşaatının tamamlanması için hazine tarafından yardım yapılmasını emreden Sultan Abdülaziz Han’ın fermanı

***

“Ma‘rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki Enmile-pîrâ-yı ta‘zîm olan işbu tezkire-i sâmiye-i âsafâneleriyle evrâk-ı melfûfe manzûr-ı şevketmevfûr-ı cenâb-ı şehinşâhî buyurularak yine savb-ı sâmî-i Sadâret-penâhîlerine iâde kılınmış olmağla ol bâbda emr u fermân Hazreti veliyyü’l-emrindir.”

***

Devletçe yapılan yardımdan dolayı Hırıstiyan ahalinin Sırpça teşekkür mektubu

***

 “Atûfetlü efendim hazretleri

Yenipazar sancağında kâin Taşlıca kazâsına tâbi‘ Princan mevki‘inde ahâlî-i Hırıstiyan tarafından inşâ olunan kilisenin ikmâl-i noksânı içün atıyye-i seniyye olarak mahallî mal sandığından verilmiş olan akçadan dolayı teşekkürü mutazammın ahâlî-i merkûme cânibinden tanzîm kılınan mahzar ile kazâ-i mezkûr Meclis-i ıdâresi’nin mazbatası gönderildiğine dâir Bosna vilâyeti vâlîsi devletlü paşa hazretlerinin vürûd eden tahrîrâtı mücerred manzûr-ı me‘âlî-mevfûr-ı cenâb-ı cihânbânî buyurulmak üzre mahzar ve mazbata-i mezbûre ile berâber arz u takdîm kılındığı beyânıyla tezkire-i senâverî terkîm kılındı efendim.”

 

**********

 

KAYNAK:

Sultan Abdülaziz Han, 2 Şubat 1872, Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.) İ. Hâriciye 15049.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 15

Sultan 1. Ahmed Han’in Boğdan voyvodasına vladika, metropolit ve papazların ibadetlerine karışılmaması hakkındaki hükmü

***

 Ey kemalistler, ders alın…

***

Boğdan voyvodasına hüküm ki

Vilâyet-i Boğdan’da vâkı‘ olan vladika ve metropolid ve sâyir papasları kadîmden âyîn-i bâtılları üzre kenîsâlarında ve ol cânibin re‘âyâlarına vâkı‘ olan husûsların göregelmişken ve manastırları dahı zabt edüp âharın alâkası ve müdâhalesi yoğiken hâliyâ âyînleri üzre mâbeynlerinde olan ruhbânlıklarına hâricden dahl olunduğun bildirüp mukaddemâ emrim dahı verilmekle istid‘â-yı inâyet eyledikleri ecilden min-ba‘d kadîmden olagelene muhâlif re‘âyâ ve berâyâya zulm ü teaddî olunduğuna rızâ-yı hümâyûnum yokdur. Olageldiği üzre amel olunmak emr edüp buyurdum ki:

Vardukda, emrim üzre âmil olup min-ba‘d vilâyet-i mezbûrda olan kenîsâlardaki vladika ve metropolid ve sâyir papasları âyîn-i bâtılları üzre düşen husûsların görüp min-ba‘d olagelene muhâlif mâbeynlerinde olan umûrlarına hâricden kimesneyi müdâhale etdirmeyesin ve Rum patrikânı tarafından dahı dahl olunup rencîde ederler imiş onlar dahı kadîmden müdâhale etmemekle min-ba‘d olagelmişe muhâlif kimesneye iş etdirmeyesin.

[Tarih: 1026 / 1617]

***

Günümüz Türkçesi’yle:

Boğdan Voyvodasına hüküm ki:

Boğdan’da bulunan vladika, metropolit ve sair papazlar kiliselerinde ayinlerini bu güne kadar yapagelmiş iken, şu an dışarıdan müdahale olduğunu bildirdiler. Bunlara zulmedilmesine rızam yoktur. Olageldiği üzere amel olunmasını emredip buyurdum ki:

Bundan böyle vladika, metropolit ve sair papazların kiliselerinde icra ettikleri ayinlere ve kendi aralarındaki işlere hiç bir kimseye hatta Rum patriklerine bile müdahale ettirmeyesin.

 

**********

 

KAYNAK:

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.), Mühimme Defteri 82, hüküm 87.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 16

Osmanlı topraklarında yerleşmek isteyen gayrimüslimlerin Knin, Podgoriye, Lika, Karin ve Bukoviçe’de iskân edilmelerine dair belge

***

Günümüz Türkçesiyle:

Osmanlı topraklarındaki Knin Kalesi yakınlarına gelip, hane başı her yıl devlete vergi vermek ve içlerine subaşı sokulmamak kaydıyla iskân olunmak için yer talep eden gayrimüslimlere Podgoriye, Lika, Karin ve Bukoviçe nahiyelerinde fazladan bulunan yerlerden birer miktar yer verilip iskân edilmeleri için Klis beyine gönderilen hüküm.

***

Eski Türkçe ile:

Klis beyine hüküm ki

Dâru’l-harbden Isterin kâfirlerinden iki yüz hâne gelip Kale-i Knin kurbunda konup hâneden hâneye her yıl mîrîye ikişer filori ve beylere hâneden hâneye otuzar akçe vergi verip; içlerine subaşı girmemek şartıyla yine dâru’l-harbden Kale-i Bihke ovasından ve civarından sekiz yüz hâne gelir deyu temekkünleriyçin yer taleb etdikleri ve Obrovaca Kalesi kurbunda Podgoriye Nahiyesi’nde ve Gradliçe’ye tâbi Lika Nahiyesi’nde ve Karin ve Bukoviçe Nahiyelerinde eski sahiblerinden ziyade olan yerlerden ifrâz olunup mezbûrlara verilmek münasib olduğu ilâm olunmağın buyurdum ki

Vusûl buldukda, zikrolunan nahiyelerden vâki olan yerlerden eski sahiblerine kifâyet mikdarı yer tayin edip ol dâru’l-harbden gelenlere şart-ı mezbûr üzere birer mikdarı yer verip ve hırâset etdirip temekkün etdiresin.

Fî 21 Ca. sene 976/ [11 Kasım 1568]

 

**********

 

KAYNAK:

A. DVNS. MHM. d [Mühimme Defterleri], no: 7, hüküm no: 2468.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 17

 İrlanda’da meydana gelen kıtlık sebebiyle Osmanlı Devleti’nin (Sultan Abdülmecid Han) yaptığı yardımdan dolayı ülkenin soyluları, ileri gelenleri ve halkının gönderdiği teşekkür mektubu [solda]. Drogheda United futbol kulübünün Ayyıldız’lı amblemi [sağda]

***

 Mektup:

“Bizler İrlanda’nın soyluları, ileri gelenleri ve halkı olarak; Osmanlı Padişahı’na, yaşadığımız kıtlık felaketi sebebiyle yaptığı cömertçe yardımdan dolayı şükran ve minnetlerimizi sunuyoruz. İçinde bulunduğumuz ölüm ve açlık tehdidinden kurtulmak için diğer ülkelerin yardımına başvurmamız kaçınılmaz olmuştur. Osmanlı Padişahı’nın bu yardım çağrısına verdiği cömertçe cevap Avrupa devletlerine de örnek olmuştur. Bu isabetli davranış sayesinde pek çok kişi ferahlamış ve ölümden kurtulmuştur. Onlar adına teşekkürlerimizi sunuyor ve bizlerin başına gelen bu sıkıntıların, Osmanlı Padişah’ı ve ülkesinin başına gelmemesi için dua ediyoruz.”[1]

Lozan’da bizimle alâkalı müzakereler yapılırken Yahya Kemal de orada imiş. Avrupalı bütün delege ve temsilciler bizim aleyhimize oy verirken, sadece İrlanda temsilcisi her oylamada bizim lehimize parmak kaldırıyormuş. Bu durum şairimizin dikkatini çekmiş ve bir fırsatını bulup kendisine; “Herkes bizim aleyhimizdeyken, siz her seferinde lehimize oy kullanıyorsunuz; bunu niçin yapıyorsunuz?” diye sormuş. İrlandalı Yahya Kemal’in yüzüne şöyle bir bakmış ve; “Böyle yapmaya mecburum. Benim gibi her İrlandalı da buna mecburdur. Biz bir yandan açlık ve kıtlıktan kırılıp, bir yandan salgın hastalıkla boğuşurken (1845-1849) diğer Avrupalılardan hiçbir yardım ve destek görmedik. Ama sizin Osmanlı dedeleriniz, yardım olarak hem para hem de gemiler dolusu erzak gönderdiler. O zor günlerde bize insanca, dostça uzanan eli asla unutamayız. Siz her zaman desteklenmeye lâyık bir milletsiniz; bunu çok iyi hak ediyorsunuz!” diye cevap vermiş… Ayrıca Drogheda’nın Belediye başkanı Alderman Frank Goddfrey de, şehir ambleminin Osmanlı hilâl ve yıldızı olduğunu hatırlatarak “Şükran plâketimiz, iki ülke insanlarının dostluk sembolü olacaktır, ümidindeyim. Dostumuz Türkiye’yi en kısa sürede Avrupa Birliği içinde görmek istiyoruz.” dedi. Kıtlık ve Açlık Müzesi müdürü de, Türk halkına ve Osmanlı Devletine minnettar olduklarını vurguladı.[2]

İrlanda’ya Osmanlı yardımının etkisi öylesine büyük olmuş ki Şehrin ve ülkenin ünlü futbol kulübü Drogheda United’ın simgesinde de ayyıldız kullanılmış.[3]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Sultan Abdülmecid Han, Başbakanlık Osmanlı Arşivi, (BOA.), İ. Hâriciye, Millî Emlak’tan Devralınan Belgeler, No:12, [1847], Fotoğraf (solda).

[2] Aylık ilim ve kültür dergisi “Sızıntı”, Safvet Senih, İrlandalıların Osmanlılara Teşekkürü, Ekim 2007, Yıl: 29, Sayı: 345.

[3] Fotoğraf (sağda).

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 18

Cava hükümdarının Osmanlı vatandaşlığına geçme talebi üzerine, talebin yerinde araştırılması için güvenilir bir memurun görevlendirilmesi ve yapılan araştırmanın sonucuna göre isteğin değerlendirilmesi hakkında karar

***

(Yabancı “Hükümdar” bile Osmanlı devletine vatandaş olmak ister, bizim kemalistler de (haşa) ağız dolusu söver)

Cava hükümdarının Osmanlı vatandaşlığına geçme talebi üzerine, talebin yerinde araştırılması için güvenilir bir memurun görevlendirilmesi ve yapılan araştırmanın sonucuna göre isteğin değerlendirilmesine karar verilir.

Atûfetlü efendim hazretleri

Bilâd-ı Cava hükümdarı tarafından atebe-i ulyâ-yı hazreti Hilâfet-penâhîye olarak vârid olan arîza iktizâ-yı emr u irâde-i seniyye-i cenâb-ı pâdişâhî üzre terceme etdirilerek ve getiren âdemin ifâdâtı dahi kaleme aldırılarak Meclis-i Vâlâ’ya havâle olunmasıyla ol bâbda kaleme alınan bir kıt‘a mazbata melfûf kâğıd ile beraber manzûr-ı âli buyrulmak içün takdîm kılındı. Me’âl-i mazbatadan müstefâd olduğu vechile hükümdâr-ı müşârun-ileyh sâye-i ihsân-vâye-i hazreti şâhânede tâbi‘iyyet-i saltanat-ı seniyye şerefine mazhariyyet emel ve arzûsunda bulunmasıyla is‘âf-ı niyâzı muvâfık-ı şân-ı şevket-nişân-ı hazreti pâdişlâhî olup ancak böyle bir hükûmet hakkında şu derece iş‘âr ve ifâde ile icrâ-yı levâzım-ı metbû‘iyyet muvâfık-ı usûl olamayacağından işbu arîzasına îcâbı vechile cevâb sûretiyle tahrîrât yazılarak gelen âdemleri Yemen vâlisi devletlü paşa hazretlerine terfîkan Yemen’e gönderilip ve oradan dahı devletce sıfât-ı resmiyyesi olmayarak yanlarına bir münâsib me’mûr katılup hükümdâr-ı müşârun-ileyh cânibine irsâl ile keyfiyyât-ı mevcûdesi ve derece-i maksad ve niyeti lâyıkıyla öğrenilip iş‘ârı vechile cihet-i irtibât ve tâbi‘iyyete niyet-i sahîhası anlaşıldığı hâlde onun üzerine şerâyit-ı tâbi‘iyyete dâ’ir ruhsat-ı lâzıme ve kâfiye ile bir mu‘teber ve mu‘temed âdemi alınarak bu tarafa vürûd ile

keyfiyyetine ma‘lûmât-ı yakîniyye istihsâl olundukdan sonra iktizâ-yı hâlin icrâsı ve me’mûr-ı merkûma i‘tâsı lâzım gelecek ta‘limât bu tarafda kaleme alınarak manzûr-ı âli buyruldukdan sonra müşârunileyh hazretlerine verilmesi ve gelen âdemlerinin hîn-i avdetlerinde yevmiyeleri kat‘ olunacağından buna mukâbil masârif-i seferiyyelerine medâr olmak üzre cânib-i Hazîne-i Celîle’den münâsibi mikdâr harc-ı-râh ihsân buyrulması tezekkür olunmuş ve bu adam vâlî-i müşârun-ileyh hazretlerini götürecek vapura irkâben Mısr’a gönderilmek üzre yanında bulunan on bir nefer tevâbi‘iyle kendisine yol harclığı olarak on beş bin guruş mıkdarı atiyye-i seniyye ihsân buyrulması ınâyet-i cihân-şumûl-i cenâb-ı

Hilâfet-penâhîye şâyân olacağı tahattur kılınmış ise de ol bâbda her ne vechile emr u fermân-ı Hazreti cihân-bâni müte‘allik ve şeref-sudûr buyurulur ise mantûk-ı celîli üzre hareket olunacağı beyânıyla tezkire-i senâverî terkîm kılındı efendim.

Fî 16 Safer [12]68.

***

Marûz-ı çaker-i kemineleridir ki

Enmile-zîb-i ta‘zîm olan işbu tezkire-i sâmiye-i âsafâneleriyle zikr olunan mazbata ve kâğıd manzûr-ı şevket-mevfûr-ı hazreti pâdişâhî buyrulmuşdur. İstîzân-ı sâmi-i Sadâret-penâhîleri vechile arîza-i mezkûreye cevâb sûretiyle tahrîrât yazılarak gelen adamlar vâlî-i müşârun-ileyh hazretlerine terfîkan Yemen’e gönderilip ve oradan dahi devletce sıfât-ı resmiyesi olmayarak yanlarına bir münâsib me’mûr katılıp hükümdâr-ı müşârun-ileyh cânibine irsâl ile ber-minvâl-i muharrer keyfiyyetine ma‘lûmât-ı yakîniyye istihsâl olundukdan sonra iktizâ-yı hâlin icrâsı ve me’mûr-ı merkûma i‘tâsı lâzım gelecek ta‘lîmât bu tarafda kaleme alınarak manzûr-ı âlî buyruldukdan sonra müşârun-ileyh hazretlerine verilmesi ve gelen adam vapur-ı mezkûra irkâben Mısr’a gönderilmek üzre yanında bulunan tevâbi‘iyle

kendüsine ol mikdar atiyye-i seniyye i‘tâ olunması müte‘allik ve şeref-sudûr buyrulan emr u irâde-i seniyye-i cenâb-ı şehinşâhî muktezâ-yı münîfinden olarak mezkûr mazbata ve kağıd yine savb-ı âli-i âsafîlerine i‘âde kılınmış olmağla ol bâbda emr u fermân hazreti veliyyü’l-emrindir.

Fî 17 Safer [12]68 / [12 Aralık 1851], Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.), İ. Meclis-i Vâlâ 7706.

 

**********

 

KAYNAK:

Sultan Abdülmecid Han, 12 Aralık 1851, Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.), İ. Meclis-i Vâlâ 7706.

Belge; Fotoğraf. Bizdeki belgenin kalitesi düşük olduğundan pcteknik.net’ten aldığımız aynı belgeyi yüksek kaliteli olarak istifadenize sunduk.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 19

Beyrut ve Cebel-i Lübnan’daki muhtaçlar ile yetimhaneler için umumi mutfak açılıp erzak dağıtılması hususunda Meclis-i Vükelâ kararı

***

(Emirde, “müslüman muhtaçlar” denilmeyip sadece “muhtaçlar” ibaresinin yer alması, yardımda müslim ve gayr-i müslim ayrımı yapılmadığını göstermektedir.)

***

Beyrut ve Cebel-i Lübnan’daki muhtaçlar ile yetimhaneler için umumi mutfak açılıp erzak dağıtılması hususunda Meclis-i Vükelâ’da karar alınmıştır.

***

Meclis-i Vükelâ müzâkerâtına mahsûs zabıtnâme

Tarihi: 17 Cumâde’l-ûlâ sene [1]335

11 Mart sene [1]333

Hulâsa-i Meâli Kararı

Beyrut ve Cebel-i Lübnan’ın muhtâcîn ahâlîsini it‘âm ve eytâmhâneleri idâre içün umûmî matbahlar küşâdı ve erzâk tevzî‘i zımnında seferberlik tertîbinden Beyrut Vilâyetine iki bin ve Cebel-i Lübnan’a sekiz bin lira verilmesi ve keyfiyetin Harbiye ve Dâhiliye nezâretlerine tebliği tezekkür kılındı.

[12 Mart 1917], Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.), MV 207/17

 

**********

 

KAYNAK:

Sultan V. Mehmed Reşad Han, 12 Mart 1917, Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.), MV 207/17.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 20

Kırım’ın Kerc şehrinden hicret edip sığınma talebinde bulunan yahudilerin, Osmanlı Devleti’nde yaşayan diğer yahudilerle mezhep farkllıklarından dolayı, hahamları kendilerinden olmak üzere kabullerinin uygun görüldüğüne dair ferman

***

 Atûfetlü efendim hazretleri

Kerc’den bu tarafa hicret etmiş olan Yehûd cemâ‘atinin teba‘iyyet-i saltanat-ı seniyyeye kabûl olunmaları ve umûr-ı mezhebiyyece bura Yehûdîlerinden farkları olduğundan ayrıca bir sınıf i‘tibâr olunmaları istid‘âsına dâir i‘tâ etmiş oldukları arzuhâlin tercemesi meşmûl-i nazar-ı şevket-eser-i hazreti şehriyârî buyrulmak içün arz u takdîm kılındı. Cemâ‘at-i mezkûrenin burada bulunan Yehûd milletiyle mezhebce farkları olduğundan hahamları kendülerinden olmak ve mu‘âmelât-ı sâ’irede Zabtiye müşîri devletlü paşa hazretlerinin taht-ı idâresinde bulunmak üzre kendülerinin tâbi‘iyyet-i saltanat-ı seniyyeye kabûl olunmaları muvâfık-ı emsâl görünüyor ise de yine her ne vechile emr u irâde-i seniyye-i hazreti mülûkâne müte‘allik ve şeref-sünûh buyrulur ise ana göre hareket olunacağı beyânıyla tezkire-i senâverî terkîm kılındı efendim.

Fî 4 Z. sene [12]72

***

Ma‘rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki

Enmile-zîb-i ibcâl olan işbu tezkire-i sâmiye-i âsafâneleriyle zikr olunan terceme manzûr-ı âlî-i cenâb-ı mülûkâne buyrulmuş ve istîzân buyurulduğu vechile cemâat-i mezkûrenin hahamları kendülerinden olmak ve mu‘âmelât-ı sâ’irede müşîr-i müşârun-ileyh hazretlerinin taht-ı idâresinde bulunmak üzre kendülerinin tâbi‘iyyet-i saltanat-ı seniyyeye kabûl olunmaları müte‘allik ve şerefsudûr buyrulan emr u irâde-i seniyye-i hazreti pâdişâhî iktizâ-yı celîlinden bulunmuş ve mezkûr terceme yine savb-ı sâmî-i âsafîlerine i‘âde kılınmış olmağla ol bâbda emr u fermân hazreti veliyyü’lemrindir.

Fî 5 Z. [12]72 / [7 Ağustos 1856], BOA. I. Hâriciye 6857.

 

**********

KAYNAK: Sultan Abdülmecid Han, 7 Ağustos 1856, Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.), I. Hâriciye 6857.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 21

Kırım’ın Gözleve, Sivastopol ve Kerc şehirlerinde bir kısım halk Rusya korkusuyla Osmanlı Devleti’ne iltica etmek isteyen mültecilerin ulaşımı ve yerleştirilmelerini düzenlemek için oluşturulan komisyon tarafından hazırlanan mazbata

***

(Dünya’ya, bilhassa kemalistlere insanlık dersi)

Kırım’ın Gözleve, Sivastopol ve Kerc şehirlerinde bir kısım halk Rusya korkusuyla Osmanlı Devleti’ne iltica etmek niyetindedirler. Mültecilerin ulaşımı ve yerleştirilmelerini düzenlemek için oluşturulan komisyon tarafından hazırlanan mazbatada şu görüşler yer almaktadır:

“Bu halkın iltica taleplerinin kabulü uygundur. Mülteciler memleketlerindeki emlak ve varlıkları nı terk edeceklerinden, hangi milletten olursa olsun, kendilerine yeni mesken, ziraat aleti ve yiyeceklerinin sağlanması için Dobruca ve başka yerlerde arazi ve emlaklar ücretsiz tahsis edilecektir.”

Atûfetlü efendim hazretleri

Gözleve ahâlîsinden ekseri ve Sivastopol ve Kerc taraşarından dahi ba‘zıları, mesele-i hâzırada Rusyaluyu dil-gîr etmiş olmalarıyla yerlerinde kalmakdan havf u telâş ederek hicret emelinde bulundukları ve bu bâbda düvel-i müttefika taraşarından dahi ifâdât vukû‘ bulduğu cihetle bunların sûret-i nakl ü iskânı husûsuna dâ’ir mahsûs komisyon akdiyle kaleme alınan mazbata Meclis-i Meşveret’de kırâ’et olunup melce’ ü penâh-ı hâcet-mendân olan sâye-i Hilâfetpîrâye-i hazreti pâdişâhîye ilticâ arzûsunda bulunan ahâlî-i merkûmenin kabûlü meşmûl-i cihân olan merâhim ve eşfâk-ı seniyyeye muvâfık olacağından ve bunlar mahallerinde bulunan akâr ve emlâk ve sermâyelerini terk ile hicret edecekleri cihetle haklarında her dürlü müsâ‘adât-ı celîle ve a‘tâf-ı aliyye-i hazreti mülûkâne bî-dirîğ ve şâyân buyrulmak lâzım geleceğinden, hicret edecek ahâlî her ne milletden olur ise olsun âsâr-ı merhamet ve ınâyet-i seniyye-i cenâb-ı şehinşâhîden hisseyâb olmak ve sâye-i mekârim-vâye-i milkdârîde yeni başdan mesken ve me’vâ tedârikiyle esbâb-ı zirâat ve ta‘ayyüşleri tanzîmkılınmak içün Dobruca’da ve sâir münâsib yerlerde kendülerine lüzûmu olan arâzî ve emlâkin taraf-ı Devlet-i Aliyye’den meccânen tahsîs ve i‘tâ ve hayvânâtca ve tohumca ve sâ’ir levâzımâtca dahi mu‘âvenât ve müsâ‘adât-ı sâ’ire-i muktezıye icrâ olunmak üzre ahâlî-i merkûmeden bu arzûda bulunanların bir ân evvel hüsn-i tedbîr ile Balçık Iskelesi’ne nakl ü ihrâcları sûretinin ve ber-mûceb-i mazbata müteferri‘âtının sür‘at-i icrâsı beyne’l-huzzâr dahi tasvîb kılınmış olup çünki mu‘âhede-i umûmiyye tasdîknâmelerinin mübâdelesi zamânı takarrüb ederek ahâlî-i merkûmenin ise ondan sonraya bırakılması münâsib olmayacağından vaktin ziyâde darlığı cihetiyle bunlar tasdîknâmelerin mübâdelesinden evvel mahallerinden çıkarılmak için mahâll-i merkûmeden naklolunacak Asâkir-i Şâhâne ile berâber ahâlîden istekli olanların birlikde gelmeleri esbâbının mukaddemâtına teşebbüs olunmuş olmağın gerek esâs-ı mâdde ve gerek teferruât-ı meşrûhası hakkında her ne vechile emr u fermân-ı merâhim-beyân-ı cenâb-ı mülûkâne müte‘allik ve şerefsudûr buyrulur ise muktezâ-yı âlîsi icrâ olunacağı ve mezkûr mazbata berâber olan evrâk ile manzûr-ı me‘âlî-mevfûr-ı hazreti şehinşâhî buyrulmak için arz u takdîm kılındığı beyânıyla tezkire-i senâverî terkîmine mübâderet olundu efendim.

Fî 18 fi. sene [12]72

***

Ma‘rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki

Resîde-i dest-i i‘zâz olan işbu tezkire-i sâmiye-i âsafâneleriyle zikrolunan mazbata ve evrâk manzûr-ı me‘âlî-mevfûr-ı cenâb-ı pâdişâhî buyrulmuşdur. Gerek esâs-ı mâdde ve gerek teferru‘ât-ı meşrûha münâsib ve yolunda görünmüş olmasıyla tasvîb ve istîzân buyurulduğu üzre iktizâlarının sür‘at-i icrâsı müte‘allik ve şeref-sudûr buyrulan emr ü irâde-i seniyye-i hazreti mülûkâne muktezâ-yı

münîfinden olarak mârru’l-beyân mazbata ve evrâk yine savb-ı âlî-i âsafîlerine iâde ve tesyîr kılınmış olmağla ol bâbda emr u fermân hazreti veliyyü’l-emrindir.

Fî 19 fi. sene [12]72 / [25 Nisan 1856], BOA. I. Meclis-i Mahsûs 266

 

**********

 

KAYNAK:

Sultan Abdülmecid Han, 25 Nisan 1856, Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.), I. Meclis-i Mahsûs 266.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 22

Hıristiyan memleketinden kalkıp, Osmanlı’ya iltica eden 3 Rum hakkında belge

***

Bulgaristan’ın Göklen köyü halkından ve Rum milletinden üç kişi, Bulgarlardan gördükleri mezâlim ve baskı sebebiyle Dolen mıntıkasında bulunan Ayvaztepe Karakolu’na giderek Osmanlı Devleti’ne iltica etmişlerdir.

***

Başkitâbet’e Dokuzuncu Fırka-i Hümâyûnları Kumandanlığı’ndan şifre Bulgaristan’ın Göklen karyesi ahâlîsinden ve Rum milletinden üç şahsın emâret Bulgarlarından gördükleri mezâlim ve tazyîkâta binâ’en hatt-ı imtiyâzın Dolen mıntıkasında kâ’in Ayvaztepe karakoluna ilticâ ve zîr-i cenâh-ı müstelzimü’l-felâh-ı saltanat-ı seniyyeye arz-ı dehâlet etmeleriyle hükûmet-i mahalliyeye teslîm olundukları ma‘rûzdur. Fermân.

Fî 12 Şa‘bân sene [1]324 ve fî 17 Eylül sene [1]322

Müşîr

Ibrahim

Bir sûretinin Müşîr Edhem Paşa kullarına tevdî‘ kılındığı ma‘rûzdur. Fermân.

Fî 18 Eylül sene [1]322

Kulları

Asım

[1 Ekim 1906], BOA. Y. PRK. ASK 241/80_1

 

**********

 

KAYNAK:

Sultan II. Abdülhamid Han, 1 Ekim 1906, Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.), Y. PRK. ASK 241/80_1

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 23

Islam hukukuna göre zimmîlerin bulundukları ülkede adlî otonomileri vardı. Daha çok özel hukuka giren belirli bir takım davalarını kendi ruhânî liderlerinin önünde çözümletebilecekleri gibi, kadılar huzuruna da götürebilirlerdi. Bir başka deyişle Islam hukuku zimmîleri bu konuda serbest bırakmıştır.[1] Osmanlı Devleti’nde de aynı esaslar geçerli olmuştur. Gayr-i müslim Osmanlı teb’asının, nikah, talak, drahoma*, cihaz, nafaka, vakıf, vasiyet gibi ahvâl-i şahsiyye denilen ve daha çok şahıs, aile ve miras hukukuna ilişkin dâvâların ruhânî meclis de denilen cemaat mahkemeleri bakıp çözmüştür.[2] Zimmîlerin üst dereceli din adamlarının dünyevî suçlardan yargılanması ise Divan-ı Hümâyun’da olurdu.[3]

***

*Drahoma: Hristiyan ve Musevilerde gelinin damada verdiği para veya mal.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Gülnihal Bozkurt: “Islam Hukukunda Zimmîler”, DEÜHFD, cild 3, sayfa 1-4; Ahmed Özel, Islam Hukukunda Ülke Kavramı, Istanbul 1982, sayfa 200; Fahreddin Atar, Islam Adliye Teşkilatı, 3.b, Ankara 1991, sayfa 226.

[2] Mehmed Şevki, Cabirzâde: Tayin-i Merci, Istanbul 1322, sayfa 225; Gülnihal Bozkurt: Gayrımüslim Osmanlı Vatandaşlarının Hukuki Durumu, Ankara 1989, sayfa 23; Bilal Eryılmaz, Gayrımüslim Teb’anın Yönetimi, Istanbul 1990, sayfa 41; Sir Charles Eliot, Avrupa’daki Türkiye, Tercüme: A. Sınar/Ş. S. Titret, Istanbul tsz, 1/80-153, sayfa 217.

[3] Örn. Bir metropolidin davasının burada görüleceğini bildiren vesika (Belge) : Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Cevdet-Adliye, no: 1137, t: 27 S (Safer) 1211/1796.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 24

Böyle bir Devlet ve yönetim dururken, bayrağı haç olan Isviçre’den; “Medeni kanunu”, Diktatör Hitler’in Nazi Almanya’sından; “Borçlar/Ticaret kanunu”, Diktatör Mussolini’nin faşist Italya’sından “Ceza kanunu” aldılar ve müslüman millete zorla dayattılar. Kötüledikleri Osmanlı, bu barbarlığı bırakın müslümanları ; gayr-i müslimlere dahi yapmamıştır. Ecdad tarih yazmış, evlat okumaktan aciz.

***

Gayr-i Müslimlerin Hak ve Sorumlulukları

Müslümanlar tarafından fethedilen bir memlekette gayrimüslimlerin hakları, oranın fethediliş şekline bağlıdır. Ülke savaşarak fethedilmişse orada yaşayanlar köle, malları da ganimet olur. Ancak, savaş yapılmadan teslim edilirse o zaman anlaşma hükümlerine uyulur ve zimmet ahkâmına göre muamele edilir. Istanbul savaşarak alınmış olmasına rağmen Fatih, yağmayı durdurmuş, esirleri serbest bırakmıştır. Bazılarına da vergi muafiyeti sağlamıştır.[1]

Osmanlı Imparatorluğu’ndaki bu uygulama sadece Fatih’e mahsus değildir. Özellikle Balkanlarda birçok bölgede bu siyaset izlenmiştir. Idaredeki hoşgörü, imtiyazlar verilerek halka yansıtılmıştır. Reâyâya can ve mallarını koruma garantisi verilmiştir. Gayrimüslimlerin, askerlik hizmeti karşılığı olarak cizye ödeme mecburiyetleri vardır.[2] Bu vergi dışında, Müslümanlarla gayrimüslimler arasında bir fark yoktur. Farklı hukuklara tabi olsalar da Devlet, tebaasının tamamına eşit koruma sağlamış ve eşit muamele etmiştir.[3]

Hıristiyan tebaanın âyinlerini yerine getirmelerine, kitap ve ikonlarını taşımalarına ve bayramlarını açıkça kutlamalarına karışılmamıştır.[4] Ana dillerini kullanmaları serbest olup,[5] kendi mülkiyetlerinde istedikleri gibi tasarruf etme, ticari faaliyetlerde bulunma ve seyahat etme özgürlükleri garanti edilmiştir. Birçok manastır ve dinî gruba imtiyazlar verilerek bunlar fonksiyonel hale getirilmişti.[6]

Hıristiyan ve diğer uyruklardan devlet memuru atanabiliyor, atananlar Müslüman meslektaşlarıyla aynı maaşı alıyorlardı. Hıristiyanlar devlet tarafından verilen hizmetlerden de istifade ediyorlardı. Çocuklarını kendi arzularına göre eğitme hakları vardı.[7]

Her Hıristiyan malının üçte birini kiliseye, manastıra, metropolite veya piskoposa vasiyet edebilir, bu konuda gayrimüslimlerin şahitlikleri de kabul edilirdi. Manastır, kilise veya fakirler için yapılmış vakıflara kimsenin müdahale hakkı olmayıp, bunlar devlet tarafından muhafaza edilir, vakfın bozulmasına müsaade edilmezdi. Hıristiyanlar da Müslümanlar gibi vakıflarını, vilayet ve kazalarda bulunan şeriat mahkemelerinde tescil ettirmişler, kadınlardan da mütevelli seçebilmişlerdir. Anlaşmazlık durumunda üst mahkeme olan Istanbul kadılığına müracaat edilmiş, burada da çözülemezse Divan-ı Hümayun’da görüşülerek sonuç ilgililere bildirilmiştir. Vakıfların yozlaştırılması ve kötü amaçlarla kullanılmasını engellemek için, hesapları devamlı kadılar tarafından kontrol edilmiştir.[8]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Halil Inalcık, The Policy of Mehmed II Toward the Greek Population of Istanbul and the Byzantine Buildings of the City, Dumbarton Oaks Papers, C. 23-24, 1969-70, sayfa 231-232.

[2] Devlet için doğancılık, şahincilik, derbentlik vb. görevlerde çalışan gayrimüslimler Müslüman meslektaşları gibi vergiden muaftılar. Ayrıca, özellikle Bulgaristan’ın bazı bölgelerde bulunan gayrimüslimler yolların güvenliğini sağladıkları, köprüleri tamir ettikleri; bazı bölgelerin insanları (devletin yoğun olarak ihtiyaç duyduğu) metal sanayi ile uğraştıkları için vergiden muaf tutulmuşlardır. Diğer taraftan gayrimüslim kadınlar, çocuklar, çalışma gücü olmayan erkekler, yaşılar ve köleler cizye vermekle mükellef değillerdi. Dolayısıyla Osmanlı idaresinde yaşayan her gayrimüslim cizye vermekle mükellefti gibi bir sonuca varmak imkanı bulunmamaktadır. Bakınız; Kemal H. Karpat, “Millets and Nationality: The Roots of the Incongruity of Nation and State in the Post-Ottoman Era”, Christians and Jews in the Ottoman Empire: the Functioning of a Plural Society, (Ed. Braude, B., – Lewis, B.), New York and London, 1982, cild 1, sayfa 150.

[3] Halil Inalcık, “The Turks and the Balkans”, Turkish Review of Balkan Studies, cild 1, 1993, sayfa 18-19.

[4] Machiel Kiel, Art and Society of Bulgaria in the Turkish Period, Maastricht, 1985, sayfa 147.

[5] Osmanlı devletinde resmi dil Türkçe olmakla beraber, gayri Türk unsurların kendi dillerini kullanmalarına da müdahale edilmemiş hatta devlete yapmış oldukları resmi müracaatlar da bile kendi dillerini kullanabilmişlerdir. Osmanlı arşivlerinde resmi makamlara sunulmuş yüzlerce Arapça, Farsça, Grekçe, Sırpça vb. dillerde yazılmış arzuhal ve mahzarlar bulunması bunun en açık delilidir. Ayrıca Divan-ı Hümayunda ve taşradaki Osmanlı mahkemelerinde tercüman bulundurmanın zorunlu olduğu bilinmektedir. Bakınız;. Mehmet Ipşirli, “Osmanlı’da Mensubiyet ve Kıyafetler”, Osmanlı Devletinde Din ve Vicdan Hürriyeti, (Ed. Azmi Özcan), Istanbul, 2000, sayfa 166.

[6] N. Pantazopoulos, “Community, Laws and Customs of Western Macedonia under Ottoman Rule”, Balkan Studies, cild 2, 1961, sayfa 5.

[7] Yavuz Ercan, “Türkiye’de XV. ve XVI. Yüzyıllarda Gayrimüslimlerin Hukuki, Içtimai ve Iktisadi Durumu”, Belleten, cild 47, sayı 188, 1983, sayfa 1144. Ayrica bakınız; Bilal Eryılmaz, Osmanlı Devletinde Gayrimüslim Tebaanın Yönetimi, Istanbul, 1990, sayfa 44-45.

[8] Ziroyevic, Olga, “Osmanlı Dönemi Hıristiyan Vakıfları”, Osmanlı Devletinde Din ve Vicdan Hürriyeti, (Ed. Azmi Özcan), Istanbul, 2000, sayfa 212-213. Istanbul şer’iyye mahkemesince Istanbul’un fethinden sonraki yaklaşık beş asırlık dönemde (1483-1924), tescil edilen gayrimüslimlere ait vakıf sayısı 50’den fazladır. Bakınız; Ismail Kurt, “Müzakere Metni”, Osmanlı Devletinde Din ve Vicdan Hürriyeti, (Ed. Azmi Özcan), Istanbul, 2000, sayfa 217-218.

 

********************

********************

********************

 

Osmanlı’nın Gayr-i Müslimlere Hoşgörüsü – 25 ve SON

***

Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt şöyle bir itirafta bulundu:

“Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum. Ülkemiz Türkler değil de başka bir millet tarafından alınsaydı, dilimizi ve dinimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi, biz de asimile olacaktık. 150 yıl boyunca Macaristan Türkler için stratejik bir yer oldu.”

 

**********

 

KAYNAK: Hürriyet Gazetesi, 25 Ocak 2011.

***

Osmanlı’nın insana verdiği değeri 25 bölümde anlatmaya çalıştık, ancak değil 25; “2555” bölümde dahi anlatılamaz. Onlarca belge ve delil sunduk ve daha onlarcasını da sunabiliriz, lakin bu kadarla iktifa ediyor ve yazımızı noktalıyoruz.

Daha fazla bilgi ve belge için “Belgelerle Gerçek Tarih” isimli eserimizin 789’uncu sayfasında ücretsiz indirebilmeniz için “Belgelerin Diliyle Osmanlı Hoşgörüsü” isimli 4 cild kitabın bağlantıları bulunmaktadır.

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli eserimizi üctetsiz indirebilirsiniz: http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

Ayrıca Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci‘nin, “Islâm Hukuku” (Umumî Esaslar), “Osmanlı Hukuku”, “Osmanlı Mahkemeler”i ve “Ahmed Cevdet Paşa ve Mecelle”  isimli 4 eserini tavsiye ederiz.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*