Atatürk-Yunan Dostluğu-2: “Mert Yunan Ordusu!”
Atatürk-Yunan Dostluğu-2: “Mert Yunan Ordusu!”

Atatürk-Yunan Dostluğu-2: “Mert Yunan Ordusu!”

Atatürk-Yunan Dostluğu-2: “Mert Yunan Ordusu!”

Yunan Başbakanı Metaksas’ın 19 Ekim 1937’de yaptığı Türkiye ziyareti münasebetiyle “Misafirlerimiz” başlıklı bir yazı kaleme alan M. Kemal’in kalemşörü Falih Rıfkı Atay, M. Kemal-Yunan dostluğu hakkında bakın neler yazmış:

“Senelerden beri gittikçe kuvvetlenerek devam eden Türk-Yunan dostluğu, Metaksas iktidarı devrinde son samimilik haddini bulmuştur, ‘Iki millet arasında hudut yoktur!’ sözü Atatürk’ündür. ‘Iki ordu birdir’ sözünü Metaksas’ın ağzından duyduk. Bunun kısaca manası iki milletin birbirine ayrılmaz kardeşlik hissi ile bağlı olduğudur.”[1]

Ne demek “iki millet birbirine ayrılmaz kardeşlik hissi ile bağlı”dır ? Bunu reddeder ve Türk Milleti’ne yapılmış bir hakaret kabul ederiz. Fakat kemalist rejim ile yunan kardeşliği o derecede ilerlemişti ki, 22 Eylül 1932 tarihli Akşam gazetesinde, “Türk-yunan ittihadı / Bir reisicumhurun idaresi altında müşterek (ortak) kanunlarla idare” başlıklı bir haber bile çıkar.

Haberde, Venizelos’un; “Türkiye ile yunanistanın tek bir reisicumhurun idaresi altında müşterek (ortak) kanunlarla idare edilen bir devlet teşkil etmeleri pek ala mümkündür. Belki bir gün bu, tahakkuk edecektir.” sözlerine yer verilir. 1919’da Izmir’i işgal eden yunanistanın Başbakanı Venizelos, M.Kemal’in değişmez Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü’nün şu sözlerini nakleder:

“Bizi yalnız Meriç nehri ayırıyor, günün birinde bu, yalnız idari muameleler hususunda bizi ayıracaktır.”[2]

*

[2] no’lu dipnotta sözü edilen haber 22 Eylül 1932 tarihli Akşam gazetesinde böyle çıktı…

***

1 sene sonra 19 Eylül 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinde ise “Türkiye ile Yunanistan bir devlet oluyor” başlıklı bir haber yayınlanır. Haberde, yukarıda adı geçen M. Kemal’in değişmez Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın şu beyanatına yer verilir:

“Ilk adım olarak iki memleket arasında bir gümrük ittihadı akti gayesi takip edilecektir. Bu suretle Türkiye ile Yunanistan arasında öyle bir takım şeraiti hususiye (özel şartlar) ihdas edilecektir ki diğer devletler buna mümasil taleplerde bulunamıyacaklardır. Bu sayede Türkiye ile Yunanistan arasındaki hudut, yalnız idari bir mahiyette olacak, başka tabir ile iki memleketi artık hudutlar ayırmayacaktır.”[3]

*

[3] no’lu dipnotta bahsi geçen “Türkiye ile Yunanistan bir devlet oluyor” başlıklı haber…

***

CHP geçenlerde “Hudut namustur” diye bir kampanya başlatmıştı. Işte bu bilgiyi onlara ithaf ediyorum ki ne kadar namuslu olduklarını hatırlasınlar.

Bu sözlerden takriben 1 buçuk sene sonra 2 Ocak 1935 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yine Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın;

“Türkler lüzumu takdirinde Yunanistan için hahişle kanlarını dökecektir.” şeklindeki beyanatına karşılık, Yunan “Hestia” gazetesinin “Yunanlılar, Türkler için kan dökmiyeceklerdir” diye cevap verdiği görülür.[4]

*

[4] no’lu dipnotta sözü edilen haber: “Türkler lüzumu takdirinde Yunanistan için hahişle kanlarını dökecektir.”

***

15 Ocak 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Atina mahreçli ve “Yunan harp malullerinin sefirimize gönderdikleri mektup” başlığıyla neşredilen bir haber ise hakikaten utanç vericidir. Haber şöyledir:

“Yunan harp malulleri ve Sulh Dostları Cemiyeti, Türkiye Elçisi Enis Beye bir mektup göndermiştir. Mektupta bir kaç gün evvel Türk izcileri tarafından meçhul Yunan neferi abidesine çelenk konmasında hazır bulunan cemiyet azasının duyduğu heyecan ifade edilmiştir.”[5]

*

[5] no’lu dipnotta bahsedilen ve 15 Ocak 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan utanç verici haber…

***

Aynı haber Milliyet gazetesinde de çıktı:

*

[5] no’lu dipnotta sözü edilen haber 15 Ocak 1933 tarihli Milliyet gazetesinde böyle çıktı…

***

“Atatürkçüyüm” diyenler, Türk izcilerini barbar yunan askerinin abidesine gönderip çelenk koydurmayı hazmedebiliyor ve içlerine sindirebiliyorsa diyecek hiçbir sözüm olamaz. Ancak bunu muhafazakar birileri yapmış olsaydı anında “hain” damgası basacaklarında zerre kadar şüphem yok.

Durun henüz bitmedi, daha acısı var…

M. Kemal Ankara’yı ziyaret eden Mehmetçik katili Venizelos’un yüzüne karşı ne söyledi biliyor musunuz? “Milli Mücadele’de Harp hukukuna aykırı olarak kadın ve kızlarımızın ırzına geçen ve onları diri diri yakan yunan ordusunu kınıyorum” dedi, dememi bekliyorsunuz fakat maalesef öyle bir şey söylemedi. Peki ne dedi? Bu vahşi yunan ordusunu methetti. Gerçekten methetti. Yalan değil, açıkça methetti… Hayır, yalandan ve siyaseten değil, bilerek isteyerek ve samimi olarak methetti. Inönü de M. Kemal’in samimiyetine kefil oldu. Eğer kalbiniz dayanabilecekse, buyurun okuyun:

“Pek çok ordu gördüm. Ama gördüğüm pek çok ordu arasında sizin ordunuzun en üstün ordu olduğunu düşünüyorum. Yunan ordusunun mertliğini ve dayanma gücünü takdir ettim. Yaptıklarının ve çektiklerinin yanı sıra gelip bize Küçük Asya’nın kalbinde saldırması büyük bir başarıydı. Kötü yönetim nedeniyle ordunun dağılması ve yenilmesi başka bir mesele, beni ilgilendirmiyor. Ordunuz takdirimi ve hayranlığımı kazandı.”

Venizelos, M. Kemal’in bu sözlerinden son derece etkilendiğini Ismet Inönü’ye ifade etti. Inönü ise M. Kemal’e yakın biri olarak onun bu düşüncelerinde gayet samimi olduğunu ve siyaset icabı söylenmediğini şu sözlerle ispatlamaya çalıştı;

“M. Kemal’in size söylediği bu sözlerin kompliman olduğunu sanmayın, söylediklerini gerçekten kastediyor. Türk kurmay heyetinin bütün raporlarında Yunan ordusundan bahsediyor ve çok başarılı bir ordu olduğunu söylüyor.”[6]

*

[6] no’lu dipnot ile ilgili… M. Kemal’in yunan ordusunu methettiğini gösteren kitabın ilgili sayfası…

***

Burada yorum yapıp başımı belaya sokmak istemem fakat şu kadarını söyleyeyim ki, ben okurken utandım…

Kemalistlere göre bu yakınlaşma vesilesiyle Venizelos “Megalo idea” yani “Büyük Fikir” manasına gelen ve Bizans’ın varisi olarak Istanbul’da yeniden bir imparatorluk kurma fikrinden vazgeçmiştir.

Gafiller…

Halbuki yukarıdaki kitabın ilgili sayfasının sonunu okusalar Venizelos’un vazgeçmediğini, bilakis bu yakınlaşmayı “Megalo idea” için yeni bir fırsat olarak değerlendirdiğini görürler:

“Bu yeni politika ile önümüzde büyük bir ufuk açılıyor. Küçük Asya’nın sınırları bizlere yeniden açılıyor, nüfusumuz tekrar buralara akacak.”

[7] no’lu dipnotu şimdilik es geçiyorum. Belki ileride buraya bir malumat daha ekleyebilirim…

M. Kemal’in bu hususta samimi olduğuna dair başka deliller de mevcuttur. 1937’de yapılan Büyük Trakya Manevrası’na bütün Balkan Devletleri Genel Kurmay Başkanları ve Türkiye’deki yabancı elçiler ve ataşemiliterler davet edilmişti. Bu davette hazır bulunan M. Kemal’in koruması Nazım Canca şu malumatı verir:

“Çankaya Köşkü’nde Genel Kurmaylar ile yabancı elçilere büyük bir ziyafet verildi. Bütün Genel Kurmaylara ayrı ayrı iltifatta bulunan Atatürk, bilhassa Yunan Genel Kurmay Başkanı ile çok ilgilendi.”[8]

*

14 Ağustos 1937 tarihli Cumhuriyet Gazetesi: “Aziz misafirlerimiz gelmeğe başladı – Yunan askeri heyeti dün muvasalat etti”…

***

Eğer mevzu sadece Balkan Birliği etrafında gelişmiş olsaydı, o halde bu birlik için can atan yunanistan yerine buna sıcak bakmayan Bulgaristan’ın Genel Kurmay Başkanı ile yakınlaşması ve onu ikna etmeye çalışması icab ederdi.

yunanlıların M. Kemal’in özel hayatındaki yerine dair de birkaç misal verip bu yazıyı nihayetlendirelim…

M. Kemal’in Trabzon seyahatine katılan koruması Nazım Canca, orada şahit olduğu bir hatırasını şöyle anlatır:

“Atatürk köşkün içini, dışını gezdikten sonra yanında bulunan Doğu Illeri Umumi Müfettişi Tahsin Uzer Bey’e: ‘Bu köşkü kim yaptırmış?’ diye sordu. ‘Paşam, bu köşk eski Rumlardan Kabayani isminde biri tarafından yaptırılmıştır’ deyince, Atatürk: ‘Kabayani demek doğru olmaz, ona Kibaryani demek daha uygun olur’ diye cevap verdi.”[9]

Ingiliz Edebiyatçısı ve Falih Rıfkı Atay’ın üvey kızı Mina Urgan’ı dinleyelim:

“Hayatımız çok renkliydi M. Kemal’in yaşadığı günlerde. Nerdeyse her gün ilginç durumlar olurdu: Örneğin M. Kemal, bir yolunu bulup, gece yarısı Dolmabahçe Sarayı’ndan kaçmış. Onu herbir yerde aramışlar, Istanbul’un altını üstüne getirmişler. Sabaha doğru, Sarıyer’de bir balıkçı meyhanesinde bulmuşlar. Rum balıkçılarla rakı içiyor, sirtaki (Yunan halk dansı) oynuyor, onlarla birlikte çok sevdiği thalassa türküsünü söylüyormuş.[10]

M. Kemal’i rum meyhanesinde bulan dönemin Istanbul Valisi Muhittin Üstündağ, onun rum balıkçılara şöyle seslendiğini nakleder:

“Çocuklar!.. Isimlerinizin Kosta, Yorgi, Anastas vesaire olması sizi bizden uzaklaştırmaz. Çünkü sizinle ortak taraflarımız var. (…) Bizim oyunlarımızın, sizin oyunlarınız, sizin zevklerinizle bizim zevklerimiz arasında benzerlik, hatta kardeşlik vardır. Bizim zeybeğimiz neyse, sizin kasabınız (kasabiko: Yunan dansı) da o değil midir? Ben zeybeği oynadığım kadar kasabınızı da oynarım ve aynı zevki duyarım.”[11]

M.Kemal’in bu sözlerini ise “Atatürk olmasaydı adın Yorgo olurdu” diyerek Türk Milleti’ne hakaret edenlere ithaf ediyorum. Gördüğünüz gibi M.Kemal’e göre yorgi ile aramızda bir fark yokmuş…

Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü’nde şifre katipliği yapan Haldun Derin, gömlekçi Yani, kunduracı Onofri, döşemeci Kifyoti ve terzi Peltekis isimli rumların M. Kemal’in ikamet ettiği Dolmabahçe Sarayı’na geldiğini ve onlara siparişler verildiğini yazar.[12]

Neymiş;

“yunanla kardeşiz!”

“yunanla bir devletiz!”

“yunanla hudut yoktur!”

“Mert yunan ordusu!”

“yunan ordusuna hayranım!”

Bunları biz değil, kemalist rejimin kurucuları söylüyor…

Üstad Kadir Mısıroğlu ve davadaşlarını “yunan hayranlığı”yla itham edenlerin kahramanları işte bu zihniyette insanlardı. M.Kemal’in CHP’si her zaman yunanistan ile dost ve kardeş olmuş ve birbirine halisane hislerle bağlanmıştır. Fakat Türk Milleti yunan mezalimini hala unutmamıştır. Unutması da mümkün değildir. Şimdi yine birileri bu manasız tavrı hafifletmek maksadıyla “Balkan Birliği uğruna tavizler vermeliydik” diyerek bir bahane ortaya atabilir. Halbuki böyle bir mecburiyetimiz yoktu. Olsaydı dahi seviye korunabilir ve millî vicdanı yaralayıcı bu aşırılıklardan kaçınılabilirdi. Ayrıca Balkan Birliği’nin Türkiye’den ziyade yunanistan’ın işine geldiğini başka bir yazıda misalleri ve delilleriyle ortaya koyacağız inşaallah.

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] Falih Rıfkı Atay, “Misafirlerimiz”, Ulus Gazetesi, 19 Ekim 1937.

[2] Akşam Gazetesi, 22 Eylül 1932.

[3] Cumhuriyet Gazetesi, 19 Eylül 1933.

[4] Cumhuriyet Gazetesi, 2 Ocak 1935.

[5] Cumhuriyet Gazetesi, 15 Ocak 1933. Ayrıca aynı tarihli Milliyet gazetesi.

[6] P. Zannas, Arhio tis P.S. Delta, Eleftherios K. Venizelos, Imerologio-Anamniseis-Martiries-Alilografia. Ekdosis Er mis, Atina 2002, sayfa 170, 171. Aktaran; Damla Demirözü, Savaştan Barışa Giden Yol, Iletişim Yayınları, Istanbul 2007, sayfa 165.

[7] şimdilik es geçiyorum. Belki ileride buraya bir malumat daha ekleyebilirim…

[8] Nazım Canca, Hayatım ve Hatıralarımda Atatürk, (Yayına Hazırlayan: Damla Asena Daloğlu), Opus Yayıncılık, 2. Baskı, Istanbul 2016, sayfa 99.

[9] Nazım Canca, Hayatım ve Hatıralarımda Atatürk, (Yayına Hazırlayan: Damla Asena Daloğlu), Opus Yayıncılık, 2. Baskı, Istanbul 2016, sayfa 102.

[10] Mina Urgan, Bir Dinozorun Anıları, 78. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 164-165. (Ilk baskı 1998.)

Ayrıca bakınız; Cemal Granda, Atatürk’ün Uşağı idim, Hazırlayan: Turhan Gürkan, Hürriyet Yayınları, Istanbul 1973, sayfa 86.

[11] Ersal Yavi, Efeler – Kökenleri, Eylemleri, Töreleri, Dansları, Giysileri, Aydın Valiliği Özel Idaresi Yayını, Aydın 1991, sayfa 61.

Ayrıca bakınız; Tahsin Öztin, Mustafa Kemal’den Atatürk’e Anılar, Hür Yayınları, Istanbul 1981, sayfa 107.

[12] Haldun Derin, Çankaya Özel Kalemini Anımsarken (1933-1951), (Yayına Hazırlayan: Cemil Koçak), Doğan Kitap, Istanbul 2017, sayfa 58-59. (1. Baskı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1995)

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

https://www.instagram.com/kadir_candarlioglu_gercektarih

https://instagram.com/belgelerlegercektarihcom

.

Paylaşım Şartı:

Paylaşmak istediğiniz bir yazı, görsel vs. varsa, alakalı yazıya gidin ve yukarıdaki adres çubuğunda görülen linki kopyalayıp paylaşmak istediğiniz yere yapıştırın. Yani YALNIZCA LİNK PAYLAŞIMINA MÜSAADE EDİYORUZ. Ayrıca yazının sonunda “facebook” veya “twitter”ın sosyal medya paylaşım butonları var. O butonlara tıklayarak da paylaşılabilir. Başka türlüsüne hiçbir surette rızamız yoktur.

*

4 yorum

  1. Yeniçeri

    Atatürk olmasaydı adın Yorgo olurdu diyenlere bundan böyle sizin yazınızı söyleyeceğim,bizi bir iftiradan daha kurtardığınız için teşekkür ederim,ilaç gibi geldi.

  2. Antikemalist

    Usta merak ettiğim şu ki hangi üniversitede vazifelisin yahut nerede bulabiliriz seni? Yaptığın işin kitaplık çapta olması için bir ihtar ediyorum seni.Ayrıca Necip Fazılın, Yahya Kemale kitaplık çapta yazmasını söylediği satırları hatırlamalısın.Hadi ol Allâha emânet…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: