Hakimiyet kayıtsız şartsız Milletin mi, yoksa Atatürk’ün mü?

Hakimiyet kayıtsız şartsız Milletin mi, yoksa Atatürk’ün mü?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Vekilleri kendi seçen M. Kemal Atatürk dönemin gazetelerinde karikatürize edilerek böyle eleştirilmişti

***

Hakimiyet esasen kayıtsız şartsız “Allah”ındır[1], fakat Hakimiyet kayıtsız şartsız “Millet”indir[2] diyen M. Kemal Atatürk’ün bu söze de uyduğu söylenemez. Zira bırakın Türkiye’de millet iradesinin meclise yansımasının bir aracı olan parti”leri”  ; “Tek ‘Parti’ rejimi” bile yoktu. “Tek ‘adam’ rejimi” vardı… O da “M. Kemal Atatürk rejimi” idi.

Çünkü Mebus (Milletvekili) tayinleri M. Kemal Atatürk tarafından bizzat yapılıyordu. 1927’de yayınladığı bir tamimde M. Kemal şunları söylüyordu:

“Aziz vatandaşlarım. Cumhuriyet Halk Fırkası, namına bütün memlekette Türkiye Büyük Millet Meclisi azalığı için tespit ettiğim zevatın heyeti umummiyesini ittılanıza (bilginize) arzediyorum. Her vatandaş için yeni devrede beraber çalışmayı münasip gördüğüm arkadaşların heyeti umumiyesinın birlikte görülmesini faideli addettim. Bunlardan, her daire-i ihtihabiye’ye (seçim bölgesine) tefrik edeceğim mebus namzetlerini ayrıca imzam tahtında arzedeceğim.”[3]

Yukarıdaki alıntıdan M. Kemal’in şahsi iradesinin ne kadar belirleyici olduğu anlaşılıyor. Mebus tayinini CHF’ye (CHP’ye) bile bırakmıyor. Kimlerin mebus olacağına ve kimlerin hangi illerin mebusu olacağına kendisi karar veriyor…

1 Nisan 1931 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde;

“(…)Kaç mebus alınacak? Hakiki vaziyeti hiç kimse tahmin edemez. Kati vaziyet Gazi hazretleri umumi listeyi ilan edince anlaşılacak” deniliyordu.

Meclise girecek tüm üyelerin bir tek kişi tarafından seçildiği koşullarda, serbest seçimlerden ve hakimiyetin millete ait olduğundan söz etmek mümkün müdür? Herhalde, “Hakimiyet kayıtsız şartsız M. Kemal’in ve onun yakın çevresinindir” demek gerçeğe daha uygun düşüyor. (…)

Böylesi koşullarda mahkemelerin “bağımsızlığı” da içi boş bir slogan olmaktan öteye gidemez. Cumhurbaşkanı, CHF tüzüğüne göre daimi ve değişmez genel başkandır. Meclis üyelerini de kendisi belirlediğine göre, bu durum, onun hem partiye, hem de meclise hâkim olmasına imkân veriyordu. Parti içinde ve dışında kendi iradesi dışında hiçbir girişime izin vermiyordu.

Hitler; “…M. Kemal’in ilk talebesi Mussolini, ikinci talebesi benim”[4] derken, M. Kemal’in şahsi rejimine verdiği önemi ifade ediyordu.[5]

Seçimlere katılacak adaylar CHP genel sekreteri ve fiili genel başkan tarafından belirlenmiş ve halkın onayına sunulmuştur. Seçim yapmanın anlamını yitirdiği seçimler sadece şeklen var olmuştur.[6] Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, ki kendisi Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucular listesinin 1’inci sırasında yer alır [7], tek parti döneminde yapılan seçimlerle ilgili şu şekilde yorum yapmaktadır:

“Gerçi iki dereceli seçim yasasındaki yönteme göre bütün illerde milletvekili seçimleri yapılıyordu, ama bu seçim, işin formalite yönüydü. Halk Partisi tarafından gösterilen aday mutlaka seçiliyordu. O halde bu adaylar, ‘halkın seçimine sunuluyordu’ demektense, ‘halkın oylamasına sunuluyordu’ deyişini kullanmak belki daha yerinde olur.”[8]

Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun iki dereceli seçim yasasındaki yönteme göre yapıldığını, ancak illerdeki seçimlerin “formaliteden” öteye geçmediğini belirttiği 1923 seçimleri, Halk Fırkası tarafından gösterilen adayın mutlaka seçilmesi esasına göre sonuçlanır.[9] Adaylar belirlenirken, adayın kendisine bir şey sorulmamış ve hatta bilgi verilmemiş olması, seçimin bir diğer ilginç yönlerinden birisini oluşturur.

Bu konuda Yakup Kadri’nin anlattıkları ilginçtir. Yakup Kadri, kendisinin ve Hakkı Tarık’ın Istanbul’dan aday gösterileceğini düşündüğünü, ancak Istanbul listesi açıklanınca derin bir hayrete düştüğünü, çünkü hem kendisinin hem de Tarık’ın isminin listede bulunmadığını belirttikten sonra, daha sonra kendi ismini Mardin, Hakkı Tarık’ın isminin ise Giresun listesinde görünce şaşkınlığının bir kat daha arttığını belirtir.[10]

M. Kemal’in 1927 seçimleri ile alakalı yayınladığı bildiri ve tamimleri (Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, sayfa 532-535) üzerinde bir değerlendirme yapan siyaset bilimci Prof. Dr. Taha Parla, M. Kemal’in tutumu ve seçimlerdeki etkisini şu şekilde belirlemektedir:

“…Atatürk, artık tam bir ‘tek-seçici’ olarak, katıksız biçimde birinci tekil şahıs ifadesiyle konuşmaktadır:

(Atatürk) : ‘…milletvekili adayı olarak saptadığım kişiler’, ‘birlikte çalışmağa uygun gördüğüm arkadaşlar, (b)unlardan her seçim çevresine ayıracağım milletvekili adayları…’

Açıktır ki adayları saptayan bir parti kurulu, organı yoktur; hepsini tek başına seçen ve bunları seçim çevrelerine dağıtan mutlak bir parti şefi vardır…*sonucu baştan belli olan bir seçim* için milletin göstermiş olduğu isabetli davranışı övüyor:

(Atatürk) : ‘…sunduğum adaylar memleketin her tarafında aziz vatandaşlarımın ittifakla genel onay ve seçimine mazhar oldu’, bu davranıştaki soylu anlam…’

Tek-partinin plebisiter şefi, istediği kişileri milletvekili olarak millete onaylatıyor; ulusal egemenliği kullanacak olan Millet Meclisi’nin tüm üyelerini kendi seçiyor/seçtiriyor.”[11]

Resmen Millet ile dalga geçiyor…

M. Kemal Atatürk döneminde kapatılan gazeteler, milleti kandırmadığı için kapatıldılar herhalde…. 1927 seçimlerinde, M. Kemal Atatürk’ün seçtiği adayların millet tarafından “mecburi” olarak onaylandığı halde, kemalist kalemşörlerin sanki seçim yapılıyormuş havasıyla attıkları ısmarlama manşetleri hep beraber okuyalım…

***

Evvela kelimelerin anlamları:

Namzet: Aday.

Intihabat: Seçimler.

Rey: Oy.

Müntehib-i sani: Ikinci derece seçmenleri.

Kamilen: hep birden.

***

“Bütün Türkiye tek bir vücut gibi Gazi’nin gösterdiği namzetlere rey veriyor.”[12]

“Gazi, Ismet ve Kazım Paşalar Hazeratı Beşiktaş ve Adalar’dan müntehib-i sani namzedirler – Müntehib-i sani intibanını ilk neticesi: kamilen fırka namzetleri kazandılar.”[13]

“Şehrimizde müntehib-i sani intihabatı başladı – Dün binlerce müntehib-i evvel reylerini attılar”[14]

“Intihabadın birinci safhası bitiyor: 15 Ağustosta müntehib-i sani intihabatı tamamıyla bitecek ve artık iş mebusların intihabına kalacak.”[15]

“Gazi Hazretleri namzetlerin daire-i intihabiyelerini tefrik buyurdular. (Bizzat imza buyurdukları Istanbul namzet listesi fotokopisi)[16]

“Dün Ankara ve Istanbul dahil olduğu halde 23 vilayette intihabat yapılmış ve fırka namzetleri müttefikan mebus intihab edilmişlerdir.” (Şehrimizde 1458 müntehib-i saninin ittifak-ı arasıyla)[17]

“Intihabatın kısm-ı küllisi (48 vilayet) ikmal edildi.”[18]

“Intihabat her yerde bitti ve kamilen fırka namzetleri mebus oldular.”[19]

***

NOT: Aşağıdaki bağlantıya tıklayanlar bu konuda daha fazla malumat bulabilirler:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/06/cok-partili-sisteme-m-kemal-ataturk-ile-gecildi-yalani-tek-parti-rejimi-chp/

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Yusuf Suresi 40: “Sizin Allah’ı bırakıp da o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Bunlara tapmanız için Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah’a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Elmalılı Hamdi Yazır meali)

Daha fazla malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/02/kuran-nizami-hilafetseriathukumkanun-ile-ilgili-bir-kac-ayet-i-kerime/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/09/seriat-hukum-kanun-hakkinda-birkac-hadis-i-serif/

[2] M. Kemal’in “Millet”ten ne kastettiği konumuzun dışındadır.

[3] Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 31 Ağustos 1927. Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, sayfa 534.

[4] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1881 -1938 Atatürk’ün Doğumundan ölümüne Kadar, Istanbul, sayfa 319.

[5] Doç. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın Iflası, Doz Yay., Istanbul 1991, sayfa 113.

[6] Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, 16. baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1999, sayfa 259.

[7] Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)’nin kurucular listesinin 1’inci sırasında:

http://www.add.org.tr/kurucularimiz.html

[8] Ahmet Demirel, Birinci Mecliste Muhalefet, 3. baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 574-575.

[9] Hıfzı Veldet Velidedeoğu, Milli Mücadele’de Anadolu, sayfa 246.

[10]
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 Yıl, sayfa 34.

[11] Taha Parla, Türkiye’de Siyasal Kültürün Resmi Kaynakları, cild 1, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Iletişim Yayınları, Istanbul 1997, sayfa 54.

[12] Vakit Gazetesi, 3 Eylül 1927.

[13] Cumhuriyet Gazetesi, 2 Ağustos 1927.

[14] Cumhuriyet Gazetesi, 7 Ağustos 1927.

[15] Cumhuriyet Gazetesi, 14 Ağustos 1927.

[16] Cumhuriyet Gazetesi, 1 Eylül 1927.

[17] Cumhuriyet Gazetesi, 3 Eylül 1927.

[18] Cumhuriyet Gazetesi, 4 Eylül 1927.

[19] Cumhuriyet Gazetesi, 6 Eylül 1927.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Çok Partili Sisteme M. Kemal Atatürk ile geçildi yalanı – Tek Parti Rejimi CHP

Çok Partili Sisteme M. Kemal Atatürk ile geçildi yalanı – Tek Parti Rejimi CHP (7 Bölüm)

Konuyu 7 bölüm halinde istifadenize sunuyoruz…

***

Çok Partili Sisteme M. Kemal Atatürk ile geçildi yalanı – Tek Parti Rejimi CHP – Bölüm 1

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

San Fransisco Konferansı’nda Birleşmiş Milletler Anayasası’nın imzalandığını bir gün sonra [27 Haziran 1945] manşetten duyuran “New York Herald Tribune” gazetesi

***

Kemalist ideolojinin dayatıldığı eğitim kurumlarından yalan – çakma tarihi “ezberleyip” mezun olanlar, çok partili siyasi hayata M. Kemal Atatürk sayesinde geçildiğini sanıyorlar, ancak aldanıyorlar. Hiç değilse Ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin veya Hürriyet ve Itilaf Fırkası’nın “ne” olduklarını bilmeleri gerekirdi, zira bunların futbol kulübü değil; birer siyasi parti olduklarını ufak bir araştırma ile öğrenmek mümkündür.

M. Kemal’den önce çok partili sistem zaten mevcut idi… 1908’den 1922 tarihine kadar 14 yıl içinde tam 24 hükümet kurulmuştur.[1] Osmanlı Devleti’nde kurulan bazı siyasi partileri ilerleyen bölümlerde inceleyeceğiz.

Buna karşılık M. Kemal dönemi tek parti rejimidir. Bu noktada haklı olarak, “o halde neden Cumhuriyet kurdu?” diye soracaksınız. Bunu ben değil, M. Kemal Atatürk’ün yakın dostlarından Falih Rıfkı cevaplasın:

“M. Kemal de, Ismet de, nihayet, Enver gibi birer askerdirler. Ankara iktidarı, ister istemez kafasının dikine giden bir ‘askerî dikta rejimi’ olacaktır. Cumhuriyet, işin iç yüzünü ‘maskelemekten’ başka bir şey değildir.”[2]

Bu sözler hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır.

Türk siyasal hayatında, M. Kemal Atatürk’ün ölümünden 8 yıl sonra gerçekleşen 1946 seçimleri, iktidarın bütün baskı ve yolsuzluklarına rağmen[3] tek parti rejiminden çok partili parlamenter sisteme geçişin başlangıç tarihidir. “Beyaz ihtilal” olarak adlandırılan 1950 seçimleri ise 27 yıllık tek parti iktidarına son veren siyasi dönüşümün, bir anlamda demokrasiye geçişin miladı olarak kabul edilebilir.

Önemle ifade edelim ki, bu geçiş başımızdakilerin faziletinden dolayı değil, Batılı devletlerin zorlamasıyla mümkün olmuştur.

Yalta Konferansı’nda, II. Dünya Savaşı sonrası düzeninin temel öğesi olacak, milletlerarası barış ve güvenliği sağlayacak Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın Anayasası’nı hazırlamak üzere San Fransisco’da toplanacak konferansa çağrılacak devletler tespit edilirken Türkiye de tartışılmıştır. Stalin, Türkiye’yi kastederek, Birleşmiş Milletler’de Almanya’ya karşı bütün gücüyle savaşmış devletlerin, savaş sırasında sallantıda kalmış, “hilekârlık” yapmış olanlarla yan yana oturmasının savaşmış devletleri kızdıracağını savunmuştur. Stalin’in önerisi kabul edilerek, 1 Mart 1945 tarihi itibariyle Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etmiş olan devletlerin San Fransisco Konferansı’na davet edilmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye de 23 Şubat’ta bu iki devlete savaş ilan ederek, BM konferansına kurucu üye olarak katılabilmek için gerekli hukuki koşulu yerine getirmiştir.[4]

1 Mart 1945’e kadar Almanya’ya ve Japonya’ya savaş ilan etmiş olan devletlerden oluşan San Fransisco Konferansı, 25 Nisan 1945 günü toplanmış ve 26 Haziran’da “çok partili siyasi sisteme geçişi” öngören Birleşmiş Milletler Anayasası’nın imzalanması ile çalışmalarını sona erdirmiştir.[5] Türk heyeti San Fransisco Konferansı’nda her fırsatta çok partili siyasal rejime geçileceğini ifade etmiştir. Birleşmiş Milletler Anayasası’nın imzalanması, Türkiye’nin demokratikleşmesinde ve Batı dünyasına yaklaşmasında önemli bir adım olmuştur.[6]

Özetlersek, Ikinci dünya savaşının demokratik rejimler tarafından kazanılması ve diktatörlüklerin yıkılması, CHP’nin ülke için daha demokratik bir rejim kurması zorunluluğunu doğurmuştur. Bu zorunluluğa rağmen Ismet Inönü’nün uluslararası sisteme karşı direnişini Şükrü Karatepe şöyle ifade etmektedir;

“Diktatörlüklerin art arda devrildiği bu dönemde bile Ismet Paşa, fazla aceleci davranmıyor ve mümkün olan en az tavizle çok partili hayata geçişin yollarını arıyordu.”[7]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 6.

[2] Falih Rıfkı Atay, (1961) 2004, Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Pozitif Yayınları, Istanbul, sayfa 416.

Bu konuda detaylı bilgi için bakınız;

Kadir Çandarlıoğlu, Belgelerle Gerçek Tarih, kitabı üctetsiz indirebilirsiniz: http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez , sayfa 243.

[3] Ibrahim Arslanoğlu, Türkiye’de Demokrasinin Tarihsel Gelişimi, Uluslararası Türkiye Cumhuriyeti Sempozyumu, Isparta Ekim 2008, sayfa 2-16, 22-24.

Ayrıca şu kaynaklarada bakılabilir;

– Çağatay Benhür, 1945-1946 Yıllarında Türkiye’de Politik Gelişmelere Genel Bakış, Journal of Qafqaz University, 2008, sayı 24, sayfa 38.

– Korkut Boratav, Türkiye Iktisat Tarihi 1908-2007, 13. Baskı, Imge Kitapevi, Ankara 2009, sayfa 93.

– Burhan Felek, “Başarı Toplu Hareketle Mümkündür”, başlıklı yazı, Milliyet Gazetesi, 15 Ocak 1975, sayfa 1.

– Metin Toker, Demokrasimizin Ismet Paşalı Yılları 1944 – 1973 – Tek Partiden Çok Partiye 1944 – 1950, 4. Baskı, Bilgi Yayınevi, Ankara 1998, sayfa 127.

[4] Oral Sander, Türkiye’nin Dış Politikası, der. Melek Fırat, Imge Yay., Ankara 1998, sayfa 117.

Ayrıca bakınız; Nasuh Uslu, Türk- Amerikan Ilişkileri, 21. Yüzyıl Yay., Ankara 2000, sayfa 204.

[5] Nasuh Uslu, Türk- Amerikan Ilişkileri, 21. Yüzyıl Yay., Ankara 2000, sayfa 205.

[6] Ahmet N. Yücekök, Ilter Turan ve , Mehmet Ö. Alkan, Tanzimattan Günümüze Istanbul’da STK’lar, Tarih Vakfı Yayınları, Istanbul 1998, sayfa 162, 163.

Ayrıca bakınız;

– Mustafa Erdoğan, Liberal Toplum ve Liberal Siyaset – Türkiye’de Demokrasiye Geçişin Deneyimi (1945-1950), Siyasal Kitapevi, Ankara 1992, sayfa 275.

– Cemile Burcu Kartal (2003), Türk Siyasal Hayatında Beyaz Ihtilal: 1950 Seçimleri, Atatürk Dergisi, cild 3, sayı 4, sayfa 266.

*** Imzalanan Birleşmiş Milletler Anayasası’sı için bakınız;

http://www.unicankara.org.tr/doc_pdf/chart_turkce.pdf

[7] Şükrü Karatepe, Tek Parti Dönemi, 3. baskı, Iz Yayıncılık, Istanbul 2001, sayfa 94.

.

********************

********************

********************

.

Çok Partili Sisteme M. Kemal Atatürk ile geçildi yalanı – Tek Parti Rejimi CHP – Bölüm 2

Fedakâran-ı Millet Cemiyeti’nin Kamil Paşa Hükümetine yaptığı başvuru. Meclis-i Vükelâ [Vekiller/ Bakanlar Meclisi] Mazbatası’nın aslı. Başbakanlık Arşivi (BBA) – No. 123, Zilhicce 1326.

***

NOT: Neden Ittihat ve Terakki; “Cemiyeti” de “Partisi” değil?

Çünkü o dönemin “mevzuatı” (tüzük, yasa, yönetmelik) siyasal parti ile dernek (cemiyet) arasında bir fark gözetmediği için, her Parti bir Cemiyet’ti.

***

Osmanlı Devleti’nde Siyasal Partiler…

1 – Osmanlı Ittihat ve Terakki Cemiyeti

Cemiyet ilk olarak “Ittihad-ı Osmani” adıyla (Osmanlı Birliği anlamına) 3 Haziran 1889 yılında Istanbul’da, Demirkapı’da (Sirkeci) Askeri Tıbbiye (Tıbbiye-i Şahane) mektebinde kurulmuştur. Aynı yıl Paris’teki Jön Türkler’in lideri Ahmet Rıza Bey’le ilişki kurulmuş ve cemiyet “Osmanlı Ittihat ve Terakki Cemiyeti” adını almıştır.[1]

Bu partiyle ilgili yığınla bilgi bulmak mümkündür. Bu yüzden burada üstünde durmayacağız.

***

2 – Fedakâran-ı Millet Cemiyeti

Ağustos 1908’de Istanbul, Gedikpaşa’da kurulmuştur.[2] Üstelik, cemiyetin “Hukuk-u Umumiye” isimli gazetesi bile vardı.[3] M. Kemal Atatürk döneminde gazetelerin başına gelenleri biliyoruz, hemen bildireyim ki, bu yazı dizimizin 3’üncü bölümünde gazeteler konusuna da temas edeceğiz.

Cemiyet kurucuları, 12 Ağustos 1908 tarihinde Sultanahmet Bahçesinde yaptıkları bir mitingten sonra aralarında bir cemiyet kurma yolunda sözleştiler.[4]

Fedakâran-ı Millet Cemiyeti, Sultan II. Abdülhamid’den maddi yardım talep etmiş ve kendilerine o dönemin parasıyla “1000 lira” verilmiştir.[5]

Daha sonra Sadr-ı âzam Kamil Paşa’dan da para istenmiştir.[6]

Gördüğünüz gibi, bir siyasi parti koskoca Padişahtan para alabiliyor.

Hatta Miting bile yapabiliyorlardı… Yani Osmanlı Devleti’nde miting yapılabiliyor ve mitingten sonra sağ kalıyorlar, yani darağacına falan gönderilmiyorlar, üstelik cemiyet kurabiliyorlar.

Hani Osmanlı’da bu tür şeyler mümkün değildi?

Halbuki bu tür faaliyetler M. Kemal Atatürk döneminde hayaldi. M. Kemal diktatoryasında insanlar derhal sudan bahanelerle Istiklal Mahkemesi’ne, oradanda doğru darağacına yollanıyordu.

Bitmedi !!

Bu silahşörlerden ve cellatlardan sonra asılan-kesilen insanları karalamak için görevi bu sefer kalemşörler devralıyordu. Zira vicdansızlar, çakma mahkemelerinde mahkum ettikleri mazlumları, milletin vicdanında da mahkum etmek istiyorlardı, ki hesabı sorulmasın.

Milletin hainleri affetmeyeceğini çok iyi bildiklerinden, en etkili gördükleri iftirada hazırdı; “Ingiliz ajanı, Vatan haini.”

M. Kemal’den gayri adeta herkesi Vatan hainliği ile suçladılar… Şeyh Said, Kazım Karabekir Paşa, Refet Bele Paşa, Ali Şükrü Bey, Kuşçubaşı Eşref vs. vs.

El insaf !!

Yunanlıları Kuvay-ı Seyyare’sindeki yiğitlerle darmadağın eden Çerkez Ethem’i de Vatan hainliği ile suçladılar. Şimdi bile, mahkeme tutanakları ortada olduğu halde, yazdığı risaleden dolayı asılan Iskilipli Atıf hocanın “Vatan hainliğinden” ötürü asıldığını iddia etmiyorlar mı?

Aynı senaryo… As-kes; Vatan haini damgası bas.

Oysa Ingilizler bir kurşun dahi atmadan Istanbul’u M. Kemal Atatürk’e teslim ettiler. Babalarının hayrına mı verdiler? Neyin karşılığında verdiler? Madem bir kurşun atmadan gideceklerdi, o halde niye geldiler? Hadi biz kovduk desek, bu Ingilizler yunanlılardan daha mı zayıftı ki, bir kurşun dahi atmadan kaçtılar? Hadi diyelim zayıftılar, bizden korktular ve kaçtılar, o halde Batı Trakya’yı neden alamadık? Musul’u neden alamadıkta Lozan’a kaldı? Öyle ya, Ingilizler “kaçtıysa”, oraları almamız icab etmez miydi?

Bu soruları çoğaltabiliriz, ancak arif olana bu kadarı kafidir.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 19.

[2] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 131.

[3] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 132.

[4] Sina Akşin, Fedakâran-ı Millet Cemiyeti, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (AÜSBF) Dergisi, cild 29, sayı 1-2, sayfa 126.

[5] Hukuk-u Umumiye Gazetesi, 11, 12, 13 Eylül ve 9 Kanun-ı sâni 1324. Abdülkadir Kadri, Hükumet-i Meşrutaya Hitap (Hukuk-u Umumiye Gazetesi, 13 Eylül 1324.)

[6] Başbakanlık Arşivi (BBA) – Meclis-i Vükelâ Mazbatası (MVM) /No. 123. (Meclis-i Vükelâ Müzakeratına Mahsus Zabıt Varakası’nın Transkripsiyonu Dr. Şükrü Hanioğlu tarafından yapılmıştır.)

.

********************

********************

********************

.

Çok Partili Sisteme M. Kemal Atatürk ile geçildi yalanı – Tek Parti Rejimi CHP – Bölüm 3

Osmanlı Ahrar Fırkası’nın Istanbul ikinci seçmenlerine Beyannamesi’nin aslı [27 Teşrin-i sâni 1324.]

***

3 – Osmanlı Ahrar Fırkası (Fırka-i Ahrar)

Osmanlı Ahrar Fırkası 1 Eylül 1324 (14 Eylül 1908) tarihinde Istanbul, Bab-ı âli Caddesi’nde (No:66) kurulmuştur. (Hilal Matbaasında özel bir daire). Ahrar, “hür”ün çoğuludur. Özgürler anlamındadır. Siyasal partiler yelpazesine göre Liberaller demektir.[1]

Ahrar’ın Osmanlı Devleti’nin 610’uncu yıldönümü dolayısıyla verdiği ziyafete (26 Ocak 1909) Sadr-ı âzam Kâmil Paşa’nın katılması, rakip parti Ittihat ve Terakki Cemiyeti’ni öfkelendirmiştir. Gördüğünüz gibi, Osmanlı Devleti’nde siyasal partiler faaliyettedir… Üstelik, koskoca Sadr-ı âzam’ı davet edilebilmekte ve Sadr-ı âzam Kâmil Paşa’da davete icabet etmektedir.

Diğer yandan Hüseyin Cahit, Ittihat ve Terakki Partisi ile özdeşleşen “Tanin” gazetesinde Sadr-ı âzam Kâmil Paşa’nın katıldığı söz konusu ziyafet hakkında iki büyük gazete sayfası uzunluğunda bir başmakale yazabilmiştir.[2]

Ancak aynı “Tanin” gazetesi Cumhuriyet, Özgürlük, Demokrasi getirdiği söylenen M. Kemal Atatürk’ün döneminde, yani 16 Nisan 1925’te süresiz kapatılmıştır.[3]

Yetmedi !!

Gazetenin sahibi ve başyazarı olan Hüseyin Cahit Yalçın, 20 Nisan 1925’te Cebeci Hapishanesi’ne tıkılmış ve 7 Mayıs’ta Çorum’da **ömür boyu sürgün** cezasına çarptırılmıştır.[4]

Suçu (!) neydi biliyor musunuz?

Gazetesi’nde, Terakkiperver Parti’nin Istanbul Merkez Şubesinin 12 Nisan’da aranmasını; “Dün Gece Terakkiperver Fırka basıldı” biçiminde duyurması.[5] Böyle diktatörlük nerede görülmüş??

Bitmedi !!

Farzedelim ki, Hüseyin Cahit suç işledi. Peki, 6 Mart 1925’te kapatılan[6] Tevhid-i Efkar, Istiklâl, Son Telgraf, Sebilürreşad gazeteleri de mi suç işledi? Hepsi mi suçluydu?

Bitmedi !!

1931 Matbuat Kanunu nedeniyle Vatan ve Vakit gazeteleri de kapatılmış, gazetelerin sahip ve yazarları Istiklâl Mahkemeleri’nde yargılanarak tutuklanmışlardır. Izmir’de Sada-i Hak, Trabzon’da Istikbâl ve Kahkaha, Istanbul’da Press de Suar isimli yayın organlarının hepsi kapatılmıştır.[7] Bunlarda mı suçluydu?

Bitmedi !!

14 Eylül 1930’da Yeni Asır gazetesi yazarlarından Behzat Arif, Yazı Işleri Müdürü Abdullah Abidin **üç buçuk yıl ağır hapis** cezasına çarptırılmışlardır.[8] Bunlarda mı suçluydu?

Osmanlı’ya ve dinimize haşa “Ortaçağ karanlığı” diyen kemalist rejim, memleketi; “Cahiliye karanlığı”na götürdü.

Bitmedi !!

SCF’nin kapatılmasından sonra Son Posta Gazetesi’nde gerek Ahmet Ağaoğlu gerekse Zekeriya Sertel’in CHF’ye (CHP) yönelik yaptığı sert eleştiriler sonucu, Sertel ve gazetenin Sorumlu Müdürü Selim Ragıp **üç yıl ağır hapis** cezasına çarptırılmışlardır.[9]

Eleştiri suç mudur? Evet, diktatörlükle yönetilen ülkelerde suçtur. Dolayısıyla M. Kemal Atatürk dönemi Diktatörlükten başka bir şey değildir.

Kimse kimseyi kandırmasın…

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 142.

[2] Bakınız; 22 Mart 1325 tarihinde “Tanin” gazetesinde Hüseyin Cahit Yalçın’ın, “Kâmil Paşa’nın Izahnamesi” isimli yazısı.

[3] Prof. Nurşen Mazıcı, Atatürk Döneminde Muhalefet 1919-1926, Dilmen Kitabevi, Istanbul 1984, sayfa 153.

[4] Prof. Nurşen Mazıcı, Atatürk Döneminde Muhalefet 1919-1926, Dilmen Kitabevi, Istanbul. 1984, sayfa 153.

[5] Ahmet Turan Alkan, Istiklal Mahkemeleri, Ağaç Yay., Istanbul 1993, sayfa 69-85.

[6] Prof. Nurşen Mazıcı, Atatürk Döneminde Muhalefet 1919-1926, Dilmen Kitabevi, Istanbul. 1984, sayfa 153.

[7] Prof. Dr. Izzet Öztoprak, Kurtuluş Savaşı’nda Türk Basını, Tisa Mat., Istanbul 1981, sayfa 379-391.

[8] Çetin Yetkin, Türkiye’de Tek Parti Yönetimi 1931-1945, Altın Kitaplar, Istanbul 1983, sayfa 67.

[9] Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Gözlem Yayınları, Istanbul 1977, sayfa 199-201.

.

********************

********************

********************

.

Çok Partili Sisteme M. Kemal Atatürk ile geçildi yalanı – Tek Parti Rejimi CHP – Bölüm 4

(Hürriyet ve Itilâf Fırkası Denizli Şubesi kurucularının Delikliçınar mevkiinde de bir Şube açmak için gönderdikleri dilekçenin aslı. KAYNAK: Başbakanlık Arşivi [BBA – BEO], Dahiliye Gelen – Giden, 1327)

***

4 – Hürriyet ve Itilâf Fırkası

Hürriyet ve Itilâf Fırkası, 8 Teşrin-i sâni 1327 (21 Kasım 1911)’de Istanbul’da kurulmuştur. (Şehzadebaşı Imaret Caddesi, 19.) [1]

Parti, Ittihat ve Terakki karşısındaki en büyük ve güçlü muhalefet partisi olmuştur.[2]

Hürriyet ve Itilâf Fırkası, kuruluşundan 20 gün sonra 11 Aralık 1911 Istanbul ara seçimine katılmıştır. Bu seçimde Ittihatçıların adayı Dahiliye Nazırı (Dışişleri Bakanı) Memduh Bey, Itilâfların adayı ise eski Sadr-ı âzâmlardan Tunuslu Hayrettin Paşa’nın oğlu Fırka’nın kurucularından Tahir Hayrettin Bey idi. Seçim sonucunda muhalefetin adayı 195’e karşı 196 oyla seçimi kazanmış ve büyük bir sürpriz yarattığı gibi iktidarda büyük bir tedirginlik ve kuşku oluşturmuştur.[3]

Fırka’nın yayın organları ise, “Teşkilât, Takdirat, Teminat, Merih, Hemrah, Islâhat, Şehrah, Ifham” gibi gazetelerdir.[4]

***

5 – Osmanlı Sosyalist Fırkası

Parti, Eylül 1326 (1910) yılında Istanbul’da kurulmuştur. (Nuru Osmaniye’deki Hürriyet Matbaası)[5]

Parti, kendi yayın organı olan Iştirak gazetesinde, “Ey Tramvaycılar, size ittihadınız, kıyamlarınız ne zarar veriyordu? Ey Anadolu Şimendiferi memurları, bir işaret-i teyakkuzunuz Hugnen’i derakap yumuşatmadı mı? Birleşiniz, el ele veriniz, artık kâfî… Artık çalışan fıkranın da gülmesi lazımdır…” diyerek işçileri grev yapmaya çağırıyordu.[6]

Osmanlı Devleti’nde işçileri grev yapmaya çağıran böyle bir parti mevcut idi… Oysa M. Kemal Atatürk döneminde bunlar “kıtır kıtır kesilmez miydi” ??

***

6 – Osmanlı Demokrat Fırkası (Fırka-i Ibad)

Kuruluş çalışmaları fiilen 1908 Temmz’unda başlamış, resmî izin ise 1909 Şubat’ında alınmştır.[7] 31 Mart Vak’ası patlak verdiği zaman fırkanın henüz program ve tüzüğü tamamlanmış değildi. Fakat fırkanın Dr. Ibrahim Temo’nun önderliğindeki genç kurucuları, 31 Mart Vak’ası aleyhindeki eylemlere katılmışlardır.[8] Fırka, bu olaylar sırasında kurulan “Hey’et-i Müttefika-i Osmaniye”nin bildirisine de katılmıştır.[9] Parti’nin seçim beyannamesi için bakınız; Hukuk-u Umumiye Gazetesi, 26 Eylül 1324.

Fırka, 5 Aralık 1911 (22 Teşrin-i sâni 1327) tarihli toplantıda Hürriyet ve Itilâf partisine katılma kararı aldığını Taşra kulüplerine tamim etmiştir. Bazı kulüpler örneğin, Şarköy ve Cerrahpaşa kulüpleri bu direktife uymuşlardır.[10] Alınan bu kararı kabul etmeyen yalnızca Bezmi Nusret Bey’dir.[11]

***

7 – Ittihad-ı Muhammedi Fırkası (Fırka-i Muhammediye)

23 Mart 1325 (5 Nisan 1909) tarihinde Istanbul “Volkan” gazetesi idarehanesinde kurulmuştur.[12]

Ittihad-ı Muhammedi (“Muhammed’çi birlik” anlamına) adlı siyasal parti, 31 Mart olaylarından 10 gün önce, parlamento dışında kurulmuştur. 21 Mart 1325 tarihinde Ayasofya camiinde okunan mevluttan sonra Derviş Vahdeti’nin bir nutku ile kuruluşu, ilân edilmiştir.[13] Fırka, “Fırka-i Muhammediye”, “Volkan’cılar Cemiyeti”, “Cemiyet-i Muhammediye” olarak da adlandırmıştır. Kurucular, üyelerine “Muhammedî’ler” adını vermişlerdir.[14]

Fırka’nın sahip olduğu yayın organı “Volkan” gazetesidir.[15]

Kendisiyle yapılan bir röportajda Vahdeti, Volkan’ın günde 25.000 kadar sattığını söylemiştir.[16]

***

8 – Mutedil Hürriyetperveran Fırkası (Mutedil Liberaller)

Teşrin-i sâni 1325 (Kasım 1909) tarihinde Istanbul, Bâb-ı âli, Tanzimat gazetesi idarehanesinde kurulmuştur.[17] Fırka üyeleri arasında Mebusan Meclisi Ikinci Reisliğine seçilenler olmuştur.[18]

***

9 – Islahat-ı Esasiye-i Osmaniye Fırkası (Cemiyet-i Hafiye ya da Yapıcılar Derneği Sorunu)

Parti, 1909 yılının sonunda Paris’te kurulmuştur. (2 Avenue des Camoens, 16e.) [19]

Fırka Fransızca ve Türkçe çeşitli yayın organlarına sahip olmuştur. Türkçe olarak Yeni Yol gazetesini yayınlamıştır. Asıl yayın organı ise önceleri “Islahat-ı Esasiye Fırkası’nın” daha sonra ise “Hürriyet ve Itilâf”ın yayın organı olarak çıkan Fransızca “Mécheroutiette” gazetesidir. Bazı sayıları Ingilizce de çıkan bu derginin yanısıra gene Fransızca olarak aylık “Le Constitutionnel” çıkarılmıştır. Ayrıca “Quelques Réflexions sur la Guerre” adlı bir broşürü de vardır.[20]

***

10 – Ahali Fırkası

Ahali Fırkası Şubat 1325 (Şubat 1910) yılında Istanbul’da kurulmuştur.[21]

Parti, müthiş siyonizm ve yahudi düşmanıdır. Parti Başkanı ve Gümülcine Milletvekili Ismail Bey, açıkça yahudi düşmanı olduğunu, bu milletin Osmanlılar ve Türkler için büyük bir tehlike olduğunu ileri sürmüştür.[22] Parti, bir yayın organına sahip olamamıştır. Fakat, kendisini destekleyen gazeteler de az değildir. Bunların başında Yeni Gazete bulunmaktadır[23]. Ayrıca Sada-yı Millet, Ikdam[24] ve Yeni Ikdam gazeteleriyle, Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın gazetesi Iştirak[25], Fırka’yı desteklemişlerdir.

***

11 – Heyet-i Müttefika-i Osmaniye

Bu parti 4 Nisan 1325 (17 Nisan 1909) tarihinde Istanbul’da kurulmuştur.[26]

***

12 – Milli Meşrutiyet Fırkası

23 Ağustos 1328 (5 Temmuz 1912) tarihinde Istanbul’da kurulmuştur. Merkezi ise Ifham Gazetesi Idarehanesidir.[27]

***

Evet, bu liste uzar gider… Hepsini yazamadık, ancak öyle zannediyorum ki bu kadar malumat kâfîdir.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Tesisat ve Yeni Ikdam gazeteleri, 9 Teşrin-i sâni 1327.

[2] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 264.

[3] Tahir Hayrettin Bey’in mazbatası Mebusan’ın 28. Umumi içtimaında (10 Kânun-ı evvel 1327) kabul edilmiştir. Mazbata metni ve ayrıntılı bilgiler için bakınız; Tanin ve Yeni Ikdam gazeteleri, 29 Teşrin-i sâni 1327.

[4] Hürriyet ve Itilâf partisinin yayın organları hakkında Meclis’teki bir tartışma için bakınız; Mebusan Meclisi Zabıt Ceridesi 1327 – 1911, C 6, D 1, Si 4, Içtima 32, sayfa 682. (Mebusan Meclisi tutanağı).

[5] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 247.

[6] Iştirak Gazetesi, No. 3, sayfa 36-41.

[7] Tonguç Gazetesi, 1 Nisan 1909 (19 Mart 1325) tarihli sayısında Fırkanın kuruluşu haberini vermektedir. Ayrıca bakınız; Mustafa Saffet, Azâd gazetesi, 1326, No. 1, sayfa 3, 4.

[8] Dr. Ibrahim Temo’nun kurucu rolü için bakınız; Ziya Şakir, Hürriyet ve Itilâf. (Tan gazetesindeki bir yazı dizisi).

[9] Osmanlı Gazetesi, 18 Nisan 1908.

[10] Teminat Gazetesi, 1327/No. 211, sayfa 4. Alemdar Gazetesi, 1327/No. 308/108. Tesisat Gazetesi, 11 Teşrin-i sâni 1327 tarihli sayısında yeni fırka hakkında şu kutlamayı yayınlamıştır: “Osmanlı Demokrat Fırkası’ndan: vatan ve milleti istikma-li saadetine çalışmak üzere teşekkül eden Hürriyet ve Itilâf fırka-i siyasiyesinin erkân-ı muhteremesine Fırka-i Ibad güldeste-i tebrikâtını arz ve o gaye-i kemâle vusulünü an-samim’ül-kalb temenni eyler.”

[11] Bezmi Nusret, Fırkalar ve Ben, Istanbul, 1328.

[12] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 182. Bununla beraber Derviş Vahdeti kuruluş tarihini “1324 senesi Kânun-ı sânisinin 24’üncü Cumartesi günü” bildirmektedir. Bakınız; Ittihad-ı Muhammedi Cemiyetinin Hakikati (Volkan Gazetesi, No. 70, sayfa 1.) (Fakat bu sembolik bir tarih olsa gerektir.)

[13] Volkan Gazetesi, 24 Mart 1325.

[14] Özellikle Volkan gazetesi böyle bir ifade kullanmaktadır. Bakınız; Tarık Zafer Tunaya, Volkan’ın Lavları, Cumhuriyet Gazetesi, 1 Nisan 1967.

[15] Bu gazetenin 49. sayısından itibaren (5 Şubat 1324 – 18 Şubat 1908) başlığı altında şu satır yazılıdır: Ittihad-ı Muhammedi Fırkasının Mürevve-i Efkârı.

[16] Ittihat Gazetesi, No. 8, 20 Mayıs 1325, sayfa 3.

[17] Parti’nin kuruluş haberleri için bakınız; Ikdam Gazetesi, 27 Teşrin-i evvel 1325. Sada-yı Millet gazetesi, “Mutedil Liberaller” adıyla bir fırka kurulacağından (12 Teşrin-i sâni 1325), Sabah’ta (9 Teşrin-i sâni 1325), “Mutedil Liberal” fırkasından bahsetmektedirler. Yeni Gazete’de de kuruluş haberine rastlanmaktadır (22 Teşrin-i sâni 1325).

[18] Mebusan’ın 1. Yasama Devresi Birinci Reis Vekilliğine 86 oyla Kudüs Mebusu (ve Müftüsü) Ruhi El Halidi Bey seçilmiştir. (Islahat Gazetesi, Haziran 1325.)

[19] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 219.

[20] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 224.

[21] Yeni Gazete, 8 Şubat 1325.

[22] Örneğin Meclis’te yaptığı bir konuşma için bakınız; Mebusan Meclisi Zabıt Ceridesi, D:1, Si: 4, Içtima: 34, sayfa 715. (Mebusan Meclisi tutanağı).

[23] Yeni Gazete’nin Müdürü ve Başyazarı Abdullah Zühdü, “Ahali Fırkası” başlıklı başmakalesinde şöyle demektedir: “Meclis-i Mebusanımız ve memleketimiz en ziyade böyle bir fırkaya muhtaçtır” (10 Şubat 1325).

[24] Ikdam Gazetesi’ne göre bu fırka “Avrupa’da radikal sosyalist denilen fırka aksamından biridir” (9 Şubat 1325).

[25] Iştirak mensuplarına göre Ahali Fırkası sosyal demokrat bir fırkadır ve vücud-ü memleket için faydalıdır. Bakınız; Hayat-ı Meşrutiyet – Ahali Fırkası (27 Mart 1326. No. 7, sayfa 106).

[26] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 207.

[27] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 351.

.

********************

********************

********************

.

Çok Partili Sisteme M. Kemal Atatürk ile geçildi yalanı – Tek Parti Rejimi CHP – Bölüm 5

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın liderleri: [Soldan sağa] Kâzım Karabekir, Refet Bele, Dr. Adnan Adıvar, H. Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy

***

Birkaç bölümdür Osmanlı Devleti’nde kurulmuş olan partilere, yapılan seçimlere ve gazete haberlerine yer vermiştik. Kemalistlerin “Diktatörlük” dediği Osmanlı Devleti’nde bu tür faaliyetlere izin verilirken, ısmarlama tarihçilerin Cumhuriyet, Özgürlük, Hürriyet gibi süslü, cicili – bicili kelimelerle övdüğü M. Kemal Atatürk döneminde yeni açılan “bir” partiye dahi tahammül edilemiyor ve binbir entrikayla ve hukuk dışı bir şekilde kapatılıyor.

***

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Tek Parti Yönetimi kurulduktan sonra sistemli muhalefet çabaları olarak ortaya çıkmış iki partiden bahsedebilmek mümkündür. Bunlardan birincisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, diğeri ise ondan beş yıl sonra kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’dır. Sistemli denilebilecek bu muhalefet çabaları çok uzun sürmeyecek ve geriye dönüş çok çabuk yaşanacaktır. Her ne kadar partilerin kapatılmasının ve muhalefetin susturulmasının iktidarı elinde tutanlar tarafından “geriye gidişin engellenmesi” ve “ülkeyi ileri götürmek” adına yapıldığı iddia edilmiş olsa da esas amacın muhalefeti susturarak tek parti yönetimini pekiştirmek amacıyla yapılmış olduğunu her iki partinin kapatılma sebeplerinden kolayca anlaşılmaktadır. Bu kısa dönemli çok partili sistem deneyimlerini, demokrasi yolunda atılmış adımlar olarak kabul etmek zorlama bir yorum olacaktır.

Evvela Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCF) ile başlayalım… Ardından Serbest Cumhuriyet Fırkası’yla devam edeceğiz.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın (TpCF) oluşmasına yol açan siyasal olay, 20 Ekim 1924 günü, Menteşe (Muğla) mebusu (milletvekili) Esat Efendinin Mübadele, Imar ve Iskan Vekili Refet Beye yönelttiği bir soru önergesidir.[1] Bu önerge mübadil ve muhacirlerin yerleştirilmelerinde görülen beceriksizlik ve yolsuzlukları eleştiriyordu. Bir hafta sonraki toplantıda Bakanın verdiği yanıtı, Meclis doyurucu bulmamış, “sual” “istizah”a (gensoruya) çevrilmiştir.

O gün Kazım Karabekir askeri görevinden istifa ederek Meclise katılmıştır. Vatan gazetesi haberi şöyle duyurmaktaydı:

“Kazım Karabekir Paşa Askerlikten istifa etti. Meclis mühim hadiseler arifesinde. Birçok mebuslar, Refet Paşadan sonra Karabekir Paşanın da müfettişlikten istifasıyla Meclise iltihakını yeni bir teşkilatın tebellürüne [billurlaşmasına] atfetmektedir”[2]

Aynı gazetenin ertesi günkü yazısındaysa şunlar yazıyordu:

“Siyasi Teşkilatların Tebellürüne Doğru. Mecliste Ali Fuat Paşanın Ordu Müfettişliğinden istifası ve Meclise iltihakı bekleniyor. Cevat Paşanın da istifası tahmin edilmektedir.”[3]

Gerçekten, 30 Ekim’de Ali Fuat Paşa istifa etmiştir.

Sonunda, 8 Kasım 1924 Cumartesi günü, Hükumete “Çarşamba gününden beri devam eden istihzalar neticesi, 19 adem-i itimada (güvensizlik oyuna) karşı 148 rey ile itimad beyan edilmiştir.”[4] 41 milletvekili oylamaya katılmamış, biri de çekimser kalmıştır. Önerge sahibi Esat Efendi güvenoyu verenler arasındaydı. Ertesi gün Halk Fırkası’ndan (CHP) istifalar başlamıştır.[5]

Bunlardan bir örnek olarak, Rauf Beyin istifanamesi şöyleydi:

“Halk Fırkası Riyasetine,

Perşembe günü cereyan edilen müzakereye verilen şekil, şimdiye kadar velev haricen olsun, muhafazasına çalıştığım birlik imkanını artık selbetti. Cumhuriyet idaresinin teyit ve takviyesine serbestçe çalışmak üzere fırkadan ayrıldığımı arzederim.

Istanbul mebusu Rauf.”[6]

Artık ok yaydan çıkmıştı… Iktidarın kaynağının yavaş yavaş halk egemenliğinden uzaklaşarak bir “monarşiye” dönüşmesinden kaygı duyanlar ve ayrıca iktidarın toplumsal sorunlara cevap verecek niteliklere haiz olmadığını düşünen bu milletvekilleri 24 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adıyla yeni bir parti kurmuştur. Yeni kurulan parti meclisteki diğer milletvekilleri arasında da oldukça ilgi uyandırmıştır.[7] Karaosmanoğlu, Atatürk’ün Halk Fırkası’nın mecliste azınlıkta kalacağı yönündeki kaygılarını[8] aktardıktan sonra durumun düzeltilmesi adına M. Kemal’in bir dizi tedbir alma gereği hissettiğini aktarır.

Parti’nin kuruluşu ile ilgili Cumhuriyet’in ilanı sırasında Matbuat umum Müdürlüğü yapan Zekeriya Sertel Bey’in 1925 başlarında bir çeşit almanak olarak çıkan “Resimli Yıl”a yazdığı “Türkiye’nin Siyasi Tarihi” başlıklı makalenin bir bölümü şöyledir:

“Onların tek bir endişesi vardır ve bütün bu yeni cereyan bu endişeden doğmuştur: diktatörlüğün, istibdatın (despotluğun) önüne geçmek. (…) Bu zihniyetin manasız ve hailesiz (engelsiz) ilerlemesi memlekette bazı tehlikeler ihdas edebilirdi. Reis-i Cumhura fazla hak verilmesi bir gün bu makama gelecek eşhasın tahakküm ve istibdatını intac edebilirdi. Bunu ancak birinci fırkanın harekatını daimi bir kontrol altında bulundurabileceği yeni fırka yapabilirdi. Reis-i cumhurun istibdatına, eski fırkanın vazifesini suistimal etmesine ancak böyle bir emniyet sübabı mani olabilirdi. Işte TpCF’nı doğuran en büyük amil budur.”[9]

M. Kemal Atatürk’ün yakın dostlarından, M. Kemal’in ölümü üzerine, Ulus Gazetesi’nde; “En mesut Türkler, Atatürk yaşarken ölmüş olanlardır”[10] diyecek kadar yakın dostlarınan Falih Rıfkı Atay’ın yazdıkları, Zekeriya Sertel’i doğrulamaktadır:

“Yeni seçimlerde Birinci Millet Meclisi’nin ikinci grubu tasfiye edilmiştir. Fakat bir muhalefet partisinin bütün unsurları yeni Meclise gelmiştir. Aralarında siyasî şöhretler, yarı veya tam aydınlar şöyle böyle Türkçüler, fakat bilhassa Osmanlılar vardır. Devrimci değildirler. Gerici de değildirler. Bunlar ‘bilâ kayd-ü şart Hâkimiyet-i Milliye’ prensibini tutacaklar, M. Kemal’in diktatör olmaması için dostça, muhalifçe uğraşacaklardır. Biraz sonra ilk gerçek demokrasi savaşını bunlar verecekler, ‘Terakkiperver Cumhuriyet’ Fırkasını kuracaklardır. Kendileri ile M. Kemal arasında asıl ayırıcı çarpışma, Cumhuriyet ilân edildiği zaman başlıyacaktır.”[11]

Ancak M. Kemal bildiğini okumaktadır. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın “gerici” olduğunu iddia etmekte ve başından beri Genç isyanıyla alakalı göstermektedir. Fakat bu partinin Ankara’nın ötesinde tek bir şubesi dahi yoktu diyen Tekin Erer[12], yeni kurulmuş olan bir partinin bu kadar sıra sürede ciddi bir teşkilatlanma yapamadığını vurgulamaktadır. Fırkanın Urfa haricinde hiçbir şark vilayetinde teşkilatı yoktu. Sadece Urfa, Trabzon, Sivas, Samsun ve Eskişehir’de teşkilatları bulunan partinin doğu vilayetinde meydana gelen bir isyanla ilişkilendirilmesi düşündürücüdür.

Aynı şekilde Lord Kinross “…Istanbul’da ve üç büyük taşra şehrinde örgütlenerek, ileride seçimlere de katılmaya hazırlanıyordu. Daha tutucu kimseleri üyeleri arasına katmak isteseydi, belki de bir ara çoğunluğu bile eline geçirebilirdi. Ancak, düşmanlarının gerici kuvvetlerle işbirliği ettiğini ve Meclisi parçalamaya çalıştığını ileri sürmelerine rağmen, bunu yapmadı” diyerek, Terakkiperver’in gerici olarak adlandırılan kimselere kucak açmadığını yazmaktadır.[13]

Fırkanın dini siyasete alet etmek gibi bir çabasının olmadığını, tam tersine dini siyasete karıştırmaya her zaman prensip olarak karşı çıkıldığını Kazım Karabekir’in meclisteki bir konuşması açıkça ortaya koymaktadır.

Kazım Karabekir Paşa, mecliste yaptığı konuşmasında:

Dini alet ederek milli mevcudiyeti tehlikeye sokanlar lanete şayandır. Bu hareket, vatana ihanettir. Bunların en şiddetli şekilde tedibi için hükümetin yapacağı her hareketi partimiz bütün kuvvetiyle destekleyecektir.”[14] derken partinin yayınlamış olduğu ilk maddede “Her nevi irticai hareketlere mukavemetten çekinmeyeceğiz”[15] denmiş ve parti kurucularından Ali Fuat (Cebesoy) Paşa da isyan üzerine “isyanlar, irticalar tenkil, asiler ve mürteciler te’dip olunmalıdır” demiştir.[16]

M. Kemal’in ruh hali hakkında bilgi edinebilmemiz için “The Times” muhabiri Maxwell Macartney ile 21 Kasım 1924 tarihinde yaptığı bir mülakata bakmamız yeterli olacaktır… Bu mülakat hakkında dönemin Ingiliz Büyükelçisi şunları söylemektedir:

“…Macartney’le konuşurken kullandığı dil ile sözlerinin tonu, açıkça, kıyasıya savaşacağına işaret ediyor. Betimlenen şu sahne: Gazi tam anlamıyla çılgına dönmüştü; (…) muhalefet üyelerinin isimlerini tek tek sayarken yüzü kıpkırmızı kesilmişti…Mr. Macartney Ankara’dan cidden çok yakın bir zaman içinde silahların patlayacağını düşünerek dönerken, Vasıf ve Necati de Galata Köprüsü’nü asılmış cesetlerle süsleyecek kadar iş bitirici bir kurum olan Istiklal Mahkemesi’nin başına geçmek üzere hükümetten ayrılarak Istanbul’a doğru yola çıkmışlardı.”[17]

Sonunda M. Kemal Atatürk muhalefeti susturabilmek için 4 Mart 1925’te 578 sayılı Takrir-i Sükun Kanunu’nu çıkardı.[18]

Bu yasayla iktidara olağan üstü yetkiler verilmiştir. Istiklal mahkemelerinin verdiği kararların meclisin onayına gerek olmadan sadece hükümet tarafından onayıyla yürürlüğe girecek olması da ne kadar sıkı bir istibdat yönetiminin kurulacağını doğrular niteliktedir.

Istiklal Mahkemeleri adından da anlaşılacağı üzere savaş döneminden kalma mahkemelerdir ve savaş döneminin gerekleri üzerine kurulmuştur. Mahkemelerin bir savaş varmışcasına tekrar canlandırılması ülke içerisinde bir savaş ortamı yaratma çabalarının bir ürünüdür.

M. Kemal Atatürk’ün eski sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy dahi Istiklal Mahkemeleri aracılığıyla muhalefetin susturulması konusunda şunları söylemekten kendini alamamıştır:

“Birinci Büyük Millet Meclisi’nde ne kadar tanınmış muhalif varsa, hepsi birer bahane bulunarak Istiklal Mahkemeleri’ne getirilmiş ve bunların ekserisi birer surette cezalandırılmışlardı. Istiklal Mahkemeleri’nin en mühim icraatı, muhalefeti ve matbuatı susturmak ve ortadan kaldırmak olmuştur.”[19]

Var olmayan bir savaşı kazanmaktan daha çok, Ali Fuat Cebesoy’un da söylediği gibi, mahkemelerin, ister basın olsun ister bir parti olsun muhalefet olanları susturmak görevini iktidar adına yerine getirdiği görüntüsü vermektedir. Ali Gevgilli’nin konuyla ilgili yaptığı bir çalışmada söyledikleri de yukarıdaki tezleri destekler niteliktedir.

Gevgilli çalışmasında: “Gelenekçi, liberal ya da ileri ayırımı yapmaksızın, resmi ideoloji’nin dışındaki tüm siyasal örgütlenişle birlikte direnen basını ve yığınsal iletişim kanallarını da kapatıyordu.”[20]

Prof. Dr. Osman Akandere’nin Takrir-i Sükun kanunuyla ilgili değerlendirmesi ise şöyledir:

Takrir-i Sükun kanunuyla 1920’li yıllar boyunca muhalefetsiz, sivil toplumsuz ve tepeden inmeciliğe karşı koymayan “uysal bir toplum” yaratma çabası başarıya ulaşmıştır.[21]

M. Kemal Atatürk hedefine ulaşmış ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 5 Haziran 1925’te kapatılmıştır.[22] Üstelik, partinin savunması alınmadan.

Partinin kapatılmasına sebep olarak gösterilen parti tüzüğünün 6’ıncı maddesi “Fırka efkar ve itikat-i dinîyeye hürmetkardır” ifadesidir. Bu sırada 1924 Anayasası’na göre devletin resmi dininin Islam olduğu düşünülürse bir fırkanın parti tüzüğüne inançlara ve dinlere saygıyla yaklaştığını belirtmesinde ne gibi bir sakınca görüldüğünü anlamak güçtür.

Nitekim bu konuda M. Kemal Atatürk’ten daha ılımlı olduğunu düşündüğümüz Ismet Inönü şöyle demektedir:

“Terakkiperver Cumhuriyet Partisinin programında bulunan ‘Milli ve dini geleneklere sadakat’ sözü büyük reformlar ve inkılâplar yoluna girmiş olan Atatürk idaresi ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına karşı muhafazakâr bir zihniyetin ifadesi sayılmıştır. Aslında bu iddia her büyük reformun karşısında tabiî ve meşru olan muhafazakâr cereyanı temsil eder masum bir iddia görülebilirdi. Kaldı ki, Terakkiperver Cumhuriyet Partisi bir muhafazakâr cereyanı temsil ettiğini de hiç bir zaman söylememiştir. Kaydedilmeye lâyıktır ki, Terakkiperver Fırkanın başında bulunanların büyük kısmı mazileri ve zihniyetleri itibariyle ilen fikirli ve ıslahatçı insanlardı.”[23]

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasını Lord Kinross şöyle yorumlar:

“Gazi, işi büyük ölçüde siyasi bir komplo gibi ele almayı daha uygun görmüştü. Bu, kaçırılmayacak bir fırsattı. Zira top yekun bir iktidar için sabırsızlanan ve kendisine karşı olan herkesten kuşkulanmaya başlayan Gazi’ye, onları suçlamak ve yolunun üzerinden uzaklaştırmak olanağı veriyordu.”[24]

Parti kapatılmakla kalmadı, Izmir Suikastı davası ve Istiklal Mahkemeleri ile Mecliste bulunan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası mebusları siyasi hayattan tecrit edilmişlerdir. Takrir-i Sükun Kanunu ile başlayan muhalefeti tasfiye hareketleri Izmir Suikastı ve Istiklal Mahkemeleri ile sonuçlandırılmıştır. Mahkeme sonucunda 4 kişi idama mahkum edilirken, 7 kişi 10 yıl sürgün cezası almıştır. Izmir Suikastı davasında 6 Terakkiperver mebusu idama mahkum olmuş, 13 mebus Ikinci Meclis’ten sonra politika hayatından silinmiş, yasaklı mebuslardan bir çoğu M. Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra 1939 yılında tekrar siyasi arenaya dönebilmişlerdir.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Mete Tunçay Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931) Yurt Yayınları, Ankara 1981, sayfa 100.

[2] Vatan Gazetesi, 28 Teşrini evvel 1340.

[3] Vatan Gazetesi, 29 Teşrini evvel 1340.

[4] Vakit Gazetesi, 9 Teşrini sâni 1340.

[5] Mete Tunçay Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931) Yurt Yayınları, Ankara 1981, sayfa 101.

[6] Ali Fuat Cebesoy, Siyasi Hatıralar, Istanbul, Vatan Neşriyat, 1957 cild 2, sayfa 109.

[7] Erik Jan Zürcher, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Iletişim Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 85.

[8] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 Yıl, Iletişim Yayınları, Istanbul 2006, sayfa 67.

[9] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Istanbul 2005, sayfa 132.

[10] Falih Rıfkı Atay, Ulus Gazetesi, 11 Kasım 1938.

[11] Falih Rıfkı Atay, [1961], Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Pozitif Yayınları, Istanbul 2004, sayfa 393.

[12] Tekin Erer, Yasakçılar, Toker Matbaası, Istanbul 1965, sayfa 23.

[13] Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Sander Yayınları, Ankara 1966, sayfa 462).

[14] Tekin Erer, Yasakçılar, Toker Matbaası, Istanbul 1965, sayfa 18.

[15] Tekin Erer, Yasakçılar, Toker Matbaası, Istanbul 1965, sayfa 18.

[16] Tekin Erer, Türkiye’de Parti Kavgaları, Toker Matbaası, Istanbul 1966, sayfa 144.

[17] Erik Jan Zürcher, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Iletişim Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 91-92.

[18] Alpay Abacalı, Türk Basınında Demokrasi, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayını, 1994, sayfa 126-141.

Ayrıca bakınız; Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basını 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Yayınları, 2000, sayfa 187-230. Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1973, sayfa 146-155. Orhan Koloğlu, Türk Basını, Ankara, Kültür Bakanlığı yayını, 1993, sayfa 53.

[19] Tekin Erer, Yasakçılar, Toker Matbaası, Istanbul 1965, sayfa 29.

[20] Ali Gevgilili, Türkiye’de Yenileşeme Düşüncesi, Sivil Toplum, Basın ve Atatürk, 2.basım, Bağlam Yayınları, Istanbul 1990, sayfa 125.

[21] Osman Akandere, Milli Şef Dönemi, Çok Partili Hayata Geçişte Rol Oynayan Iç ve Dış Tesirler (1938-1945), Iz Yayıncılık, Istanbul 1998, sayfa 22.

[22] F. Hüsrev Tökin, Türk Tarihinde Siyasi Partiler ve Siyasi Düşüncenin Gelişmesi, Elif Yayınları, Istanbul 1965, sayfa 69-71.

Ayrıca bakınız; Ercan Haytoğlu (1997), Türkiye’de Demokratikleşme Süreci ve 1945’te Çok Partili Siyasi Hayata Geçişin Nedenleri (1908-1945), Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı: 3, sayfa 48).

[23] 9 Eylül 1963 günlü Ulus Gazetesi.

[24] Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Sander Yayınları, Ankara 1966, sayfa 497.

.

********************

********************

********************

.

Çok Partili Sisteme M. Kemal Atatürk ile geçildi yalanı – Tek Parti Rejimi CHP – Bölüm 6

Serbest Cumhuriyet Fırka reisi Ali Fethi Bey’i karşılamak için 4 Eylül 1930’da Izmir’de toplanan halktan bir görünüm

***

12 Ağustos 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırka’nın (SCF) kurulmasındaki asıl amaç, toplumsal muhalefeti denetleme, yani güdümlü ve kontrollü bir muhalefetti. Ancak Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulduğu andan itibaren halk tarafından gerçek bir muhalefet partisi gibi algılanarak, büyük ilgi ve destek gördü. Geniş muhafazakar halk kitlelerinin partiye akın etmesi üzerine 17 Kasım 1930’da kapatıldı.[1]

SCF, kendinden önce kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan (TpCF) hem kuruluş hem de kapanış özellikleri bakımından ayrılmaktadır. Her iki parti de CHP içinden çıkmış olmakla beraber; TpCF, CHP içindeki “doğal bir muhalefet hareketinin partiden ayrılması” ile kurulmuş; SCF ise, “tamamen bazı şartların zorlaması sonucunda M. Kemal tarafından kurdurulmuş, göstermelik bir muhalefet yaratma girişimi”nden ibarettir.[2]

Tevfik Çavdar’da, yıllardan beri biriken ve artan toplumsal muhalefet potansiyelini kontrol edebilir ve rejim karşıtı olmayan bir partiye (SCF’ye) yönlendirmek muhalif partinin kuruluş nedenlerinden biri olabileceğini yazmıştır.[3]

Kendiliğinden ve doğal bir muhalefet partisi olarak kurulmayan, “güdümlü bir muhalefet yaratma düşüncesinin ürünü” olan SCF’nin kuruluş ve örgütlenişi de “yapay” özellikler taşımaktadır[4]. Fethi Bey tarafından M. Kemal’in isteği ile 12 Ağustos 1930 tarihinde kurulan SCF, doğal bir gelişmenin ürünü olmamasına ve tüm “muvazaa” (danışıklı dövüş) görüntüsüne rağmen, hızlı bir şekilde gelişti ve halktan büyük ilgi gördü. Bu ilgi CHP’de tedirginlik yaratırken, SCF Genel Başkanı Fethi Bey’in daha ilk günlerde iktidara aday olduklarına yönelik açıklaması, yeni partiye karşı CHP’deki rahatsızlığı arttırdı. Çünkü, CHP ileri gelenleri, SCF’yi hiçbir zaman iktidara aday bir parti olarak düşünmemişlerdi. Onlar için SCF, “küçük ve tehlikesiz bir muhalif parti” olarak TBMM’de bulunacak ve pek de suya sabuna dokunmayan eleştirilerle yetinecekti.

Hatta, SCF’nin TBMM’de eleştirilerde bulunabilmesi, muhalefet yapabilmesi için yapılacak olan milletvekili seçimlerinde CHP tarafından SCF için milletvekili kontenjanı ayrılacaktı. M. Kemal, Fethi Bey ve Ismet Paşa arasında geçen görüşmelerde partiye kaç milletvekili ve ne kadar para verileceği pazarlıkla belirlendi. Üstelik CHP’den SCF’ye verilecek milletvekillerinin seçimini de M. Kemal yaptı. 1931 yılında yapılacak seçimler için Ismet Paşa 50 milletvekili önerirken, Fethi Bey 120 milletvekili istemişti ve sonunda 70 milletvekilinde anlaşmışlardı.[5]

Fethi Okyar’ın şu sözleri dikkatle okunmaya değerdir: “Kütahya mebusu (milletvekili) Nuri ve Erzurum mebusu Tahsin Bey’lere Gazi (M. Kemal Atatürk), benim fırkama (partime) geçmeleri için emir verdi. Onlar da ‘Emredersiniz Paşam’ diyerek kabul ettiler. Biraz sonra gelen Reşit Galip Bey’e aynı emir verildi. O da, ‘Baş üstüne Efendim’ diyerek kabul etti.”[6]

TBMM’de muhalefet yapabilecek ölçüde SCF’ye milletvekili kontenjanı lütfedilmesi, CHP’nin SCF’ye biçtiği rolü net biçimde göstermektedir.

SCF Genel Başkanı Fethi Bey’in iktidara aday olduklarını açıklaması ve halktan gördükleri ilgi, CHP’nin iktidarı kaybedebileceği olasılığını gündeme getirdi. Bu da CHP yöneticilerini SCF karşısında hırçınlaştırdı. SCF’nin arkasındaki halk desteğinin bir göstergesi de, partinin kuruluşundan sadece bir ay sonra yapılan Belediye seçimleridir. Bu seçimlerde yapılan tüm baskılara ve CHP yöneticilerinin çabalarına rağmen, 502 seçim bölgesinden 22’sinde SCF kazandı. SCF’nin kazandığı yerlerden biri de Samsun’du. Yeni kurulan SCF’nin hazırlıksız bir şekilde katıldığı yerel seçimlerde gösterdiği başarı önemli bir ölçüttü.

SCF basında da kendisine birçok destek buldu. Istanbul’daki Yarın ve Son Posta gazeteleriyle Izmir’deki Yeni Asır gazetesi SCF’yi destekliyorlardı.[7] Bu gazetelerden başka doğrudan SCF’yi desteklemek amacıyla Izmir’de bir gazete yayınlandı: “Serbes Cumhuriyet.”[8]

1924-25 yıllarındaki TpCF denemesinden sonra, 1930 yılında girişilen SCF denemesi ile görüldü ki, CHP iktidarı tehlikededir. Modernleşme sürecinin ve iktidarının tehlikede olduğunu, çoğulcu bir ortamda bunların tehlikeye düşeceğini gören CHP, “olası tüm muhalefet odaklarını” ya ortadan kaldırdı, ya da kendine bağladı.

Danışıklı dövüşe ne gerek var diye sorabilirsiniz… Açıklayalım…

Halk, 18 kuruşa devlet eliyle ithal edilen şekerin neden kendisine 60 kuruştan satıldığını biliyordu. “Halkçı” diktatörlük 18 kuruşa ithal ettiği şekeri altı komisyoncudan geçirerek halka ulaştırıyordu. Çoğu zaman da, şeker yoksul halka hiç ulaşmıyordu. Bir koyunun 50 kuruşa satıldığı bir ortamda bir emekçi ailesinin şeker satın alması zaten olanaksızdı.

Yoksul halk şekerden önce, ekmeği bile yeteri kadar yiyemiyordu. “Türk çiftçisi”nin istihsal ve geçinme vaziyeti anketinin amaçları değerlendirilirken, 1935-36 yıllarına ilişkin şunlar söyleniyor:

“Fakir gruptaki hububat istihlaki yetişkin erkek başına senede 416 kilo ekmeğe tekabül ettiği halde, hali vakti nispeten daha iyi olan 2’nci grupta bu istihlâkin (tüketimin) azalacak yerde 452 kiloya yükselmesi, köylünün 1935-36 senesinde ekmek ihtiyacını bile tamamiyle karşılayamaz olduğunu göstermektedir. 2’inci grupta kâhil (yetişkin) erkek başına senelik ekmek istihlaki 1’nci gruba nazaran 70 kilo buğday ekmeği daha fazla, yani cem’an (toplam) 34 kilo fazladır.”[9]

Komisyoncuları zengin etmeyi amaç edinen bir siyasal iktidar, elbette emekçi toplum kesimlerinin yararını bir yana itecekti. Zaten söz konusu olan “sınıfsız bir toplum”du. (…)

Istanbul’un büyük tüccarları, Milli Mücadele’de vatan kurtaran, şimdi karşılığını isteyen sivil-militer bürokratların soygun ve sömürü olanaklarını artırmak için, her seferinde yoksul halka daha fazla yükleniyordu.

“Gelir farkı gözetilmeksizin”, her yetişkin erkek “yurttaş”tan yılda 8 ila 15 lira arasında değişen yol vergisi alınıyordu. Yetişkin beş nüfusa sahip bir köylü ailesi için bu, yılda yaklaşık 60 TL. ödeme zorunluluğu demekti.

Bir ton buğdayın 40 liraya satıldığı koşullarda bu vergiyi ödemenin ne demeye geldiğini anlamak zor değildir. “Sınıfsız”, “imtiyatsız”, “kaynaşmış” toplumda hapishaneler vergilerini ödeyemeyen yoksul köylülerle dolup taşıyordu…

Devlet, tüketim malları üzerinde tekel kurarak, yeni vergiler koyarak, eski vergileri artırarak yoksul halk üzerindeki baskıyı daha da artırıyordu. Kötü ürün ve fiyatların aşırı düşüşü karşısında vergi yükü giderek artıyordu. 1927’yi baz alan endekse göre, vergi yükü 1934’te 153’e çıkmıştı. Nüfus başına gayri safi gelir ise, aynı yılları esas alan endekse göre, (1927=100), 1930’da 92.6’ya, 1934’de 60.5’a kadar gerilemişti.[10]

Gelirde aşırı düşüşler olurken , artan vergilerin yarattığı baskı dayanılmaz boyutlardaydı…

Yol vergisiyle ilgili olarak, Gülten Kazgan şunlan yazıyor:

“Amacı demiryolu yapımının finansmanı olan Yol Vergisi de bir “baş” vergisi idi, her ailedeki yetişkinlerden alınan (8-15 TL. oranındaki) bu vergi, gelirdeki azalıştan bağımsız bir yük getiriyordu. Ürün fiyatları (üçte bire) 1/3’e düşünce, bir de buna kötü ürün yılları eklenince, tutarı aynı kalan verginin (gelir üzerinden) yükü bununla ters orantılı olarak ağırlaşmış oluyordu. Nitekim 1930’larda (1932-1934), 1932’deki kötü ürün yılının da etkisiyle, bu vergiyi ödeyemeyip bedeni yükümlülüğü yerine getiren yol yapımında çalışanların sayısı 700 bin kişiyi buldu. Aynı durum hayvan sayım vergisi için de geçerliydi: Hayvan başına kuruş olarak tahsil edilen bu vergi, hayvanların fıyatları veya hayvansal ürünlerin fiyatlarından bağımsızdı. Vergi 1929’da tekrar artırılmıştı. Bu ürünlerin fiyatları yarı yarıya düşerken, verginin aynı kalması, gelir üzerinden ödenen verginin ağırlaşması demekti.”[11]

Öte yandan iç ticaret hadlerinin % 40 (1930) civarında tarımın aleyhine olarak bozulduğu bir ortamda , ‘ruhları çağıranlar’ın neden geri yollayamadıklarını anlamak kolaylaşıyor. “Güdümlü muhalefet”e hemen büyük bir kitle desteğinin ortaya çıkması, “yeni parti”nin kitleler yararına bir programa sahip olmasından değil, iktidar partisinden kaçışın bir göstergesiydi. Halk yığınları Fethi Bey’in lideri olduğu partinin ne programından ne de temel politikalarından haberdardı.

Ama sağduyuyla “halkçı ve inkılapçı iktidar”dan kaçıyordu…

Samet Ağaoğlu, “Serbest Fırka” kurucularının Izmir’e gelişinde halkın Serbest Cumhuriyet Fırkası’na gösterdiği büyük ilgiyi şöyle anlatıyor:

“(…) Halk Anadolu Gazetesi’nin matbaasına doğru yürümüş… Matbaanın iç tarafına saklanmış olan polis neferleri, halkı korkutmak için olacak, izdihamın üzerine tabanca boşaltmaya koyulmuş ve atılan kurşunlardan biri 14 yaşındaki mektepli bir çocuğa rastgelerek öldürmüştür.

Bu meyanda hiçbir şeyden haberi olmayan bizler otelde idik ve alt kattaki salonda bir çokları ile görüşüyorduk. Birden bire otele büyük bir kalabalık hücum etti. Herkes müteheyyiç ve mütehevvirdi (heyecanlı ve öfkeliydi). Kimi ağlıyor, kimi nefrin ediyor, kimi tehditler savuruyor. Kalabalığın ortasında ihtiyar bir adamcağız kucağında taşıdığı bir çocuğu birden bire Fethi Bey’in ayaklarına atarak[12]:

– ‘Işte size bir kurban. Başkalarını da veririz! Yalnız sen bizi kurtar, dedi ve ağlayarak Fethi Bey’in ellerine sarıldı. Manzara müthiş ve tüyler ürperticiydi. Kanlara bulanmış körpe mektepli bir çocuk Fethi Bey’in ayakları altında son nefesini veriyordu. Babası da Fethi Bey’in ellerine sarılarak yakıcı bir lisanla daha başka evladını da kurban vermeye hazır olduğunu söylüyordu. Yalnız bizi kurtar! Kurtar bu zalim mutemetlerin elinden diye yalvarıyor.”[13]

Işte, bütün bu zulümler milleti her an patlamaya hazır bir bomba haline getirdi. Yüksek vergilerle halkın sömürülmesinden doğan hoşnutsuzluğu ve M. Kemal’in gerçekleştirdiği bir dizi reformun toplumda uyandırdığı memnuniyetsizliği ölçmek ve bunların Serbest Fırka’ca denetlenmesini sağlamak, dolayısıyla yıllardan beri biriken ve artan toplumsal muhalefet potansiyelini kontrol edebilir ve rejim karşıtı olmayan bir partiye (SCF’ye) yönlendirmek ve böylece tabiri caizse halkın gazını almak amaçlanmıştır.

Nitekim Amerikan Büyükelçisi Grew şöyle demektedir, “yeni parti, ülkenin siyasi ateşini ölçmek için bir termometre olmuştu; ateşin yüksekliğinden kimsenin şüphesi olamazdı.”[14]

Bir muhalefet partisi, aslında gizli olarak var olan, fakat siyasal baskılar nedeniyle görünmeyen siyasal muhalefeti ve bu muhalefetin gücünü de ortaya koyabilirdi.[15] 1930 yılında, hoşnutsuzluğun (çapını büyük olasılıkla bilmemekle beraber) farkında olan M. Kemal, raporların ve ülkede sık sık yaptığı kendi inceleme gezilerinin sonucunda, toplumsal hoşnutsuzluğu belli bir yöne yönlendirmek[16] istemiştir. Ülkede pek çok şeyin yolunda olmadığı ve hoşnutsuzluğun arttığı açıktır. Bir muhalefet partisi, emniyet sübabı işlevi görebilirdi.[17]

Ancak başarı belirtileri SCF’nin hızla iktidara gelme isteğini kamçılamış, dolayısıyla anlaşmaya (danışıklı dövüşe) aykırı bir şekilde hareket etmiştir. Işte bu, partinin sonunu hazırlayan en önemli etken olmuştur. Ibrahim Hilmi Çığıraçan’da, 9 Temmuz 1946’da Yeşilköy Halkevinde okumak üzere hazırladığı “Türkiye’de Intihap Usulleri ve Parti Mücadeleleri” başlıklı konferansında “meclis içinde, mücadeleden ziyade münakaşa ve muvazene (danışıklı dövüş) partisi olarak kurulmuş” olan SCF’nin sona erdirilmesini, “biran evvel iktidar mevkiine geçmek” arzusuna bağlamaktadır.[18]

Ayrıca M. Kemal’in Fethi Bey’e: “Siz hemen birkaç ay içinde iktidara geçmek için uğraşıyorsunuz.”[19] demesi, oyunu açıkça ortaya koymaktadır. M. Kemal Atatürk’e; “Bir siyasi partinin iktidara gelmek istemesinden daha doğal ne olabilir” diye sormak lazımdı. Lakin o dönemde bunu sormak, kelleyi vermeyi göze almak demektir. Fethi Bey de bunu gayet iyi bildiğinden olsa gerek 17 Kasım 1930 günü Dahiliye Vekaletine (Iç Işleri Bakanlığına) pullu dilekçe göndererek SCF’yi kapattığını açıklamıştır. Bu açıklamasının dikkat çekici bölümünü buraya aynen alıntılıyoruz:

“… fırkamız (partimiz) âtiyen (gelecekte) Gazi Hazretleriyle siyasi sahada karşı karşıya gelmek vaziyetinde kalabileceği anlaşılmıştır. Bu vaziyette kalacak siyasi bir teşekkülün mevcudiyetini fırka müessisi sıfatiyle muhafaza ve idameyi muhal buluyorum. Bu sebeple SCF’nin feshine karar verdim. Bu karar fırka teşkilatına tebliğ edilmiştir. Keyfiyeti arzederim efendim. A. Fethi.”[20]

Fethi Okyar’ın anılarından, bu fesih beyannamesinin bile bir pazarlık konusu olduğunu öğreniyoruz. M. Kemal Atatürk döneminde, Fethi Bey’e kurduğu partinin fesih gerekçesini dahi olduğu gibi yazma hakkı verilmemiştir. Örneğin, mektubun M. Kemal Atatürk ve Ismet Paşa tarafından düzeltilmeden önceki bir cümlesi şöyleymiş:

“Fırkamız doğrudan doğruya Gazi Hazretlerinin teşvik, ısrar ve tasvipleriyle vücuda gelmiş ve büyük reisimizin her iki fırkaya (CHP ve SCF) karşı eşit yardım muamelesine mazhar olacağı teminatını almıştı.” [21]

Diplomatik dili, halk diline tercüme edecek olursak fesih nedeni şöyle olsa gerek; “M. Kemal verdiği sözde durmadı, onunla çatışmayı da göze alamıyorum ve bu yüzden partiyi kapatıyorum.”

Böylece Fethi Okyar, M. Kemal Atatürk’e “Bir siyasi partinin iktidara gelmek istemesinden daha doğal ne olabilir?” sualini yöneltmek yerine; partiyi kapatarak “kelleyi kurtarmıştır.”

Partinin kurucularından Ahmet Ağaoğlu’nun aktardıklarına bakılırsa, parti kurucusu Fethi Bey, parti kapatıldıktan sonra, “aldatıldığını” itiraf etmiş ve M. Kemal Atatürk’ün Fırka’yı “sırf memleketteki vaziyeti anlamak, halkın nabzını tutmak için” kurdurduğuna kanaat getirmiştir.[22]

Her başarısız çok partili hayat denemesi tek parti yönetiminin yerleşmesinin önündeki engelleri kaldırmaya yaramış ve Tek Parti Yönetimi’nin pekişmesini sağlamıştır. Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın “kendini fesh etmesinden” sonra tek parti yönetimi yerleşmiş, 1946’ya kadar rakipsiz ve her şeye egemen olan görüntüsünü korumuştur. Bu kısa dönemli çok partili sistem deneyimlerini, demokrasi yolunda atılmış adımlar olarak kabul etmek zorlama bir yorum olacaktır.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Çetin Yetkin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, Karacan Yayınları, Istanbul 1982, sayfa 32.

Ayrıca bakınız; F. Hüsrev Tökin, Türk Tarihinde Siyasi Partiler ve Siyasi Düşüncenin Gelişmesi, Elif Yayınları, Istanbul 1965, sayfa 75.

[2] Esat Öz, Tek Parti Yönetimi ve Siyasal Katılım (1923-1950), Gündoğan Yayınları, Ankara, 1992, sayfa 101-102.

[3] Tevfik Çavdar, Serbest Fırka, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cild 8, Iletişim Yayınları, sayfa 2052 – 2059.

[4] Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1994, sayfa 141-148.

Ayrıca bakınız; Osman Okyar-Mehmet Seyitdanlıoğlu, Fethi Okyar’ın Anıları, Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1997.

[5] Fethi Okyar’ın Anıları, Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1997.

[6] Fethi Okyar, Ve Mehmet Seyitdanlıoğlu, Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye, Fethi Okyar’ın Anıları, 3.baskı, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2006, sayfa 135, 136.

[7] Esat Öz, Tek Parti Yönetimi ve Siyasal Katılım (1923-1950), Gündoğan Yayınları, Ankara, 1992, sayfa 101, 102.

Ayrıca bakınız; Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1994, sayfa 141-148.

– Osman Okyar-Mehmet Seyitdanlıoğlu, Fethi Okyar’ın Anıları, Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1997.

– Tevfik Çavdar, Serbest Fırka, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cild 8, Iletişim Yayınları, sayfa 2052 – 2059.

– Tarık Z. Tunaya, Türkiyede Siyasi Partiler, 1859-1952, Istanbul, 1952.

– Çetin Yetkin, Atatürk’ün Başarısız Demokrasi Devrimi, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, Istanbul, 1997.

– Cem Ermence, 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası, Iletişim Yayınları, Istanbul, 2006.

[8] Hakkı Uyar, “SCF’nin Yayın Organı: Serbes Cumhuriyet Gazetesi”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce cilt 7, Liberalizm, Iletişim Yayınları, Istanbul, 2005.

[9] Türk çitfçisi’nin istihsal ve geçinme vaziyeti anketi, Ankara, 1938, sayfa 41-55.

[10] Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal sorunları 1923-1938, Iktisadi ve Ticari Ilimler Akademisi Mezunları Derneği Yay. 1977, sayfa 252.

[11] Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal sorunları 1923-1938, Iktisadi ve Ticari Ilimler Akademisi Mezunları Derneği Yay. 1977, sayfa 252-253.

[12] Doç. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın Iflası, Doz Yay., Istanbul 1991, sayfa 165, 166, 167.

[13] Samet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, sayfa 57.

[14] Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Sander Yayınları, Ankara 1966, sayfa 521.

[15] C. Koçak, Türkiye Tarihi, cild 4, 8. baskı, Cem Yayınevi, Istanbul 2005, sayfa 148.

[16] Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, 16. baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1999, sayfa 260.

[17] H. C. Armstraong, H. C., Bozkurt, Nokta Kitap Yayınları, Istanbul 2005, sayfa 203.

[18] Ibrahim Hilmi Çığıraçan, Istanbul: Hilmi K., 1946, sayfa 22, 23.

[19] Asım Us, Gördüklerim, Duyduklarım, Duygularım – Meşrutiyet ve Cumhuriyet Devirlerine Ait Hatıralar ve Tetkikler, Istanbul: Vakit M., 1964 sayfa 142.

Ayrıca bakınız; Mete Tunçay Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931) Yurt Yayınları, Ankara 1981, sayfa 270.

[20] Mete Tunçay Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931) Yurt Yayınları, Ankara 1981, sayfa 273.

[21] Fethi Okyar, (Haz. Cemal Kutay), Üç Devirde Bir Adam, Istanbul: Tercüman Tarih Yay., 1980, sayfa 528.

Ayrıca bakınız; Ahmet Ağaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, Istanbul, 1969, 2. basım, sayfa 90, 91.

[22] Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, 3. baskı Iletişim Yayınları, Istanbul 1994, sayfa 102.

.

********************

********************

********************

.

Çok Partili Sisteme M. Kemal Atatürk ile geçildi yalanı – Tek Parti Rejimi CHP – Bölüm 7

M. Kemal Atatürk ve Adolf Hitler

***

Aslında bırakın Türkiye’de demokrasiyi, hürriyeti, cumhuriyeti; “Tek ‘Parti’ rejimi” bile yoktu. “Tek ‘adam’ rejimi” vardı… O da “M. Kemal Atatürk rejimi” idi.

Çünkü Mebus (Milletvekili) tayinleri M. Kemal Atatürk tarafından bizzat yapılıyordu. 1927’de yayınladığı bir tamimde M. Kemal şunları söylüyor:

“Aziz vatandaşlarım. Cumhuriyet Halk Fırkası, namına bütün memlekette Türkiye Büyük Millet Meclisi azalığı için tespit ettiğim zevatın heyeti umummiyesini ittılanıza (bilginize) arzediyorum. Her vatandaş için yeni devrede beraber çalışmayı münasip gördüğüm arkadaşların heyeti umumiyesinın birlikte görülmesini faideli addettim. Bunlardan, her daire-i ihtihabiye’ye (seçim bölgesine) tefrik edeceğim mebus namzetlerini ayrıca imzam tahtında arzedeceğim.”[1]

Yukarıdaki alıntıdan M. Kemal’in şahsi iradesinin ne kadar belirleyici olduğu anlaşılıyor. Mebus tayinini CHF’ye (CHP’ye) bile bırakmıyor. Kimlerin mebus olacağına ve kimlerin hangi illerin mebusu olacağına kendisi karar veriyor…

1 Nisan 1931 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde;

“(…)Kaç mebus alınacak? Hakiki vaziyeti hiç kimse tahmin edemez. Kati vaziyet Gazi hazretleri umumi listeyi ilan edince anlaşılacak” deniliyordu.

Meclise girecek tüm üyelerin bir tek kişi tarafından seçildiği koşullarda, serbest seçimlerden ve hakimiyetin millete ait olduğundan söz etmek mümkün müdür? Herhalde, “Hakimiyet kayıtsız şartsız M. Kemal’in ve onun yakın çevresinindir” demek gerçeğe daha uygun düşüyor. (…)

Böylesi koşullarda mahkemelerin “bağımsızlığı” da içi boş bir slogan olmaktan öteye gidemez. Cumhurbaşkanı, CHF tüzüğüne göre daimi ve değişmez genel başkandır. Meclis üyelerini de kendisi belirlediğine göre, bu durum, onun hem partiye, hem de meclise hâkim olmasına imkân veriyordu. Parti içinde ve dışında kendi iradesi dışında hiçbir girişime izin vermiyordu.

Hitler; “…M. Kemal’in ilk talebesi Mussolini, ikinci talebesi benim”[2] derken, M. Kemal’in şahsi rejimine verdiği önemi ifade ediyordu.[3]

Seçimlere katılacak adaylar CHP genel sekreteri ve fiili genel başkan tarafından belirlenmiş ve halkın onayına sunulmuştur. Seçim yapmanın anlamını yitirdiği seçimler sadece şeklen var olmuştur.[4] Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, ki kendisi Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucular listesinin 1’inci sırasında yer alır [5], tek parti döneminde yapılan seçimlerle ilgili şu şekilde yorum yapmaktadır:

“Gerçi iki dereceli seçim yasasındaki yönteme göre bütün illerde milletvekili seçimleri yapılıyordu, ama bu seçim, işin formalite yönüydü. Halk Partisi tarafından gösterilen aday mutlaka seçiliyordu. O halde bu adaylar, ‘halkın seçimine sunuluyordu’ demektense, ‘halkın oylamasına sunuluyordu’ deyişini kullanmak belki daha yerinde olur.”[6]

Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun iki dereceli seçim yasasındaki yönteme göre yapıldığını, ancak illerdeki seçimlerin “formaliteden” öteye geçmediğini belirttiği 1923 seçimleri, Halk Fırkası tarafından gösterilen adayın mutlaka seçilmesi esasına göre sonuçlanır.[7] Adaylar belirlenirken, adayın kendisine bir şey sorulmamış ve hatta bilgi verilmemiş olması, seçimin bir diğer ilginç yönlerinden birisini oluşturur.

Bu konuda Yakup Kadri’nin anlattıkları ilginçtir. Yakup Kadri, kendisinin ve Hakkı Tarık’ın Istanbul’dan aday gösterileceğini düşündüğünü, ancak Istanbul listesi açıklanınca derin bir hayrete düştüğünü, çünkü hem kendisinin hem de Tarık’ın isminin listede bulunmadığını belirttikten sonra, daha sonra kendi ismini Mardin, Hakkı Tarık’ın isminin ise Giresun listesinde görünce şaşkınlığının bir kat daha arttığını belirtir.[8]

M. Kemal’in 1927 seçimleri ile alakalı yayınladığı bildiri ve tamimleri (Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, sayfa 532-535) üzerinde bir değerlendirme yapan siyaset bilimci Prof. Dr. Taha Parla, M. Kemal’in tutumu ve seçimlerdeki etkisini şu şekilde belirlemektedir:

“…Atatürk, artık tam bir ‘tek-seçici’ olarak, katıksız biçimde birinci tekil şahıs ifadesiyle konuşmaktadır:

(Atatürk) : ‘…milletvekili adayı olarak saptadığım kişiler’, ‘birlikte çalışmağa uygun gördüğüm arkadaşlar, (b)unlardan her seçim çevresine ayıracağım milletvekili adayları…’

Açıktır ki adayları saptayan bir parti kurulu, organı yoktur; hepsini tek başına seçen ve bunları seçim çevrelerine dağıtan mutlak bir parti şefi vardır…*sonucu baştan belli olan bir seçim* için milletin göstermiş olduğu isabetli davranışı övüyor:

(Atatürk) : ‘…sunduğum adaylar memleketin her tarafında aziz vatandaşlarımın ittifakla genel onay ve seçimine mazhar oldu’, bu davranıştaki soylu anlam…’

Tek-partinin plebisiter şefi, istediği kişileri milletvekili olarak millete onaylatıyor; ulusal egemenliği kullanacak olan Millet Meclisi’nin tüm üyelerini kendi seçiyor/seçtiriyor.”[9]

Resmen Millet ile dalga geçiyor. M. Kemal döneminde kapatılan gazeteler, milleti kandırmadığı için kapatıldılar herhalde…. 1927 seçimlerinde, M. Kemal Atatürk’ün seçtiği adayların millet tarafından “mecburi” olarak onaylandığı halde, kemalist kalemşörlerin sanki seçim yapılıyormuş havasıyla attıkları ısmarlama manşetleri hep beraber okuyalım…

***

Evvela kelimelerin anlamları:

Namzet: Aday.

Intihabat: Seçimler.

Rey: Oy.

Müntehib-i sani: Ikinci derece seçmenleri.

Kamilen: hep birden.

***

“Bütün Türkiye tek bir vücut gibi Gazi’nin gösterdiği namzetlere rey veriyor.”[10]

“Gazi, Ismet ve Kazım Paşalar Hazeratı Beşiktaş ve Adalar’dan müntehib-i sani namzedirler – Müntehib-i sani intibanını ilk neticesi: kamilen fırka namzetleri kazandılar.”[11]

“Şehrimizde müntehib-i sani intihabatı başladı – Dün binlerce müntehib-i evvel reylerini attılar”[12]

“Intihabadın birinci safhası bitiyor: 15 Ağustosta müntehib-i sani intihabatı tamamıyla bitecek ve artık iş mebusların intihabına kalacak.”[13]

“Gazi Hazretleri namzetlerin daire-i intihabiyelerini tefrik buyurdular. (Bizzat imza buyurdukları Istanbul namzet listesi fotokopisi)[14]

“Dün Ankara ve Istanbul dahil olduğu halde 23 vilayette intihabat yapılmış ve fırka namzetleri müttefikan mebus intihab edilmişlerdir.” (Şehrimizde 1458 müntehib-i saninin ittifak-ı arasıyla)[15]

“Intihabatın kısm-ı küllisi (48 vilayet) ikmal edildi.”[16]

“Intihabat her yerde bitti ve kamilen fırka namzetleri mebus oldular.”[17]

Vekilleri kendi seçen M. Kemal Atatürk dönemin gazetelerinde karikatürize edilerek böyle eleştirilmişti

Şirin Tekeli, 1923-1946 yılları arasında yapılan seçimleri “seçim” olarak değil, “demokratik olmayan oylamalar”, 1950-1983 yılları arasında yapılan seçimleri ise “demokratik seçimler” olarak nitelemektedir. Tekeli’nin tek parti dönemindeki seçimlerle alakalı olarak genel yorumu şu şekildedir:

“Cumhuriyet döneminde yapılan seçimleri iki grupta toplamak mümkündür: Demokratik olmayan oylamalar (1923-1946) ve demokratik seçimler (1950-1983). …siyasi iktidarı biçimlendirmek yönünden pek fazla sonuç doğurmayan, bu anlamda seçim tanımına pek uymayan, daha çok törensi nitelikte süreçler olmuştur. Gerçekten de bu seçimlerin hepsinde adaylar, tek parti CHP tarafından belirlenmiş ve gerçek siyasi mücadele, parti kademelerinde aday olabilmek için verilmiştir. Buna karşılık seçmenlerden beklenen, partinin saptadığı adayları onaylamanın ötesine pek gitmiyordu. Bu anlamda, tek bir kişi için değil, bir kurulun tüm üyeleri için plebisite benzeyen bu oylamalarda, partinin saptadığı adayların “hepsi seçilmiş” ve Meclis’te yerini almıştır.”[18]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 31 Ağustos 1927. Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, sayfa 534.

[2] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1881 -1938 Atatürk’ün Doğumundan ölümüne Kadar, Istanbul, sayfa 319.

[3] Doç. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın Iflası, Doz Yay., Istanbul 1991, sayfa 113.

[4] Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, 16. baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1999, sayfa 259.

[5] Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)’nin kurucular listesinin 1’inci sırasında:

http://www.add.org.tr/kurucularimiz.html

[6] Ahmet Demirel, Birinci Mecliste Muhalefet, 3. baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 574-575.

[7] Hıfzı Veldet Velidedeoğu, Milli Mücadele’de Anadolu, sayfa 246.

[8]
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 Yıl, sayfa 34.

[9] Taha Parla, Türkiye’de Siyasal Kültürün Resmi Kaynakları, cild 1, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Iletişim Yayınları, Istanbul 1997, sayfa 54.

[10] Vakit Gazetesi, 3 Eylül 1927.

[11] Cumhuriyet Gazetesi, 2 Ağustos 1927.

[12] Cumhuriyet Gazetesi, 7 Ağustos 1927.

[13] Cumhuriyet Gazetesi, 14 Ağustos 1927.

[14] Cumhuriyet Gazetesi, 1 Eylül 1927.

[15] Cumhuriyet Gazetesi, 3 Eylül 1927.

[16] Cumhuriyet Gazetesi, 4 Eylül 1927.

[17] Cumhuriyet Gazetesi, 6 Eylül 1927.

[18] Şirin Tekeli, “Cumhuriyet Döneminde Secimler”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cild 7, Istanbul 1983, sayfa 1801, 1802.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

M. Kemal Atatürk’ün Yasakladığı, Kapattığı Gazeteler, Basın Sansürü

M. Kemal Atatürk’ün Yasakladığı, Kapattığı Gazeteler, Basın Sansürü

Düşünebilen beyinlere malumdur ki, bir ülkenin Anayasa’sında “Cumhuriyet” yazması, o ülkede Cumhuriyet idaresinin olduğunu göstermez… Tıpkı sahte ürünlerin ambalajında marka ambleminin olması gibidir bu… O marka amblemi, milleti aldatmak ve içeriğin sahteliğini kamufle etmek için, çekici ve göze hoş gelen bir surette ambalajın üzerine yerleştirilmiştir. Bu ürünleri araştırmayan, bunlara dokunmayan, kurcalamayan ve nasıl olması gerektiğini bilmeyenler; sıradan bir reklam filmi ile kolayca aldatılabilirler. Aynı şekilde, M. Kemal Atatürk’ü ve rejimini dokunulmaz kabul eden, sorgulamayan, incelemeyen ve dinimize uygun olup olmadığına bakmayanlar da, basit bir propaganda ile uyutulabilirler. Zaten öyle de olduğu açıkça ortada değil mi? Yapılan bütün hukuksuzluklara, Islam düşmanlığına, yasaklara; kısaca Firavunluğa rağmen, bazılarının hala bu çelişkinin farkına varamaması, bunun en bariz göstergesidir.

Eğer yalnızca “Cumhuriyet” kelimesiyle bir ülkede özgürlük, hürriyet ve insan haklarına saygı olduğu iddia edilirse, bu durumda dünyada belki en anti demokratik ülke konumunda bulunan “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti” bizim “Türkiye Cumhuriyeti”nden özgürlükler bakımından daha ileride olması gerekirdi. Öyle ya, onlarda yalnızca “Cumhuriyet” değil, aynı zamanda ” sözde demokrasi” de mevcut. Fakat orada da bizde olduğu gibi “…izm” var. Bizde “Kemalizm” onlarda ise “Komünizm” ideolojisi hakim. Onların yönetim biçimi de “tek parti rejimi” M. Kemal Atatürk’ün kurduğu rejim de “tek parti rejimi”, hatta “tek adam” rejimiydi. Zira partiye seçilecek olanları M. Kemal seçmekteydi.

M. Kemal Atatürk’ün 1927’de yayınladığı bir tamimde; “Aziz vatandaşlarım. Cumhuriyet Halk Fırkası, namına bütün memlekette Türkiye Büyük Millet Meclisi azalığı için tespit ettiğim zevatın heyeti umummiyesini ittılanıza (bilginize) arzediyorum. Her vatandaş için yeni devrede beraber çalışmayı münasip gördüğüm arkadaşların heyeti umumiyesinın birlikte görülmesini faideli addettim. Bunlardan, her daire-i intihabiye’ye (seçim bölgesine) tefrik edeceğim mebus namzetlerini ayrıca imzam tahtında arzedeceğim.”[1] demesinden, M. Kemal’in şahsi iradesinin ne kadar belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Vekil tayinini kendi partisi olan CHP’ye bile bırakmamakta, kimlerin vekil olacağına ve kimlerin hangi illerin vekili olacağına kendisi karar vermektedir.

Bunun öncesi de var… Birinci Meclise darbe yapan M. Kemal, 1923 yılında yapılan 2’inci Meclis seçimlerine sadece kendi oluşturduğu listenin katılmasına izin vermiştir. Bağımsız adaylar baskılarla çekilmeye icbar edilmişlerdir. Neticede M. Kemal’in listesi dışında sadece iki, veya üç kişi Meclise girebilmiştir. Bu konu, dönemin gazetelerinde karikatürize edilerek eleştirilmiştir.[2]

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

M. Kemal Atatürk dönemin gazetelerinde karikatürize edilerek böyle eleştirilmişti

***

Bu hususta daha fazla malumat edinmek isteyenlere “M. Kemal Atatürk ile çok partili sisteme geçildi yalanı”[3] isimli konumuzu tavsiye ederiz. Son bir misal vererek asıl konumuza geçeceğiz.

Örneğin Ingiltere’de “Cumhuriyet” yoktur ve Parlementer Monarşik bir yönetim yapısına sahiptir ancak şu an belki dünyanın en özgür ülkesidir. Azınlıkta olan müslümanlar için Şeriat mahkemelerinin kurulmasına onay verecek kadar özgür bir ülkedir Ingiltere… Bizde ise çoğunluk müslüman olduğu halde Islam kanunlarını uygulayan Şeriat mahkemelerini istemek dahi “suç” kapsamına girmektedir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin; “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti” veya “Çin Halk Cumhuriyeti”nden farkı yoktur… Hepsi de despotluktur… Diktatörlüktür. “Cumhuriyet” kelimesi ise bunu maskelemekten başka bir şey değildir. Osmanlı Devleti ise Türkiye Cumhuriyeti’nden daha demokratiktir, zira gayr-i müslimlerin kendi dinlerine göre muhakeme edilmelerini bir hak olarak telakki etmiş ve onlara özel mahkemeler açmıştır. (Bu konuda teferruatlı bilgi için bakınız; Macit Kenanoğlu, Osmanlı Millet Sistemi, Istanbul 2004, sayfa 203 ve devamı. Ayrıca bakınız; Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı Hukuku, Istanbul 2008, sayfa 318, 319. Bu kaynaklardan başka Osmanlı Devleti’nin insanlara tanıdığı haklar için bakınız; Kadir Çandarlıoğlu, Belgelerle Gerçek Tarih, kitabı üctetsiz indirebilirsiniz: http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez , sayfa 646 – 671.)

Kemalist rejim, 1925 yılında mer’iyyete koyduğu Takrir-i Sükun Kanunu ve 1931 yılında mer’iyyete koyduğu Matbuat Kanunu ile ülke genelinde birçok gazeteyi kapatmış ve birçok gazeteciyi de Istiklal Mahkemesi’nde yargılayarak ülkede terör estirmiştir. Bunlarla yetinmeyen “Tek Adam” rejimi, Rusya, Fransa, Mısır, Avusturya, Suriye vs. gibi ülkelerde yayınlanan bazı gazetelerin Türkiye’ye girişini dahi yasaklamıştır. Bu ilkel kavimlere mahsus uygulamalar, M. Kemal Atatürk’ün kurduğu rejimin diktatörlük olduğunun delillerindendir… Ama maalesef hala bu gerçeği göremeyenler var.

Böyle bir rejimin, Hitler’in Nazi Almanya’sından veya kemalistlerce özgürlüklerin kısıtlandığı bir ülke olarak tanımlanan Iran’dan farkı nedir? Özgürlük yalnızca bedeni açmak, dine sövmek ve içki içebilmek midir? Düşünce, ifade, bilgi edinme ve haber alma özgürlüğü gibi temel hakların ihlal edildiği bir ülkede Cumhuriyet’ten bahsedilebilir mi? Tabii ki hayır.

Ülkemizde oynanmış oyunları ve hukuk facialarını bilgilerinize arz etmek gayesiyle yaptığımız bu çalışmada, evvela 1925 Takrir-i Sükun Kanunu, ardından da 1931 Matbuat Kanunu’yla nasıl terör estirildiği anlatılacak ve akabinde uzmanların 1931 Matbuat Kanunu’nun bazı maddelerine dair yaptıkları değerlendirmeler nakledilecektir.

Bundan sonra Takrir-i Sükun Kanunu’yla yasaklanan bazı gazetelere ilişkin kısaca malumat verilecek ve bu faslın ardından Türkiye’ye girişi yasaklanan bazı gazeteler sıralanacaktır. Sona iki bölüm kalıyor ki, bunlardan ilki o günleri bizzat yaşamış gazeteci ve siyasetcilerin görüşlerinin yer aldığı bölüm, diğeri ise M. Kemal’in ölümünden sonra Ismet Inönü döneminde de bu zulmün devam ettiğine dair birkaç misal zikredilecek olan bölümdür. Yazıyı okumaktan bıkmamanız için yasaklanan bazı gazete ve dergileri 2 kategori halinde (M. Kemal Atatürk dönemi ve Ismet Inönü dönemi) ek olarak yazının en sonuna ekleyeceğiz. Mutlaka okumanızı tavsiye ederiz.

4 Mart 1925 yılında yürürlüğe giren Takrir-i Sükun Kanunu döneminde, 3 Mayıs 1925 tarih ve 1846 sayılı kararname ile “Havali-i Şarkiyede Idare-i Örfiye Mıntıkasında tatbik edilecek sansür Talimatnamesi kabul edilmiştir.[4] Takrir-i Sükun kanunu kabul edilir edilmez ilk iş olarak iki Istiklal Mahkemesi kurulmuş ve meclisin onayını almadan doğrudan idam kararlarının infazını gerçekleştirme yetkisi ile donatılmıştır.[5] Bu kanuna dayanılarak Son Telgraf, Izmir’de Sada-i Hak, Trabzon’da Istikbal ve Kahkaha, Istanbul’da Press de Suar kapatılmıştır.[6] Tanin, Tevhid-i Efkar, Sebilürreşat, Aydınlık ve Resimli Ay gibi değişik eğilimlere sahip gazete ve dergiler de kapatılır.[7] Daha sonra Vatan ve Vakit gazeteleri de kapatılmış, gazetelerin sahip ve yazarları Istiklal Mahkemeleri’nde yargılanarak tutuklanmışlardır.[8] Takrir-i Sükun Kanunu ile basına yönelik bir susturma hareketi başlatılmış ve tüm muhalif basın organları ve kuruluşları yasaklanmış ve kapatılmıştır.[9]

Milli Mücadele’ye destek veren gazetelerin kapatılmasını anlamak elbette mümkün değildir. Örneğin Faik Ahmet öncülüğünde Trabzon’da çıkan Istikbal gazetesi, Trabzon’da hatta bütün Karadeniz ve Doğu Anadolu’da halkın Milli Mücadeleyi desteklemesinde önemli bir rol oynamıştır.[10/a] 1962 yılında yayınlanan Milliyet gazetesinin haberi de bunu teyid etmektedir.[10/b]

(Fotoğraf: Milli Mücadele’yi destekleyen Istikbal gazetesinin 13 Aralık 1920 tarihli nüshası)

***

***

4 Ağustos 1962 tarihli Milliyet gazetesi

***

Üstelik bu gazete, Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin yayın organı durumundaydı. Belli ki, M. Kemal en şedid ve despot yöntemlerle bütün muhaliflerini susturmakla kalmamış ve memleketin hayrı için çalışıp didinenleri dahi şahsi mülahazalarla saf dışı bırakmıştır.

Istiklal Mahkemeleri’nde boy gösteren ilk isim Hüseyin Cahid Yalçın olmuştur. 19 Nisan günü tutuklanan Hüseyin Cahid, Ankara Istiklal Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Mahkemeye sevkedilmesine gerekçe gösterilen suç (!) ise Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın merkezinde yapılan aramayı Tanin Gazetesi’nde “baskın” olarak vermesidir.[11] Bu saçma ve gülünç suç isnadına karşı yaptığ1 savunmasında, çok haklı olarak, “Hem eğer baskın kelimesi fena bir kelime ise, Terakkiperver Fırkası’nın benim aleyhimde ikame-i dava etmesi lazım gelirdi”[12] diyerek Mahkeme üyelerine hukuk dersi vermiştir. Lakin yine de muhakeme sonucunda Çorum’a sürgün edilmekten kurtulamamıştır.[13]

Ne ilginçtir ki, eski Kastamonu Milletvekili ve Adana’da yayımlanan Tok Söz gazetesinin yönetmeni Abdülkadir Kemali’nin 25 Kasım’da Müdafa-i Umumiye Fırkası’nı kuracağını açıklamasından sadece 5 hafta sonra 30 Aralık 1924’te gazetesi “Tok Söz” kapatılmış, bizzat yöneticisi de 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştır, dolayısıyla parti kurmaya muvaffak olamamıştır.[14]

Tutuklanan gazetecilerin yargılanması Elazığ Istiklal Mahkemesi’nde Eylül ayına kadar sürmüştür. Bu arada, gazeteciler, tutuklanıp Elazığ’a getirilirken M. Kemal’e telgraflar çekerek kendilerini mahkemenin şerrinden kurtarmasını istemişlerdir.[15] Mahkemenin son günlerinde bir telgraf daha çekerek aflarını istedikleri görülmektedir.[16] Bunun üzerine M. Kemal, mahkemeye bir telgraf çekmiştir.[17] Mahkemenin bu çağrıya cevabı ise beklendiği gibi olmuş ve gazeteciler beraat etmiştir. Prof. Dr. Tunçay, bu gelişmenin, mahkemelerin siyasal iktidarın “emri ile” hareket ettiğinin en somut delili olduğunu belirtmektedir.[18]

***

Yargılananlar arasında bulunan Zekeriya Sertel, Ahmet Emin Yalman’ın henüz yoldayken M Kemal’e affedilmesi halinde bir daha gazetecilik yapmayacağına dair bir telgraf gönderdiğini söylemektedir.[19] Nitekim, Istiklal Mahkemesi’nde yargılandıktan kısa bir süre sonra affedilen Ahmet Emin Yalman, söz verdiği üzere gazeteciliğe on yıl ara verir ve araba lastiği ticareti ve reklam metni yazarlığı ile uğraşarak geçimini sağlamaya çalışır.[20] Ahmet Emin’in bir daha gazetecilik yapmamaya söz vermesi karşılığında beraatine karar verildiği açık bir şekilde anlaşılmaktadır.[21]

Ahmet Emin Yalman’ın aktardığına göre Devlet idarecileri, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması gerektiğine ilişkin yazıların Vatan Gazetesi’nde yayınlanmasını istemektedir ancak bu istek gerçekleşmeyince gazete kapatılmıştır.[22] Böylece Vatan Gazetesi’nin kapatılması, iktidarın basına işlevsel/araçsal bakışının ne denli pragmatik olduğunu ortaya koyan en önemli örneklerden biridir. Vatan Gazetesi ılımlı bir gazete olmasına karşın, iktidarın beklediği içeriği sayfalarına taşıyamadığı için yayın hayatı sona ermiştir. Iktidarın, propaganda aracı olarak tam bağımlı basın isteği, bu örnekte hayat bulmuştur.

Verdiği söz üzerine uzunca bir süre gazeteciliğe ara veren Yalman, 1936 yılında gazeteciliğe geri dönmüş, lakin günlük gazete çıkarmak için yeterli imkanı olmadığından haftalık “Kaynak”ı çıkarmıştır. Ardından Zekeriya Sertel, Halil Lütfi Dördüncü ile Tan gazetesini devralarak 1938’e kadar bu gazetenin başyazarlığını yapmıştır. Yalman’ın, Eylül 1938’de M. Kemal Atatürk’ün hastalığının gizli tutulmamasına, bültenler neşredilmesine dair yazdığı bir makale gazetenin üç ay süreyle kapatılmasına sebep olmuş ve bunun üzerine Tan gazetesinden ayrılmıştır.[23]

Ahmet Emin Yalman gibi Istiklal Mahkemesi’nde yargılananlar arasında hükumetin eski Matbuat Umum Müdürü (Basın Yayın Genel Müdürü) Zekeriya Sertel de bulunmaktaydı. Zekeriya Sertel, görevdeyken, basına sansür uygulanmayacağı yolunda yayınladığı bildiri nedeniyle 14 Kasım 1923’te görevinden alınmıştı.[24] Basın özgürlüğü naraları atan günümüz kemalistlerine sormak gerekir; Hangi medeni ülkede böyle zulüm görülmüştür? Cevap, ancak demogoji olacaktır herhalde…

Alanında uzman olan Prof. Nurşen Mazıcı Takrir-i Sükun Kanunu hakkında şunları yazmaktadır:

“4 Mart 1925 yılında yürürlüğe giren Takrir-i Sükun Kanunu’nun 1. maddesi, “irtica ve isyana ve ülkenin sosyal düzenini, huzur ve sükununu, ve emniyet ve asayişini ihlale yönelen örgüt, kışkırtma, özendirme, girişim ve yayını hükümet, Cumhurbaşkan’ının onayı ile doğrudan doğruya ve idareten yasaklamaya yetkilidir” hükmünü getirmiştir. “Kötü üne sahip olmak”, “ülkenin genel siyasetine aykırı yayın yapmamak” gibi nesnellikten uzak, tartışmaya açık hükümlerle basın kıskaç içine alınırken, olası bir yasa boşluğundan yararlanmaya çalışılır “paranoik” kaygıyla cezaların artırılması, teminat yatırtılması, gazete çıkarma izinlerinin oldukça sıkı kurallara bağlanması ‘totaliter’ bir politikanın çarpıklaşmış bir tezahürü olarak nitelenebilir. 6 Mart 1925’te Tevhid-i Efkar, Istiklal, Son Telgraf, Sebülürreşat gazeteleri ve 14 Nisan 1925’te “Şeyh Sait isyanı bahane edilerek muhalefet susturulmak isteniyor” içerikli yazısı ile H. Cahit’in Tanin gazetesi de kapatılmış, H. Cahit de Çorum’a sürgün edilmiştir.”[25]

Görülüdüğü gibi, Prof. Nurşen Mazıcı bu kanunun “totaliter” bir politikanın çarpıklaşmış bir tezahürü olduğunu belirtmektedir.

Kemalist yazarlardan biri olan Orhan Koloğlu da, aralarında Velid Ebüzziya, Suphi Nuri, Eşref Edip, Ahmet Emin Yalman, Ahmet Şükrü’nün bulunduğu birçok gazetecinin Istiklal Mahkemesi’nde yargılandığını, üstelik Hüseyin Cahit, Cevat Şakir, Zekeriya Sertel gibi bazı yazarların sürgün ve 15 yıla kadar hapse mahkum olduğunu kitabında belirtmektedir.[26]

***

Koloğlu’nun zikrettigi gazetecilerden Velid Ebüzziya Kurtuluş Savaşı’nın başlarında Türk Matbuat Cemiyeti’nin başkanlığına getirilmişti.[27] Ebüzziya, hem sahibi olduğu Tevhid’i Efkar gazetesindeki yayın politikasıyla, hemde Istanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırılmasına yaptığı yardımlarla Kurtuluş Savaşı’nı maddi ve manevi olarak desteklemiştir. Ayrıca gazetesinde M. Kemal’in resmine ve biyografisine ilk yer veren gazetecidir.[28] Latin harflerin kabulüne de taraftar[29] olan Velid Ebüzziya yine de dikta rejimden yakasını kurtaramamıştır. Böylece anlaşılmaktadır ki, M. Kemal’in terörize edip hayatlarını kararttığı insanların, “mürteci” (irticacı), “vatan haini”, “komünist”, “mandacı”, “hilafetçi”, “seriatçı” vs. damgalanmaları; ancak bahane üretmek ve kılıfına uydurmaktan başka bir şey değildir. Amaç şahsi hegemonyadır, Cumhuriyet adı altında şahsi saltanattır. Binaenaleyh, tahtını tehlikede gördüğü an, memleketi kana bulamaktan ve çocukları yetim bırakmaktan zerre miskal çekinmemektedir.

Bu hususta bir fikir vermesi açısından Van eski mebusu (milletvekili) merhum Ibrahim Arvas’ın, hatıralarını anlattığı “Tarihi Hakikatler” isimli kitabından bir alıntı yapalım:

Müddeiumuminin (Savcının) birkaç cümle ile şarklılar aleyhindeki zulmü ile kin ve adavetini (düşmanlığını) gösterir misaller arz edeyim:

“Ne kadar baba-oğul mahkum varsa, evvela babanın gözü önünde oğlunu astırır, sonra babayı asardı. Bu hususta babanın feryat ve figanları zerre kadar katı kalbine tesir etmezdi. Şark Istiklâl Mahkemesi reis ve azalarının hepsi belalarını buldular. Ve her biri ayrı bir dert ve ıstıraba müptela oldu.”[30]

Yorumu size bırakıyorum…

Istanbul Barosu Başkanı Lütfi Fikri Bey, sadece Halifenin istifa etmesine taraftar olmadığı yönündeki düşüncesini dile getirdiği için 5 yıl kürek cezasına çarptırılmıştır.[31] Gerçekten, insanın, “Hani Cumhuriyet, hani insan hakları, demokrasi nerede, düşünce ve ifade özgürlüğü yok mu?” diye haykırası geliyor.

Fakat vicdanı körelmişlere ses duyurmak mümkün müdür? Bazı kaynaklarda M. Kemal’in bir gözünün Trablusgarp’ta kör olduğu geçmektedir. Hakikaten birçok resminde gözlerinde bir ahenksizlik olduğu görülmektedir. Ismet Inönü’nün ise sağır olduğu malum. Bu ikilinin yaptıkları zulüm ve denaetler göstermektedir ki, sadece göz ve kulakları değil; vicdanları da kör ve sağır imiş.

M. Kemal Atatürk’ün gözlerine dikkatlice bakınız…

***

Takrir-i Sükun Kanunu ile yapılan zulümler yetmezmiş gibi, bu sefer 8 Ağustos 1931’de ilginç ve hukuka aykırı maddeler ihtiva eden 1931 Matbuat Kanunu çıkarılmıştır. Fakat 8 Ağustos 1931’de yürürlüğe giren 25 Temmuz 1931 tarih ve 1881 sayılı bu yasadan evvel Yarın gazetesinin Başyazarı Arif Oruç ve gazetenin Sorumlu Müdürü Süleyman Tevfık tutuklanmışlardır.[32]

Arif Oruç 1 sene 3 ay 15 gün hapis, 312 lira para cezasıyla, 2500 lira manevi tazminat ödemeye, Süleyman Tevfik ise 7 ay 1 gün hapis ve 222 lira para cezasına mahkum edilmişlerdir.[33]

Yasanın yürürlüğe girişinden 11 gün sonra, 19 Ağustos 1931’de ise, Yarın gazetesi kapatılmış, bu kez mücadeleci Arif Oruç, yazılarını Mücadele adlı bir başka gazete çıkararak orada sürdürmüştür. Ancak bu gazetenin de ilk sayısı toplatılarak devamı yasaklanmıştır.[34] Evet, yanlış okumadınız… Gazetenin çıkardığı “ilk ve tek” sayı toplatılmıştır. Belki Dünya Tarihi’nde “yayınlandığı gün kapatılan” ilk gazetedir “Mücadele” gazetesi. Bu özelliği bakımından Dünya rekorlar kitabına girmesi gerektiği kanaatindeyiz. Diktatörlükte de olsa bir rekor kırmanın hazzı, bizim slogancı kemalistlere yeter de artar bile.

Arif Oruç’un Yarın isimli gazetesi

***

Neyse, devam edelim…

Aynı şekilde yine yasanın çıkmasından evvel 14 Eylül 1930’da Yeni Asır gazetesi yazarlarından Behzat Arif, Yazı Işleri Müdürü Abdullah Abidin üç buçuk yıl ağır hapis cezasına çarptırılmışlardır.[35] Hizmet gazetesi Yazı Işleri Müdürü Bedri Bey ve Başyazarı Zeynel Besim de tutuklanmışlardır.[36]

Öte yandan, Son Posta Gazetesi’nde gerek Ahmet Ağaoğlu gerekse Zekeriya Sertel’in CHF’ye (CHP) yönelik yaptığı sert eleştiriler sonucu, Sertel ve gazetenin Sorumlu Müdürü Selim Ragıp üç yıl ağır hapis cezasına çarptırılmışlardır.[37]

Ayrıca Kurtuluş Savaşı’na destek veren, ordunun Dumlupınar’da Yunanlıları yenmesini sevinçle karşılayan, Vedat Nedim, Şevket Süreyya ve Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali’nin yer aldığı Aydınlık dergisi de bu yasayla kapatılan süreli yayınlardan bir başkasıdır. Muhit ve Türk Yurdu isimli dergilerde kapatılmıştır.[38]

Hukukun nasıl diktatörlüğe alet edildiğini görebilmeniz açısından 1931 Matbuat Kanunu’nun bazı ilginç maddelerine yer vermenin gerekli olduğunu düşünmekteyiz…

8 Ağustos 1931’de yürürlüğe giren 25 Temmuz 1931 tarih ve 1881 sayılı yasanın 30. Maddesi:

“Intihar olaylarını o yerin en büyük zabıta memurundan izin almaksızın yayınlamak yasaktır.”[39] 1931 Matbuat Kanunu’nun bazı maddeleri 19 yıl içinde beş kez değişikliğe uğramıştır. Bu yasada yapılan ikinci değişiklik 4 Haziran 1932’de olup, 32. maddeye ilişkindir. Madde, özgün biçimiyle intihar olaylarını o yerin en büyük zabıta memurundan izin almaksızın yayınlamayı yasaklarken, bu değişiklikle “ülke içindeki ve dışındaki intihar olayları…” biçimini almıştır.[40] 1881 sayılı bu yasada yapılan en kapsamlı değişiklik ise 28 Haziran 1938’de gerçekleşmiştir. Üçüncü kez değişikliğe uğrayan 38. maddeye ise, “ülke içindeki ve dışındaki intihar olayları….”na “okul, fakülte ve enstitülerde disiplini bozacak nitelikteki olayların, yayınını da en büyük mülkiye amirinin iznine bağlı kılan” ekleme yapılmıştır.[41]

***

Madde 27:

“Her gazete ya da derginin yayınından doğan sorumluluk genel yayını fiilen yöneten kişi ile bu gazete ya da dergi sahibine aittir.”[42]

Yani bir yazarın yazdığı yazıdan üç kişinin, yazı işleri müdürü, genel yayın yönetmeni ve gazete sahibinin de sorumlu tutulması, özellikle yalan haber yazan bir muhabirin cezasına diğer üç kişinin de ortak olması hem basın özgürlüğüne hem de hukuka aykırıdır. 8 Ağustos 1931’de yürürlüğe giren 25 Temmuz 1931 tarih ve 1881 sayılı bu yasanın 27. maddesinin basın özgürlüğü ve temel haklar açısından en çok eleştirilen madde olduğunu Çetin Özek [43] ve Remzi Balkanlı [44] kitaplarında yazmışlardır.

***

Madde 40:

“Padişahlık ve hilafetçilik yolunda (…) yayın yapılamaz.” denmektedir.[45]

Hilafet ile ilgili Ayet ve Hadis-i Şerif’ler de bu yasak kapsamına giriyor herhalde…

***

18 ve 50. maddeler:

“Ülkenin ulusal siyasetine dokunacak yayından dolayı bakanlar kurulunun kararı ile gazete ve dergilerin yayınına devam edenler hakkında 18. madde (hükümlere muhalefet eden gazete ve dergiler en büyük mülkiye amirinin emriyle derhal kapatılırlar…) hükmü uygulanır. Bu surette kapatılan bir gazetenin sorumluları, tatil süresince başka bir ad ile gazete çıkaramazlar”, biçiminde düzenlenen 50. madde, istendiği gibi yorumlanmaya yatkın olup “ülkenin genel siyaseti” kavramı ile hükümete gazete kapatma yetkisi vermesi karşısında Kayahan Içel, basın özgürlüğünden söz edilemeyeceğini ve bunun totaliter, yani Demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu, bütün yetkilerin bir elde veya küçük bir yönetici grubunun elinde toplandığı demokratik olmayan bir devlet düzeni olduğunu belirtmektedir.[46]

*****

*****

Kapatılan bazı Gazeteler hakkında kısaca malumat verelim:

Tevhid-i Efkar: 1908’de Ebüzziya Tevfik tarafından çıkartılmaya başlanmış ve ölümünden sonra oğulları Velid ve Talha Bey gazeteyi çıkarmaya devam etmişlerdir. Gazete, Ulusal Mücadele döneminde M. Kemal’in resmini ve biyografisini yayınlayan ilk gazetedir ve Sivas Kongresi’ne Ruşen Eşref’i muhabir olarak göndermiştir. Başyazar Velid Ebüzziya, Kurtuluş Savaşı’nda Istanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırılmasında yardımcı olduğu için Istiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır. Bütün bunlara rağmen, gazete, Takrir-i Sükun Kanunu’na göre 5 Mart 1925’te süresiz olarak kapatılmıştır. M. Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra 1940’ta yayın hayatına devam etmiştir.[47]

Tanin: Kemalistlerin diktatörlük ve baskı rejimi dediği Osmanlı Devleti’nde Ağustos 1908’de kurulmuş, fakat ısmarlama tarihçilerin Cumhuriyet, özgürlük, hürriyet gibi süslü, cicili – bicili kelimelerle övdüğü M. Kemal Atatürk döneminde kapatılmıştır. Hüseyin Cahid Yalçın[48], Tevfik Fikret ve Hüseyin Kazım tarafından çıkartılmaya başlanan gazete, diğer iki yazarın ayrılmasıyla gazeteyi üstlenmiştir. Tanin, 1925’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Istanbul Beykoz Şubesinde yapılan polisin aramasını “baskın” olarak yorumlayınca hükümet kararıyla (Muhakeme edilmeksizin) kapatılmış ve Hüseyin Cahid Istiklal Mahkemesi’nde yarğılanarak Çorum’a sürgüne gönderilmiştir.[49]

Halkın Sesi: 1924’te Mehmet Sırrı (Sanlı) tarafından çıkartılmaya başlanan gazetenin daha sonra adı Sada-i Hak olmuştur. Gazete, Takrir-i Sükun Kanunu gereğince kapatılmıştır.[50]

Vatan: Amerika’da gazetecilik eğitimi almış ve liberal demokrasiyi savunan Ahmet Emin Yalman Vakit gazetesinden ayrıldıktan sonra 26 Mart 1923’te bu gazeteyi kurmuştur. 1924 yılında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı destekleyen gazete, Ağustos 1925’te kararıyla kapatılmıştır. M. Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra gazete tekrar yayın hayatına başlamıştır.[51]

Aydınlık, Orak Çekiç ve Bursa’da Yoldaş dergileri: Şeyh Sait Isyanı’nı bir irticai hareket olarak yorumlayıp lanetleyen ve bu konuda hükümeti destekleyen yazılar yazan Aydınlık, Orak Çekiç ve Bursa’da Yoldaş dergileri 6 Mart’ta kapatılmış, hükumetin bu kararını öğrenen Aydınlık başyazarı Dr. Hüsnü ve yazarlar Hasan Ali ve Nazım Hikmet yurt dışına kaçmışlardır. “Aydınlık”, ismini Türk basınında tekrar 1968’li yıllarda gösterir.[52]

Son Telgraf: 14 Haziran 1924’te yayına başlayan gazete, Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, Hüseyin Avni, Sadri Ethem ve Suphi Nuri Ileri tarafından çıkartılmıştır. Son Telgraf, daha ilk sayısında amacını, “Türklük, cumhuriyet ve inkılap” değerlerini savunmak ve yükseltmek diye açıklamıştır. M. Kemal’i, Ankara Hükümeti’ni ve Halk Fırkası’nı eleştiren gazete, kısa sürede etkili bir muhalif gazete olmuştur. Gazete, Takrir-i Sükun Kanunu’nun mer’iyyete girmesiyle birlikte diğer muhalif gazeteler gibi 6 Mart 1925’te kapatılmıştır.[53]

Toksöz: Gazete, birinci dönem milletvekillerinden Abdülkadir Kemali tarafından 1924 yılında Adana’da çıkartılmaya başlanmıştır. Ancak yerel bir gazete olarak fazla etkili olmadığı anlaşılınca gazete, Kemali tarafından Istanbul’a taşınarak burada yayın hayatına devam etmiş ancak burada kapatılmıştır. 12 Ocak 1925 tarihli mahkeme kararıyla başyazar 6 ay hapis ve 50 lira para cezasına çarptırılmış, daha sonra Kemali, Elazığ ve Ankara Istiklal Mahkemeleri’nde yargılanmıştır.[54]

Ikdam: Osmanlı Devleti’nde 1894’te mülkiye mezunu olan Ahmet Cevdet tarafından Istanbul’da çıkartılmaya başlanmıştır. Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen ve Ankara’ya ilk muhabir gönderen gazetelerden biridir. Buna rağmen Ahmet Cevdet Istanbul Istiklal Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Bundan sonra etkinliğini yitiren gazete, Ali Naci Karacan tarafından 1926 yılında devralınmış ve uzun sürmeden 1928’de yayın hayatı son bulmuştur.[55]

*****

*****

Gelelim Türkiye’ye girişi yasaklanan gazetelere…

17 Ekim 1923 tarihinde Imdad ve Hakikat gazetelerinin Türkiye’ye girişi yasaklanmıştır.[56] Aynı şekilde “Posta” isimli evrak, “Politiki Erena” isimli risale, “Rizo Pastis”, Itila, Adalet, Yarın, Pastis, ve Politiya gibi gazetelerin de ülkeye girişine yasak konmuştur.[57] 22 Temmuz 1923’te TBMM Reisi M. Kemal Atatürk başkanlığında toplanan Icra Vekilleri Heyeti’nin aldığı kararla, Yeni Fikir gazetesinin Türkiye’ye girişi ve yayınlanması yasaklanmıştır. Aynı kararla Trabzon’da basılan Istikbal gazetesine de yayın yasağı konmuştur.[58]

Icra Vekilleri Heyeti, 1 Eylül 1923’te M. Kemal Atatürk başkanlığında toplanarak Yeni Hayat, Rençber, Komünist ve Başkurd gazetelerinin ülkeye girişini yasaklamıştır.[59] Ziya gazetesi de bu yasaklardan nasibini almış ve 19 Haziran 1923 tarihinde Türkiye’ye girişi ve satışı yasaklanmıştır.[60]

Correspondan Enternasyonal ve Rizo Postis gazeteleri de ülkeye girişi yasaklanan gazeteler kervanına katılmıştır.[61] 22 Temmuz 1923 tarihinde yine toplanan Icra Vekilleri Heyeti, bu sefer Anadolu gazetesinin Türkiye’ye girişini yasaklamıştır… Karar, aynı gün Içişleri ve Dışişleri Bakanlıklarına bildirilmiştir.[62] 20 Ağustos 1924 senesinde ise Yeni Dünya gazetesinin ülkeye girişi yasaklanmış[63] ve Içişleri ile Dışişleri Bakanlıkları konu hakkında bilgilendirilmiştir.[64]

Paris’te çıkartılan ve Türkçe yayınlanan Mücâhede gazetesi de, Cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk’ün başkanlığında toplanan Icra Vekilleri Heyeti kararıyla yasaklanmış ve bu karar Içişleri ve Dışişleri Bakanlıklarına iletilmiştir.[65] 18 Mart 1925 tarihinde Takrir-i Sükun Kanunu’na dayanılarak “bütün Suriye basınının” Türkiye’ye girişi yasaklanmıştır.[66]

*

Bu bahse dair birkaç belge…

Yeni Fikir ve Istikbal adlı gazetelerin yayınlanmasının yasaklandığına dair M. Kemal imzalı belge. Bakınız; dipnot [58]

***
***

Imdat ve Hakikat isimli gazetelerin Türkiye’ye girişinin yasaklandığına dair M. Kemal imzalı belge. Bakınız; dipnot [56]

***
***

Yeni Hayat ve Ziya adlı gazeteler başta olmak üzere tam 5 gazetenin yasaklanmasının istendiğine dair belge. Bakınız; dipnot [59] ve [60]

***
***

Yeni Dünya isimli gazetenin yasaklandığına dair belge. Bakınız; dipnot [63] ve [64]

*****

*****

Uzman, gazeteci ve siyasetçilerin görüşleri…

Zekeriya Sertel:

“Matbuat Kanunu her zaman basının aleyhinde yorumlanmaktaydı. Hangi yazının kime ve neye dokunacağını önceden kestirmek olanağı yoktu. Örneğin, küçük bir ziyaret için Roma’ya davet edilmiştim. Sinal’da öğle yemeği yiyorduk. Derken bir adam telaşla soframıza sokuldu. “Sertel burada mı?” diye sordu. “Kim arıyor?” dedim. “Sizi Ankara’dan telefonla istiyorlar” diye cevap verdi. Telefona gittim. Karşıma Içişleri Bakanı Şükrü Kaya çıktı. O gün gazetelerde çıkan bir başyazının hesabını vermemi istiyordu. Istediği açıklamayı yaptım, mesele kapandı. Fakat hükümet baskısı beni orada da bulmuştu. En masum sandığımız  yazılardan dolayı gazete kapatılıyordu.”

“…Basın sıkı bir baskı altında yaşıyordu. Telefonla gazete başyazarlarına verilen emirlerin dışına çıkılamazdı.

En ufak bir hata yüzünden, gazete haftalarca kapatılır, sorumlular mahkemeye verilirdi. Yani tek kelimeyle halk nefes alamıyordu. Havasızlıktan ve hürriyetsizlikten boğuluyordu.”[67]

***

Ahmet Emin Yalman

Elazığ’da karşılaştığı ortam hakkında Ahmet Emin şunları yazmaktadır:

“Hayretle şunu gördük ki Elazığ Istiklal Mahkemesi huzurunda yargılanan Türk gazetecileri garip bir çifte hayat yaşıyorlardı. Birisi her gün takım takım ölüm cezaları veren ve hükümlerini kimseye sormadan, kimseye hesap vermeden yürüten korkunç bir  Ihtilal Mahkemesi’nin huzurunda saatlerce titremek, kanun filan tanımayan Mahkemenin sorguları karşısında sıkıntılı dakikalar geçirmek, her sabah sehpalarda sallanan cesetlere bakarak kendilerini de böyle bir akıbetin bekleyebileceğini hatırlamaktı.”[68]

***

Ali Fuad Paşa (Cebesoy)

Ali Fuad Cebesoy, hatıralarında o dönemde basının durumunu şu şeklinde dile getirmiştir:

“Takrir-i Sükun ve Istiklal Mahkemeleri devri başladıktan sonra Istanbul’da 14 yevmi gazetenin adedi 6’ya inmiş, bunların günlük baskısı 49 bine düşmüştür. Bu baskının, hiçbir devirde bu kadar azalmış olduğu görülmemişti. Matbuattan tenkit ve murakabe hakkının geriye alınması yüzünden halkın eskisi kadar gazete almadığı ve gazetelere ehemmiyet vermediği dikkat nazarımı çekmişti. Bu bir nevi protestoydu.”[69]

***

Ali Gevgilili:

“1930’lu yıllarda bu koşullar altında oldukça güdümlü bir basın anlayışının uygulanmasına geçilecektir. Gazeteler ve yazarlar, Içişleri Bakanlığı’nın Matbuat Umum Müdürlüğünden gelen bir telefon emriyle ‘kapatılmış’ olduklarını görecek ve bazen nedenini bile anlayamadıkları kapatma kararlarını kaldırabilmek amacıyla günlerce Ankara’da özel görüşmeler yapmak zorunda kalacaklardı…”[70]

***

Niyazi Berkes

Niyazi Berkes, CHP iktidarına baglı olan Basın Yayın Umum Müdürlüğü hakkında:

“Başlıca işi gazetelere direktif vermek, falan yazılacak, filan yazılmayacak ya da şöyle yazılacak demek.” der.

Gazetelerin keyfi olarak kolayca kapatıldığını ise şu sözlerle ifade eder:

“Sırası gelince şefin keyfine göre Cumhuriyet gibi bir gazete bile şıp diye kapatılabilirdi. Kapatılma tehlikesinden kaçınabilmek için gazeteler kendi kendilerinin sansürlüğü ödevini yapmak zorundaydı. Bir dikkafalılık edip de dinlemeyen olursa onu yola getirecek çok basit bir yol vardı: Bir telefonla kapatmak. Basın Kanununa konan 50. madde giyotin satırı gibi inerdi. Gazeteler böyle bir riski göze alamazlardı.”[71]

***

Metin Toker

1943 yılında Cumhuriyet’te çalışmaya başlayan Metin Toker, anılarında o günleri anlatırken, gazetede duran, yasak kararlarının bulunduğu bir dosyadan söz eder:

“Gün geçmezdi ki Birinci Şubeden bir memur gelip yeni bir yasak kararını getirmesin ve dosyayı şişirmesin. Sonradan bu dosyayı gözden geçirmek fırsatını bulmuşumdur. Neler yoktu ki…Hangi haberin kaçıncı sayfada kaç sütun üzerine hangi puntolu harflerle gösterilmesi gerektiğinden, hava durumunun yazılmaması emrine kadar”.[72]

***

Rauf Orbay

Rauf Orbay’ın cumhuriyetin ilanından bir gün sonra Istanbul basınına verdiği ve cumhuriyetin ilanında izlenmiş olan yöntemi eleştiren demeci, Halk Partisi içindeki yol ayrımının dönemeç noktasıdır. Orbay Ittihat  ve Terakki deneyimine gönderme yaparak, “1908’in özgürlük umutlarının 1913’te bir parti despotizmine dönüşmesinin ülkeye getirdiği felaketli sonuçları”[73] vurgulamıştır.

***

Kazım Karabekir Paşa

14 Ocak 1923 günü M. Kemal, Karabekir ve Fevzi Paşa ile trenle Izmir’e gider. Gazi M. Kemal o gün çok öfkelidir. Öfkesinin nedeni de Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’in çıkaracağı gazete için Ankara’ya matbaa makinası getirmesidir.

“Gazi M. Kemal pek asabi idi. Muhaliflerden Ali Şükrü Bey, (Ankara’ya matbaa makinası getirmiş.. Tan adında bir gazete çıkaracakmış, siz hâlâ uyuyorsunuz) diye yaveri Cevat Abbas Bey’e verdi; veriştirdi. Ve (yakın, yıkın) diye çıkıştı. Yalnız kalınca kendilerini teskin ettim. Bu tarzdaki beyanatının dışarıya aks edebileceğini ve pek de doğru olmadığını anlattım.”[74]

Karabekir, Ali Fuat Paşa ve Adnan Bey’in de son gelişmeler konusunda kendisi ile aynı kaygıları taşıdıklarını öğrenir:

“Hepsi de M. Kemal Paşa’nın bu hareketinden teessür (üzüntü) duymuşlardı. Ve istikbalde (gelecekte) keyfî hareket edeceğinden endişeli idiler. Halka ve matbuata (basına) karşı zor durumda bulunduklarını ve sevinçli günlerin herkese zehir edildiğini anlatıyorlardı. Ankara’dan esen havanın kanlı bir istibdat (despotluk) hakareti ile meşbu (dolu) olduğunu intihaba esas olan umdelerin 2. maddesine rağmen Osmanlı hanedanı aleyhine de atıp tutmalar başladığını ve ilk günden beri kendisini tutan bizler aleyhine M. Kemal Paşa’nın fikrî ve fiilî aleyhtarlık uyandırmaya başladığını öğrendim. Koca Istiklâl Harbi, daha sevinçlerine doyamadık. Uğrunda fedakârlık edenleri ne çabuk elem ve ızdıraba düşürdün!”[75]

***

Hüseyin Cahid Yalçın:

“Bugünkü milletlerde demokrasi idaresinin kabil olabilmesi ancak ve ancak matbuat sayesindedir. Matbuat olmayan bir memlekette demokrasi yoktur ve olamaz. Kurun-u kadimde demokrasi ancak millet efradı hep ve bir araya toplandığı zaman birinin söylediği her şeye herkesin işitebileceği kadar küçük cemaatlerde görülmüştür. Büyük memleketlerde böyle şeyin imkanı olmayınca hatibin sesinin yerine matbuatın sesi kaim olmuştur. Matbuatın sesidir ki bütün efrad-ı millet arasında dolaşarak hepsini birbiriyle temasa geçirir ve memlekette efkar- ı umumiyenin teşekkülüne ve kendisini ifade etmesine imkan temin eyler. Hür matbuatın mahzurları görülebilir. Fakat dünyada hangi şeyin, hangi usul ve kaidenin bir de mahzur tarafı yoktur? Bütün bu mahzurlarıyla beraber matbuata dokunulmaz, çünkü demokrasinin kabe taşıdır. Buna dokunulduğu gün, ne demokrasi vardır, ne hükümet vardır, ne hak ve kanun. Hakimiyeti milliye demek halkın kendi kendisini idare etmesi demek ise, halkın düşündüğünü, hissettiğini izhar etmesi de en tabii bir hak olmak icab eder. Hürriyet-i matbuat işte bu hakkı esasi ve iptidainin tezahürüdür.”[76]

“… Bir gazeteyi Heyeti Vekile kararı ile kapamak gazete muharrirlerini Istiklal Mahkemesine göndermekten daha ağır, daha gayr ı kabil-i tecviz bir harekettir. Adil bir mahkeme huzuruna çıkmaktan hiç kimse perva etmez. Fakat Heyeti Vekile kararı ile bir gazeteyi kapamak, hiçbir hakk-ı müdafaa tanımadan, kanun dinlemeden keyif ve arzu üzerine bir mahkumiyet kararı vermek demektir. Işin en büyük fenalığı da böyle bir kararı keyfi neticesinde zayi olan ve çiğnenen hakkın yalnız bir ferde değil, bütün memlekete ait olmasıdır. Bir gazetenin istinad ettiği hürriyet-i kelamda yalnız gazete sahibinin değil, bütün vatandaşların bir hakkı hissesi vardır. Zahiren bir gazete kapanmış oluyor, fakat tecavüz edilen hak bütün milletindir.”[77]

*****

*****

M. Kemal Atatürk’ten sonra Inönü döneminde de bu diktatörlüğün devam ettiğine dair birkaç misal

Matbuat Umum Müdürü Selim Sarper’in Örfi Idare Komutanlığı’na gönderdiği bir yazıda gazeteler hakkında şöyle demektedir:

“Evvela dikkat nazarları çekilerek dinlemedikleri takdirde kapatmak suretiyle cezalandırmak sistemi ilk saftaki tedbirler arasında görülmektedir.”[78]

Tek parti döneminde, gazetelere, CHP iktidarı tarafından hazırlanmış makaleler gönderiliyor ve bunların yayınlanması talep ediliyordu. Nitekim hazır bir makalenin altında, Matbuat Umum Müdürü Selim Sarper’in şu notu bulunmaktadır:

“Yukarıdaki makaleyi yarınki nüshaya (sayıya) koymanızı rica ederim”[79]

21 Ekim 1941 tarihinden itibaren Vatan gazetesi sahip ve başyazarı Ahmet Emin Yalman “Berraklığa Doğru” adlı bir yazı dizisi yayınlamaya başlamıştır. Yalman, yazısında Tek Parti idaresindeki aksaklıklara değinmiş, bunların temel nedeninin tek partiye dayalı yönetim biçimi olduğunu belirttikten sonra, çözüm yolu olarak çok parti sistemini savunmuştur. Ayrıca belirtilen bu yazı dizisinde; özgürlükçü bir yönetim sistemi istenmiş, yönetimin vatandaşların dini inançları karşısında daha anlayışlı olması savunulmuştur.[80]

Yalman’ın, bu yazı dizisinde Tek Parti CHP’yi açıkça eleştirmesi, iktidarı kızdırmış ve Vatan gazetesi 5 Aralık 1941 tarihinden itibaren 45 gün süre ile kapatılmıştır. Gazetenin kapatılması hakkında gerekli Icra Vekilleri Heyeti kararının alınması için, Matbuat Umum Müdürü Selim Sarper, 4.12.1941 tarihinde Başvekâlete şu yazıyı göndermiştir:

“Vatan gazetesinin son günlerindeki neşriyatı devletin umumi siyasetine aykırı bir mahiyet arz etmekte olduğundan mezkûr gazetenin matbuat kanunun ellinci maddesi hükmüne tevfikan 5. Birinci Kanun 1941 tarihinden itibaren 45 gün müddetle kapatılması hakkında gereken Icra Vekilleri heyeti Kararının alınmasına müsaade buyrulmasını yüksek tensip ve tasviplerine saygılarımla arz ederim.”[81]

Bunun üzerine Icra Vekilleri Heyeti, 5.12.1941 tarihli toplantısında şu kararı almıştır:

“Devletin umumi siyasetine aykırı neşriyat yaptığından dolayı Vatan gazetesinin 5.12.1941 tarihinden itibaren 45 gün müddetle kapatılması; matbuat umum müdürlüğünün 4.12.1941 tarih ve 7260/8445 sayılı  tezkeresi ile yapılan teklif üzerine, matbuat kanunun 50. maddesi hükmüne tevfikan Icra vekilleri heyetince 51. kanun 1945 tarihinde kabul olunmuştur.

Reisicumhur: Ismet Inönü”[82]

Ahmet Emin Yalman, anılarında kapatma kararını düzeltmek için Ankara’ya gittiğini, o sırada Mersin’de istirahatta bulunan Başbakan Saydam’a vekâlet eden Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu’nun kendisine,

“ben taassup derecesinde laik bir adamım” diyerek; vatandaşların dini inançlarında özgür bırakılmasını savunmasından ötürü gazetenin kapatıldığını belirttiğini yazmaktadır.[83]

Tek parti rejimi döneminde basına uygulanan sansüre tipik örnek;

Charlie Chaplin’in Adolf Hitler’i canlandırdığı “En Büyük Diktatör” filminden fotoğraflar yayınlayan “Vatan Gazetesi”, CHP iktidarı tarafından 2 ay süreyle kapatılmıştır.[84]

*

Bu bahse dair birkaç belge…

Matbuat Umum Müdürü Selim Sarper’in Örfi Idare Komutanlığı’na gönderdiği yazı. Bakınız; dipnot [78]

***
***

[79] no’lu dipnotta sözü edilen yazı

***
***

Vatan gazetesinin kapatıldığına dair Ismet Inönü imzalı kararname. Bakınız; dipnot [82]

***
***

Yine Vatan gazetesinin Charlie Chaplin filmindeki resimlerden ötürü kapatıldığına dair Ismet Inönü imzalı kararname. Bakınız; dipnot [84]

*****

*****


Kısa Kısa…

Sansür;

Zabıta, adliye ve mülkiye memurlarının yaptıkları hata ve işledikleri suçlara ait neşriyat yapılmayacaktır. (Matbaa Umum Müdürlüğü) 24 Mayıs 1942

***

Başbakanlıktan Yasak;

Türk rejiminden bu rejimin ideolojisinden gayrı, velev fikri tetkik namı altında dahi olsa başka ideolojilerden asla bahsedilmeyecektir. (Başbakan Refik Saydam) 22 Mayıs 1942

(Fikre bile tahammülleri yok, bunlardan daha yobaz ve gerici olur mu?)

***

Mahkeme Kararlarına Dair;

Mahkemelerimizin verdiği kararların aleyhinde hiçbir surette haber yapılmayacaktır. (Matbaa Umum Müdürlüğü) 6 Mayıs 1942

***

Dört Yasak;

1 – Anadolu Ajansı’nın haberlerinden başka haber yazılmayacaktır.

2 – Sansasyonel başlık yapılmayacaktır.

3 – Başmakale yazılmayacaktır.

4 – Ikinci baskı ve ilave yapılmayacaktır. (Dahiliye Vakâleti’nden bildirilmiştir.)

10 Haziran 1940

NOT: Şimdi bir Atatürkçü gelip; “Bak, Anadolu Ajansı haber yapabiliyormuş” demesin, zira bu gazete M. Kemal Atatürk’ün gazetesidir.

***

Karabekir’in Meclis Konuşması;

Mebus (Milletvekili) General Kâzım Karabekir’in 23 Aralık 1940 günü TBMM’de yaptığı beyanat gazetelerimizde hiçbir şekilde yayınlanmayacak ve bu beyanattan bahsedilmeyecektir. (Başvekilimizin emriyle tüm vilayetlere Matbaa Umum Müdürlüğü’nden) 23 Aralık 1940

***

Karne ile Ekmek Satışı Hususunda;

Halkımıza vesika ile ekmek satışı hususunda gazetelerde hiçbir şekilde haber yapılmayacaktır. (Matbaa Umum Müdürlüğü) 9 Ocak 1942

***

Artan Şeker Fiyatları;

Son günlerde artan şeker fiyatları hakkında gazetelerde haber yapılmayacaktır. (Matbaa Umum Müdürlüğü) 29 Ocak 1942

***

Şikâyet Kılıklı Neşriyat;

Ekmekten, Odundan ve kömürden, etten, şikâyet kılıklı neşriyat yapılmayacaktır. (Matbaa Umum Müdürlüğü) 10 Ocak 1942

***

Zamlara Dair;

Otomobil yedek parçalarıyla lastiklerin bittiği, un stokunun azaldığı, meyve ve sebzeye yapılan zamlar asla yazılmayacaktır. (Matbaa Umum Müdürlüğü’nden yapılan Tebliğ) 10 Ağustos 1940

***

Meteoroloji Tahminleri;

Geçmiş, halihazır ve geleceğe dair meteorolojik tahminlerin neşredilmemesinin bütün gazetelere tebliğini rica ederim. (Başvekil namına Müsteşar Vehbi Bey’den Tüm Valiliklere) 4 Kasım 1940

***

Inönü’nün Gezisi;

Reisicumhur Ismet Inönü, Ankara civarında küçük bir seyahat yapmak üzere hareket etmiştir. Gazeteler bundan başka hiçbir şey yazmayacaklardır. (Matbaa Umum Müdürü) 14 Aralık 1940

***

Vergi Zamları;

Vergilere yapılması düşünülen zamlar hakkında hiçbir neşriyatta bulunulmamasının, gazetelere tebliğini rica ederim. (Matbaa Umum Müdürü) 19 Mart 1941

***

Bakanlar Kurulu Toplantıları;

Bakanlar Kurulu toplantılarının ne zaman ve hangi gündem maddeleri üzerine toplanacağına dair haber yapılmamasının gazetelerin baş yazarlarına tebliğini rica ederim. (Matbaa Umum Müdürü) 23 Ağustos 1941

***

Tren Kazaları Hakkında;

Memleket genelinde vuku bulan Tren kazaları hakkında gazetelerde haber yapılmayacaktır. (Matbaa Umum Müdürü) 4 Şubat 1941

***

Un, Şeker Vesair Maddeler;

Memleket genelinde baş gösteren un, şeker, yağ, tuz gibi vesair maddelerin stoklarının bitmesi hususunda gazetelerde haber yapılmayacaktır. (Dahiliye Vekâleti: Içişleri Bakanlığı] 7 Mayıs 1941.

*****

*****

M. Kemal Atatürk döneminde yasaklanan (yurtiçi ve yurtdışı) gazete, dergi, broşürlerden bazıları (Hepsini bu yazıda zikretmek olanaksız)

Journal des Debats gazetesi ve Le Mois dergisi[85], The Literary Digest dergisi.[86] Turan[87], Koca Balkan[88], Març[89] gazeteleri. Londra’da yayınlanan The Islamic Review dergisi[90], Dostluk gazetesi[91], Paris’te Yarın isimli broşür ve “Yarın Kurtuluş Neşriyatı”nın tüm yayınları[92]. Müdafaai Islam gazetesi[93], Ricordati di Tua Madre[94], Türkistan[95], Zarya Kafkas[96], Doğru Söz[97], La Georgie[98], Istanbul’da kadın ve uyuşturucu ticareti yapıldığını haber yapan Police Magazine, Yolumuz[99], Istanbul’da çıkan Bütün Dünya[100], Kazdağı[101], Almanya’da Türkçe yayınlanan Açıksöz[102] ve Aydınyol[103], Hakikat[104], Revue Economique et Parlemantaire[105], Yeni Adam[106], Vatan Sesi[107], Millet Bayrağı, Milli Ateş[108], Vatan Dileği[109], Yasamız[110], Ilham Kaynağı[111], Milli Inkılap[112], Istanbul’un Sesi[113], Izmir Postası[114], Inkılap Yolu[115] isimli dergiler. El Muazzam[116], Ikaz[117], Osmanlı gazetesi[118], Adalet gazetesi[119], Halkın Sesi ve Yeni Asır[120], Beyoğlu[121], El-Cedid[122], Istiklal[123], Zaman[124], Fransa’da yayınlanan Excelsior[125], Ticaret ve Türkiye Iktisadı[126], Tan[127], Akşam[128], Cumhuriyet[129], Doğrusöz[130], Rol-Dumen[131], Akbaba[132], Otlu Yurt, Yeni Kafkas, Azeri Türk, Bilidiriş[133], isimli gazete ve risaleler yasaklanmıştır.

Japonya’da yayınlanan Ilanı Hakikat[134], Türkçe Medeniyet[135], Kafkas Almanağı[136], Je Suis Partout[137], Halkın Sesi[138],  The Caucasian Quarterly[139], Türkiye Ihracatı, Kazanç, Maarif-i Umumiye, Türkiye Ticareti, Milli Ticaret, Izciler Birliği ve Balkan Ticareti[140] isimli yayınlar ve broşürler yasaklanmıştır.

M. Kemal Atatürk döneminde o meşhur Alman “Der Brockhaus” isimli Atlas dahi yasaklanmıştır.[141]

*****

*****

Ismet Inönü döneminde yasaklanan (yurtiçi ve yurtdışı) gazete, dergi, broşürlerden bazıları

Çağırış[142], Fransa’da yayınlanan Kafkas Eli ve La Nation[143], Almanya’da yayınlanan Delik[144], Bozkurt[145], Yurt ve Dünya, Verim, Kopuz, Adımlar[146] isimli dergiler yasaklanmıştır.

Le Jour-Echo de Paris[147], Russky Golos[148], Bugün[149], Ikdam[150], Journal d’Orient[151], Le Soir[152], Tasviri Efkar[153], Italya’da yayınlanan La Stampa[154], Köroğlu[155], Haber[156], Beyoğlu[157], Yeni Sabah[158], Ege[159], Vakit[160], Istanbul[161] isimli gazeteler yasaklanmıştır.

**********

KAYNAKLAR:

[1] Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 31 Ağustos 1927. Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, sayfa 534.

[2] Karikatüre bakınız.

[3] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/06/cok-partili-sisteme-m-kemal-ataturk-ile-gecildi-yalani-tek-parti-rejimi-chp/

[4] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması 1923-1931, Cem Yayınevi, Ist 1992, sayfa 141.

Ayrıca bakınız; Ülkü Ileri, TÜHIS Iş Hukuku ve Iktisat Dergisi, cild 21 sayı 5 – 6, Ağustos – Kasım 2008, sayfa 75.

– Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Remzi Kitab evi, Istanbul 2003, sayfa 148.

[5] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması, ikinci basım, Cem Yayınevi, Istanbul 1998, sayfa 146.

[6] Prof. Dr. Izzet Öztoprak, Kurtuluş Savaşı ‘nda Türk Basını, Tisa Mat., Ist. 1981, sayfa 379-391.

[7] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.013.12.12.

Ayrıca bakınız; Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi – Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 34, cild 12, Mart 1996.

[8] Ahmet Emin Yalman, Gördüklerim ve Geçirdiklerim 1922-1944, cild 3, Rey Yayınları, Ist. 1970, sayfa 194-195.

[9] Türkiye Tarihi 4, Çağdaş Türkiye 1908-1980, Cem Yayınevi, Ankara 1989, sayfa 104. Bu eser, Mete Tunçay, Cemil Koçak, Hikmet Özdemir, Korkut Boratav, Selahattin Hilav, Murat Katoğlu, Ayla Ödekan ve Sina Akşin’in ortak çalışmalarıdır.

[10/a] Istikbal Gazetesi, 13 Aralık 1920.

[10/b] Milliyet Gazetesi, 4 Ağustos 1962.

[11] Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Remzi Kitab evi, Istanbul 2003, sayfa 130.

Ayrıca bakınız; Ahmet Turan Alkan, Istiklal Mahkemeleri, Ağaç Yay., Istanbul 1993, sayfa 69-85.

[12] Ayın Tarihi, Numara 14, Matbuat Müdüriyeti Umumiyesi, Ankara, 1925, sayfa  17.

[13] Enver Behnan Şapolyo, Türk Gazeteciliği Tarihi, Ankara, Güven Matbaası, 1969 sayfa 224-225.

Ayrıca bakınız; Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basını 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Yayınları, 2000, sayfa 11.

– Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1973, sayfa 143-146.

– Prof. Nurşen Mazıcı, Atatürk Döneminde Muhalefet 1919-1926, Dilmen Kitabevi, Istanbul 1984, sayfa 153.

[14] Eric Jan Zürcher, Cumhuriyetin Ilk Yıllarında Siyasal Muhalefet TpCF, Iletişim Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 85.

[15] Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Remzi Kitab evi, Istanbul 2003, sayfa 154.

[16] Nurettin Güz, Türkiye’de Basın – Iktidar Ilişkileri (1920 -1927), ikinci basım, Turhan Kitabevi, Ankara 2008, sayfa 255.

[17] Ergün Aybars, Istiklal Mahkemeleri, ikinci basım, Ayraç Yayınevi, Ankara 2009, sayfa 191.

[18] Mete Tunçay, Istiklal Mahkemeleri, M. Belge (Dü.) içinde, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cild 4, Iletişim Yayınları, Istanbul 1983, sayfa 144, 145.

[19] Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, 5. baskı, Istanbul, Remzi Kitabevi, 2001, sayfa 123.

[20] Alpay Kabacalı, Başlangıcından Günümüze Türkiye’de Basın Sansürü, Gazeteciler Cemiyeti, Istanbul 1990, sayfa 122.

[21] Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Remzi Kitab evi, Istanbul 2003, sayfa 154.

[22] Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim Geçirdiklerim, Yenilik Basımevi, Istanbul 1970, sayfa 170, 171.

[23] Ayrıntılı bilgi için bakınız; Vatan Daimi Hamleler Gazetesi, “13 yılımızın Hikayesi”, 19.08.1953, Vatan Ilavesi.

[24] Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, 5. baskı, Istanbul, Remzi Kitabevi, 2001, sayfa 118.

Ayrıca bakınız; Alpay Kabacalı, Türk Basınında Demokrasi, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayını, 1994, sayfa 107-111.

– Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basını 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Yayınları, 2000, sayfa 125-134.

– Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1973, sayfa 143-146.

– Orhan Koloğlu, Türk Basını, Ankara, Kültür Bakanlığı yayını, 1993, sayfa 53- 63.

– Ibrahim Örs-Orhan Meriç, Türk Basınında Cumhuriyetin 60 Yılı, Hürriyet Ofset, Istanbul, 1984, sayfa 11-46.

– Nurettin Güz, Türkiye’de Basın Iktidar Ilişkileri (1920-1927), Ankara, Gazi Üniversitesi Yayını, 1991. sayfa 69-110.

[25] Prof. Nurşen Mazıcı, Atatürk Döneminde Muhalefet 1919-1926, Dilmen Kitabevi, Istanbul 1984, sayfa 153

[26] Orhan Koloğlu, Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Basın, Iletişim Yayınları, 1992 Istanbul, sayfa 64.

[27] Haluk Besen, Türkiye’de Gazetecilik, Gazeteler, Gazeteciler, Inkılap Kitabevi, Istanbul 1997, sayfa 73.

[28] Nurettin Güz, Türkiye’de Basın – Iktidar Ilişkileri (1920 -1927), ikinci basım, Turhan Kitabevi, Ankara 2008, sayfa 16.

[29] M. Şakir Ülkütaşır,  Atatürk ve Harf Devrimi, ikinci basım, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1991, sayfa 42.

[30] Ibrahim Arvas, Tarihi Hakikatler, Ankara 1964, sayfa 37-39.

[31] Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Remzi Kitab evi, Istanbul 2003, sayfa 145.

Ayrıca bakınız; Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması, ikinci basım, Cem Yayınevi, Istanbul 1999, sayfa 85.

– Eric Jan Zürcher, Cumhuriyetin Ilk Yıllarında Siyasal Muhalefet TpCF, Iletişim Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 60.

[32] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması, ikinci basım, Cem Yayınevi, Istanbul 1999, sayfa 278. Ayrıca bakınız; Vakit Gazetesi, 4 Kanunuevvel 1930.

[33] Cumhuriyet gazetesinin 4, 12 ve 25 Kanunuevvel ve de 1 Şubat 1931 tarihli nüshaları.

[34] Mete Tunçay, Arif  Oruç’un Yarın’ı (1933), Iletişim Yayınları, Istanbul 1991, sayfa 13-15.

[35] Çetin Yetkin, Türkiye’de Tek Parti Yönetimi 1931-1945, Altın Kitaplar Ist. 1983, sayfa 67.

[36] Çetin Yetkin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, Karacan Yayınları, Istanbul, sayfa 174.

[37] Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Gözlem Yayınları, Ist. 1977, sayfa 199-201

[38] Prof. Nurşen Mazıcı, “1930’a Kadar Basının Durumu ve 1931 Matbuat Kanunu”, Atatürk Yolu Ankara Üniversitesi Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Dergisi, cild 5, sayı 18, Ankara 1998, sayfa 140, 141, 151.

[39] TBMM ZC, C:3, D:4, 25 Temmuz 1931 (Meclis Tutanakları)

[40] TBMM ZC, D:4, C:9, 4 Haziran 1932 (Meclis Tutanakları)

[41] Prof. Nurşen Mazıcı, 1930’a Kadar Basının Durumu ve 1931 Matbuat Kanunu”, Atatürk Yolu Ankara Üniversitesi Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Dergisi, cild 5, sayı 18, Ankara 1998, sayfa 152

[42] TBMM ZC, C:3, D:4, 25 Temmuz 1931 (Meclis Tutanakları)

[43] Çetin Özek, Basın Suçlarında Ceza Sorumluluğu, I.Ü. Yayınları: 1795, Hukuk Fakültesi yayınları: 397, Ist. 1972, sayfa 128-131.

[44] Remzi Balkanlı, Matbuat Hürriyeti, Yeni Mat. Ank. 1951, sayfa 57-62.

[45] TBMM ZC, C:3, D:4, 25 Temmuz 1931 (Meclis Tutanakları)

[46] Kayahan Içel, Kitle Haberleşme Hukuku, S. Garan Mat. Ist. 1977, sayfa 36.

[47] Enver Behnan Şapolyo, Türk Gazeteciliği Tarihi, Ankara, Güven Matbaası, 1969 sayfa 222-223.

Ayrıca bakınız; Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basını 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Yayınları, 2000, sayfa 10, 11.

– Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1973, sayfa 143-146.

[48] Murat Çulcu, Gazeteciler Davası, Istanbul, Kastaş Yayınları, 1993, cild 1, sayfa 24-28

[49] Dr.Taner Bayazıt, Izmir Basınında Demokrasi Mücadelesi (1923-1950), Izmir 1992, sayfa 14-17.

[50] Enver Behnan Şapolyo, Türk Gazeteciliği Tarihi, Ankara, Güven Matbaası, 1969 sayfa 224-225.

Ayrıca bakınız; Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basını 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Yayınları, 2000, sayfa 11.

– Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1973, sayfa 143-146.

[51] Enver Behnan Şapolyo, Türk Gazeteciliği Tarihi, Ankara, Güven Matbaası, 1969 226-228.

Ayrıca bakınız; Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basını 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Yayınları, 2000, sayfa 12.

– Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1973, sayfa 143-146.

[52] Ergün Aybars, Istiklal Mahkemeleri, Istanbul, Milliyet Yayınları, 1998, sayfa 308-317.

Ayrıca bakınız; Alpay Kabacalı, Türk Basınında Demokrasi, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayını, 1994, sayfa 126-141;

– Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basını 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Yayınları, 2000, sayfa 230- 242.

– Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1973, sayfa 146-155.

– Orhan Koloğlu, Türk Basını, Ankara, Kültür Bakanlığı yayını, 1993, sayfa 53- 63.

– Ismet Bozdağ, Basın Istibdadı, Istanbul, Emre Yayınları, 1992, sayfa 142-166.

– Ibrahim Örs-Orhan Meriç, Türk Basınında Cumhuriyetin 60 Yılı, Hürriyet Ofset, Istanbul, 1984, sayfa 11-46.

– Murat Çulcu, Gazeteciler Davası, Istanbul, Kastaş Yayınları, 1993, cild 1-2.

– Nurettin Güz, Türkiye’de Basın Iktidar Ilişkileri (1920-1927), Ankara, Gazi Üniversitesi Yayını, 1991. sayfa 184-202.

[53] Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basını 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Yayınları, 2000, sayfa 12.

Ayrıca bakınız; Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1973, sayfa 143-146.

[54] Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basını 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Yayınları, 2000, sayfa 12-13.

Ayrıca bakınız; Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1973, sayfa 143-146.

[55] Enver Behnan Şapolyo, Türk Gazeteciliği Tarihi, Ankara, Güven Matbaası, 1969, sayfa 220-222.

Ayrıca bakınız; Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basını 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Yayınları, 2000, sayfa 13-14.

– Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1973, sayfa 143-146.

[56] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA) Bakanlar Kurulu Kararları (BKK), 30.18.1. 1/17,34.14. (Belge için fotoğrafa bakınız)

[57] Ibrahim Ethem Atnur, Icra Vekilleri Kararlarıyla Türkiye’ye Girişi Yasaklanan Gazeteler (1923-1928), Atatürk Dergisi, cild 4, Sayı 3 (2005), sayfa 27.

[58] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), (BKK), 030.18.1.1/7.25.18. Karar 2616. (Belge için fotoğrafa bakınız)

[59] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), (BKK), 030.18.1.1/7.30.11.18. Karar 2710. (Belge için fotoğrafa bakınız)

[60] Mustafa Yılmaz, Atatürk Döneminde Bakanlar Kurulu Kararları Ile Yasaklanan Yayınlar, Meslek Hayatının 25. Yılında Prof.Dr.Abdülhaluk M.Çay Armağanı, Ankara 1998, cild 2, sayfa 1275. (Belge için fotoğrafa bakınız)

[61] Mustafa Yılmaz, Atatürk Döneminde Bakanlar Kurulu Kararları ile Yasaklanan Yayınlar, Meslek Hayatının 25. Yılında Prof.Dr.Abdülhaluk M.Çay Armağanı, Ankara 1998, cild 2, sayfa 1276.

[62] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), (BKK), 30.18.1.1/7.25.21, Karar 2619.

[63] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), (BKK), 030.18.01.01.010.40.14, Kararname, 817. (Belge için fotoğrafa bakınız)

[64] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), (BKK), Kararname; 817. (Belge için fotoğrafa bakınız)

[65] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), (BKK), 030.18.01.01.010.41.9, Karar 832.

[66] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), (BKK), 10.86.567-7.

[67] Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, üçüncü basım, Remzi Kitabevi, Istanbul 1977, sayfa 191, 192.

[68] Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, cild 3, Rey Yayınları, Istanbul 1970, sayfa 179.

[69] Esat Öz, Tek Parti Yönetimi ve Siyasal Katılım, Gündoğan Yayınları, Ankara 1992, sayfa 95.

[70] Ali Gevgilili, Türkiye Basını, (Kolektif içinde), Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi (CDTA), cild 1, sayfa 215.

[71] Niyazi Berkes, Unutulan Yıllar, Yayina Hazirlayan: Ruşen Sezer, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1997, sayfa 268.

[72] Toker, Metin, Tek Partiden Çok Partiye 1944-1950, Bilgi Yayınevi, Istanbul, 1990, sayfa 21-22

[73] Rauf Orbay, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e (Hatıralar) cild 3, sayfa 413-414.

[74] Kazım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 68.

[75] Kazım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 114, 115.

[76] Hüseyin Cahid Yalçın, Matbuat Kanunu Hakkında Yeni Bir Layiha, Tanin, 5.12.1924’ten aktaran Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basın 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Üniversitesi yayını, 2000, sayfa 217, 218.

[77] Tanin Gazetesi, 6 Kanunusani 1925’den aktaran Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basın 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Üniversitesi yayını, 2000, sayfa 218, 219.

[78] T.C. Başvekâlet Matbuat Müdürlüğü’nün Örfi Idare Komutanlığı’na gönderdiği 10.02.1942 tarihli yazısı, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) Arşivi, Yeni Sabah Gazetesi Dosyası. (Belge için fotoğrafa bakınız)

[79] Matbuat Umum Müdürlüğü’nün Yeni Sabah Gazetesine gönderdiği 10.11.1942 tarihli telgraf, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) Arşivi, Yeni Sabah Gazetesi Dosyası. (Belge için fotoğrafa bakınız)

[80] Ahmet Emin Yalman, Berraklığa Doğru, Vatan Gazetesi, 4 Aralık 1941, sayfa 1 ve 2.

[81] Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) Arşivi, Vatan Gazetesi Dosyası.

[82] Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) Arşivi, Vatan Gazetesi Dosyası, Dosya No: A/382. (Belge için fotoğrafa bakınız)

[83] Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, cild 3, Rey Yayınları, Istanbul 1970, sayfa 290.

[84] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.02/100.103.14. (Belge için fotoğrafa bakınız)

[85] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.48.69.20

[86] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.78.73.1.

[87] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.19.15.12.

[88] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.014.44.14.

[89] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.12.42.9.

[90] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.20.40.5.

[91] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.33.6.3.

[92] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.37.46.14.

[93] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 18.86.192.1935.

[94] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.82.17.3.

[95] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.50.87.6.

[96] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.84.78.20.

[97] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.78.73.17.

[98] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.84.69.7.

[99] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.65.44.16.

[100] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.10.01.62.20.11.

[101] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.84.73.13.

[102] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.69.86.15.

[103] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.76.60.5.

[104] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.79.89.4.

[105] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 18.86.316.1938.

[106] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.82.14.12.

[107] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.51.5.5.

[108] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 18.86.309.1938.

[109] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 18.86.307.1938.

[110] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 18.86.313.1938.

[111] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.84.89.11.

[112] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.46.48.2.

[113] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.68.79.3.

[114] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.50.88.8.

[115] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.20.38.2.

[116] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.025.46.7.

[117] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.013.13.7.

[118] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.1.2.13.

[119] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.018.17.11.

[120] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.84.73.13.

[121] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.84.73.13.

[122] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.020.58.8.

[123] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.50.87.7.

[124] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.49.72.13.

[125] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.,71.6.10.

[126] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.47.55.15.

[127] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.79.82.4.

[128] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.49.72.12.

[129] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.49.72.12.

[130] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.013.17.17.

[131] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.013.25.13.

[132] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.60.92.12.

[133] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.22.59.13.

[134] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.63.30.17.

[135] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.39.64.5.

[136] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.74.33.17.

[137] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.46.48.11.

[138] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.84.65.18.

[139] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 18.86.298.1937.

[140] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.47.57.9.

[141] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.82.18.18.

[142] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.85.100.13.

[143] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.88.85.15.

[144] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.87.55.3.

[145] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.93.1.9.

[146] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.105.31.8.

[147] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 89.129.16.1940.

[148] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.94.16.20.

[149] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.93.103.20.

[150] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 95.61.20.1941.

[151] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.92.94.13.

[152] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.,85.102.18.

[153] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.106.67.5.

[154] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.88.80.20.

[155] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.87.71.14.

[156] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.92.85.17.

[157] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.92.88.7.

[158] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.94.20.8.

[159] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.94.34.10.

[160] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.96.82.6.

[161] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.18.01.88.98.12.

**********

Kadir Çandarlıoğlu

**********

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

M. Kemal Atatürk’le çok partili sisteme geçildi yalanı (7 bölüm)

M. Kemal Atatürk’le çok partili sisteme geçildi yalanı (7 bölüm)

***

M. Kemal Atatürk’le çok partili sisteme geçildi yalanı (Bölüm 1)

(Fotoğraf: San Fransisco Konferansı’nda Birleşmiş Milletler Anayasası’nın imzalandığını bir gün sonra [27 Haziran 1945] manşetten duyuran “New York Herald Tribune” gazetesi)

Kemalist ideolojinin dayatıldığı eğitim kurumlarından yalan – çakma tarihi “ezberleyip” mezun olanlar, çok partili siyasi hayata M. Kemal Atatürk sayesinde geçildiğini sanıyorlar, ancak aldanıyorlar. Hiç değilse Ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin veya Hürriyet ve Itilaf Fırkası’nın “ne” olduklarını bilmeleri gerekirdi, zira bunların futbol kulübü değil; birer siyasi parti olduklarını ufak bir araştırma ile öğrenmek mümkündür.

M. Kemal’den önce çok partili sistem zaten mevcut idi… 1908’den 1922 tarihine kadar 14 yıl içinde tam 24 hükümet kurulmuştur.[1] Osmanlı Devleti’nde kurulan bazı siyasi partileri ilerleyen bölümlerde inceleyeceğiz.

Buna karşılık M. Kemal dönemi tek parti rejimidir. Bu noktada haklı olarak, “o halde neden Cumhuriyet kurdu?” diye soracaksınız. Bunu ben değil, M. Kemal Atatürk’ün yakın dostlarından Falih Rıfkı cevaplasın:

“M. Kemal de, Ismet de, nihayet, Enver gibi birer askerdirler. Ankara iktidarı, ister istemez kafasının dikine giden bir ‘askerî dikta rejimi’ olacaktır. Cumhuriyet, işin iç yüzünü ‘maskelemekten’ başka bir şey değildir.”[2]

Bu sözler hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır.

Türk siyasal hayatında, M. Kemal Atatürk’ün ölümünden 8 yıl sonra gerçekleşen 1946 seçimleri, iktidarın bütün baskı ve yolsuzluklarına rağmen[3] tek parti rejiminden çok partili parlamenter sisteme geçişin başlangıç tarihidir. “Beyaz ihtilal” olarak adlandırılan 1950 seçimleri ise 27 yıllık tek parti iktidarına son veren siyasi dönüşümün, bir anlamda demokrasiye geçişin miladı olarak kabul edilebilir.

Önemle ifade edelim ki, bu geçiş başımızdakilerin faziletinden dolayı değil, Batılı devletlerin zorlamasıyla mümkün olmuştur.

Yalta Konferansı’nda, II. Dünya Savaşı sonrası düzeninin temel öğesi olacak, milletlerarası barış ve güvenliği sağlayacak Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın Anayasası’nı hazırlamak üzere San Fransisco’da toplanacak konferansa çağrılacak devletler tespit edilirken Türkiye de tartışılmıştır. Stalin, Türkiye’yi kastederek, Birleşmiş Milletler’de Almanya’ya karşı bütün gücüyle savaşmış devletlerin, savaş sırasında sallantıda kalmış, “hilekârlık” yapmış olanlarla yan yana oturmasının savaşmış devletleri kızdıracağını savunmuştur. Stalin’in önerisi kabul edilerek, 1 Mart 1945 tarihi itibariyle Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etmiş olan devletlerin San Fransisco Konferansı’na davet edilmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye de 23 Şubat’ta bu iki devlete savaş ilan ederek, BM konferansına kurucu üye olarak katılabilmek için gerekli hukuki koşulu yerine getirmiştir.[4]

1 Mart 1945’e kadar Almanya’ya ve Japonya’ya savaş ilan etmiş olan devletlerden oluşan San Fransisco Konferansı, 25 Nisan 1945 günü toplanmış ve 26 Haziran’da “çok partili siyasi sisteme geçişi” öngören Birleşmiş Milletler Anayasası’nın imzalanması ile çalışmalarını sona erdirmiştir.[5] Türk heyeti San Fransisco Konferansı’nda her fırsatta çok partili siyasal rejime geçileceğini ifade etmiştir. Birleşmiş Milletler Anayasası’nın imzalanması, Türkiye’nin demokratikleşmesinde ve Batı dünyasına yaklaşmasında önemli bir adım olmuştur.[6]

Özetlersek, Ikinci dünya savaşının demokratik rejimler tarafından kazanılması ve diktatörlüklerin yıkılması, CHP’nin ülke için daha demokratik bir rejim kurması zorunluluğunu doğurmuştur. Bu zorunluluğa rağmen Ismet Inönü’nün uluslararası sisteme karşı direnişini Şükrü Karatepe şöyle ifade etmektedir;

“Diktatörlüklerin art arda devrildiği bu dönemde bile Ismet Paşa, fazla aceleci davranmıyor ve mümkün olan en az tavizle çok partili hayata geçişin yollarını arıyordu.”[7]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 6.

[2] Falih Rıfkı Atay, (1961) 2004, Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Pozitif Yayınları, Istanbul, sayfa 416.

Bu konuda detaylı bilgi için şu çalışmamıza bakılabilir;

M. Kemal’in yönetimi; Diktatörlük:

[3] Ibrahim Arslanoğlu, Türkiye’de Demokrasinin Tarihsel Gelişimi, Uluslararası Türkiye Cumhuriyeti Sempozyumu, Isparta Ekim 2008, sayfa 2-16, 22-24.

Ayrıca şu kaynaklarada bakılabilir;

– Çağatay Benhür, 1945-1946 Yıllarında Türkiye’de Politik Gelişmelere Genel Bakış, Journal of Qafqaz University, 2008, sayı 24, sayfa 38.

– Korkut Boratav, Türkiye Iktisat Tarihi 1908-2007, 13. Baskı, Imge Kitapevi, Ankara 2009, sayfa 93.

– Burhan Felek, “Başarı Toplu Hareketle Mümkündür”, başlıklı yazı, Milliyet Gazetesi, 15 Ocak 1975, sayfa 1.

– Metin Toker, Demokrasimizin Ismet Paşalı Yılları 1944 – 1973 – Tek Partiden Çok Partiye 1944 – 1950, 4. Baskı, Bilgi Yayınevi, Ankara 1998, sayfa 127.

[4] Oral Sander, Türkiye’nin Dış Politikası, der. Melek Fırat, Imge Yay., Ankara 1998, sayfa 117.

Ayrıca bakınız; Nasuh Uslu, Türk- Amerikan Ilişkileri, 21. Yüzyıl Yay., Ankara 2000, sayfa 204.

[5] Nasuh Uslu, Türk- Amerikan Ilişkileri, 21. Yüzyıl Yay., Ankara 2000, sayfa 205.

[6] Ahmet N. Yücekök, Ilter Turan ve , Mehmet Ö. Alkan, Tanzimattan Günümüze Istanbul’da STK’lar, Tarih Vakfı Yayınları, Istanbul 1998, sayfa 162, 163.

Ayrıca bakınız;

– Mustafa Erdoğan, Liberal Toplum ve Liberal Siyaset – Türkiye’de Demokrasiye Geçişin Deneyimi (1945-1950), Siyasal Kitapevi, Ankara 1992, sayfa 275.

– Cemile Burcu Kartal (2003), Türk Siyasal Hayatında Beyaz Ihtilal: 1950 Seçimleri, Atatürk Dergisi, cild 3, sayı 4, sayfa 266.

*** Imzalanan Birleşmiş Milletler Anayasası’sı için bakınız;

http://www.unicankara.org.tr/doc_pdf/chart_turkce.pdf

[7] Şükrü Karatepe, Tek Parti Dönemi, 3. baskı, Iz Yayıncılık, Istanbul 2001, sayfa 94.

 

********************

********************

********************

 

M. Kemal Atatürk’le çok partili sisteme geçildi yalanı (Bölüm 2)

(Fotoğraf: Fedakâran-ı Millet Cemiyeti’nin Kamil Paşa Hükümetine yaptığı başvuru. Meclis-i Vükelâ [Vekiller/ Bakanlar Meclisi] Mazbatası’nın aslı. Başbakanlık Arşivi (BBA) – No. 123, Zilhicce 1326.)

***

NOT: Neden Ittihat ve Terakki; “Cemiyeti” de “Partisi” değil?

Çünkü o dönemin “mevzuatı” (tüzük, yasa, yönetmelik) siyasal parti ile dernek (cemiyet) arasında bir fark gözetmediği için, her Parti bir Cemiyet’ti.

***

Osmanlı Devleti’nde Siyasal Partiler…

1 – Osmanlı Ittihat ve Terakki Cemiyeti

Cemiyet ilk olarak “Ittihad-ı Osmani” adıyla (Osmanlı Birliği anlamına) 3 Haziran 1889 yılında Istanbul’da, Demirkapı’da (Sirkeci) Askeri Tıbbiye (Tıbbiye-i Şahane) mektebinde kurulmuştur. Aynı yıl Paris’teki Jön Türkler’in lideri Ahmet Rıza Bey’le ilişki kurulmuş ve cemiyet “Osmanlı Ittihat ve Terakki Cemiyeti” adını almıştır.[1]

Bu partiyle ilgili yığınla bilgi bulmak mümkündür. Bu yüzden burada üstünde durmayacağız.

***

2 – Fedakâran-ı Millet Cemiyeti

Ağustos 1908’de Istanbul, Gedikpaşa’da kurulmuştur.[2] Üstelik, cemiyetin “Hukuk-u Umumiye” isimli gazetesi bile vardı.[3] M. Kemal Atatürk döneminde gazetelerin başına gelenleri biliyoruz, hemen bildireyim ki, bu yazı dizimizin 3’üncü bölümünde gazeteler konusuna da temas edeceğiz.

Cemiyet kurucuları, 12 Ağustos 1908 tarihinde Sultanahmet Bahçesinde yaptıkları bir mitingten sonra aralarında bir cemiyet kurma yolunda sözleştiler.[4]

Fedakâran-ı Millet Cemiyeti, Sultan II. Abdülhamid’den maddi yardım talep etmiş ve kendilerine o dönemin parasıyla “1000 lira” verilmiştir.[5]

Daha sonra Sadr-ı âzam Kamil Paşa’dan da para istenmiştir.[6]

Gördüğünüz gibi, bir siyasi parti koskoca Padişahtan para alabiliyor.

Hatta Miting bile yapabiliyorlardı… Yani Osmanlı Devleti’nde miting yapılabiliyor ve mitingten sonra sağ kalıyorlar, yani darağacına falan gönderilmiyorlar, üstelik cemiyet kurabiliyorlar.

Hani Osmanlı’da bu tür şeyler mümkün değildi?

Halbuki bu tür faaliyetler M. Kemal Atatürk döneminde hayaldi. M. Kemal diktatoryasında insanlar derhal sudan bahanelerle Istiklal Mahkemesi’ne, oradanda doğru darağacına yollanıyordu.

Bitmedi !!

Bu silahşörlerden ve cellatlardan sonra asılan-kesilen insanları karalamak için görevi bu sefer kalemşörler devralıyordu. Zira vicdansızlar, çakma mahkemelerinde mahkum ettikleri mazlumları, milletin vicdanında da mahkum etmek istiyorlardı, ki hesabı sorulmasın.

Milletin hainleri affetmeyeceğini çok iyi bildiklerinden, en etkili gördükleri iftirada hazırdı; “Ingiliz ajanı, Vatan haini.”

M. Kemal’den gayri adeta herkesi Vatan hainliği ile suçladılar… Şeyh Said, Kazım Karabekir Paşa, Refet Bele Paşa, Ali Şükrü Bey, Kuşçubaşı Eşref vs. vs.

El insaf !!

Yunanlıları Kuvay-ı Seyyare’sindeki yiğitlerle darmadağın eden Çerkez Ethem’i de Vatan hainliği ile suçladılar. Şimdi bile, mahkeme tutanakları ortada olduğu halde, yazdığı risaleden dolayı asılan Iskilipli Atıf hocanın “Vatan hainliğinden” ötürü asıldığını iddia etmiyorlar mı?

Aynı senaryo… As-kes; Vatan haini damgası bas.

Oysa Ingilizler bir kurşun dahi atmadan Istanbul’u M. Kemal Atatürk’e teslim ettiler. Babalarının hayrına mı verdiler? Neyin karşılığında verdiler? Madem bir kurşun atmadan gideceklerdi, o halde niye geldiler? Hadi biz kovduk desek, bu Ingilizler yunanlılardan daha mı zayıftı ki, bir kurşun dahi atmadan kaçtılar? Hadi diyelim zayıftılar, bizden korktular ve kaçtılar, o halde Batı Trakya’yı neden alamadık? Musul’u neden alamadıkta Lozan’a kaldı? Öyle ya, Ingilizler “kaçtıysa”, oraları almamız icab etmez miydi?

Bu soruları çoğaltabiliriz, ancak arif olana bu kadarı kafidir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 19.

[2] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 131.

[3] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 132.

[4] Sina Akşin, Fedakâran-ı Millet Cemiyeti, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (AÜSBF) Dergisi, cild 29, sayı 1-2, sayfa 126.

[5] Hukuk-u Umumiye Gazetesi, 11, 12, 13 Eylül ve 9 Kanun-ı sâni 1324. Abdülkadir Kadri, Hükumet-i Meşrutaya Hitap (Hukuk-u Umumiye Gazetesi, 13 Eylül 1324.)

[6] Başbakanlık Arşivi (BBA) – Meclis-i Vükelâ Mazbatası (MVM) /No. 123. (Meclis-i Vükelâ Müzakeratına Mahsus Zabıt Varakası’nın Transkripsiyonu Dr. Şükrü Hanioğlu tarafından yapılmıştır.)

 

********************

********************

********************

 

M. Kemal Atatürk’le çok partili sisteme geçildi yalanı (Bölüm 3)

3 – Osmanlı Ahrar Fırkası (Fırka-i Ahrar)

(Fotoğraf: Osmanlı Ahrar Fırkası’nın Istanbul ikinci seçmenlerine Beyannamesi’nin aslı [27 Teşrin-i sâni 1324.] )

Osmanlı Ahrar Fırkası 1 Eylül 1324 (14 Eylül 1908) tarihinde Istanbul, Bab-ı âli Caddesi’nde (No:66) kurulmuştur. (Hilal Matbaasında özel bir daire). Ahrar, “hür”ün çoğuludur. Özgürler anlamındadır. Siyasal partiler yelpazesine göre Liberaller demektir.[1]

Ahrar’ın Osmanlı Devleti’nin 610’uncu yıldönümü dolayısıyla verdiği ziyafete (26 Ocak 1909) Sadr-ı âzam Kâmil Paşa’nın katılması, rakip parti Ittihat ve Terakki Cemiyeti’ni öfkelendirmiştir. Gördüğünüz gibi, Osmanlı Devleti’nde siyasal partiler faaliyettedir… Üstelik, koskoca Sadr-ı âzam’ı davet edilebilmekte ve Sadr-ı âzam Kâmil Paşa’da davete icabet etmektedir.

Diğer yandan Hüseyin Cahit, Ittihat ve Terakki Partisi ile özdeşleşen “Tanin” gazetesinde Sadr-ı âzam Kâmil Paşa’nın katıldığı söz konusu ziyafet hakkında iki büyük gazete sayfası uzunluğunda bir başmakale yazabilmiştir.[2]

Ancak aynı “Tanin” gazetesi Cumhuriyet, Özgürlük, Demokrasi getirdiği söylenen M. Kemal Atatürk’ün döneminde, yani 16 Nisan 1925’te süresiz kapatılmıştır.[3]

Yetmedi !!

Gazetenin sahibi ve başyazarı olan Hüseyin Cahit Yalçın, 20 Nisan 1925’te Cebeci Hapishanesi’ne tıkılmış ve 7 Mayıs’ta Çorum’da **ömür boyu sürgün** cezasına çarptırılmıştır.[4]

Suçu (!) neydi biliyor musunuz?

Gazetesi’nde, Terakkiperver Parti’nin Istanbul Merkez Şubesinin 12 Nisan’da aranmasını; “Dün Gece Terakkiperver Fırka basıldı” biçiminde duyurması.[5] Böyle diktatörlük nerede görülmüş??

Bitmedi !!

Farzedelim ki, Hüseyin Cahit suç işledi. Peki, 6 Mart 1925’te kapatılan[6] Tevhid-i Efkar, Istiklâl, Son Telgraf, Sebilürreşad gazeteleri de mi suç işledi? Hepsi mi suçluydu?

Bitmedi !!

1931 Matbuat Kanunu nedeniyle Vatan ve Vakit gazeteleri de kapatılmış, gazetelerin sahip ve yazarları Istiklâl Mahkemeleri’nde yargılanarak tutuklanmışlardır. Izmir’de Sada-i Hak, Trabzon’da Istikbâl ve Kahkaha, Istanbul’da Press de Suar isimli yayın organlarının hepsi kapatılmıştır.[7] Bunlarda mı suçluydu?

Bitmedi !!

14 Eylül 1930’da Yeni Asır gazetesi yazarlarından Behzat Arif, Yazı Işleri Müdürü Abdullah Abidin **üç buçuk yıl ağır hapis** cezasına çarptırılmışlardır.[8] Bunlarda mı suçluydu?

Osmanlı’ya ve dinimize haşa “Ortaçağ karanlığı” diyen kemalist rejim, memleketi; “Cahiliye karanlığı”na götürdü.

Bitmedi !!

SCF’nin kapatılmasından sonra Son Posta Gazetesi’nde gerek Ahmet Ağaoğlu gerekse Zekeriya Sertel’in CHF’ye (CHP) yönelik yaptığı sert eleştiriler sonucu, Sertel ve gazetenin Sorumlu Müdürü Selim Ragıp **üç yıl ağır hapis** cezasına çarptırılmışlardır.[9]

Eleştiri suç mudur? Evet, diktatörlükle yönetilen ülkelerde suçtur. Dolayısıyla M. Kemal Atatürk dönemi Diktatörlükten başka bir şey değildir.

Kimse kimseyi kandırmasın…

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 142.

[2] Bakınız; 22 Mart 1325 tarihinde “Tanin” gazetesinde Hüseyin Cahit Yalçın’ın, “Kâmil Paşa’nın Izahnamesi” isimli yazısı.

[3] Prof. Nurşen Mazıcı, Atatürk Döneminde Muhalefet 1919-1926, Dilmen Kitabevi, Istanbul 1984, sayfa 153.

[4] Prof. Nurşen Mazıcı, Atatürk Döneminde Muhalefet 1919-1926, Dilmen Kitabevi, Istanbul. 1984, sayfa 153.

[5] Ahmet Turan Alkan, Istiklal Mahkemeleri, Ağaç Yay., Istanbul 1993, sayfa 69-85.

[6] Prof. Nurşen Mazıcı, Atatürk Döneminde Muhalefet 1919-1926, Dilmen Kitabevi, Istanbul. 1984, sayfa 153.

[7] Prof. Dr. Izzet Öztoprak, Kurtuluş Savaşı’nda Türk Basını, Tisa Mat., Istanbul 1981, sayfa 379-391.

[8] Çetin Yetkin, Türkiye’de Tek Parti Yönetimi 1931-1945, Altın Kitaplar, Istanbul 1983, sayfa 67.

[9] Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Gözlem Yayınları, Istanbul 1977, sayfa 199-201.

 

********************

********************

********************

 

M. Kemal Atatürk’le çok partili sisteme geçildi yalanı (Bölüm 4)

(Fotoğraf: [Hürriyet ve Itilâf Fırkası] Denizli Şubesi kurucularının Delikliçınar mevkiinde de bir Şube açmak için gönderdikleri dilekçenin aslı. KAYNAK: Başbakanlık Arşivi [BBA – BEO], Dahiliye Gelen – Giden, 1327 )

***

4 – Hürriyet ve Itilâf Fırkası

Hürriyet ve Itilâf Fırkası, 8 Teşrin-i sâni 1327 (21 Kasım 1911)’de Istanbul’da kurulmuştur. (Şehzadebaşı Imaret Caddesi, 19.) [1]

Parti, Ittihat ve Terakki karşısındaki en büyük ve güçlü muhalefet partisi olmuştur.[2]

Hürriyet ve Itilâf Fırkası, kuruluşundan 20 gün sonra 11 Aralık 1911 Istanbul ara seçimine katılmıştır. Bu seçimde Ittihatçıların adayı Dahiliye Nazırı (Içişleri Bakanı) Memduh Bey, Itilâfların adayı ise eski Sadr-ı âzâmlardan Tunuslu Hayrettin Paşa’nın oğlu Fırka’nın kurucularından Tahir Hayrettin Bey idi. Seçim sonucunda muhalefetin adayı 195’e karşı 196 oyla seçimi kazanmış ve büyük bir sürpriz yarattığı gibi iktidarda büyük bir tedirginlik ve kuşku oluşturmuştur.[3]

Fırka’nın yayın organları ise, “Teşkilât, Takdirat, Teminat, Merih, Hemrah, Islâhat, Şehrah, Ifham” gibi gazetelerdir.[4]

***

5 – Osmanlı Sosyalist Fırkası

Parti, Eylül 1326 (1910) yılında Istanbul’da kurulmuştur. (Nuru Osmaniye’deki Hürriyet Matbaası)[5]

Parti, kendi yayın organı olan Iştirak gazetesinde, “Ey Tramvaycılar, size ittihadınız, kıyamlarınız ne zarar veriyordu? Ey Anadolu Şimendiferi memurları, bir işaret-i teyakkuzunuz Hugnen’i derakap yumuşatmadı mı? Birleşiniz, el ele veriniz, artık kâfî… Artık çalışan fıkranın da gülmesi lazımdır…” diyerek işçileri grev yapmaya çağırıyordu.[6]

Osmanlı Devleti’nde işçileri grev yapmaya çağıran böyle bir parti mevcut idi… Oysa M. Kemal Atatürk döneminde bunlar “kıtır kıtır kesilmez miydi” ??

***

6 – Osmanlı Demokrat Fırkası (Fırka-i Ibad)

Kuruluş çalışmaları fiilen 1908 Temmz’unda başlamış, resmî izin ise 1909 Şubat’ında alınmştır.[7] 31 Mart Vak’ası patlak verdiği zaman fırkanın henüz program ve tüzüğü tamamlanmış değildi. Fakat fırkanın Dr. Ibrahim Temo’nun önderliğindeki genç kurucuları, 31 Mart Vak’ası aleyhindeki eylemlere katılmışlardır.[8] Fırka, bu olaylar sırasında kurulan “Hey’et-i Müttefika-i Osmaniye”nin bildirisine de katılmıştır.[9] Parti’nin seçim beyannamesi için bakınız; Hukuk-u Umumiye Gazetesi, 26 Eylül 1324.

Fırka, 5 Aralık 1911 (22 Teşrin-i sâni 1327) tarihli toplantıda Hürriyet ve Itilâf partisine katılma kararı aldığını Taşra kulüplerine tamim etmiştir. Bazı kulüpler örneğin, Şarköy ve Cerrahpaşa kulüpleri bu direktife uymuşlardır.[10] Alınan bu kararı kabul etmeyen yalnızca Bezmi Nusret Bey’dir.[11]

***

7 – Ittihad-ı Muhammedi Fırkası (Fırka-i Muhammediye)

23 Mart 1325 (5 Nisan 1909) tarihinde Istanbul “Volkan” gazetesi idarehanesinde kurulmuştur.[12]

Ittihad-ı Muhammedi (“Muhammed’çi birlik” anlamına) adlı siyasal parti, 31 Mart olaylarından 10 gün önce, parlamento dışında kurulmuştur. 21 Mart 1325 tarihinde Ayasofya camiinde okunan mevluttan sonra Derviş Vahdeti’nin bir nutku ile kuruluşu, ilân edilmiştir.[13] Fırka, “Fırka-i Muhammediye”, “Volkan’cılar Cemiyeti”, “Cemiyet-i Muhammediye” olarak da adlandırmıştır. Kurucular, üyelerine “Muhammedî’ler” adını vermişlerdir.[14]

Fırka’nın sahip olduğu yayın organı “Volkan” gazetesidir.[15]

Kendisiyle yapılan bir röportajda Vahdeti, Volkan’ın günde 25.000 kadar sattığını söylemiştir.[16]

***

8 – Mutedil Hürriyetperveran Fırkası (Mutedil Liberaller)

Teşrin-i sâni 1325 (Kasım 1909) tarihinde Istanbul, Bâb-ı âli, Tanzimat gazetesi idarehanesinde kurulmuştur.[17] Fırka üyeleri arasında Mebusan Meclisi Ikinci Reisliğine seçilenler olmuştur.[18]

***

9 – Islahat-ı Esasiye-i Osmaniye Fırkası (Cemiyet-i Hafiye ya da Yapıcılar Derneği Sorunu)

Parti, 1909 yılının sonunda Paris’te kurulmuştur. (2 Avenue des Camoens, 16e.) [19]

Fırka Fransızca ve Türkçe çeşitli yayın organlarına sahip olmuştur. Türkçe olarak Yeni Yol gazetesini yayınlamıştır. Asıl yayın organı ise önceleri “Islahat-ı Esasiye Fırkası’nın” daha sonra ise “Hürriyet ve Itilâf”ın yayın organı olarak çıkan Fransızca “Mécheroutiette” gazetesidir. Bazı sayıları Ingilizce de çıkan bu derginin yanısıra gene Fransızca olarak aylık “Le Constitutionnel” çıkarılmıştır. Ayrıca “Quelques Réflexions sur la Guerre” adlı bir broşürü de vardır.[20]

***

10 – Ahali Fırkası

Ahali Fırkası Şubat 1325 (Şubat 1910) yılında Istanbul’da kurulmuştur.[21]

Parti, müthiş siyonizm ve yahudi düşmanıdır. Parti Başkanı ve Gümülcine Milletvekili Ismail Bey, açıkça yahudi düşmanı olduğunu, bu milletin Osmanlılar ve Türkler için büyük bir tehlike olduğunu ileri sürmüştür.[22] Parti, bir yayın organına sahip olamamıştır. Fakat, kendisini destekleyen gazeteler de az değildir. Bunların başında Yeni Gazete bulunmaktadır[23]. Ayrıca Sada-yı Millet, Ikdam[24] ve Yeni Ikdam gazeteleriyle, Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın gazetesi Iştirak[25], Fırka’yı desteklemişlerdir.

***

11 – Heyet-i Müttefika-i Osmaniye

Bu parti 4 Nisan 1325 (17 Nisan 1909) tarihinde Istanbul’da kurulmuştur.[26]

***

12 – Milli Meşrutiyet Fırkası

23 Ağustos 1328 (5 Temmuz 1912) tarihinde Istanbul’da kurulmuştur. Merkezi ise Ifham Gazetesi Idarehanesidir.[27]

***

Evet, bu liste uzar gider… Hepsini yazamadık, ancak öyle zannediyorum ki bu kadar malumat kâfîdir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Tesisat ve Yeni Ikdam gazeteleri, 9 Teşrin-i sâni 1327.

[2] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 264.

[3] Tahir Hayrettin Bey’in mazbatası Mebusan’ın 28. Umumi içtimaında (10 Kânun-ı evvel 1327) kabul edilmiştir. Mazbata metni ve ayrıntılı bilgiler için bakınız; Tanin ve Yeni Ikdam gazeteleri, 29 Teşrin-i sâni 1327.

[4] Hürriyet ve Itilâf partisinin yayın organları hakkında Meclis’teki bir tartışma için bakınız; Mebusan Meclisi Zabıt Ceridesi 1327 – 1911, C 6, D 1, Si 4, Içtima 32, sayfa 682. (Mebusan Meclisi tutanağı).

[5] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 247.

[6] Iştirak Gazetesi, No. 3, sayfa 36-41.

[7] Tonguç Gazetesi, 1 Nisan 1909 (19 Mart 1325) tarihli sayısında Fırkanın kuruluşu haberini vermektedir. Ayrıca bakınız; Mustafa Saffet, Azâd gazetesi, 1326, No. 1, sayfa 3, 4.

[8] Dr. Ibrahim Temo’nun kurucu rolü için bakınız; Ziya Şakir, Hürriyet ve Itilâf. (Tan gazetesindeki bir yazı dizisi).

[9] Osmanlı Gazetesi, 18 Nisan 1908.

[10] Teminat Gazetesi, 1327/No. 211, sayfa 4. Alemdar Gazetesi, 1327/No. 308/108. Tesisat Gazetesi, 11 Teşrin-i sâni 1327 tarihli sayısında yeni fırka hakkında şu kutlamayı yayınlamıştır: “Osmanlı Demokrat Fırkası’ndan: vatan ve milleti istikma-li saadetine çalışmak üzere teşekkül eden Hürriyet ve Itilâf fırka-i siyasiyesinin erkân-ı muhteremesine Fırka-i Ibad güldeste-i tebrikâtını arz ve o gaye-i kemâle vusulünü an-samim’ül-kalb temenni eyler.”

[11] Bezmi Nusret, Fırkalar ve Ben, Istanbul, 1328.

[12] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 182. Bununla beraber Derviş Vahdeti kuruluş tarihini “1324 senesi Kânun-ı sânisinin 24’üncü Cumartesi günü” bildirmektedir. Bakınız; Ittihad-ı Muhammedi Cemiyetinin Hakikati (Volkan Gazetesi, No. 70, sayfa 1.) (Fakat bu sembolik bir tarih olsa gerektir.)

[13] Volkan Gazetesi, 24 Mart 1325.

[14] Özellikle Volkan gazetesi böyle bir ifade kullanmaktadır. Bakınız; Tarık Zafer Tunaya, Volkan’ın Lavları, Cumhuriyet Gazetesi, 1 Nisan 1967.

[15] Bu gazetenin 49. sayısından itibaren (5 Şubat 1324 – 18 Şubat 1908) başlığı altında şu satır yazılıdır: Ittihad-ı Muhammedi Fırkasının Mürevve-i Efkârı.

[16] Ittihat Gazetesi, No. 8, 20 Mayıs 1325, sayfa 3.

[17] Parti’nin kuruluş haberleri için bakınız; Ikdam Gazetesi, 27 Teşrin-i evvel 1325. Sada-yı Millet gazetesi, “Mutedil Liberaller” adıyla bir fırka kurulacağından (12 Teşrin-i sâni 1325), Sabah’ta (9 Teşrin-i sâni 1325), “Mutedil Liberal” fırkasından bahsetmektedirler. Yeni Gazete’de de kuruluş haberine rastlanmaktadır (22 Teşrin-i sâni 1325).

[18] Mebusan’ın 1. Yasama Devresi Birinci Reis Vekilliğine 86 oyla Kudüs Mebusu (ve Müftüsü) Ruhi El Halidi Bey seçilmiştir. (Islahat Gazetesi, Haziran 1325.)

[19] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 219.

[20] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 224.

[21] Yeni Gazete, 8 Şubat 1325.

[22] Örneğin Meclis’te yaptığı bir konuşma için bakınız; Mebusan Meclisi Zabıt Ceridesi, D:1, Si: 4, Içtima: 34, sayfa 715. (Mebusan Meclisi tutanağı).

[23] Yeni Gazete’nin Müdürü ve Başyazarı Abdullah Zühdü, “Ahali Fırkası” başlıklı başmakalesinde şöyle demektedir: “Meclis-i Mebusanımız ve memleketimiz en ziyade böyle bir fırkaya muhtaçtır” (10 Şubat 1325).

[24] Ikdam Gazetesi’ne göre bu fırka “Avrupa’da radikal sosyalist denilen fırka aksamından biridir” (9 Şubat 1325).

[25] Iştirak mensuplarına göre Ahali Fırkası sosyal demokrat bir fırkadır ve vücud-ü memleket için faydalıdır. Bakınız; Hayat-ı Meşrutiyet – Ahali Fırkası (27 Mart 1326. No. 7, sayfa 106).

[26] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 207.

[27] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler (Ikinci Meşrutiyet Dönemi 1908-1918), 2. Baskı, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1988, cild 1, sayfa 351.

 

********************

********************

********************

 

M. Kemal Atatürk’le çok partili sisteme geçildi yalanı (Bölüm 5)

(Fotoğraf: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın liderleri: [Soldan sağa] Kâzım Karabekir, Refet Bele, Dr. Adnan Adıvar, H. Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy)

Birkaç bölümdür Osmanlı Devleti’nde kurulmuş olan partilere, yapılan seçimlere ve gazete haberlerine yer vermiştik. Kemalistlerin “Diktatörlük” dediği Osmanlı Devleti’nde bu tür faaliyetlere izin verilirken, ısmarlama tarihçilerin Cumhuriyet, Özgürlük, Hürriyet gibi süslü, cicili – bicili kelimelerle övdüğü M. Kemal Atatürk döneminde yeni açılan “bir” partiye dahi tahammül edilemiyor ve binbir entrikayla ve hukuk dışı bir şekilde kapatılıyor.

***

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Tek Parti Yönetimi kurulduktan sonra sistemli muhalefet çabaları olarak ortaya çıkmış iki partiden bahsedebilmek mümkündür. Bunlardan birincisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, diğeri ise ondan beş yıl sonra kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’dır. Sistemli denilebilecek bu muhalefet çabaları çok uzun sürmeyecek ve geriye dönüş çok çabuk yaşanacaktır. Her ne kadar partilerin kapatılmasının ve muhalefetin susturulmasının iktidarı elinde tutanlar tarafından “geriye gidişin engellenmesi” ve “ülkeyi ileri götürmek” adına yapıldığı iddia edilmiş olsa da esas amacın muhalefeti susturarak tek parti yönetimini pekiştirmek amacıyla yapılmış olduğunu her iki partinin kapatılma sebeplerinden kolayca anlaşılmaktadır. Bu kısa dönemli çok partili sistem deneyimlerini, demokrasi yolunda atılmış adımlar olarak kabul etmek zorlama bir yorum olacaktır.

Evvela Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCF) ile başlayalım… Ardından Serbest Cumhuriyet Fırkası’yla devam edeceğiz.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın (TpCF) oluşmasına yol açan siyasal olay, 20 Ekim 1924 günü, Menteşe (Muğla) mebusu (milletvekili) Esat Efendinin Mübadele, Imar ve Iskan Vekili Refet Beye yönelttiği bir soru önergesidir.[1] Bu önerge mübadil ve muhacirlerin yerleştirilmelerinde görülen beceriksizlik ve yolsuzlukları eleştiriyordu. Bir hafta sonraki toplantıda Bakanın verdiği yanıtı, Meclis doyurucu bulmamış, “sual” “istizah”a (gensoruya) çevrilmiştir.

O gün Kazım Karabekir askeri görevinden istifa ederek Meclise katılmıştır. Vatan gazetesi haberi şöyle duyurmaktaydı:

“Kazım Karabekir Paşa Askerlikten istifa etti. Meclis mühim hadiseler arifesinde. Birçok mebuslar, Refet Paşadan sonra Karabekir Paşanın da müfettişlikten istifasıyla Meclise iltihakını yeni bir teşkilatın tebellürüne [billurlaşmasına] atfetmektedir”[2]

Aynı gazetenin ertesi günkü yazısındaysa şunlar yazıyordu:

“Siyasi Teşkilatların Tebellürüne Doğru. Mecliste Ali Fuat Paşanın Ordu Müfettişliğinden istifası ve Meclise iltihakı bekleniyor. Cevat Paşanın da istifası tahmin edilmektedir.”[3]

Gerçekten, 30 Ekim’de Ali Fuat Paşa istifa etmiştir.

Sonunda, 8 Kasım 1924 Cumartesi günü, Hükumete “Çarşamba gününden beri devam eden istihzalar neticesi, 19 adem-i itimada (güvensizlik oyuna) karşı 148 rey ile itimad beyan edilmiştir.”[4] 41 milletvekili oylamaya katılmamış, biri de çekimser kalmıştır. Önerge sahibi Esat Efendi güvenoyu verenler arasındaydı. Ertesi gün Halk Fırkası’ndan (CHP) istifalar başlamıştır.[5]

Bunlardan bir örnek olarak, Rauf Beyin istifanamesi şöyleydi:

“Halk Fırkası Riyasetine,

Perşembe günü cereyan edilen müzakereye verilen şekil, şimdiye kadar velev haricen olsun, muhafazasına çalıştığım birlik imkanını artık selbetti. Cumhuriyet idaresinin teyit ve takviyesine serbestçe çalışmak üzere fırkadan ayrıldığımı arzederim.

Istanbul mebusu Rauf.”[6]

Artık ok yaydan çıkmıştı… Iktidarın kaynağının yavaş yavaş halk egemenliğinden uzaklaşarak bir “monarşiye” dönüşmesinden kaygı duyanlar ve ayrıca iktidarın toplumsal sorunlara cevap verecek niteliklere haiz olmadığını düşünen bu milletvekilleri 24 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adıyla yeni bir parti kurmuştur. Yeni kurulan parti meclisteki diğer milletvekilleri arasında da oldukça ilgi uyandırmıştır.[7] Karaosmanoğlu, Atatürk’ün Halk Fırkası’nın mecliste azınlıkta kalacağı yönündeki kaygılarını[8] aktardıktan sonra durumun düzeltilmesi adına M. Kemal’in bir dizi tedbir alma gereği hissettiğini aktarır.

Parti’nin kuruluşu ile ilgili Cumhuriyet’in ilanı sırasında Matbuat umum Müdürlüğü yapan Zekeriya Sertel Bey’in 1925 başlarında bir çeşit almanak olarak çıkan “Resimli Yıl”a yazdığı “Türkiye’nin Siyasi Tarihi” başlıklı makalenin bir bölümü şöyledir:

“Onların tek bir endişesi vardır ve bütün bu yeni cereyan bu endişeden doğmuştur: diktatörlüğün, istibdatın (despotluğun) önüne geçmek. (…) Bu zihniyetin manasız ve hailesiz (engelsiz) ilerlemesi memlekette bazı tehlikeler ihdas edebilirdi. Reis-i Cumhura fazla hak verilmesi bir gün bu makama gelecek eşhasın tahakküm ve istibdatını intac edebilirdi. Bunu ancak birinci fırkanın harekatını daimi bir kontrol altında bulundurabileceği yeni fırka yapabilirdi. Reis-i cumhurun istibdatına, eski fırkanın vazifesini suistimal etmesine ancak böyle bir emniyet sübabı mani olabilirdi. Işte TpCF’nı doğuran en büyük amil budur.”[9]

M. Kemal Atatürk’ün yakın dostlarından, M. Kemal’in ölümü üzerine, Ulus Gazetesi’nde; “En mesut Türkler, Atatürk yaşarken ölmüş olanlardır”[10] diyecek kadar yakın dostlarınan Falih Rıfkı Atay’ın yazdıkları, Zekeriya Sertel’i doğrulamaktadır:

“Yeni seçimlerde Birinci Millet Meclisi’nin ikinci grubu tasfiye edilmiştir. Fakat bir muhalefet partisinin bütün unsurları yeni Meclise gelmiştir. Aralarında siyasî şöhretler, yarı veya tam aydınlar şöyle böyle Türkçüler, fakat bilhassa Osmanlılar vardır. Devrimci değildirler. Gerici de değildirler. Bunlar ‘bilâ kayd-ü şart Hâkimiyet-i Milliye’ prensibini tutacaklar, M. Kemal’in diktatör olmaması için dostça, muhalifçe uğraşacaklardır. Biraz sonra ilk gerçek demokrasi savaşını bunlar verecekler, ‘Terakkiperver Cumhuriyet’ Fırkasını kuracaklardır. Kendileri ile M. Kemal arasında asıl ayırıcı çarpışma, Cumhuriyet ilân edildiği zaman başlıyacaktır.”[11]

Ancak M. Kemal bildiğini okumaktadır. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın “gerici” olduğunu iddia etmekte ve başından beri Genç isyanıyla alakalı göstermektedir. Fakat bu partinin Ankara’nın ötesinde tek bir şubesi dahi yoktu diyen Tekin Erer[12], yeni kurulmuş olan bir partinin bu kadar sıra sürede ciddi bir teşkilatlanma yapamadığını vurgulamaktadır. Fırkanın Urfa haricinde hiçbir şark vilayetinde teşkilatı yoktu. Sadece Urfa, Trabzon, Sivas, Samsun ve Eskişehir’de teşkilatları bulunan partinin doğu vilayetinde meydana gelen bir isyanla ilişkilendirilmesi düşündürücüdür.

Aynı şekilde Lord Kinross “…Istanbul’da ve üç büyük taşra şehrinde örgütlenerek, ileride seçimlere de katılmaya hazırlanıyordu. Daha tutucu kimseleri üyeleri arasına katmak isteseydi, belki de bir ara çoğunluğu bile eline geçirebilirdi. Ancak, düşmanlarının gerici kuvvetlerle işbirliği ettiğini ve Meclisi parçalamaya çalıştığını ileri sürmelerine rağmen, bunu yapmadı” diyerek, Terakkiperver’in gerici olarak adlandırılan kimselere kucak açmadığını yazmaktadır.[13]

Fırkanın dini siyasete alet etmek gibi bir çabasının olmadığını, tam tersine dini siyasete karıştırmaya her zaman prensip olarak karşı çıkıldığını Kazım Karabekir’in meclisteki bir konuşması açıkça ortaya koymaktadır.

Kazım Karabekir Paşa, mecliste yaptığı konuşmasında:

Dini alet ederek milli mevcudiyeti tehlikeye sokanlar lanete şayandır. Bu hareket, vatana ihanettir. Bunların en şiddetli şekilde tedibi için hükümetin yapacağı her hareketi partimiz bütün kuvvetiyle destekleyecektir.”[14] derken partinin yayınlamış olduğu ilk maddede “Her nevi irticai hareketlere mukavemetten çekinmeyeceğiz”[15] denmiş ve parti kurucularından Ali Fuat (Cebesoy) Paşa da isyan üzerine “isyanlar, irticalar tenkil, asiler ve mürteciler te’dip olunmalıdır” demiştir.[16]

M. Kemal’in ruh hali hakkında bilgi edinebilmemiz için “The Times” muhabiri Maxwell Macartney ile 21 Kasım 1924 tarihinde yaptığı bir mülakata bakmamız yeterli olacaktır… Bu mülakat hakkında dönemin Ingiliz Büyükelçisi şunları söylemektedir:

“…Macartney’le konuşurken kullandığı dil ile sözlerinin tonu, açıkça, kıyasıya savaşacağına işaret ediyor. Betimlenen şu sahne: Gazi tam anlamıyla çılgına dönmüştü; (…) muhalefet üyelerinin isimlerini tek tek sayarken yüzü kıpkırmızı kesilmişti…Mr. Macartney Ankara’dan cidden çok yakın bir zaman içinde silahların patlayacağını düşünerek dönerken, Vasıf ve Necati de Galata Köprüsü’nü asılmış cesetlerle süsleyecek kadar iş bitirici bir kurum olan Istiklal Mahkemesi’nin başına geçmek üzere hükümetten ayrılarak Istanbul’a doğru yola çıkmışlardı.”[17]

Sonunda M. Kemal Atatürk muhalefeti susturabilmek için 4 Mart 1925’te 578 sayılı Takrir-i Sükun Kanunu’nu çıkardı.[18]

Bu yasayla iktidara olağan üstü yetkiler verilmiştir. Istiklal mahkemelerinin verdiği kararların meclisin onayına gerek olmadan sadece hükümet tarafından onayıyla yürürlüğe girecek olması da ne kadar sıkı bir istibdat yönetiminin kurulacağını doğrular niteliktedir.

Istiklal Mahkemeleri adından da anlaşılacağı üzere savaş döneminden kalma mahkemelerdir ve savaş döneminin gerekleri üzerine kurulmuştur. Mahkemelerin bir savaş varmışcasına tekrar canlandırılması ülke içerisinde bir savaş ortamı yaratma çabalarının bir ürünüdür.

M. Kemal Atatürk’ün eski sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy dahi Istiklal Mahkemeleri aracılığıyla muhalefetin susturulması konusunda şunları söylemekten kendini alamamıştır:

“Birinci Büyük Millet Meclisi’nde ne kadar tanınmış muhalif varsa, hepsi birer bahane bulunarak Istiklal Mahkemeleri’ne getirilmiş ve bunların ekserisi birer surette cezalandırılmışlardı. Istiklal Mahkemeleri’nin en mühim icraatı, muhalefeti ve matbuatı susturmak ve ortadan kaldırmak olmuştur.”[19]

Var olmayan bir savaşı kazanmaktan daha çok, Ali Fuat Cebesoy’un da söylediği gibi, mahkemelerin, ister basın olsun ister bir parti olsun muhalefet olanları susturmak görevini iktidar adına yerine getirdiği görüntüsü vermektedir. Ali Gevgilli’nin konuyla ilgili yaptığı bir çalışmada söyledikleri de yukarıdaki tezleri destekler niteliktedir.

Gevgilli çalışmasında: “Gelenekçi, liberal ya da ileri ayırımı yapmaksızın, resmi ideoloji’nin dışındaki tüm siyasal örgütlenişle birlikte direnen basını ve yığınsal iletişim kanallarını da kapatıyordu.”[20]

Prof. Dr. Osman Akandere’nin Takrir-i Sükun kanunuyla ilgili değerlendirmesi ise şöyledir:

Takrir-i Sükun kanunuyla 1920’li yıllar boyunca muhalefetsiz, sivil toplumsuz ve tepeden inmeciliğe karşı koymayan “uysal bir toplum” yaratma çabası başarıya ulaşmıştır.[21]

M. Kemal Atatürk hedefine ulaşmış ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 5 Haziran 1925’te kapatılmıştır.[22] Üstelik, partinin savunması alınmadan.

Partinin kapatılmasına sebep olarak gösterilen parti tüzüğünün 6’ıncı maddesi “Fırka efkar ve itikat-i dinîyeye hürmetkardır” ifadesidir. Bu sırada 1924 Anayasası’na göre devletin resmi dininin Islam olduğu düşünülürse bir fırkanın parti tüzüğüne inançlara ve dinlere saygıyla yaklaştığını belirtmesinde ne gibi bir sakınca görüldüğünü anlamak güçtür.

Nitekim bu konuda M. Kemal Atatürk’ten daha ılımlı olduğunu düşündüğümüz Ismet Inönü şöyle demektedir:

“Terakkiperver Cumhuriyet Partisinin programında bulunan ‘Milli ve dini geleneklere sadakat’ sözü büyük reformlar ve inkılâplar yoluna girmiş olan Atatürk idaresi ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına karşı muhafazakâr bir zihniyetin ifadesi sayılmıştır. Aslında bu iddia her büyük reformun karşısında tabiî ve meşru olan muhafazakâr cereyanı temsil eder masum bir iddia görülebilirdi. Kaldı ki, Terakkiperver Cumhuriyet Partisi bir muhafazakâr cereyanı temsil ettiğini de hiç bir zaman söylememiştir. Kaydedilmeye lâyıktır ki, Terakkiperver Fırkanın başında bulunanların büyük kısmı mazileri ve zihniyetleri itibariyle ilen fikirli ve ıslahatçı insanlardı.”[23]

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasını Lord Kinross şöyle yorumlar:

“Gazi, işi büyük ölçüde siyasi bir komplo gibi ele almayı daha uygun görmüştü. Bu, kaçırılmayacak bir fırsattı. Zira top yekun bir iktidar için sabırsızlanan ve kendisine karşı olan herkesten kuşkulanmaya başlayan Gazi’ye, onları suçlamak ve yolunun üzerinden uzaklaştırmak olanağı veriyordu.”[24]

Parti kapatılmakla kalmadı, Izmir Suikastı davası ve Istiklal Mahkemeleri ile Mecliste bulunan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası mebusları siyasi hayattan tecrit edilmişlerdir. Takrir-i Sükun Kanunu ile başlayan muhalefeti tasfiye hareketleri Izmir Suikastı ve Istiklal Mahkemeleri ile sonuçlandırılmıştır. Mahkeme sonucunda 4 kişi idama mahkum edilirken, 7 kişi 10 yıl sürgün cezası almıştır. Izmir Suikastı davasında 6 Terakkiperver mebusu idama mahkum olmuş, 13 mebus Ikinci Meclis’ten sonra politika hayatından silinmiş, yasaklı mebuslardan bir çoğu M. Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra 1939 yılında tekrar siyasi arenaya dönebilmişlerdir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Mete Tunçay Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931) Yurt Yayınları, Ankara 1981, sayfa 100.

[2] Vatan Gazetesi, 28 Teşrini evvel 1340.

[3] Vatan Gazetesi, 29 Teşrini evvel 1340.

[4] Vakit Gazetesi, 9 Teşrini sâni 1340.

[5] Mete Tunçay Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931) Yurt Yayınları, Ankara 1981, sayfa 101.

[6] Ali Fuat Cebesoy, Siyasi Hatıralar, Istanbul, Vatan Neşriyat, 1957 cild 2, sayfa 109.

[7] Erik Jan Zürcher, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Iletişim Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 85.

[8] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 Yıl, Iletişim Yayınları, Istanbul 2006, sayfa 67.

[9] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Istanbul 2005, sayfa 132.

[10] Falih Rıfkı Atay, Ulus Gazetesi, 11 Kasım 1938.

[11] Falih Rıfkı Atay, [1961], Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Pozitif Yayınları, Istanbul 2004, sayfa 393.

[12] Tekin Erer, Yasakçılar, Toker Matbaası, Istanbul 1965, sayfa 23.

[13] Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Sander Yayınları, Ankara 1966, sayfa 462).

[14] Tekin Erer, Yasakçılar, Toker Matbaası, Istanbul 1965, sayfa 18.

[15] Tekin Erer, Yasakçılar, Toker Matbaası, Istanbul 1965, sayfa 18.

[16] Tekin Erer, Türkiye’de Parti Kavgaları, Toker Matbaası, Istanbul 1966, sayfa 144.

[17] Erik Jan Zürcher, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Iletişim Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 91-92.

[18] Alpay Abacalı, Türk Basınında Demokrasi, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayını, 1994, sayfa 126-141.

Ayrıca bakınız; Hasan Türker, Türk Devrimi ve Basını 1922-1925, Izmir, Dokuz Eylül Yayınları, 2000, sayfa 187-230. Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1973, sayfa 146-155. Orhan Koloğlu, Türk Basını, Ankara, Kültür Bakanlığı yayını, 1993, sayfa 53.

[19] Tekin Erer, Yasakçılar, Toker Matbaası, Istanbul 1965, sayfa 29.

[20] Ali Gevgilili, Türkiye’de Yenileşeme Düşüncesi, Sivil Toplum, Basın ve Atatürk, 2.basım, Bağlam Yayınları, Istanbul 1990, sayfa 125.

[21] Osman Akandere, Milli Şef Dönemi, Çok Partili Hayata Geçişte Rol Oynayan Iç ve Dış Tesirler (1938-1945), Iz Yayıncılık, Istanbul 1998, sayfa 22.

[22] F. Hüsrev Tökin, Türk Tarihinde Siyasi Partiler ve Siyasi Düşüncenin Gelişmesi, Elif Yayınları, Istanbul 1965, sayfa 69-71.

Ayrıca bakınız; Ercan Haytoğlu (1997), Türkiye’de Demokratikleşme Süreci ve 1945’te Çok Partili Siyasi Hayata Geçişin Nedenleri (1908-1945), Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı: 3, sayfa 48).

[23] 9 Eylül 1963 günlü Ulus Gazetesi.

[24] Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Sander Yayınları, Ankara 1966, sayfa 497.

 

********************

********************

********************

 

M. Kemal Atatürk’le çok partili sisteme geçildi yalanı (Bölüm 6)

(Fotoğraf: Serbest Cumhuriyet Fırka reisi Ali Fethi Bey’i karşılamak için 4 Eylül 1930’da Izmir’de toplanan halktan bir görünüm)

12 Ağustos 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırka’nın (SCF) kurulmasındaki asıl amaç, toplumsal muhalefeti denetleme, yani güdümlü ve kontrollü bir muhalefetti. Ancak Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulduğu andan itibaren halk tarafından gerçek bir muhalefet partisi gibi algılanarak, büyük ilgi ve destek gördü. Geniş muhafazakar halk kitlelerinin partiye akın etmesi üzerine 17 Kasım 1930’da kapatıldı.[1]

SCF, kendinden önce kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan (TpCF) hem kuruluş hem de kapanış özellikleri bakımından ayrılmaktadır. Her iki parti de CHP içinden çıkmış olmakla beraber; TpCF, CHP içindeki “doğal bir muhalefet hareketinin partiden ayrılması” ile kurulmuş; SCF ise, “tamamen bazı şartların zorlaması sonucunda M. Kemal tarafından kurdurulmuş, göstermelik bir muhalefet yaratma girişimi”nden ibarettir.[2]

Tevfik Çavdar’da, yıllardan beri biriken ve artan toplumsal muhalefet potansiyelini kontrol edebilir ve rejim karşıtı olmayan bir partiye (SCF’ye) yönlendirmek muhalif partinin kuruluş nedenlerinden biri olabileceğini yazmıştır.[3]

Kendiliğinden ve doğal bir muhalefet partisi olarak kurulmayan, “güdümlü bir muhalefet yaratma düşüncesinin ürünü” olan SCF’nin kuruluş ve örgütlenişi de “yapay” özellikler taşımaktadır[4]. Fethi Bey tarafından M. Kemal’in isteği ile 12 Ağustos 1930 tarihinde kurulan SCF, doğal bir gelişmenin ürünü olmamasına ve tüm “muvazaa” (danışıklı dövüş) görüntüsüne rağmen, hızlı bir şekilde gelişti ve halktan büyük ilgi gördü. Bu ilgi CHP’de tedirginlik yaratırken, SCF Genel Başkanı Fethi Bey’in daha ilk günlerde iktidara aday olduklarına yönelik açıklaması, yeni partiye karşı CHP’deki rahatsızlığı arttırdı. Çünkü, CHP ileri gelenleri, SCF’yi hiçbir zaman iktidara aday bir parti olarak düşünmemişlerdi. Onlar için SCF, “küçük ve tehlikesiz bir muhalif parti” olarak TBMM’de bulunacak ve pek de suya sabuna dokunmayan eleştirilerle yetinecekti.

Hatta, SCF’nin TBMM’de eleştirilerde bulunabilmesi, muhalefet yapabilmesi için yapılacak olan milletvekili seçimlerinde CHP tarafından SCF için milletvekili kontenjanı ayrılacaktı. M. Kemal, Fethi Bey ve Ismet Paşa arasında geçen görüşmelerde partiye kaç milletvekili ve ne kadar para verileceği pazarlıkla belirlendi. Üstelik CHP’den SCF’ye verilecek milletvekillerinin seçimini de M. Kemal yaptı. 1931 yılında yapılacak seçimler için Ismet Paşa 50 milletvekili önerirken, Fethi Bey 120 milletvekili istemişti ve sonunda 70 milletvekilinde anlaşmışlardı.[5]

Fethi Okyar’ın şu sözleri dikkatle okunmaya değerdir: “Kütahya mebusu (milletvekili) Nuri ve Erzurum mebusu Tahsin Bey’lere Gazi (M. Kemal Atatürk), benim fırkama (partime) geçmeleri için emir verdi. Onlar da ‘Emredersiniz Paşam’ diyerek kabul ettiler. Biraz sonra gelen Reşit Galip Bey’e aynı emir verildi. O da, ‘Baş üstüne Efendim’ diyerek kabul etti.”[6]

TBMM’de muhalefet yapabilecek ölçüde SCF’ye milletvekili kontenjanı lütfedilmesi, CHP’nin SCF’ye biçtiği rolü net biçimde göstermektedir.

SCF Genel Başkanı Fethi Bey’in iktidara aday olduklarını açıklaması ve halktan gördükleri ilgi, CHP’nin iktidarı kaybedebileceği olasılığını gündeme getirdi. Bu da CHP yöneticilerini SCF karşısında hırçınlaştırdı. SCF’nin arkasındaki halk desteğinin bir göstergesi de, partinin kuruluşundan sadece bir ay sonra yapılan Belediye seçimleridir. Bu seçimlerde yapılan tüm baskılara ve CHP yöneticilerinin çabalarına rağmen, 502 seçim bölgesinden 22’sinde SCF kazandı. SCF’nin kazandığı yerlerden biri de Samsun’du. Yeni kurulan SCF’nin hazırlıksız bir şekilde katıldığı yerel seçimlerde gösterdiği başarı önemli bir ölçüttü.

SCF basında da kendisine birçok destek buldu. Istanbul’daki Yarın ve Son Posta gazeteleriyle Izmir’deki Yeni Asır gazetesi SCF’yi destekliyorlardı.[7] Bu gazetelerden başka doğrudan SCF’yi desteklemek amacıyla Izmir’de bir gazete yayınlandı: “Serbes Cumhuriyet.”[8]

1924-25 yıllarındaki TpCF denemesinden sonra, 1930 yılında girişilen SCF denemesi ile görüldü ki, CHP iktidarı tehlikededir. Modernleşme sürecinin ve iktidarının tehlikede olduğunu, çoğulcu bir ortamda bunların tehlikeye düşeceğini gören CHP, “olası tüm muhalefet odaklarını” ya ortadan kaldırdı, ya da kendine bağladı.

Danışıklı dövüşe ne gerek var diye sorabilirsiniz… Açıklayalım…

Halk, 18 kuruşa devlet eliyle ithal edilen şekerin neden kendisine 60 kuruştan satıldığını biliyordu. “Halkçı” diktatörlük 18 kuruşa ithal ettiği şekeri altı komisyoncudan geçirerek halka ulaştırıyordu. Çoğu zaman da, şeker yoksul halka hiç ulaşmıyordu. Bir koyunun 50 kuruşa satıldığı bir ortamda bir emekçi ailesinin şeker satın alması zaten olanaksızdı.

Yoksul halk şekerden önce, ekmeği bile yeteri kadar yiyemiyordu. “Türk çiftçisi”nin istihsal ve geçinme vaziyeti anketinin amaçları değerlendirilirken, 1935-36 yıllarına ilişkin şunlar söyleniyor:

“Fakir gruptaki hububat istihlaki yetişkin erkek başına senede 416 kilo ekmeğe tekabül ettiği halde, hali vakti nispeten daha iyi olan 2’nci grupta bu istihlâkin (tüketimin) azalacak yerde 452 kiloya yükselmesi, köylünün 1935-36 senesinde ekmek ihtiyacını bile tamamiyle karşılayamaz olduğunu göstermektedir. 2’inci grupta kâhil (yetişkin) erkek başına senelik ekmek istihlaki 1’nci gruba nazaran 70 kilo buğday ekmeği daha fazla, yani cem’an (toplam) 34 kilo fazladır.”[9]

Komisyoncuları zengin etmeyi amaç edinen bir siyasal iktidar, elbette emekçi toplum kesimlerinin yararını bir yana itecekti. Zaten söz konusu olan “sınıfsız bir toplum”du. (…)

Istanbul’un büyük tüccarları, Milli Mücadele’de vatan kurtaran, şimdi karşılığını isteyen sivil-militer bürokratların soygun ve sömürü olanaklarını artırmak için, her seferinde yoksul halka daha fazla yükleniyordu.

“Gelir farkı gözetilmeksizin”, her yetişkin erkek “yurttaş”tan yılda 8 ila 15 lira arasında değişen yol vergisi alınıyordu. Yetişkin beş nüfusa sahip bir köylü ailesi için bu, yılda yaklaşık 60 TL. ödeme zorunluluğu demekti.

Bir ton buğdayın 40 liraya satıldığı koşullarda bu vergiyi ödemenin ne demeye geldiğini anlamak zor değildir. “Sınıfsız”, “imtiyatsız”, “kaynaşmış” toplumda hapishaneler vergilerini ödeyemeyen yoksul köylülerle dolup taşıyordu…

Devlet, tüketim malları üzerinde tekel kurarak, yeni vergiler koyarak, eski vergileri artırarak yoksul halk üzerindeki baskıyı daha da artırıyordu. Kötü ürün ve fiyatların aşırı düşüşü karşısında vergi yükü giderek artıyordu. 1927’yi baz alan endekse göre, vergi yükü 1934’te 153’e çıkmıştı. Nüfus başına gayri safi gelir ise, aynı yılları esas alan endekse göre, (1927=100), 1930’da 92.6’ya, 1934’de 60.5’a kadar gerilemişti.[10]

Gelirde aşırı düşüşler olurken , artan vergilerin yarattığı baskı dayanılmaz boyutlardaydı…

Yol vergisiyle ilgili olarak, Gülten Kazgan şunlan yazıyor:

“Amacı demiryolu yapımının finansmanı olan Yol Vergisi de bir “baş” vergisi idi, her ailedeki yetişkinlerden alınan (8-15 TL. oranındaki) bu vergi, gelirdeki azalıştan bağımsız bir yük getiriyordu. Ürün fiyatları (üçte bire) 1/3’e düşünce, bir de buna kötü ürün yılları eklenince, tutarı aynı kalan verginin (gelir üzerinden) yükü bununla ters orantılı olarak ağırlaşmış oluyordu. Nitekim 1930’larda (1932-1934), 1932’deki kötü ürün yılının da etkisiyle, bu vergiyi ödeyemeyip bedeni yükümlülüğü yerine getiren yol yapımında çalışanların sayısı 700 bin kişiyi buldu. Aynı durum hayvan sayım vergisi için de geçerliydi: Hayvan başına kuruş olarak tahsil edilen bu vergi, hayvanların fıyatları veya hayvansal ürünlerin fiyatlarından bağımsızdı. Vergi 1929’da tekrar artırılmıştı. Bu ürünlerin fiyatları yarı yarıya düşerken, verginin aynı kalması, gelir üzerinden ödenen verginin ağırlaşması demekti.”[11]

Öte yandan iç ticaret hadlerinin % 40 (1930) civarında tarımın aleyhine olarak bozulduğu bir ortamda , ‘ruhları çağıranlar’ın neden geri yollayamadıklarını anlamak kolaylaşıyor. “Güdümlü muhalefet”e hemen büyük bir kitle desteğinin ortaya çıkması, “yeni parti”nin kitleler yararına bir programa sahip olmasından değil, iktidar partisinden kaçışın bir göstergesiydi. Halk yığınları Fethi Bey’in lideri olduğu partinin ne programından ne de temel politikalarından haberdardı.

Ama sağduyuyla “halkçı ve inkılapçı iktidar”dan kaçıyordu…

Samet Ağaoğlu, “Serbest Fırka” kurucularının Izmir’e gelişinde halkın Serbest Cumhuriyet Fırkası’na gösterdiği büyük ilgiyi şöyle anlatıyor:

“(…) Halk Anadolu Gazetesi’nin matbaasına doğru yürümüş… Matbaanın iç tarafına saklanmış olan polis neferleri, halkı korkutmak için olacak, izdihamın üzerine tabanca boşaltmaya koyulmuş ve atılan kurşunlardan biri 14 yaşındaki mektepli bir çocuğa rastgelerek öldürmüştür.

Bu meyanda hiçbir şeyden haberi olmayan bizler otelde idik ve alt kattaki salonda bir çokları ile görüşüyorduk. Birden bire otele büyük bir kalabalık hücum etti. Herkes müteheyyiç ve mütehevvirdi (heyecanlı ve öfkeliydi). Kimi ağlıyor, kimi nefrin ediyor, kimi tehditler savuruyor. Kalabalığın ortasında ihtiyar bir adamcağız kucağında taşıdığı bir çocuğu birden bire Fethi Bey’in ayaklarına atarak[12]:

– ‘Işte size bir kurban. Başkalarını da veririz! Yalnız sen bizi kurtar, dedi ve ağlayarak Fethi Bey’in ellerine sarıldı. Manzara müthiş ve tüyler ürperticiydi. Kanlara bulanmış körpe mektepli bir çocuk Fethi Bey’in ayakları altında son nefesini veriyordu. Babası da Fethi Bey’in ellerine sarılarak yakıcı bir lisanla daha başka evladını da kurban vermeye hazır olduğunu söylüyordu. Yalnız bizi kurtar! Kurtar bu zalim mutemetlerin elinden diye yalvarıyor.”[13]

Işte, bütün bu zulümler milleti her an patlamaya hazır bir bomba haline getirdi. Yüksek vergilerle halkın sömürülmesinden doğan hoşnutsuzluğu ve M. Kemal’in gerçekleştirdiği bir dizi reformun toplumda uyandırdığı memnuniyetsizliği ölçmek ve bunların Serbest Fırka’ca denetlenmesini sağlamak, dolayısıyla yıllardan beri biriken ve artan toplumsal muhalefet potansiyelini kontrol edebilir ve rejim karşıtı olmayan bir partiye (SCF’ye) yönlendirmek ve böylece tabiri caizse halkın gazını almak amaçlanmıştır.

Nitekim Amerikan Büyükelçisi Grew şöyle demektedir, “yeni parti, ülkenin siyasi ateşini ölçmek için bir termometre olmuştu; ateşin yüksekliğinden kimsenin şüphesi olamazdı.”[14]

Bir muhalefet partisi, aslında gizli olarak var olan, fakat siyasal baskılar nedeniyle görünmeyen siyasal muhalefeti ve bu muhalefetin gücünü de ortaya koyabilirdi.[15] 1930 yılında, hoşnutsuzluğun (çapını büyük olasılıkla bilmemekle beraber) farkında olan M. Kemal, raporların ve ülkede sık sık yaptığı kendi inceleme gezilerinin sonucunda, toplumsal hoşnutsuzluğu belli bir yöne yönlendirmek[16] istemiştir. Ülkede pek çok şeyin yolunda olmadığı ve hoşnutsuzluğun arttığı açıktır. Bir muhalefet partisi, emniyet sübabı işlevi görebilirdi.[17]

Ancak başarı belirtileri SCF’nin hızla iktidara gelme isteğini kamçılamış, dolayısıyla anlaşmaya (danışıklı dövüşe) aykırı bir şekilde hareket etmiştir. Işte bu, partinin sonunu hazırlayan en önemli etken olmuştur. Ibrahim Hilmi Çığıraçan’da, 9 Temmuz 1946’da Yeşilköy Halkevinde okumak üzere hazırladığı “Türkiye’de Intihap Usulleri ve Parti Mücadeleleri” başlıklı konferansında “meclis içinde, mücadeleden ziyade münakaşa ve muvazene (danışıklı dövüş) partisi olarak kurulmuş” olan SCF’nin sona erdirilmesini, “biran evvel iktidar mevkiine geçmek” arzusuna bağlamaktadır.[18]

Ayrıca M. Kemal’in Fethi Bey’e: “Siz hemen birkaç ay içinde iktidara geçmek için uğraşıyorsunuz.”[19] demesi, oyunu açıkça ortaya koymaktadır. M. Kemal Atatürk’e; “Bir siyasi partinin iktidara gelmek istemesinden daha doğal ne olabilir” diye sormak lazımdı. Lakin o dönemde bunu sormak, kelleyi vermeyi göze almak demektir. Fethi Bey de bunu gayet iyi bildiğinden olsa gerek 17 Kasım 1930 günü Dahiliye Vekaletine (Iç Işleri Bakanlığına) pullu dilekçe göndererek SCF’yi kapattığını açıklamıştır. Bu açıklamasının dikkat çekici bölümünü buraya aynen alıntılıyoruz:

“… fırkamız (partimiz) âtiyen (gelecekte) Gazi Hazretleriyle siyasi sahada karşı karşıya gelmek vaziyetinde kalabileceği anlaşılmıştır. Bu vaziyette kalacak siyasi bir teşekkülün mevcudiyetini fırka müessisi sıfatiyle muhafaza ve idameyi muhal buluyorum. Bu sebeple SCF’nin feshine karar verdim. Bu karar fırka teşkilatına tebliğ edilmiştir. Keyfiyeti arzederim efendim. A. Fethi.”[20]

Fethi Okyar’ın anılarından, bu fesih beyannamesinin bile bir pazarlık konusu olduğunu öğreniyoruz. M. Kemal Atatürk döneminde, Fethi Bey’e kurduğu partinin fesih gerekçesini dahi olduğu gibi yazma hakkı verilmemiştir. Örneğin, mektubun M. Kemal Atatürk ve Ismet Paşa tarafından düzeltilmeden önceki bir cümlesi şöyleymiş:

“Fırkamız doğrudan doğruya Gazi Hazretlerinin teşvik, ısrar ve tasvipleriyle vücuda gelmiş ve büyük reisimizin her iki fırkaya (CHP ve SCF) karşı eşit yardım muamelesine mazhar olacağı teminatını almıştı.” [21]

Diplomatik dili, halk diline tercüme edecek olursak fesih nedeni şöyle olsa gerek; “M. Kemal verdiği sözde durmadı, onunla çatışmayı da göze alamıyorum ve bu yüzden partiyi kapatıyorum.”

Böylece Fethi Okyar, M. Kemal Atatürk’e “Bir siyasi partinin iktidara gelmek istemesinden daha doğal ne olabilir?” sualini yöneltmek yerine; partiyi kapatarak “kelleyi kurtarmıştır.”

Partinin kurucularından Ahmet Ağaoğlu’nun aktardıklarına bakılırsa, parti kurucusu Fethi Bey, parti kapatıldıktan sonra, “aldatıldığını” itiraf etmiş ve M. Kemal Atatürk’ün Fırka’yı “sırf memleketteki vaziyeti anlamak, halkın nabzını tutmak için” kurdurduğuna kanaat getirmiştir.[22]

Her başarısız çok partili hayat denemesi tek parti yönetiminin yerleşmesinin önündeki engelleri kaldırmaya yaramış ve Tek Parti Yönetimi’nin pekişmesini sağlamıştır. Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın “kendini fesh etmesinden” sonra tek parti yönetimi yerleşmiş, 1946’ya kadar rakipsiz ve her şeye egemen olan görüntüsünü korumuştur. Bu kısa dönemli çok partili sistem deneyimlerini, demokrasi yolunda atılmış adımlar olarak kabul etmek zorlama bir yorum olacaktır.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Çetin Yetkin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, Karacan Yayınları, Istanbul 1982, sayfa 32.

Ayrıca bakınız; F. Hüsrev Tökin, Türk Tarihinde Siyasi Partiler ve Siyasi Düşüncenin Gelişmesi, Elif Yayınları, Istanbul 1965, sayfa 75.

[2] Esat Öz, Tek Parti Yönetimi ve Siyasal Katılım (1923-1950), Gündoğan Yayınları, Ankara, 1992, sayfa 101-102.

[3] Tevfik Çavdar, Serbest Fırka, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cild 8, Iletişim Yayınları, sayfa 2052 – 2059.

[4] Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1994, sayfa 141-148.

Ayrıca bakınız; Osman Okyar-Mehmet Seyitdanlıoğlu, Fethi Okyar’ın Anıları, Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1997.

[5] Fethi Okyar’ın Anıları, Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1997.

[6] Fethi Okyar, Ve Mehmet Seyitdanlıoğlu, Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye, Fethi Okyar’ın Anıları, 3.baskı, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2006, sayfa 135, 136.

[7] Esat Öz, Tek Parti Yönetimi ve Siyasal Katılım (1923-1950), Gündoğan Yayınları, Ankara, 1992, sayfa 101, 102.

Ayrıca bakınız; Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1994, sayfa 141-148.

– Osman Okyar-Mehmet Seyitdanlıoğlu, Fethi Okyar’ın Anıları, Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1997.

– Tevfik Çavdar, Serbest Fırka, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cild 8, Iletişim Yayınları, sayfa 2052 – 2059.

– Tarık Z. Tunaya, Türkiyede Siyasi Partiler, 1859-1952, Istanbul, 1952.

– Çetin Yetkin, Atatürk’ün Başarısız Demokrasi Devrimi, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, Istanbul, 1997.

– Cem Ermence, 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası, Iletişim Yayınları, Istanbul, 2006.

[8] Hakkı Uyar, “SCF’nin Yayın Organı: Serbes Cumhuriyet Gazetesi”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce cilt 7, Liberalizm, Iletişim Yayınları, Istanbul, 2005.

[9] Türk çitfçisi’nin istihsal ve geçinme vaziyeti anketi, Ankara, 1938, sayfa 41-55.

[10] Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal sorunları 1923-1938, Iktisadi ve Ticari Ilimler Akademisi Mezunları Derneği Yay. 1977, sayfa 252.

[11] Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal sorunları 1923-1938, Iktisadi ve Ticari Ilimler Akademisi Mezunları Derneği Yay. 1977, sayfa 252-253.

[12] Doç. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın Iflası, Doz Yay., Istanbul 1991, sayfa 165, 166, 167.

[13] Samet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, sayfa 57.

[14] Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Sander Yayınları, Ankara 1966, sayfa 521.

[15] C. Koçak, Türkiye Tarihi, cild 4, 8. baskı, Cem Yayınevi, Istanbul 2005, sayfa 148.

[16] Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, 16. baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1999, sayfa 260.

[17] H. C. Armstraong, H. C., Bozkurt, Nokta Kitap Yayınları, Istanbul 2005, sayfa 203.

[18] Ibrahim Hilmi Çığıraçan, Istanbul: Hilmi K., 1946, sayfa 22, 23.

[19] Asım Us, Gördüklerim, Duyduklarım, Duygularım – Meşrutiyet ve Cumhuriyet Devirlerine Ait Hatıralar ve Tetkikler, Istanbul: Vakit M., 1964 sayfa 142.

Ayrıca bakınız; Mete Tunçay Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931) Yurt Yayınları, Ankara 1981, sayfa 270.

[20] Mete Tunçay Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931) Yurt Yayınları, Ankara 1981, sayfa 273.

[21] Fethi Okyar, (Haz. Cemal Kutay), Üç Devirde Bir Adam, Istanbul: Tercüman Tarih Yay., 1980, sayfa 528.

Ayrıca bakınız; Ahmet Ağaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, Istanbul, 1969, 2. basım, sayfa 90, 91.

[22] Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, 3. baskı Iletişim Yayınları, Istanbul 1994, sayfa 102.

 

********************

********************

********************

 

M. Kemal Atatürk’le çok partili sisteme geçildi yalanı (Bölüm 7 ve SON)

Aslında bırakın Türkiye’de demokrasiyi, hürriyeti, cumhuriyeti; “Tek ‘Parti’ rejimi” bile yoktu. “Tek ‘adam’ rejimi” vardı… O da “M. Kemal Atatürk rejimi” idi.

Çünkü Mebus (Milletvekili) tayinleri M. Kemal Atatürk tarafından bizzat yapılıyordu. 1927’de yayınladığı bir tamimde M. Kemal şunları söylüyor:

“Aziz vatandaşlarım. Cumhuriyet Halk Fırkası, namına bütün memlekette Türkiye Büyük Millet Meclisi azalığı için tespit ettiğim zevatın heyeti umummiyesini ittılanıza (bilginize) arzediyorum. Her vatandaş için yeni devrede beraber çalışmayı münasip gördüğüm arkadaşların heyeti umumiyesinın birlikte görülmesini faideli addettim. Bunlardan, her daire-i ihtihabiye’ye (seçim bölgesine) tefrik edeceğim mebus namzetlerini ayrıca imzam tahtında arzedeceğim.”[1]

Yukarıdaki alıntıdan M. Kemal’in şahsi iradesinin ne kadar belirleyici olduğu anlaşılıyor. Mebus tayinini CHF’ye (CHP’ye) bile bırakmıyor. Kimlerin mebus olacağına ve kimlerin hangi illerin mebusu olacağına kendisi karar veriyor…

1 Nisan 1931 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde;

“(…)Kaç mebus alınacak? Hakiki vaziyeti hiç kimse tahmin edemez. Kati vaziyet Gazi hazretleri umumi listeyi ilan edince anlaşılacak” deniliyordu.

Meclise girecek tüm üyelerin bir tek kişi tarafından seçildiği koşullarda, serbest seçimlerden ve hakimiyetin millete ait olduğundan söz etmek mümkün müdür? Herhalde, “Hakimiyet kayıtsız şartsız M. Kemal’in ve onun yakın çevresinindir” demek gerçeğe daha uygun düşüyor. (…)

Böylesi koşullarda mahkemelerin “bağımsızlığı” da içi boş bir slogan olmaktan öteye gidemez. Cumhurbaşkanı, CHF tüzüğüne göre daimi ve değişmez genel başkandır. Meclis üyelerini de kendisi belirlediğine göre, bu durum, onun hem partiye, hem de meclise hâkim olmasına imkân veriyordu. Parti içinde ve dışında kendi iradesi dışında hiçbir girişime izin vermiyordu.

Hitler; “…M. Kemal’in ilk talebesi Mussolini, ikinci talebesi benim”[2] derken, M. Kemal’in şahsi rejimine verdiği önemi ifade ediyordu.[3]

Seçimlere katılacak adaylar CHP genel sekreteri ve fiili genel başkan tarafından belirlenmiş ve halkın onayına sunulmuştur. Seçim yapmanın anlamını yitirdiği seçimler sadece şeklen var olmuştur.[4] Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, ki kendisi Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucular listesinin 1’inci sırasında yer alır [5], tek parti döneminde yapılan seçimlerle ilgili şu şekilde yorum yapmaktadır:

“Gerçi iki dereceli seçim yasasındaki yönteme göre bütün illerde milletvekili seçimleri yapılıyordu, ama bu seçim, işin formalite yönüydü. Halk Partisi tarafından gösterilen aday mutlaka seçiliyordu. O halde bu adaylar, ‘halkın seçimine sunuluyordu’ demektense, ‘halkın oylamasına sunuluyordu’ deyişini kullanmak belki daha yerinde olur.”[6]

M. Kemal’in 1927 seçimleri ile alakalı yayınladığı bildiri ve tamimleri (Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, sayfa 532-535) üzerinde bir değerlendirme yapan siyaset bilimci Prof. Dr. Taha Parla, M. Kemal’in tutumu ve seçimlerdeki etkisini şu şekilde belirlemektedir:

“…Atatürk, artık tam bir ‘tek-seçici’ olarak, katıksız biçimde birinci tekil şahıs ifadesiyle konuşmaktadır:

(Atatürk) : ‘…milletvekili adayı olarak saptadığım kişiler’, ‘birlikte çalışmağa uygun gördüğüm arkadaşlar, (b)unlardan her seçim çevresine ayıracağım milletvekili adayları…’

Açıktır ki adayları saptayan bir parti kurulu, organı yoktur; hepsini tek başına seçen ve bunları seçim çevrelerine dağıtan mutlak bir parti şefi vardır…*sonucu baştan belli olan bir seçim* için milletin göstermiş olduğu isabetli davranışı övüyor:

(Atatürk) : ‘…sunduğum adaylar memleketin her tarafında aziz vatandaşlarımın ittifakla genel onay ve seçimine mazhar oldu’, bu davranıştaki soylu anlam…’

Tek-partinin plebisiter şefi, istediği kişileri milletvekili olarak millete onaylatıyor; ulusal egemenliği kullanacak olan Millet Meclisi’nin tüm üyelerini kendi seçiyor/seçtiriyor.”[7]

Resmen Millet ile dalga geçiyor. M. Kemal döneminde kapatılan gazeteler, milleti kandırmadığı için kapatıldılar herhalde…. 1927 seçimlerinde, M. Kemal Atatürk’ün seçtiği adayların millet tarafından “mecburi” olarak onaylandığı halde, kemalist kalemşörlerin sanki seçim yapılıyormuş havasıyla attıkları ısmarlama manşetleri hep beraber okuyalım…

***

Evvela kelimelerin anlamları:

Namzet: Aday.

Intihabat: Seçimler.

Rey: Oy.

Müntehib-i sani: Ikinci derece seçmenleri.

Kamilen: hep birden.

***

“Bütün Türkiye tek bir vücut gibi Gazi’nin gösterdiği namzetlere rey veriyor.”[8]

“Gazi, Ismet ve Kazım Paşalar Hazeratı Beşiktaş ve Adalar’dan müntehib-i sani namzedirler – Müntehib-i sani intibanını ilk neticesi: kamilen fırka namzetleri kazandılar.”[9]

“Şehrimizde müntehib-i sani intihabatı başladı – Dün binlerce müntehib-i evvel reylerini attılar”[10]

“Intihabadın birinci safhası bitiyor: 15 Ağustosta müntehib-i sani intihabatı tamamıyla bitecek ve artık iş mebusların intihabına kalacak.”[11]

“Gazi Hazretleri namzetlerin daire-i intihabiyelerini tefrik buyurdular. (Bizzat imza buyurdukları Istanbul namzet listesi fotokopisi)[12]

“Dün Ankara ve Istanbul dahil olduğu halde 23 vilayette intihabat yapılmış ve fırka namzetleri müttefikan mebus intihab edilmişlerdir.” (Şehrimizde 1458 müntehib-i saninin ittifak-ı arasıyla)[13]

“Intihabatın kısm-ı küllisi (48 vilayet) ikmal edildi.”[14]

“Intihabat her yerde bitti ve kamilen fırka namzetleri mebus oldular.”[15]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 31 Ağustos 1927. Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, cild 4, sayfa 534.

[2] Falih Rıfkı Alay, Çankaya, 1881 -1938 Atatürk’ün Doğumundan ölümüne Kadar, Istanbul, sayfa 319.

[3] Doç. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın Iflası, Doz Yay., Istanbul 1991, sayfa 113.

[4] Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, 16. baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1999, sayfa 259.

[5] Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)’nin kurucular listesinin 1’inci sırasında:

http://www.add.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=87&Itemid=78

[6] Ahmet Demirel, Birinci Mecliste Muhalefet, 3. baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 574-575.

[7] Taha Parla, Türkiye’de Siyasal Kültürün Resmi Kaynakları, cild 1, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Iletişim Yayınları, Istanbul 1997, sayfa 54.

[8] Vakit Gazetesi, 3 Eylül 1927.

[9] Cumhuriyet Gazetesi, 2 Ağustos 1927.

[10] Cumhuriyet Gazetesi, 7 Ağustos 1927.

[11] Cumhuriyet Gazetesi, 14 Ağustos 1927.

[12] Cumhuriyet Gazetesi, 1 Eylül 1927.

[13] Cumhuriyet Gazetesi, 3 Eylül 1927.

[14] Cumhuriyet Gazetesi, 4 Eylül 1927.

[15] Cumhuriyet Gazetesi, 6 Eylül 1927.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*