Atatürk Inkılaplarının Amaçları

Atatürk Inkılaplarının Amaçları

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Atatürk inkılaplarıyla; yaklaşık bin yıldır Islam’ın hükmettiği, şehitlerin kanlarıyla yoğrulmuş ve ecdadının ekip biçtiği topraklarda beslenen, suyunu içen, havasını teneffüs eden, bu toplumun değerlerini ve kültürünü içselleştiren hatta izlerini DNA’sında taşıyan, ve “ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” düsturunu benimsemiş olan insanlara; “olduğunuz gibi görünmeyeceksiniz, kafirler gibi görüneceksiniz” dediler ve direnenleri asıp kestiler. Çünkü “olduğu gibi görünmeyen, kafirler gibi görünen” bir adamın çocuğu da (babasının, dolayısıyla kafirlerin) “göründüğü gibi olacaktı.”

Atatürk inkılaplarıyla olduğumuz gibi görünmemiz engellendi ve neticede göründüğümüz gibi olduk.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Reklamlar

Başörtüsü ve çevre baskısı (Karikatür)

Başörtüsü ve çevre baskısı (Karikatür)

Karikatürde bir muhabirin Eskimolu’ya -ki dondurucu soğuklardan ötürü başını örtmüş- sorduğu sual:

“Başınızı çevre baskısıyla mı örttünüz?”

Kemalistlerin bu saçma sapan düşünceleri taa Eskimoluların kulağına gitmiş olacak ki, bu suale muhatap olan eskimolu, muhabire bakarak “Galiba Türk” diye düşünmektedir.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

 

Başörtüsünü okula neden sokmak istemiyorlar?

Başörtüsünü okula neden sokmak istemiyorlar?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

(Müslümanım ama Atatürkçü’yüm diyenler okusun)

Işte Prof. Dr. Celal Şengör’ün Üniversiteler Arası Kurul’un 219 üyesine birden gönderdiği ve dinimize, inancımıza hakaret içeren mektubu:

“Temsilciniz olmamı isteyerek bana verdiğiniz şerefin her türlü sevinç ve tatmin hissinin üzerinde olduğunu belirtmiş, bunun yaşamımda bana verilen en büyük mükâfat olduğunu arzetmiştim.

Bunu çok zor bir zamanda, uygarlığa karşı yöneltilmiş saldırıların fütursuzca geliştiği bir ortamca cesaret ve haysiyetle yaptınız. Bu saldırıların en son örneği Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisinin ortaklaşa başlattıkları üniversitelerde türban serbestisi atağıdır. Bunu yakından izlemekteyim. Bizim açımızdan, üniversitelere dini bir sembolün girmesinin hukuk cephesinin, kamuoyunda öne çıkartıldığı kadar belirleyici olduğunu sanmıyorum, çünkü hukuk nihayet aksiyomatik bir sistemdir. Baştan kabul edilen aksiyomlara bağlıdır. Bu açıdan hukukun rölativist bir temeli vardır ve bu temel onu bazı durumlarda pek tehlikeli bir tahakküm aracı yapabilir. Bunun en meşhur misalleri Katolik Engizisyon Mahkemeleri olmakla beraber, onu aratmayacak güncel örnekleri, Sovyetler Birliğinden Nazi Almanyasına, Çin Halk Cumhuriyetinden Amerika Birleşik Devlelerine kadar değişen çok geniş bir yelpazede görülmüş, pek çok insanın en feci şartlarda katledilmesine, toplumların sefâlet ve felâketine neden olmuştur.

Halbuki üniversitede dinin ‘şakırdatılması’, bizzat üniversite kavramıyla çelişir. Dünyada katolik, protestan veya islâmi üniversitelerin olması veya üniversitelerin Orta Çağ’da dinsel kurumlardan türemiş olması bu gerçeği değiştiremez. Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vaz geçemez. Bilim ise sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiçbir şeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Bilim, bitmeyen bir deneme-yanılma süreci içerisinde daima yanlışları eleyerek hakikate asimtotik olarak yaklaşır. Ancak hepinizin bildiği gibi, tek bir ters veri en ihtişamlı teoriyi çöpe atmaya yeterlidir. Dinin pek çok dogması bilimin isbatları karşısında bu şekilde çöpe gitmiştir. Bugün artık ne dünyanın yedi günde yaratıldığına, ne Nuh Tufanına, ne de Havva ile Âdem masalına inanmak mümkündür. ´Üniversitede yasak olmaz” diyenlerin, üniversitede yanlışlığı isbat edilmiş fikirlerin artık kullanılamayacağını ve öğretilmeye devam edilmelerine izin verilemeyeceğini anlamış olması gerekir. Bu nedenle coğrafya derslerinde düz bir dünya veya fizik derslerinde Aristo fiziği öğretmeye kalkan hocalara izin verilemez.

Karşımıza dinin dogmalarını reddeden bilimi öğrenmek için geldiğini iddia ederken, o dogmalara bağlı olma sembolünden inatla vaz geçmeyenlerin bilimsel dürüstlük ve samimiyetine nasıl inanacağız? Akla açık bir ihanet olan bu davranışın temsilcilerini, aklın ve bilimin geliştiricisi olan üniversitelerimize nasıl alacağız? Böyle kişilere, öğrettiğimiz bilimi öğrendiklerine itimad ederek nasıl not veya diploma vereceğiz? Günün birinde öğrendiklerini, aklı ve bilimi ve dolayısıyla insan uygarlığını boğmak için kullanmayacaklarına nasıl güvenebileceğiz?

Bu nedenle üniversite tüm dogmatik inanç sistemlerini işlevine temel yapmayı reddeder. Onları bilimsel olarak inceler, ancak temsilcilerini üyeleri olarak kabul etmez. Militan dogmatiklerin üniversite bünyesine kabul edilmemelerinin nedeni budur. Kimse bize bu açıdan ´bilimperestlik yapıyorsunuz’ diye bir eleştiri yöneltemez, zira, büyük felsefeci Lord Bertrand Russell’ın dediği gibi, insanlığın gerçekten bildiği fakat bilimin bulmuş olmadığı hiçbir şey yoktur. Bir başka deyişle, bilim dışında insanlığın hiçbir bilgi kaynağı yoktur.

Türban yasağının kaldırılmasını temelde yalnızca bu nedenle kabul etmemiz mümkün değildir. Bu konuda ne karşımıza çıkarılacak hukuk sistemleri, ne de dünyadan gösterilecek örnekler bizi ikna edebilir (sui-misal, misal olamaz). Bizim düşüncemizin ve faaliyetimizin temeli eleştirel akılcılıktır. Aklı ve eleştiriyi kabul etmeyen hiçbir sistemi üniversite kapısından içeri alamayız.

İcab ederse, ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız. Bu bizim tarihsel geleneklerimizden gelen hakkımız ve hem insanlığa hem de öğrencilerimize karşı görevimizdir.

Bu düşüncelerimi muhterem kurulunuza en derin saygılarımla arzederim.”

 

**********

 

KAYNAK: Habertürk gazetesi, 04 Şubat 2008.

Habere buradan ulaşabilirsiniz:

http://www.haberturk.com/gundem/haber/54219-gulden-yoke-4-atama

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kürtaj konusunda; “Bizim bedenimiz bizim kararımız” diyenlere cevap

Kürtaj konusunda; “Bizim bedenimiz bizim kararımız” diyenlere cevap

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Kürtaj konusunda; “Bizim bedenimiz bizim kararımız” diyenlere cevap: “Iskilipli Atıf hocanın başı onun kararı olmadı”

***

Kürtaj konusunda; “Bizim bedenimiz bizim kararımız” diyenlere cevap: “Onların başörtüsü onların kararı olmadı.”

***

Kürtaj konusunda; “Bizim bedenimiz bizim kararımız” diyenlere cevap: “Bizim Ayasofyamız bizim kararımız olmadı.”

***

Kürtaj konusunda; “Bizim bedenimiz bizim kararımız” diyenlere cevap: “Bizim Camilerimiz bizim kararımız olmadı.”

***

Kürtaj konusunda; “Bizim bedenimiz bizim kararımız” diyenlere cevap: “Bizim ibadet yerimiz bizim kararımız olmadı.”

***

Kürtaj konusunda; “Bizim bedenimiz bizim kararımız” diyenlere cevap: “Bizim Ezanımız bizim kararımız olmadı.”

***

Bizi kırmayıp fotoğrafları hazırlayan “Emre S.” kardeşimize teşekkürler

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

M. Kemal Atatürk’ün eli başörtüsüne uzanıyor

M. Kemal Atatürk’ün eli başörtüsüne uzanıyor

 

Atatürk coşkun alkışlarla karşılandığı bahçede kendisi için hazırlanan masaya oturmuştur. Atatürk’ü yakından görmek için kendilerini dans yerine atan çiftler neşe içinde dönerlerken başlarını alelâde bezlerle örtmüş olan bazı kadınlar Atatürk’ün dikkatini çekmiştir. Atatürk dans etmekte olan İhsan Bey isminde bir doktorun kızını çağırarak şöyle demiştir:

– Hanımefendi, bu başörtünüzü çıkardığınız takdirde daha güzel olacağınızı tahmin ediyorum, isterseniz bir deneyiniz.

Genç kız, Atatürk’ün bu hitabı üzerine başındaki örtüyü çıkararak dansa devam etmiştir. Bundan memnun olan Atatürk birkaç dakika sonra aynı genç kızla dans etmiştir.

Atatürk başörtüsü ile dans eden öteki hanımlara da aynı tavsiyede bulunmuş, örtüleri çıkardıkları takdirde daha iyi olacaklarını söylemiştir. Bunun üzerine balodaki bütün kadınlar başörtülerini çıkarmışlardır.

**********

KAYNAK: Niyazi Ahmet Banoğlu, Atatürk’ün İstanbul’daki Hayatı, cild 1, sayfa 218.

NOT:

Fransız askerleri bir kadının başörtüsüne el uzattığı için Maraşlılar savaş başlatmışlardı. Maraş’a “Kahraman” vasfı verilmesinin sebebi budur. Türk milleti, kadının başörtüsüne el uzatılmasını savaş sebebi saymışlardı. Memleket düşmandan kurtarılmıştı ki bu defa CHP o örtüye el uzattı.

Demek ki biz hala işgal altındayız.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*