Dr. İhsan Şenocak Hoca PERGEL programında

Dr. İhsan Şenocak Hoca PERGEL programında

Ülke TV’de ekrana gelen “Pergel” programında bu hafta İhsan Şenocak’la Ehli Sünnet ile Şia ilişkisi konuşuldu. Ehli Sünnet ve Şia’nın ne anlama geldiği, arasındaki farklılıklar detaylı bir şekilde anlatıldı. Program’da ayrıca, İslam’da kadın hakları, erkekler ile kadınlar arasındaki sosyal ilişkiler de ele alındı. Özellikle sosyal medya kullanımının zirveye çıkmasıyla kadın ile erkek arasındaki ilişkilerin değişmesi ve sonuçları Pergel’de anlatıldı. Kemalist rejimin ilme vurduğu darbe ve sonuçları da konuşuldu. Şenocak, Müslümanın vasıflarını, dindarlığın modern dünyadaki yerini Ülke TV’de değerlendirdi.

.

Reklamlar

Ihsan Şenocak’tan Leman Sam’a Kurban Cevabı

Ihsan Şenocak Hoca’dan Leman Sam’a Kurban Cevabı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

leman sam kurban, leman sam isid, leman sam hakaret, leman sam Islam, leman sam din, leman sama tepki leman sam ihsan senocak,

***

Kurban’a Hakaret Eden Mübtezel Şarkıcı Kadına

İhsan Hocamızın bir gazetenin, şarkıcı bir kadının Kurban’a hakaretiyle alakalı yönelttiği soruya verdiği cevap:

Ben bu kadının adını ne ilim, ne fikir, ne de sanat meclislerinde, ne doğrudan ne de dolaylı duymadım. Bunlar, İslam hangi istikameti gösterdiyse zıddına gitmeyi çağdaşlık kabul eden, İslam gündüz dediyse gece, “nikah” dediyse “zina” demeyi maharet zanneden, sanatçı etiketiyle “ahlaksızlık komisyonculuğu” yapan mübtezel varlıklardır.

Bunlarda İslam düşmanlığı atalarından gelen irsi bir soysuzluk hastalığıdır. Bu hastalığa mübtela olan müseccel yobazlarından Tevfik Fikret bir Arefe günü kurbanlık hayvanları görür ve şöyle der; “Din şehid ister, asuman kurban, her zaman her tarafta kan, kan”.

Ne var ki, Bugün İslam’a saldıran Tevfik Fikret gibi asgari seviyede de olsa sanat cephesinde varlık gösteremeyen, bütün sermayesi Eski İstanbul sokaklarında müşteri arayan RUM AŞUFTELERİ gibi boyadığı yüzüyle ya da yaptığı küfürlerle itibar arayan zavallı bir kadın… Kadınlık onurunu çiğneyen bir kadın… Sizinle konuşurken internette SURATINA bir defa baktım: Saç şekli, giyim tarzı, bakışı, edası hasılı her şeyinde Batı Uygarlığı’nın mührü var. Batı’nın hayat tarzına mahkûm olduğundan İslam’dan mahrum kalan nasipsiz diye bakmalı ona. Acımalı…

İnsaniyet adına Kurban’ı eleştiren bu zavallının köleliğini yaptığı Batı’lı Efendileri, Afrika’daki çocukların sofrasından ekmeği aldı, onları sömürdü. Onun hayran olduğu Batı, Hindistan’da İngiliz kumaş piyasasını kaybetmemek için 40 bin kumaş ustasının elini kesti. Bir buçuk asırdır İslam coğrafyasını kan gölüne çevirdi. Batılı katillere kölelik yapan BİR KADININ hayvan haklarından bahsetmesi katillerin suçunu örtmeye yönelik bir hamledir. Bir casusluktur. Zavallı köle…

Batılı Efendileri insan öldürüyor, onları görmüyor. Çünkü öldürülen Müslüman ve onların nazarında Müslüman’ın hayvan kadar da değeri yok.

Oturdukları zaman şarabın yanında bir çeşit etle iktifa etmeyenler, Kurban’a saldırıyor. Bu kadın, madem samimidir, gitsin tavuk kümeslerinin, mezbahaların, kasapların önünde nöbet tutsun. Sosyeteye “et yemeyin” diye ricada bulunsun. Et onlara helal, Müslümana haram öyle mi?!

İlk defa sorunuz vesilesiyle adını duyduğum ve internetten suratına baktığım bu kadında tam bir cinnet hali var. Buna kızmak, tedavi esnasında elini ısıran hastayı darp eden ruh doktorunun hareketinden farksız olur. Doktor hastaya, ehl-i insaf da bunun gibi varlılara kızamaz. Bunlara lanet okumak, Allah’ın bize ihsan ettiği akıl ve haya nimetine nankörlük olur.

Muhataplarını cehaletle itham eden, Kurban’ın İslam’dan önceki pagan dinlerinde de olduğunu söyleyen zavallı kadın, İslam’ın Hz. Adem’den itibaren bütün İlahi dinlerin ortak adı olduğundan ve yine her dinde Kurban olduğundan habersiz cehalet kusuyor. Bilmediğini bilmeyen bu yüzden bilmekten de sürekli mahrum kalacak zavallı…

Baldırbacak komisyonculuğunu sanat zanneden o zavallıya ve onu konuşturan güruha söyleyin; Kasaptan eti alıp, tıksırıncaya kadar yiyenlerin, bütün hayatları mideyle tuvalet arasına mahkum olduğundan Kurban gibi ulvi meseleleri anlamaları zordur. Onlar hayvanı tıksırıncaya kadar yemek, Müslümansa Kurbanı aynı zamanda paylaşmak için keser. Nitekim “Kurban kes” emrine kadar, “Her şey benim olsun.” diye birbiriyle savaşanlar, Müslüman olup Kurbanla paylaşmayı öğrenince savaş alanlarında susuzluktan dudaklarının çatladığı son nefeslerinde mataralarındaki birkaç damla suyu kardeşleriyle paylaştılar.

Bunların sanatçı, sinemacı, gazeteci etiketiyle asıl yaptıkları “ahlaksızlık komisyonculuğu”dur. İslam’a nefret ve efendileri Batı’ya sadakat, idrak melekelerini öylesine iptal etmiştir ki, küçücük beyinlerini saran boyalı kafalarında fikir ve sanat istidadı kalmadığı gibi, ahlak ve haya haysiyeti de yok olmuştur. Bu yüzden patlayan öfkeleri fikir ve sanat mecrasından değil, şehvet, kin ve ihanet vadisinden akıyor.

Ne oluyor bu meseccel islam düşmanlarına ki bir bayram günü yine kin kusuyorlar? Neden, yedikleri eti görmeden, paylaşmayı öğreten Kurban’a saldırıyorlar? Yiyor, içiyor, istediği semtte ayyaş oluyor, Gezi’de nara atıyor, dans ediyor, zurna çalıyor, tencere-tava dövüyor, sanat diye şehveti tahrik ediyor genç kuşakları aptallaştırıyor, bütün bunlara rağmen Müslümanın kurbanından rahatsızlık duyuyorlar. Niçin? Ezanları susturamadıklarından, müslüman kadınların başlarından örtülerini alamadıklarından, camileri yıkıp, bütün Kur’an’ları yakamadıklarından, kurdukları darağaçlarına rağmen bu topraklardan İslâm’ın izini silemediklerinden ve Müslümanların kökünü kurutamadıklarından dolayı mı rahatsızlar?

Sen ey mübtezel kadın! Niçin Müslüman hemcinslerinden utanıyorsun? Onlar nikaha inanıyor, sense zinayı özgürlük olarak görüyor, ortalık malı olmayı kabul ediyorsun, onun için mi? Vah zavallı…

Bunlar İslam’ı en bayağı şeytandan daha bayağı görür. Bu yüzden içlerinde biriktirdikleri muzahrafatı İslam’a kusmak için fırsat ararlar. Fakat her defasında müslümanın istikamet rüzgarı, tükürüğü geri çevirip alınlarına yapıştırır. Menemen hadisesinden bu tarafa cereyan eden hadiseler, yüzlerini adeta muzahrafat lavabosuna çevirmiştir.
Suratında muzahrafatla dolaşmaktan zevk alan zavallı! Merhamet ne kadara müsaade ediyorsa o kadar acıyorum sana…

***

Dr. İhsan Şenocak, İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezi (İFAM) Kurucusu ve Hüküm Dergisi Yayın Danışmanı’dır.

http://www.hukumdergisi.com/

http://ifam.org.tr/

***

İhsan Şenocak Facebook:

https://www.facebook.com/ihsansenocakhoca?ref=profile

.

Hüküm’den Leman’a Osmanlı Tokatı

Hüküm’den Leman’a Osmanlı Tokatı

hukum dergisi

***

Hüküm yazarlarından Ahmet AÇIKGÖZ, önceki sayılarında Yavuz Sultan’ı kapağına taşıyıp onunla alay eden ve muhtevasıyla da toplumu ifsad eden Leman’a ne olduğunu ve nereye ait olduğunu hatırlattı.

Leman’ı tarif ederken “Irsi Soysuzluk Marazı” tanımını kullanan Açıkgöz yazısında şu ifadelere yer vermekte; Küfür cenahın yazar-çizer tayfası, İslam hangi istikameti gösterirse zıddına gitmeyi çağdaşlık kabul eden, İslam gündüz dediyse gece, nikah dediyse zina demeyi maharet zanneden, gazetecilik etiketiyle de “baldırbacak komisyonculuğu” yapan fuhşiyat tacirleridir. Dönme dedeleri Sabatay Sevi’den, ona da İbn Sebe’den tevarüs eden asıl meslekleri “ahlaksızlık komisyonculuğu” yaparak milletin mukaddesatına tacavüz etmektir. İslam korkusu idrak melekelerini öylesine iptal etmiştir ki, küçücük beyinlerini saran kocaman kafalarında fikir ve sanat istidadı kalmadığı gibi, seçme, zevk ve beğeni yetenekleri de yok olmuştur. Bu yüzden patlayan öfkeleri fikir ve sanat mecrasından değil, şehvet damarlarından akıyor.

Tam bir cinnet hali yaşıyorlar. Bunlara kızmak, tedavi esnasında elini ısıran hastayı darp eden ruh doktorunun ameliyesinden farksızdır. Doktor hastaya, ehl-i insaf da bunlara kızamaz. Zira İslam, istikamet olarak yolu gösterdi diye uçuruma koşan yolsuzlara, merhamet nazarıyla bakmak insanî bir ödevdir. Bunlara lanet okumak, Allah’ın bize ihsan ettiği akıl ve haya nimetine nankörlük olur.

İslam karşıtlığıyla sanat istidatları körelen bu zavallılar, hayli zamandır müptelası oldukları “irtica ile mücadele” marazının etkisiyle, sanki umumhaneleri dergi sayfalarına taşıdılar. Bu haliyle pravdalarını ne otobüste, ne trende, ne de umuma açık bir başka yerde elde saklamak mümkündür. Zira en mütesahil kadın bile, göz ucuyla bakması durumunda, tedirgin olacak, belki, “Ben nereye düştüm” diye çığlık atacak, ahlak polisi çağıracaktır.

Eski İstanbul sokaklarında müşteri arayan Rum aşuftelerinin kıyafetinden farksız sayfalarıyla okurun karşısına çıkan malum cenahın Leman’ını en son tugaydaki koğuş helasının kapısına asılan sayfalarıyla hatırlıyorum. Bu yüzden Leman ve müştemilatı yayınların çıktığından haberdar olmadığım gibi kapandıklarından da bilgim olmaz. Muhal farz bir gün seferberlik hali zuhur eder, tekrar askerlik vazifesi söz konusu olursa, yine görmek zorunda kalırım diye hayıflandığım bu “Pravda” için bir gün bu satırları karalayacağım hiç aklıma gelmezdi.

Küfür cenahı, İslam’ı en bayağı şeytandan daha bayağı görür. Bu yüzden içlerinde biriktirdikleri muzahrafatı İslam’a kusmak için fırsat ararlar. Fakat her defasında müslümanın istikamet rüzgarı, tükürüğü geri çevirip alınlarına yapıştırır. Menemen hadisesinden bu tarafa cereyan eden hadiseler, yüzlerini adeta muzahrafat lavabosuna çevirmiştir. Dünyanın hiçbir yerinde, mülevves ruhlarla, yüzlerdeki fuhşiyat çizgileri bu adamlarda olduğu gibi imtizaç etmemiştir. Ne var ki bunlarda soysuzluk, irsi bir maraz halini aldığından mide tiksindiren manzaraları, hâlâ “parlak espriler”miş gibi görüyorlar.

Taksim olayları da gösterdi ki, bunların dünyada tenezzül edemeyecekleri sefil bir iş, çizemeyecekleri ilkel ve iğrenç bir karikatür, uyduramayacakları bir yalan yoktur. Küfür, ruhlarını öyle kirletmiş, akıllarını o derece iğdiş etmiştir ki, en namuslu kadını iffetsiz, fahişeyi de “namus âbidesi” olarak gösterebilirler. Müslümanlarla alakalı yaptıkları haberlerin yalan çeşitliliği, Türkiye’deki her üniversiteye birkaç doktora malzemesi olacak yoğunluktadır.

Arslan Yeleli Kediler

Yiyor, içiyor, istediği semtte ayyaş oluyor, Taksim’de nara atıyor, dans ediyor, zurna çalıyor, tencere-tava dövüyor, ayartıcı, pespaye çıplak resimler çizerek genç kuşakları aptallaştırıyor, bütün bunlara rağmen rahatsız olduklarını söylüyorlar.

Beyler neden rahatsızsınız?

Ezanları susturamadığınızdan, müslüman kadınların başlarından örtülerini alamadığınızdan, camileri yıkıp, bütün Kur’an’ları yakamadığınızdan, İslâm’ın izini silemediğinizden ve Müslümanların kökünü kurutamadığınızdan mı rahatsızsınız?

Ne oldu size? Fuhşiyat albümü pravdalarınız mukaddesata hakaretten dolayı kapatıldı da bizim mi haberimiz olmadı? “Bu kadar da olmaz” diye Müslüman gençler barlarınızı basıp boynuzlarınızı mı arşınladı? Evlerinizin önünde ayyaş olup olmadığınız mı kontrol edildi; ayyaşlarınıza, “bu halde sokağa çıkamazsın” mı dendi? Domuz eti yemeniz ya da çıplaklar plajında pozisyon almanız mı yasaklandı?

Bu panik niye? Yoksa Sabatay Sevi’nin ağzından Osmanlı hikayeleri mi dinlediniz? Bu yüzden mi fare tıkırtısını, Yavuz’un azametli ordusunun gelişi zannettiniz? Siz değil miydiniz, daha düne kadar askerin bacakları arasında mevzi alıp Müslümanlara naralar savuran? Ne oldu size? Arslan yeleli kedilerinizi kurtlar mı yedi?

Neden Yavuz Sultan?

Leman, fikir öfkesi, sanat istidadı ve tarih hassasiyetinden en küçük bir paya sahip olmadığına göre neden Yavuz Sultan’ı kapak yaptı? Baldırbacak komisyoncusu bir pravdanın, iman ve irade abidesi olan Yavuz’la ne alakası olur? Yoksa Yavuz Sultan’ın hesaba çektiği Şah İsmail’e bağlı katiller arasında bunların dedeleri mi var? Yavuz Sultan’dan, Şah İsmail’in Ehl-i Sünnet’i çökertme hareketine, İslam şehirlerini işgal etmesine, can ve mal korkusuyla masum halkın rafizileştirilmesine engel olduğundan dolayı mı rahatsızlar? Şah İsmail’e, Sünnî alim ve devlet adamlarına hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği şekilde işkence yapmasının, Şah Şirvan’ı canlı canlı büyük bir kazanda pişirip etini askerlere yedirmesinin, Trabzon’un nüfusunun on bin olduğu bir zamanda Anadolu’da elli bin Müslüman katletmesinin hesabını sorduğundan, Osmanlı-İslam ordusunu iaşesiz bırakmak için güzergah üzerindeki her şeyi yakıp-yıkıp harabeye çeviren Kızılbaşları muhakeme etmesinden, İslam aleminde ki Şia tehlikesine son verip, İslam birliğini yeniden tesis etmesinden dolayı mı Yavuz Sultan’a saldırıyorlar?

İslam’ı tezyif ve tahkir manivelası olma özelliğini diğer pravdalara kaptırmamak için muzahrafat üretim kapasitesini artıran bu dergi, ciddi bir sanat tetkik heyeti tarafından incelendiğinde, “Leman ve müştemilatına mizah dergisi demek, Anadolu insanın mizah zekasına hakarettir. Bütün nüsha ve müsveddeleriyle kağıt fabrikasına gönderilmesi millet zekasının muhafazası için zorunluluk arz etmektedir.” şeklinde bir hüküm giyecek olan bu pravdanın şenaatleri karşısında, “Bu bir maraz halidir.” deyip sukütü anıtlaştırmak gerekirdi. Aslında hususi dünyamda böyle de yaptım. Yavuz Sultan’ı tahkir eden sayıya bakarken yanıma gelen oğluma, “Evladım! Bundan uzak dur. Zira fare zehiri bundan daha az zararlıdır, bundaki zehir, insanda ne şahsiyet, ne haya, ne de irade bırakır. Dolayısıyla yakılarak imha edilmesi gereken bir pravdadan uzak durduğun oranda selamette olabilirsin.” Çocuk, “Peki neden bu kadar zararlı?” diye sorunca, bir dönmenin Üstad Necip Fazıl’a, bir başka dönme Ahmed Emin Yalman’la alakalı söylediği ifade hatırıma geldi, fakat çocuğun zihnini kirletmemek için söylemedim: “Başı hiçbir vincin kaldıramayacağı kadar boynuzla dolu meşhur ve müseccel d….”

Nerede güleceklerini ancak içlerinden biri gülünce fark edebilen, sonrasında ise neden güldüklerini bilmeden gülme krizine giren Leman okurları, bir gün keskin idrak sahibi bir müslümanın, “bu saçmalıklara gülene gülmek gerekir”, dediği anda sanat müsveddelerini gerçek kimliğiyle tanıyacak ve o zaman bu pravda tek bir adet satamaz hale gelecektir.

Bu durumu Leman da bildiğinden olsa gerek, İslam düşmanlığını varlık sebebi olarak görüyor, fuhşiyyatı elden bırakmıyor. Milletin küfür lügatını genişleten bu tugay helası kapı arkası derginin kilidi ise, Ekşi Sözlük’tür. Allah Resulü’ne hakaret ederek itibar göreceğini zanneden bu sözlük de “Edeb Ya Hu!” ifadelerinden anlamaz.

Bunlara karşı esaslı yazılar yazmak, “cinsellik sömürücüleri”yle iffet üzerine konuşmaya benzer. Küfür cenahının anladığı tek bir hal vardır ki o da birkaç Müslümanın bir sabah yazıhanelerine gidip, “sizi ziyarete geldik” demesidir. Bunlarda ki soysuzluk marazının tek ilacı budur.

HÜKÜM: YENİDEN İSLAM

İdeolojilerin sorun ürettiği, sistemlerin sarsıldığı, İslam’a hizmet vasıtalarının gaye haline getirildiği, farklı zarflar içerisinde onun bunun yorumunun İslam olarak arz edildiği bir zamanda HÜKÜM, “sadece İslam”, “yeniden İslam” diyen diğer yazılarıyla okunması ve yaşanması gereken bir dergi. Yazar kadrosunun önemli bir bölümünü, bir ilim, fikir ve dava mektebi olarak temayüz eden “İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezi”‘nin (İFAM) genç ilim yolcularının oluşturduğu Hüküm, unuttuklarımızı hatırlatan bir nezir-i uryan.

 

**********

 

http://www.hukumdergisi.com/index.asp

http://www.ifam.org.tr/Default.aspx

.