Şeytan’ın kurduğu düzenden Ilahi düzene

Şeytan’ın kurduğu düzenden Ilahi düzene

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Müslümanların Kıblesi

***

Bilindiği gibi, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize Risalet görevi verilmeden önce Mekke ve diğer Arap yerleşimlerinde “Cahiliye” hayatı yaşanıyordu. Cahiliye döneminde güçlü olan güçsüz olana zulmederdi.

Faizin, fuhuşun, kumarın, içkinin ve tefeciliğin had safhada olduğu bir dönemdi “Cahiliye” dönemi… Şimdiki yaşadığımız döneme “çok ama çok benziyordu.”

Bütün bunlara rağmen Cahiliye döneminde yaşayanlar “Allahu Teala”yı bilirlerdi… Ancak bu, onların “Put”lara tapmalarına, onlara sevgi beslemelerine bir engel teşkil etmiyordu, çünkü Allahu Teala’yı  yeterince tanımıyorlar ve O’nun bilinen “bütün” emirlerine riayet etmiyorlardı.

Onlar için “Allahu Teala’nın hükmü” değil, sadece ve sadece kendi elleriyle yapmış oldukları “Put”ları ve kendilerinin hazırlayıp “yasa” haline getirdikleri “Hükümleri” vardı; Cahiliye Hükümleri…

Hiçbir zaman Allahu Teala’ya kulluk etme şuurunda olamadılar, yalnızca “kabilecilik, ırkçılık, milliyetçilikti” onlar için önemli olan.

Aralarında az da olsa putlara tapmayan, onlara sevgi beslemeyen ve Allahu Teala’ya ibadet ile meşgul olan ve Ilahi düzen için canlarını feda etmeye hazır bir grup vardı.

Işte böyle bir tablo vardı Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin yaşadığı dönemde…

Tıpkı şimdiki dönem gibi…

Ve “o” an geldi, Hz. Peygamber Efendimizin Risalet görevi Hz. Cebrail (aleyhisselam) aracılığı ile kendisine bildirildi. Ahir zaman Peygamberi  hiç yılmadan, usanmadan insanları Hakka çağırıyor ve “Put”lara tapmamalarını söylüyordu. Kimisi kendisine “deli”, kimisi “büyülü” dedi, kimisi şöyle, kimisi böyle dedi… Fakat Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz hiçbir zaman pes etmedi.

Hz. Peygamber Efendimiz Mekkeli müşrikleri Islam’a davet ediyordu, ancak Cenab-ı Hakkın insanlara uygulanması için gönderdiği “Şeriat”tan başka diğer hükümlere rıza gösteren Cahiliye döneminin müşrikleri, Cenab-ı Hakkın hükümleri ile ilgili apaçık ayetleri görmezden geliyorlar, (Haşa) “Muhammed’in (S.A.V) uydurması” ve yahut “eskilerin hikayeleri” diyorlardı.

Onlara göre Kur’an; “Gökten indiği ‘sanılan’ kitaptı ve Hz. Muhammed (S.A.V) uydurmuştu.” (HAŞA VE KELLA)

Çünkü onlar “ATA”larının yolundan gitmekle doğru yolda olduklarını zannediyorlardı. Oysa Hz. Muhammed (S.A.V) Bakara Suresi’nin 170. Ayetini gösteriyordu o “Cahillere”:

“«Allah’ın indirdiğine uyun.» dendiği vakit de: «Yok, ATAlarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız.» dediler. Ya ATAları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklar?”

Hamd olsun, aralarında “hakikatin” farkına varan insanlar az da olsa ortaya çıkıyordu. Hiç “şüphe” ve “tereddüt” etmeden iman eden bir Hz. Ebu Bekir Sıddık (radıyallahu anh) vardı mesela.

Sıkıntılı günler, aylar hatta seneler geçti…

Müslümanlar, sayıca az oldukları için Hz. Erkam’ın (radıyallahu anh) evinde buluşuyorlar, burada Islam dinini öğreniyor ve ibadetlerini gizlice yapıyorlardı.

Bu arada Cahiliye müşrikleri, müslümanları olmadık işkenceler ile “Allah’ın Ayetlerinden ve Rasulullah’ın sünnetinden” yüz çevirtmeye çalışıyorlardı. Fedakar ve cefakar müslümanların herşeye rağmen imanlarını muhafaza etmeleri müşrikleri tedirgin ediyordu.

Artık radikal önlemler alınması gerektiğinin farkına vardılar ve gecikmeden gerekli gördükleri adımları attılar…

Ve, Kur’an okunması yasaklandı…

Tıpkı Tek Parti döneminde bizde de yasaklandığı gibi…

Kendi “Put”larının sorgulanamaması için önlemler alıyorlardı. Zaten “her çağda Puta tapanların” aldığı önlemlerdi bunlar.

Tıpkı bizdeki “Atatürk heykeli” kıranların cezalandırılması gibi…

Kendi “Put”larını “reddedenlere”, kutsallığını tanımayanlara “ceza” verdiler, “Allah’ın Hükmü” diyen insanlara, “Hayır, ATA’larımızın dinine uyacaksınız” diyerek türlü türlü işkenceler yaptılar. Dinlerini yaşamalarına izin vermediler.

Nihayet müslümanlar Hz. Ömer (radıyallahu anh) Efendimiz ile 40 kişi oldular ve Hz. Ömer’in teklifi ile hep beraber açıkça Namaz kılmak üzere Kabe’ye (o dönemin siyasi kararların alındığı yere) doğru yola çıktılar.

Hz. Ömer (radıyallahu anh) müşrikleri görünce:

- “Beni bilen bilsin, bilmeyen öğrensin, Ben Hattab oğlu Ömer’im. Işte müslüman oldum. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen yerinden kıpırdasın! Kımıldayanı, kılıcımla doğrayıp yere sererim!”

diyerek “Tağuti düzenin” savunucularına, Allahu Teala’nın düzenini “reddeden”, kendi “kul yapımı” hükümlerini müslümanlara dayatmaya çalışanlara meydan okudu ve Şehadet getirdi:

- “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve rasulüh!”.

Ya Rabbi, Ümmet-i Muhammed’e yeni “Ömer”ler nasip eyle…

Amin… Amin… Amin.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*