Atatürk Dönemi Resmi Yayında Kur’an’a Hakaret!

Atatürk Dönemi Resmi Yayında Kur’an’a Hakaret!

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

osmanli imparatorlugundan türkiye cumhuriyetine nasildi nasil oldu 10. yil kitabi Atatürk dine hakaret Atatürk Kurana hakaret m. kemal dine hakaret m. kemal Kurana hakaret 3“Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?” adlı propaganda kitabının kapağı…

***

osmanli imparatorlugundan türkiye cumhuriyetine nasildi nasil oldu 10. yil kitabi Atatürk dine hakaret Atatürk Kurana hakaret m. kemal dine hakaret m. kemal Kurana hakaretKitabın 1. sayfası…

***

Cumhuriyet’in 10. yıldönümü münasebetiyle 1933 senesinde, yani M. Kemal hayatta iken resmi yayın arasında çıkan “Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?” kitabı, baştan sona her sayfasında Osmanlı ile Cumhuriyet’i zıdlaştırarak Osmanlı’ya hakaretler yağdıran çirkef bir propaganda kitabıdır.

Bu kitabın 36. sayfasında “Osmanlının Tarih Telakkisi” başlığı altında, Kur’an-ı Kerim’in Enbiya (=Peygamberler) kıssalarıyla alay ediliyor:

“Islam tarihi, Osmanlı cemiyetinin teokrasiye verdiği mevki dolayısile mühim sayılırdı. Baştan aşağı araplara ve Araplığa ait olan bu tarihin mukaddimesi ise ‘Kısas-ı Enbiya’ idi. O ‘Kısas-ı Enbiya’ ki, Yahudi peygamberlerinin masallarından başka bir şey değildir.”[1]

osmanli imparatorlugundan türkiye cumhuriyetine nasildi nasil oldu 10. yil kitabi Atatürk dine hakaret Atatürk Kurana hakaret m. kemal dine hakaret m. kemal Kurana hakaret 2“Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?” adlı paçavranın 36. sayfası…

***

Kur’an’a hakaret edecek kadar haddi aşmış bu zihniyetin Osmanlı’yı kötülemesine şaşmamak lazım. Tam tersine, Islam düşmanı olan bu kemalist rejim eğer Osmanlı’yı kötülememiş olsaydı, bu durumda Osmanlı’dan şüphe etmemiz gerekirdi…

.

**********

.

KAYNAK:

[1] Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?, Bastıran: Maarif Vekaleti (Eğitim Bakanlığı), Hazırlayanlar: Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, Devlet Matbaası, Istanbul 1933, sayfa 36.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

M. Kemal Atatürk’ten dinimiz Islam’a hakaret: “Hezeyan !”

M. Kemal Atatürk’ten dinimiz Islam’a hakaret: “Hezeyan !”

***

(Kur’an ayeti olduğunu sandığı halde “HEZEYAN” diyor… Haşa Peygamberimizi [sallallahu aleyhi vesellem] “saçmalamakla” itham ediyor. Başka bir husus ise, M. Kemal yanlış tercüme edilen ayetten bağımsız olarak, bu ayeti eleştiriyor… Güya, yükselmiş, medeniyeti gelişmiş bir aleme bu şekilde söylemek manasız imiş, haşa)

Ezan’ı, Tekbir’i, Kur’an-ı Kerim’i ve Hutbe’yi Türkçeleştirme çalışmaları sırasında yaşanan mühim bir olayı Hafız Sadettin Kaynak şöyle anlatmaktadır:

Tekrar bana dönerek, “Sana bir yer gösterdim, orasını oku!” dediler. [Hiç unutmam, Elham’ı, ötekilere verdiği gibi kapalı değil, açmış, evvelden tesbit ettiği anlaşılan sayfanın alt kısmını göstererek, “Bu işaret ettiğim ayeti okuyacaksın!” diye vermişti.] Gösterdiği yer, Nisa Suresi’nde hürmet-i musâhara âyetinin [23. ayetin] tercümesi idi. Bu âyette, “ve en tecmau beyne’l-uhteyni, illâ mâ kad selef. Innallahe kâne gafuren rahimen” [ibaresi] şöyle tercüme (Kasımiriski’nin Fransızca “Le Koran” adlı çevirisi) edilmişti:

[Validelerinizi, kızlarınızı, hemşirelerinizi, hala ve teyzelerinizi ve birader veya hemşirelerinizin kızlarını, süt ninelerinizi, süt hemşirelerinizi, kadınlarınızın validelerini, taht-ı nikahınızda bulunmuş kadınların vesayetinize verilmiş kızlarını taht-ı nikaha almak size haramdır. Yalnız birlikte yatmadığınız kadınların kızlarını almakta hiçbir günah yoktur. Kendi oğullarınızın zevcelerini] ve iki hemşireyi nikah etmeyiniz. Lakin bir emr-i vaki olmuş ise, Allah Gafur ve Rahim’dir.

Burada Atatürk yüksek sesle [şöyle dedi] :

Konya’ya git, orada karının hemşiresini bilmeden al, sonra da “Bir emr-i vaki oldu. Allah Gafur ve Rahim’dir” de ha! BU BIR HEZEYANDIR! (Kur’an ayeti olduğunu sandığı halde böyle diyor… Haşa Peygamberimizi [sallallahu aleyhi vesellem] “saçmalamakla” itham ediyor.)

Bu sözler ve bu anlayış üzerine herkes derin bir sukuta ve acı bir korkuya düşmüştü.[…] Ben ayağa kalkarak, “Atatürk’üm! Burası yanlış tercüme edilmiştir. Ayetin asıl tercümesi şöyledir” diyerek anlatmaya çalıştım. [Fakat o, “Isbat et yanlış olduğunu” deyince] şunları da sözlerime ilave ettim:

Iki hemşireyi bir zamanda nikahınızda bulundurmayınız. Ancak birini bıraktıktan, yahut öldükten sonra ötekini alınız; “bir emr-i vaki olmuş ise” değil, “illa mâ kad selef”, Kur’an’ın nüzulünden, yani Islamiyet’ten önce vaki olan evlenmeler müstesnadır. Bunlardan dolayı Cenab-ı Hak sizleri muhatab tutmaz. Gafur ve Rahim olan Allah, bu müsaadesiyle bu evsafta bulunan birçok kadınların kocasız kalmasını müeddi olacak hareketi lutfen affediyor, demektir… diye de izah ettim.[…]

Atatürk bu izahatımı sonuna kadar alaka ile dinledi ve hiçbir şey söylemediler; ve “Bu gece bu kadarla iktifa edelim, musiki faslına geçelim!” buyurdular.[1]

***

Aynı olayı, Türkçeleştirme çalışmalarına katılan Ali Rıza Sağman da anlatmaktadır:

Atatürk’ün önündeki masa üzerinde Kur’an tercümesi duruyordu. Bu kitabın ötesine, berisine kağıttan işaretler konulmuş olması, Kur’an’ın incelenmekte olduğunu ve bazı yerlerine ilişildiğini gösteriyordu.

Atatürk o işaretli yerlerden birisini açtı ve okumasını Hafız Sadettin’e emretti. Nisa Suresi’nin hürmet-i musâhara ayeti [23. ayet] idi. Bu ayette anaların, kızların, kardeşlerin, teyzelerin, halaların erkeklere haram olduğu beyan ediliyordu.

Atatürk bu ayete ilişti. Yükselmiş, medeniyeti gelişmiş bir aleme, “Analarınızı…nız, kızlarınızı…nız” demenin manasız olduğunu söylüyor ve bilhassa ayetin, “ve en tecmau beyne’l-uhteyni, illâ mâ kad selef” parçasının manası okunduğu zaman, “Iki kızkardeşi aynı zamanda…nız, eğer böyle birşey yaptıysanız Allah affeder. IŞTE BU HEZEYANDIR!” dedi.

Ayetin Türkçesini Hafız Sadettin okuduğu ve Atatürk’e muhatab o bulunduğu için, itirazlarına cevap vermek cesaretini de o gösterdi ve: “Efendim! Bu, iki kardeşi aynı zamanda nikah altında bulundurmayınız. Biri ölür veya boşanırsa, o vakit bulundurunuz demektir” dediyse de Atatürk kani olmadı (inanmadı) ve mesele de o gün bu kadarla kapandı.[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Sadettin Kaynak, Hatıralar, Osman Ergin, “Türkiye Maarif Tarihi” içerisinde, Istanbul 1943, cild 5, sayfa 1634,1635.

Ayrıca bakınız; Sadettin Kaynak, Atatürk Dolmabahçe’de ilk Türkçe Kur’an’ı Nasıl Okudu? [Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk, Istanbul 1955, cild 3, sayfa 83.

Niyazi Ahmet Banoğlu, Atatürk: Siyasi ve Hususi Hayatı, Istanbul 1963, sayfa 178-180.

Niyazi Ahmet Banoğlu, Atatürk’ün Istanbul’daki Hayatı, Istanbul 1974, cild 2, sayfa 351,352.

Sadi Borak, Atatürk ve Din, Istanbul 1997, 1. Baskı 1962, sayfa 76-78. ]

[2] Ali Rıza Sağman, Hatıralar, Osman Ergin, Türkiye Maarif Tarihi içerisinde, Istanbul 1943, cild 5, sayfa 1631,1632.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*