Coca Cola’nın sır formülünden Alkol Çıktı! Coca Cola’da Alkol var

Coca Cola’nın sır formülünden Alkol Çıktı! Coca Cola’da Alkol var

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

ABD’li site Coca Cola’nın sır formülünü açıkladı. Açıklanan formülle birlikte Coca Cola’da alkol olduğu da ortaya çıktı. İşte açıklanan o formül…

Muhafazakar kesimin yıllardır İsrail bağlantısı nedeniyle tepki gösterdiği ve dolaylı yollardan ambargo uyguladığı Coca Cola ile ilgili şok bir iddia daha gündeme geldi.

ABD’nin önde gelen bir sitesi Coca Cola’nın sır formülünü belgeleriyle açıkladı. Yıllardır yılan hikayesine dönen ve Coca Cola’nın, mahkeme kararlarına rağmen şirket sırrı gerekçesiyle yıllardır açıklamaktan kaçındığı ya da belli bir kısmını açıkladığı formülün içinde önemli miktarda alkol bulunduğu ortaya çıktı.

Şirket, sitesinden duyurduğu haberde Coca Cola’nın formülünü tam olarak bulduğunu belirtirken, iddiasını da 1979 tarihli bir gazete makalesine dayandırdı. Söz konusu makalede, kolayı üretmek için geçerli içerik maddeler ve miktarları bulunuyor.

Thisamericanlife.org adlı site, haberinde Atlanta Journal-Constitution gazetesinde 8 Şubat 1979 tarihinde yayınlanan makalenin resmine de yer veriyor.

*

FORMÜLDE ALKOL DE BULUNUYOR

Sitenin haberini, formülün açıklanmasından çok, Coca Cola’nın içinde bulunan maddeler önemli hale getiriyor. Açıklanan formüle göre, Colanın için kafein ve asit gibi maddelerin yanısıra tam 226,7 gram alkol bulunuyor.

Açıklanan formülle ortaya çıkan bu durum, yıllardır İsrail bağlantısı nedeniyle gündemden düşmeyen ve sık sık İsrail’e yönelik ambargo listelerine giren Colaya bakış açısını kökten değişritecek gibi görünüyor.

Açıklanan formül ve bulunan alkolle ilgili şu ana kadar şirketten herhangi bir açıklama yapılmazken, Diyanetin bu konuda ne diyeceği de merak konusu oldu.

İŞTE AÇIKLANAN O FORMÜL…

12 gram sıvı koka özü

85 gram strik asit (limon asidi)

28,35 gram kafein

Şeker (işaretlerden ne miktar gerektiği anlaşılamıyor)

9,4 litre su

946,9 mililitre kireç suyu

28,35 gram vanilya

42,5 gram ya da renk vermek için daha fazla karamel

7X çeşnisi (56,6 grama 18,9 litre şurup):

226,7 gram alkol

20 damla (1,297 mililitre) portakal esansı

30 damla limon esansı

10 damla küçük hindistan cevizi esansı

5 damla kişniş

10 damla neroli

10 damla tarçın

*

ORTAYA ÇIKAN BELGELER

***

***

***

***

***

***

***

Efes Pilsen’i de üreten Anadolu grubuna bağlı olan Coca Cola Türkiye’den yapılan açıklamada “yurt dışı kaynaklı, Coca-Cola’nın içeriğinde alkol bulunduğu yönündeki iddiaları içeren haberlere açıklık getirmek isteriz” denildi.

Ürünlerimizde alkol yok diyemeyen Coca-Cola Türkiye yaptığı açıklamasında; “Türkiye’de, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Alkolsüz İçecekler Tebliği’ne uygun olarak üretilmekte ve aynı bakanlık tarafından denetlenmektedir. Ortadoğu ülkeleri de dahil olmak üzere tüm dünyada Coca-Cola, alkolsüz ürünler kategorisinde üretilip satılmaktadır” denildi.

Alkolsüz İçecekler Tebliği ise 1 litre cola, gazlı içecek, meyve suyu, maden suyu, tunik, aromalı içecek gibi ürünlere 3 gr etil alkol eklenmesine izin veriyor.

Ortadoğu’ya sattığını ifade ederek etil alkol eklediğini gizlemeye çalışan Coca Cola; eklemiyoruz diyemediğinden alkol eklediğini örtülü olarak itiraf etti.

*

İÇECEKLERE ALKOL EKLENMESİ ÜRETİCİLERİN SUÇU MU?

İçeceklere alkol eklenmesinde suölu üreticiler mi? Hem ‘evet’ hem de ‘hayır’. Üreticiler ürünlerini ilgili mevzuata uygun üretmekle mükelleftir. Türk Gıda Kodeksi Alkolsüz(!) İçecekler Tebliği 5. maddesinde bir litre içeceğe 3 gr alkol eklenmesine izin veriyorsa üretici bunu ekler. Asıl sorun akol eklendiği halde ürüne bunun etikete yazılmamasındadır.

Tepkilerinizi “bimer@basbakanlik.gov.tr” adlı e-mail adresine iletebilirsiniz.

 

**********

 

ALINTI: haberimport.com ve gidahareketi.org sitelerinden derlenmiştir.

http://www.haberimport.com/haber/coca-colanin-sir-formulunden-alkol-cikti-6451.htm

http://www.gidahareketi.org/Coca-Cola-Urunlerine-Alkol-Ekledigini-Kabul-Etti-1493-haberi.aspx

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Reklamlar

Filistin Cephesi’ndeki Hain M. Kemal Atatürk mü?

Filistin Cephesi’ndeki Hain M. Kemal Atatürk mü?

Kadir Mısıroğlu “Filistin Cephesi’nde bir Hain vardı” diye bas bas bağırıyor, fakat okullarda öğretilen yalan tarih nedeniyle birçok insan Kadir Mısıroğlu’nun yalan söylediğini düşünüyor ve kendisine haksız olarak kin besliyor.

Bizde, “www.belgelerlegercektarih.wordpress.com” sitesi olarak naçizane, Kadir Mısıroğlu’nun söylediklerini destekleyen kaynakları bu davaya hizmet etmek amacıyla istifadenize sunuyoruz.

***

Düşman Ordusu, 19 Eylül 1918’de Nablus güneyinde batıdan-doğuya doğru 8, 7 ve 4. Orduların savundukları mevzilere karşı büyük bir taarruz harekâtı başlatmıştır. M. Kemal’in başında bulunduğu 7. Ordunun kabul edilemez bir şekilde 8. ve 4. Ordulara haber vermeden ani bir surette geri çekilmesi, 8. ve 4. Orduların imhasına sebep olmuştur. Neticede Nablus Meydan Muharebesi olarak tarihe geçen bu çatışmalarda; Mareşal Liman Von Sanders’in Yıldırım Ordular Grubu bozguna uğramış, Cevat Paşanın 8. Ordusuyla kuruluşundaki Albay Refet (Bele)’in 22.Kolordusu imha olmuş, M. Kemal’in 7.Ordusuyla kuruluşundaki Ali Fuat Paşanın (Cebesoy) 20.Kolordusu ve Albay Ismet (Inönü)’in 3.Kolordusu ağır zayiat vermiştir.[1]

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Nablus Meydan Muharebesi, 19-21 Eylül 1918. KAYNAK: Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4, Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 55.

***

M. Kemal’in Şam’a 29 Eylül 1918 akşamı ulaştığı Osmanlı Başkomutanlık Kurmay Başkanlığına yolladığı rapordan anlaşılmaktadır.[2]

M. Kemal, 1 Ekim 1918’de Şam’ın düşmanın eline geçmesinden sonra, Şam-Rayak (Riyak) hattında savunmanın devam edemeyeceğini değerlendirerek, birliklerine Halep istikametinde çekilme emri verirken, Mareşal Liman Von Sanders ise bulunulan mevzilerde savunmaya devam edilmesini bildirir.[3] Ancak M. Kemal, Liman Von Sanders’in verdiği emrin altına: “Gördüm. Benim emrimden başka türlü hareket etmek mümkün değildir” şeklinde not yazmıştır.[4] Yani M. Kemal komutanın emrini dinlememiştir.

Kendi kafasına göre hareket eden M. Kemal, 5 Ekim 1918’de Halep’e gelmiş[5], 7 Ekim 1918’de Istanbul’daki bir arkadaşına barıştan başka yapılacak bir şey kalmadığını bildirmiştir.[6] Ekim sonuna doğru Karargâhını tren istasyonunun iki kilometre kadar kuzeyinde bulunan tepeye almış ve Halep şehrini boşaltmıştır.[7]

M. Kemal’in Filistin cephesinden ağır zayiat verip Şam’a (Riyak), Şam’dan Halep’e ve nihayet Halep’ten de kaçması takriben “40 gün” gibi kısa bir süreçte olmuştur.

Şam’dan Halep’e çekilme, 30 Eylül–26 Ekim 1918. KAYNAK: Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4, Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 62.

***

Bu süreci General Allenby’nin yazdıklarından okuyalım…

General Allenby 7. ve 8. Orduların (7. Ordu M. Kemal’in Ordusu) çekilme yollarını süvari birlikleriyle tıkayarak her iki Orduyu da büyük ölçüde imha veya esir ettiğini savaş raporuna yazmıştır.

Işte General Allenby’nin 19-20 Eylül günleriyle ilgili yazdıkları:

“36 saat zarfında 8. Ordu’nun büyük kısmı mağlup edildi. 7. Ordu kıtaları da Samariye tepelerinden geri çekilmeye zorlandı. Piyadelerimiz geri çekilen düşmanı süratle takip ederek süvari kıtalarımızın arasına sürdü. Bunun sonucunda 7. ve 8. Türk orduları `bütün silah ve malzemeleriyle´ elimize düştü.”

Allenby 24 Eylül’de `kalan son birliklerin de esir alınarak´ her iki ordunun varlığına son verildiğini yazıyor. Toplam `57 bin esir´ alınmış, bunların 5.500’ü subaymış. Raporda 360 top ve üç Türk ordusunun (4., 7. ve 8. orduların) silah ve malzemelerinin ele geçirildiği de belirtiliyor.[8]

Ingiliz Ordusu Komutanı General Allenby, Şam’a kadar olan Türk Ordusunun harekatını da şöyle anlatmaktadır:

“Eylülün 26. günü, Şam’a doğru ileri harekete geçildiği zaman, 45.000 Türk ve Alman Şam’da veya Şam’a doğru çekilme halinde bulunuyordu. Bütün düşman birlikleri intizamlarını (düzgün dizilme) kaybetmekle beraber, kendilerine vakit kazandırıldığı takdirde ileri hareketimizi geciktirecek bir kuvvet meydana getirebilirlerdi. Fakat 4.Ordunun geri kalan kısmının imhasıyla, 20.000 kişinin esir alınması, buna imkân bırakmadı. Filistin ve Suriye’deki Türk Ordularının, 4.000’i silahlı olmak üzere 17.000’i bulan bakiyesi (geriye kalanı) her türlü teşkilattan, nakil (ulaştırma) vasıtalarından, hatta savunma için bile olsa, faaliyette bulunmaya elverişli her çeşit malzemeden yoksun bir insan kalabalığı halinde, kuzeye doğru kaçmaktaydı…” [9]

***

19 Eylül 1918’den 26 Ekim 1918 tarihine kadar geçen ve takriben`40 gün´ devam eden geri çekilme süresince verilen zayiat

19 Eylül 1918’de başlayan Nablus Meydan Muharebesi’nden itibaren, 26 Ekim 1918’de Halep kuzeyinde Katma’da yapılan son muharebeye kadar geçen ve takriben `40 gün´ devam eden geri çekilme süresince, Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığının: `75.000 esir, 360 top, 800’den fazla makineli tüfek, 200 kamyon, 44 otomobil, 89 lokomotif, 468 yük ve yolcu vagonu´ zayiatı olmuştur.[10]

Bir “geri çekilme” sürecinde bu kadar zayiat verilir mi?

Birinci Cihan Harbi’nde esir düşenlerin sayısı 202 bin kadardır. Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, en çok esiri, 75 bin kişiyle M. Kemal Paşa’nın kumanda ettiği Filistin cephesinde verdiğimizi yazmaktadır.[11]

Bu gelişmelere oldukça kızan Harbiye Nazırı Enver Paşa, Fevzi Paşa’ya “M. Kemal Paşa ordusunu bırakıp kaçmış, hemen kurşuna dizilmesi için emir vereceğim”[12] demiş ise de kısa bir süre sonra mütarekeye (Mondros) karar verildiğinden Enver Paşa ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı.[13]

Daha da garibi, M. Kemal bu hezimetten sonra Ingilizlerle barış yapmak istemektedir.

11-13 Ekim 1918’de Halep’ten Sultan Vahidettin’e çektiği “çok gizli” telgrafta şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına gönderdiği telgrafta:

“Müttefiklerle olmadığı takdirde (Ingilizlerle) ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır.”[14]

Orijinali: “Müttefiken olmadığı takdirde (Ingilizlerle) münferiden behemahal sulhü takarrur ettirmek lazımdır ve bunun için fevt olunacak bir an dahi kalmamıştır.”

Yani, kimin hain olup olmadığına siz karar verin…

Ayrıca, kemalistlerin; “M. Kemal ne yapsın düşman çoktu” vs. gibi savunmalarına da bir cevap verelim. O cephede sadece Ingiliz birlikleri vardı… Hani ATA’nız 7 düveli yenmişti? Bir Ingiliz Ordusuna karşı mı galip gelemedi? Ayrıca Liman Von Sanders Paşa Alman olduğu halde altı buçuk ay nasıl dayanmış? M. Kemal elin Almanı kadar olamamış mı?

Enver Paşa, Alman Genelkurmay Başkanlığının komutayı değiştirmek istemesi üzerine, 27 Eylül 1918’de Yıldırım Orduları Kurmay Başkanı Kazım Paşaya (Diyarbakırlı), bir telgraf çekerek, Mareşal Liman Von Sanders’in durumunu sormuş, Kazım Paşa Enver Paşaya şu cevabı vermişti:

“Son çekilmeler (ricatlar) Liman Paşayı sarsmamıştır. Fakat çok üzgündür. Durumdan ümitsiz olmamak için elinden gelebilir her cehdi (çalışmayı) ve kuvveti sarf ediyor ve etmektedir. Egemenliğini, özellikle komutanları arasındaki saygılı mevkiini kaybetmemiştir. Sağlık durumu iyidir. Liman Paşanın değiştirilmesini lütfen kabul etmeyiniz. Vaktiyle devamlı bir ricat (geri çekilme) halinde bulunan bir ordunun emir ve komutasını verdiğiniz bu zat, kuvvetinin her halde on kat üstünde bulunan düşmanı altı buçuk ay önünde tutmuş ve sözü geçen orduyla düşmanın büyük küçük yirmi kadar saldırısını püskürtmüştür…[15]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Nablus Meydan Muharebesi, 19-21 Eylül 1918. Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4, Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 55.

[2] Genelkurmay ATASE Başkanlığı Arşivi, Birinci Dünya Harbi Koleksiyonu: Klasör 3705, Dosya 28, Fihrist 21;21-1.

Ayrıca bakınız; Şükrü Mahmut Nedim, Filistin Savaşı, 1914-1918, çev. Abdullah Es, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1995, sayfa 157, 158.

Yusuf Hikmet Bayur, Türk Inkılabı Tarihi, 1914-1918 Genel Savaşı, Bunların Siyasal Tepkileri, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayını, 1957, cild 3, Klasör 3, sayfa 456, 457.

[3] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Pozitif Yayınları, Istanbul 2004, sayfa 121.

[4] Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, cild 1 , 4. baskı, Burçak Yayınevi, Istanbul 1968, sayfa 29.

Ayrıca bakınız; Yusuf Hikmet Bayur, Türk Inkılabı Tarihi, 1914-1918 Genel Savaşı, Bunların Siyasal Tepkileri, Türk Tarih Kurumu Yayını, cild 3, Klasör 3, Ankara 1957, sayfa 461.

[5] Necati Çankaya, Atatürk’ün Hayatı, Konuşmaları ve Yurt Gezileri, Tifduruk Matbaası, Ankara 1995, sayfa 22.

Ayrıca bakınız; Vamik D. Volkan ve Norman Itzkowitz, Ölümsüz Atatürk, Bağlam Yayınları, Ankara 1998, sayfa 152.

[6] Murat Bardakçı, M. Kemal’in Kaleminden: Orta Doğu’yu nasıl kaybettik?, Hürriyet gazetesi, 12 Ocak 2003, sayfa 18.

[7] Ayfer Özçelik, Ali Fuat Cebesoy Hayatı ve Faaliyetleri, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü, 1989, sayfa 119.

Ayrıca bakınız; Güngör Cebecioğlu, Atatürk ve Güney Cephelerimiz, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü, 1991, sayfa 56.

Ve bu hususta diğer kaynaklar: Liman Von Sanders, Türkiye’de Beş Yıl, çev. M. Şevki Yazman, Burçak Yayınevi, 1968, sayfa 352.

– H.C. Armstrong, Bozkurt, Kemal Atatürk’ün Yaşamı, 5. baskı, Çev. Gül Çağalı Güven, Arba Yayınları, Istanbul 1997, sayfa 75, 76.

– Ismail Hilmi Danişmend, Izahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Türkiye Yayınevi, Istanbul 1955, cild 4, sayfa 449, 450.

– Kemal Arı, Birinci Dünya Savaşı Kronolojisi, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1997, sayfa 391.

– Lord Kinross, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, çev. Necdet Sander, 14. baskı, Altın Kitaplar Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 157.

[8] General Fahri Belen, 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti. Aktaran: Mustafa Armağan.

[9] Sabahattin Selek, Ismet Inönü, Hatıralar, Bilgi Yayınevi, Ankara 1985, cild 1, sayfa 27.

[10] Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, Istanbul, Burçak Yayınevi, 1968 cild 1, sayfa 31.

[11] Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı’nın Çöküşü, Timaş Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 76.

[12] Murat Sertoğlu, Mareşal Çakmak’ın Hatıraları, Hürriyet Gazetesi, sayfa 3, 11 Nisan 1975.

[13] Dr. Hasan Gümüşoğlu, Intikalinden Ilgasına Osmanlı’da Hilafet, Kayıhan Yayınları, Istanbul 2011, sayfa 260.

[14] Atatürk’ün Bütün Eserleri, cild 2, Istanbul 2003, Kaynak Yayınları, sayfa 232.

[15] Karal Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Ikinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı, 1908-1918, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1996, cild 9, sayfa 538, 539.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*