Mehmed Akif Şeriatçı mıydı yoksa Laik mi? Ümmetçi miydi yoksa Milliyetçi mi?

Mehmed Akif Ersoy Şeriatçı mıydı yoksa Laik mi? Ümmetçi miydi yoksa Milliyetçi mi?

*

Mehmet Akif Atatürk, Mehmed Akif M. Kemal, Mehmed Akif seriatci mi, Mehmed Akif laiklik, Mehmed Akif Ümmetci, Mehmet Akif Hilafet fesli Akif

***

Mehmed Akif Ersoy Hilafetçi, Şeriatçı ve Ümmetçi idi. Türkçülük ve Turancılık fikirlerine karşıydı.[1]

Çetin Özek, “100 Soruda Türkiye’de *Gerici* Akımlar” isimli kitabında Akif ve arkadaşlarına da yer verir ve haklarında şunları yazar:

“Islamcı Türkçülük akımı, Mehmet Akif, Ahmet Naim tarafından eleştirilmiştir. Din, ‘ırk, renk, lisan, muhit, iklim itibariyle büsbütün yabancı unsurları aynı milliyet içinde cem’eden yegane rabıta’dır. Osmanlı Imparatorluğu yüceliğini dinin sağladığı birleştirici unsura dayanarak bulmuştur. Çeşitli milletler Imparatorluk içinde ve Osmanlılık adı altında kardeşçe yaşamışlardır. ‘Kavmiyet’ davasının güdülmesi, bu kardeşliği ve birliği çökertirken, Türkler de aynı yola girmekle ‘Ittihadı Islâmın’ ortadan kalkmasına yol açmaktadırlar…. Bakışlar ‘Kabe’den ‘Turan’a çevrilmemelidir.”[2]

M. Kemal’in kalemşörü Falih Rıfkı da Mehmed Akif’e “gerici” der:

“Mütareke yıllarında gericilik Istanbul’da da Anadolu’da da alıp yürümüştü. Ankara’daki Maarif Vekili resim dersini çizgi dersine çevirmiş, alabildiğine yeni medreseler açmıştı. Şair Akif, sarıklı hocalardan çoğu, Trabzon milletvekili Ali Şükrü bu gruptan idiler. 26 yaşında Meclise gelen Ali Şükrü bir sağlık kanununun tartışılması sırasında: ‘- Kadınlarımızdan ne ister bunlar? Yüzlerini açtırmayacağız!’ diye haykırmıştı. Şair Akif Mecliste bir tek defa ağzını açmıştı: Neden sivil gazete ‘Hâkimiyet-i Milliyye’ye ödenek verilmiş de şeriatçı ‘Sebil-ür-Reşad’ dergisine verilmemiş. Bu yardımı esirgeyenlere, ‘- Dalkavuklar!’ diye bağırmıştı.”[3]

Said Halim Paşa’nın vefatından sonra Fransızca neşredilen “Islam devletinin siyasi yapısı” adlı mühim eseri, Mehmed Akif tarafından tercüme edilmiştir. Mehmed Akif, eserin takdiminde Said Halim Paşa için; “Islam ümmetinin en büyük mütefekkiri (düşünürü)” ifadesini kullanır.

Akif’in beğenerek ve tasvip ederek tercüme ettiği bu eserde şöyle yazmaktadır:

“Islam’ın sosyal yapısı bütünü ile, Şeriat’ın tam hakimiyeti esası üzerine kurulmuştur.(..) Şeriat, ahlaki ve sosyal, birtakım tabii gerçeklerin bütünüdür. Insanlığın mutluluğu, Peygamber tarafından, Yaradıcımız adına bizlere tebliğ edilen bu gerçeklere bağlıdır. O halde Şeriat’ın hakimiyeti demek, tabii ve insan yaradılışına uygun olan, fakat insanların arzu ve iradelerine bağlı olmayan ve değişmeyen, ahlaki ve sosyal kanunların hakimiyeti, demektir.”[4]

1923’de Ikinci Meclis kurulunca, Mehmed Akif’in başyazarlığını yaptığı Sebilürreşad dergisinde, yeni Meclis’in hangi hareket tarzını takip etmesi gerektiği, şu sözlerle ifade edilmekteydi:

“Acaba bu Meclis nasıl bir hareket tarzı takip edecektir? Milletin ruhuna, hissiyatına, akaidine(inancına), temayüllerine uygun bir yol tutacak mıdır? Yoksa Tanzimat ve Meşrutiyet devirlerinde olduğu gibi milletin içtimai (sosyal) bünye ve ruhi ahvaline aykırı birtakım çorak yollara mı süluk edecektir? Tabiatıyla bunu zaman gösterecektir. Maamafih bizim görüş ve tahminimiz şu merkezdedir ki, siyasi vahdet ve istiklalimizi temin ve memleketi muhakkak olan izmihlalden kurtarması itibariyle milli tarihimizde en parlak bir mevki ihraz eden Büyük Millet Meclisi, devletimizin esas tabiatına ve Islami mizacına muhalif olarak hariçten getirilen yabancı te’sis ve nazariyetlerden (laiklik) de milleti kurtararak hakiki bir ‘Islam Devleti’ tesis ile Islam Tarihi’nde büyük bir sayfa açacaktır. Zannediyoruz ki bütün milletin arzu ve temennisi bu merkezdedir.”[5]

Işte Mehmed Akif’in düşüncesi böyleydi.

“Türkiye laiktir laik kalacak” sloganı atanlar, acaba Mehmed Akif’e de “gerici yobaz” diyecekler mi? “Laiklik, adam olmaktır, sen adam değilsin” diyerek ona da hakaret edecekler mi? Zaten yukarıdaki nakillerden de görüldüğü üzere, o dönem “mürteci” ve “gerici” gibi ithamlara maruz kaldığı açık.

Mehmed Akif, Eşref Edip ve Said Paşa Islamcıydılar. Islamcılık cereyanı, son yüz yıl içinde Osmanlı Toplumuna yön vererek onu kurtarmak amacında olan iki ana cereyandan biridir. Diğeri Batıcı-laik cereyandır. Idris Küçükömer’e göre Islamcılar, Batıcı laiklerden daha tutarlıdırlar:

“…Sait Halim Paşa, Mehmet Akif gibi Islamcılar kendilerine ilerici denen Batılaşma yolunu seçenlere (Tanzimatçılara, Yeni Osmanlılara ve Jön Türklere, C.H.P.’ye vs. ye) göre daha tutarlı görünüyorlar.”[6]

Yani M. Kemal ile Mehmed Akif karşı cephelerde yer alıyorlardı.

Nitekim Akif, M. Kemal’in Başkumandanlık kanununu üçüncü defa uzatmak istemesine Meclis’te karşı çıkmıştı.[7]

Dolayısıyla Mehmed Akif gibi Islamcı-ümmetçi bir şairin yazdığı Istiklal Marşı’nı, milliyetçiliğin takviyesi için kullanmak, ona yapılmış büyük bir haksızlık olduğu gibi, hakarettir de. Mehmed Akif dini mevzularda çok hassastı. Hakikaten Dar-ül Hikmet-il Islamiye Cemiyeti baş katipliğinde iken[8] Antalya’da Dar-ül-Muallimin’de Islam’ın esaslarına dil uzatan 3 öğretmene “mikrob” demiş ve devlet hizmetinden acilen atılmalarını ve Divan-ı Harbe sevkedilmelerini talep etmişti:

*

Mehmet Akif Atatürk, Mehmed Akif M. Kemal, Mehmed Akif seriatci mi, Mehmed Akif laiklik, Mehmed Akif Ümmetci, Mehmet Akif Hilafet

[9] no’lu dipnot ile alakalı… Mehmed Akif’in Fetvahane’ye gönderdiği yazı… 

***

“Fetvahane’nin Yüce Huzuruna,

Antalya Darü’l-Muallimin müdür muavini Avni, fenn-i terbiye muallimi Nahid ve ulum-i Tabiiye muallimi Hayri Beyler tarafından Yüce Islam Dini’nin yüce esaslarına ve akaidine karşı pek şeni bir surette ve açıktan açığa vuku bulan tecavüz ve tahkirlerini açıklayan Antalya Müftülüğünden gönderilen dört parça vesikanın tasdikli suretlerinden istinsah edilen ikişer adedi merbut olarak Şeyhülislamlığa takdim olunmuştur. Müslümanların çocuklarına muallim ve mürebbi yetiştirmek maksadıyla vücuda getirilen bu kabil Islami müesseselerin masum ve saf harimine her nasılsa girmeye fırsat bulan ve çirkin mahiyetlerini izhar suretiyle adeta bulaşıcı bir hastalığın muzır mikrobları mesabesinde bulunduklarını isbat eden bu gibi şahısların bundan sonra değil yalnız talimi (eğitim) vazifelerde, aksine devlet hizmetlerinin hiçbirisinde istihdam olunmamak şartıyla acilen ve katiyyen azledilmeleri için Maarif Nezaretine ve Din-i Celil-i Islamın Kanun-i Esasi ile teyid edilmiş bulunan mukaddes hukukuna karşı alenen ağıza almaktan çekinmedikleri galiz ve şeni lafızların hesabını vermek üzere bir an evvel Divan-ı Harbe tevdi olunmaları zımnında Harbiye Nezaretine birer kıta tezkere yazılması ve takdim olunan vesaik suretlerini ilave olarak gönderilmesi büyük bir ehemmiyetle arz ve istirham olunur. Ol babta emir ve ferman emir sahibi (Padişah) Hazretlerinindir. 24 Şubat 1336 (1920) (imza ve mühür.)”[9]

Mehmed Akif, Hilafet müessesesinin devamına taraftar olduğu gibi, medreselerin devamına da son derece taraftardı. Bunu gerek kendi yazdıklarından ve gerek başyazarı olduğu Sebilürreşad dergisinin yayınları dolayısıyla çok iyi biliyoruz.

Akif’in Safahat’ta yer alan şiirlerinde Hilafet ve Halife kelimelerinin defalarca geçtiği halde bütün bu kelimeler, Safahat ciltlerinin 1928’de yapılan eski harfli son baskılarında, başka kelimelerle değiştirilmişlerdir, yani sansürlenmişlerdir.

Buna dair şiirlerinden birkaç misal verelim…

mehmet akif safahat sansür

Safahat’ın 2009 yılı baskısının 269’uncu sayfasının dipnotunda şöyle yazıyor; “Şiirin ilk dört neşrinde, son iki mısrada bulunan ‘Hilafet’iniz’ ve ‘Hilafet’ kelimeleri, 1924 baskısında ‘Bu kudretiniz’ ve ‘Bu kudret’ şeklinde çıkmıştır. Şiirin ilk dört neşrinde bulunan ‘Hilafet’in’ kelimesi, 1924 baskısında ‘Hükümetin’ şeklinde çıkmıştır.” Yani “Hilafet” kelimesi M. Kemal döneminde sansürlenmiş…

“Zavallı âlem-i İslâm eğer salîbe henüz
Sarılmıyorsa, kolundan çeken: Hilâfet’iniz.
Hilâfet olmasa: Dünyâ tanassur eyleyecek…
O halde, şimdi bizim hakkımız değil ölmek.
Yetişmiyor mu ki dünyâ evinde çektiğimiz,
Yarın da yüklenelim âlemin günâhını biz?
Hem intihâra özenmek ne sermedî hüsran!
Bucak bucak savuşun, müslümansanız, bundan.
Hayâta karşı nedir, söyleyin, bu yılgınlık?
Reîs-i âilenin intihârı: Çılgınlık!
Hilâfet’in, o henüz pâyidâr olan arşın
Sükûtu müdhiş olur… Düşmesin aman, yapışın!”[10]

***

*

mehmet Akif safahat sansür 1

Safahat’ın 2009 yılı baskısının 3 no’lu dipnotunda (sayfa 206) şöyle yazıyor; “Şiirin ilk üç neşrinde bu şekilde çıkan mısra, 1928 baskısında şu şekilde çıkmıştır: Ne hükümet kalıyor ortada billahi, ne din!” Yani “Hilafet” kelimesi M. Kemal döneminde sansürlenmiş, yerine ise “Hükümet” kelimesi eklenmiş…

“Türk Arapsız yaşamaz, kim ki ’ yaşar’ der delidir,
Arab’ ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.
Veriniz baş başa; zîrâ sonu hüsrân-ı mübin:
Ne hilafet kalıyor ortada billâhi, ne din!”[11]

***

*

mehmet akif safahat sansür 2

mehmet akif safahat sansür 3

Safahat’ın 2009 yılı baskısının 327’inci sayfasının dipnotunda şöyle yazıyor; “Şiirin ilk üç neşrinde bulunan ‘Halife yurdunu’ ifadesi, 1928 baskısında ‘Zavallı yurdumu’ şeklinde çıkmıştır.” Yani “Halife” kelimesi M. Kemal döneminde sansürlenmiş, yerine ise “Zavallı” kelimesi eklenmiş… 328’inci sayfanın dipnotunda ise şöyle yazıyor; “Şiirin ilk üç neşrinde bulunan ‘Halife ordusunun’ ifadesi, 1928 baskısında ‘Muazzam ordumuzun’ şeklinde çıkmıştır.”

“Sen ey Boğaz ki, uzattın da âhenin kolunu,
Halîfe yurdunu tehdîd eden deniz yolunu,
Cihâna karşı asırlarca bağladın durdun;
Açık değil ya henüz rehgüzâr-ı mesdûdun;
Yerinde kaldı ya kıblem, harîm-i îmânım?
Hudâ rızası için söyle, pek perîşânım!

Bakın: İlerledi… Asker! Hudâ bilir, asker!
Evet, gözüm seçiyor şimdi bir bir efrâdı:
Halîfe ordusunun en muazzam evlâdı,
Ki pâk alınları İslâm için son istihkâm.”[12]

***

*

Gördüğünüz gibi, Kemalist rejimin kurulmasından sonra bu şiirlerde geçen “Hilafet” ve “Halife” kelimeleri; “Hükümet”,  “Kudret” vs. gibi kelimelerle değiştirildiler… Böylece Safahat okuyucuları, onun Hilafetçi olduğunu bilmeyecekti…

Mehmed Akif, bazı yazı ve şiirlerinde Medreselerin içinde bulunduğu durumu tenkid etmiş olsa da, aşağıdaki mısralarında görüldüğü üzere kapatılmasına katiyyen razı değildi:

“Yıkılır bir gün olur mahkemeler, ma’bedler;
En temiz yerleri en kirli ayaklar çiğner;
Beşeriyyet yeni bir din tanıyıp ilhâdı,
Beşerin hâfızasından silinir Hakk’ın adı;
Gömülür hufre-i târihe me’âlî… Lâkin
Yine tek bir taşı düşmez şu Hudâ lânesinin.”

Akif bu mısralarında, “Bir gün medreseler, camiler yıkılsa, insanoğlu Allah’ı unutsa ve yüksek hisler geçmişe gömülse de, şu Allah Evi’nin tek taşı bile düşmeyecektir…” demektedir. Mehmed Akif’in, düşüncesinde medrese ve camiye, ilim ve iman yuvaları olarak yan yana yer verdiğini görmekteyiz.[13]

*

 

Mehmet Akif Inkilaplar, Mehmed Akif Inkilaplar, Mehmet Akif harf inkilabi Mehmet Akif M. Kemal, Mehmet Akif Atatürk

Mehmed Akif Ersoy, M. Kemal’in harf inkılabına rağmen Osmanlı Türkçesi ile yazmaya devam etti[14]

***

Fatih Camii’nde, Vefa yolundan gitmekte olan şair Ekmekçioğlu Medresesi ile karşısındaki okulu görünce, din ile dünyayı ayırıp, dinin kendi kendisine yıkılıp gitmesi için onu ihmal edenlerin, millet hayatında ne kadar derin yaralar açtığını ifade eden şu mısraları söyler:

Zavallı milleti vahdet-cüdâ eden “ikilik”,
Sırıtmıyor mu? O pis dişleriyle karşında?
Nasıl tükürmesin insan şu hâle baksın da?
Yıkılmamış, ne kadar yıkmak istesek, îmân;
Ayırmak istemişiz sonra dîni dünyâdan.
Ayırmışız, ederek Şer’i muttasıl ihmâl;
Asıl ikincisi olmuş, şu var ki, berzede-hâl!
Evet, bu sıska vücûdun yarın durur nefesi;
Fakat şu gördüğün “Ekmekçioğlu Medresesi”
Yaşar, demir gibi göğsüyle, belki on bin yaş…
Ya her kaburgası: Kurşunla bağlı yalçın taş!
Olaydı koskaca millete bir beyinli kafa;
“Vücûdu bir yana atmak, dimâğı bir tarafa,
Akıllı kârı değil!” der de böyle yapmazdı.
Ne oldu, sor bakalım? Milletin öz evlâdı,
Yabancıdan daha düşman kesildi birbirine!

Bu satırlarda, Mehmed Akif’in, dinsiz bir eğitim verilmesi ve din ile dünyayı ayırmak (yani laiklik) aleyhindeki fikirleri, çok açık olarak görülmektedir.[15]

Hasan Özsan’a göre Akif, laiklik ilkesini ve kemalist inkılapları Şeriat’a aykırı gördüğü için Mısır’a gitmiştir:

“Kurtuluş Savaşı sonrası ülkemizde oluşan yeni toplumsal ve siyasal yaşamın şeriat kurallarına uygun olmayışını hoş karşılamamış, laiklik ilkesini tepkiyle karşılamıştır. Sosyal devrimlere daha fazla dayanamamış ve 1926 yılında Mısır’da yaşamaya karar vermiştir.”[16]

Mehmed Akif Ersoy, Türkiye’de Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklandığı ve Türkçe “Tanrı uludur” şeklinde bir şeyler uydurulup ulutulduğu yıllarda, Mısır’da yaşıyordu. Ancak yine de Kemalist rejimin yakın takibatından kurtulamamıştı.

Kemalist rejim, Mehmed Akif’i fişlediği, takibe aldığı ve tehdit gördüğü yazışmaları “Irtica 906” isimli dosyada biriktirmişti. Muharrem Coşkun’un arşivden elde ettiği dosyada, Mehmed Akif Bey’in Mısır’a gittikten sonra adım adım takibi, söyledikleri, görüşmeleri, yurda döndükten sonra yine kimlerle görüştüğü vs. hepsi mevcut.

Mesela 28 Ağustos 1935 tarihli “117” kodlu istihbarat raporunda, Mehmed Akif’in Türkiye’de hayata geçirilen devrimlerle alakalı görüşlerine şu ifadelerle yer veriliyordu:

“Bir zamandan beri Mısır’da ihtiyar-ı ikamet eyleyen (oturmayı seçen) Islam şairi unvanı ile maruf Safahatçı Şair Akif, üç haftadır Antakya ve civarında dolaşmaktadır. Şair Akif, Antakya’da hep eşraf ile düşüp kalkmaktadır. Antakya eşrafının hemen hepsi ya Arap millicisi veya Fransız uşağıdır. Şair Akif, bu içtimalarda (toplantılarda) ulu orta hilafetten, hilafetin lüzum-u şer’i ve akli ve siyasisinden (akli, şer’i ve siyasi açıdan gerekliliğinden) bahsetmektedir… Şapka ve Türkçe Ezan hakkında çok kimseler Şair Akif’ten reyini (görüşünü) sormuş, o da ‘Şapka giymek, doğrudan doğruya Avrupalıya benzemek maksadı ile yapıldığı için tamamen küfürdür. Türkçe Ezan ise kat’iyyen mekruhtur. Namaz caiz değildir. Latin hurufatı (harfleri) ise, Kur’an-ı Kerim’i tağyir eylediği (değiştirdiği) cihetle Şer’an mekruhtur. Aynı zamanda Türk Müslümanlarla Arap Müslüman’ı bir birinden ayıran bu üç bidat… haram, mezmum (kötü, ayıp) ve mekruhtur’ cevabını vermiştir.”[17]

*

m. kemal atatürk mehmed akif mehmet akif hilafet seriat laiklik irtica 906 1

m. kemal atatürk mehmed akif mehmet akif hilafet seriat laiklik irtica 906 2

m. kemal atatürk mehmed akif mehmet akif hilafet seriat laiklik irtica 906 3

ScreenHunter_358 Mar. 22 07.28

[17] dipnot’ta bahsi geçen ve “Irtica 906” isimli dosyada bulunan Mehmed Akif Ersoy ile alakalı istihbarat raporları…

***

Raporlardan da anlaşılacağı üzere Mehmed Akif’e göre zaruret olmaksızın şapka giymek “küfür”dür. Yani kafir olunur… Akif, Hilafet’in lüzumuna, Türkçe Ezan ile kılınan namazın caiz olmadığına ve Latin harflerinin de Kur’an-ı Kerim’i değiştirmek manasına geldiğine inanacak kadar Şeriatçı idi.

Hatta Prof. Dr. Zafer Toprak’ın “Doğan Kitap”tan çıkan eserine bakılırsa, çokeşliliği bile savunuyordu:

“Avrupa’yı körü körüne taklit eden Batıcı bazı düşünürler ulusal nitelikteki kültürü görmezden gelmişlerdi. Gelenekten yana olanlar ise alışılagelmiş eski aile yapısının çözülmesi ve kadın-erkek ilişkilerindeki değişiklikler sonucu oluşabilecek kaos korkusuyla her türlü farklılığa karşı çıkmışlardı. Bu nedenle mütedeyyin düşünürler, Mustafa Sabri, Mehmet Akif ve Said Halim gibi gelenekçi yazarlar hem çokeşliliği hem de örtünmeyi, mahremiyeti savunmuşlardı.”[18]

Uzun lafın kısası; bugün Türkçülük yapan kesimin Akif ile uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur, olamaz. Eğer bu kesim Akif’e zerre saygı duyuyorsa, artık onu istismar etmekten derhal vazgeçmelidir.

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] Ahmet Kabaklı, “Istiklal Marşımızın Büyük Şairi Mehmet Akif”, Toker-Milliyetçi Fikir ve Edebiyat Dergisi, sayı 3, Aralık 1976, sayfa 9.

[2] Çetin Özek, 100 Soruda Türkiye’de Gerici Akımlar, Gerçek Yayınevi, Istanbul 1968, sayfa 48.

[3] Falih Rıfkı Atay, Babanız Atatürk, Istanbul 1980, sayfa 39.

[4] Sebilürreşad Dergisi, cild 19, sayı 493-496, Şubat-Mayıs 1922.

[5] Eşref Edib, Hakimiyet-i Milli Devrinde Hükümetin Takip Edeceği Yol, Sebilürreşad, cild 22, sayı 551/552, 16 Ağustos 1339 (1923), sayfa 42.

[6] Idris Küçükömer, Batılılaşma-Düzenin Yabancılaşması, Profil Yayıncılık, 5. Baskı, Istanbul 2014, sayfa 21.

[7] TBMM Gizli Zabıt Ceridesi, cild 19, 4 Mayıs 1922, sayfa 329.

[8] Nesimi Yazıcı, “Cerîde-i Ilmiyye”, Türkiye Diyanet Vakfı Islam Ansiklopedisi, cild 7, sayfa 408.

[9] Bab-ı Fetva Mektubi Kalemi, karton: 277, dosya nu: 57193.

Bakınız; Sadık Albayrak, Türkiye’de Islamcılık Batıcılık Mücadelesi, Iz Yayıncılık, Istanbul 2013, sayfa 27, 28.

[10] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Hece Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2009, sayfa 269.

[11] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Hece Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2009, sayfa 206.

[12] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Hece Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2009, sayfa 327, 328.

[13] M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmed Akif Hakkında Araştırmalar, cild 2, Marmara Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 4. Baskı, Istanbul 2014, sayfa 186-189.

[14] Cemal Kutay, Necid Çöllerinde Mehmet Akif, Tarih Yayınları, Istanbul 1963, sayfa 183.

[15] M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmed Akif Hakkında Araştırmalar, cild 2, Marmara Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 4. Baskı, Istanbul 2014, sayfa 187, 188.

[16] Hasan Özsan, “Akif’in Ulusculuğu”, Cumhuriyet Gazetesi, 22 Ocak 1990.

[17] Muharrem Coşkun, Kod Adı: Irtica-906 Mehmed Akif Ersoy, Yeditepe Yayınları, Istanbul 2015, sayfa 51-56.

[18] Zafer Toprak, Türkiye’de Yeni Hayat, Doğan Kitap, Istanbul 2017, sayfa 50.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Mehmet Akif Ersoy, M. Kemal’in Inkılabını Tenkid Ediyor!

Mehmet Akif Ersoy, M. Kemal’in Inkılabını Tenkid Ediyor!

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

mehmet akif m. kemal mehmet akif atatürk mehmet akif inkilaplar, mehmet akif ersoy atatürk, mehmet akif cumhuriyet,

***

Toplumun M. Kemal önderliğinde geçirdiği dönüşümlere tepki gösteren Mehmet Akif, “Sebilürreşad” dergisinde yenileşme hareketlerini şüpheyle karşılıyor ve eleştiriyordu:

Erkekle kadın arasında, Darülfünun’da başlayan bu iştirak gitgide bir moda haline gelerek cemiyet hayatının her yanında kendini göstermeye başladı. Sokakta iştirak, sinemada tiyatroda iştirak, aktrislikte iştirak, şarkıda iştirak, meyhanede iştirak…

Toplumsal gelenekleri ve şartları bilinen milletimizin 16-18 yaşlarındaki kız ve erkek çocukları bir araya getirilmek isteniyor. Bazan şurada burada liselere giden üç beş kişi varsa onları da okuldan alıkoymaya sebep olacağız. Medreselerin kapanması ile on beş, on altı bin kişi eğitim nimetinden yoksun bırakıldı. Şimdi de böyle ‘müşterek’ bir öğrenim çıkarırsak, kendi kendine liseler kapanır.”[1]

.

**********

.

KAYNAK:

[1] Şükran Kurdakul, Çağdaş Türk Edebiyatı, cild 1, 3. Baskı, (Meşrutiyet Dönemi 1. Kitap), Bilgi Yayınevi, Ankara 1992, sayfa 155.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

M. Kemal, Mehmed Akif’in cenazesine neden sahip çıkmadı?

M. Kemal, Mehmed Akif’in cenazesine neden sahip çıkmadı?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

mehmet akif cenaze töreni m. kemal mehmet akif atatürk mehmet akif ersoyun cenazesine neden sahip cikmadi,Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un tabutunun bir kış günü Küllük Kahvesi’nin ortayerine bırakılıp terkedildiğini biliyor muydunuz?..

***

Hatırlanacağı üzere, evvelce yaptığımız bir paylaşımda kemalist rejim kalemşörlerinin Mehmed Akif Ersoy nefretine dair bir nebze de olsa malumat vermiştik.[1] Zaten bu rejimden başka bir şey beklenemezdi. Nitekim Istiklal şairine cenaze töreni bile çok görüldü. Resmi makamlar, cenazesiyle ilgilenmediler. Cenaze 28 Aralık 1936’da şiddetli bir soğukta kaldırılır. Cenazeyi taşıyan otomobili Beyazıt Camii’nde üniversite öğrencileri karşılarlar. Tabutun örtüsüz olduğunu görünce sağa sola koşup Türk bayrağı bulurlar, tabutun üstüne örterler. Bunun üzerine de Kabe örtüsü konur. Ölüm haberini okuyan dostları, öğretim üyeleri, şairler, edebiyatçılar, üniversite ve diğer okulların öğrencilerinden gelenler tabutun etrafını çevirirler. Namaz kılındıktan sonra gençler tabutu elleri üzerine alırlar, iki genç tabutun önünde Edebiyat Fakültesi’nin çelengini taşımaktadır.[2]

Ibrahim Alaaddin Gövsa, Akife karşı ilgi gösterilmeyişinden yakınır ve gençlerin cenaze törenindeki ilgisini över.[3]

Dr. Ihsan Unaner de Akife karşı ilgisizlikten yakınıyordu:

“Çıplak tahtaları bir vefasızlık şahidi gibi sırıtan mühmel (ihmal edilmiş) bir tabutu, Akif’in cenazesi diye musallaya götürdük. Namaz kılınmış ve cenaze harekete hazırlanmıştı. Çelenklere göz gezdirdim. Edebiyyat fakültesininki gözüme ilişti. Aradım: diğer fakülteler galiba göndermemişlerdi. Cenaze kendisini seven birkaç yüz gencin elleri üstünde hareket etti. Onu, son vazifesine koşan bir gençlik kütlesinin hararetli kadirşinaslığından da mahrum etmek istiyen inad ve ısrar, nihayet mağlub olmuş ve mezarlığa otomobille göndertmemişti. Bu hazin merasim içinde gözlerim, resmî şahsiyyetlerin siyah silindirlerini bîhude araştırdı. Şairin ebedî hürmetkârı olan bir kaç kıymetli edebiyyatçıdan, birkaç yüz genç üniversiteliden maada kimse bulamadım.”[4]

*

mehmet akif cenaze töreni m. kemal mehmet akif atatürk mehmet akif***

Mithat Cemal de oradadır. Bırakılan bir cenazede, kimseyi görmeyince bunu kimsesi olmayan bir cenaze sanır. Ancak üniversitedeki bazı öğrencilerin duyması üzerine büyük bir kalabalıkla cenazeye gelirler ve üstü açıldığında Kuntay, üzüntüyle bunun Akif’e ait olduğunu öğrenmiş olur. Çok üzülür:

“Cenaze Beyazıd’dan kalkacak. Oraya gittim. Kimseler yok; bir cenazenin geleceği belli değil. Çok sonra birkaç kişi göründü biraz sonra çıplak bir tabut geldi. Bir fıkara cenazesi olmalı dedim. O anda Emin Efendi Lokantasının sahibi Mahir Usta, elinde bir bayrakla cenazeye koştu. Sebebini anlamadım. Yine o anda yüzlerce genç peyda oldu. Üniversitenin büyük sancağına çıplak tabutu sardılar. Ellerimi yüzüme kapadım. Cenazeyi tanımıştım.”[5]

Milli şaire olan bu ilgisizliğin sebebi neydi acaba?

Mehmet Doğan, üniversite idaresinin Ankara’dan aldığı talimat üzerine gençleri bu “rejim muhalifi, mürteci” şairin cenazesine katılmamaları için uyardığını ileri sürüyor. “Bu cenaze, Cumhuriyet tarihinde maşeri, kendiliğinden bir protestonun dışa vurulduğu ilk hadise olmuştur”[6] diyor.

Burhan Bozgeyik ise bu konuda şunları yazar:

“Mehmed Akif vefat ettiğinde hiçbir resmi teşekkül, hiçbir resmi zevat en ufak alaka göstermemiştir. Merhumun tabutunu dört hamal getirip bir lokantanın önüne bırakmış. Bunu öğrenen gençlik Akif’e sahip çıkıp onun tabutunu Kabe örtüsüne ve ay yıldızlı bayrağa sarmış ve eller üzerinde mezarlığa götürüp defnetmişlerdir. Gençliğin bu ilgisi Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı olan M. Kemal’i kızdırmıştır. Bu tarihi bir gerçektir.”[7]

Ilkadım Dergisi’nde 16 Aralık 1971 tarihli “Babıâlî’de Sabah” gazetesinde Dr. Neşet Adnan Zentürk’e ait yazıdan ibretle okunacak bir anekdot verilir:

Atatürk cenazeye katılmamış, katılan gençleri de kınamıştır. Cenazenin kaldırılmasına üniversite gençliğinin öncülük etmesi M. Kemal’i öfkelendirmişti. Cenazeden sonra Istanbul’a geldiği bir gün Pera Palas’ta Yüksek Ticaret Okulu’nun yıllık balosunda kendisine gösteri yapan ‘yaşa gâzi’ diye tezahürat yapan gençlere, ‘Ben size devrimlerimi emanet ettim. Siz ise benim devrimlerime karşı olan Mehmet Âkif’in cenazesini büyük törenle kaldırdınız’ diye sitemde bulunur ve ağır konuşur.”[8]

Mehmet Akif’in Cenaze namazına bir hukuk fakültesi öğrencisi iken katılan Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Tercüman gazetesinde “Akif’in Cenaze Töreni” başlıklı yazısında o günü şöyle anlatacaktı:

“…O zamanların ülkemizde egemen tek partinin otoriter düzeni içinde kimse idare ile çelişkiye düşmek istemediği için basında Mehmet Akif’in yurda dönüşü ve hastalığının seyri hakkında pek fazla haber yayınlanmazdı….

Bizler alana geldiğimizde, namaz saatinin yaklaşmış bulunmasına rağmen bir tabuta rastlamadık, hep birlikte bekliyoruz. Birden lokantanın ön kısmına bir cenaze otomobilinin geldiğini gördük, iki kişi üzerine örtü dahi konmamış bir tabutu indirdiler. Yoksul bir fakirin cenazesinin getirildiğini düşünerek bir kısım arkadaşlar yardıma teşebbüs ettiler. Fakat tabutun Mehmet Akife ait bulunduğu anlaşılınca bir anda yüzlerce genç ağlamaya başladı. …Gençler hemen Emin Efendi Lokantasının bayrağını alarak tabutun üstüne örttüler. Sonra merhumun bir kısım arkadaşları gelmeye başladı ama ne vali, ne belediye reisi ve ne de tek partinin zimamdarlarından hiç kimse ortalarda yoktu.”[9]

*

mehmet akif cenaze töreni m. kemal mehmet akif atatürk mehmet akif 3***

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Ekmekçi, 23 Ekim 1985 tarihli yazısında, M. Âkif vefat ettiği sırada, hem Cumhurbaşkanı, hem de CHP Genel Başkanı olan M.Kemal’in tavrını şu şekilde nakleder:

“… Cumartesi günkü ‘Arnavut Elçiliğinde…’ başlıklı ‘Ankara Notları’nda Mehmed Akif’e de değinmiş, Atatürk’ün onun cenazesiyle ilgilenmemesine karşılık, ondan bir süre sonra ölen Abdülhak Hamit için yaveriyle birlikte çiçek gönderdiğini yazmıştım. Bu konuyu kurcalamayı sürdürdüm, ilginç şeyler çıktı. Abdülkadir Karahan’ın bana anlattığına göre, Orhan Veli, cenazenin kaldırılacağı gün, Abdülkadir Karahan’a:

‘Âkifin cenazesini dört hamal getirmiş. Emin Efendi lokantasının önüne bırakmışlar. Bu nasıl olur?’ diye haber verir.

Abdülkadir Karahan kolları sıvar. Gidip Âkifin cenazesini Türk bayrağına sararlar. Bir yandan da öğrencileri toplamağa girişirler. 300-400 öğrenci toplaşır. Tıp Fakültesi’nde öğrenci olan Fethi Tevetoğlu’nun da tıplı öğrencileri topladığını öğrenmiştim. Mezarı başında konuşan öğrencilerden biri de Fethi Tevetoğlu muydu?

Öğrencilerin, ‘Istiklal Marşı’ ozanı Âkifin cenaze törenini böyle görkemli bir biçimde kaldırmaları bir açıdan kimine göre doğal karşılanabilir. Ancak yıllar, özellikle 1950’den sonra, Âkifin adı gericilerin, sağcıların bayrak olarak kullanmak isteyecekleri bir ad olacak! Her fırsatta Mehmed Âkif adı, bu açıdan yinelenecektir.

Cenazenin böyle kaldırılışına Mustafa Kemal çok üzülecek. Törenden sonra Istanbul’a geldiği bir gün Pera Palas’ta, Yüksek Ticaret Okulu’nun yıllık balosunda, kendisine gösteri yapan, ‘Yaşa Gazi’ diye bağıran gençlere:

“Ben size devrimleri emanet ettim. Siz ise, benim devrimlerime karşı olan Mehmed Akif’in cenazesini büyük törenle kaldırdınız” diye sitemde bulunur. Ağır konuşur!

Atatürk’ün yanında bulunan Ismail Müştak (Mayakon), Abdülkadir’in (Karahan) mezarı başında konuşma yaptığını söyleyince, Atatürk ‘Getirin onu buraya’ der.

Abdülkadir Karahan, bir arkadaşının haber vermesi üzerine kaçar. Savcı yardımcılarından Karaşıhlı Ahmet Bey’in evinde saklanır. Sonra, emniyette Karahan’a, ‘Senin nene lazım Âkifin mezarında konuşmak?’ diye çıkışırlar…”[10]

Burhan Bozgeyik, Mustafa Ekmekçi’nin bu yazısını okuduktan sonra, Fakülteden hocası olan Abdülkadir Karahan’la görüşmüş ve olup bitenleri bir kere de birinci ağızdan dinlemiş:

“Karahan, Ekmekçi’nin yazdıklarını tasdik etti. ‘Aynen vâki’ olduğunu söyledi.”[11]

*

mehmet akif cenaze töreni m. kemal mehmet akif atatürk mehmet akif 2***

Nitekim o tarihlerde Milli Türk Talebe Birliğinde görevli bulunan Prof. Dr. Abdülkadir Karahan “Akif’in Ebediyete Uğurlanışı ve Sonrası” başlıklı bir yazıda hatıralarını şöyle anlatır:

“…Milli Marşımızın eli öpülecek şairinin kabri başındaki hitabemin takdir yerine adeta tekdirle karşılanmak istenmesini, bugün bile, bir muamma gibi çözemediğimi de işaret etmek isterim. Çünkü üç gün sonra beni Yüksek Öğretmen Okulu’ndan Emniyet Müdürlüğü’ne istediler. Bir şube müdürü beni sorguya çekti. ‘Ne sıfatla, resmî makamların törene gerek görmediği bir şairin kabri başında konuşma yaptığımı’ sormuştu.”[12]

Brüksel’de elçiyken içki sonrası bir kadına sarkıntılık ettiği için diplomat kartı yırtılan ve dayak yiyen, 1914-1922 yılları arasında Meclis-i Ayan üyeliği yapıp, Istanbul’dan dışarı çıkmayan, yani Millî Mücadele’ye katılmayan agnostik şair Abdülhak Hâmid’e Cumhuriyet’in ilânından sonra M. Kemal, emekli aylığı bağlattırıp, öldüğünde devlet töreniyle defnedilmesini sağladığı halde, Millî Mücadele’ye katılan Âkif’in cenazesine sahip çıkmadığı gibi, Içişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya yayınlattırdığı resmî tâlimatla “Mehmet Akif’in cenazesinden uzak durulmasını…” emretmiştir.[13]

Eminim, hala burada yazanlara inanmayanlarınız ve “M. Kemal Atatürk böyle bir şey yapmaz, Akif’i sever” vs. diyenleriniz vardır. Peki M. Kemal Nutuk’unda gerekli gereksiz birçok kişi hakkında övgüde ve sövgüde bulunduğu halde, Istiklal Marşı’nı yazan, üstelik Milli Mücadele’deki faaliyetleri ve vaazlarıyla halkı uyanışa çağıran Mehmed Akif hakkında bir kelimecik olsun bahsetti mi? Ne gezer!.. Acaba neden?

.

**********

.

KAYNAKLAR

.

[1] Kemalistlerin Mehmed Akif hakkındaki hakaretamiz beyanatları için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/10/04/mehmed-akife-hakaret-eden-kemalistler/

[2] Zeki Sarıhan, Mehmet Akif, Kaynak Yayınları, Istanbul 1996, sayfa 217.

[3] Yedigün, 13 Ikinci Kanun 1937, sayı 201.

[4] Yarımay Mecmuasından aktaran; Hasan Basri Çantay, Akifname-Mehmet Akif, Ahmed Said Matbaası, Istanbul 1966, sayfa 336 ve devamı.

[5] Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif, Timaş Yayınları, Istanbul 2001, sayfa 179-193.

[6] D. Mehmet Doğan, Camideki Şair: Mehmed Akif, Nehir Yayınları, Istanbul 1989, sayfa 7, 8.

[7] Burhan Bozgeyik, Doğru Tarihe Doğru, 4. Baskı, Tuğra Neşriyat, Istanbul 2013, sayfa 145.

[8] Ilkadım Dergisi, sayı: 270, Ocak 2011. Aktaran: Ahmet Doğan Ilbey, “Mehmed Âkif’in Cenazesinde Cumhuriyetin Şefleri Yoktu”, Habervaktim, 4 Ocak 2014.

[9] Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, “Akif’in Cenaze Töreni”, Tercüman Gazetesi, 5 Ocak 1987.

Ayrıca bakınız;

M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmed Akif Ersoy, Kaynak Kitaplığı, Istanbul 2004, sayfa 147 ve devamı.

[10] Mustafa Ekmekçi, “Akif Üzerine Çeşitleme”, Cumhuriyet Gazetesi, 23 Ekim 1985.

[11] Burhan Bozgeyik, Meşhurların Ölüm Anları, Cihan Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 109.

[12] Türkiye gazetesi, 10 Ocak 1992.

[13] Ahmet Doğan Ilbey, “Mehmed Âkif’in Cenazesinde Cumhuriyetin Şefleri Yoktu”, Habervaktim, 4 Ocak 2014.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Atatürk, Elmalılı Hamdi Yazır’a Kuran tefsir ettirdi yalanı

Atatürk, Elmalılı Hamdi Yazır’a Kuran tefsir ettirdi yalanı

Kemalizm’in ayakta kalabilmesi için bazı “sözde” tarihçiler, daha doğrusu kemalizm ideolojisinin sözcülüğünü üstlenen bazı kalemşörler, değişen konjonktüre göre yeni bir Atatürk profili çizmeyi adeta Milli bir vazife telakki ediyorlar.

Son dönemde gerek dünyada ve gerekse ülkemizde Islam’ın lehine gelişen konjonktüre paralel olarak M. Kemal Atatürk’ü “Islam’a hizmet eden lider” gibi takdim etme gayreti içerisine girildi. Bu anlamsız ve boş projeye hizmet edenler arasında, Yaşar Nuri Öztürk ve Sinan Meydan’ı görüyoruz.

Aslında M. Kemal Atatürk’ün Islam’a hizmet edip etmediğini onun inkılaplarında görmek mümkün… Ezan’dan “Allah” ismini çıkaran[1], Nutuk’ta, “Müslümanlığı bir yana bırakalım” diyen[2], “OKU” ayetine haşa “safsata” diyen[3], ayet okunduğunu sandığı halde bir söze “hezeyan” diyen[4] birisinin “neye” hizmet ettiği ortada.

Imam-ı Azam Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh) “Şeriat’a gerek yok diyen kafir olur” derken[5], M. Kemal Atatürk Şeriat’ı kaldırmıştır. Imam Gazzali (rahmetullahi aleyh) “Hilafet farzdır” derken[6], M. Kemal Atatürk Hilafeti kaldırmıştır. Kur’an’da “Kur’an ile hükmedin” mealindeki ayetler açıkça ortada iken[7], M. Kemal Atatürk Kur’an’daki kanunlar yerine batılı kafirlerin kanunlarını tercüme ettirip zorla Müslüman millete dayatmıştır.

Zaten M. Kemal Atatürk tabiatın “herşey” olduğunu ve yalnızca tabiatı kutsal saydığını kendisi söylüyor.[8]

Sinan Meydan ise, Atatürk’ün 1923 yılında Balıkesir’de Camii’de minbere çıkıp hutbe okuduğunu “Allah birdir, Şanı büyüktür. Hz. Muhammed onun kulu ve elçisidir.” (salavat) dediğini her fırsatta dile getiriyor. Ancak orada M. Kemal Atatürk “Anayasa Kur’an’dır” da demiştir, fakat daha sonra Kur’an’ı Anayasa yapmamıştır. Demek ki o konuşmada samimi değildi.[9] Bu konuda Sinan Meydan’a yazdığımız cevabı okumak için şu konumuza bakabilirsiniz:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/14/m-kemal-ataturkun-balikesir-hutbesiyle-ilgili/

***

Bu yazımızda Sinan Meydan’nın “Elmalılı Tefsirini ve Buhari-i Şerif’i M. Kemal Atatürk tercüme ettirdi” yönündeki iddiasına cevap verilecektir.

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Sinan Meydan, Elmalılı Tefsirini ve Buhari-i Şerif’i M. Kemal Atatürk’ün tercüme ettirdiğini ve hatta parasını cebinden verdiğini iddia ediyor. Bu iddia o derece atmasyon ki, (hatta atmıyor, resmen fırlatıyor) Selanikte karga kovalayan ve Kurtuluş Savaşı’nda parasızlıktan yakınan M. Kemal’in bu parayı nereden bulduğunu sorma ihtiyacı bile hissetmiyorum.

Kaldı ki, Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Buhari-i Şerif’in ve dini kitapların Türkçe’ye çevrilerek yayınlanması; 1. ve 2. Meclis’in “sarıklıları” arasında sayılan Eskişehir Mebusu Abdullah Azmi Efendi’nin meclise verdiği 21.02.1341 tarihli takrir ile mümkün olabilmiştir. Bırakın M. Kemal Atatürk’ün Elmalılı Tefsiri ve Buhari-i Şerif’i tercüme ettirmesini, takrirde ismi bile geçmiyor.[10]

Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Buhari-i Şerif’in ve dini kitapların Türkçe’ye tercüme edilmesi için takrir veren Eskişehir Mebusu “sarıklı Abdullah Azmi Efendi (Torun)

***

Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Buhari-i Şerif’in ve dini kitapların Türkçe’ye tercüme edilmesi için Eskişehir Mebusu “sarıklı Abdullah Azmi Efendi’nin Meclis’e verdiği takririn tutanağı

***

Bu takrirden sonra Diyanet Işleri Reisliği, Meclis’in tahsisatına binaen Kur’an-ı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesi işini Mehmed Akif’e, tefsir kısmının yazımını Elmalılı Hamdi Yazır’a ve Buhari-i Şerif’in tercümesi işini de Babanzade Ahmed Naim’e havale etmiş, bazı siyasi saiklerle Mehmed Akif aldığı ücreti iade edince, ister istemez bu vazife de Elmalılı’nın üzerine kalmış, o da 1926’dan itibaren bu vazifeyi kemal-i itina ile yerine getirmeye başlamıştır.[11] 1934’de Babanzade’nin vefatı dolayısıyla, Buhari’nin tercümesini ikmal etmek vazifesi Kamil Miras’a verilmiştir.

Mukavele gereği tercüme için Mehmed Akif Ersoy’a 6000 TL, Elmalılı Hamdi Yazır’a da 6000 TL verilecektir. Her ikisine de 1000‘er lira avans verilir.[12]

Araştırmacı yazar Übeydullah Kısacık’ın ”Bir Istiklâl Aşığı Mehmed Akif” kitabından naklen 10 Ekim 1925 tarihini taşıyan orijinal belge. Diyanet Işleri Başkanlığı’nca, Mehmed Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır’a, hizmetlerine karşılık biner lirası peşin olmak üzere 6 bin lira ödeme yapılacağına dair Beyoğlu 4. Noteri’nde yapılan sözleşme. Sözleşmede Mehmed Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır’ın yanı sıra Diyanet Işleri Riyaseti adına Aksekili Ahmed Hamdi Efendi’nin imzaları bulunuyor. Hani M. Kemal Atatürk parayı cebinden vermişti?

***

Lakin Mehmed Akif, ilk yıllardaki şartların değişip, daha sonra hazırladığı Kur’an çevirisinin istemediği bir maksad için kullanılacağını anlayınca, aldığı ücreti iade edip bu işten vazgeçmiş, tüm ısrarlara rağmen çevirisini yetkililere teslim etmemiştir. M. Kemal Atatürk’ün “Islam’ın Türkleştirilmesi Projesi” çalışmalarına katılan Sadettin Kaynak’ın hatıralarında aktardığına göre, 1932 Ramazanı’nda kullanılan Cemil Said’in Türkçe Kur’an-ı Kerim (Istanbul 1924) adlı çevirisinin hatalarla dolu olduğu anlaşılınca, M. Kemal Atatürk, “Bu tercümeyi bırakalım, Mehmed Akif’in tercümesini alalım” demiş ve fakat bütün aramalara rağmen, Akif’in Mısır’da bulunan tercümesi bir türlü ele geçirilememişti.[13]

M. Kemal Atatürk, Mehmed Akif Ersoy Türkiye’ye döndükten sonra da bu çabalarından vazgeçmemiş, hatta kendisine, farklı zamanlarda aracı olarak çeşitli kimseleri göndermiş, ancak bir netice alamamıştır.[14]

Mehmed Akif Ersoy, meali, M. Kemal Atatürk’ün “Islam’ın Türkleştirilmesi Projesi” ucubeliğine alet edeceğini anlayınca Prof. Ekmeleddin Ihsanoğlu’nun babası Mehmed Ihsan Efendi’ye mealin yakılmasını vasiyet etmiş. O da oğlu ve şimdiki İKÖ Genel Sekreteri Prof. Ekmeleddin Ihsanoğlu’ndan Mehmed Akif’in vasiyetini yerine getirmesini istemiş ve Mehmed Akif’in meali:

– Prof. Dr. Ekmeleddin Ihsanoğlu,

– Osman Saraç (El Ezher mezunu-Vaizlik ve Adalet Partisi Tokat milletvekilliği yaptı),

– Prof. Dr. Ibrahim Sabri Bey (Son Osmanlı Şeyhulislamı Mustafa Sabri Bey’in oğlu),

– Ismail Hakkı Şengüler (El- Ezher mezunu- Bu yakma işlemini hatıralarında nakleden kişi – Adalet Partisi Eski Malatya milletvekili- Yayınevi sahibi)

ve

Ali Ihsan Okur’un (Ankara Üniversitesi, Ilahiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi)

gözetiminde yakılmıştır.

Yakma işleminden sonra, Ibrahim Sabri Bey hemen orada, Yakılan Tercüme adlı bir dörtlük söyler:

“O bir eserdi ki yangın denilse lâyıktı

Eğer kalaydı yakar, kül ederdi imanı.

O bir ateşti ki sönmezdi etmeden ihrak.

Yakıldı, sönmesi kurtardı nass-ı Kuran’ı”[15]

Prof. Dr. Ekmeleddin Ihsanoğlu, Mehmet Akif’in Kur’an mealinin yakılmasını istemesinin sebebini, Sinan Meydan’ın iddiasının aksine, şu sözlerle anlatıyor:

“O dönem Türkiye’de Kuran’ın Türkçe okunacağı meselesi tartışmaya başlanmıştı. Ezan Türkçe okunuyordu. Bu durum Akif ve kendisi gibi düşünenler için kabul edilebilir bir husus değildi. Kendi yaptığı tercümenin bu yolda kullanılabileceği endişesiyle istemedi.”[16]

Sinan Meydan, Mehmed Akif’in meali yetersiz gördüğünden dolayı teslim etmediğini iddia ediyor. Oysa olayın tanıklarından Prof. Dr. Ekmeleddin Ihsanoğlu’nun açıklaması gayet net.

***

M. Kemal Atatürk’ün “Islam’ın Türkleştirilmesi Projesi”ne dair gelişmeler dönemin gazete sütunlarında

***

Elmalılı Hamdi Yazır ise, hem çeviri, hem de tefsir kısmını deruhte etmek suretiyle üzerine düşen vazifeyi yerine getirmiş ve nitekim eser de 1935-1938 yılları arasında yayınlanmıştır. Ancak Elmalılı’nın meydana getirdiği bu eserin bilhassa çeviri kısmı, beklenenin tam aksine çıkmıştır. Elmalılı’nın Türkçesini takdir yetkisi olanların da teyid edecekleri üzere, kendisinin çeviri kısmında kullandığı Türkçe ile, diğer kısımlarda kullandığı Türkçe birbirinden farklıdır ve bunun nedeni de Akif’in gerekçesiyle aynıdır. Çünkü diğer yazılarında yok denecek kadar devrik cümleler kurmuş, adeta okuyuşu kolaylaştıracak unsurlara riayet etmekten alabildiğine kaçınmıştır. Nitekim çevirisindeki sözdizimini ve sözcük seçimlerini tedkik edecek olanlar, bu tesbitimizi teyid edecek bir neticeyle karşılaşacaklardır.[17]

Elmalılı Hamdi Yazır ve Mehmed Akif Ersoy, M. Kemal Atatürk’ün bu tercümeleri Türkçe ibadet ucubeliğine alet edeceğini fark etmişler ve haklı olarak bunun önüne geçmek istemişlerdir. Neticede Mehmed Akif meali teslim etmeyi reddetmiş ve Elmalılı Hamdi ise Türkçe ibadet projesini engellemek maksadıyla mealde kulağa hoş gelmeyecek şekilde devrik cümleler kurmuştur.

Nitekim M. Kemal Atatürk’ün “Islam’ın Türkleştirilmesi Projesi”ne bizzat katılan Sadettin Kaynak bunu şöyle itiraf etmektedir:

“Atatürk’ün arzusu; Kur’an’ın Türkçesinin de aslı gibi makam ve lahn (ezgi) ile okunması merkezinde idi. Fakat bu bir türlü olmuyordu. Çünkü tercüme nesirdi (düz yazı). Bununla beraber, iyi bir nesir de değildi. Kur’an’ın edaya gelmesi, lahn ile okunmaya uyması Arap dilinin medler, gunneler, idgamlar ve bunlara benzer hususiyetleri oluşundan başka, bir de Kur’an’ın kendisine has olan nefes alma için secaventleri (duraklama işaretleri), seci ve kafiye’ye benzeyen, fakat seci ve kafiye olmayan; şiire benzeyen, fakat şiir olmayan; nesre benzeyen, fakat nesir olmayan, sözün kısası herşeyiyle, her haliyle metni gibi okunmasının da bir mucize oluşundan ileri geliyordu. Türkçe tercümesinde bu vasıfların hiçbiri yoktu ve bir türlü olmuyordu, olamıyordu.”[18]

Elmalılı merhum, ilmi dirayetinin yanısıra siyasi dirayetini de tebarüz ettirmekten asla çekinmemiş ve “Haşa Türkçe Kur’an!” şeklinde sarfettiği bir ifadenin mukaddimeden çıkarılması istendiğinde, bu isteği kabul eder görünüp bilahare kemalist zihniyetlilere daha ağırını yazmıştır: “Türkçe Kur’an mı var behey şaşkın!?”[19]

Hak Dini Kur’an Dili 1936-1938 arasında tamamlandı ve 1935-1939 arasında dokuz cild olarak 10 bin takım bastırıldı. Iki bin takımı Elmalılı Hamdi Yazır’a verildi. Kalan 8 bin takım din adamları olmak üzere kamuoyunun önde gelen isimlerine ücretsiz olarak dağıtıldı. Dolayısıyla halk o dönem bu tefsirden istifade edememiştir.

Okullarda da bu tefsirin okutulduğuna dair bir kayıt yok.[20] Ancak Milli Eğitim Bakanlığı M. Kemal Atatürk’ün emriyle dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitabını “Akl-ı Selim” adıyla basmıştı.[21] Ateist Papaz Jean Meslier’in yazdığı “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitap evvela Abdullah Cevdet tarafından eski yazıyla tercüme edilmiş, 29 Aralık 1928’de ise harf inkılabının hemen ardından “En büyük acizden, en büyük iktidara” diye Atatürk’e takdim edilmişti.

548 sahife olan bu kitabı Atatürk dikkatle okuduktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı tarafından devlet matbaasında basılmasını emretmiş ve kitap; “Aklı selim” adıyla yeni harflerle yayınlanmıştı.

Tanrı tanımazlık ile “Aklı selim”lik nasıl bağdaşır?

Ilk baskının yayıncısı Abdil Hüsnü, tercümeye yazdığı sunuş yazısında, kitabın, cumhuriyetin bekçiliği ve savunuculuğu fonksiyonunu üstlendiğini söylüyordu:

“Cumhuriyet her şeyden evvel fikri bir varlıktır; fikri varlıkların hârisleri (bekçileri) müdafileri de esasen fikrî olmak lâbuddür (kaçınılmazdır). Binaenâleyh “Akl-ı Selim”in tabı (basımı) ve neşri (yayını) işini deruhte etmek hür Türkiye Cumhuriyetine acizâne, fakat feyyaz (verimli, gür) ve samimi bir hizmet fikri ile deruhte etmekte olduğuna kaniyiz.”

Yine Abdil Hüsnü, bu kitabın içeriği ile, dönemin cumhuriyet hükümetinin “fikri açılımları”nın paralellik taşıdığını ve dinin bir “hurafeler hisarı” olduğunu da özellikle vurgulamaktadır:

“Başında zî şükûh (azametli) ve bî mânend (eşsiz) Gazimi’zin (M. Kemal) bulunduğu hükümet-i cumhuriyetimizin futuhat-ı fikriyyesini (fikri açılımlarını) kemâl-i hararetle tesîd eden “Akl-ı Selim”, yalanlar ve hurafeler hisarında müthiş gedikler açacak ve bu sahnelerden -zulmetzede ruhlar için- hürriyet-i tefekkür ve izzet-i vicdan şafağının söktüğü görülecektir.”

Abdullah Cevdet’in 1928’de eski yazıyla tercüme ettiği ateist Jean Meslier’in “Tanrısızlığın ilmihali” mahiyetindeki “Sağduyu” isimli kitabı

***

[21] no’lu dipnota dair… Milli Eğitim Bakanlığı’nın M. Kemal Atatürk’ün talimatıyla bastığı dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitabı

***

Farzedelim ki Kur’an’ı -haşa- M. Kemal Atatürk tercüme ettirmiştir. Bu, onun Islam’a hizmet ettiğini mi gösterir? O halde “Tanrısızlığın ilmihali” isimli ateist düşüncenin ürünü olan kitabı tercüme ettirmesi de M. Kemal Atatürk’ün “ateizme” hizmet ettiğini göstermez mi? Üstelik tefsir, sadece kamuoyunun önde gelen isimlerine dağıtılmış; buna karşılık “Tanrısızlığın ilmihali” ise Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basılmıştır!

www.arastiralim.com sitesinden naklen gizli ateist rahip Jean Meslier‘in kitabından bazı alıntı başlıklar:

“Bir Allah’a inanmak gereksizdir en doğrusu onu hiç düşünmemektir.

Şeytan da dinler gibi rahipleri zengin etmek için icat edilmiştir.

Dünya yaratılmamıştır ve madde kendi kendine hareket eder.

Güneşe tapmak, bir ruha tapmaktan daha az akla aykırıdır.

Ilk günah ve şeytan hakkında dini hikâyelerin saçmalığı.

Allah’a inanmak otomatik bir çocukluk alışkanlığıdır.

Din pandora kutusudur ve bu uğursuz kutu açılmıştır.

Allah’ın lütfu denilen şey boş bir kelimeden ibarettir.

Her varlık maddenin bağrından çıkmıştır.

Din, safdillik üzerine kurulmuştur.

Sözde mucizelerin saçmalığı.

Bütün dinler hoşgörüsüzdür.

Rahiplerin şarlatanlıkları.

Her din bir saçmalıktır.”

Yukarıdaki başlıklara günümüz aklı ile bakılırsa ne kadar çocuksu ve saçma oldukları görülecektir.

Tıpkı o günlerde Abdullah Cevdet’in M. Kemal’i; “Bugünün peygamberi M. Kemal’dir, bu medeni ve son peygamber bir nübüvvet-i akliyye ile geliyor” diye tasvir etmesi gibi.[22]

Fakat yazılanların zamanında ne kadar mantıklı göründüğünü ve etkili olduğunu da görebiliriz.

Karabekir’in anılarında, M. Kemal’in bir Kur’an tercümesi yaptırmak istemesinden bahsedilmesi nedeniyle bazı arkadaşlarımızın kafası karışmış.

Şöyle bir sualle karşılaşıyorum:

Madem bu emir M. Kemal’den gelmedi, o halde neden bir Tefsir/meal yapılmasına dair bir takrir verildi, üstelik tam da M. Kemal’in de bir tercüme (meal) yaptıracağı bir dönemde?

Buna cevabımız şudur:

Evvela Tefsir ile Meal arasındaki farkın bilinmesi gerekir:

Tefsir, Kur’an ayetlerinin belirlenmiş usul ve kriterlere göre ne anlama geldiğini açıklamak, yorumlamaktır.

Meal ise, yorum ve açıklama yapılmaksızın Kur’an’ın doğrudan başka bir dile çevirilmesidir.

***

Meclis, hatalı tercümelerin önüne geçmek için Elmalılı’ya tefsir yazma vazifesi vermiştir, iyi de yapmıştır. Bu teklifi veren sarıklı vekiller büyük bir ihtimalle M. Kemal’in ehliyetsiz kişilere art niyetli olarak meal yaptırmak istediğini biliyorlardı. Ve bu çirkin projeyi baltalamak için bu adımı atmışlardı. Zira Karabekir, anılarında bu olayı anlatırken Konya vekili Vehbi hocanın şu şikayetine de yer veriyordu:

“Ziyafete M. Kemal Paşa da, ben de davet edilmiştik. Vekillerden kimse yoktu. Hayli geç gelen M. Kemal Paşa Heyet-i Ilmiye’nin şimdiye kadarki mesaisi ile ilgili görünmeyeni “Kur’ân’ı Türkçeye aynen tercüme ettirmek” )arzusunu ortaya attı. Bu arzusunu ve hatta mücbir (zorlayıcı) olan sebebini başka muhitlerde (çevrelerde) de söylemiş olacaklar ki, o günlerde bana Şeriye Vekili Konya Mebusu Hoca Vehbi Efendi vesair sözüne inandığım bazı zatlar şu malûmatı vermişlerdi:

“Gazi M. Kemal, Kur’an-ı Kerim’i bazı islâmlık aleyhtarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır. Sonra da Kur’an’ın arapça okunmasını namazda dahi men ederek bu tercümeyi okutacak. O züppelerle de işi alaya boğarak aklınca Kur’ân’ı da islâmlığı da kaldıracaktır. Etrafında böyle bir muhit kendisini bu tehlikeli yola sürüklüyor.”[23]

Yani M. Kemal’in bir meal (tefsir değil) yaptırmak istemesiyle, Meclisin de ondan bağımsız olarak bir tefsir/meal yapımı için takrir vermesi ayrı şeylerdir. M. Kemal, Karabekir’in anılarında da geçtiği üzere, Kur’an-ı Kerim’i “bazı islâmlık aleyhtarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır.” ve sonra “O züppelerle de işi alaya boğarak aklınca Kur’ân’ı da islâmlığı da kaldıracaktır.”

Acaba Elmalılı Hamdi Yazır ve Mehmed Akif Ersoy “islâmlık aleyhtarı züppeler” midirler?

Elbette hayır… O halde Meclis’in bu ehil zatlara verdiği vazife, M. Kemal’in “islâmlık aleyhtarı züppelere” yaptıracağı mealin önüne geçmek gayesine matuftu.

Karabekir’in anılarından devam edelim:

“Bazı yeni simalardan da bahş ettikleri gibi bu akşam da bu fikre mumaşaat eden (beraber olan) bazı kimseler görünce bu tehlikeli yolu önlemek için M. Kemal Paşa’ya şöyle cevap verdim:

– Devlet reisi sıfatıyla din işlerini kurcalamaklığınız içerde ve dışarıdaki tesirleri çok zararımıza olur. Işi alâkadar makamlara bırakmalı. Fakat, rastgele, şunun bunun içinden çıkabileceği basit bir iş olmadığı gibi kötü politika zihniyetinin de işe karışabileceği göz önünde tutularak içlerinde arapçaya ve dinî bilgilere de hakkıyla vakıf değerli şahsiyetlerin de bulunacağı yüksek ilim adamlarımızdan mürekkep bir heyet toplanmalı ve bunların kararına göre tefsir mi? Tercüme mi yapmak muvafıktır? Ona göre bunları harekete geçirmelidir.

– M. Kemal: Din adamlarına ne lüzum var? Dinlerin tarihi malûmdur. Doğrudan doğruya tercüme ettirmeli… gibi bazı hoşa giden bir fikir ortaya atılınca buna karşı şöyle konuştum:

– Müstemlekeleri (sömürgeleri) islâm halkıyla dolu olan bu milletler kendi siyasî çıkarlarına göre Kur’ân’ı dillerine tercüme ettirmişlerdir. Islam dinine ve arap diline hakkıyla vakıf kimselerin bulunamayacağı herhangi bir heyet bu tercümeyi, meselâ Fransızcadan da yapabilir. Fakat bence burada Maarif (Öğretim ve eğitim) programımızı tesbit etmek için toplanmış bulunan bu yüksek heyetten vicdanî olan din bahsinden değil ilim cephesinden istifade hayırlı olur. Kur’an’ın yapılmış tefsirleri var, lazımsa yenisini de yaparlar. Devlet otoritesini bu yolda yıpratmaktansa millî kalkınmaya hasr etmek daha hayırlı olur.

M. Kemal Paşa, beyanatıma karşı hiddetle bütün zamirlerini (içyüzünü) ortaya attı:

– M. Kemal: Evet Karabekir, arap oğlunun (haşa Peygamberimizin) yavelerini (saçmalıklarını / yalanlarını) Türk oğullarına öğretmek için Kur’ân’ı Türkçeye tercüme ettireceğim. Ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler…

Işin bir Heyet-i Ilmiye huzurunda berbat bir şekle döndüğünü gören Hamdullah Suphi ve Ruşen Eşref:

– Paşam, çay hazır, herkes sofrada sizi bekliyor.. diyerek bahsi kapattılar.”[24]

Görüldüğü gibi Karabekir, “arapçaya ve dinî bilgilere de hakkıyla vakıf değerli şahsiyetlerin de bulunacağı yüksek ilim adamlarımızdan mürekkep bir heyet toplanmalı ve bunların kararına göre tefsir mi? Tercüme mi yapmak muvafıktır? Ona göre bunları harekete geçirmelidir.” demektedir. Oysa M. Kemal, tercümeyi (yani meal! Tefsir değil) din adamlarına yaptırmak istememektedir.

Karabekir’in anılarından hareketle M. Kemal’in Elmalılı Tefsiri’ni yaptırmadığının delillerini şöyle sıralayabiliriz:

1 – Anılarda, M. Kemal’in tefsire yanaşmadığı ve tercüme yani meal yaptırmak istediği geçiyor, oysa Elmalılı Hamdi Yazır’a verilen vazife “tefsir”dir.

2 – M. Kemal tercümenin din adamlarına değil, “islâmlık aleyhtarı züppelere” yaptırılmasını arzu ediyor. Halbuki Elmalılı Hamdi din alimidir.

Kısaca Elmalılı tefsirinin yazılmış olması, Kazım Karabekir Paşa’nın bu konuda M. Kemal’e karşı zafer elde ettiğini göstermektedir.

Şu anda piyasadaki Elmalılı meali, çok sonraları Elmalılı tefsirinden sadece ayet kısmı alınarak ortaya çıkmıştır.

Neymiş, “M. Kemal herkes dinini öğrensin diye Kur’an’ı tercüme ettirmiş”miş. Bunun böyle olmadığını yukarıda delillerle ortaya koyduk. Kaldı ki, eğer M. Kemal herkesin “dinini öğrenmesini” isteseydi, din derslerini yasaklamazdı.[25]

***

Madem kemalistler Kur’an-ı Kerim’i anlamayı çok istiyorlar, o halde kemalistlere Elmalılı Hamdi Yazır’ın eserinden (sadeleştirilmiş) birkaç ayet tercümesi takdim edelim. Ayet meallerini okuduktan sonra sizi, M. Kemal Atatürk’ün yaptıklarının bu ayetlerle ne kadar mutabık olduğunu düşünmeye davet ediyorum.

Işte Elmalılı mealinden birkaç Ayet meali:

Al-i Imran Suresi

23 – Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah’ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.

***

Nisa Suresi

60 – Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor.

61 – Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin!” denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

62 – Ya nasıl, elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket gelince, hemen sana geldiler de: “Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istedik.” diye Allah’a yemin ediyorlar.

***

Maide Suresi

44 – İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat’ı, elbette biz indirdik. Müslüman olan peygamberler, yahudiler hakkında hükmederler, kendilerini Tanrıya adamış zâhitler, âlimler de, Allah’ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirler) ve onun Allah’ın kitabı olduğuna şahitlik ederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

49 – Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah’ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır.

50 – Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?

***

Casiye Suresi

18 – Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.

***

M. Kemal Atatürk’ün laik, kemalist Türkiyesi’nde “Allah’ın indirdiğiyle”, yani Kur’an ve Sünnet ile mi hükmediliyor?

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

[2] Müslümanlığı bir yana bırakmak ne demek ? – M. Kemal Atatürk Nutuk’ta ne demek istedi? :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/16/muslumanligi-bir-yana-birakmak-ne-demek-m-kemal-ataturk-nutukta-ne-demek-istedi/

[3] M. Kemal Atatürk: “Ikre, Bismi, Rabbi safsatası” (haşa) :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/04/m-kemal-ataturk-ikre-bismi-rabbi-safsatasi-hasa/

[4] M. Kemal Atatürk’ten dinimiz Islam’a hakaret: “Hezeyan !” :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/28/m-kemal-ataturkten-dinimiz-islama-hakaret-hezeyan/

[5] Imam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a) Şeriat hakkında ne dedi? :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/imam-i-azam-ebu-hanife-rh-a-seriat-hakkinda-ne-dedi/

[6] Imam Gazzali’nin (rh.a) Hilafet hakkındaki sözleri için bakınız; Kadir Çandarlıoğlu, Belgelerle Gerçek Tarih, kitabı üctetsiz indirebilirsiniz: http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez , sayfa 612, 613.

[7] Kur’an Nizamı (Hilafet/Şeriat/Hüküm/Kanun) ile ilgili bir kaç Ayet-i Kerime:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/02/kuran-nizami-hilafetseriathukumkanun-ile-ilgili-bir-kac-ayet-i-kerime/

Ayrıca bakınız; Türkiye’de Laik Sistemden dolayı uygulanamayan bir Ayet:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/11/turkiyede-laik-sistemden-dolayi-uygulanamayan-bir-ayet/

– Şeriat hükümleri ve hikmetleri – KISAS (Katilin hükmü) :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/05/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-kisas-katilin-hukmu/

[8] Atatürk ve din – Atatürk ve Islam – Atatürk ateist mi? Kemal Atatürk müslüman mı? Atatürk tabiata mı tapıyor? :

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

[9] M. Kemal Atatürk’ün Balıkesir Hutbesi’yle ilgili:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/14/m-kemal-ataturkun-balikesir-hutbesiyle-ilgili/

[10] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 2, Içtima Senesi 2, Içtima 61, cild 14, sayfa 222, 223. 21.02.1341 Cumartesi.

[11] Dücane Cündioğlu, Türkçe Kur’an ve Cumhuriyet Ideolojisi, Kitabevi Yayınları, 1. Baskı, Istanbul 1998, sayfa 56.

[12] Mehmet Karagözoğlu, M. Âkif’in Kur’an Meali ve Mealin Yakılması Olayı, Dil ve Edebiyat Dergisi,  sayı 37, Ocak 2012.

[13] Sadettin Kaynak, Hatıralar, Osman Ergin, “Türkiye Maarif Tarihi” içerisinde, Istanbul 1943, cild 5, sayfa 1634,1635.

Ayrıca bakınız; Sadettin Kaynak, Atatürk Dolmabahçe’de ilk Türkçe Kur’an’ı Nasıl Okudu? [ – Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk, Istanbul 1955, cild 3, sayfa 83.

– Niyazi Ahmet Banoğlu, Atatürk: Siyasi ve Hususi Hayatı, Istanbul 1963, sayfa 178-180.

– Niyazi Ahmet Banoğlu, Atatürk’ün Istanbul’daki Hayatı, Istanbul 1974, cild 2, sayfa 351,352.

Sadi Borak, Atatürk ve Din, Istanbul 1997, 1. Baskı 1962, sayfa 76-78.]

[14] Mithat Cemal Kuntay, Ölümünün 50. Yılında Mehmet Akif, Ankara 1986, sayfa 195 – 198.

[15] Mehmet Karagözoğlu, M. Âkif’in Kur’an Meali ve Mealin Yakılması Olayı, Dil ve Edebiyat Dergisi,  sayı 37, Ocak 2012.

[16] Akif’in Kuran’ını birlikte yakmışlar, Hürriyet Gazetesi 22 Haziran 2004. http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=235552

[17] Bu konudaki misallere kolay ulaşabilmek bakımından bakınız; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili: Kur’an-ı Kerim ve Meali, (Hazırlayan Dücane Cündioğlu), Istanbul 1993.

[18] Sadettin Kaynak, Hatıralar, Osman Ergin, “Türkiye Maarif Tarihi” dahilinde, Istanbul 1943, cild 5, sayfa 1633, 1634.

[19] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Istanbul 1960, cild 1, sayfa 15.

[20] M. Kemal Atatürk Din derslerini ve Imam Hatipleri kaldırmadı yalanı:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[21] Milli Eğitim Bakanlığı’nın M. Kemal Atatürk’ün talimatıyla bastığı dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitap:

http://www.gunlukkitap.com/din/52093-52181-sagduyu-tanrisizligin-ilmihali-jean-meslier-9789753430944.html

[22] Nazım H. Polat, Ictihad, Diyanet Islam Ansiklopedisi, cild 21, sayfa 447.

[23] Kâzım Karabekir, Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 93, 94.

[24] Kâzım Karabekir, Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 93, 94.

Bu toplantıda Kur’an’ın tercümesi hakkında münakaşa edildiğini 17 Ağustos 1923 tarihli Vakit gazetesinde de görmekteyiz.

[25] M. Kemal Atatürk Din derslerini yasakladı:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*