M. Kemal Diyanet’e Neden Baskı Yaptı? Inkılapların Arkasındaki Ingiliz Ajanı Kimdi? Atatürk ve Din-7
M. Kemal Diyanet’e Neden Baskı Yaptı? Inkılapların Arkasındaki Ingiliz Ajanı Kimdi? Atatürk ve Din-7

M. Kemal Diyanet’e Neden Baskı Yaptı? Inkılapların Arkasındaki Ingiliz Ajanı Kimdi? Atatürk ve Din-7

M. Kemal Diyanet’e Neden Baskı Yaptı? Inkılapların Arkasındaki Ingiliz Ajanı Kimdi? Atatürk ve Din-7

*

***

Önceki bölümlerde Diyanet ile Kemalist rejim arasındaki çatışmaya temas etmiştik. Bu bölümde ise bunun ideolojik-felsefi-siyasi arka planını göstermeye çalışacağız. Fakat hemen belirtelim ki, iddialarımızı ispat etmek için esasen sadece 3-4 muteber kaynağı ortaya koymak kafi geleceği halde, kemalist muhataplarımızın cehaleti bizi onlarca kaynaktan delil getirmeye ve akıl-mantık dışı itirazlarını da hesaba katarak hiçbir tevile mecal bırakmayacak açıklıkta uzun iktibaslar (alıntılar) ve ilave izahlar yapmaya mecbur bırakmakta ve bu da haliyle yazılarımızın hacmini şişirmektedir. Ancak yazının tamamını “normal” insanların da okuması faydadan hali değildir.

Bu mevzulara yabancı olan okuyucuların meseleyi kolayca anlayabilecekleri bir şekilde özetlemek adına Dr. Bahar Arslan’ın “Sedat Simavi Ödülleri” kapsamında “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti” tarafından verilen “Sosyal Bilimler Ödülü”ne layık görülmüş olan “II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e: Iki Devrim; Iki Süreç: Tarihsel, Ideolojik ve Olgusal Bir Karşılaştırma” adlı eserinden birkaç pasaj nakletmenin faydalı olacacağı kanaatindeyiz:

“Anılan süreçte pozitivist felsefenin bilimi ve bilim mantığını yeni bir inanç alanı olarak temellendirmesi, II. Meşrutiyet döneminde pozitivizmle bağ kuran radikal batılılaşmacı kanadın buradan hareket ederek kendi düşünce evrenlerini bilimin gücüne olan katışıksız inançla beslemelerine neden olmuştu. Bu yaklaşım doğal olarak onları biyolojik materyalizme ve sosyal Darvinizme ulaştırmıştı. (…) Özetle radikal batılılaşma yanlıları pozitivizm meselesini Batı uygarlığının maddi ve zihni koşullarının alınmasında bir anahtar olarak görmüşlerdi. (…) Pozitivist yaklaşımın II. Meşrutiyet döneminde özellikle Ittihat ve Terakki içinde yaygınlaşmasının önemli etkenlerden bir tanesi de biyolojik materyalizm olarak nitelendirebileceğimiz maddeci dünya görüşünün bu dönemin bazı fikir adamları tarafından benimsenmiş olmasıydı. Başta Beşir Fuad, Ahmed Şuayb, Abdullah Cevdet ve Baha Tevfik ile Suphi Ethem olmak üzere Darvinist öğretinin ışığında gelişen Osmanlı biyolojik materyalizmini bu doğrultuda en çok etkileyen düşünce ise Alman düşünür Ludwig Büchner’in felsefesiydi. (…) Batıda pozitivist felsefe ve düşünce kendine uygun bir siyaset teorisi üretirken hem Ittihat ve Terakki döneminde hem de Cumhuriyet süresince dönemin aydınları kendi siyasal tercihlerine uygun düştüğü için pozitivizmin değişik kollarıyla ilişki kurulabilmiştir. Dolayısıyla II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet pozitivizmi felsefi bir derinlikten yoksundur. Bunun en temel nedenlerinden bir tanesi pozitivizme açıklayıcı bir misyon olarak değil, kurtarıcı bir misyon olarak yaklaşılmasıdır. Her iki dönemde de dinden ve geleneksel bağlardan boşalan kutsallığın bilimde aranmasıyla birlikte bilim adeta seküler bir inanç sistemi olarak toplumsal politikalara referans alanı oluşturmuştur. Aynı paralellikte her iki yapısal dönüşüm bilim meselesini, bir bilgi ve epistemoloji sorunsalı olarak değerlendirmekten çok toplumun geriliklerden kurtulmasının reçetesi olarak görmüşlerdir. (…) Bunun yanında pozitivist felsefeye karşı Batı dünyasında geliştirilen felsefi eleştirilerle bağ kurmaktan çekinen II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet aydınları toplumsal ve siyasal yaşamda gözlemlenen bir gerilimi sürekli hale getirmişlerdir. Ayrıca pozitivizmin Kıta Avrupası’nda eleştirel bir dökümünün yapıldığı yeni felsefi yaklaşımlara karşı hep mesafeli bir duruş sergilenmiştir. Nitekim, 1930’larda özellikle Almanya’da Frankfurt Okulu’nun sarsıcı modernite ve pozitivizm eleştirileri şeklinde beliren yeni Kantçılık ya da yeni Hegelcilik gibi yeni felsefi yaklaşımlar bu dönemin fikir yapısında herhangi bir etki yaratmamıştır.”[1]

Birazdan “ingiliz ajanı”na geleceğiz fakat evvela meselenin daha iyi anlaşılması için birkaç iktibas daha yapmamız icab ediyor…

Bu aralar muhalif saflarda arz-ı endam eden Prof. Mustafa Öztürk’ün konuyla ilgili yazdıkları da mühimdir:

“…Cumhuriyet dönemi, devletçi elit kadronun din ve dini alana çok soğuk, mesafeli ve reddedici bir tavır takınmayı resmi ideoloji olarak benimsediği ve Türkiye’yi Islam dünyasının merkezinden ihraç etmeyi hedeflediği ve bu hedefini büyük ölçüde gerçekleştirdiği bir dönem olarak da tebarüz eder. Yine bu dönem Islami ilim ve kültür geleneğinden kopuşu da ifade eder. (…) Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti, Batıdaki modernleşme tecrübesinin aksine, kendi iç dinamiklerinden, kendi tarihi ve geleneğiyle hesaplaşma süreçlerinden geçerek yaşanan bir tecrübe olmaktan öte, başka bir tarihi kendi tarihi gibi sanma ve kendi tarihsel geçmişine dönüp bakmama gibi tuhaf, kendi özüne büsbütün yabancı ve dolayısıyla başkasına öykünmeci bir zihniyetin ürünü olarak vücut bulmuştur. Bu sebeple de sürekli ideolojik ve dayatmacı olmuştur. Bunun bir uzantısı ve yansıması olarak Cumhuriyet Türkiye’sinin kendini ‘modern’ olarak tanımlayan kesiminin talihsizliği, Batı’daki gibi kültürel bir derinliği bulunmadığı, entelektüel bir özeleştiri sürecini de yaşamadığı halde, modernizmin dışsal tezahürlerini benimsemesiyle, sözgelimi Batılılar gibi giyinmek, Batı müziği dinlemek, Batı insanına özgü bir tatil ve tüketim kültürü geliştirmekle Batılılaştığını sanması olmuştur. (…) Türkiye’de laikliğin din karşıtlığı zeminine oturan bir laikçilik ideolojisine dönüşmesi de dinin gerilik ve gericilikle özdeş bir karşıt ideoloji olduğu algısıyla ilgilidir. Bu algı ise esas itibariyle 18. yüzyıl Fransız materyalizmi ile 19. yüzyıl Alman popüler materyalizminin pek de anlamlı olmayan telifinden müteşekkil Aydınlanmacı bilimcilik ideolojisinin Cumhuriyet’i kuran irade nezdinde hüsnü kabul görmesinden mütevellittir. Çünkü Aydınlanmacı, materyalist ve pozitivist düşüncede dinin modern toplumda yeri olmadığına inanılmış ve bu inanç Cumhuriyet’in kurucu kadrosu tarafından da benimsenmiştir. Sonuçta Kemalist elit zümresi Müslüman Türk insanının dünyasında Islam’ın işgal ettiği yerin önemini takdir edememiştir.”[2]

Görüldüğü gibi her iki akademisyen de Batı’nın kendi ihtiyaçlarından doğan pozitivist felsefenin kemalistler tarafından Türkiye’nin sosyolojisine uygun olup olmadığına bakılmaksızın sadece dinin yerine ikame etmek gayesiyle alındığını ve meseleye “ilmi” değil; “ideolojik” yaklaşıldığını yazmaktadırlar. Değişen şartlar Batı’yı yeni arayışlara sevk ve mevcudu da tenkid ve terk etmeye iterken, kemalistler ilk olarak Diyanet Işleri Başkanlığı üzerinden halkı kendi ideolojilerini kabule “ikna” etme yolunu seçmiş ve fakat Diyanet eliyle de olsa halkın bu dayatmaları tepkiyle karşılaması, ayrıca Diyanet yetkililerin de tam bir iş birliğine yanaşmaması neticesinde vasıtayı (bilimi); gaye (ideoloji) olarak görmekte ısrar etmiş, gereken öz eleştiriyi yapmaktan kaçınmış ve kolluk kuvvetleri aracılığıyla şiddetini arttırmıştır. M. Kemal’in ölümünden yıllar sonra geçilen çok partili hayatta ise Meclis’e akseden maşeri vicdanı darbelerle boğma yolunu tercih etmiştir.

Gelişime ve yeniliğe açık olan bilimi ideolojiye dönüştürüp dogmalaştıran kemalist zihniyet aslında Batı’yı hiç anlamamıştır. Siyaset Bilimci Prof. Dr. Şerif Mardin‘in ifadesiyle; “Jön Türkler siyasi fikir boşluklarını iki şekilde kapatmaya çalışmışlardır. Bir yandan kendi devirlerinde Avrupa’da tartışılmakta olan fikirlerin ‘popülarize’ edilmiş şekillerinin etkisi altında kalmışlar ve büyük teorisyenlerle halk arasında aracı rolünü oynayan ikinci derecede düşünürlerin görüşlerini kendi fikirlerine intikal ettirmişlerdir.”[3]

Türk Tarih Kurumu eski başkanlarından Prof. Dr. Ali Birinci’nin koyduğu teşhis çok daha nettir: “Bize kalırsa Osmanlı aydınlarında yeni teşekkül eden materyalist görüşleri Batı’dan aktarılan pozitif ilimlerin bir ürünü veya tezahürü olarak görmek daha yerinde olur. (…) Gelişmeyi bir bakıma yeni bilgilerin hazımsızlığı da sayabiliriz. Hiç değilse o gün için şuurlu bir tercih sözkonusu değildi ve karşılaşılan ilk materyalist kitapların büyüsüne kapılma hadisesinden bahsetmek gerekir. (…) Yıkılış devrinin kabusu içinde düşünmeye çalışan aydınlarımız, her şeyden önce soğukkanlı düşünemeyecek kadar ürkütücü ve sürekli, adeta cehennemî hadiseler arasında yaşamak zorunda kalmışlar ve uzun boylu düşünme zamanı bulamamışlar ve hep aceleci olmuşlardır. Bunun için de karşılaştıkları Batı medeniyeti karşısında, pahalı ve bol çeşitli oyuncak mağazasında şaşırıp kalmış bir kapıcı çocuğu manzarası sergilemişler ve tıpkı onun gibi her gördüklerinden istemişlerdir, hem de bir seçim yapmadan.”[4]

Filozof Ord. Prof. Hilmi Ziya Ülken bu hususta biraz daha tafsilata girer: “Batıcıların bir kısmı da, ‘Jön Türk’ler arasında doğan ‘kuvvetli ve üstün olan her şey Batı’dadır’ şeklindeki hayranlık duygusundan ilham alıyordu. Aynı hayranlık Tanzimatçılarda da vardı. Şu farkla ki, onlar, geçmişten gelen birçok şeyi değiştirmemeye karar vermişlerdi. Halbuki bu yeni batıcılar hayranlığın sonuna kadar giderek radikal bir değişme istiyorlardı. Doğu’dan gelen her şeyi ‘geri’, Batı’dan gelecek herşeyi ‘ileri’ buluyorlardı. Adeta ilericilik ve gericilik kelimelerini icat ettiler. Geleneğe bağlanmak isteyenleri gericilikle itham ettiler. Donmuş kaidelere bağlananlar ve fanatikler için bu ithamlar doğru olsa bile, geçmişteki herşeyin inkarına gittikleri için batıcılığı tehlikeli bir zemine sürüklediler. Bu hareketin başında Içtihad dergisi ve onun sahibi Abdullah Cevdet görülüyor. Celal Nuri, Kılıçzade Hakkı, Ali Kâmi gibi yazı arkadaşları, Abdullah Cevdet’in bu mücadelesine katılıyorlardı. Fakat Içtihad yazarlarında tam bir fikir birliği aramak doğru değildir. Mesela Rıza Tevfik “batıcılık” fikirlerini benimsemekle birlikte, halk edebiyatına inişi, Iran şiirinden faydalanışıyla hatta tasavvuf zevki ve Islam felsefesine ilgisiyle arkadaşlarından ayrılıyordu.”[5]

Yrd. Doç. Dr. Ilhami Günay ise “Başlangıcından Bugüne Kur’an’ın Türkçe Tefsir ve Tercümesi” adlı eserinde bu ifsad kadrosunun “Kur’an Kültürü”ne kırık not verir:

“Pozitivizmin anılan etkisi, bazı Osmanlı mütefekkirlerini medeniyet krizine düşürmüş ve kendi değerlerini inkara götürmüştür. Mesela bunlardan pozitivizmi Türkiye’de yayan Beşir Fuad, Kur’an-ı Kerim’i yalnızca Fransızca tercümesinden okuyacak kadar kendi kültür dünyasından kopmuştur. Ondan daha şedid durumda olan Abdullah Cevdet, Celal Nuri Ileri ve Kılıçzade Hakkı gibi isimler, Islam aleyhinde yayınlar yapmışlar ve dine, batıl inançlar gözüyle bakmışlardır.”[6]

Prof. Şerif Mardin Ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin fikri kökleri hakkında şunları yazar: “Cemiyetin fikri kökleri arandığında Askeri Tıbbiye’de XIX. yüzyıl biyolojik materyalizminin etkisini görürüz. Askeri Tıbbiye öğrencileri, kendilerine okutulan derslerin icabı olarak, hayatı, Allah’ın iradesinin bir ürünü olmaktan çok biyolojik ve fizyolojik süreçlerin bir sonucu olarak görüyorlardı.”[7]

Buraya kadar okuduklarımızdan öğrendiğimize göre fikir üretmek yerine basit bir taklitçilikle iktifa eden “Içtihad Dergisi” sahibi Dr. Abdullah Cevdet radikal batıcılığın başını çekmektedir. Derginin yazarları arasında kendilerine yer bulan Celal Nuri ve Kılıçzade Hakkı da dikkati çekenler arasındadır. O halde evvela Dr. Abdullah Cevdet’i tanıyalım…

*

*

Ingiliz Muhibbi Dr. Abdullah Cevdet…

*

*

1869’da Arapgir’de doğan Abdullah Cevdet Kürt kökenlidir. Prof. Şükrü Hanioğlu onun ingiliz hayranlığı hakkında “akademik bir üslup” ile şunları yazar:

“Abdullah Cevdet’in, Boutmy’nin Ingiltere ve Ingilizleri aşırı derecede yücelten kitabını da çevirmesi kendisinin ‘Cihanın en büyük kavmi’ olarak tanımladığı Ingiltere’ye karşı normalin üzerinde bir ilgi duyduğunu anlatmaktadır.[8]

Ingilizlere karşı “normalin üzerinde” bir alakanın “kibarca” ne manaya gelebileceği sanırım izaha muhtaç olmayacak açıklıktadır. Fakat her ne kadar Prof. Hanioğlu “koruma güdüsü”yle böyle yazmayı uygun görmüş olsa da, yazar Aclan Sayılgan, “Türkiye’de Sol Hareketler” adlı eserinde onun kadar nazik davranmaz ve doğrudan; “Ingiliz ajanı olduğu bilinmektedir.”[9] der.

Hakikaten Milli Mücadele döneminde “Ingiliz Muhipler (Sevenler) Cemiyeti”nin üyesi olduğu kayıtlara geçmiştir. Yalnızca üyesi değil, aynı zamanda kurucularındandır.[10] Cemiyetin beyannamesini kaleme alan da o idi! Abdullah Cevdet ve yedi arkadaşının imzasıyla yayınlanan ilk beyanname taslağında şunlar yazıyordu:

“Ingiliz kavm-i necibi (üstün ırkı) hakkındaki muhabettini izhar ve cemiyetin maksadına iştirak etmek arzusunda bulunanlar cemiyete dahil olabilirler. Yalnız harb-i meş’uma ve esna-yı harbde irtikab olunan fecaiye sebeb olanlar kabul olunmaz.”[11]

28 Temmuz 1927 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan “Aslını Ele Geçirdiğimiz Bir Vesika-i Hıyanet: Ingiliz Mandasına Istinaden Vatanı Idare Etmek Isteyen Ingiliz Muhiblerinin Beyannamesini Neşrediyoruz” başlıklı bir haberde, altında Abdullah Cevdet’in de imzası bulunan beyannamenin metnine yer verilmiştir.[12]

Cemiyetin ideolojisi bile Abdullah Cevdet’in katkılarıyla oluşturulmuştur ve buna rağmen M. Kemal tarafından Çankaya’ya davet edilmişti.[13]

*

[12] no’lu dipnotta bahsedilen Ingiliz Muhiplerinin Beyannamesi ve Abdullah Cevdet’in imzası…

***

[13] no’lu dipnot ile ilgili… Ingiliz mandacısı Dr. Abdullah Cevdet’in kendi kaleminden Çankaya Köşkü’nde nasıl ağırlandığını Içtihad’da anlattığı “Gazi’nin Köşkünde” başlıklı yazısı… Hani mandacılar vatan hainiydi?…

***

Halbuki A. Cevdet Milli Mücadele taraftarlarını ingilizlere gammazlamıştı. Onun gammazlaması neticesinde meşhur “Bekirağa Bölüğü”ne tıkılan Zekeriya Sertel bu ihaneti bakın nasıl ifşa ediyor:

“Aynı binada bulunduğumuz için aramızda iyi komşuluk ilişkileri vardı. Biz arkadaşlarla salonda toplu bir halde yeni kurulacak örgütün biçimini kararlaştırmak üzere hareketli bir tartışmaya dalmıştık. Birden kapı açıldı. Abdullah Cevdet’in küçük kızı babasının elinden kurtularak salona daldı. Babası da onun arkasından içeri girdi ve bizi toplantı halinde buldu. Yirmi dört saat sonra hepimiz Ingiliz polisi tarafından tutulup ”Bekirağa Bölüğü”ne atıldık. Belli ki, Mütareke’de lngiltere’nin ajanlığını kabul etmek alçaklığına düşen ve lngilizler tarafından himaye edilen Abdullah Cevdet, efendilerine yaranmak için bu toplantıyı haber vermişti. Kendisine saygı duyduğum bu adam bana böyle bir oyun oynamıştı. ‘Bekirağa Bölüğü’nden kurtulup eve döndüğüm zaman kendisiyle merdivenlerde karşılaştım. Sanki hiçbir şey olmamış gibi beni güleryüzle selamlamak istedi. Yüzüne tükürdüm:
-Yaptığın alçaklıktan utan, dedim.
Fakat onda utanacak yüz yoktu. Meşhur Türk edibi Süleyman Nazif onun için, yüzünün çopurluğunu ima ederek, “Cenabı Hak hayayı onun yüzünden tırnakla kazımıştır,” demişti. Kendisini savunmaya bile lüzum görmeden çekilip gitti. Çünkü suçu meydandaydı.”[14]

Bezmi Nusret Kaygusuz onun için; “Siması çok çirkindi. Gençliğinde çektiği çiçek hastalığı yüzünü delik deşik etmişti. Aynı zamanda pek hasis ve paraya düşkün idi..”[15] diye yazar.

Yalçın Küçük’e göre; “Abdullah Cevdet’in yaşamında tek değişmeyen çizgi, Ingiliz politika, ve çıkarlarını savunmaktır.”[16]

Küçük haksız sayılmaz, zira A. Cevdet; “Çanakkale Harbi için ne dersiniz?” diye soranlara: “medeniyete karşı mukavemetimize diyecek yoktur”[17] cevabını vermiş… Ingilizlerin Çanakkale’yi geçip “medeniyet” getirmesini isteyen bir zihniyetten ne beklenebilir?

Prof. Şükrü Hanioğlu’na göre onun Ingiliz hayranlığı çok daha eskilere dayanır.

Prof. Dr. Halil Inalcık’ın alanında “en iyi eser”[18] dediği ve Abdullah Cevdet’i ve dönemini konu alan Prof. Dr. Hanioğlu’na ait “Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi” adlı kitapta, onun Ingiltere’nin özellikle Ermeni olayları sebebiyle Osmanlı Imparatorluğu’na karşı takındığı sert tutumu Sultan II. Abdülhamid’e bağlayarak, Jön Türklerde oluşabilecek bir Ingiliz aleyhtarlığının önüne geçme çabalarından bahsedilir.

Abdullah Cevdet, 15 Mart 1898’de kaleme aldığı bir yazıda Ingiliz dostluğu için Sultan II. Abdülhamid’in yok edilmesinin lüzumundan şöyle söz eder:

“…Ingiltere devleti, dünyanın en medeni olan ve en namuskarane idare edilen hükümeti olduğundan eski dostluk ve ittihadı teklif edemiyorlar. Ingiltere’nin dostluğunu kazanmak için en kısa tarik (yol) Abdülhamid’i yolun ortasından kaldırmakdır…”[19]

*

*

Kürtçü Dr. Abdullah Cevdet…

*

*

Ortadoğu uzmanı araştırmacı yazar Suat Parlar’ın “Türkler ve Kürtler” adlı tuğla kalınlığındaki eserinde Abdullah Cevdet’i bir Kürt Milliyetçisi olarak da görürüz:

“Abdullah Cevdet mütareke döneminde ise Kürt bağımsızlığından yana tavır alıyordu. Abdullah Cevdet’in yakın ilişkiler kurduğu Ingiliz temsilcilerinden yardım gören ‘Kürt Teali Cemiyeti’ yayın organlarında ayrılık düşüncesini işleyen yazılar yazıyordu. Jin dergisinin 1. Sayısında Cevdet:

Kürdler, böyle bir asrın böyle bir kıyametinde uyumak mümkün müdür?
Ey Kürt uyan! Diye bağırmaya lüzum görmem. Zira Kürdler uykuda hala, uykuda iseler çoktan ölmüşler demektir. Kürt uyanıkdır ve kendisini asırlardan beri uykuya davet etmiş ve uykuya dalmış Hüdavendleri de uyandıracaktır, diyordu. (…) Aynı dönemde ‘Içtihad’da Kürt milliyetçiliğine dair yazılar yer alıyordu. (…) Bu arada Ingilizlerin desteklediği Bahailiğin (Kürdistan gazetesi Kahire’de destekli Bahai yayınevinde basılıyordu) Abdullah Cevdet tarafından ön plana çıkarıldığını görüyoruz.”[20]

Yalçın Küçük’ün bu hususta verdiği malumat şöyledir: “Kariyerinde milliyetçi, en azından Kürd milliyetçisi bir dönem var. Osmanlı Kürd Taavvun ve Terakki Klübü’nün eylemli üyelerinden oluyor ve bir ara yazılarını ‘Bir Kürd’ biçiminde imzalıyor.”[21]

Abdullah Cevdet’in Türkçüler ile arası açıktı. Hatta Ziya Gökalp’a “deli” dediği bile iddia edilir.[22]

Gökalp’ın:

“Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan
Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir: Turan!”

Beyitinin bir kelimesini değiştirerek benimsemeye razı oluyordu:

“Vatan ne Türkiye’dir Türkler’e, ne Türkistan
Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir: Irfan!”

Bu bilgiyi nakleden Peyami Safa şunu da ekliyor:

Içtihad’ın (Cevdet’in dergisi) davası ne Irfan, ne Turandı.[23]

*

*

Dr. Abdullah Cevdet ve Siyonizm…

*

*

“Abdullah Cevdet Siyonizm’i de ilgiyle izliyordu. Jön Türk yayın organlarından Içtihad’da ilk kez Siyonizm konusunda bir makale yayınlanıyordu. Max Nordau’nun yazısının yayın tarihi 1905 Temmuz’udur. (…) Bu arada Jön Türklerin bir iktidar alternatifi olarak belirmeleri üzerine Siyonistler onlarla ittifak kararı alıyorlar ve Avrupa’da ilk ilişki kurdukları isim ise Abdullah Cevdet oluyordu. Ingiliz ajanı, Siyonist Vambery Jön Türkler arasındaki faaliyetlerine devam ediyordu.”[24]

Prof. Dr. Ilber Ortaylı’ya göre de; “Dr. Abdullah Cevdet Yahudiliğin ve Siyonist hareketin sempatizanıdır.”[25]

Hakikaten Modern Siyonizm’in kurucusu Theodor Herzl’in hatıralarında Abdullah Cevdet ile yapılan görüşmelerden bahsedilir.[26] Herzl’e ait hatıraların Osmanlı Türkiyesi’yle ilgili kısımlarını Israil Büyükelçiliği’nin baskısına rağmen Türkçe’ye tercüme ederek “Siyonizm ve Türkiye” adıyla yayınlayan rahmetli Doç. Dr. Yaşar Kutluay başka bir eser üzerinde çalıştığı sırada şaibeli bir tekne kazasında vefat etmişti.[27]

Herzl’in ingilizce neşredilen hatıralarının konumuzla ilgili sayfalarını buraya alıyorum:

*

[26] dipnotta bahsedilen Herzl-Cevdet görüşmesinin geçtiği sayfalar…

***

16 ve 17 Şubat 1903 günlerinde Viyana’da gerçekleşen görüşmeyi Herzl hatıralarına şöyle kaydetmiş:

“Mısır’daki Osmanlı temsilcisi komiserin ve Mısır’ın mukavemetinin ‘Rüşvet Metodu’ ile ortadan kaldırılması fikri bugün Dr. Abdullah Cevdet Bey ile yaptığımız konuşmanın sonucudur. Bu yeni tanıdık, enteresan bir adam. Cevdet, Neue Freie Presse’in edebiyat sayfasında yayınlanan bir şiiri dolayısıyla bana teşekküre geldi ve bir randevu istedi. Kendisini davet ettim ve konuşmamız dönüp dolaşıp benim projeye intikal etti. Dr. Abdullah Cevdet, kendisini bir Jön Türk ve Yahudiler’in dostu olarak takdim etti. Ikinci konuşmamızda aklıma Sultana yazacağım mektupları ona tercüme ettirmek düşüncesi geldi. O da uygun gördü. Bu iş için Istanbul’dan telgrafla gelmesini istediğim Badi Efendi’ye bir telgraf daha çekerek gelmemesini bildirdim. Cevdet üç gün çalışarak Sultana mektubu ve Imtiyaz mukavelesi metnini tercüme etti. Kendisine şükran nişanesi olarak bir çift mücevherli kol düğmesi hediye ettim. O bunları kabul etmek istemedi ve verdiğim ‘Altneuland’ın (Herzl’in eseri) kendisini daha çok memnun ettiğini söyledi. Sonra söze başladı: Istanbul’da doğrudan doğruya Nazırlar (Bakanlar) ile konuşabilecek bir adamın var mıdır? Kendisinin arası Dahiliye Nazırı Memduh Paşa ile çok iyidir. Bir konudan diğerine atlayarak bu çiçek bozuğu yüzlü, kara gözlü adam bana bir sürü şeyden bahsetti. (…) Sonra Cevdet’in nazırlar (Bakanlar) için biçtiği fiyatı Istanbuldakilerle mukayese edince doğrusu ucuz buluyordum. Abdullah Cevdet ise bir meslektaş olarak benim üzerime yüklenen ağırlığı takdir ettiğini, kendisinin para almasa dahi sırf hakikat aşkı ile çalışacağını, 2000 değil 1500 hatta 1000 altının bile kifayet edeceğini söylüyordu. Her ne ise bu adam bütün davranışları ile üzerimde iyi bir tesir bırakıyor. (…) Bugün Türkiye ataşemiliteri Şükrü Paşa’yı gördüm. Genç ve kadın tabiatlı bir Paşazade, 28 yaşında, ama Harbiye Nazırının oğlu olduğu için mevkii yüksek, zengin ve tembel. Zannederim onun alakasını temin ettim, babasına yazacağına söz verdi. Abdullah Cevdet oğlu ağzından babasına mektubu hazırlayacak ve Şükrü Bey de onu temize çekerek babasına gönderecek. Aslı gürcü olan Yüzbaşı Vasfi Bey dün beni görmeye geldi. Vasfi, askeri tahsilini bir Prusya subayı olarak Kolonya’da (Almanya’nın “Köln” şehrinde olmalıdır: Kadir Çandarlıoğlu) yapmış. Nükteli konuşan bir adam, bana gülerek ‘arkadaş Cevdet Bey’in sus payı aldığını’ söyledi.”[28]

*

[28] dipnot ile ilgili… Herzl’in Türkçe’ye tercüme edilen hatıralarında A. Cevdet ile gerçekleştirilen görüşmenin geçtiği sayfalar…

***

Görüldüğü gibi Abdullah Cevdet Viyana’da, Israil Devleti’nin kurucu babası olarak kabul edilen Theodor Herzl ile buluşuyor ve ona Yahudilerin Filistin’e yerleşmelerini sağlamak adına Osmanlı idarecilerine verilecek rüşvetlere dair bir plan takdim ediyordu. Üstelik Yüzbaşı Vasfi’nin ifadesiyle “sus payı” alıyordu.

Dinler Tarihi Profesörü Hikmet Tanyu, “Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler” isimli eserinin birinci cildinde Sultan II. Abdülhamid Han’ı devirmek isteyen iç ve dış güçlere temas ederken; “Siyonist Başkanı Theodor Herzl’den rüşvet alan, onunla mason parolasıyla anlaştığı Herzl’in hatıralarıyla da sabit olan Abdullah Cevdet gibi birçok karışık insan ortak rolde idiler” demekte, aynı eserin ikinci cildinde ise şunları eklemekten kendini alamamaktadır;

“1913 (1903 olacak: Kadir Çandarlıoğlu) Mason ve siyonist Theodor Herzl’le iş birliği yapan ve onun hatıratında adı geçen Abdullah Cevdet, Içtihat dergisiyle ve “riyasız ve çıplak hakikat” düsturuyla, ilim ve hakikat namına (!) Islam dini ve milliyet düşmanlığına girişiyor.”[29]

Gerçekten de Dr. Abdullah Cevdet masondu ve “Ziyayı Şark Locası”na üye idi.[30]

A. Cevdet Theodor Herzl’in 15 Şubat 1903 günü kendisi için imzaladığı bir fotoğrafını Cumhuriyet döneminde çıkardığı Içtihad dergisinin 300. sayısının kapağına taşır ve görüştüğünü itiraf eder.

*

Herzl’in bir esere, fotoğrafa yoksa bir karta mı yazıldığı belli olmayan imzalı bir takdimi:

“Meinem Freunde Abdullah Djevdet Bey zur Erinnerung Th. Herzl, 15.2.1903″… (Arkadaşım Abdullah Cevdet Bey anısına)

***

Osmanlı Arşivi’nde Abdullah Cevdet’in ingilizlerle olan ilişkisine dair bir hayli ilginç belgeler göze çarpıyor. Herzl ile yaptığı görüşmeden sadece 3 ay sonra 28 Mayıs 1903 tarihli bir belgede onun Londra’ya geçtiği kaydedilmiştir. Belgede; “Abdullah Cevdet’in Londra seyahatinin amacının bir Ingiliz kadınıyla evlenebilme imkanını denemek olduğu…” yazmaktadır. Aynı seneye ait bir başka belgede ise; “Viyana Sefaret-i Seniyyesi Tabibi Abdullah Cevdet Bey’in izinsiz olarak Paris ve oradan Londra’ya gittiği Paris ve Londra sefaretleri işaratından anlaşıldığından ve kendisinin bir Ingiliz kadını ile izdivac edeceğinden bahsile lede’l-arz memuriyyette ibkası mukteza-yı irade-i seniyyeden olduğu” belirtilmektedir.[31]

Şu tuhaflığa bakın ki, bir başka Sultan II. Abdülhamid Han düşmanı Ali Suavi de bir Ingiliz kadınına alaka göstermiş, hatta onunla evlenmişti.[32] Tesadüfün de böylesi!

Peki Ingiliz ajanı ve Vatan haini idiyse neden idam edilmedi? Bu sualin cevabını ateist Aziz Nesin şöyle veriyor:

“Devrimler konusunda Atatürk’e esin kaynağı olduğu düşüncesinde ben Şerif Mardin’e katılıyorum. Öyle sanırım, hatta inanırım ki, M. Kemal’in Abdullah Cevdet’i yurt haini ilan etmemesinin, O’nu özgür bırakmasının bir nedeni budur.”[33]

Yani Aziz Nesin’in kanaatine göre ingiliz ajanlığı yapan Abdullah Cevdet’in “Vatan haini” ilan edilmemesinin sebebi, inkılapçı M. Kemal’in ilham kaynağı olmasındandı. Aziz Nesin buradaki sözlerini başka bir yazısında biraz daha açar:

“Atatürk’ün Devrimleri’ denilen, karışımlı (müdahaleli) toplumsal değişimlerin birçoğunun temelinde Abdullah Cevdet’in ileri sürdüğü yenilik düşünceleri vardır. Ama bunu kimse açıklamamış, sonradan başkaları da araştırmamıştır bu konuyu ne yazık ki… (…) Abdullah Cevdet, Türkiye’de bir, hatta iki aydın kuşağının yetişmesine çalışmış bir hocadır. Cumhuriyetin kurucuları, hiç değilse benimseyicileri ve savunucuları onun öğrencileridir. (…) Çağdaşlaşmamıza engel olarak Islamlığı görüyor, ama toplumsal baskı yüzünden açıkça açıklayamadığı için de tanrısızlığı, dinsizliği savunan kitapları, yazıları çeviriyordu.”[34]

Aziz Nesin kısaca şunu demek istiyor; Vatan haini de olsanız, ingiliz ajanlığı da yapsanız mühim değil… Yeter ki Islam düşmanlığı yapın… Zaten M. Kemal de sırf bu yüzden onu vatan haini ilan etmemişti.

*

*

Ingiliz Muhibbi Dr. Abdullah Cevdet’in Islam Düşmanlığı

*

*

Dr. Bahar Arslan dönemin radikal batıcıları arasında Abdullah Cevdet’in yerini şöyle tespit eder:

“II. Meşrutiyet döneminde radikal batılılaşma yanlısı düşünürlerden bir diğeri, Abdullah Cevdet‘tir. Ittihat ve Terakki’nin kurucu önder kadrosu içinde de yer alan Arapkirli Abdullah Cevdet, hem bir siyasal aktör hem de bir düşünür (taklitçi: Kadir Çandarlıoğlu) olarak pozitivist değerlerin geç dönem Osmanlı eğitim sistemine ve fikir dünyasına tanıtılmasında öncü bir rol oynamıştır. (…) Abdullah Cevdet’in bu düşüncelerle şekillendirdiği ve gerek II. Meşrutiyet gerekse Cumhuriyet dönemine içerdiği yazılar ve görüşlerle büyük bir etki yaptığı bilinen Içtihad Dergisi‘nin yazı kadrosunda Celal Nuri, Mehmet Zeki, Rıza Tevfik, Cenap Sahabettin, Kılıçzade Hakkı, Abdülhak Hamit, Yusuf Ziya, Süleyman Nazif, Parvus Efendi, Haydar Rifat, Mithat Cemal gibi dönemin fikir adamları yer almaktaydı.”[35]

Prof. Dr. Halil Inalcık ile Günsel Renda’nın yayına hazırladıkları “Osmanlı Uygarlığı” adlı kitapta Abdullah Cevdet’ten “ateist” olarak bahsedilmekte ve dini-milli değerleri reddettiği şöyle ifade edilmektedir:

“Meşrutiyet sonrası akımlar arasında dini ve milli değerleri reddederek, hümanist, pozitivist bir görüşle Batı medeniyetini benimseyenler de zikredilmelidir. Bunlar arasında Abdullah Cevdet, Baha Tevfik, Tevfik Fikret gibi isimler sayılabilir.”[36]

Abdullah Cevdet yakın arkadaşı Ishak Sükuti’ye yazdığı 21 Aralık 1897 tarihli mektubunda Alfieri’nin kitabındaki Islamiyet eleştirilerini aynen çevirememekten dert yanar:

“Alfieri’nin De la Tyrannie unvanlı eser-i meşhurunu tercüme etdim. 3-4 aydan beri uğraşıyorum. Dün tercüme reside-i hadd-i hitam oldu. Bakalım nasıl basılacak. Cemiyet kendi hesabına basdırmak içün imlasının bazı Muhammediyete dokunan yerlerinin ta’dil ve tayyını (değiştirip çıkarılmasını) isteyecekdir. Buna benim gönlüm razı olmaz. Bunun içün reyin (fikrin) nedir?….”[37]

Sosyolog Prof. Niyazi Berkes’in aşağıdaki ifadelerinden onun Islam aleyhinde daha başka eserler de neşrettiği anlaşılmaktadır:

“Hollandalı oryantalist Dozy’nin Islam tarihi adlı eserini çevirerek yayımladı. Bu olay, dinciler arasında büyük bir köpürüşe yol açtı; hükümetin bu kitabı toplatması zorunlu oldu; basında uzun süren bir Doktor Dozy tartışması başladı. Abdullah Cevdet daha da aşırı bir öneride bulunarak Şeyhülislamlık’ın, Italyan Islam tarihçisi (aslında düşmanı: Kadir Çandarlıoğlu) Leone Caetani’nin Annali dell’Islam adlı Katolik Hıristiyan gözüyle yazıldığı bilinen büyük eserini çevirtmesini istedi.”[38]

*

Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’in tercüme ettiği dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli bu kitap M. Kemal Atatürk’ün talimatıyla “Milli Eğitim Bakanlığı” tarafından “Aklı Selim” adıyla “Devlet Matbaası”nda basıldı…

Aklı Selim’in 1928’de Arap harfleriyle yapılan ilk basımının, M. Kemal’e sunulan nüshasının ithaf sayfası: “En büyük acizden en büyük iktidara. 29/12/1928 Dr. Abdullah Cevdet”. Kitabın orijinali Çankaya Kitaplığında, 146 numarayla kayıtlı bulunmaktadır...

***

Şeyhülislamlık’a Islam aleyhine yazıldığı bilinen bir eseri çevirtmesini teklif eden halet-i ruhiyeyi sadece “Islam düşmanlığı” ile izah etmek güçtür. Bunlar narsistik kişilik bozukluğu belirtileridir. Nitekim Ord. Prof. Hilmi Ziya Ülken onun hakkında; “Umumi kanaate aykırı düşünceden hoşlanırdı. Orijinal olma merakı ile paradoksa kadar gitmesi bazı fikirlerini aşırı bir şekilde ifade ederken düştüğü çelişmeler, şiddetli tepkilere sebep olmuştur” dedikten sonra babası Dr. Ziya Bey’in Abdullah Cevdet ile olan bir hatırasını nakleder. Yukarıda koyduğumuz teşhisin ne kadar yerinde olduğunu gösteren bu hatıra şöyledir:

“Ittihat ve Terakkiyi kuranların sınıfından olan babam Dr. Ziya, 1896’da Londra’da tahsil ederken A.Cevdet oraya gelmiş, omnibusla gezdikleri sırada babam büyük binaları tanıtmaya çalışırken, birdenbire ‘Şimdi ne düşünüyorum biliyor musun? Elimde bir bomba olsa da şu koca şehri havaya uçursam’ demiş. Hangi nefret ve hayranlığın kompleksi onu böyle garip şekilde ifadeye götürmüştür?”[39]

Abdullah Cevdet’in Batılı “teorilere” olan teslimiyetinin derecesini göstermesi bakımından Içtihad’da yazdığı şu satırlar dikkat çekicidir: “Darvin nazariyesinin (“nazariye” adı üstünde “teori” : Kadir Çandarlıoğlu) okutulmasını küfür sayan bir ülke hala Ortaçağlarda yaşıyor demektir. Böyle bir ülkenin 20. yüzyıl dünyasında yaşama hakkı yoktur. Sarıklı, sarıksız, ezilmek istemeyen her kafa artık bunu anlamalıdır.”[40]

Prof. Şerif Mardin, “Le Bon’un teorilerinin, gerçekte, biyolojiden çok bizzat Le Bon’un muhayyilesine (hayal gücüne) dayandığını -kendi devrindeki birçok kimseler gibi- Abdullah Cevdet keşfedememişti” dedikten sonra bu “bilimsel saf”lığın sebeplerini kitabında zikreder.[41]

Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya; “Garpçı” (Batıcı) terimle adlandırılmış olan fikir cereyanı mensuplarının en fazla “Içtihat” dergisinden umumi efkara hitap ettiklerini belirtir ve ekler:

“Cereyanın mensupları arasında Içtihat Başyazarı Dr. Abdullah Cevdet, Celal Nuri, Kılıçzade Hakkı bilhassa zikredilebilir.”[42]

“Cumhuriyet Dönemi Aydınlarının Islam’a Bakışı”nı inceleyen Akademisyen Ilahiyatçı Ahmet Ishak Demir 2004 senesinde neşredilen çok kıymetli eserinde bu kadronun din hakkındaki görüşlerini kendi eserlerinden yaptığı alıntılarla ortaya koyar.

Celal Nuri ve Abdullah Cevdet’e göre Dinler;insanların uydurması”dır.[43]

“Azadamard” adlı bir ermeni gazetesine verdiği mülakatta, “düşündüğüm gibi serbest yazamıyorum” diye yakınan Kılıçzade Hakkı, araştırmalarının kendisinde hasıl ettiği kanaati şöyle açıklar (Sadeleştiriyorum) :

“Mitoloji devirlerinden dinsizliğin resmen mevzubahis olduğu tarihe kadar tesis ve teşkil edilmiş bütün dinler ve mezhepler siyasi menfaat elde etmeye yöneliktir.”[44]

Daha nasıl “serbest” yazmak istiyordu acaba?

*

Kılıçzade Hakkı’nın [44] no’lu dipnotta temas edilen yazısı…

***

Burada bütün dinleri red ve Peygamberlere hakaret ettiği hiçbir itiraza mahal bırakmayacak şekilde ortadadır.

Gustav Le Bon’dan naklen Celal Nuri’nin “Hatemü’l-Enbiya” kitabında şu heyezana yer verilir: “Hiç şüphesiz mabudları (ilahları) yaratan insandır, fakat bunlar yaratılır yaratılmaz insanları taht-ı tabiiyetlerine alırlar.”[45]

Bu fesat kadrosunun yazılarında Islam’ın Peygamber tarafından kurulduğu yani ilahi olmadığı vurgulanır.

Mesela Celal Nuri şöyle der; “Islamiyet, devlet ve şeriat esaslarını içerdiği haliyle tek bir insanın eseridir ve onun ismi Muhammed b. Abdulllah b. Abdülmuttalib’dir.”[46]

A. Cevdet’e göre de Islam, Allah’ın değil; Peygamberin kurduğu bir dindir.[47]

Kılıçzade Hakkı, sistemini kurmadaki başarısında Peygamberin şahsi kabiliyetlerinden ziyade zaman ve çevrenin tesiri olduğunu söyler.[48]

A.Cevdet Batı’nın “her şeyinin” olduğu gibi alınması gerektiğine inanır: “Bir ikinci medeniyet yoktur; medeniyet Avrupa medeniyetidir, bunu gülü ile dikeni ile isticnas etmek mecburidir.”[49]

Bu konuda Abdullah Cevdet’ten daha “ılımlı” olduğu söylenen Celal Nuri’nin şu sözleri ise aslında gayet açıktır:

“Nevi itibariyle bu Inkılap ‘kısmi’ değil, ‘külli’dir. Yani yalnız bazı Asya hususiyetlerini bırakmak suretile Batı medeniyetine geçmiyoruz. Programımız bila kaydu şart (kayıtsız şartsız) o medeniyete iştirak etmektir.”[50]

*

Celal Nuri’nin [50] no’lu dipnotta bahsi edilen kitabının kapağı ve ilgili sayfası…

***

Dr. Hasan Gümüşoğlu’nun “Modernizm’in Inanç Hayatına Etkileri ve Jön Türklük” isimli eserinde A. Cevdet’in faaliyetleri ve neticeleri hakkında şu yorumda bulunulur:

“Islam düşmanlığının neticelerine dair Abdullah Cevdet’in çok açık olarak gördüğümüz Islami değerlere karşı şüphe uyandıran ve hafife alan anlayışın, zaman zaman tekrarlandığını dikkate aldığımızda Jön Türk hareketinin, müslüman toplumunun inançlarının bozulmasında öncü rolünü oynadığını söyleyebiliriz.”[51]

*

*

Ingiliz Muhibbi ve Islam Düşmanı Dr. Abdullah Cevdet ve fesat kadrosunun Atatürk Inkılaplarına Etkisi…

*

*

Bu konuda evvela Prof. Dr. Halil Inalcık’ın fikrini alalım:

“Şu açık bir gerçektir ki, Batıcı laik okullarda yetişen M. Kemal ve onunla beraber yürüyen aydın subaylar, bu dönemde tartışılan fikirleri hayata geçirmek için, ihtilalin ön safında yer almışlardır. Bu dönemde, Batı’nın pozitif ilimleriyle ve pozitivizmle tanışan tıbbiyeli bir aydınlar grubu, aşırı bir Batılılaşma akımını bir fikir hareketi olarak gündeme getirmişlerdir. Tıbbiye gibi öteki laik ve Batıcı birer irfan (!) merkezi olan askeri okullar, değişim, ihtilal isteyen yeni bir kuşak yetiştirmiştir. Bu kuşağın bir temsilcisi olan Atatürk, birçok fikrini bu kaynaktan almış ve onları uygulama alanına koymaya çalışmıştır. Bu aydınlanma çağının (!) önde gelen ismi Dr. Abdullah Cevdet’ti. Garpçılar adını alan grupta, Kılıçzade Hakkı gibi ileri gidenler ve Celal Nuri gibi daha ziyade Avrupa emperyalizmini hedef alan ılımlı bir grup ortaya çıktı. Kuşkusuz, Garpçılık hareketi, Atatürkçülük ve bugünkü gelişmeleri anlamak bakımından son derece önemlidir. (…) Garpçılara göre, bu dünya öteki dünyadan daha önemlidir. Bu dünya, öteki dünyaya hazırlık için bir geçit değildir. 1908’den önce Abdülhamid döneminde, Il. Meşrutiyet (1908) ve Balkan Savaşı’ndan (1912) sonra ve nihayet 1923’te Cumhuriyet’in ilanını izleyen dönemde, Islam ve çağdaşlaşma hakkında gittikçe daha aşırı fikir akımları ve ayrılıklar ortaya çıkmıştır. Ittihad ve Terakki Hükümeti, dine karşı aşırı görüşleri dolayısıyla I. Dünya Savaşı sırasında Garpçılar’ın yayın organı olan Içtihad’ı kapattı. 1918-1922 arasında Garpçılar’ın etkisi çok sınırlı kaldı. Ulema, Garpçılar’ın Hz. Peygamber’i ve Islamiyet’i hedef alan düşüncelerine karşı şiddetli bir tepki göstermekteydi. Öyle ki, Mekke Şerifı Hüseyin, isyan hareketini haklı göstermek için Içtihad dergisinin Islam’a karşı tutumunu ileri sürecektir. Onlara göre din, bireyin bir vicdan işidir. Ş. Hanioğlu’na göre, Garpçılar’ın fikir ve tasarıları, Atatürk’ün din ve toplum üzerindeki Cumhuriyet dönemi siyasetine yön vermiştir. Garpçılar’ın aşırı kanadında bulunan Kılıçzade Hakkı’nın “Garplılaşma Planı: Atatürk tarafından TBMM’den geçirilen (Hangi TBMM? “dayatılan”: Kadir Çandarlıoğlu) kanunlarla Cumhuriyet’e mal edilmiştir (Kılıçzade’nin kendisi TBMM’nin bir üyesiydi). Kılıçzade, Atatürk’ten önce Latin alfabesinin alınmasını, kılık-kıyafette Batılı insan gibi giyinilmesini, fes yerine şapkanın kabulünü, tesettürün bırakılmasını, medreselerin kaldırılmasını önermiştir. Aşırı Garpçı fıkirlerin organı olan Içtihad dergisi, 1932’de Hüseyin Cahid’in (Abdullah Cevdet olacak: Kadir Çandarlıoğlu) ölümü ile kesin olarak kapanmıştır.”[52]

Prof. Halil Inalcık’tan yaptığımız iktibas sadece meselenin genel çerçevesi hakkında bir fikir vermekten ibarettir. Şayet tafsilatına girecek olursak birçok hatalı bilgiler ihtiva ettiğini söyleyebiliriz. Mesela “pozitivizmle tanışan tıbbiyeli bir aydınlar grubu aşırı bir Batılılaşma akımını bir fikir hareketi olarak gündeme getirmişlerdir” denilmektedir. Halbuki sosyal ilimler, “Mülkiye ve Hukuk mektepleri” kanalıyla Osmanlı’ya girmiştir. Ittihat ve Terakki’nin kuruluşunda ise daha ziyade “Tıbbiyeli” Ibrahim Temo’nun yazdıkları esas alınır. Oysa “Mülkiyeli” Ali Münif onu; “bütün mesaiyi Tıbbiyelere inhisar ettirerek Mülkiye ve Harbiyelilerin faaliyetlerinden bahsetmemek” ile itham ediyordu.[53] Prof. Inalcık, Abdullah Cevdet için “aydınlanma çağının önde gelen ismi” der, halbuki “taklit çağının” önde gelen ismi olmalıydı. Zira bir fikir üretmiyor, doğrudan batıdan alıyordu. Ayrıca “Garpçılar’ın fikir ve tasarıları” demek yerine; “Batı’dan kopyaladıkları fikirler” denilmesi daha isabetli bir yorum olurdu… Yani yaptığımız alıntılarda bu kabilden hatalar mevcuttur fakat biz “genel çerçeveyi” vermek istediğimizden dolayı bunların üzerinde durmuyoruz.

“Türk Islam Kültürüne Dair” adlı kitabında ABD’li Frank W. Creel’in “Abdullah Cevdet: A Father of Kemalism” yani “Abdullah Cevdet: Kemalizmin Babası” başlıklı makalesine atıfta bulunan Prof. Dr. Ercüment Kuran söz konusu çalışmada varılan neticeyi şöyle aktarır:

“Atatürkçülük konusunu inceleyen Amerikalı Frank W. Creel, Abdullah Cevdet’in Ulu Önder (Atatürk!) üzerindeki tesirlerini belirtir ve şu hükme varır: ‘Bizim Atatürk’ün söyledikleri ve yaptıklarıyla Cevdet’in yazdıklarını karşılaştırmamıza dayanarak hiç olmazsa şimdilik, birçok bakımdan Atatürk’e en fazla tesir edenler arasında Cevdet’in bulunduğu sonucuna varılabilir.”[54]

Eğitim Bilimci Prof. Dr. Mustafa Gündüz, “Osmanlı Mirası Cumhuriyet’in Inşası / Modernleşme, Eğitim, Kültür ve Aydınlar”, isimli eserinde M. Kemal’in çıkarttığı “Tevhid-i Tedrisat” kanununun arkasında da Abdullah Cevdet’in olduğunu ifade eder: “Abdullah Cevdet de radikal seküler düşüncelere sahiptir. Eğitimde Tevhid-i tedrisatın ilk savunucularındandır. (…) Farklı modernleşme fikirleriyle M. Kemal’i etkilemiştir.”[55]

Prof. Şerif Mardin laiklik ilkesinin benimsenmesinde de Abdullah Cevdet’in etkisinden bahseder:

“Gene laikleşme politikasının ilk sağlam temellerini Içtihad’da (ve daha önce imzasız olarak Osmanlı’da çıkan yazılarda) görmek mümkündür. Genel olarak, Jön Türk dergilerinden farklı olarak Içtihad’da Atatürk devrimlerinin öncülüğünü yaptığı sayılan birçok tema’ya rastlanır. (…) Dikkate değer bir nokta, Dr. Abdullah Cevdet’in bütün “materyalizm”ine rağmen “maneviyatın beslenmesi”ne temel bir değer vermiş olmasıdır. Fakat tıpkı Atatürk’te olduğu gibi bu besleyici unsurlar dinin dışında aranmaktadır.”[56]

Bernard Lewis’ten de bir nakil;

“Abdullah Cevdet 1911’de ‘medeniyet Avrupa medeniyetidir’ diye yazmıştı. M. Kemal tamamen aynı kanıdaydı.”[57]

Ittihat Terakki Cemiyeti’nin kurucularından Ibrahim Temo, Abdullah Cevdet ile kendisinin ileri sürdüğü tezlerin pek çoğunun daha sonra “rehakâr bir otoriter kuvvet” olarak tanımladığı M. Kemal tarafından gerçekleştirildiğini, belirtmektedir.[58]

Prof. Dr. M. Şükrü Hanioğlu’na göre de A.Cevdet’in ideali M. Kemal tarafından gerçekleştirilmiştir:

“Dinin arka plana geçtiği bir Türk toplumu düşüncesi Abdullah Cevdet’in ‘utopia’sının önemli parçalarından birisidir. ‘Batılılaşma’ tezleriyle birlikte bu ‘utopia’ 1923 sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi ideolojisi ile büyük bir benzerlik göstermektedir.”[59]

Nitekim Ingiliz muhibbi ve Islam düşmanı Dr. A. Cevdet çıkardığı Içtihad dergisinin CHP ile “kardaş ve emeldaş” olduğunu söyleyerek bu gerçeği kabul eder:

“…Şimdiye kadar hiçbir fırka-i siyasiyeye (siyasi partiye) mâlolmamış olduğumu söylemekde haklısın. Prensibleri itibarıyla olsun kendisine mâlolabileceğim herhangi bir fırka şimdiye kadar gördün mü? Bizim müdir fikirlerimiz işte meydandadır… Işte başı büyük meşalemiz olan Halk fırkasının umdeleri (CHP’nin ilkeleri) işte ‘Içtihad’ın müdir fikirleri! Bunların ne kadar kardaş ve emeldaş oldukları meydanda. Içtihad ve sahibi ve Halk fırkası yekdiğerlerinin malı olmaları bir netice-i tabiiye ve mantıkiye değil mi?.. Halk Fırkası (CHP) hükümeti lâakal (en az) otuz seneden beri geceli gündüzlü gördüğümüz tatlı rüyaların çoğunu aynıyla vaki’ kılan tek hükümetdir…”[60]

Bu bahiste son olarak kemalist tarihçi Prof. Dr. Şerafettin Turan’ın yorumuna yer verelim:

“Atatürk’ün Abdullah Cevdet’ten özellikle laiklik anlayışı yönünden etkilendiği söylenebilir. Büyük ölçüde bir hoşgörünün egemen olduğu Osmanlı dünyasında din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasının gerektiği ilk önce Jön Türkler tarafından dile getirilmişti. Olguculuk (pozitivizm) akımının Türkiye’ye girmesine öncülük eden Ahmet Rıza, hoşgörünün yeterli olmadığını belirterek devletin yaşaması ve güçlenmesi için tam anlamıyla laik bir eğitimi (une solide instruction laique) zorunlu görüyordu. Dr. Abdullah Cevdet ise şeriat düzeni yerine laik bir düzenin alınmasını savunmakta laiklik kavramına tam içeriğini veren kişi olmuştu. Ona göre Islamiyet siyasal alana, devlet yönetimine karışmamalı ve düşünmeyi sağlamak için de içtihat kapılarını açmalı idi. Bu nedenle adını Içtihat koyduğu dergisinde 1912’de yayımladığı “Pek Uyanık Bir Uyku” başlıklı yazıda (sayı 89, 1912) geleceğin laik Türkiyesinin bir panoramasını çizmeye çalışmıştı: Medrese ve tekkelerin kapatıldığı, fesin kaldırıldığı, edebiyat ve fen kurumlarının çoğaldığı, bütün yasaların toplumun gereksinmelerine göre yeniden düzenlendiği ve çok evliliğe son verilerek tek kadınla evlenmenin zorunlu kılındığı bir Türkiye! Abdullah Cevdet’in düşlediği bu ülke kuşkusuz, Atatürk’ün gerçekleştirmeye çalıştığı Yeni Türkiye idi.[61]

Görüldüğü üzere Prof. Turan, geleceğin laik Türkiyesinin bir panoraması olduğunu söylediği “Pek Uyanık Bir Uyku” başlıklı yazının A. Cevdet’e ait olduğunu ifade ediyor.

Prof. Hanioğlu ise bu meseleye şöyle bir yorum getiriyor: “Gerçi elimizde Abdullah Cevdet’e atfedilen, ancak kuşkusuz onun da aynı görüşleri paylaşmasına karşılık Kılıçzade Hakkı Bey tarafından gerçekleştirilen ve Atatürk devrimleri adını verdiğimiz değişimlerin büyük çoğunluğunu içeren bir plan dahi bulunmaktadır ve bu plan oldukça radikal tedbirlere değinmektedir.[62]

*

[62] no’lu dipnotta bahsi edilen ve 1912’de Içtihad dergisinde “Timsal-i Emel” müstearıyla neşredilen “Pek Uyanık Bir Uyku” başlıklı yazı…

Öne çıkan maddeler:

Fes atılacak (madde 3), Tekke ve Zaviyeler kapatılacak (madde 6), “…medreseler ilga edilecek yerine “College de France” tertibinde bir “Ulum-u Edebiye Medresesi” yapılacağı gibi Fatih Medresesi yerine ise “Ecole Polytecnic” tarzında diğer bir Medrese-i Âliye vücuda getirilecektir.” Sarık ve cübbe halka yasaklanıp yalnız alimlere serbest olacak. (madde 7), hutbeler Türkçe okunacak (madde 12) vs… Bu listeye A.Cevdet’in Latin harfleri ve laik kanunların getirilmesi gibi teklifleri ilave edilebilir…

***

M. Kemal Nutuk’ta, Cumhuriyet’in ilanından aylar önce 16/17 Ocak 1923’te Istanbul’dan gelen gazetecilerle Izmit’te yaptığı bir mülakatta isim vermeden “gazeteci muhatabı”nın kendisine “hükümetin dini olacak mı?” diye sorduğunu ve fakat o sırada henüz şartlar oluşmadığı için serbest konuşmanın mahsurlu olacağı düşüncesiyle “hükümetin dini olamaz” diyemeyip meseleyi kapatmak istediğini anlatır. Işte o suali soran gazeteci, Celal Nuri Ileri’ye ait “Ileri” gazetesinin muhabiri olarak orada bulunan Kılıçzade Hakkı idi. Celal Nuri’nin kardeşi Suphi Nuri ise o sırada içilmesi kanunen yasak olan alkolün serbest bırkalıp bırakılmayacağını öğrenmek istemişti.[63] Tam bir fesat kadrosu…

Işte M. Kemal’in etrafındaki heriflerin neredeyse tamamı böyle din düşmanıydı. Mesele bununla da bitmedi… Tam da “Devlet’in dini Islam’dır” ibaresinin Anayasa’dan çıkarıldığı 1928 senesinde (takriben 2 ay sonra) Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu tarafından “Atatürk bizden reform bekliyor” denilerek Ilahiyat Fakültesi profesörlerinin önüne konulan “Dini Islah Beyannamesi”nin basında çıkıp da bir hayli tepkilere sebep olduğu sırada Hindistan’daki bir ingiliz casusunun “Islam Cemiyeti Başkanı” sıfatıyla Dr. Abdullah Cevdet’in “Içtihad Evi”ne geldiği ve “Dini reform” hakkında görüşme yaptığı tespit edilmiştir.

Basına Ilahiyat Fakültesi profesörlerine ait bir proje olarak lanse edilen “1928 Dini Islah Beyannamesi”nin öne çıkan maddelerine göre tıpkı kiliselerde olduğu gibi camilere sıralar konulacak, ayakkabılarla girilecek ve ibadet dili (Namaz, Ezan, Hutbenin tamamı vs.) Türkçe olacaktır.[64]

Profesörlerden Şerafeddin Yaltkaya hadisenin aslını Osman Ergin’e şöyle anlatmış:

— Terbiye Müderrisi Ismail Hakkı (Baltacıoğlu), müderrisler toplantısında bir kaç kere Atatürk bizden bir şeyler bekliyor hatta istiyor diyor ve beklenen şeyi de kısmen anlatıyordu. Bunları son bir defa daha bahis mevzuu ettiği zaman,
— Pekala! Önce bir komisyon bu meseleleri bir rapor halinde tespit etsin de onun üzerinde konuşalım denildi. Bir kaç gün sonra yine toplandığımız zaman elimize hazırlanmış olan raporun birer sureti verildi. Münderecatına muttali olunca bilhassa namazın şeklinin değiştirilmek istendiğini gördüm.”[65]

*

[64] no’lu dipnotta zikri geçen “1928 Dini Islah Beyannamesi (Layihası) basına böyle aksetmişti: “Ilahiyat Fakültesi’nde Hazırlanan Layiha Etrafında…”

***

Beyannameyi kaleme alan Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu kendi projesi ile ingiliz casusu ve A. Cevdet’in üzerinde çalıştıkları projenin iki ayrı proje olduğunu ve fakat “birbirine benzediğini” kabul eder:

“Bizim anket yaptığımız günlerde Hindistan’daki Islam Cemiyeti’nin başkanı Istanbul’a geliyor. Dr. Abdullah Cevdet ile Cağaloğlu’ndaki Ictihat Evinde buluşuyorlar. Dini reforma konusu üzerinde görüşüyorlar. Bu görüşme gazetelere aksediyor. Onların reforma konusu ile bizim reforma konusu birbirine benziyor. Yapılan incelemede bu Hindistanlı adamın Ingiliz casusu olduğu anlaşılıyor. Öyle sanıyorum ki yapılan araştırmalar anket konusundaki benzerliğin bir tesadüften başka bir şey olmadığını kesin olarak ortaya koymuştur.”[66]

“mu acaba?” diye sormak ve yeniden araştırmak gerekir. Birbirine benzeyen iki projenin aynı sene ve hatta aynı günlerde farklı yerlerde basına aksetmesi bunun bir “tesadüf” olamayacağını gösterir. Söz konusu beyannamenin hakikaten Baltacıoğlu’na ait olduğu şüphelidir. Yoksa bu proje ona da mı bir Ingiliz casusu veya resmi makamlar vasıtasıyla ulaştırılmıştır? Her ne kadar o bundan bir sene evvel benzer bir projeden bahsetmişse de, bu, hasıl olan şüpheyi izaleye kafi gelmez… Araştırılmalıdır.

Öyle olmasa bile tam da “Devlet’in dini Islam’dır” ibaresinin Anayasa’dan çıkarıldığı bir hengamda basına yansıması, Ingilizlerin projesiyle benzerlik göstermesi ve 1932’de M. Kemal tarafından kısmen hayata geçirilmiş olması, üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken bir konudur.

Netice olarak mason Dr. Abdullah Cevdet hem Ingiliz ajanıydı, hem siyonistlerle ilişkisi vardı ve hem de Türkiye’de Islam’ı yıkmak adına yapılması gereken inkılapları sahibi olduğu ve ilk 9 sayısını Isviçre’nin Cenevre kentinde çıkardığı “Içtihad Dergisi”nde ilan ediyordu.

Inkılapları M. Kemal düşünüp bulmuş değildi… Önüne konulmuştu. Son tahlilde “Atatürk Inkılabı” olarak bilinen hareket ayrılıkçı Kürt milliyetçilerine prim kazandırıp Kürt vatandaşlarımızı devlete düşman etmiş, halkı dar ağacında sallandırmış, Turancılara eziyet etmiş, Alevilere baskı uygulamış ve toplumu kamplaştırıp bölmüş, koskoca bir Millet’in Tarih, Din ve Kültürü ile bağlarını koparıp atmış ve yerine ise ingiliz ve siyonizm muhibbi Dr. Abdullah Cevdet ve fesat kadrosunun Batı’nın ikinci derecede düşünürlerinin görüşlerinden alıp oluşturdukları bir düzen koymuştur. Zorla, baskıyla, dayatmayla…

Ameliyat masasında küçük bir organ nakli için bile “doku ve kan uyumu” şart iken, Lozan masasına yatırılan bu koca Millet’e “Kültür nakli” yapan kemalist devrimbazlar “ruh uyumunu” hiç dikkate almadılar.

Netice;

Komplikasyon ve koma!

Milli ve yerli ruh üfürülsün ki uyansın!

Yeter artık uyuduğu…

Şafak söküyor!

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Bahar Arslan, II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e: Iki Devrim; Iki Süreç: Tarihsel, Ideolojik ve Olgusal Bir Karşılaştırma, Islık Yayınları, Istanbul 2016, sayfa 151-152, 178-179.

[2] Mustafa Öztürk, Cumhuriyet Türkiyesi’nde Meal ve Tefsir’in Serencamı, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2013, sayfa 7-9.

[3] Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908, Iletişim Yayınları, 5. Baskı, Istanbul 1994, sayfa 22-23.

[4] Ali Birinci, Tarih Uğrunda / Matbuat Aleminde Birkaç Adım, Dergah Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2017, sayfa 70.

[5] Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yayınları, 3. Baskı, Istanbul 1992, sayfa 207.

[6] Ilhami Günay, Başlangıcından Bugüne Kur’an’ın Türkçe Tefsir ve Tercümesi, Ensar Neşriyat, Istanbul 2016, sayfa 456.

[7] Şerif Mardin, Türk Modernleşmesi, Iletişim Yayınları, Istanbul 1991, sayfa 99-100.

[8] M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 233.

[9] Aclan Sayılgan, Türkiye’de Sol Hareketler, Doğu Kütüphanesi, 5. Baskı, Istanbul 2009, sayfa 29, dipnot 40.

[10] Cengiz Dönmez, Ingiliz Muhipler Cemiyeti, Atatürk Araştırma Merkezi, 2. Baskı, Ankara 2008, sayfa 78, 85.

[11] Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Arşivi, 39-14192’den nakleden; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 296, 303-305.

[12] Cumhuriyet Gazetesi, 28 Temmuz 1927.

Manda için kendisine yöneltilen bir soruya Abdullah Cevdet şu cevabı veriyordu: “…Biz intihab (seçim yapma) değil, kabul mevki’indeyiz ve benim ümidim Ingiliz yardımına ma’tufdur…” Bakınız; “Doktor Abdullah Cevdet Bey’le Mülakat”, Peyam, 25 Teşrinisânî 1919-1 Rebiy’ülevvel 1338, sayfa 2’den nakleden; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 296.

[13] Bu ideoloji, “Biricik kurtuluş yolu olarak Anadolu’da Ingiliz manda ve himayesinin gerekliliğini savunmak ve bunu gerçekleştirmeye çalışmak” olarak belirlenmiştir. Bakınız; Cengiz Dönmez, Ingiliz Muhipler Cemiyeti, Atatürk Araştırma Merkezi, 2. Baskı, Ankara 2008, sayfa 85.

Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’in M. Kemal ile bir görüşmesi hakkında malumat için bakınız; Abdullah Cevdet, “Gazi’nin Köşkünde”, Içtihad, no. 194, 15 Kanun-i evvel 1925, sayfa 3813-3816.

[14] Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Remzi Kitabevi, 5. Baskı, Istanbul 2001, sayfa 75-76.

[15] Bezmi Nusret Kaygusuz, Bir Roman Gibi, Izmir 1955, sayfa 68’den nakleden; Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler – 3 (1830-1980), Tekin Yayınevi, Istanbul 1985, sayfa 263.

Yusuf Ziya Ortaç’a göre de Abdullah Cevdet “hasis”liği ile meşhurdu. Bakınız; Yusuf Ziya Ortaç, Bizim Yokuş, Istanbul 1966, sayfa 36 ve 39’dan nakleden; Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler – 3 (1830-1980), Tekin Yayınevi, Istanbul 1985, sayfa 264. Şair Eşref Bey’in A. Cevdet’i “zengin dilenci” diyerek tenkid ettiği 30 Haziran 1905 tarihli mektubundan: “Paris’e giderken ağladı, sızladı ‘bir param yoktur’ dedi, beni aldattı. Şimdi katiyyen tahkik ettim ki bankada yirmi beş bin frangı vardır. Bunun vâkıf-ı sadıkı, şahidi âdil-i olanların en birincisi Mithat Paşazade Ali Haydar Bey’dir.” Bakınız; Eşref / Bütün Eserleri, (Yayına Hazırlayanlar: Prof. Dr. Ömer Faruk Huyugüzel – Dr. Şerife Çağın), Dergah Yayınları, Istanbul 2006, sayfa 531. Ayrıca bakınız; Ahmed Bedevi Kuran, Inkılap Tarihimiz ve Jön Türkler, Tan Matbaası, Istanbul 1945, sayfa 214.

[16] Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler – 3 (1830-1980), Tekin Yayınevi, Istanbul 1985, sayfa 258.

[17] Falih Rıfkı Atay, Eski Saat, Akşam Matbaası, Istanbul 1933, sayfa 73.

[18] Prof. Dr. Halil Inalcık: “II. Meşrutiyet devrindeki bu fikir ve siyaset hareketleri üzerinde en iyi eser, Prof. Şükrü Hanioğlu’nun Jön Türklük ve Abdullah Cevdet üzerine, II. Meşrutiyet üzerine kitabıdır.”

Bakınız; Halil Inalcık Kitabı / Tarihçilerin Kutbu, (Söyleşi: Emine Çaykara), Iş Bankası Yayınları, 7. Baskı, Istanbul 2007, sayfa 292.

Ancak Türk Tarih Kurumu eski başkanlarından Prof. Dr. Ali Birinci de eserin kıymetini teslim ve takdir etmekle beraber maddi hata, yanlış yorum ve eksiklerine bir makaleyle dikkat çekmiştir. Bakınız;

Tarih ve Toplum Dergisi, sayı 40, Nisan 1987, sayfa 58-63. Ayrıca bakınız; Ali Birinci, Tarih Uğrunda / Matbuat Aleminde Birkaç Adım, Dergah Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2017, sayfa 68-86.

[19] [Abdullah Cevdet], “Ingiliz Efkârı”, Osmanlı, No. 8, 15 Mart 1898-24 Şevval 1315, sayfa 2’den nakleden; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 233.

[20] “Içtihad dergisindeki yazılar için bakınız; Kamran Ali Bedirhan, “Kürtler: Tarihi ve Içtimai Tedkikat”, Içtihad no: 130, 14 Teşrin-i Sani 1918; Kamran Ali Bedirhan, “Kürdistan’ın Hazain-i Tabiisi” Içtihad, no: 133, 5 Kanun-i Evvel 1918. Abdullah Cevdet ‘âdem-i merkeziyet’ konusuyla da teorik açıdan çok, etnik nedenlerle ilgileniyordu.” Bakınız; Suat Parlar, Türkler ve Kürtler / Ortadoğu’da Iktidar ve Isyan Gelenekleri, Bağdat Yayınları, Istanbul 2005, sayfa, 507-509. Hanioğlu konuyla ilgili şunları yazar: “Bahai örgütlerinin ise Abdullah Cevdet’in sıkı ilişkilerde bulunduğu Ingilizlerle bağlar içinde bulundukları görülmektedir.” Bakınız; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 301, dipnot 54.

[21] Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler – 3 (1830-1980), Tekin Yayınevi, Istanbul 1985, sayfa, 265.

[22] Cumhuriyet Gazetesi, 21 Haziran 1931.

[23] Peyami Safa, Türk Inkılabına Bakışlar, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2010, sayfa 20-21.

[24] Suat Parlar, Türkler ve Kürtler / Ortadoğu’da Iktidar ve Isyan Gelenekleri, Bağdat Yayınları, Istanbul 2005, sayfa, 512. Ayrıca bakınız; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 174.

[25] Ilber Ortaylı, Batılılaşma Yolunda, Merkez Kitaplar, Istanbul 2007, sayfa 212.

[26] The Complete Diaries of Theodor Herzl, cild 4, (Yayına Hazırlayan: Raphael Patai, Tercüme eden: Harry Zohn), Herzl Press and Thomas Yoseloff, New York ve Londra 1960, sayfa 1417-1419.

[27] Ümmügülsüm Şentürk, TDV Islam Ansiklopedisi, (Gözden Geçirilmiş 3. Baskı) EK cild 2, Ankara 2019, sayfa 97-98; https://islamansiklopedisi.org.tr/kutluay-yasar

[28] Yaşar Kutluay, Siyonizm ve Türkiye, Bilge Karınca Yayınları, 3. Baskı, Istanbul 2017, sayfa 291-293.

[29] Hikmet Tanyu, Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler, cild 1, Elips Kitap, Ankara 2005, sayfa 375-376 ve cild 2, sayfa 5.

[30] Ilhami Soysal, Dünyada ve Türkiye’de Masonluk ve Masonlar, Der Yayınları, Istanbul 1988, sayfa 274.

[31] Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi, HR.SYS. 1790/22. (M-28-05-1903) Ayrıca bakınız; Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi, BEO. 2082/156122. (H-06-03-1321)

[32] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, cild 8, Türk Tarih Kurumu, 6. Baskı, Ankara 2007, sayfa 500. (1. Baskı: 1962)

[33] Aziz Nesin, Çatalca, 22 Ağustos 1984 tarihli mektuptan nakleden; Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler – 3 (1830-1980), Tekin Yayınevi, Istanbul 1985, sayfa 268.

[34] Aziz Nesin, Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim, Nesin Yayınevi, Istanbul 2006, sayfa 3-6.

[35] Bahar Arslan, II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e: Iki Devrim; Iki Süreç: Tarihsel, Ideolojik ve Olgusal Bir Karşılaştırma, Islık Yayınları, Istanbul 2016, sayfa 156-158.

[36] M. Orhan Okay, “Osmanlı Devleti’nin Yenileşme Döneminde Türk Edebiyatı”, Osmanlı Uygarlığı, cild 2 içinde, (Yayına Hazırlayanlar: Halil Inalcık-Günsel Renda), Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 2004, sayfa 592, 594.

[37] M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Örgüt Olarak Osmanlı Ittihad ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük (1889-1902), Iletişim Yayınları, Istanbul 1985, sayfa 46-47, dipnot 153.

[38] Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, (Yayına Hazırlayan: Ahmet Kuyaş), Yapı Kredi Yayınları, 18. Baskı, Istanbul 2012, sayfa 441. Berkes’in burada bahsettiği eserin yasaklandığına dair Osmanlı Arşiv’inde bulunan bir belgede şunlar yazar:

“Hz. Peygamberin hayatı ile ile ilgili olarak Danimarkalı Dozy tarafından kaleme alınan ve ancak bir takım iftiralarla dolu bulunan eserin Dr. Abdullah Cevdet tarafından Osmanlıcaya çevrilip neşredildiği bu neşriyatın derdest toplanarak intişarının men’i gerektiği…” Bakınız;

Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi, DH.MKT. 2776/68. (H-3-03-1327)

[39] Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yayınları, 3. Baskı, Istanbul 1992, sayfa 207, dipnot 294.

[40] Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, (Yayına Hazırlayan: Ahmet Kuyaş), Yapı Kredi Yayınları, 18. Baskı, Istanbul 2012, sayfa 412.

[41] Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908, Iletişim Yayınları, 5. Baskı, Istanbul 1994, sayfa 239-240.

[42] Tarık Zafer Tunaya, Ikinci Meşrutiyet’in ilanı 1908, Örgün Yayınevi, Istanbul 2008, sayfa 73.

[43] Celal Nuri, Hatemü’l-Enbiya, Istanbul 1332, sayfa 224 ve Abdullah Cevdet, Funun ve Felsefe, Istanbul 1912, sayfa 156’dan nakleden; Ahmet Ishak Demir, Cumhuriyet Dönemi Aydınlarının Islam’a Bakışı, Ensar Neşriyat, Istanbul 2004, sayfa 104-105.

[44] Kılıçzade Hakkı, “Azadamard Gazetesi Ser Muharrirliğine”, Içtihad, sayı 70, 4 Temmuz 1329, sayfa 1539.

[45] Gustav Le Bon’dan naklen; Celal Nuri, Hatemü’l-Enbiya, Istanbul 1332, sayfa 86.

[46] Celal Nuri, Hatemü’l-Enbiya, Istanbul 1332, sayfa 69’dan nakleden; Ahmet Ishak Demir, Cumhuriyet Dönemi Aydınlarının Islam’a Bakışı, Ensar Neşriyat, Istanbul 2004, sayfa 113.

[47] Abdullah Cevdet, Funun ve Felsefe, Istanbul 1912, sayfa 156’dan nakleden; Ahmet Ishak Demir, Cumhuriyet Dönemi Aydınlarının Islam’a Bakışı, Ensar Neşriyat, Istanbul 2004, sayfa 113.

[48] Kılıçzade Hakkı, “Hatemü’l-Enbiya ve Celal Nuri Bey”, Hürriyet-i Fikriyye, sayı 8, 27 Mart 1330, sayfa 5’den nakleden; Ahmet Ishak Demir, Cumhuriyet Dönemi Aydınlarının Islam’a Bakışı, Ensar Neşriyat, Istanbul 2004, sayfa 114.

[49] Içtihad dergisinin 89 sayılı nüshasından nakleden; Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, (Tercüme eden: Prof. Dr. Metin Kıratlı), Türk Tarih Kurumu Yayınları, 5. Baskı, Ankara 1993, (Birinci Baskı 1970), sayfa 235.

[50] Celal Nuri, Türk Inkılabı, Ahmed Kamil Matbaası, Istanbul 1926, sayfa 86.

[51] Hasan Gümüşoğlu, Modernizm’in Inanç Hayatına Etkileri ve Jön Türklük, Kayıhan Yayınları, Istanbul 2012, sayfa 139.

[52] Halil Inalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kırmızı Yayınları, 5. Baskı, Istanbul 2016, sayfa 58-60.

[53] Ali Birinci, Tarih Uğrunda / Matbuat Aleminde Birkaç Adım, Dergah Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2017, sayfa 69-70, 126-127.

[54] Ercüment Kuran, Türk Islam Kültürüne Dair, Ocak Yayınları, Ankara 2000, sayfa 141.

Creel’in çalışması için bakınız; Frank W. Creel, “Abdullah Cevdet: A Father of Kemalism” Journal of Turkish Studies, cild 4, (1980), sayfa 9-26.

[55] Mustafa Gündüz, Osmanlı Mirası Cumhuriyet’in Inşası / Modernleşme, Eğitim, Kültür ve Aydınlar, Lotus Yayınevi, Ankara 2010, sayfa 69. Prof. Gündüz eserinde kaynak vermez fakat Abdullah Cevdet’in Tevhid-i Tedrisat ile ilgili yazısının kaynağı şudur: Abdullah Cevdet, “Kıvam-ı Akvam”, Içtihad, sayı 90-91, 23 Kanun-i sani 1329, sayfa 2016-2021.

[56] Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908, Iletişim Yayınları, 5. Baskı, Istanbul 1994, sayfa 228.

[57] Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, (Tercüme eden Prof. Dr. Metin Kıratlı), Türk Tarih Kurumu Yayınları, 5. Baskı, Ankara 1993, (Birinci Baskı 1970), sayfa 267.

[58] Ibrahim Temo, Atatürkü N’için Severim?, 1937, sayfa 8’den nakleden; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 387.

[59] M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 341.

[60] Abdullah Cevdet, “Kılıçzade Hakkı Bey Biraderimize Açık Cevap”, Içtihad, no. 183, 1 Temmuz 1925, sayfa 3640.

[61] Şerafettin Turan, Kendine Özgü Bir Yaşam ve Kişilik M. Kemal Atatürk, Bilgi Yayınevi, 3. Baskı, Ankara 2017, sayfa 78-79.

[62] Kılıçzade Hakkı, “Pek Uyanık Bir Uyku”, Içtihad, no.55, 21 Şubat 1328, sayfa 1226-1228; Içtihad, no. 57, 7 Mart 1329, sayfa 1261-1264.

“Plan Kılıçzade Hakkı Bey tarafından yapılmış ve Kılıçzade Hakkı, Itikadat-ı Batılaya ilan-ı Harb, Ikbal Kütübhanesi, Dersaadet 1332, sayfa 62-82 arasında sansürce yapılan değişiklikler dışında ‘Içtihad’da yayınlandığı şekilde neşredilmiştir. Planın düşüncelerindeki benzerlikler nedeniyle genellikle Abdullah Cevdet’e atfedildiği görülmektedir.” Bakınız; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 367, 375. Peyami Safa kitabında bu listeyi, “Garpçıların (Batıcıların) Programı” başlığı altında verir. Bakınız; Peyami Safa, Türk Inkılabına Bakışlar, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2010, sayfa 39-42.

[63] M. Kemal Atatürk, Nutuk, cild 2, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, Milli Eğitim Basımevi, 9. Baskı, Istanbul 1969, sayfa 715-716.

Atatürk’ün Bütün Eserleri, cild 14, (1922-1923), Kaynak Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2007, sayfa 288. “Suphi Nuri Bey: ‘Efendim, alkollü içkilere müsaade edilirse, hazineye on sekiz milyon lira kadar gelir tahmin ediyorlar. Bu hususta ne düşünülüyor?” Ancak M. Kemal suali geçiştirmiştir. Bakınız; Atatürk’ün Bütün Eserleri, cild 14, (1922-1923), Kaynak Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2007, sayfa 275.

[64] Vakit Gazetesi, 20 Haziran 1928.

[65] Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi, cild 5, Eser Matbaası, Istanbul 1977, sayfa 1958-1964.

[66] Haldun Özen, “Baltacıoğlu’nun ‘Hayatım’ Adlı Tefrikası Hakkında Ek Bilgiler”, Kebikeç Dergisi, Yıl 5, Sayı 9, 2000, sayfa 12.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

https://www.instagram.com/kadir_candarlioglu_gercektarih

https://instagram.com/belgelerlegercektarihcom

.

Paylaşım Şartı:

Paylaşmak istediğiniz bir yazı, görsel vs. varsa, alakalı yazıya gidin ve yukarıdaki adres çubuğunda görülen linki kopyalayıp paylaşmak istediğiniz yere yapıştırın. Yani YALNIZCA LİNK PAYLAŞIMINA MÜSAADE EDİYORUZ. Ayrıca yazının sonunda “facebook” veya “twitter”ın sosyal medya paylaşım butonları var. O butonlara tıklayarak da paylaşılabilir. Başka türlüsüne hiçbir surette rızamız yoktur.

*

2 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: