Padişah Vahdettin Sevr’i imzaladı yalanı – Sevr Projedir

Padişah Vahdettin Sevr’i imzaladı yalanı – Sevr Projedir

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Sultan Vahidüddin Han (rahmetullahi aleyh)

***

Kemalist rejimin borazanlığını yapan okullarda ve yahudi güdümlü medyada, Sultan Vahidüddin’in -haşa- Sevr’i imzaladığı, vatanını sattığı vs. anlatılır. Halbuki bu kuru bir iftiradan başka bir şey değildir. M. Kemal Atatürk ve avenesinin Kurtuluş Savaşı adı altında Osmanlı Devleti’ne yaptıkları darbe sonucu kurdukları rejimi meşru göstermek için Sultan Vahidüddin’e hain diyorlar. Bunu her fırsatta ısrarla dile getirmelerinin yegane sebebi budur. Aksi halde, kendi rejimlerinin gayri meşruluğu ortaya çıkacak, korkuları bu.

*

Sultan Vahidüddin Han Sevr’i imzalamamıştır

Sultan Vahidüddin kesinlikle Sevr’i imzalamamıştır ve zaten bu yüzden Yunan ordusu Anadolu’ya yayılmıştır. Sevr hükümlerine göre Yunan yönetim bölgesi Izmir ve Ayvalık yöresiyle sınırlıdır, oysa Yunan ordusu Trakya ile Balıkesir-Bandırma ve Bursa yörelerini işgal etmiştir ve bunun sebebi de az önce belirttiğimiz gibi Sultan Vahidüddin’in Sevr’i imzalamamakta direnmesidir.

Yunan ordusunun yenilmesinden sonra Venizelos muhalifleri (Kral Konstantinciler) bu taarruzun gerçek sebeplerini ortaya koymak için Fransa’da “Le Matin” gazetesinde 1.12.1922 tarihinde belgeler yayınlamaya başlamışlardı. Sözü edilen belgelerin birinde, Venizelos’un, 22 Haziran taarruzuna Ingilizlerden nasıl izin aldığı açıklanmaktadır. Bu açıklamanın bir yerinde Venizelos, aynen şöyle yazıyor:

“Bu hareketle barış andlaşmasının (Sevr) imza ve uygulanmasını sağlayamazsam, Yunan kuvvetlerinin sayısını arttırmayı üzerime alacağım.”[1]

Zaten Yunanistan’dan başka hiçbir devlet, Osmanlı Devleti dahil, Sevr’i imzalamamıştır. Itilaf Devletleri bile Sevr’i tasdik ettirmek üzere kendi meclislerine götürememişlerdi.[2]

10 Ağustos 1920’de Osmanlı hükümetinin delegeleri, Paris’te yapılan baskılara dayanamayarak zaman kazanmak amacıyla Sevr’i imzalamıştır, ancak bu, meclis tarafından onaylanmadıkça hiçbir anlam ifade etmiyordu. Onun için Itilaf Devletleri bu anlaşmayı hem kendi meclislerinde hem de Osmanlı meclisinde onaylatmak zorundaydı. Halbuki bunların ikisi de olmayacaktı. Çünkü her şeyden evvel o günkü Osmanlı Anayasası’nın 7’inci maddesi barışla ilgili anlaşmanın mecliste onaylanmasını öngörüyordu; ama ortada meclis yoktu.[3] Zira Sultan Vahidüddin, Sevr’i kabul ederler endişesiyle ekseriyeti Ittihat ve Terakki mensubu olan Osmanlı Meclisi’ni feshetmişti. Ardından 22 Temmuz 1920’de memleketin seçkin insanlarından oluşan bir Saltanat Şurâsı toplamıştı ancak Sevr’in lehine bir karar çıkacağını anlayınca, bu şurâyı da bir iradeyle dağıtmıştır.[4]

Sultan Vahidüddin, bu şurânın açış konuşmasında hadisenin verdiği elem ve teessürle riyaseti veliaht Abdulmecid efendiye havale ediyorum diyerek bir-iki cümle söyledikten sonra salondan çıkmış ve kapının dibinde bayılıp düşmüştür.

Sultan Vahidüddin’in özel doktoru Reşad Paşa bir Fransız gazetesinde yayınlanan hatıratında aynen şöyle demektedir:

“Kendisi mühim anlarda bir kaç defa baygınlık geçirmiş ve derhal müdahaleye lüzum hasıl olmuştu. Bunlardan bir tanesi, Sevr Muahedesi şeratini ve metnini tetkik için teşekkül eden Şurâ’yı Saltanat’a riyaset etmek üzere Muayede Salonu’na girecekleri anda vukua gelmişti.”[5]

Bütün bunlara rağmen Sultan Vahidüddin’e nasıl vatan haini denir?

Ismet Inönü’nün Lozan’da Lozan antlaşmasını imzalaması, bu antlaşmanın kabul edildiğini mi gösterir? Hayır, kabul edilmesi için meclisin onayına sunulması gerekiyordu, nitekim öyle de olmuştur.

Murat Bardakçı dahi Sevr’in onaylanmadığını Hürriyet’teki köşesinde “Hiç endişelenmeyin, Sevr’i biz zaten onaylamamıştık” başlıklı yazısında:

“Milletlerarası bir anlaşmanın imzalanmış olması, bugün olduğu gibi, o zamanlarda da metnin yürürlüğe girmesi için kâfi değildi. Metin imzalanır ve devletler kendi kanunlarının öngördüğü şekilde onayladıktan sonra ‘teati ederler’, yani onay belgelerini karşılıklı olarak birbirlerine verirler ve anlaşma ancak bundan sonra yürürlüğe girerdi. Sevr’in 433. maddesinde, ‘Onay belgelerinin Türkiye ve üç müttefik devlet tarafından en kısa süre içinde Paris’e gönderilip bir tutanak hazırlanmasından sonra yürürlüğe gireceği’ yazılıydı. Türkiye ise anlaşmayı onaylamadı, onay belgelerinin gönderilmesi ve teatisi diye birşey sözkonusu olmadı, dolayısıyla da Sevr, bizim açımızdan hiçbir şekilde resmiyet kazanmadı.”[6] diyerek bu hususu gayet güzel bir şekilde izah etmiştir.

Tarihçi Ayşe Hür ise, Sevr’in fiilen uygulanmasının mümkün olmadığını ve hiçbir zaman da yürürlüğe girmediğini şu sözlerle ifade ediyor:

“Antlaşmaya göre, Çatalca’ya kadar bütün Trakya, Ege adaları ve Izmir, Yunanistan’a; Suriye ve Çukurova, Fransa’ya; Irak ve Filistin, Ingiltere’ye; Antalya ve havalisi Italya’ya veriliyor; Istanbul ve Boğazlar Ingiltere ile müttefiklerinin işgali altına giriyor, Boğazlar’ın yönetim ve denetimi milletlerarası bir komisyona devrediliyordu. Doğuda bağımsız bir Ermenistan, güneydoğuda Kürdistan kurulması planlanıyordu.

Britanya’nın Anadolu’da değil, Ortadoğu coğrafyasında gözü vardı. Ancak bu coğrafyanın paylaşımı Sevr’e kalmadan, daha 1918’de bitmişti. Fransa daha 1919 aralığında Türk tarafına, uzlaşmaya hazır olduğunu bildirmiş, 30 Mayıs 1919’da ise (geride beş uçak ve önemlice mühimmat bırakarak) Kilikya (Adana) yöresine çekilmişti. (Fransa 1921 yılının ocak ayında Kilikya’dan tamamen çekilerek sahneden çıkacaktı.)

Italya, Sevr süreci boyunca ‘barış koşullarını’ uygulamak için gireceği açık olan ‘ölümcül bir savaşta’ kesinlikle yer almayacağını defalarca belirtmişti. Çünkü o tarihlerde Sevr’in ancak ‘silah zoruyla’ kabul ettirilebileceğinin herkes farkındaydı. Örneğin Fransız Mareşali Foch’un Mart 1920’de yaptığı hesaba göre, Türkleri yenmek için en az 27 tümene ve 400 bin askere ihtiyaç vardı. Oysa o tarihlerde Istanbul’daki Müttefik askerî varlığı yedi bin, Yunan ordusunun toplamı ise 80-100 bin civarındaydı.

Sevr sürecinde, aslan payını almayı uman Yunanistan ise o tarihlerde Bursa’ya kadar gelmişti. Halbuki Sevr ile Yunanistan’ın kazancı değil kaybı olacaktı. Çünkü o güne kadar işgal ettiği yerleri Sevr’e göre tahliye etmek zorunda kalacaktı.  

Müttefikler Rusya’ya karşı tampon olarak düşündükleri Kürt ve Ermeni mandasını sürdürecek durumda olmadıklarından sorumluluğu ABD’ye yıkmak istiyorlardı. Ancak o yıllarda izolasyonist bir politika izleyen ABD, Türkiye ile savaşa girmediği için ne Antlaşma’nın hazırlanmasında rol aldı, ne de nihai belgeyi imzaladı. Sevr’de kurulması düşünülen ‘Büyük Ermenistan’ın hamiliğini üstlenmeyeceğini daha 1920 martında ilan etti. Bunu izleyen aylarda Britanya, Fransa, Italya ve Norveç, Ermenistan’ın savunmasıyla ilgili herhangi bir askerî yükümlülük üstlenmeyeceklerini açıkladılar. (Bunun üzerine Erivan’daki Taşnak Hükümeti Ankara ile uzlaşmak zorunda kalacak, 2-3 Aralık 1920 tarihli Gümrü Anlaşması ile Ermeni tarafı Sevr Antlaşması’nda kendisine tanınan haklardan feragat ettiğini açıklayacaktı.)

Kürtlerin büyük bir bölümü, Erzurum ve Sivas kongrelerine ve Büyük Millet Meclsi’ne katılmışlar, Sevr’de Ermenilerle ortak bir Kürt devleti kurmak için kulis yapan Şerif Paşa, doğudaki bazı Kürt aşiret liderlerinin protesto telgrafları üzerine 5 Mayıs 1920’de Paris Barış Konferansı masasından çekildiğini açıklamak zorunda kalmıştı.

Başta da belirttiğim gibi Sevr’in fiilen uygulanamaz oluşu bir yana hukuki olarak da hiçbir zaman yürürlüğe girmedi. Antlaşma, Osmanlı Meclis-i Mebusanı 11 Nisan 1920’de Padişah tarafından kapatıldığı için görüşülmedi bile. Ankara Hükümeti ise Sevr’i hiçbir zaman kabul etmedi. Ancak antlaşma, Yunanistan dışında Itilaf Devletleri ve müttefiklerinin parlamentoları tarafından da onaylanmadı.“[7]

Ord. Prof. Dr. Charles Crozat da “Devletler Umumi Hukuku” isimli eserinde Sevr’in tasdik edilmediğini belirtiyor.[8]

Kemalist tarihçi Prof. Sina Akşin’in 1983 yılında “Yaba” dergisine yazdıkları bunu teyid etmektedir:

“ABD 1919 sonunda Avrupa siyasetinden elini eteğini çekmek kararını aldı. Ingiltere, Müslüman sömürgelerine ibret olsun diye Yunanistan’ı kendi uydusu yapıp Türkiye’yi ezmek kararındaydı. Fransa ve Italya, onun müttefiki olarak bu karara katılıyor görünüyorlardı. Nitekim Sevres Antlaşması’nı birlikte yaptılar. Fakat anlaşılan kimse Sevres’i ciddiye almıyordu ki hiçbir devlet bu antlaşmayı onaylamadı. Sevres’i, garip bir şekilde, bile bile ölü doğurdular.”[9]

Prof. Sina Akşin, “Iç Savaş ve Sevr’de Ölüm” isimli eserinde de Sultan Vahidüddin’in Sevr’i hiçbir zaman onaylamadığını yazmıştır.[10]

Sultan Vahidüddin, yurdu terk ettikten sonra da Mekke’de yayınladığı bildiride, Sevr’i tasdik etmediğini beyan etmiştir.[11]

Devrin Iç Işleri Bakanı Ahmet Reşit Beyin hatıralarında yazdıkları da Sultan Vahidüddin’i doğruluyor:

“Zat-ı Şahane’nin bu metni Sadrazam Ferid Paşa’nın, telkin ve zorlamasına rağmen, tasdikinden kesin bir şekilde kaçındığı şüpheden uzaktır.”[12]

Padişah’ın damadı Ismail Hakkı Okday Bey, Sultan Vahidüddin’in anlaşmanın geçici bir süre ile dahi imzalanmasına karşı olduğunu şöyle anlatmaktadır:

“…Sultan Vahidüddin Han, Ekim ayında müttefiklerin onca baskısına ve Damat Ferit Paşa’nın kanunî mecburiyet olduğunu hatırlatmasına rağmen Sevr’i geçici olarak dahi imzalamayı reddetmişti. Sevr’i daha sonra imzalamayı reddederek Sultan çok açık bir biçimde bu barışın şartlarını kabul etmediğini yeterince göstermişti.”[13]

Sevr’den her bahsedildiğinde “Mecelle-i Mesaib” (Musibetler Mecmuası) diyen Sultan Vahidüddin, Avni Paşa’ya dikte ettirdiği hatıralarında kendini şöyle ifade etmiştir;

“… O Sevr ki ilk defa elime aldığımda keskin bir acı ve korkulu bir ürperti hissettim… Sevr bana göre ne bir antlaşma ne de bir paktı. Kötülüğün baştan aşağıya ta kendisiydi.

Bu belge elime geldiğinde, mecburi ve geçici bir imza taktiğiyle (delegelerin imzasıyla) biraz zaman kazanmaya çalıştım. Eğer işler kötü gider ve bu oyalamayı başaramazsam antlaşmayı imzalamaktansa tahtan feragata kararlıydım.”[14]

Sultan Vahidüddin’in Sevr’i tasdik etmediğini ve ondan kurtulmak için çareler aradığını, Millî Istihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) atası olan “Teşkilât-ı Mahsusa”nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk, “Iki Devrin Perde Arkası” adını taşıyan anılarında şöyle ifade etmektedir:

“Son Osmanlı Padişahı Sultan Vahideddin, Düvel-i Itilafiyenin hazırladığı Sevr Muahedesi’ni hiç bir zaman tasdik etmeyerek ondan kurtulmak çarelerini aramıştır.”[15]

*

Sevr’i kabul etmek istemeyen Osmanlı Devleti’nin karşı tasarısı

Sevr’in Osmanlı’ya dayatılması üzerine padişahın onayıyla başdelegeliği üstlenen Damad Ferid Paşa, ve Paris’teki Osmanlı heyeti, barış şartlarını müzakere edebilmek ümidiyle hazırlanmış olan ve “Meclis-i Vükela’da tetkik ve Padişah tarafından tasdik” olunan bir karşı tasarıyla 18 Haziran 1920’de Paris’e gitti.[16] Fakat Paris’te umduğu ortamı bulamadı ve sadece tasarıyı 25 Haziran’da Onlar Konseyi’ne sundu.[17]

Bu karşı tasarı, “Osmanlı Devleti’ne ilişkin andlaşma tasarısı, şiddet bakımından hiçbir şeyle karşılaştırılamaz. Çünkü, sözkonusu edilen, gerçekte (bu Devleti) bölmekten başka bir şey değildir. Osmanlı toprağından, ulusal topluluklar ilkesi adına, Ermenistan ve Hicaz gibi özgür ve bağımsız Devlet durumuna çıkarılmış ya da Irak, Filistin ve Suriye gibi mandataire’in koruyuculuğu altında bağımsız Devlet biçimine sokulmuş koca iller ayırmak, Ingiltere yararına Mısır’ı, Süveys’i ve Kıbrıs’ı Osmanlı Devletlerinden çekip almak, Libya kıtasıyla Akdeniz adaları üzerindeki bütün haklarından vazgeçmesi Türkiye’den istenilmekle kalmayıp, üstelik Türkiye’yi aynı ulusal topluluklar ilkesine aykırı olarak, Doğu Trakya ile Izmir yörelerinden de çekip alma işlemi, Türkiye ile savaş durumunda bulunmamış olduğu halde, yenen durumuna geçerek ve böylece yararlanmak isteyen Yunanistan yararına yapılacaktır. Bundan başka Kürdistan’ın ayrılması hazırlandığı için, ülkenin geri kalan kesimi etkinlik bölgelerine bölünmektedir” demek suretiyle Itilaf barış taslağının (Sevr’in) açık bir şekilde, Osmanlı Devleti’ni parçalamayı hedeflediğinden dolayı kabul edilemezliğini ortaya koymaktaydı. Aynı zamanda, “hem bir Devletin varlığını sürdürmesini istemek hem de onun varlığının temel hukuksal koşulunu zorla ortadan kaldırmak istemenin olanağı yoktur. Öte yandan ise özgürlüksüz sorumluluk düşünülemeyeceği açıkça bellidir.”[18] şeklinde güçlü bir hukuk mantığıyla “Osmanlı Devleti’nin hukuku” savunulmaktaydı.

Baskın Oran, bu karşı tasarının üslup bakımından “zerre kadar eziklik, katlanış ve yakarış izi” taşımadığını “öz bakımından güçlü bir mantık ve çok sağlam bir uluslararası hukuk bilgisiyle” donandığını yazmaktadır.[19]

Ancak Itilaf devletleri temsilcileri bu Türk cevabını 7 Temmuz’da Spa Konferansı’nda ele almaya başladılar. Bunu gören Damad Ferid Paşa, ertesi gün (8 Temmuz) barış şartlarının yumuşatılmasını isteyen ikinci bir muhtırayı Onlar Konseyi’ne sunarak Paris’ten ayrıldı. Sonunda Onlar Konseyi, Türk barışıyla alakalı çalışmalarını 16 Temmuz’da tamamladı ve Osmanlı Devleti’nin ileri sürülen barış şartlarını (Sevr’i) 27 Temmuz gece yarısına kadar kabul etmelerini istedi. Sözkonusu karar, 17 Temmuz’da, Paris’te bulunan Osmanlı Dahiliye Nazırı Reşit Beye verilen notayla açıklandı. Aksi takdirde Türkleri Avrupa’dan sonsuzluğa dek kovmakla tehdit ettiler.[20]

Yani Osmanlı idarecileri, Sevr’in Devleti parçalamak maksadıyla dayatıldığını görmüş ve bu sebeple kabul etmek istememişlerdi. Ancak emperyalistlerin planı başkaydı. Sevr, Lozan’ı kabul ettirmek için Türkleri biraz korkutmak maksadına matuftu.

Nitekim Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci bir makalesine “Sevr Antlaşması: Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek mi?” başlığını atmakta ve şöyle demektedir:

“Sevr Antlaşması’nın tarafları bunun gerçekçi bir hal tarzı olmadığının farkındaydı. Aslında herkesin gizli birer ajandası vardı. (..) İttihatçı düşmanı yeni padişah Sultan Vahideddin, savaşın bütün suçunu İttihatçıların üzerine yıkmayı ve Anadolu’daki halkın mahalli mukavemet hareketlerini bir elde toplayıp sulh müzakerelerinde koz olarak ileri sürerek daha iyi şartlarda antlaşma yapmayı umuyordu. Bu sebeple Anadolu’ya fevkalade salahiyetli bir müfettiş gönderdi. Bu müfettiş (M. Kemal), Anadolu’da padişahın mümessili olarak milli mukavemeti teşkilatlandıracak ve sulh müzâkerelerinde İstanbul’un elini güçlendirecekti.”[21]

Ekinci, “Sürgündeki Hanedan” isimli kıymetli eserinde ise şöyle yazmaktadır:

“Padişah bundan sonra Istanbul’daki işgal kuvvetlerini oyalamak ve Anadolu’daki mücadeleyi gözden uzak tutmak için türlü siyasi gayretler içine girdi. El altından milleti teşvik ederek Anadolu’ya silah, mühimmat ve zabit (subay) yolladı.(..) Bunları görüp sarayı sıkıştıran işgal kuvvetlerine, ‘Benim haberim yok. Bunları önleyeceğim,’ diyordu. Hatta onları inandırmak için ‘Kuva-yı Inzibatiye’ adında bir birlik kurdu. Bu kuvvetlere el altından Anadolu’daki harekete katılma emri verildi. (..) Ingiltere, tahttan çekilme tehdidiyle Sevr’i imzalamayan Sultan’ı gözden çıkarttı. Bunun için Istanbul hükumetini mali cihetten sıkıntıya sokarak, Ankara’nın (M. Kemal’in) elini güçlendirdi. Malta’daki sürgünleri serbest bırakarak Ankara meclisine iştiraklerini sağladı.”[22]

*

Sevr ciddiye alınmamıştır

Sevr’in uygulanma şansı olmadığı gibi, ciddiye de alınmamıştır. Dönemin Batı kamuoyu da bunda hemfikirdir. Fransız ve Italyan basını büyük çoğunlukla antlaşmaya karşı çıkmıştır. Le Temps, “1918’de silahsızlandırmayı başaramadığımız Türkiye’yi 1920’de parçalamaya çalışmanın saçmalığından” söz eder.[23] Ingiliz basını ise, Sevr’i, “Müttefiklerin çözmeyi başaramadıkları sorunları maskelemek için kaleme alınmış bir retorik [“esip üfürme”] metni” olarak değerlendirmiştir.[24]

Tevfik Paşa, bu antlaşma projesinin “Devlet ve istiklal mefhumları ile katiyen kabil-i telif” olmadığını yani “bağımsızlık” ve hatta “devlet” kavramlarıyla bağdaşmasının mümkün olmadığını söylemiştir.[25]

Sevr şartlarının Türkiye’ye bildirilmesinin üzerinden sadece 10 gün geçmiştir ki Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Sultanahmet meydanında düzenlenen mitingde kürsüye çıkıp ateşli bir konuşma yapmış ve projedeki şartların asla kabul edilemeyeceğini haykırmıştır.[26]

Amerikan arşivlerinde bulunan, “Türk-Fransız Anlaşmasını” çeşitli yönleriyle inceleyen Fransızca bir belgeye göre Fransa ve Türkiye’nin dostlukları çok eskiye dayanmakta ve Türkiye zaten büyük savaşta Fransa ile değil Rusya ile savaşmaktadır. Işgal durumunda ise Fransa ve Fransızlarla karşılaşan Türk halkı onlarla eskiden olduğu gibi dost olmuştur. Fransa gerçekçi bir yaklaşımla Türkleri bir uşak durumuna düşüren Sevr’i reddetmiş ve kendi mirasının kalıntıları olan topraklan böylece Türklere geri vermiştir. Fransa böylece kendisini Ingiltere’nin doğu siyasetinden ayırmış ve Yunanlılar gibi maceracı olmadığını göstermiştir. Fransa zaten Türkleri parçalamaya yönelik anlaşmalara Spa, Hythe ve San Remo’da karşı çıkmış ve Lloyd George’a Türk halkının hayatına dokunmaması ve onu kendi topraklarında hür bırakma konusunda verdiği sözü hatırlatmış. Yunanlıların maceracı davranışı mareşal Foch, general Gouraud ve albay Georges tarafından iyi karşılanmamış. Fransa böylece Türklerin meşru isteklerini kabul etmiştir.[27]

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

[27] no’lu dipnotta bahsedilen Belge

***

Yani, Fransa Sevr’i ciddiye bile almamış ve reddetmiştir.

Diğer taraftan, Ingiltere Parlamentosu tutanaklarında yapılan bir araştırmada üyelerden birinin Sevr’i “insanlık kibrinin ve ahmaklığının anıtı” saydığını görüyoruz. Bir şeyi daha: Lozan görüşmelerini kabul etmek suretiyle Sevr’i “yırtan taraf” olarak Ingiliz hükümetini tebrik ettiğini görüyoruz.[28]

*

Sevr; “Proje”dir

Sevr; Batı da ciddiye alınmaması ve Sultan Vahidüddin’in de imzalamamakta direnmesinden ötürü bir proje halinde kalmaya mahkum olmuştur.

Nitekim M. Kemal Atatürk, benim tespitlerime göre Nutuk’ta, tam 15 defa Sevr’den “Proje” olarak bahsetmiştir.

Elimde bulunan Bedi Yazıcı’nın eski Türkçe ve yeni Türkçe olarak yayınladığı Nutuk’un[29];

562. sayfasında 2 defa

572. sayfasında 1 defa

632. sayfasında 3 defa

728. sayfasında 5 defa

732. sayfasında 1 defa

734. sayfasında 1 defa

740. sayfasında 2 defa

olmak üzere toplam 15 kez Sevr’den; “Proje” olarak bahsedilmiştir. Daha fazla olabilir, benim tespitime göre bu kadar.

Üstelik 728’inci sayfasında M. Kemal Atatürk şöyle diyor:

“Efendiler! Mondros Mütârekesi’nden sonra Türkiye’ye muhasım devletler tarafından dört defa sulh şeraiti teklif edilmiştir. Bunların birinicisi ‘Sevr Projesidir.’ Bu proje hiçbir müzakerenin mahsûlü olmayıp Düvel-i Itilafiye tarafından Yunan Başvekil Mösyö Venizelos’un da iştirakiyle tanzim ve Vahidettin’in hükümeti*** tarafından 10 Ağustos 1920 de imza edilmiştir. Bu proje TBMM’nce bir ‘zemin-i münakaşa bile’ addedilmemiştir.”

***Dikkat edilirse M. Kemal Atatürk, bu metni daima proje diye isimlendirmekte ve projenin imzalanışını “Vahideddin’in Hükümeti tarafından” demek suretiyle Vahidüddin Han’a değil, hükümete izafe etmektedir. Doğrusu, o hükümetin murahhasları (delegeleri) tarafından olacak.

Bu, inkarı mümkün olmayan birinci delilimizdi.

Bu babta ikinci delilimiz ise Ismet Inönü’ün Ulus gazetesinde yayınlanan hatıralarıdır. Ismet Inönü hatıralarında Sevr için “Proje” tabirini kullanmıştır.[30]

Eğer Sultan Vahidüddin Sevr’i kabul edip imzalamış olsaydı, kemalistler o imzayı bayraklaştırıp Padişahı kötülemek için kullanırlardı. Neden kullanmıyorlar? Çünkü böyle birşey yok…

Osmanlı Meclisi’nın tutanakları yayınlandı.

Hodri Meydan!

Sevr’in kabul edildiğini iddia edenler, kabul edildiğine dair Meclis tutanağını veya Sultan Vahidüddin’in imzasını bir zahmet göstersinler de görelim. Bu işler böyle slogan atmakla olmaz. O devir geçti…

Her kim, Sultan Vahidüddin Sevr’i imzaladı diyorsa, yalan söylüyordur, iftira atıyordur. Allahu Teala bunun hesabını sormayacak mı zannediyorsunuz?

Kaldı ki, Ingilizler bazı ufak tefek tavizler dışın­da Lozan’da temel hedeflerine ulaşmış, daha 1919 başla­rında Ingiliz Genelkurmayı’nın Osmanlı topraklarında hedefledikleri şartları Lozan’da bize kabul ettirmeyi başarmışlardı.[31]

Sevr’in bazı maddeleri zaten Lozan’da M. Kemal Atatürk ve avenesi tarafından kabul edilmiştir. “Sevr Sulh Projesi”nde yer alan 115’inci madde, Kıbrıs’ın kaderini tayin eden Lozan antlaşmasının 20’nci maddesinin kelime kelime aynısıdır.[32]

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci başka bir makalesinde bu hususta şunları yazar:

“Bazılarının paçavra diye lanetlediği Sevr ile bazılarının zaferi olan Lozan, aslında birbirine benzer iki anlaşmadır. Sadece toprak kaybı ve bazı askerî sınırlamalar cihetiyle farklılık gösterir. Lozan’da da Boğazlar ecnebi kontrolündedir; azınlıkların otonomisi devam etmektedir. Lozan’da, tüm Ortadoğu’dan, Kıbrıs ve Adalar’dan vazgeçilmiştir.”[33]

Ayrıca Sevr’in 139’uncu maddesi; “Işgal altındaki Müslümanlarla bütün ilişkinizi keseceksiniz” mealindedir…

Peki bunu M. Kemal Atatürk yapmadı mı?

Osmanlı Devleti’ni bir gaye için parçalamak istediler. Acaba “Yurtta sulh, cihanda sulh”un bu gayeyle bir ilgisi var mıydı?

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Yusuf Hikmet Bayur, Yeni Türkiye Devletinin Haricî Siyaseti, Istanbul 1934, sayfa 47, 48. (Le Matin’in 1.12.1922 günlü sayısı).

[2] Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, Kastaş Yayınları, 8. baskı, Istanbul 1987, cild 2, sayfa 439.

[3] Osmanlı Anayasasının 7.maddesi için bakınız; Cahit Kayra, Sevr Dosyası, Boyut Kitapları, Istanbul 1997, sayfa 56.

[4] Saltanat Şurâsı için bakınız; Münir Sirel, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, sayı 4, Istanbul 1968, sayfa 16.

Ayrıca bakınız;

– Istanbul Basını, 27-28 Mayıs 1919.

– İDA, FO 371/4227/82455: Calthorpe’dan Ingiltere Dışişleri Bakanlığı’na gizli telgraf, Istanbul, 30 Mayıs 1919.

– Sultan Vahidüddin’in, Sevr’in kabulüne taraftar olmadığından Saltanat Şurâsı’nı topladığını, Millî Istihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) atası olan “Teşkilât-ı Mahsusa”nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk de belirtmektedir: Hüsamettin Ertürk’ün Hatıraları, Iki Devrin Perde Arkası, kaleme alan: Samih Nafiz Tansu, Sebil Yayınevi, Istanbul 1996, sayfa 402.

[5] Ali Fuad Türkgeldi, Görüp Işittiklerim, Ankara 1951, sayfa 215.

[6] Murat Bardakçı, “Hiç endişelenmeyin, Sevr’i biz zaten onaylamamıştık”, Hürriyet gazetesi, 31 Ağustos 2003.

[7] Ayşe Hür, Öteki Tarih, cild 2, 5. baskı, Profil Yayıncılık, Istanbul 2013, sayfa 88 ve devamı.

[8] Ord. Prof. Dr. Charles Crozat, Devletler Umumi Hukuku, (tercüme eden Edip F. Çelik), Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Istanbul 1950, cild 1, sayfa 399.

[9 Prof. Sina Akşin, Türkiye’nin Önünde Üç Model, Telos Yayınları, 1997, sayfa 42.

[10] Prof. Sina Akşin, Iç Savaş ve Sevr’de Ölüm, Türkiye Iş Bankası Yayınları, 2010, sayfa 220 ve devamı.

[11] Sultan Vahidüddin Han’ın Mekke Beyannamesi (1923). Bu beyannamenin Arapça metni ve Ingilizce tercümesi için bakınız; Public Record Office, Foreign Office Archives, 686/123. Beyannamenin Türkçe metni için bakınız;

Kadir Mısıroğlu, Bir Mazlum Padişah: Sultan Vahideddin, 3. Baskı, Sebil Yayınevi, Istanbul 2011, sayfa 233 ve devamı. Ayrıca bakınız; Sebil Gazetesi, 8 Eylül, 1978. 141 numaralı nüsha ve devamı.

[12] Ahmet Reşit Bey, Gördüklerim Yaptıklarım, Istanbul 1945, sayfa 299.

[13] Sultan Vahidüddin’in Damadı Ismail Hakkı Bey’in Notlarından naklen Murat Bardakçı, Şahbaba, Istanbul 1998, sayfa 165-168.

[14] Şerif Paşa’nın Sultan Vahidüddin’den Tuttuğu Şahsi Notlar, (1924-1925) den naklen Murat Bardakçı, Şahbaba, Istanbul 1998, sayfa 165-168.

[15] Hüsamettin Ertürk’ün Hatıraları, Iki Devrin Perde Arkası, kaleme alan: Samih Nafiz Tansu, Sebil Yayınevi, Istanbul 1996, sayfa 400.

[16] Ibnülemin Mahmud Kemal Inal, Son Sadrazamlar, cild 4, sayfa 1731, 1732.

[17] Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, cild 1, sayfa 110.

Ayrıca bakınız;

Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1919-1938, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1998, sayfa 177.

[18] Seha L. Meray-Osman Olcay, Osmanlı Imparatorluğunun Çöküş Belgeleri (Mondros Bırakışması, Sevr Andlaşması, Ilgili Belgeler), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara 1977, sayfa 8, 9.

[19] Baskın Oran, “Lozan’ın Öncülü bir Onur Anıtı: Müttefiklerin Sevr Barış Antlaşması Tasarısına Osmanlı Hariciyesinin Yanıtı”, Çağdaş Türk Diplomasisi: 200 Yıllık Süreç, Ankara, 15-17 Ekim Sempozyuma Sunulan Tebliğler, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1999, sayfa 259.

[20] Seha L. Meray-Osman Olcay, Osmanlı Imparatorluğunun Çöküş Belgeleri (Mondros Bırakışması, Sevr Andlaşması, Ilgili Belgeler), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara 1977, sayfa 33.

Ayrıca bakınız;

Izzet Öztoprak, Türk ve Batı Kamuoyunda Milli Mücadele, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1989, sayfa 107, 108.

Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, cild 1, sayfa 111-113.

Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1919-1938, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1998, sayfa 181-184.

Tafsilat için bakınız;

Mustafa Budak, Misak-ı Milli’den Lozan’a, 5. Baskı, Küre Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 200-202.

[21] Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci “Sevr Antlaşması: Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek mi?”, 25 Ocak 2016, http://www.ekrembugraekinci.com/makale.asp?id=670

[22] Ekrem Buğra Ekinci, Sürgündeki Hânedan: Osmanlı Ailesinin Çileli Asrı, 2. Baskı, Timaş Yayınları, Istanbul 2015, sayfa 400-402.

Kuva-yı Inzibatiye (Halife Ordusu) ve Anzavur Hadisesi hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/24/kuva-yi-inzibatiye-ve-anzavur-hadisesi/

[23] Prof. Dr. Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1988, sayfa 159. Akyüz’e göre Fransız kamuoyunun çoğunluğu antlaşmayı “kötü” bulmuş ve reddetmiştir. (sayfa 151.)

[24] Paul C. Helmreich, Sevr Entrikaları Büyük Güçler, Maşalar, Gizli Anlaşmalar ve Türkiye’nin Taksimi, Sabah Yayınları, Istanbul 1996, sayfa 236.

[25] Ikdam gazetesi, 15 Mayıs 1920, sayfa 1.

[26] Mustafa Armağan, “Sevr’i tartışmaya açma zamanı geldi mi?” Zaman Gazetesi, 18 Temmuz 2010. (Mustafa Armağan’dan birkaç dipnotta istifade edilmiştir. Kadir Mısıroğlu’nun da birkaç yerde değerli bilgi ve kaynaklarından istifade ettik.)

[27] Belge için fotoğrafa bakınız.

[28] Mustafa Çufalı, “Lozan Konferansı ve Antlaşması Üzerine Ingiliz Parlamentosunda Yapılan Tartışmalar”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cild 16, Temmuz 2000, sayı 47, sayfa 564.

[29] M. Kemal Atatürk, Nutuk, sadeleştiren Bedi Yazıcı, Moda, Şubat 1995.

[30] Ismet Inönü’nün hatıraları, Ulus gazetesi, 24 Temmuz 1968.

[31] 19 Şubat 1920 tarihli Genelkurmay muhtırası, Cab. 24/116, CP 2275, ek D, sayfa 7, 8; aktaran: Marian Kent, “Great Britain and the End of the Ottoman Empire”, Editör: Marian Kent, The Great Powers and the End of the Ottoman Empire, Londra 1984, sayfa 193, dipnot 180.

[32] Dr. Şükrü Torun, Türkiye, Ingiltere ve Yunanistan Arasında Kıbrıs’ın Politik Durumu, Paris Üniversitesi Doktora Tezi, Istanbul 1956, sayfa 51.

[33] Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, “Sevr Antlaşmasının tatbiki mümkün müydü?”, 01 Şubat 2016, http://www.ekrembugraekinci.com/makale.asp?id=672

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Reklamlar

58 comments on “Padişah Vahdettin Sevr’i imzaladı yalanı – Sevr Projedir

  1. Geri bildirim: Atatürk’ü Samsun’a Vahdettin Gönderdi (Belgelerle) « Belgelerle Gerçek Tarih

  2. Lozan Antlaşmlarıyla ilgili yorumumda yönlendirdiğiniz yazılarınızı okudum, birincisi Sultan Vahdettin’e hain demek yanlıştır ama hain ilan edilmiştir. Çünkü Milli Mücadele’den sonra söz konusu olan bir devrimdir, gerek yönetim, gerek anayasa ve daha birçok şey köklü bir şekilde değiştirilmiştir. Böyle zamanlarda yani köklü değişiklik, inkılap yapıldığında önceki durum bir şekilde kötülenir, alçaltılır ve bunlar yapılırken değişimin daha rahat oturması için abartılabilir. Bu konuda dünyada pek çok örnek vardır. Örneğin bildiğiniz gibi İslamiyet de geldiğinde o zaman Arabistan’daki yaygın putperestliği yıkarken puta benzetilen resim ve benzeri şeyleri de yasaklamıştır. Yine o zamanlar belli bölgelerde görülen kız çocukların gömülmesi çok yaygınmış gibi anlatılmaktadır halen. Tabii ki az ya da çok berbat bir şeydir bu ama günümüzde de bir sürü töre cinayetleri, aile içi katliamlar vardır. Cahiliye Devri diye adlandırılan İslam Öncesinde, Arabistan sanatta gelişmiş, ticari açıdan canlı bir bölgedir yani o kadar da karanlık ve cahil bir yer değildir. Buna rağmen çok kötü bir dönem olarak İslamiyet’ten sonra tasvir edilmesi de yanlış değildir, o günün gereği odur çünkü. Buna benzer daha yakın tarihlerdeki Fransız İhtilali veya Sovyet Devrimi de örnek gösterilebilir. Mantıklı düşünen herkes de Vahideddin’in oturduğu, devraldığı tahtın ne kadar dikenli olduğunu görür. Şartları ve imkanları bu bağlamda iyi tahlil etmeliyiz.
    İkinci nokta da şu ki, Sevr’in imzalanmadığından geçersiz sayıldığını savunmuşsunuz, eyvallah. Ancak o anda geçerli olan bir Mondros Mütareke’si var, hatta herkesin bildiği 7 ve 24. maddeler var, bunları n’apıcaz? Kaldı ki bu yazının 2. paragrafında bashettiğiniz Sevr’in imzalanmaması üzerine başlayan Anadolu’daki Yunan işgalinin yapılması da Mondros’un hükümlerine dayanmıyor mu? Yani her an her yerinin işgal edilmesine razı olmuş bir devlet artık Osmanlı, fiilen sona ermiş bir devlet iken hala nasıl ilk paragrafınızda Osmanlı’ya yapılmış bir darbeden falan söz edebiliyorsunuz?

    • @samil, bu cok degerli yorumunuzdan ötürü size tesekkür etmek istiyorum. Cahiliye devri ile osmanli devrindeki gecis süreclerini kiyas edebiliriz ama sunu unutmamaliyiz ki, cahiliye devri küfrü, osmanli devri ise imani temsil etmektedir. Yani kemalistlerin osmanli aleyhine yaptiklari kara propagandayi belirli bir zaman zarfi icin -yanlis bir devre gecis de olsa- tolere edebiliriz, yani sosyoloji acisindan… Yoksa gecisi savunmuyorum. Ancak bu kara propaganda hala devam ediyor. Hala tarihle barisilamadi.

      Devlet fiilen sona ermemistir, mütareke bir ateskes anlasmasidir, ardindan bir baris anlasmasi gelecektir. Ilk teklif sevr baris projesidir, sultan vahidüddin bunu kabul etmedigi icin sartlari hafifletmek maksadiyla m. kemali anadoluda bir teskilat yapmaya ve batililari dolayli olarak baski altina almaya calisiyordu. Ancak m. kemal, kendisine verilen bu destegi suiistimal edip otoritesini güclendirmis ve batiyla bizzat masaya oturarak sunulan lozan baris anlasmasini -cok agir sartlar barindirmasina ragmen- kabul etmistir. Cünkü o dönem herkesin de belirttigi gibi haris idi. Yani ne pahasina olursa olsun yükselmek ve en büyük olmak istiyordu. Oysa Sultan vahidüddin, milletini degil de kendi tahtini düsünseydi, sevri gözünü kirpmadan kabul ederdi, zira sevr, saltanati koruyacagini taahhüd ediyordu.

      Mondros mütarekesi ise m. kemalin önerdigi ve daha sonra da kendi hükümetine basbakan yaptigi rauf orbay tarafindan imzalanmistir. sultan vahidüddin ise, kendisini ziyaret etmek isteyen bu imzacilari -yani kabineyi- kabul etmeyip reddetmistir. mütarekeyi imzalayan hükümeti azletmistir.

      • Başta cevap verdiğiniz için ben teşekkür ederim.
        Bu yorumlarda, anlaşamadığımız meselelerin özünde bence demokrasiye, cumhuriyete bakış açımız yatmaktadır. Yani burada geleneksel veraset sistemi devam mı etmeliydi? Fransa’da başlayıp dünyaya yayılan cumhuriyet rejimi bizim için uygun muydu? Demokrasi, doğu ülkelerini kukla hükümetlerle daha rahat idare etmek ve sömürmek için kurulmuş bir tuzak mıydı? Osmanlı Devleti’nin son olarak geldiği durum neydi? Üzerinde bolca tartışabilecek bu ve bunun gibi sorulara verdiğimiz cevaplar farklı olduğundan -maalesef kutuplaştırılmış- Kemalistler ve karşısındakiler anlaşamıyor. Yani siz aslında devrimleri doğru bulmuyorsunuz, buradan yola çıkarak Vahdeddin’i savunuyorsunuz. Bunların yanısıra dediğim gibi bir kutuplaşma söz konusuysa ne olursa olsun iki taraf da ister İstemez subjektif davranır. Kemalistler Ata’yı büyütür, karşıdakiler Vahdeddin’i, sürer gider böyle ve medyada gördüğümüz bağrış çağrış güya tarih tartışmaları. Ancak doğrusu şu konularda Lozan’a karşı tutumunuzu da aşırı buluyorum. Çünkü:
        Başta yazdığınız yorumda Sevr’in ilk barış teklifi olduğunu söylemişsiniz ne var ki Sevr aynı zamanda son barış teklifi olarak yine karşımıza çıkar, Lozan’da bozguna uğratılan Yunanlardan

      • @samil, veraset sistemi cumhuriyetle degismemistir. Percinlenmistir. Ebedi Sef, Milli Sef, Tek Parti…

        Devrimleri dogru bulmuyoruz tabiki. Sapka devrimini halk kabul etmedigi icin rizeyi hamidiye zirhlisiyla bombalamislar. Iste kutuplasma o zaman basladi. Bunun neresini dogru bulacagiz? Bugün halk sapka takmiyor, kanun kadük kalmistir. Halk bu kanuna uymuyor. Ne kadar sacma kanun oldugunu hakimler ve savcilar da anlamislarki, su anda bu kanuna muhalefetten kimseye dava acil(a)miyor. Veya yazi degisikligi, ne gerek vardi? Veya dil inkilabi, bunun yanlis oldugunu m. kemal bile itiraf etmistir.

        Sevrin hatta lozanin daha hafifletilmis sekli olabilirdi, ancak m. kemal haris oldugundan kücük olsun, kötü olsun ama benim olsun anlayisinda israr ettiginden mümkün olamadi.

      • Aman Allah’ım nasıl bir tarih anlayışınız var. Nerelerden okudunuz. Bu yazdıklarınızı gece yatarken mi düşündünüz. Uyanın ya insafa gelin.

    • ya anlamadigim bir husus var ? zubeyda hanim muslumanmi , annes gayri mesru yerde calistimi .. ana si gercekten zubeyda hanimmi mustafa kemalin

  3. Habersiz gibi görünen İtilaf devletleri önümüze neredeyse Sevr’in aynısını koymuşlardır. Bu yüzden uzun ve gergin bir anlaşma dönemi olmuştur. Boğazlarda kurulacak içinde olmadığımız bir komisyon, ağırlaştırılmış kapitülasyonlar ve bölünmüş, işgale uğramış topraklardan lideri olduğumuz bir komisyona-ki çok az zaman sonra sadece bize ait olacaktı-, kaldırılmış kapitülasyonlara, bizden ayrılmış devletlerle bölüşüğümüz borçlara-ki Osmanlı devam etseydi bu borçların altından nasıl kalkardık meçhul- ve Misak-ı Milli’den birkaç tavizle topraklarımıza kavuştuk Lozan’la.
    Rauf Orbay’a gelince zaten Atatürk’e muhalefetiyle bilinir Erzurum Kongresi’nde veya savaş sonrası mecliste. Tarihte altından kalkamayacağı ağır bir yük altına girerek Mondros’a imza atmıştır ama deniz kahramanlıklarını düşününce de çelişkili biri gibi içinden çıkılmaz bir karaktere bürünür gözümde. O yüzden onla ilgili bir yorum yapamayacağım ancak Lozan hezimet de değildir. Osmanlı, o eski gücünü -gün gibi açık- yitirmişti. Şeriatla yönetiliyor olmasına rağmen Şeriat’ın temellerinden uzaklaşılmıştı, dini Şeyhülislam’ın emirlerini halka dinletmek için kullanıyorlardı, padişahlar istedikleri fermanı çıkarttıracak Şeyhülislam’ı getiriyor, karşı çıkarsa azlettiritordu. Dinimizin bireye özgü kalıp toplumu düzenlemesine karşı olamam bir müslüman olarak lakin Osmanlı’nın dini düzeninin de geldiği nokta da iç açıcı gelmedi bana.

    • @samil, selam samil, burada bazi bilgi eksiklikleri var. Hemen katkida bulunayim. Lozan ile bogazlardan gecis serbest olmustur, dünyada hicbir yerden ücretsiz gecilmez, sadece bizim bogazdan gecilir. Canakkale’de asker bulundurmamiz yasaklanmis, borclar ise bölüsülmüs degil, biz ödedik. Ancak osmanlidan kalan para, borctan cok daha fazlaydi. Dolayisiyla osmanli devam etseydi bu borclari hemen ödeme imkanina sahp idik. Misak-i milliden tavizlerle kurtulduk diyorsun ancak bunlar vatan topragi ve maneviyattan tavizlerdi. Bunun affedilir bir yani yok. Damat ferid pasa dahi misak-i milliden vazgecmedigi icin batililar tarafindan konferanstan tabiri caizse kovulmustur. O hain addedilen adam bile bundan taviz verilemeyecegini ifade etmisti.

      Rauf orbayin erzurum kongresinde m. kemale muhalif olduguna dair hangi kaynakta bir bilgiye rastladin bilemiyorum ama bu kaynagi burada paylasirsan cok memnun olurum.

      Osmanli eski gücünü, yani dünya liderligini yitirmis olabilir, ancak diger devletlerden de asagi bir durumda degildi, kemalist cumhuriyetten ise hic asagi degildi. Bugün turistlerin ziyaretgahlari hep osmanli dönemi eserleridir. Cumhuriyet tarihinde ne yapildi? Kocaman bir hic. Yaklasik bir asirdir bir basörtüsü problemiyle ugrasildi. Düstügümüz derekeyi görmemiz lazim. Osmanlinin seriatin temellerinden uzaklasmis olmasi tanzimat dönemine rastlar, tanzimat dönemi ricali ise m. kemalin fikir babalari sayilir. Eger seriattan uzaklasilmissa, bunu kaldirmak yerine islah etmek daha uygundur. Seyhülislamin emirlerini halka dinletmeye gerek yoktu ki. Bu konuda hangi misaller var, zikredebilir misin? Asil dini kullanmak, kemalist cumhuriyetle baslamistir.

  4. Geri bildirim: M. Kemal’i Anadolu’ya Padişah gönderdi! | Belgelerle Gerçek Tarih

  5. Geri bildirim: Kemalist iftiralara cevaplar – 1 | Belgelerle Gerçek Tarih

  6. BEN SİZİN KADAR NANKÖR AŞAGILIK TÜRK MILLETİNİ KANDIRAN BIR SAYFA GÖRMEDİM. GERÇEK OLAN HER ŞEYE SAHTE DEMIŞSİNİZ KENDI MASALLARINIZI UYDURMUŞSUNUZ. SİZİN YAPTİĞINIZ BU VATANI KURTARANLARA IHANETTIR BU VATAN ICIN SAVASANLARA IHANETTIR SANA ÖZGÜRLÜĞÜ VATANINI VERENLERE IHANETTIR VATANINA IHANETTIR. ADİ İNSANLAR. SİZİN GİBİ ZAVALLI İNGİLİZCI VE ARAPCILARI (TÜRKLÜK DIŞINDAKİ HERŞEYİ OLANLAR) ELBET BIR GÜN SİKE SİKE BU ULKEDEN YOLLAYACAZ. YAŞASIN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE BU VATAN IÇIN CEKINMEDEN CANINI FEDA EDENLER YASASIN TÜRK MİLLETİ

    • @Kaan, canim kardesim, nerede yalanimiz varsa yazarsan tartisabiliriz. Bu vatani kurtaranlara ihaneti kim yapti biliyor musun? Halkin basina gavurun sapkasini gecirenler yapti. Allahu Ekber demeyi yasaklayanlar yapti. Hacca gitmeyi, Kur’an okuyup okutmayi yasaklayanlar yapti. Yüzyillarca kullandigi dilini yasaklayanlar yapti. Ingilizci kimdir biliyor musun? Latinceyi bu millete dayatanlardir. Ingilizin, yahudinin sapkasini bu millete dayatanlardir. Bu vatan icin canini feda edenlere ihanet edildi. Biz bu ihaneti ifsa ediyoruz.

  7. Sultan vahdettin üzerinden Gazi Mustafa Kemal Atatürk e yapılan bir karalama çalışmasıdır.Bir fetva ile 400 yıl matbaa bile kurulamayan köhne bir zihniyetten sizi akla ve bilime dayalı sistemi getirenlere şimdi oldugu gibi geçmiştede birilerinin maşası olarak bu yola girdiniz.Yıkılmış Türk milletinin egemenligini bir hanedana ve şahsa ait olmasının ve bu devletin devam etmesinin mumkun olabilcegini düşünmeniz oldukça şaşırtıcıdır.Lozan antlaşması ve görüşmeler 1001 zorlukla yürütülmüştür,ismet Paşanın cebınde sizin kullandıgınız ayfonlardan yoktu,ingiliz komutan Lord Kurzon her oturuma cuval cuval belge ile gelirken ismet paşanın onunde 1 dosya kagıdı bile bulunamıyordu neden diye soracak olursanız telgraflarinda dinlendigi üzere Ankara ile mutlak bir iletişim saglanmasi oldukça zordu ve dahi elimizdeki tüm kozları nereye kadar gidebilcegimiz ve nekadar taviz verebilcegimizi dahi bu telgraf gorusmelerinden malum oluyorlardı.Siz nekadar hazırlanırsanız hazırlanının,telgraf gorusmelerinden sizin konusulcak konular ogrenlilip oturumda konusulacak konular degiştiriliyordu.Hal böyle iken memleketi kurtaran savası sonlandırak Lozana neden karsınız bunuda anlamak mumkun degildir.O donemin şartlarında tüm eksikliklere rağmen bu bir başarıdır.Her kim ki bunla bir hesaplaşma ihtiyacı duyar ,işte o zaman o şehitlerin o gazi paşaların kemikleri sızlar.

    • Yorumun icin sagol Furkan… Osmanli’da matbaanin fetva ile 400 yil kurulamadigini yazmissin ki, bu kemalist resmi tarihin yalanlarindan biridir. Dogrusunu yorumun sonuna ekleyecegim baglantiya tiklayarak ögrenebilirsin. “Akla ve bilime dayali sistem” diyorsun. Cok süslü kelimeler bunlar ama hakiki manasini biliyor musun? Kemalist rejimin getirdigi egitimin dinsizlikten baska bir sey degildir. M. Kemal döneminde mekteplerde darwinizm okutuluyordu. Bunlar dini reddediyor. Halbuki insanlar dine, yani hakikate uygun egitimi esas almalidir. Bunu müslümanlar yüzyillarca yapmislar. Ama kendi öz kaynaklarini oku(ya)mayanlar bu hakikatlerden maalesef mahrumdurlar. Siz, sadece resmi tarihin mekteplerde size empoze ettiklerini yaziyor ve müdafaa ediyorsunuz. Iste hataya düstügünüz nokta burada basliyor.
      Bunun en bariz delili ise osmanlida matbaa meselesidir. Asagida verecegim link baglanip okudugunda -eger samimi isen- bunu göreceksin.

      Ismet pasanin bir dosyasi yoktu, karsi taraf ise cuvallarla dosya ile lozana geldiler diyorsun. Peki bunun suclusu kim? Istanbul hükümeti m. kemale beraber hareket etme teklifi götürmüstü. Osmanlinin seckin isimleri vardi, muazzam arsiv ve dosyalari vardi. Ama m. kemal kendi cikarini ülkenin menfaatine tercih etti ve diplomat olmayan, savastan baska bir mesgalesi bulunmayan, hatta bunu kendisine itiraf eden “sagir” Ismet’i lozana gönderdi. Iste telgraf meselesinin sorun yaratmasi da murahhaslarimizin “dosyasiz, hazirliksiz” gitmesinin de neticelerinden biridir. Zira dosyalarimiz ve seckin diplomatlarimiz olsaydi ankaraya danismak, sual sormak en asgari seviyeye inecekti. Böylece ingilizlerin de elinden fazla bir sey gelmeyecekti. Kaldi ki bütün mesele telgraf hattina baglanamazdi. Bizim de bircok avantajimiz vardi. Mesela fransiz-ingiliz cekismesinden faydalanabilirdik. Ancak yapmadilar. Musul meselesini umumi görüsmelerin disina almamaliydik. Böylece ingilizler baski altinda tutulurdu.

      Lozanda konusulacak konular degistiriliyordu diyorsun… Peki neden? Biz savasi kazanmadik mi!? Nasil olur da “maglup” ! taraf bize konferansin gündemini dayatabilir? Madem dayatiyorlar, bu durumda neden cekilmedik? Neden bu dayatmayi sineye cektik? Nerde bizim sahsiyetli, yenilmez magrur pasalarimiz? Biz oraya esir olarak mi gittik?

      Sehitlerimizin kemiklerini kim sizlatti biliyor musun? Lozani kabul ederek hilafeti kaldiranlar, din egitimini ülkede yasaklayanlar, Ezan-i Muhammedi’yi yasaklayanlar, Hacca gitmeyi yasaklayanlar, Lozan’da oniki adayi, bati trakyayi, halep’i vs. birakanlar sizlatmistir. Biz sehitlerin ugruna carpistiklari hilafet, din, kültür ve vatan topragini peskes cekenlere itiraz ediyoruz. Bunlari müdafaa eden biz, neden hain olalim? Hayirli günler kardesim.

      Osmanlida matbaa ile alakali yazimizin baglantisi:
      http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/31/matbaa-osmanliya-ne-zaman-geldi/

  8. belgelerle tarih nick ama hiç bir belge hiç bir kanıt olmadan farazi yorumlarla devrimlere ve gazi kemal e sataşıp durmuşsun. biraz daha zaman geçse ülkeyi vahdettin kurtardı yunanlıları yenen orduyu o kurdu büyük taaruzdada ordudun başında vahdettin vardı falan diyeceksin neredeyse. bunun için bir belge ortaya koyda tam olsun

    • @BAYRAK sevr padişah tarafından imzalanmamıştır yazıyı nerenle okuyosun gerizekalı atatürkçü ? Eğer imzaladıysa (ki öyle bişey yok) o zaman bu iddianı destekleyecek kanıt delil vs. getir senin bu söylediğin bir palavradır ! Vahdettin han asla imzalamamıştır sen önce lozanı imzalayan vatan haini atatürke bak

      • fabrikatör fabrikaya işçi alır. işçinin alakasız dilenciliklerinden bıkar patron. uzak durur ondan. işçi kinlenir hayınlıklara başlar. muslukları elektrikleri açık bırakır.bazı eşyaları kırar. bazılarını lazım olduğu halde çöpe atar. yetkililere işyeri zarar görsün diye yalan içerikli imzasız mektuplar, arada götürmeler gerekirse kundaklama ile fabrikayı kü
        le çevirmek dahil her oyunu eder. nedir amaç. o fabrika batsın. adamın suçu ekmek vermek.
        mustafa kemal böyle yapmamıştır ama osmanlı batsın diye elinden geleni yapmıştır. her fırsatta osmanlıya kazık sokulmuştur sabetaycılarca. işi sevre kadar götürenlerde buradan döndürmüş gibi yapanlarda bunlardır. kemalist tarihçiler kendi tuttukları küçük düşmesin diye bilereksaklıyorlar gerçekleri.
        2013 de samanyolu tv den saim orhan arjantinde 1926 ordu doğumlu bir ermeniyle röportaj yaptı. sonrası kemalizmolan ittihat ve terakkiciler zamanında çok ermeni göçmüş avrupa ve amerikaya.adam biz osmanlıyıda severdik türkiyeyide severiz diyor.yalansa boynuna.
        osmanlıya devletin zenginliklerine içeriden gözkoyanlar oyun ettiler ve yıktılar dedi adam.yani suçluyu dışarıda aramayın diyor.devlet kimlerin eline geçtiyse oyunuda onlar etmiştir. herkesin bildiği sır değildir. kemalistler yalan tarihte ısrar etmesinler gerçekleri görsün kabullensinler. kızıl kanallar ve dindar gözüken haydarın tvsi bu konularda bilerek ısrarla yalan söylüyor.
        birileri osmanlıya müthiş düşmandı ve yıktı. bu şekilde ele geçirdi ardından buda kahramanlık gibi yutturuldu.

  9. bakın daha evvelde yazdık 1907 de osmanlı sınırları 7338000km 2 idi. neredeyse avustralya kadar. yada alaska hariç ABD kadar. ittihat ve terakkici mason teşkilatları elinde tutan sabetaycıiar yıktı osmanlıyı. Bunu vatan ve hürriyet cephelerı kurarak yaptılar. Zaten müslüman olmayan balkan milletleri bağimsızlik kazandırılırken musluman bosna hersek Avusturya macaristan tarafından işgal ve ilhak edildi.
    petrol yataklarını elinde tutan Trablusgarp 2. Abdülhamit tahttan aynı grup tarafından indirildikten sonra eski roma büyükelçisi ibrahim hakkı paşaosmanlı başbakanı yapıldı. onun tarafından oradaki askeri kuvvetler yemene gönderildi. savunmasız kalam trablusgarp italyanlarca işgal edıldi. Mason paşa bu iş için kaç oda dolusu altın aldı acaba italyanlardan. Arap petrol bölgeleride 1. dünya savaşıyla elden çıktı. sabetaycılar yine ingilizlere çalıştı ve arap topraklarıda elden çıktı. Sonra bu bölgelerde yanı Anadolu ve istanbul ve trakyada işgal edilerek kurtuluş ve kurtarıcı numarasıyla aslı yahudi olan mason sabetaycılara teslim edildi. mustafa kemalde aslen yahudi bir sabetaycı ve masondur. ittihat ve terakkinin ingilizi tutan kanadındandı.
    bütün balkan uluslarını osmanlıdan hürriyete kavuşturan bu grup araplarıda osmanlıdan kurtarmada yardımcı oldu. bizide yani türk islam milletinide müslüman osmanlıdan kurtararak kendisi işgal etti. kurtuluş Osmanlıdandır. Kahraman gözükenler sahte kahraman yani düşman işbirlikcisi idi.
    anadoluyu ele geçirmeye çalışan ermenileri katledenler ve sürenler ve mallarına topraklarına el koyanda bunlardı. Ama ermeni katliami damgasıda onlar yuzunden türk milletine vuruldu.

      • 1911’de Kudüste yahudi gazeteciye shema israil duasını okudu. Ayrıca kendisinin sabetaycı olduğu iddialarına şu tuhaf cevabı verdi : Napolyon Fransız değildi ama Fransızların atası olarak öldü. İnsanların içinde bulundukları cemiyet için çalışmaları lazımdır!
        Ayrıca Selanikten ne çıkar sorusuna bol Yahudi çıkar cevabını veren Nuri Conkere de ses çıkarmamıştır.
        Yeter mi Lale hanım?

  10. Mustafa kemalin anne tarafının sabetaycı olduğu alenen yazıyor. gerçek babası hakkında fazla bilgi verilmiyor. Ama mustafa Kemal şemsi efendi olarak bilinen simon zvinin okulunda okumuş. simon zvi sabetay sevi olarak bildiğimiz şabat zvinin soyundan. okul haham yetiştiren bir okul. sabetaycılık bir çesit yahudiliktir ve kendilerini gizlerler. hristiyan ülkede hristiyan müslüman ülkede müslüman gibi gözükürler. aslen kendi dinlerini yaşarlar. mustafa Kemalin kendi açıklaması vardır ben sabetaya inananların soyundan geliyorum diye. mustafa Kemalin bizi kainat var etti sonrada kendine taptırdı sözü. yahudiler genelde cennet cehennemi bu dünya olarak görür ve ahrete inanmaz. 1935 şubatında mustafa Kemale sözde suikast girişimi olur. başarısızdır ve atatürk hayatta kaldı diye şükran duasıyla havra ve sinagoglara doluşur türkiye yahudileri ata için dua ederler. müslüman Türk milletin kılı bile kıpırdamaz.kimse camide ata için dua etmez. mustafa Kemalin nutukda yer alan budizm hristiyanlık ve müslümanlık gibi dinleri tek bir dünya dininde toplamayı amaçlayan sözü. bu din yahudilik olsa gerektir. türkiyeyi 1923 te ele geçirenlerde zaten gizli yahudiler olan sabetaycılardır. dindar müslümanları okullara memuriyete sokmamak. yada girmiş olanların çeşitli bahanelelrle tahsilini yakmak. orduda subay assubay yapmamak nedendi zannediyorsunuz.

  11. Ben kabul etmek istemiyorum diyorsun. Irak ABD ve ingiltere tarafindan işgal edildiği zaman ABDliler ıraka Atatürk modelini uygulamaktan bahsetmişlerdi 12-13 sene kadar evvel. Bu demektirki türkiyeye Türk milletinin başina Atatürkü onlar getirdi. Yani onlarin adami. Ozaman ABD yi ve ingiltereyi yahudi lobisi yönetiyordu ve bizi onlar işgal etti. İşgalciler çekilir iken kendi adamlarini diker kendi kaziklarini ( kanunlarini) çakar öyle giderler. Birde ata için internette yahudi olduğuna dair bilgi kayniyor. Yumma gözlerini aç oku.

  12. Tmm padişah ozaman neden heyet yolladı önensenmeyen bir toplantıya neden heyet gitti. İmzalanmayacaktida anlaşmaya neden zaman kazanılsındiye imza atıldı hani sevrin hiçbir hükmü yoktu ne zamanı kazanıldı hükümsüz önemsiz sevir toplantisinda

    • Mehmet üner, yorum icin tesekkürler. Neticede bir baris anlasmasi yapilacak. Önünüze bir teklif konacak ve siz de müzakere edeceksiniz. Ama müzakere firsati vermediler, ya imzalanir ya da savasa devam dediler. Halbuki m. kemalin dostu rauf orbayin imzaladigi mondros ateskesi ile ordunun bir kismi terhis edilmis. Böyle olunca da ingilizleri oyalama siyasetine gecilmistir.

  13. ortada garip bi durum var yazıda deniyor ki ”Osmanlı heyeti Paris teki baskılara dayanamayıp zaman kazanmak için antlaşmayı imzalamıştır.” o antlaşmanın altına padişahın görevlendirdiği kişilerin imza atması ne anlama geliyor? hadi diyelim meclis-i mebusa da görüşülmek için zaman kazanmak olsun peki bu görüşmeler mart 1920 de faaliyeti sonlandırılan ve nisan 1920 de kapatılan meclis-i mebusan’ın neresinde görüşülecekti. evet doğrudur bu antlaşmayı Vahdettin imzalamamıştır sebebi ise az önce belirttiğim mart 1920 de faaliyeti sonlandırılan ve nisan 1920 de kapatılan meclis-i mebusan’ın kapatılmış olmasından dolayı görüşmelerin yapılamayıp antlaşmanın Vahdettin in önüne gitmemesidir. ha antlaşma görüşülüp Vahdettin’in önüne gitseydi imzalarmıydı imzalamazmıy dı orası da muamma. zaten Ankara daki Büyük Millet Meclisi antlaşmayı sert bir bildiri ile kınadı ve antlaşmayı imzalayanlar ile Saltanat Şurası’nda olumlu oy kullananları 19 ağustos 1920 tarihinde vatan haini ilan etti antlaşmada imzası bulunan heyet üyeleri 23 nisan 1924 tarihinde TBMM tarafından 150’likliler listesine eklendi. 28 mayıs 1927 tarihli yasayla ise yurttaşlıktan çıkarıldılar. bir de mantıken imzalayıp şartlanırını kabul ettiğiniz bir antlaşmanın neyini mecliste görüşeceksiniz üstelik kapalı bir mecliste.

    • Türkiye sevdalisi, kiymetli kardesim anliyorum bazi hakikatleri kabul etmek zordur. Inan yorumunu okuyunca icim ciz etti. Cünkü halisane bir niyetle müdafaa etmeye calisiyorsun. M. Kemal’in bu millet icin calistigini, onun aleyhinde olan her seyin aslinda vataninin da aleyhinde oldugunu zannediyorsun. Halbuki böyle bir sey yok. Bizim milletimiz onlarca devlet kurmustur. Bir m. kemale ihtiyac yok. Ondan kat be kat daha dirayetli ve zeki idarecilerimiz vardi. Biz ne m.kemal ile var olduk, ne de onun lütfuyla ayaktayiz. Bunlari asmamiz lazim.

      Gelelim müdafaana. Meclis kapandigi icin Vahideddin imzalayamadi diyorsun. Mübarek meclisi kim kapatti? Tabii ki padisah. Peki nicin? Cogu ittihatci olan vekiller -tipki saltanat surasinda oldugu gibi- sevri kabul eder de kendi önüne gelir diye. Ayrica saltanat surasinda alinan kararlarin baglayiciligi yoktur. Bir kisi haric herkes kabul etmisti ama Padisah buna ragmen imzalamadi. Mesele bu kadar acik.

  14. ben serv antlaşmasını VAHDETTİN imzaladı demiyorum evet VAHDETTİN imzalamadı, VAHDETTİN’in görevlendirdiği isimler paris te antlaşmayı imzaladı. altına imza atılan bir antlaşma varsa siz o antlaşmanın şartlarını tümden kabul etmiş oluyorsunuz. yok efendim zaman kazanmak için mişte yok efendim meclis-i mebusan da görüşülecekmişte bırakın bu plavraları. imzalarla kabul edilmiş bir antlaşmanın neyini meclis te görüşeceksiniz. bırakın bu halkı kandırmayı. yok efendim dilimizi yok basımıza gavur şapkası giydirmişler de be mubarek senin suand günlük hayatta kullandıgın tüm imkanların neredeyse hepsi gavurun değilmi kullanma o zaman . OSMANLI’nın dili neydi arapca mıydı?

    • Türkiye Sevdalisi, bunlar palavra degil, diplomasidir. Bekir Sami de avrupada bir anlasma yapmisti, imzaladi ama M. Kemal onaylamadi. Simdi Bekir Sami imzaladigi icin M. Kemal’i de mi sorumlu tutalim. Sapka ve dil ile günlük hayatta kullanilan seyler ayni degildir. Sapka semboldür, insanlarin kimligini ifade eder. Dünya görüsünü ortaya koyan bir semboldür. Dünya tarihini oku, maglup kavimler galiplerin kilik kiyafetini giyerler. Dilin ise millet hayatinda büyük ehemmiyeti vardir. Yani milleti ayakta tutan ve birikimini yeni nesillere aktaran en büyük faktörlerden birisidir dil. Sapka ve dil günlük hayattaki herhangi bir esyaya benzemez. Insan ve toplum kendi kimligi ve degerlerini muhafaza etmelidir. Teknik gelismeler ise baska bir seydir, onlari almakta bir mahsur yok.

  15. Bak kardeşim hiç kimse türkiye duşmani değil. Madem mustafa kemali savunuyorsun buyur 8 şubat 1913 te mustafa kemalin bolayirda bulgarlara 114 e karşi 6000 kişilik yenilgisini izah et. Çanakkalede 57. Alayda herkes şehit duştu. O öyle emrettiği için. Kendisi sağ kaldi. O şehitler bence duşmana hediye pakediydi. 19 mayis 1915 te ariburnunda 600 e karşi 10000 den fazla kayip vermesine ne diyeceğiz, daha kaç tane var çanakkalede böyle. Muştaki bitlisteki ağir kayiplar. Nablus cenin civarinda ordumuzun silahlariyla birlikte esir ettirilmesi. Kendisine yine hiç birşey olmamasi. Düşmanlara çalistiği icin getirildi bu ülkenin başina. O yenilgileri olmasa gelemezdi ülkenin başina. Bu kadar açik.
    Bak ingilizler istanbulu isgal ediyorlar. Ne kadar mustafa kemale rakip olabilecek adam varsa maltaya suruyorlar.
    Bak yahya kaptan vardi gebze bölgesinde. İstanbul hukumetinden silahlari paralari alip çete kuruyor. Haziranda bizim bölgeye geliyor. Ağustosta anadoludaki mustafa kemale çalismaya basliyor. İstanbul hukumetinin emirlerini dinlemiyor. Silahlarida vermiyor. Hukumette para vermiyor. Parasiz kalip köyluleri soyuyor. Sinopa gidip bektaşi şeyhini öldürüp paralarini aldiğini yazar riza nur. Padişahci diye çerkez mehmedide ölduruyor gebze mezarliğinda. Birde çetesine katilmaya gelen bir köylüyü silahinin namlusu ona baktiği için sen beni öldürmeyemi geldin. Anasini… deyip öldürüyor. İstanbul hukumeti mustafa kemale şikayet ediyor. Adami ya kemal paşa anlamazdan geliyor. Gebze jandarmasinida saymiyor yahya kaptan. Çikiyor uskudar jandarmasi onun karargahi olan tavşancila baskin duzenliyor. Gebze jandarmasi yuzbaşi nail baskanliğinda katiliyor bu baskina. Gebze jandarmasi saklandiği evde buluyor yahyayi. Çeşme başinda su içerken üsteymen abdurrahman bir tekme vuruyor buna. Oda kufrediyor. Öldürmuş usteymen bunu (ocak 1920 de). Hemen başka yere tayin ediliyor bu. Abdurrahmani bulup vuruyor kemalistler adam ölüyor. Bununla yetinmiyorlar. Yuzbaşi nail istanbula tayin olmuş.
    16 mart 1920 de ingilizler istanbula baskin duzenliyorlar. Koskoca istanbulda yuzbaşi naili ve onun tavşancil baskinina katilan askerlerini bulup vuruyor. Kimi şehit kimisi yarali. Yuzbaşi nailide vurmuş ingilizler. Adam ağir yarali. Adı bir daha duyulmuyor. Akibetini bilmiyorum. Kim istedide ingilizler vurdu o nail beyi. Bir düşün bakalim.
    16 mart 1920 de ingilizler istanbulu basiyor.
    Size laf anlatacağiz diye kendimizi yakacagiz, biz türkiyeyi rezil etmiyoruz. Bu ülkeye bu millete kendi çikarlari uğruna oyun edenleri açikliyoruz,

  16. ADMİN SENDEN ALLAH RAZI OLSUN.
    BANA TARİHTEN BİRŞEYLER ÖĞRETMEKLE KALMADIN
    YORUMLARA CEVAP VERMENDEKİ ÜSLUP VE MÜTEVAZİLİKLE BENİ BİR SEVİYE YUKARI BİR BAKIŞA ANLAYIŞA SEVK ETTİN.
    YAZILARININ DEVAMINI MERAKLA BEKLİYORUM.
    ALLAH YAR VE YARDIMCIN OLSUN

  17. Sevr anlaşmasının anadolu topraklarıyla alakası yok. Sevr anlaşması osmanlının ortadoğudaki topraklarıyla alakalıdır sevr ile ortadoğuda 20 küsür devlet kurdular adamların amacı anadolu topraklarını işgal etmek değil türklerin ortadoğuyla olan bağlantısını kesip türkleri anadoluya sıkıştırmak türklerin ortadoğuyla uğraşmasını engellemek için yunanla oyaladılar okuldaki resmi tarih kitaplarındaki sevrin anadoludaki işgal bölgeleri falan hikayedir zaten kendileri çekiliyorlar yani sevr yüzde yüz uygulanmıştır.

  18. Öncelikle karanlıklara yalana karşıyız biz aydınlığı ve gerçeği savunuyoruz.Aydınlık altında her şey şeffaftır ve kimse ikiyüzlülük çıkarcılık kolpalık ve sahtekarlık yapamaz her şey adil olur ve insanlığın yaratılış nedeni ve ahiretin varlığının en büyük kanıtı olan ve er geç hakim olacak her şeyi kuşatacak olan Saf Adalet fani alemde tecelli etme imkanı bulmuş olur inşallah.Buna binaen konuya geniş anlamda bakarsak eğer;

    Türklerin sahip olduğu topraklar her zaman dünde bugünde dünyanın göz bebeği oldu.Müslüman Türkler başta gelmek üzere diğer bir çok müslüman topluluğun sahip olduğu topraklar insanlık tarihi boyunca her çağda bugünde olduğu gibi her anlamda bir çok açıdan ve nedenden dolayı odak noktası çekim merkezi olagelmiştir.Bu topraklarda önemli ve göz ardı edilemez olarak bir Osmanlı medeniyeti var olmuş uzun yıllar etkisini korumuş ve bugünü geçtik çok uzun bir geleceğe dek etkisi sürecek sağlam bir damga vurmuştur.Osmanlının bir çok ilk ve öncül özelliği yanı sıra en önemli özelliği dünya üzerinde federal yapıya sahip olan egemen olduğu coğrafya üzerinde din dil ırk mezhep ..vb. çok farklı özelliklere sahip topluluklara ev sahipliği yapması ve bunları yönetmekteki başarısıdır.O çağda diğer bir çok devlet-krallıklar birer din-ırk devletleri iken Osmanlı karma çok yönlü renkli bir mozaiğe sahip çok farklı sıradışı o çağa değil geleceğe ait olan dev bir imparatorluktu.Bugün globalleşen dünyada abd ve Avrupa örneğini gördüğümüz gibi ırklar dinler renkler yakınlaşıyor yan yana geliyor ve karma toplumları meydana getiriyor sınır kavramları anlamsızlaşıyor fakat abd ve Avrupa nın ırk-din-sabit millet mantığına uygun geçmişi ve kafa yapısı bugün globalleşme sürecinde ırkçılık savaş ve sömürüyü körüklemekten ileri gitmedi.Osmanlı öyle bir belde idi ki abd yi ingiltereyi fransayı avrupayı hatta geçmiş çağları bugünü bile aşıyordu ve bugün görüyoruz ki artık var olmayan Osmanlı aslında yarını bile aşmış.

    Osmanlıdaki yönetim anlayışı da farklıydı Tam bir kral monarşisi söz konusu değildi.Avrupadan farklıydı.Her daim bir divan söz konusuydu daha sonra ise zaten bir meclis söz konusu olmuştu bugün cumhuriyet demokrasi yaygarası yapan Avrupai krallıklar yada sözde cumhuriyetle yönetilen dikta devletlerindeki gibi kolpa değildi.

    Osmanlı hanedanlığı tabii ki kutsal ve yüce değil.Hataları ve yanlışları vardı.Osmanlıdaki onca padişahın hepsi de karakterli yetenekli mahir kişiler değildi.Osmanlı ya gelmiş en son büyük padişah Sultan 2. Abdulhamit’ti.Onun dönemi bir dönüm noktasıydı.Çünkü dünya değişiyordu savaşların sömürünün katliamın hükümdarlığında geçecek olan Materyalist yeni dünya düzeninde, hem kapladığı alan hemde dünya görüşü yönetim zihniyeti olarak Osmanlıya yer yoktu.Bunun öncüsü Avrupalı hristiyan ve masonlar faaliyetlere başladılar bu en yoğun haliyle 2. Abdulhamit dönemine denk gelir.Sözde hürriyet cumhuriyet özgürlük propogandasıyla ve neo-milliyetçilik akımları ve kışkırtmalarıyla Osmanlı nın mozaik renkli yapısı içindeki topluluklar isyana sevk edildiler
    Ayrıca Türk kimliğine sahip hatta askeriye içinde subay olan çoğu genç bu yeni pohpohlanan parlatılan akıma kapıldılar isyan ettiler komplolara hain planlara alet oldular o zaman bu yaptıkları şeyi bir gençlik akımı bir moda bir haklı baş kaldırı bir cesaret yada kahramanlık olarak görüp iyi bir halt yediklerini sandılar.Aslında bu komploda kullanıldıklarını anlamadılar beyinlerini kiraya verdikleri akıl aldıkları ağababaların ne ve kim olduğuna hiç bakmadılar amaçlarını sorgulamadılar Padişaha karşı ‘’cumhuriyet,Hürriyet,özgürlük’’ sloganıyla isyan ederlerken gaz aldıkları başta İngiltere olmak üzere Avrupai ülkelerin neden halen daha krallıkla yönetildiğini sorgulamadılar.Türkleri çok mu seviyorlardı çok mu düşünüyorlardı?Türklerin Özgürlükleri mi yoksa esareti mi umurlarında olan şeydi?Ben monarşi yanlısı yada cumhuriyet karşıtı değilim bunları yazarken yanlış anlaşılmasın ben Adil düzenin ve gerçeğin yanındayım. Krallık bu kadar kötüyse neden hele bir önce kendileri krallarını indirmiyorlarda paso Osmanlı ile uğraşıyorlardı?işte bunu göremediler. Bunun öncüsü olanların, avrupaya ceplerine para konarak eğitim alsınlar diye gönderilen ama beyinlerini bilimle değil Avrupai kör zihniyetle propaganda ve bölücü fikirlerle doldurulan yine bu hain akımdan etkilenenlerin olması her şeyi açıklıyor.Genç Türk ün JönTürk ün aklı sözde özgürlükle ve cumhuriyetle yıkanıp hedefe gönderiliyor ama nedense bu beyin yıkayan avrupalıların hepsi siyasi ve dini krallıklarına emperyal monarşilerine oligarşilerine sıkı sıkıya bağlı kalıyor dokundurtmuyor taviz vermiyor neden acaba?Bugün bile baş katliamcı emperyaller İngiltere ispanya Hollanda Belçika İskandinav ülkeleri krallıkla yönetiliyor ,Sözde cumhuriyetin laikliğin merkezi sömürgeci faşist Fransanın baş otoritesi Monako prensi,italyanın en etkili dünyaya etki eden en önemli özelliği Vatikan dinsel monarşisi,İsrail başlı başına Siyonist Yahudi din cumhuriyeti yönetim anlayışı ve bayrağı tamamen Tevrat ile ilgili dünyayı yöneten dünya üzerinde söz sahibi tek devlet.Gerçek ortada bugün iyice bunu görüyoruz açıkça her şey ortada,işte o zaman o genç Türklerin jön Türklerin bazı genç subayların ve sözde aydın geçinen karanlık kafaların göremediği ve alet oldukları nedeni amacı yazayım;

    Hak ve batıl arasında her daim bir çekişme ve savaş olacaktır bu kaçınılmazdır bu varlığımızın nedenidir sınavımız budur.İnsanoğlunun sınavı var oluş nedeni budur.

    Osmanlı Dünyanın kalbine göz bebeğine sahip olduktan sonra damgasını vurdu.Bu Avrupaileri geriye attı.Hristiyan ve Yahudi dünya hakimiyeti iddiası çökme noktasına geldi kutsal toprakların Müslüman Türklerde olması 2. Abdulhamit in filistine sahip çıkması Avrupalılar için derin bir yaraydı kudüs ve İsrail devleti ile İsa ve kutsal kase inancı hayali ile çaresizlikle daha önce varlığı zaten bilinen amerika kıtasına saldırdılar yerli halkı sömürüp katlettikten sonra birbirlerini yediler ve sonra anlaşıp abd yi kurdular abd israile atıfta bulunularak kurulmuştur.siyaseti para ve dindir.Masonluktur.Bunu açıkça görüyoruz.

    Bu sömürgeyle itici anlamda güç ve para bulan Avrupalılar Türklere karşı koymak için teknolojiye yöneldi.Bunun için gerekli bilgiyi de orta doğu asya ve arap ülkelerinden çaldılar mesela abd nin ırakı işgalinde ilk hedefinin ırak kütüphanesinin olması gibi.Bir çok ajanı öğrenci ve gezgin olarak sürekli gönderdiler ve çaldıkları bilgiyle harekete geçtiler.İngilterede sanayi devrimi gerçekleşti ve yeni dünya düzeni hedefe konuldu.silahlanmak için sanayiye sanayi için makineleşmeye makineleşme içinde hammaddeye ihtiyaç vardı ancak Avrupa hammadde açısından tamamen fakir ve çorak bir kıtaydı.Amerika kıtasının yerli halkının ve zenginliklerinin sömürülmesiyle sanayi devrimi yapan Avrupalılar bunu devam ettirmek istiyordu ve Amerika kıtası bunun için yetersizdi.Petrol-elmas başta olmak üzere daha önce bir çok bilinen ve bilinmeyen hammadde ihtiyacı doğmuştu ve bunun kaynağı yine dünyanın kalbi ve göz bebeği olan orta doğu uzak Afrika yakın asya topraklarıydı ve buraların büyük bir çoğunluğuna ise gerek resmi gerek manevi anlamda Türk İslam anlayışı kısaca Osmanlı imparatorluğu hakimdi.İşte hem kudüsü alıp israili yeniden kurmak hem Çoğu İstanbul Anadolu ve orta doğu da yer alan Hristiyanlığın kutsal kasesinin gezdiği topraklarda söz sahibi olmak hem de para güç ve iktidar için Avrupalılar Osmanlı üzerinde türlü propoganda ve isyan planları geliştirdiler.Neo milliyetçilik ile azınlıkların isyanı özgürlük cumhuriyetçilik akımıyla yönetime karşı derin darbe planları hayata geçirildi.Buna 2 .Abdulhamit sağlam iradesi ve duruşuyla onyıllarca direndi ama düşmanın karşısında değil de daha çok arkasında olmasından, hasımların değil hainlerin çokluğundan dolayı tahttan düşürüldü ve sonrasında Avrupalı faşist emperyallerin önü açılmış oldu.

    En son Vahdettin buna boyun eğmek zorunda kalmıştır.Vahdettin çok zor bir döneme denk gelmiştir.Karakter olarak ta tahta vakıf değildi.Buna ‘’ben krallığın kuş tüyü tahtına değil,közlenmiş toprağına oturdum’’ diyerek halinden şikayetçi olması kaderine isyan etmesiyle görüyoruz.Fakat nankör değildi.Hain değildi bu ayrımı yapmak gerekir.

    Osmanlı imparatorluğu bir çok savaşlar yaptı zaferler kazandı zafer kazandığınızda karşı taraf yenilgiyi kabul edip barış yapmak ister ve barış antlaşması tabii ki yenilen için ağır ve kötü şartlar taşır.Osmanlı 1. Dünya savaşı sonrası cesurca savaşmış olmasına rağmen istediği sonucu alamadı ve güvenip ittifak kurduğu devletlerin birer birer kolayca yenilmesiyle hatta ihanet etmesiyle döneklik yapmasıyla önce yalnız kaldı sonra da tutunamadı ve savaşı kaybetti.Kazanan taraf doğal olarak yenilen tarafa kendi şartlarında ağır bir antlaşma dayattı bu mesela serv dir yada mesela Mondoros tur.Burada sultan olarak ilk sorumlu tabii ki bir ülkenin halkın lideri konumunda olarak Vahdettin dir.Ancak başka sorumluları da vardır.Mesela’’Serv ölü doğmuştur’’ lafını kullanan bir şahıs bunu söylerken yüzü kızarmaz mı?Serv Osmanlıya neden dayatıldı ? dünyanın kalbi olan ve emperyal avrupanin hedefinde olan Osmanlının en değerli toprakları olan ortadoğu Afrika ve Filistin topraklarında alınan ağır yenilgilerden dolayı serv Osmanlıya dayatıldı vahdettin in önüne geldi.Özellikle Filistin cephesinde savaşan ve yenilip geri çekilen bir şahıs bir subay sanki orada savaşan o değilmiş yenilgisinin suçu hiç kendisinde değilmiş orada yenilmesi ve çekilmesiyle vatanına devletinin başına gelen ağır antlaşmalarda hiç suçu yokmuş gibi serv i bir sonuç olarak görmeyip akabinde mevcut sisteme yada bunun o zamanki tüm sorumluluğu üzerinde olan ve bu nedenle kendisini güvenip o savaşa komutan atayan o padişaha karşı bir nankörlük bir ihanet değilmidir?Bunlar her zaman sorulacak tartışılacak ve böyle devam edecek.

    Bizim tarihimiz ile Avrupanın ülkelerinde dünya ülkelerinde okutulan tarih arasında fark vardır halbuki tarih yaşanmıştır ve olaylar yoruma açık olsa bile sabit bir yaşanmışlıklar vardır ve bunları egolardan sıyrılarak delikanlıca mertçe kabul etmek gerekir.Avrupa –Dünya ve Türk tarihini bu amaçla yan yana getirip kıyasladığımızda her ne kadar Osmanlı kötü gösterilse de bir çok noktada kabul gördüğünü şeffaf olduğunu görüyoruz ama Türkiye nin kurumasıyla dayatılan inkılap tarihi için bunu söyleyemeyiz.İnkılap tarihi zaten Avrupa ve dünya tarihinin umrunda değil ilgisini de çekmiyor pek.bunun dışında inkılap tarihi yanı sıra dünyada yaşanan 2. dünya savaşı yılları ve daha sonra milli şef ismetin ölümüyle günümüze gelen Türkiye tarihi gerçekten çok karanlık bilinmezliklerle dolu çelişkili, sorgulamaya açık çok nokta barındırıyor ve yasaklar sansürlerde bunu daha da Karanlık içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.Darbeler,kaoslar krizler,yasaklar,sansür,terör,medya propogandası..vb. Türkiye nin yakın tarihi gerçekten kapkaranlık,planlar antlaşmalar gizleniyor niyetler amaçlar saklanıyor insanlar açıkça kandırılıyor bu kadar sansürün yalanın ve yasaklarında birilerinin işine geldiğinin kanıtı olabilir sadece elimizde hiçbir kanıt yada gerçek olmasa bile bu sahtekar kolpacı ikiyüzlü bazı odakların işine geldiği için uygulandığı gerçeği kaçınılmaz oluyor.

    Servin neden ve sonucunu etkisini anlattık.Servi ölü doğurtan ve bu ölüyüde gömdük diyenlerin yaptığı Lozan antlaşması da bir hayli çelişkilerle karanlık noktalarla dolu.Özellikle etkisi günümüz yanı sıra uzun bir geleceğe dek uzanan bir antlaşma.
    Yapılmış imzalanmış Bir antlaşma şeffaf ve açık olması gerekirken halen daha iddia ve tartışmalara açıksa birileri bir şeyleri halen daha örtbas ve karartma tartışmaya kapatma amacında kıvranıyorsa buna diyecek bir şey olabilir mi?

    Siyasi yol gidişat üslup yordam ..vb. tartışılır amaç bu değil son zamanlarda bir şeylere tanık olmaktayız.Türkiye kendi silahını üretmek,kendi uçak ve arabasını üretmek,kendi hammaddesini çıkarıp kendisi için değerlendirmek,kendi enerji kaynakları konusundaki bağımsız çalışma ve yatırımları,kendi iç sınırları içerisinde tek başına yönetilme yoluna girmesi-süregelen bir bütünlük yakalanması,Kendi sınırları dışındaki olaylara siyasete ekonomiye topluluklara ortaklıklara karışması hakkını sözünü savunması söylemesi kendi yönünü kendi belirleyip çizmesi kısaca kafasını kaldırması…vb. ile ,dünyadaki özellikle avrupadaki o zamanında genç Türkleri subayları zehirleyenlerin türlü pislik ihanet isyan kaos ve bölücülük faaliyetlerini yapanların yine hortlayarak aynı kafada nasıl devam ettiklerini görmekteyiz.Bu yetmezmiş gibi Bize Lozan ı hatırlatıyorlar.Bize inkılap tarihinde ‘’bir zafer’’ olarak okutulan Lozan ı bize dayatıyorlar.Bunu yapmalarındaki amaç ‘’biz zamanında bir antlaşma yaptık buna uyun’’ demek mi acaba?hahaha bize zafer olarak öğretilen ve dolayısıyla onlar için unutmak istedikleri bir yenilgi olması gereken Lozan ı bize hatırlatıp uyun buna diye uyarı çekiyorlar hahaha Avrupalı bunu neden yapıyor ?sözde lozana uymayan bir davranış içindeyiz ve sözde biz dürüst değiliz de onlar mı çok dürüst o antlaşmaya uymamızı istiyorlar hahaha nedeni antlaşmaya falan uymak değil bu çok açık.Türkiye kendi silahını uçağını üretme derdine girdi avrupanın kuyruğu ve müşterisi olmaktan çıkıyor kendi kendine yetmeye kendi geleceği için kendisi karar vermeye kalkışıyor ve bunu bir bütünlük içinde yapıyor böyle kendi içerisinde kalsa yine iyi Türkler bir de kendi sınırları dışına çıkıyor siyaset yapmaya kalkışıyor kendilerinin başbaşa verip kukla oynattıkları dünya sahnesinde Türklerde kuklacı olmaya kalkışıyor hahaha işte Lozan a aykırı olan bu.Demekki lozanda biz öyle anlaşmamışız.Avrupanın zihniyet olarak kuyruğu olmak,silah araç ürün üretemeyip her daim avrupanın müşterisi ve özentisi olmak,iç siyasette de dış siyasette de elini dizini boynunu kırıp diz çökmek çeneni kapayıp başını yere eğmek her söylenene uymak için anlaşma yapmışız ki bize ‘’başarı-zafer’’ diye yutturulan Lozan a uymamızı istiyorlar bizden denize döktüğümüz o işgalci avrupalılar.Hahahaa.

    Bunu aşmamız gerekiyor.Evet Türkiye kendi kendine yetmeli,iç ve dış siyasette söz sahibi olmalı müşteri değil üretici olmalı,kuyruk değil baş olmalı tarihimiz kültürümüz medeniyetimizin özünde var kaderimizde var bu bundan kaçamayız ama öncelikle tarihimizdeki özellikle inkılap tarihi ve yakın cumhuriyet tarihimizdeki kolpalıkları yalanları ikiyüzlülükleri açığa çıkarmalıyız.Bunu yapmalıyız ve herkes bunu günahıyla sevabıyla kabul etmeli.Aksi halde iç kaosa bölünmeye sürtüşmeye ötekileştirmeye ve birbirimizi kandırmaya yıpratmaya devam ederiz ,böylece bu avrupalı siyonist katliamcı faşistlere depis amaçları için fırsat vermiş oluruz ve yaptığımız iyi güzel doğru olan her şey de bu sakat zayıf zemin yüzünden bir gün yıkılıp yok olma tehlikesini her zaman taşır.Öncelikle bu sorunu bu tehlike ihtimalini kesinkez ortadan kaldırmalıyız.Böylece başarı ve atılımlarımız emeğimiz daha kesin sağlam ve uzun vadede geriye düşmeyecek biçimde etkili olur.

  19. Hadi oradan Ataturk düşmanı sende..Bir dünya demagoji yapmışsın..Imzaladıdan kasıt kendi eli ile imzalaması degildir tabiki..Onun patişahlığı döneminde marif vekili ve paşaları imzalamıştır..illede o olmasımı gerekir..

      • Abiciğim padişahtan ve monarşi yönetiminden bahsediyoruz. Padişah izin vermese kuş uçmaz. Dürüst olun, dönemin şartları öyle gerektirmiş olabilir; bunu kabullenin. Toz kondurmamak için veya sırf eleştirmek için tarihi çarpıtmak nedir? Yazılarınıza denk geldim ve objektiflikten bir parça bile göremedim. Hep çarpıtma, hep kendi fikrini gerçeklerle çelişse bile haklı çıkarma çabası… Amacım asla sizi kötülemek değil belki bunlar öz eleştiri yapmanıza vesile olur.
        Atatürkçülerin Vahdettin ve diğer padişahlarla bir sorunu yok fakat sizin Atatürk’le büyük bir sorununuz var. Gördüğüm kadarıyla da dindar bir insansınız, dinimizde nankörlük ve iftira atmak yoktur biliyorsunuz. Haddime değil fakat paylaştığınız yazılarla ne büyük bir yükün altına girdiğinizi hatırlatmak isterim. İddialarda bulunduğunuz kişilerden biri örneğin Atatürk, şu an toprağın altında ve suçlamalarınıza, iftiralarınıza kalkıp cevap verecek durumda değil, insaf biraz. Bir de Peygamber Efendimizin (s.a.v.) “Kalbini açıp da baktınız mı?” hadis-i şerifini hatırlatmak isterim.
        Bir de bu iftiralarınızla, devlet büyüklerine karşı tutunduğunuz tavırla İslam’a mı hizmet ettiğinizi düşünüyorsunuz? Yoksa Yunan, Yahudi ve İngilizlerin emellerine mi? Şahsen inanan biri olarak, birçok şeyi sorgulamama bile sebep oluyorsunuz bu yazdıklarınızla. Biliyorum ki mükemmel olan İslam’dır, insanlar değil. Haşa İslam’da nankörlük yok fakat İslam’ın savunuculuğunu üstlendiğini iddia eden sizin gibi insanların, mezarda yatan ağzı dili olmayan ve her şeyden önce vatandan Yunan’ı İngiliz’i atmış ve Türkiye’de mason localarını kapatan tek lider her şeyden önce bir insan olan Atatürk hakkında paylaştıklarınızdan dolayı ben kendi adıma utanç duyuyorum. Siz de bu vatanın iyiliğini istiyorsunuzdur muhakkak, şüphem yok fakat bir okurunuz olarak düşüncelerimi dikkate almanız temennisiyle… İyi akşamlar.
        Allah hepimizi hidayete erdirsin.

      • @Aysegül, evet monarsiden bahsediyoruz… Ne demek padisah izin vermezse?…
        Meşhur tarihçimiz Ordinaryüs Profesör Enver Ziya Karal, Osmanlı Devleti’nin demokrat karakterli temellere dayandığını yazıyor: “Osmanlı hükümeti şekil bakımından bir monarşi idi. Fakat bu monarşi demokrat karakterli temel­lere dayanmakta idi. Osmanlı Imparatorluğunda, Avrupa’da olduğu gibi, imtiyazlara dayanan aristokrat bir sınıf yoktu, Islâm olmak şartiyle bütün vatandaşların devlet hizmetlerine girmeğe hakkı vardı. Onur ve yetki devlet kapısında görülen hizmetle kazanılırdı. Bu hizmetten ayrılan kimse, hizmetten ön­ceki seviyesine inerdi.”
        Daha fazla malumat icin bu yaziyi okuyabilirsiniz:
        http://belgelerlegercektarih.com/2017/02/01/osmanli-devleti-mi-diktatorluktu-yoksa-kemalist-rejim-mi/

        Kaldi ki, Osmanli Devleti’nde siyasi partiler bile vardi. M. Kemal darbe yapip iktidari ele alinca tek parti devri basladi. Insanlarin kilik kiyafetine bile karisir oldu. Böyle demokrasi olur mu?

        Sirf elestirmek icin mi yaziyoruz? Burada asil siz sirf elestirmek icin yaziyorsunuz. “Padisah izin vermese kus ucmaz” sözü buna delildir. Objektiflikten uzak yazilari gösterin, hangisi yanlis, hangisi carpitma, hangisi gerceklerle celisiyor yazin, düzeltelim.

        Atatürkcülerin Sultan Vahdettin ile bir sorunu yok mu? Her programda adi gecince hain deniyor, hakkindaki kitaplarda hain deniyor. Nasil sorun yok? Bizim delilsiz iddiamiz yok ki o bahsettiginiz büyük yükten cekinelim.

        M. Kemalin su anda topragin altinda olmasi, onu elestiremeyecegimiz manasina gelmez. Öyle olsaydi Kur’an-i Kerim’de firavun aleyhinde ayet olmazdi. Iftira varsa buyrun yazin, neresi iftiradir görelim. Cevap veremeyen birisi olmasi da bir sey degistirmez, neticede kendi sahsi kusurlarini konusmuyoruz, millete malolan fikirlerini elestiriyoruz. Madem topragin altinda olan biri hakkinda konusmak dogru degildir, o halde M. Kemal neden vefat etmis olan Sultan Vahideddin’in arkasindan hakaret etti? Hadi, atanizi da elestirin, ki samimiyetinizi görelim. Bakalim ölünün arkasindan hakaret eden M. Kemal adina da utanc duyacak misiniz.

        “Kalbini acip da baktiniz mi” hadisi serifiyle ne alakasi var? Ne anlatmak istiyorsunuz? Ne alakasi var?

        M. Kemal ingilizi falan atmis degil. Palavra bunlar. Resmi tarihin uydurdugu yalanlar. M. Kemal mason localarini da kapatmis degil, onlar kendi kendilerini feshettiler. Eger m. kemal masonluga karsi olsaydi, masonlari devlet yönetimine getirmezdi.

    • Yahu kanıtlı belgeler varken,sırf ataputunuzu savunacaksınız diye öyle saçma seyler yazıyorsunuzki,sizin birtane olsun haklı oldugunuzu gösteren belgelerde göremiyoruz ,başliyorsunuz ataputumuz olmasaydi söyle olurdu böyle olurdu.yalanlarla dolu laflardan başka kanıtınız yok,Olmadi birde ataputunuzu savunamiyorsunuz başliyorsunuz küfre, insanlari sindirdiginizi düşüncelerini degiştirdigini zannedecek kadar ölmüş beyniniz arkasindan fatiha okumak lazim😂😂😂😂nedense bu küfürbazlarda ataputlari gibi onlarin soyundan onun yolundan gidenler,birkere düzgün cümle kurduklarini görmedim,ya ezana ya kurana saldırıyorlar eee sizde ataputunuzun yolundan gittiginizi söylüyorsunuz,bundan daha güçlü kanit varmi….Nerde din düşmani görsem ya CHP li yada ataputcu bunlarda ayni kapiya çiktiklari için,Osmanliyi yikip,islami nasil yok ettiklerini kolayca anlayabiliyorum en güzel ve kanıtlı örnegini yaşıyoruz zaten………

  20. Nergis dikkatli ifadeler kullanirsan iyi olur senin açindan. Senin doğru saydiğini karşi taraftan birileri hakaret sayarsa belki başin ağrir. Başkalarinin eline koz verme.

  21. Ayşegül Allah sana akil fikir versin. Osmanliyi kim yikti sayfasinda her şeyi detaylariyla yazdik. Vahdettinden izinsiz kuş uçmaz diyorsun. Mustafa kemalin eylul 1918 de nablusta ingilizlere kasti yenilgisinden sonra uçmaya başladi ne yazikki. Suriye ve lubnan elden çikmakla kalmadi Anadoluda isgale açildi. Osmanli bariş istemek zorunda kaldi. İşgal şartli bariş. Bu mustafa kemalden sebep oldu. Mustafa kemalin asla yuzu kizarmadi vahdettin mondrosla ülkeyi duşmanlarin işgaline açti dedi. Geldi kondumu duşmanlar istanbula. Sarayin kapisinda ingiliz askeri var. Duşman gemiletinin top namlulari saraya bakiyor. Ülkedeki her tarafi duşmanlar sarmiş. Mustafa kemal ve asillari yahudi olan sabetayci ekibini getirmek için. Yunanda bati anadoluya çikarildi mustafa kemali kahraman yapmak adina. Osmanlinin asker ve silahlariyla atti mustafa kemal kandirma savaşiyla yunani. Ama osmanliyida atti. Buyuk ölçude islamda atildi. Asla yalan değil. Camiler boş ve harabe idi. 1950 lerden itibaren geri geldi islam.

    Bakin memleket yinede osmanli imkanlariyla kurtuldu. Diğer dusmanlar mustafa kemali işbaşina getirip kenileri çekildi. Yunan osmanli imkaniyla atilsi dedik ya Yinede hain damgasini yiyen. Asir oldu kalkmiyor bu damga islam halifesi olan vahdettinden.
    Filistindeki buyuk yenilginin amaciisrail kurulsun diyedir. Çunkü araplar çogunluktu o bölgede. İdare osmanlidaydi. Osmanlinin elinden mustafa kemal sayesinde alinip ingilizlerin eline gecti bolge. Mustafa kemal suriyeyide savaşsiz boşaltarak türklüğu bölgeden yuzlerce km. Uzağa atti. Bir daha oralara gidemeyeceğimiz bir şekilde.
    Suriye savaşsiz boşaltildi. Yani bizde kalmasi gerekli bir yerdi. Hukukende öyle. Ama kasten duşmanlara birakildi dedik ya. 2011 den beri kan sğliyor suriye. Neden biliyormusun. Müslümanlar ölşun bölge boşalip israile kalsin diye. İsrailin arkasinda avrupa var, abd var, bm var. İleride sira bizede gelirse kimlerindir gunahi vebali.

    • “Mustafa kemalin eylul 1918 de nablusta ingilizlere kasti yenilgisinden sonra uçmaya başladi ne yazikki. Suriye ve lubnan elden çikmakla kalmadi Anadoluda isgale açildi. Osmanli bariş istemek zorunda kaldi. İşgal şartli bariş. Bu mustafa kemalden sebep oldu. Mustafa kemalin asla yuzu kizarmadi vahdettin mondrosla ülkeyi duşmanlarin işgaline açti dedi. Geldi kondumu duşmanlar istanbula. Sarayin kapisinda ingiliz askeri var. Duşman gemiletinin top namlulari saraya bakiyor. Ülkedeki her tarafi duşmanlar sarmiş. Mustafa kemal ve asillari yahudi olan sabetayci ekibini getirmek için.”

      Yukarıya aktardığım bu yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla, “Mustafa Kemal Nabulus’da İngilizlere kasten (anlaşarak) yeniliyor… Böylelikle Mondoros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kalıyor Osmanlı… İngilizler de sonuçta, Nabulus’da kendilerine kasten yenilen (işbirlikcisi) Mustafa Kemal’i başa getirmek için sarayın kapısına askerlerini dizmiş, gemilerinin top namluları İstanbul’a bakıyor…”

      Doğru anlamış isem, bu takdirde Yunanlıların Ankara’ya kadar ilerlemesi de, Mustafa Kemal, İngiltere ve Yunanistan arasında planlanmış bir tezgah olabilir mi? Böylelikle İngiliz işbirlikçisi Mustafa Kemal’in eli daha da güçlenecek…

      Cevabınızı bekliyorum…

      • Aynen öyle. Zaten güya düşmanımız olan İngilizler İnebolu’da 1921’de bir yardım denizaltısı gönderdiler bize. Bu yardımı teslim alan Refet Paşa çiftlikte İngilizlerle görüştü.
        Anlayana sivrisinek saz

  22. İşimize gelmiyor inanmiyoruz diyeceğine lafi dolandiriyorsun. Memlekette kadar Kemalist tarihci var. Burasi onlarada açik. Giremiyorlar. Yenileceklerini, bizimle ne kadar yazişsalar o kadar rezilliğin ortaya döküleceğini bildikleri için. Verdikleri tarih bilgilerinede bakiyorum şuna şunu dedi buna bu cevabi verdi şeklinde. Yani laf salatasiyla atayi buyuk gosterme çabasi. İcraatta işgalciler ne kadar verdiyse onu almis. Onlarda mondros barişi öncesindeki Osmanli topraklarinin tamamini bile kapsamiyor.

  23. iyi anlamişsın. tamda böyle. akşam alevi kanallarından birinde konuşuyor kemalist 75 lik profun birisi. diyorki 1915 te mustafa kemal çanakkalede ingiliz fransız birleşik donanmasını yendi. rusyaya silah yardımı yetişemedi. çarlık rusya bu sebeple çöktü. sovyetler birliği varlığını buna borçlu. lenin bu sebeple yardım etmiş kemal paşaya 1920-21 döneminde.
    bunlar masal anlatan yalan makinaları. dün akşam yazdığımı koymadı bu site. mahkemeye düşmekten korkuyor kadir ağa. adamlar tvde demediğini koymuyor hakkı savunduğu için o biz onu savunuyoruz kendisi istemiyor.
    bakın çanakkalede mustafa kemal sadece yarbaydı. sonradan albay oldu ve hep yenildi. bulgaristan savaşa girdi. alman yardımı bu sayede yetişti cephe bu sebeple düşmanlar için çöktü. çanakkalede ruslar 40000 kişiyle savaşıyordu bizimle. rusa yardım yetişmediği yalandır. 1917 de lenini isviçrede sürgünde iken almanlar gönderdi rusyaya oda iç isyanla çökertti. m. kemalin yendiği çökerttiği yalan. doğudada hep yenildi. marmara bölgeside doğu karadeniz ve doğu anadoluda almanlar sayesınde kurtuldu.
    rusların m. kemale kurtuluş savaşı sırasındaki yardımı azerbaycanın ruslarca işgaline ve oradaki toplu gözyumması sebebiyle. orta asya türklerinden topladıkları yardımın yerine batumu aldılar. yardım babasının hayrına değil.
    m. kemali yüceltmek adına yavuz selim mısıra girip halifeliği gaspetti halifeyide topkapı zindanlarına attı 4 sene çürüttü diyor o prof. 4 sene değil 2 sene diyelim.
    memluk portekizlilere osmanlının yardımlarına rağmen yeniliyordu. hicaz ve mısırın islam elinden çıkma durumu vardı. oraları memluktan rüyada peygamberimizin kutsal toprakların emanetiı sana verildi emri üzerine sefere çıktı yavuz selim. alındı oralar. eski halife isyan başlatır diye el altında tutuldu. hayrıbaya verildi idare. oda mısırlı idi. isyan olmadı. o ölünce çoban mustafa paşa geçti valiliğe. hemen isyan etti araplar. kanlı bastırıldı. memluku alarak 5 milyon km kareden fazla genişledi osmanlı. 10 milyon km2 de kendiliğinden osmanlıya bağlandı. zenzibar hatta madagastardan bile bahsediliyor. yönetenleri biz osmanlıya bağliyız dermiş.
    eğer osmanlı afrikaya girmese müslümanların akibeti amerikadaki kızılderililer gibi olacaktı. bize ne meseleside değil. osmanlı genişleyip heybetli hale gelmese 100 yıl dolmadan bitirirlerdi işimizi o zamanlar atatürk dikerlerdi başımıza yalandan bütün kahramanlıkları ona malederek. ama herşeyimiz sömürülmekle kalmaz bugün hatta 100 yıldır yaptıkları gibi ta ozamanlar müslümanı müslümana kırdırırlardı.
    3. selim ve 2. mahmudun batı türü reformları meselesinede deyinmiştim. site koyarsa iyi olur. gerekirse o kemalci profun ismini silerek koysun. onlar her hakareti ediyor ama. hem kendiniz diyordunuz korkak olunmayacak bu işte diye hemde yazdıklarımı siliyorsunuz. bekliyorum..

  24. birde bu atatürkçüler sözümona islamdan bahsediyorlar. kuran okuyun onun bunun yazısını değil diyorlar. mustafa kemal kaç sefer kurana el basarak ettiği yeminleri tutmadı. başka kitaplara değil. ama siz yinede onu tutuyorsunuz. buda tamamının değil ama kemalci birilerinin aslında inanmayıp oynadığını gösteren bir durumdur.

  25. 26 ağustos 1071 le 26 ağustos 1922 aynı gibi gösteriliyor. aynı değil. ilkinde bizanstan türklere geçti topraklar. ikincide türklerden dabetaycılara. nufus çokluğumuzla düzeldi işler.

  26. kemalistler 3.selim2.mahmut ve 2.abdulhamit gibi bazı osmanlı padişahlarının yaptıklarını anlatarak mustafa kemal bunları devam ettirmiştir diyorlar. bunlardanörnek göstererek osmanlı üzerinden dindarları aşağılayıp osmanlı işmiüzerinden mustafa kemaliyükseltmeye uğraşıyorlar. ben kanmıyorum bu numaralara.sizdekanmayın. mustafa kemal 2.abdulhamite suiksd düzenlemiş. osmanlıyıda düşmanlarıyla işbirliği yaparak yıkmıştır. bunu kendisinin ve dönmelerin çıkarı adına yaptı birileri.

  27. Belgelerle gerçek tarih mi? Hangi belgelerle gerçek tarih yapiyorsunuz? İnsan ne duymak isterse onu söyler. Siz tarihi sadece kendi kafanizdaki dogrularla anlatmissin. Aslında kimse Osmanlıyı kotulemiyor. Kemalistim sizin tabirinizle neden biliyor musunuz önce insan olarak değerlendiriyorum karsimdakini. Siz ne yapıyorsunuz hep bir düşmanlık hep bir hedef gösterme. İçinizden irinler çıkıyor zehrinizi boşaltiyorsunuz. Böyle nankörlük böyle acizlik olamaz. Bie gün anlaşılacak ama umarım geç olmaz. Sizlerin M.Kemal Ataturk’ e neden kızgın olduğunuzu biliyorum. Ben duygunuz fazla itaat ettirme isteği. Lafa bak lafa ayıp ayıp yaptığınız çok ayıp.

    • Leyla hanim, kin ve irin görmek istiyorsaniz Nutuk’u okuyun. Orada görürsünüz, sövmedigi adam birakmamis. Atatürkcüsünüzdür ama okumamissinizdir bile. Ayrica yazdiklarimizin hangisi yanlis, buyrun ispat edin. Öyle bos ahkam kesmekle olmaz bu isler. Bekliyoruz yorumlarinizi… Osmanliyi kötülemiyor demissiniz. Nutuk okumadiniz galiba.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s