Müslümanım ama Atatürkçüyüm diyenlere ithaf olunur

Müslümanım ama Atatürkçüyüm diyenlere ithaf olunur

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürkün yaveri salih bozok müslümanim ama atatürkcüyüm diyenlere

Salih Bozok, M. Kemal ve Kılıç Ali ile aynı karede

***

Son zamanlarda M. Kemal Atatürk’ü Müslüman bir profil olarak takdim etmek moda oldu. Mesela Müslümanım ama Atatürkçüyüm diyenlerin ekseriyeti Şapka kanunu çıkaran Atatürk’ün “kalpaklı” fotoğrafını internette Profil resmi yapıyor. Ne yazık ki mebzul miktarda insan böyle çelişkiler yumağı içinde bocalayıp duruyor.[1]  

Bu modanın başla(tıl)masının yegane sebebi ise Müslümanların şuurlanmasıdır. Zira şuurlanan bir Müslüman; Hilafet’i, Kur’an’ı, Ezan’ı, Şeriat’ı vs. ülkemizde uygulamadan kaldıran bir adamı ve rejimini asla kabul etmez… Binaenaleyh rejimin sürdürülebilirliği açısından bir tehlike oluşturur. Hedefleri ise bunu önlemektir. Bu konuyu muhtelif yazılarımızda tafsilatlı olarak ele aldığımızdan[2] burada tekrar etmek istemiyoruz. Biz burada sadece M. Kemal’in yaveri ve yakın dostlarından Salih Bozok’un yaşadığı bir olayı nakletmekle iktifa edeceğiz. Umarım herkes payına düşeni alır. Özellikle de kendi hayalinde yaratmış olduğu bir adamı “Atatürk” olarak tanıyanlar…

Atatürk’ün yaveri Salih Bozok anlatıyor:

“Milli Mücadele esnasında bir gün M. Kemal Paşa’yla birlikte, ikamet ettikleri köşkün arka tarafındaki bağlarda geziniyorduk. Bağ evlerinin birinin önünde ihtiyar bir kadınla bir de erkeğe tesadüf ettik. Yanlarına sokulduk. Selam verdik. Şuradan buradan konuşurken ifadelerinden ve hallerinden Paşa’yı tanımadıklarını anladım. Kendilerine, “Siz Mustafa Kemal Paşa’nın köşküne çok yakın bulunuyorsunuz, acaba sık sık Paşa’yı görebiliyor musunuz?” diye sordum.

Ihtiyar erkek, “Kabil mi efendim?.. Maiyetinde bulunan kara elbiseli muhafızları hiç kimseyi köşkün civarına sokmuyorlar. Bazen cuma namazında Hacıbayram Camii’nde tesadüf edecek olursam uzaktan görmeye muvaffak olabiliyorum” deyince Paşa’yla birbirimize bakıştık ve onun işaretleri üzerine ihtiyara fazla bir şey sormayarak biraz sonra oradan ayrıldık. Ikimiz de ihtiyarın söylediklerine hayretler içinde kalmıştık. Çünkü Paşa, cuma namazına gitmiyordu. Demek ki ihtiyar kendi hayalinde yaratmış olduğu bir adamı Mustafa Kemal olarak tanıyordu. Paşa’nın ak sakallı olduğunu da söylemişti…”[3]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Atatürk’ü tanımayan Atatürkçüler:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/17/ataturku-tanimayan-ataturkculer/

[2] Mesela şu yazılarımıza bakılabilir:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/13/m-kemal-ataturkun-ne-zaman-islami-soylemlere-basvurdugu-hakkinda-bir-analiz/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/02/05/m-kemal-ataturkun-okuttugu-lise-tarih-kitabi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[3] Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor – Salih Bozok, Yayına Hazırlayan: Can Dündar, Doğan Kitap, 13. Baskı, Istanbul 2011, sayfa 71, 72.

Ayrıca bakınız;

Kemal Arıburnu, Atatürk – Anekdotlar – Anılar, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1960, sayfa 13, 14.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Reklamlar

16 comments on “Müslümanım ama Atatürkçüyüm diyenlere ithaf olunur

      • Bize yıllarca övülen çağdaş , laik , büyük (!) önderinin gerçek yüzü bu işte . Atatürk’ün öldürdüğü Müslümanları kimse düşünmüyor ! Zamanında sırf şapka takmadığı için öldürülen Müslümanlar ??? Kimse kusura bakmasın ama gerçekler ortada … ATATÜRKÇÜYÜZ herkes istediğini yazar buna karışamazsınız ! Ve Atatürk’ü sevmek zorunda değiliz . Ve Mustafa Kemal’i sevmeyen Müslüman olmuyor mu ??? Ben asıl böyle bir şeyi söyleyenin Müslümanlığından şüphe ederim !

    • sanane o münafıktı sen arkasından konuştun müslümanmı oldun şimdi sevginiz yoksada saygınız olsun laf etmeyin arkasından yeter!!

  1. Bugün biri çıksa, dese ki: “Ben Muhammed’den sonra peygamber olarak seçilen en son peygamberim. Bana inanın. Ben size iyiyi, doğruyu, güzeli anlatacağım. Tanrının emirlerini size bildireceğim.” dese; Tanrının buyruklarını içeren bir de kitap koysa önümüze kaç kişi inanır? İnanırsak dinden çıkmış mı oluruz? İnanmazsak son peygambere inanmayan dinsiz mi oluruz?

    • Son peygamber Hz.Muhammed(sav)dir. Onun dışında günümüzde peygamber olduğunu iddia edenler ancak yalancılardır. Biz buna inanırız ve “İnned dine İndallahil İslam(Ali İmran,19)” yani “Allah’ın katında hak din İSLAMdır”

    • Güzel bir soru sormuşsun cevabı da çok açık.Böyle bir soru sorduğuna göre cevabı da biliyor olman lazım.Yoksa amacın provoke etmekten boş konuşmaktan ileri gitmez.

      Öncelikle lakabına atıfta bulunmak isterim.Tam bağımsız Türkiye diye bir şey hiç bir zaman olmadı.Bugün de yok.Kemal ve İnönü zamanında da bu ülke tam bağımsız olmadı.Bugün Türkiye nin doğrudan yada dolaylı yollardan kendi kendine yetemeyen bağımlı bir ülke olması sürekli gelişmekte olan ülke tabirinden hiç kurtulamaması gelişmekte olduğu halde avrupa ülkelerinden her daim en az bi 50 yıl geride kalıyor olması sırf bu günle yada yakın tarihle sınırlanamaz.Bu Türkiye cumhuriyetinin kurucusu olarak ortaya çıkanların getirdiği yöntemin kafa yapısının bir sonucu.Siz Bu ülkeyi avrupaya özenerek avrupadan araklama zihniyetle kurarsanız bugün geldiği noktanın ne olmasını beklerdiniz?Hedef avrupa,medeniyet timsali avrupa deyip peşine takılırsanız kuyruk olmaktan ileri gidebilirmisiniz?kuyruk başı hatta gövdeyi ayakları bile her zaman geriden takip eder.Türkiye de avrupayı her zaman en az bir 50 yıl geriden takip edecek.Herkes prof üstad bu ülkede anasını satayım konuşmaya gelince herkes süper ama yapmaya gelince çalışmaya gelince yok.Nedeni ne bunun?Özenticilik hazıra konma bu ülkeye yerleştirilmiş.Bunu yapanlar da bu ülkenin kurucularıdır.Hazırı var en iyisini avrupalı yapmış al kopyala devam et.İşte bu kafayla geldiğimiz nokta bu işte.Ülke kurmuşlar anayasasını bile araklamışlar daha ne diyim?Kendinden önceki sistemi imparatorluğu eleştirenler bunu yıkıp yeni gelişmiş ülke kurduğunu iddia edenlerin yaptıklarına bakınca sadece gülüyorum.Öncekileri kötüleyip geri kalmış görüp kendilerinin yaptıklarını görünce sadece gülüyorum.

      İslamı sadece savaşlarda cepheye adam çekmek için ”şehitlik” mertebesini kullanıp gaza gelmek için kullanan ama bunun dışında hayatın her alanından İslam ı silmeye yok etmeye çalışan ”müslümanım de yeter islamı yaşamaya gerek yok” diyenlere inananlar onların yolunda gidenler bile varken.Sadece dinsel inanç anlamında değil artık resmen ”söylediğimi yap yaptığımı yapma” mantığıyla açıkça icraatleriyle durumu ortada olan insanların peşinden gidenler bu çelişkiyi gördüğü halde ısrar edenler bile göz önündeyken sırf dinsel bir inanç yordamına atıfta bulunmanız komik değil mi?

      Bahsettiğiniz İslam peygamberi ve İslam dini ise İslam ın nasıl yayıldığını kökenini ilkelerini araştırmanız gerekir.Bu konuda bilginiz olduğunu pek sanmıyorum?Yani bu iş bu kadar basit değil.

      İslam dan önce de İslam dan sonra da bir çok yalancı peygamber çıktı.Nerede onlar?Şansızmıydı onlar?Kusura bakmayın İslam peygamberi ve İslam dini son peygamber olarak 1600 yılı aşkın süredir var.İslam ise bu alemde insanlıktan önce bile vardı.Bu şans faktörünün çok üzerinde bir şey.İnsan üstü bir olay bu.Olaya derinlemesine bakarsanız bunu görürsünüz.Zaten inanmak ve doğruyu bulmak için de böyle üstün körü sorular yerine olayın içine girerek ciddi bakmanız gerekir her konuda.

      dediğim gibi islamdan sonra da hem çıkar sağlamak hem de toplulukları test etmek için çok sahte peygamber çıkmış sahte dinler yazmışlardır.Hiçbirisi zaten samimi olmadığından unutulmuş çoğu kez de kaale bile alınmamıştır.Dikkatinizi çekerim İslam 1600 yıldır son haliyle ve evrenin yaratılışından beridir evrensel haliyle kaale alınıyor.Bu kıyamete dek te sürecek.Siz orta doğudaki asyadaki müslümanları tamamen yok edin göreceksiniz bu sefer avrupada yükselir İslam.Zaten bugün araştırın açık samimi söylüyorum İslam avrupada gittikçe yayılıyor ve yine açık söylüyorum sonradan hidayete erip müslüman olan avrupalılar islamı doğuştan müslüman olan çoğu kişiden daha iyi temsil ediyor ve islamı böylece oralarda yayıyorlar.Bugün icat edilen islamofobizm zaten İslam ın pozitif havasını bozup dünyada özellikle kendi avrupalarında yayılmasını önlemek ve yüzyıllardır islam topraklarına çöreklenerek emperyalist faşist amaçlarını uygulamaya daha kolay geçirip daha rahat hem mal hem can hırsızlığı yapabilmek için bu islamofobi provokasyonunu bu çağda devreye soktular.Ahir zaman bu işte.

      İslam bu dünyada günde 5 vakit anımsanıyor.Önemli sayıda bir çoğunluk her an Allah ı peygamberi ve islam ı hatırlıyor.Araştırın dünyada bunun gibi olan hiçbir din düşünce akımı ve devrim yok.İslam ın bir eşi ve benzeri daha yok.Böyle kararlı güçlü değişmeden bozulmadan devam eden başka hiç bir şey yok.Herşey ama her şey gittikçe değişirken başkalaşırken İslam sürekli kendini perçinleyip sağlamlaştırıyor.Evrensellik bu işte.

      Son olarak soruna döneyim.Sen İslam peygamberi Hz.Muhammed (s.a.v.) kastediyorsan hodri meydan diyorum.Senin Hz.Muhammed ten ne eksiğin var o zaman.Hatta Hz.Muhammed hayatı durumu ve sosyal çevresi açısından senden kat be kat daha dezavantajlı bir durumdaydı hemde.Hadi bakalım.Çık kendini o söylediğin şeyi yaparak ortaya koy.Peşinden gelecekler olur belki ama Bu evrensel olamaz.Şu zamanda bunca imkan varken dene bunu ama Hz.Muhammed ile Allah ın isteğiyle İslam yeniden doğdu yayıldı ve bugün dünyaya kendini kabul ettirdikten sonra bu ahir zamanda tek sınav olarak ahirete dek var olacak.Senin 2-3 cümleden oluşan sorundaki kadar basit değil herşey koç.

  2. Geri bildirim: Bardakçı’dan Atatürk Ve Ateizm Çıkışı | Belgelerle Gerçek Tarih

  3. bu dünyanın üstü var altı da var dünyanın üstünde cirit atanlar altında rahat olacaklarını mı sanırlar biz peygamber aşığı onun ümmetiyiz

  4. Gönderen . Mustafa Bahadır FİDAN CEP 0505 240 49 48
    HAYVANLARMI ÇOK ZARARLI PAVYONLARMI ??? !!! …

    SEVGİLİ CUMHURBAŞKANIM SELAM VE HÜRMETLERIMLE MEKTUBUMA BAŞLARIM
    HAYVANLARMI ÇOK ZARARLI PAVYONLARMI ??? !!! …

    ANKARDA NASILKİ ORGANİZE SANAYİ SİTELERİ , FABRİKALAR , ÜNİVERSİTELER, HAYVAN PAZARLARI , GİMAT GİBİ TOPTANCILAR SİTESİ VE BENZERLERİ ;
    ŞEHRİN YERLEŞİM MERKEZİ DIŞINA YAPILIYORSA:
    AYNEN BUNUN GİBİ;
    PAVYON, BAR ,DİSKOTEK ,EGLENCE MERKEZLERİ, GECE HAYATI İÇİNDE ANKARA YERLEŞİM MERKEZİ ŞEHIR DIŞIN DA BİR SİTE YAPILSINI VE MECBUREN ŞEHİR DIŞINA NAKILLERININ SAGLANMASINI TALEP EDİYORUM.

    NEDEN NEDENMİ ?

    CÜNKÜ İÇKİ İÇENLER CEVREYI RAHATSIZ EDİYOR ;
    SABAHA KARŞI HESABA İTİRAZ EDİYORLAR KAVGA DÖGÜŞ BİNİ BİN PARA REZİLLİK, KÜFÜR SİLAHLAR ÇEKİLİYOR MUTAFA KEMAL BULVARINDA 06 PAVYON VE BENZERİNDEN DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIGI KARŞISIN DA ÇEK MEDİĞİMİZİ YAŞAYAMAYAN KESİNLİLE ANLAMAZ.

    CEBECİ VE TALAT PAŞA BULVARI
    VE GMK BULVARINDAKİ MALTEPE ÇANKAYA ANKARADAKİ
    VB LERİNİN ŞEHİRDİŞINA CIKARILMASI VE BU PİSLIKLERDEN SAYENIZDE kurtulmak istiyoruz saygılarımla
    SABAH 5 E DOGRU SİLAHLAR ATEŞLENİYOR
    MAGANDA KURŞUNLARI
    YAGMUR GİBİ YAGIYOR
    1 ŞAHSA 9 ADAM BİRDEN SALDIRIYOR
    DÖVMEK İÇİN
    BICAKLI SALDIRI VE ADAM DÖVMELERİN
    SABAH SAAT 0 3:00 İLA 05 :00 SAAT LERİ ARASI HADDİ HESABI YOK .
    HAYVAN PAZARLARINI ŞEHİR MERKEZİ DIŞINA TAŞIYORUZ İNANIN CUMHURBAŞKANIM LÜTFEN O MASUM HAYVANLANLARIN BU PAVYON LARIN ŞEHİRMEZKINDE OLMASINA KIYASEN VERDİĞİ ZARA ÇOK DAHA AZ,
    ZARARLARI VAR O DÖRT AYKLI HAYVANLARIN BU İKİ AYAKLILARA GÖRE ZARARLARI KIYAS BİLE KABÜLETMEZ SEVGİLİ REİSİM
    SELAM EDER SAYGI İLE SELAMLAR MUHABBETLE KUCAKLARIM

  5. Lİ ÇETİN, 4 yeni fotoğraf ekledi.Sayfayı Beğen
    11 saat
    RİZE NEDEN BOMBALANMIŞTI PEKİ? OKUYALIM PAYLAŞALIM YORUMLA BEYEN NOKTA DAHİ OLSA.YORUMLAYIN DESTEK OLUNUZ SES VER TÜRKİYEM UNUTMA UNUTTURMA….

    ‘Atma Hamidiye Atma, Vergi de Vereceğuz, Serpuş da Giyeceğuz’
    Aynen böyle diyordu bombardıman altındaki Rize halkı.

    1925’te Rize kendi milletinin deniz kuvvetleri tarafından bombalanır… Balkan Savaşları’nın ünlü Hamidiye zırhlısı Rize’yi bombalar… Hem de görev icabı…

    Rize’ye yapılan ve iki gün süren top atışının üstüne Rize’ye gezici İstiklal Mahkemesi gelir ve 143 kişi yargılanır. Bir günlük yargılama sonucu, 8 kişi idam cezasına; 14 kişi 15’er yıl, 22 kişi 10’ar yıl,19 kişi 5’er yıl, kalanlar da değişik hapis cezalarına çarptırılır. Bir günlük yargılama ve adalet(!). İdamlar hemen infaz edilir.

    Peki, Rize ne yapmıştı ki toplarla terbiye(!) edilmeye, hizaya getirilmeye çalışıldı? Rize’nin suçu neydi ki “atma Hamidiye din kardeşiyiz.”demesine bile aldırış edilmemiş ve Rize’ye yağan top yağmuru iki gün sürmüştü. Üstüne üstlük top yağmurunda ölen ve yaralananlar yetmemiş gibi 8 kişi daha idam edilmiş, 55 kişi de farklı hapis cezalarına çarptırılmış. Neden ve niçin? Dün bu sorular sorulmuş mu ya da sorulabilmiş mi?

    Hiç zannetmem; bu soruları o zaman soran da bunun bedelini kellesiyle ödemiştir, herhalde.

    Rize ve benzeri yerlerin toplara hedef olmasının sebebi öz olarak “muhalif olmalarıydı, muhalefet etmeleriydi” Neye mi muhaliftiler? Şapkaya.

    Evet, “Rizeli sekiz âlim ve Müslüman şapka giymeyip, dindarlara zulmü kınayıp, hükümete ”Sarığımıza, sakalımıza ve cübbemize dokunulmasın. Şapka giyenler giysin, ama giymeyenler hapse atılmasın” diyerek, jandarma karakoluna yürümüşler ve halk da yanlış gördükleri politikalara karşı onlara destek verip onlara katılınca bu yapılan bir isyan olarak görülmüş. Bundan dolayı Rize topa tutulmuş sonra da idam sehpaları kurulmuş.

    Bu olaydan miras olarak her ne kadar “Atma Hamidiye atma, vergi de vereceğuz, serpuş da giyeceğuz…” diyen halk türküsü kalsa da bunun acısı hiç gitmemiş.

    Hâsılı kelam, Rize şapkaya kurban edilmiş. Kürt, Türk ayırımı yapılmadan kurban edilen Maraş’ın, Erzurum’un, Kayseri’nin, Tokat’ın, Amasya’nın, Kırşehir’in, İskilip’in kurban edildiği gibi…

    Zira şapka kanunun yürürlüğe girdiği bir kaç ay içinde bombalanan Rize’yi bir köşeye bıraksak da; bu şehirlerde şapka için tam 78 kişi idam edilmiş, yüzlercesi çeşitli cezalara çarptırılmış.

    12 Aralık, Rize’nin şapka için bombalanmasının yıldönümüdür. Bakalım, Rize’nin bombalanması konuşulacak mı, tartışılacak mı, Rize’den özür dilenecek mi? TC tarihinde yaşanmış olan, aynı zincirin diğer halkaları da gündeme gelecek mi göreceğiz.

    Doğrusunu söylemek gerekirse; dün yapılan zulümlerin konuşulması, tartışılması; onlardan dolayı özür dilenmesi bir şeyi değiştirmiyor. Zira bu zulmün mağdurları için atılması gereken adımlar atılmadıkça kuru kuru özür ne bir şeyi değiştiriyor ne de bir anlam ifade ediyor. Mesela resmi rakamlara göre 13 bin 160 sivilin gayri resmi rakamlara göre ise elli bin insanın katledildiği ve 11 bin 818 kişinin sürgüne gönderildiği Dersim katliamı konuşulup tartışıldı. Hatta Başbakan Dersim’de yaşananlardan dolayı özür bile diledi. Ya sonra…

    Dersim katliamı için dilenen özürden sonra ikinci bir adım gelmeli değil miydi? Ama maalesef özür dileme adımından sonra atılması gereken adım atılmadı.

    Eğer bunlar –Dersim, Zilan, Rize, Erzurum vs.- konuşulacaksa, bunlardan dolayı özür dilenecekse bunlardan sonra da atılması gereken adımlar atılmalıdır.

    Ya bu gün…

    Bu günün, yarınların tarih sayfalarında kara bir leke olmaması; bu günü nasıl okuduğumuza bağlıdır. Bu günde bir anormallik görmeyenlere, dün yapılanları dünün insanının anormal görmediğini hatırlatmak istiyorum. Bu güne de bu gözlükle bakmak gerekir.

    Yarın, bu gün yapılanlardan utanmak istemiyorsak; çocuklarımızın, torunlarımızın bizi şerle yad etmelerini istemiyorsak; dün yapılanlardan ibret alıp bu güne dönmemiz, bu güne bakmamız ve bu günü arındırmamız lazımdır.

    Selam ve dua ile.

    (Dogruhabergazetesi)

    NOT: resmi tarihe göre 80’ e yakın, gayri resmi tarihe göre binlerce insan idam edildi. Kanunen Şapka İktisası Kanununa aykırı hareketin cezası üç ay ile bir yıl arası hapis cezasıydı! Ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun halen yürürlükte olan bir kanundur!

    • Muhteşem bir yazı yazmışsınız tebrik ediyorum.Fakat bu güzel ve anlamlı yazınızda bir noktanın eksik kaldığını gördüm ve naçizane ben de birkaç bir şey ekleyerek bu muhteşem yazıya düşünceye bir katkım olmasını arzu ediyorum izninizle;

      ‘Atma Hamidiye Atma, Vergi de Vereceğuz, Serpuş da Giyeceğuz’

      ne diyor bu türküde Rize halkı serpuş (şapka) takacağız ve VERGİ vereceğiz artık vurma diyor.Zulmetme artık.

      siz yazınızda serpuş yani şapka kısmını çok güzel ve detaylı bir biçimde anlatmışsınız bu çok önemli ancak türkünün mısrasında geçen ”VERGİ DE VERECEĞİZ” kısmına pek değinmemişsiniz.Bu bence serpuş kadar hatta serpuştan çok daha önemli altında yatan gerçeklere baktığımızda ve işte bu nedenle bende işin bu kısmına değinerek bu harika yazınızı zenginleştirmek istedim.

      malum uzun süren 1. dünya savaşları ve akabinde ki kurtuluş savaşları halkı perişan etti.Halk oğullarını babalarını eşlerini mal varlıklarını umutlarını mutluluğunu geleceğini gömdü şehitlerimizle birlikte toprağa.

      Sonra bu noktada öne çıkan kişiler sistemi ve rejimi değiştirdiler.Burada amaç halk ve ülkenin geleceği refahı değildi başka niyetler ön plandaydı.

      ŞAPKA; bugün halen daha avrupanın kuyruğu olmamız hiç bir şey üretmeyen sürekli tüketen avrupaya muhtaç avrupaya müşteri olmuş avrupaya özenmekten başka yol çizilmemiş ve bunu bir de çağdaşlık ilericilik modernlik olarak gören bir zihniyetin taa 1930 lu yıllarda halkın kafasına zorla giydirilen bir çuval olarak sembolüdür.Şapka takıp donu çıkarmakla ilerleyemeyeceğimiz çok açıktı şapka mevzuu başlı başına kemal ve avanesinin güçten düşmüş fakir mazlum halka haddini bildirip kimin patron olduğunu göstermesi açısından bir araçtı.Bir zulümdü,bir acıydı.Anadolu insanının hafızasına kazınmış ve sonsuza dek unutmayacağı bir acı.

      Daha vahimi var;

      VERGİ;dediğim gibi savaşlar bitti halkın takati de bitti,her şeyini zenginliğini dahada önemlisi oğullarını kaybetti bu şerefli anadolu halkı.Yeni yönetim vaadiyle kemal ve avanesi padişahı kovup saraylara kendileri yerleşti.Araştırabilirsiniz lüks ve şatafat içinde içki kadın müzik eşliğinde avrupanın zengin ülkelerinin liderlerinde bile olmayan otomobil,yat,yalı,köşk,çiftlik,plaj,saray..vb. lerde hayatlarını zevk ve sefa içinde geçirdiler.Peki bu lüksün masrafın kaynağı neydi.Evet doğu VERGİ.Zaten bitmiş fakirleşmiş halkın yokluklar içinde karnını doyurmak için elinde kalan 3- 5 ekinede gelire de kemal ve avanesi el koydu.Halk açlığa ve sefalete teslim edilirken kemal ve avanesi saraylarda sosyetik avrupalı misafirleriyle kuş sütüyle beslenip zıbardılar.2000 li yıllara geldik dedelerinize sorun halen daha okul yol elektrik köprü su hastane ilaç olmayan yerler var.Kemal zamanında ise hiçbiri yoktu kemal hiçbir şey de yapmadı.Yaptığı şey fakir bitkin halkın tepesine binip zorla başına şapka takarak sindirip haddini bildirmek elindeki 3-5 buğdaya el koyup saraylarda daha rahat eğlenmek için harcamaktı.Bu işi kemal fazla yaşamadığı için tam oturtamadı ama semeresini hamuduyla götürdü yerine gelen diktatör ismet ise bu vergi işini iyice abartarak halkı resmen sistematik açlığa yokluğa mahkum etti tabii kendisi de lüks yalısından çıkıp taksim gezi parkında kendisi için özel yapılmış patika yolda otomobiliyle elinde viskisi her akşam zevk turu atmaktan geri kalmadı.kemal ve ismet böyle multi zenginlik içinde yaşarken anadolu halkı ne haldeydi araştırın kıyaslayın sorgulayın görün.Yorumunuzu yapın artık.

      Olayın vahametini anlayabiliyormusunuz?Kemalist kafa da bu işte eğer zengin olunacaksa biz olmalıyız sonra halka kalırsa,önce biz yiyelim şişelim kalırsa halk yer belki,bütün imkanları köşe noktalarını biz kapalım halk ise bize uşaklık etsin.kemalist halkçı sosyal devlet anlayışı bu işte.kemalin kemalistleri hitlerin nazileridir.faşistlerin önde gidenidirler ve tüm faşistler pisliktir.

      işin başka bir boyutu mesela dersim olayı aslında şapka yada vergi gibi zulmü doğuran temel nedenlere karşı değil öncelikle bir güç mücadelesinin sonucudur.Dersim 2 silahlı kuvvetin çatışmasıydı yer kapma söz geçirme mücadelesiydi.Tabii sonucunda masum insanlar kurunun yanında yaşta yanar denilerek mahvedildi dersim in uğradığı zulüm budur.

      Ancak Rize halkının uğradığı ise başlı başına sivil duruşun ve düşüncenin ezilmesidir.Çünkü Rize halkı silaha elini uzatmadı güç mücadelesi derdinde değildi sadece istediği gibi giyinmek ve yaşamak için baş kaldırdı sivil bir baş kaldırıydı bu sadece elinde kalan ve çocuklarının karnını doyurmak için harcayacağı 3-5 liranın zorla alınıp kemalin meze masalarında mundar olmamasıydı tek dertleri.Bu nedenle Rize nin bombalanması başlı başına kemal ve avanesi için sonsuza dek unutulmayacak faşist bir zulümdür.

      tekrar teşekkürler.

  6. Gönderen . Mustafa Bahadır FİDAN CEP 0505 240 49 48
    SEVGİLİ CUMHURBAŞKANIM SELAM VE HÜRMETLERIMLE MEKTUBUMA BAŞLARIM

    SOSYAL PAYLAŞIM SİTESİNDE ŞEHİD TAZİYE EVİNDE HAKKIN KELAMINI SESİNİZDEN DUYMAKLA BAHTİYAR OLDUM BU GÜNLERİ BİZE GÖSTEREN RABBİME BINLERCE ŞÜKÜRLER
    HAKIN DAVASINA EMEGİ GECEN HERKESDEN ALLLAH RAZ OLSUN .

    VATANIMIZDA DİNSİZLİGİN ESKIDEN ZİRVESİ BİR TEPE OLARAK BİLİNEN BİR MEVKİDEN ;
    CENBI HAKKIKIN K KELAMI KADİMİNİ ASLAN YÜREKLİ ;
    HAZRETİ ÖMER MİSALI.
    İSLAMI HAYATA HAYATA HAKIM KILMAYA CALIŞAN.
    YAVUZ SULTAN SELİM DİRAYETI GiBİ BİR REİSİ CUMHURUMUZ OLDUGU İÇİN ALLAHA ŞÜKTREDİYORUM AMA BU MAKAMI SİVİL ANAYASA VE 5816 SAYILI KANUNU KALDIRARAK YALAN SÖYLEYEN TARIH olan;
    İNKİLAP TARİHİNİ KALDIRARAK vede ASKERİ EGİTİM SİSTEMINI DEGİŞTİREREK çünkü bu sistem imanın 6 esası yerine CHP nin İMANI olan 6 OK LU JOKEBEN BIR SİSTEMDİR ,
    KISACA ISLAMI HAYATA HAKIM KILARAK ITTIHADI İSLAMI VUCUT KILARAK DEVAMI İÇİN ALLAH YOLUNDA VATAN VE ÜMMMETİN SELAMETİ İÇİN :
    SENINLE HAKKIN YOLUNDA CANIMIZ FEDA OLSUN
    DAVAMIZ
    BÜYÜK:
    CUMHUR BAŞKNIMIZDAN ANADOLU KITASI BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ DAVA TAŞINI GEDİĞİNE KOYMASINI BEKLİYORUM;
    SÖZÜN ÖZÜ SİVİL BİR ANAYASA VE 5816 SAYILI KUNUNUNDA İVEDİLİKLE KALDIRILMASINI TALEP EDİYORUM .
    ÇÜNKÜ SİZE YAKIŞANDA TARİHE NOT DÜŞME ADINA ANCAK BUDUR ÖYLE DEGILMİ ! ?…
    ZİRA HAKIKI İMANI ELDE EDEN ADAM KAİNAT BOBBA OLUP PATLASI İHTİMAL DİRKİ RECEP TAYIP ERDOGANI KORKUTMAZ
    5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun Mecliste kabulü sırasında yapılan konuşmalardan aktarıyorum:

    “Atatürk’ü Koruma” Kanunu’ndan ziyade; “Atatürk’ten Korunma” Kanunu’na ihtiyacımız var.
    Adana Milletvekili Sinan Tekelioğlu:

    “Bu kanun, hürriyet-i kelamı tamamıyla selbetmektedir (fikir açıklama hürriyetini tamamen ortadan kaldırmaktadır). Mesela yarın, üniversitede inkılap tarihi okutan bir hoca Atatürk’ün nutkunun haricinde bir şeyler söylerse mes’ul tutulacak mıdır?”

    Diyarbekir Milletvekili Yusuf Azizoğlu:

    Diyarbekir Milletvekili Yusuf Azizoğlu:
    “Iyiye iyi, kötüye kötü diyebilme, insanın en mukaddes hürriyetlerindendir. Hürriyeti yok eden bu kanun ise, Orta Çağ zihniyetinin, totaliter rejimin kanunudur. M. Kemal’in bu milletin inanışları, adetleri ve an’aneleriye bağdaşmayan bazı hatt-ı harekette bulunduğunu söylemek, realite icabıdır. Hele hele, demokratik bir zihniyetle onun devrini ideal kabul etmek imkansızdır. Atatürk’ün bütün düstur ve görüşleri hatadan salim ve her türlü tenkit ve ıslah ihtiyacından münezzeh değildir. Mantık ve iz’an gösteriyor ki, böyle bir kanun her şeyden evvel hukuk mefhumunu, hukuk prensiplerini, fikir ve vicdan hürriyetini zedeler mahiyettedir.”

    Ankara Milletvekili Selahaddin Adil:
    Ankara Milletvekili Selahaddin Adil:
    “Fevkalbeşer ve layuhti (insanüstü ve hatasız) bir kimsenin olacağına inanmıyoruz. Binaenaleyh, M. Kemal Paşanın idari, içtimai, siyasi hataları bulunduğunu söylemek ve yazmak, demokratik rejimi benimsemiş olanlar arasında tabii bir hak olmak lazım gelir. Bu kanun, Atatürk’ün ef’al ve icraatı ve şahsı hakkında yazılan bazı şeyleri savcının hakk-ı takdirine bırakmak suretiyle tecavüzkar, hakaretamiz ve tezyifkar bularak cezalandırmayi kastediyor. Vatandaşı sarih ve doğru mütalaadan mahrum bırakmak suretiyle hakk-ı kelamının milletten kısmen de olsa nez’ini (alınmasını) istiyor. Teessürle söylüyorum ki, 27 senelik devirde riyakar birçok yazarlar, hatipler, şairler milletin gösterdiği feragat ve kahramanlığa hemen hiç kıymet vermeyerek tek şahıs için uluhiyete kadar yükselen kasideleriyle gençliğe birçok yanlış kanaatler, hakikate uymayan fikirler aksettirmişlerdir.5816 SAYILI KANUNLA Bu kanunla tek parti rejiminin ve bu zihniyetin antidemokratikliğinin ortaya çıkmasına mani olunacaktır. Birçok hakaik-i tarihiye (tarihi hakikatler) ketmedilmiş (gizlenmiş) veya tahrif edilmiştir. Bu kanun ensal-i atiyeyi (gelecek nesilleri), pek çok dersler verecek, inkılaplara ve tecdid (yenilik) devrine dair bitaraf (tarafsız) yazılardan mahrum bırakacaktır. Halbuki Atatürk’ün hizmetleriyle beraber hem hatalarının, hem de noksanlarının millete açıkça anlatılması bir hizmet-i vataniyedir.”

    Isparta Milletvekili Said Bilgiç:

    Isparta Milletvekili Said Bilgiç:
    “Atatürk’ü Koruma” Kanunu’ndan ziyade; “Atatürk’ten Korunma” Kanunu’na ihtiyacımız var.
    “M. Kemal bir melek değildir. Onun da beşeri zaafları vardır. Halbuki böyle bir nokta üzerinde duracak bir tarihçi, bu kanuna istinaden cezalandırılabilecektir. “Kemalist rejim” deniyor. Türkiye devletinin idare şekli cumhuriyettir. Kemalist devlet tabirinden ne anlaşıldığı merak-ı mucibdir. Türkiye’nin idare şekli olan cumhuriyetin, tek parti, tek şef ve ısmarlama meclis devrinin cumhuriyetiyle bir alakası yoktur. Rejimlerin şahıslara izafesi ancak faşistlere yaraşır.”

    Izmir Milletvekili Halide Edip Adıvar:

    “Bu kanun, tarihten önce Asurilerin, Babillilerin insanları putlaştırdığı gibi, Atatürk’ü putlaştırmak istiyor. Atatürk’ü put haline koyan bu kanun, inkılapları adeta mütehase (fosil) haline getirecek ve tenkit hürriyetine mani olacaktır.”,
    ,

    “Atatürk’ü Koruma” Kanunu’ndan ziyade; “Atatürk’ten Korunma” Kanunu’na ihtiyacımız var.
    Kadir Mısıroğlu:
    “Atatürk’ü Koruma” Kanunu’ndan ziyade; “Atatürk’ten Korunma” Kanunu’na ihtiyacımız var.
    Kadir Mısıroğlu:
    “Atatürk’ü koruma kanunu kaldırıldığında millet aslına dönecek, aslına dönmenin karşısında en büyük engel bu kanundur. Dünyada kanunla korunan başka kim var? Kendi milletine karşı korunan adam kahraman olur mu? Adamınıza güveniyorsanız kaldırın bu kanunu, konuşalım!”
    KORUMA KANUNU NEDEN KALKMALI?
    Kemalistler kendilerini Cumhuriyetçi diye takdim eder; ama değildirler. Çünkü Cumhuriyet’in kanunları ve kuralları geneldir ve herkesi kapsar. Zaten Cumhuriyet’in monarşiden (krallık, sultanlık, vb.) ayrıldığı hususların en önemlilerinden biri; yasaların kişiye özel olmamasıdır. Yani bu manada “Cumhuriyet” bir bakıma “isimsizler” rejimidir. Yasal açıdan sülalenin, aşiretin ve soyun önceliği bulunmaz. Makamlar korunur; fakat şahıslar korunmaz. Buraya kadar anlattığımız Cumhuriyet’in nitelikleridir, şimdi bakalım bu niteliklere kim uymuyor? Yapılan araştırmalara göre bu niteliklere uymayan ve anayasasında özel isim bulunan üç ülke vardır: Bunlar; İran, Kuzey Kore ve Türkiye’dir. Bilindiği gibi bizim anayasada da, M. Kemal’in ismi geçmekte, sadece geçmekle kalmayıp, bu milletin yani cumhurun millî manevi değerleri de “Atatürk milliyetçiliği” iddiasıyla bir şahsın inisiyatif ve inkılâplarına feda edilmiştir.
    O halde bu rejime Cumhuriyet denilebilir mi? Böyle bir ülke olur mu? Böyle bir millete “hür millet” denilebilir mi? Her halde hiçbir akıl, mantık, izan ve insaf sahibi bunu diyemez. O halde bu sahte milliyetçiler, ne yüzle nara atıyorlar?
    Meselâ, bazı Kemalistler “Atatürk Cumhuriyeti” diye bir tabir kullanılırlar. Bu lafın kendisi Cumhuriyet’e aykırıdır. Çünkü bu tabirin kendisi Cumhuriyetin ruhuna aykırıdır; çünkü cumhuru da devre dışı bırakıp tekelciliği ifade eder. Bunun, ”Stalin Cumhuriyeti” demekten bir farkı yoktur. İkisinde de özel isim merkezdedir. Kemalizm’in en büyük icadı; iç düşmanlar türetmesidir, bu milleti laik – anti laik, kemalist-antikemalist gibi ayrımlarla bölüp parçalamasıdır. Bunları yaparken hep “koruma kanununun” arkasına sığınırlar. Demek bu kanun, artık bu millet için, bir tuzak haline gelmiştir. 1960 darbesiyle bu ismi anayasaya yerleştirdiler ve hâlâ daha duruyor. Bir deli bir kuyuya taş atıyor, kırk akıllı çıkaramıyor.
    Şimdi ise AB, bu kanunu kaldırın diyor. Yine zavallı milletin hiç sesi çıkmıyor veya çıkaramıyor. Tabi Kemalistler; demokrasiye, insan haklarına, cumhuriyete hatta laikliğe rağmen yaygarayı basıyor. Hâlbuki buna dayanarak insanları yargılamak, sadece Cumhuriyetin felsefesine değil, demokrasi, din, vicdan, hürriyet ve insanlık esprisine de aykırıdır. Yani Kemalizm; öyle bir yobazlıktır ki, hiçbir medeniyet, hak, hukuk, dini ve insani değer tanımamaktadır. O halde hamiyet ve insaniyet namına artık buna bir çare bulunmalı ve son verilmelidir. Onun için artık AB de bu işe önem atfetmiştir. Hamiyetli bir şâir bakın, bu konuda ne diyor.
    “Haddi yok açlıktan başı derde girenin,
    Meydanı sehpaya boyun verenin,
    Lânetle anılan cebabirenin
    Bu rahmet okuttu en küstahına”
    İlim adamlarımız şâirin, “Muini zalimin dünyada erbabı denaettir, köpektir / Zevk alan sayyad-ı bî insafa hizmetten.” dediği duruma düşürülmüş olmuyor mu? Bu acı manzara, başta kimleri düşündürmesi lâzım? Ben de bir zamanların akademisyeni olarak, bu durum, kanıma ve izzetime dokunuyor. Dünya üniversitelerinden ilk 500’de esamemiz yok. Hâlbuki bir asırdır bizim Kemalistler, ilericilik ve çağdaşlık narası atıyor, türküler söylüyorlar; “yoksa bu, bu millete aksi tesir mi yapıyor?” diye düşünüyorum. Çünkü ifade hürriyetinin olmadığı bir ülkede insanların kabiliyetleri gelişemez; zira onlar her şeyi suç addederler ve meramlarını ifade edemezler. İçe kapalı bir duruma düşerler ki, bu da başarıyı engeller. Fakat bu sadece sebeplerden biridir, öbürlerini ise yeri geldikçe, nasip olursa, söyleriz.
    Yani işte, dini vicdanlara hapsedip, fonksiyonsuzlaştırmanın sonucu budur. Eğer bu millet yeniden milli dinamikleri ve moral değerleriyle motive edilebilseydi Osmanlı’da olduğu gibi yine dünyanın süper ülkesi biz olabilirdik. Fakat bu millette, bu cevher, söndürülemediğine göre en yakın zamanda yine bu cevher, hâkim olacak ve bu millet insanlığın kurtuluş çaresi olacaktır.
    Bir Alman düşünürü, “Alman Teknik Üniversitesi yıkılsa, edebiyat fakültesi onu yaptırır; fakat edebiyat fakültesi yıkılsa Teknik Üniversitesi onu yaptıramaz.” diyor. Yani bu milleti, ruh kökünden öldürmek istediler, süründürdüler; fakat öldüremediler
    . Onun için MEHMET AKİF ERSOY MERHUM;
    “Üç beş balta bizi ayıramaz mazimizden,
    Mademki ağacın kökleri derindir cidden
    Gövdesi kesilmiş, dalları kopmuş ne çıkar
    O görürsün yine üstündeki edvarı yarar
    Yükselerek fışkırır afakı perişanımıza
    Yine bin vaha serer kavrulan imanımıza” diyor.
    Maalesef bu şâirimiz de rejimin hışmından nasibini almış, kaç yılını yurt dışında geçirmişlerdendir. Üstelik de İstiklâl Marşı şâirimiz olduğu halde. İ

    Koruma Kanunu” da kaldırılacak mı? || Faruk KÖSE || Yeni Akit

    Nihayet, “sanığın idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine…” gibi absürd kararlarıyla tarihe mal olan “İstiklal Mahkemeleri”nin zabıtları gün ışığına çıkarılacak. Yakın tarihin tanınması, Cumhuriyet’in neler üzerine ve nasıl kurulduğunun görülmesi, devrimlerin neye mal olduğunun bilinmesi bakımından bu zabıtların arşivlerden çıkarılması çok önemli. Bilinen az sayıdaki kararlarının bile ürperti vermeye yettiği “portatif mahkemeler”den söz ediyoruz. Mezardaki ölüyü bile çıkarıp “aleme ibret olsun” diye idam ipine çektiren mahkemelerden…

    Ya da şapka kanununa muhalefet etti diye bir kadıncağızı bile astıran mahkemelerden…
    İşte, adeta “idam mangası” işlevi görmüş olan bu “portatif mahkemeler(!)”in TBMM’de gizli tutulan zabıtları açıklanacakmış. Ancak henüz araştırmacıların incelemesine kapalı. Şimdilik TBMM tarafından inceleniyor. Basında yer aldığı kadarıyla, bu kapsamda 1471 dosyanın günümüz Türkçesine çevrilmesine başlanmış. Eğer Başkanı onay verirse, yapılan çeviriler dijital ortama aktarılıp TBMM’nin internet sitesinde yayımlanacakmış. Bekliyoruz…
    Bekliyoruz da, zabıtların açıklanmasının yeterli olmayacağını da biliyoruz. Çünkü, eğer sadece içeriğini görüp de üzerinde yorum yapamayacaksak, failler hakkında kanaat belirtemeyeceksek, bu kararları veren mahkemeleri kuranları, üyelerini atayanları, kararlar karşısında sessiz kalarak durumun aynı minval üzere devam etmesini zımnen onaylayanları gündeme getirip tarih mahkemesine çıkaramayacaksak… zabıtların açıklanmasının ne önemi olabilir ki? Ha açıklanmış, ha açıklanmamış ne fark edecek?
    Biliyorsunuz, İstiklal Mahkemeleri döneminde devletin başında M.Kemal vardı. Peki, zabıtlar açıldığında, yapılacak yorumların ucu, kendi zamanında izni ve bilgisi dışında hiçbir şey yapılamayan M.Kemal’e değmeyecek mi? Haliyle değecek. Bu durumda mahkemeler, 5816 Sayılı yasaya istinaden yorum sahibinin yakasına yapışmayacak mı? Haliyle yapışacak. Öyleyse, zabıtların açıklanmasıyla gizli kalması arasında ne fark olacak?
    Niye mi bu soruları soruyorum? Hadi biraz daha müşahhaslaştırayım. Biliyorsunuz, bu ülkede “Atatürkü Koruma Kanunu” adıyla nam salmış bir kanun var. Kanunun asıl adı, “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun.” 5816 Sayılı bu kanun Menderes zamanında, 31.7.1951 tarihli ve 7872 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giriyor. Yürürlüğe girdiği günden bu yana da pek çok insanın canını yakıyor. Bu yasa kapsamında bir fiil işlenirse, şikayete bağlı olmaksızın Cumhuriyet savcılıklarınca re’sen takibat yapılıyor.
    Yasanın ilk maddesi şöyle: “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir. Yukarki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.”
    Yasanın ikinci maddesi, bu birinci maddedeki “suç”ların nasıl işlenirse ne kadar artırılacağına ilişkin hükümleri ihtiva ediyor.
    Geçenlerde Cumhurbaşkanı Gül, şike sanıklarına adeta af getiren yasal düzenlemeyi Meclis’e geri gönderirken, “kişiye özel yasa olmaz” demişti. Ancak el’an mer’i bulunan bu 5816 sayılı yasadan daha kişiye özel bir yasa da yok ve bu durum, ülke için çok büyük bir ayıp, hukuk adına da çok büyük bir kayıp değil mi? Ancak burada, “kişiye özel yasa” meselesi üzerinde durmayacağım, daha başka bir zaviyeden yaklaşmak istiyorum konuya.
    Bu yasanın anlamı açıkça şudur: “Atatürk asla hata yapmamıştır, ne yaptıysa mutlak doğrudur. Sorulamaz, sorgulanamaz, eleştirilemez, reddedilemez. Hatta, böyle de yorumlanabilecek bir tavırda bulunulamaz. Aksi halde, ihlal edenin canına okunur.”
    Peki, o zaman bu yasa, açıkça M.Kemal’i “monark” ya da daha ileri bir tabirle “ilah” konumuna getirmiş olmuyor mu? Sadece soruyoruz ve geçiyoruz. Falih Rıfkı Atay da ünlü Çankaya adlı kitabında “Atatürk diktatör müydü?” diye soruyor. Ancak o sorup geçmiyor, hemen ardından cevabını kendisi veriyor: “Rejimine bakarsanız, evet.” Gerçi bundan sonra, bu diktatörlüğün ne kadar gerekli olduğuna dair kendince bir dizi izahatta bulunuyor; ama bir kişinin “kurucu” olmasının, her ne sebeple ya da niyetle olursa olsun, halkı üzerinde -kendi tabiriyle- “diktatörlük” kurması hakkını ona verip vermeyeceğini açıklamıyor. Tabiî bu arada, M.Kemal’in en yakınındaki birinin onu “diktatör” olarak tanımlaması ayrı bir fasıl.
    Peki, madem M.Kemal kendi arkadaşları tarafından da “diktatör” olarak tanımlanıyor, öyleyse kendi devrindeki her türlü icraattan sorumlu olan birinci kişi olmaz mı? Ya da ne yapıldıysa, bir şekilde gelip M.Kemal’e dayanmaz mı? Bu durumda İstiklal Mahkemeleri’nin kararlarının M.Kemal ile doğrudan ya da dolaylı bir bağlantısına dair bir şüphe ortaya çıkarsa, bu şüphenin peşine düşülmesi halinde, “koruma yasası” buna engel teşkil etmeyecek mi? Bir araştırmacı, İstiklal Mahkemelerinde yaşanan mezalimin M.Kemal’e dayanan herhangi bir bağlantısını keşfederse, bunu kamuoyunun bilgisine açıklayabilecek mi, açıklayamayacak mı? Hadi açıkladı diyelim, o zaman 5816 tonluk bir yasa yükünün altında ezilmeyeceğini kim garanti edebilir?
    Böyle bir garanti, ancak “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun”un kaldırılması ile olur, öyle değil mi? Öyle ya, “kişiye özel kanun olamaz”dı hani?… İşte başlıkta sorduğumuz soru bu yüzdendi.
    Şimdi, Sayın TBMM Başkanı’na soruyorum: Tamam, İstiklal Mahkemeleri zabıtları açıklanacak da, bunun bir anlam ifade etmesi bakımından “Atatürk’ü Koruma Kanunu” da kaldırılacak mı?

    KORUMA KANUNU NEDEN KALKMALI?
    Kemalistler kendilerini Cumhuriyetçi diye takdim eder; ama değildirler. Çünkü Cumhuriyet’in kanunları ve kuralları geneldir ve herkesi kapsar. Zaten Cumhuriyet’in monarşiden (krallık, sultanlık, vb.) ayrıldığı hususların en önemlilerinden biri; yasaların kişiye özel olmamasıdır. Yani bu manada “Cumhuriyet” bir bakıma “isimsizler” rejimidir. Yasal açıdan sülalenin, aşiretin ve soyun önceliği bulunmaz. Makamlar korunur; fakat şahıslar korunmaz. Buraya kadar anlattığımız Cumhuriyet’in nitelikleridir, şimdi bakalım bu niteliklere kim uymuyor? Yapılan araştırmalara göre bu niteliklere uymayan ve anayasasında özel isim bulunan üç ülke vardır: Bunlar; İran, Kuzey Kore ve Türkiye’dir. Bilindiği gibi bizim anayasada da, M. Kemal’in ismi geçmekte, sadece geçmekle kalmayıp, bu milletin yani cumhurun millî manevi değerleri de “Atatürk milliyetçiliği” iddiasıyla bir şahsın inisiyatif ve inkılâplarına feda edilmiştir.
    O halde bu rejime Cumhuriyet denilebilir mi? Böyle bir ülke olur mu? Böyle bir millete “hür millet” denilebilir mi? Her halde hiçbir akıl, mantık, izan ve insaf sahibi bunu diyemez. O halde bu sahte milliyetçiler, ne yüzle nara atıyorlar?
    Meselâ, bazı Kemalistler “Atatürk Cumhuriyeti” diye bir tabir kullanılırlar. Bu lafın kendisi Cumhuriyet’e aykırıdır. Çünkü bu tabirin kendisi Cumhuriyetin ruhuna aykırıdır; çünkü cumhuru da devre dışı bırakıp tekelciliği ifade eder. Bunun, ”Stalin Cumhuriyeti” demekten bir farkı yoktur. İkisinde de özel isim merkezdedir. Kemalizm’in en büyük icadı; iç düşmanlar türetmesidir, bu milleti laik – anti laik, kemalist-antikemalist gibi ayrımlarla bölüp parçalamasıdır. Bunları yaparken hep “koruma kanununun” arkasına sığınırlar. Demek bu kanun, artık bu millet için, bir tuzak haline gelmiştir. 1960 darbesiyle bu ismi anayasaya yerleştirdiler ve hâlâ daha duruyor. Bir deli bir kuyuya taş atıyor, kırk akıllı çıkaramıyor.
    Şimdi ise AB, bu kanunu kaldırın diyor. Yine zavallı milletin hiç sesi çıkmıyor veya çıkaramıyor. Tabi Kemalistler; demokrasiye, insan haklarına, cumhuriyete hatta laikliğe rağmen yaygarayı basıyor. Hâlbuki buna dayanarak insanları yargılamak, sadece Cumhuriyetin felsefesine değil, demokrasi, din, vicdan, hürriyet ve insanlık esprisine de aykırıdır. Yani Kemalizm; öyle bir yobazlıktır ki, hiçbir medeniyet, hak, hukuk, dini ve insani değer tanımamaktadır. O halde hamiyet ve insaniyet namına artık buna bir çare bulunmalı ve son verilmelidir. Onun için artık AB de bu işe önem atfetmiştir. Hamiyetli bir şâir bakın, bu konuda ne diyor.
    “Haddi yok açlıktan başı derde girenin,
    Meydanı sehpaya boyun verenin,
    Lânetle anılan cebabirenin
    Bu rahmet okuttu en küstahına”
    İlim adamlarımız şâirin, “Muini zalimin dünyada erbabı denaettir, köpektir / Zevk alan sayyad-ı bî insafa hizmetten.” dediği duruma düşürülmüş olmuyor mu? Bu acı manzara, başta kimleri düşündürmesi lâzım? Ben de bir zamanların akademisyeni olarak, bu durum, kanıma ve izzetime dokunuyor. Dünya üniversitelerinden ilk 500’de esamemiz yok. Hâlbuki bir asırdır bizim Kemalistler, ilericilik ve çağdaşlık narası atıyor, türküler söylüyorlar; “yoksa bu, bu millete aksi tesir mi yapıyor?” diye düşünüyorum. Çünkü ifade hürriyetinin olmadığı bir ülkede insanların kabiliyetleri gelişemez; zira onlar her şeyi suç addederler ve meramlarını ifade edemezler. İçe kapalı bir duruma düşerler ki, bu da başarıyı engeller. Fakat bu sadece sebeplerden biridir, öbürlerini ise yeri geldikçe, nasip olursa, söyleriz.
    Yani işte, dini vicdanlara hapsedip, fonksiyonsuzlaştırmanın sonucu budur. Eğer bu millet yeniden milli dinamikleri ve moral değerleriyle motive edilebilseydi Osmanlı’da olduğu gibi yine dünyanın süper ülkesi biz olabilirdik. Fakat bu millette, bu cevher, söndürülemediğine göre en yakın zamanda yine bu cevher, hâkim olacak ve bu millet insanlığın kurtuluş çaresi olacaktır.
    Bir Alman düşünürü, “Alman Teknik Üniversitesi yıkılsa, edebiyat fakültesi onu yaptırır; fakat edebiyat fakültesi yıkılsa Teknik Üniversitesi onu yaptıramaz.” diyor. Yani bu milleti, ruh kökünden öldürmek istediler, süründürdüler; fakat öldüremediler
    . Onun için M. Akif,
    “Üç beş balta bizi ayıramaz mazimizden,
    Mademki ağacın kökleri derindir cidden
    Gövdesi kesilmiş, dalları kopmuş ne çıkar
    O görürsün yine üstündeki edvarı yarar
    Yükselerek fışkırır afakı perişanımıza
    Yine bin vaha serer kavrulan imanımıza” diyor.
    Maalesef bu şâirimiz de rejimin hışmından nasibini almış, kaç yılını yurt dışında geçirmişlerdendir. Üstelik de İstiklâl Marşı şâirimiz olduğu halde. İşte işin vahameti…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s