Atatürk Örtünmeye Karşı Değil Miydi?

Atatürk Başörtüsüne Karşı Değil Miydi?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürk basörtüsü carsaf

1930’lu yılların kadın dergilerinde iyi giyinmenin yanısıra iyi duruşunda sırları veriliyor (Hanımeli Dergisi, 1938)

***

M. Kemal Atatürk’ün kadın giyimi konusunda bir kanun çıkarmaması, bazı çevrelerce onun örtünmeye karşı olmadığına bir delil olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa örtünmek (Çarşaf ve Peçe vs.) onun döneminde yasaklanmıştı.[1] Hakkı Uyar’ın da belirttiği gibi, yasaklama kararı, Şapka’ya ilişkin düzenlemeden farklı olarak, bir yasa çıkarılmadan fakat “yerel önlemlerle” uygulanmaya çalışılmıştı.[2] Dolayısıyla M. Kemal’in kadınların örtünmesine karşı olduğu şüphesizdir.[3] Nitekim 1918 yılında Karlsbad’ta bulunduğu sırada kaleme aldığı hatıralarında “Velhasıl netice: Bu kadın meselesinde cesur olalım. Vesveseyi bırakalım… Açılsınlar”[4] şeklindeki düşüncelerini kaleme almış ve sadece yakın arkadaşlarıyla paylaşmıştır. Örneğin, Ibrahim Süreyya (Yiğit) ve Mazhar Müfit (Kansu) ile 1919 senesinde yapmış olduğu ve gizli kalmasını tembihlediği mülakatta, “Tesettür (örtünme) kalkacaktır.” dediği Türk Tarih Kurumu tarafından basılan Mazhar Müfit Kansu’nun anılarında geçmektedir.[5]

M. Kemal’in Istanbul’daki hayatını kaleme alan Banoğlu’nun kitabında ise, M. Kemal’in, düşüncelerini hayata geçirmeye çalıştığını görmekteyiz:

“Atatürk dans etmekte olan Ihsan Bey isminde bir doktorun kızını çağırarak şöyle demiştir:

– Hanımefendi, bu başörtünüzü çıkardığınız takdirde daha güzel olacağınızı tahmin ediyorum, isterseniz bir deneyiniz.

Genç kız, Atatürk’ün bu hitabı üzerine başındaki örtüyü çıkararak dansa devam etmiştir. Bundan memnun olan Atatürk birkaç dakika sonra aynı genç kızla dans etmiştir.

Atatürk başörtüsü ile dans eden öteki hanımlara da aynı tavsiyede bulunmuş, örtüleri çıkardıkları takdirde daha iyi olacaklarını söylemiştir. Bunun üzerine balodaki bütün kadınlar başörtülerini çıkarmışlardır.”[6]

Burada suçu kadınlara yıkmak isteyenler, “bu kadınlar açılmaya daha dünden razıymış, baksanıza hemen açılıverdiler” şeklinde itiraz edebilirler. Ancak kadınların karşısında, Kıyafet Inkılabı uğruna “gerekirse bazı kurbanlar da verelim”[7] diyen ve “şapka için insan asan” biri olduğunu unutmamak gerekir. Böyle bir adamın “rica”sına karşı çıkmak herkesin harcı değildir, dolayısıyla korkmaları ve ricasını yerine getirmeleri gayet tabiidir.

Bilindiği üzere Kurtuluş Savaşı’mız, Kahramanmaraş’ta işgalci Fransız askerlerinin, Müslüman kadınların peçesine el uzatmasıyla başlamıştır.

Peki M. Kemal Atatürk ile işgalci Fransız askerlerinin hareketi arasında ne fark var?

Soruyorum ne fark var?

Kusura bakmayın, biz, peçesine el uzatılan kadınların ve bu olay üzerine Fransız askerlerine kurşun atan Sütçü Imam’ın torunlarıyız… Dileyen işgalci Fransız askerlerinin yaptıklarını aynen tatbik eden M. Kemal Atatürk’ün torunu olabilir.

Neyse, devam edelim…

Görüldüğü üzere M. Kemal Atatürk, kadınların örtünmesine karşıdır ve açılmalarını istemektedir, ancak hedefine, şapka kanununda olduğu gibi “zorla” değil, “ikna” yöntemiyle ulaşmayı seçmiştir. Zira o, kadınların güzel görünme merakına güvenmiş ve bu yüzden işi kendi doğal akışına bırakarak çözmeyi tercih etmiştir.[8]

Nitekim Doğan Avcıoğlu bu konuda şöyle demektedir:

“[Atatürk]… Yasa ile yasaklama yoluna gitmez. Teşvikle, örnek olmakla yetinir. Peçe yasağı ancak Halk Partisi’nin 1935 Kongresinde söz konusu olur ve bu işin belediyelere bırakılmasına karar alınır.”[9]

Suna Kili ise kanun çıkarılmamasının sebebinin ekonomik şartlardan kaynaklandığını ifade etmektedir. Yazara göre o tarihlerde yoksul halkın, bilhassa kadınların manto, ayakkabı ve benzer giysileri temin etmesi olanaksızdır.[10]

Lord Kinross’a göre M. Kemal burada “ihtiyatlı davranmak zorundaydı”, çünkü, “Türkiye’de bir erkeğin başına şapka geçirmek başka, bir kadının peçesini yırtmak başka şeydi. Böyle bir değişiklik ne Takrir-i Sükûn Kanunlarıyla, ne de Istiklal Mahkemeleriyle elde edilebilirdi.”[11]

M. Kemal’in ikna yöntemine başvurmasının bir başka nedeni de toplumun tepkisinden çekinmiş olmasıdır. Bu kanıya varmamızı sağlayan delillerden birisi, M. Kemal’in, Batılı görünüşlü Kraliçe ile birlikte Avrupa gezileri yapan hızlı Batıcı Afgan Kralı Emanullah’a “Kadın kıyafeti işinde yavaş git” öğüdünü vermesidir.[12]

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak, M. Kemal’in Afgan kralına verdiği öğütlerle ilgili şunları yazar:

“Atatürk, ‘Erkeklerin, kadına karşı duydukları sıkı ve şiddetli alaka; tamamen muhakeme ve şuur dışı bir histen doğmaktadır. Kadın yüzünden en yakın arkadaşların, hatta kardeşlerin ve baba ile oğulların birbirine can hasmı oldukları, öteden beri ve her gün, ibretle görülen olaylardandır. Bu itibarla, kadın ve kadın kıyafeti konusunda -velev bir azınlığa karşı olsun- zor kullanmak doğru değildir; iyi netice veremez’ diyordu ve umumi kültürü yükseltmek, her fırsatta ikna edici ve mantıki telkinlerde bulunmak, açılanları korumak yoluyla ve bilhassa göreneğin kadınlar üzerindeki derin tesiriyle, az zamanda, bu konuda da hedefe erişmenin mümkün bulunduğuna inanıyordu. Hiç unutmam, eski Afgan Kralı Emanullah Han memleketimize yaptığı bir geziden dönüşte, Ankara’dan esinlenerek yeniliklere doğru bazı girişimlere yönelmiş, bu arada kadın kıyafeti hakkında bir yasa çıkarmıştı. Bu olayı Atatürk’e anlattığım zaman çok üzüldü:

– Eyvah, adam gitti demektir. Ben kendisine ısrarla bu konuya girmemesini öğütlemiştim, çok yazık oldu, dedi.

Biraz sonra Kralın taç ve tahtını bırakarak memleketten kaçmak zorunda kaldığı görüldü.”[13]

M. Kemal Atatürk’ün örtünmeye karşı olmadığını iddia edenler, onun 1923 yılında Konya’da yaptığı şu konuşmayı delil getirmektedirler:

“Dinimizin tavsiye ettiği tesettür hem hayata, hem fazilete uygundur. Kadınlarımız şeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince örtünseler, ne o kadar kapanacaklar, ne o kadar açılacaklar. Dini örtünme, kadınlar için zorluk çıkarmayacak, kadınların toplum hayatında, ekonomik hayatta, çalışma hayatında ve ilim hayatında erkeklerle ortak çalışmalar yapmasına mani bulunmayacak bir normal şekildedir. Bu normal şekil, toplumumuzun ahlak ve terbiyesine uygundur.”[14]

Gerçi M. Kemal bu konuşmasında çarşafa açıkça karşı çıkmamış, ancak tafsilata girmeden Islam’ın çarşafı zorunlu tutmadığını belirtmiştir.

27 Ağustos 1925’de Inebolu’da yaptığı konuşmada ise çarşafı eleştirmiştir:

“Esnayı seyahatimde köylerde değil, bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif ve itina ile kapamakta olduklarını gördüm. Bilhassa bu sıcak mevsimde bu tarz kendileri için mutlaka mucibi azab ve ızdırap olduğunu tahmin ediyorum. Erkek arkadaşlar bu biraz bizim hodbinliğimizin eseridir. Çok afif ve çok dikkatli olduğumuzun müdrik ve mütefekkir insanlardır. Onlara mukaddesatı ahlakiyeyi kuvvetle telkin etmek için, milli ahlakımızı anlatmak ve onların dimağını nur ile, nezahetle teçhis etmek esası üzerinde bulunduktan sonra fazla hodbinliğe lüzum kalmaz. Onlar yüzlerini cihana göstersinler. Ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur.

Arkadaşlar, özel olarak söylüyorum. Korkmayınız, bu gidiş zaruridir. Bu zaruret bizi yüksek ve mühim bir neticeye isal ediyor. Isterseniz bildireyim ki bu kadar yüksek ve mühim bir neticeye vusul için lazım gelirse, bazı kurbanlar da verelim. Bunun ehemmiyeti yoktur…”[15]

Bu konuşmadan 3 gün sonra ise Kastamonu’da yaptığı başka bir konuşmada sözlerine biraz daha açıklık getirmiştir:

“Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki başına bir bez veya bir peştemal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın anlamı ve işareti nedir? Baylar uygar bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşi duruma girer mi? Bu durum, milleti çok gülünç gösteren bir görüntüdür. Derhal düzeltilmesi gerekir…”[16]

Açıkça anlaşılmaktadır ki, M. Kemal Atatürk, bu defa kadınların açılmasını teşvik etmektedir. Konuyla ilgili olarak ilk girişim daha 15 Ocak 1924’de Maarif Vekâleti (Eğitim Bakanlığı) tarafından yapılmış, okullara gönderilen bir genelge ile kadın öğretmenlerin derslere peçe ile girmeleri yasaklanmıştır.[17]

Çarşaf konusu 1930’da yeniden Türkiye’nin gündemine gelmiş ve kullanımı bazı vilayetlerde yasaklanmıştır.[18]

22 Temmuz 1935 tarihinde Içişleri Bakanlığı’ndan tüm valiliklere bir genelge gönderilir. Içişleri Bakanı Şükrü Kaya imzalı sözkonusu genelge ile kadınların çarşaf ve peçe giymesinin önlenmesi talep edilir:

“Yabancı adetlerin ve hayvanca ihtirasların, Türk başına doladığı çarşaf ve peçe Kemalist devrimin kaldırmaya ve Türk kadınının medeni cemiyette sosyal durumunu vermeye azmetmiş olduğu herkesçe bilinen ve bilinmesi gereken bir gerçekliktir…”[19]

22 temmuz 1935 tarihli belge carsaf pece pestemal ferace basörtüsü yasagi atatürk basörtüsü atatürk örtünmek22 temmuz 1935 tarihli belge carsaf pece pestemal ferace basörtüsü yasagi atatürk basörtüsü atatürk örtünmek 2

[19] no’lu dipnotta bahsi geçen genelge

***

Gönderilen bu genelge doğrultusunda illerde çeşitli yasaklamalar başlar. Sadece 1935 senesine ait birkaç örnek vermekle iktifa edelim: Mesela 2 Ağustos’da Zile’de, 17 Ağustos’da Konya’da, 27 Ağustos’da Afyon’da, 4 Kasım’da Maraş’ta[20], 9 Ağustos’da Konya’da[21], 14 Ağustos’da Aydın’da[22], 26 Ağustos’da Isparta’da[23], 1 Eylül’de Erdek’te[24], 10 Eylül’de Soma’da[25], 13 Eylül’de Elâziz (Elâzığ) ve Karacasu’da[26] peçe ve çarşafın kullanımı yasaklanmıştır. 29 Ekim’den itibaren Çorum’da yasağın uygulandığı ve “olumlu” sonuçlar alındığı bildirilmiştir.[27] Ancak vilayetlerden Bakanlığa gönderilen bu tür “olumlu” haberlerin ne kadar hakikati yansıttığı tartışılır. Zira olumsuz haber gönderenler “işini doğru yapamamakla” kısacası “beceriksizlikle” itham edilmekten doğal olarak çekinirler.

konyada carsaf yasagi pece yasagi pestamal yasagi atatürk carsaf cumhuriyet gazetesi 9 agustos 1935

[21] no’lu dipnot ile ilgili… Cumhuriyet Gazetesi Konya’daki çarşaf yasağını okurlarına böyle duyurmuştu

***

Elazigda elazizde carsaf yasagi pece yasagi pestamal yasagi atatürk carsaf cumhuriyet gazetesi 13 eylül 1935

[26] no’lu dipnot ile ilgili… Elâziz’deki çarşaf yasağı kemalist rejimin propaganda aracı Cumhuriyet’te böyle duyurulmuştu

***

Karacasuda carsaf yasagi pece yasagi pestamal yasagi atatürk carsaf cumhuriyet gazetesi 13 eylül 1935

[26] no’lu dipnot ile ilgili… Cumhuriyet gazetesi Karacasu’daki çarşaf yasağını böyle duyurmuştu

***

atatürk carsaf yasagi atatürk pece yasagi atatürk tesettür yasagi atatürk basörtüsü belge aydin

[22] no’lu dipnot ile ilgili… Içişleri Bakanlığı’nın 22 Temmuz 1935 tarihli genelgesine Aydın Vilayeti’nden gönderilen cevap… Yazıda, 14 Ağustos 1935 tarihinden itibaren vilayette çarşaf, peçe, üstlük, peştemal gibi örtülerle sokağa çıkmanın yasaklandığı ve yasağa aykırı hareket edenlerin cezalandırılacağı bildirilmektedir

***

atatürk carsaf yasagi atatürk pece yasagi atatürk tesettür yasagi atatürk basörtüsü corum 20 agustos 1935

[27] no’lu dipnot ile ilgili… Çorum’dan Içişleri Bakanlığı’na gönderilen yazı

***

Peçe ve peştamal kararının alınması ve uygulamaya konulması dünya basınında da yer alıyor. 11 Eylül 1935 tarihli New York Herald Tribune Gazetesi’nde haber, “Türkiye kadınlarına harem elbiselerini atmak emri verilmiştir” başlığıyla yayınlanıyor. Bu haber, 13 gün sonra 24 Eylül günü Içişleri Bakanlığı Basın Genel Direktörlüğü tarafından “Gizli Bülten” olarak kaydediliyor.[28]

13.11.1935 tarihinde Afyon’dan Içişleri Bakanlığı’na gönderilen bir yazıda, kadınların yüzde doksanının “medeni” kıyafet giymeye başladığı ve kötü huylu bazı kişilerin bunu engellemeye çalıştıkları bildirilmektedir.[29]

atatürk carsaf yasagi atatürk pece yasagi atatürk tesettür yasagi atatürk basörtüsü new york herald

[28] no’lu dipnotta bahsi geçen belge

***

atatürk carsaf yasagi atatürk pece yasagi atatürk tesettür yasagi atatürk basörtüsü corum 13 11 1935

[29] no’lu dipnotta bahsi geçen yazı

***

*

**Yasak ve Para Cezası**

Ve son darbe vuruluyor… Içişleri Bakanlığı’nın ısrarlı takibine karşılık bazı yerlerde yasağa uyulmaması ve alınan önlemlerin bazı zorluklardan ötürü uygulanamaması üzerine 23 Nisan 1937’de peçe ve çarşafın giyilmesi Içişleri Bakanlığı tarafından yasaklanmış, yasağa uymayanların 25 liraya kadar cezalandırılmaları emredilmiştir:

“Peçe ve çarşaf yasağı hakkında muhtelif teşekküllerce alınan tedbir ve kararların tatbikatta zorluklar doğurduğu görüldüğünden mevzuun tevhit ve telifi zarureti hasıl oldu. Bu itibarla aşağıdaki esas dahilinde işin takibini dilerim. Bilgisi ve yaşayışı ilerlemiş milletler arasında mevki almış olan milletimizin seviyesi yükselmiş ve siyasi rüştünü ispat etmiş bulunan kadınlara lâyık olduğu medeni hakkını vermek her vatandaş için vatani ve insani bir borçtur. Medeni vasıflarla donanmış bir milletin kadınlarında görülmesi asla yakışık almayan peçe ve çarşaflara ötede beride ara sıra rastlanmaktadır. Bunlara ilaveten lüzumsuz yere şemsiye ve atkı kullandığı görülmektedir. Neslimizin elde ettiği bugünkü muvafakıyet prensibe, rejime itaat ve sadakat sayesindedir, Türk medeni rejimi ise asla bu gibi çirkin ve alelacayip kıyafetlere taraftar değildir. Her vatandaş şunu iyice bilmelidir ki, inkılaba, rejime uymayanlar irticaa meyyal ve bu çirkin arzu ve meyil ile malûl (hasta) telâkki edileceklerdir. Bu, medeni haklarını çok iyi kullanan erkeklerin eşleri için milli ve kanuni bir vazife ve borçtur.

Bilgileri, görgüleri itibariyle Orduluların hiçbir idari tedbire mahal bırakmadan bu neticeyi fiilen teyit edeceklerine kani olmakla beraber 23 Nisan 1937 tarihinden itibaren Peçe, Çarşaf, Peştamal ve emsali gayri medeni kıyafetler yasağını koymuş bulunuyorum. Esbabı mucibesi (gerekçesi) şudur:

A- Kadına medeni hakkını vermek.

B- Zabıta vazifesini zorlaştırmamak ve emniyeti temin etmek.

C- Irticai alamet ve zihniyetleri ortadan kaldırmak olduğuna göre bu neticeyi elde etmeye mani her tedbir ve şekil çarşaf ve peçe gibi ceza tehdidi altında bulunan yasaklardan olduğu da göz önünde tutulmalıdır.

Bu tarihten sonra böyle kıyafetle görüleceklerin adreslerini şehirlerde, kasabalarda zabitai belediye ve polis memurları ve köylerde muhtar, ihtiyar meclisi azaları tespit ederek mahallin en büyük mülkiye memuruna bildirecek ve bunlar vilayet idaresi kanunu gereğince beş liradan yirmi beş liraya kadar para cezasıyla cezalandırma yönüne gidilecektir.”[30]

Insanın hakikaten inanası gelmiyor… Müslüman bir ülkede çarşaf giyenlere para cezası veriliyor.

Sadece çarşaf giyilmesi değil, aynı zamanda Islam’da kadınların nasıl giyinmesi gerektiğini konu alan ve Halep’te basılan “Islamiyette Tesettürü Nisvan” (Islam’da Kadınların Örtünmesi) adlı bir kitap da 15.07.1936 tarihli ve M. Kemal imzalı bir kararnameyle toplattırılmış ve ülkeye girişi yasaklanmıştır.[31]

atatürk carsaf yasagi atatürk pece yasagi atatürk tesettür yasagi atatürk basörtüsü belge 23 nisan 1937

[30] no’lu dipnot ile ilgili… Içişleri Bakanlığı’nın Çarşaf, Peçe ve Peştemal yasağı hakkında genelgesi… Yasağa uymayanların 25 liraya kadar cezalandırılmaları emrediliyor

***

atatürk carsaf yasagi atatürk pece yasagi atatürk tesettür yasagi atatürk basörtüsü islamiyette tesettürü nisvan kitap atatürk din kitaplari yasakladi

[31] no’lu dipnot ile ilgili… “Islamiyette Tesettürü Nisvan” (Islam’da Kadınların Örtünmesi) adlı dini kitabın toplattırılmasını ve ülkeye sokulmasının yasaklanmasını öngören M. Kemal imzalı kararname

***

*

**Ceza Alan Bazı Vatandaşlar**

Denizli gazetesinin Yayın Müdürü Gıyasi Şarman, mahalle aralarında yasağa uymayanların olduğunu, buralarda gezen devriyelerin yasağa uymayanlara ceza kestiklerini söylüyordu.[32] Gerçekten de, yasağın başladığı ilk günlerde bazı kişilere para cezası kesildiği görülmektedir:

“Peştamal, üstlük yasağını dinlemeyerek eski kılıkta görüldüklerinden ötürü Kaplanlar mahallesinden Hatice, Eskimüftü mahallesinden Ganime, Sarayköy’ün Yeniköy’ünden Zeliha, Bereketler köyünden Şerife, Hatipoğlu mahallesinden Ayşe, Acıpayam’ın Şahanlar mahallesinden Rabia. Honaz’ın Beylerli köyünden Hatice ve Irlıganlı köyünden Ayşe Vilayet idare heyeti karariyle beşer lira cezaya çarptırılmışlardır”.[33]

Aralık 1935 tarihinde de para cezası kesinlere rastlanmaktadır. “Gerzile köyünden Kalak O. Ömer karısı Fatma ile Honaz’ın Haydar mahallesinden Ibrahim karısı Hatice’nin Peştamal Üstlük yasağına aykırı gittikleri görüldüğünden idare heyeti karariyle cezalandırılmışlardır”.[34]

Bu Millet hala işgal altındaymış meğer!
*

**Islam’da Örtünme**

Bu konuda evvela üç ayet meali yazıp sonra sözü Elmalılı Hamdi Yazır’a bırakalım…

Ahzab Suresi 

59 – “Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Elmalılı Hamdi Yazır Meali)

***

Nur Suresi

30 – “(Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.”

31 – “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.” (Elmalılı Hamdi Yazır Meali)

***

Ahzab Suresi’nin 59. ayetinin Elmalılı Hamdi Yazır tefsiri:

“Ey Peygamber! Hanımlarına da, kızlarına da, bütün müminlerin kadınlarına da söyle. Görülüyor ki, burada yalnız Peygamberin hanımlarına ve kızlarına değil, Nur Sûresi’ndeki “Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar, zinet yerlerini göstermesinler.” (Nûr, 24/31) âyeti gibi müminlerin kadınları dahi bu hükmün kapsamına dahil edilmiştir. Bununla birlikte müminlerin kadınlarında aslolan hürriyet olduğu için, bundan kastolunanın hür kadınlar olduğu beyan edilmiştir. Araplarda tesettür adet değildi. Cahiliyet devrinde kadına hürmet yoktu. Eski cahiliye kadınlarında erkeklerin dikkatlerini çekecek şekilde göz alıcı biçimde açık saçık çıkan, açılıp saçılan orta malı olanlar bulunurdu. Bundan dolayı kız çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. Islam ise kadının şanını iffet ve ısmetle, vakar ve haysiyetle yükseltiyordu.

Nur Sûresi âyetleri “Mümin erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar” (Nur, 24/30) ve “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar.” (Nur, 24/31), mümin erkeklerin ve mümin kadınların, yani bir cinsin karşı cinse göz dikmeyip, bakışlarını kısarak edeblerini ve iffetlerini korumayı öğreterek terbiyelerini yükseltmiş olduğu gibi, burada da imanlı hür kadınların hiçbir şekilde eziyete uğramamalarını pekiştirmek için buyuruluyor ki: Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler.

CİLBAB: Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, câr gibi dış elbisenin adıdır. “Kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri her çeşit giysidir.” ” Tepeden tırnağa örten giysidir”, “Kadınların tesettür ettikleri her türlü elbise ve başka şeylerdir.” “Çarşaf ve peçedir”.

İDNÂ: Yaklaştırmak demek ise de, âyette ile kullanılması, kapsamak suretiyle sarkıtmak mânâsını da ifade ettiğinden üzerinden sıkı örtmek demek olur. Cilbabdan örtmek tabirinde de iki şekil vardır. Birisi cilbablarından birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek, birisi de bir cilbabın bir tarafıyla başından yüzünü örtmek demek olur. Bu beyanda da iki suret vardır. Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak. ikincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra, burnunun üzerinden dolayıp gözlerini ikisi de açık kalsa bile, yüzün büyük bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Rivayet olunduğu üzere Ümmü Seleme (r.a.) demiştir ki: “Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler’ âyeti nazil olduğu zaman Ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir ağırbaşlılık ile çıkmışlardı ki, başları üstünde kuşlar varmış gibi idi.”

Hz. Aişe’den rivayet edilmiştir ki; “Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. Bu “Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına bütün müminlerin kadınlarına da söyle” âyeti indiği zaman mırtlarını yardılar, onunla başlarını sardılar da Resulullah’ın arkasında öyle namaz kıldılar ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi…” demiştir. Bu tesettür onların tanınmalarına, dağınık cariyelerden, adi kadınlardan vakar ve heybetle seçilerek hürmet edilmelerine ve dolayısıyla incitilmemelerine elverişli olan biçimdir. Gerçi eziyeti kendilerine davet edecek olan içi bozukları örtü tutacak değildir. Fakat imanlı, temiz kadınların, kirli bakışlardan yuvalarında gizli inciler gibi korunmuş kalmalarına en uygun olan biçim de budur. Asıl o zamandır ki onlara eziyet edecek olanların açık bir vebal ve iftira yüklenmiş oldukları ortaya çıkar. Ve dolayısıyla bundan önceki ve sonraki âyetlerin hükümlerine dahil olacakları anlaşılır. Bununla birlikte Allah bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulunuyor. Burada yukardaki âyetlerin eki gibi getirilen bu son cümle çok anlamlıdır. Bu bize şu mânâları ilham eder:

1 – Allah’ın bağışlaması çoktur. Bugüne kadar geçmiş açıklıkları bağışlar. O kusurları örter. Rahmeti de çoktur; bundan böyle emrini tutanları rahmetiyle arzusuna çok ulaştırır.

2 – Allah bağışlayıcı ve merhametli olduğu içindir ki, kadınlara eziyet edilmesine razı olmaz ve onun için örtülmelerini emreder.

3 – Tesettür emrolunduğundan dolayı da kadınlar bir baskıya uğratılmasın, aşırıya gidilmesin; çünkü Allah bağışlayıcı ve çok merhametlidir. Bu emri onların aleyhine değil, lehine olarak vermiştir demek de olabilir.”

.

***

.

Benzer Konular:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2013/05/09/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-ortunmek-kilik-kiyafet/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/28/neden-musluman-milletin-basina-sapka-gecirmek-istediler/

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Hakkı Uyar, “Çarşaf, Peçe ve Kafes Üzerine Bazı Notlar”, Toplumsal Tarih Dergisi, sayı 33, Eylül 1996, sayfa 6 – 11.

[2] Hakkı Uyar, “Tek Parti Döneminde Denizli’de Siyasal Hayat”, Uluslararası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu, Pamukkale Üniversitesi, Denizli, 6-7-8 Eylül 2006, sayfa 16.

[3] Paul Gentizon, Mustafa Kemal ve Uyanan Doğu, (Çeviren: Fethi Ülkü), 3. Baskı, Bilgi Yayınları, Ankara 1995, sayfa 131.

[4] Afet Inan, M.Kemal Atatürk’ün Karlsbad Hatıraları, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1991, sayfa 45.

[5] Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, cild 1, 4. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1997, sayfa 131 – 132.

Ayrıca Bakınız;

Hıfzı Topuz, Gazi ve Fikriye, 6. Baskı, Remzi Kitabevi, Istanbul 2002, sayfa 141 – 142.

[6] Niyazi Ahmet Banoğlu, Atatürk’ün Istanbul’daki Hayatı, cild 1, sayfa 218.

Ayrıca Bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/22/m-kemal-ataturkun-eli-basortusune-uzaniyor/

[7] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 2, 5. Baskı, Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara 1997, sayfa 221 – 222.

Ayrıca Bakınız;

K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi, Istanbul 1981, X, 67.

Bu konuda geniş bilgi için şu yazımıza bakılabilir;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

[8] Yavuz Bige, “Atatürk Devrimi Ile Sosyal Yaşamın Çağdaşlaştırılmasına Ilişkin Fransız Değerlendirmeleri”, Atatürk Yolu Dergisi, cild 4, No:15 (Mayıs 1995), sayfa 326.

Ayrıca Bakınız;

Sadık Sarısaman, “Cumhuriyetin Ilk Yıllarında Kadın Kıyafeti Meselesi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cild 15, No:45 (Kasım 1999), sayfa 1105.

[9] Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi 1838’den 1995’e, 4. Kitap, 3. Baskı, Tekin Yayınevi, Istanbul 1978, sayfa 1359.

[10] Suna Kili, Türk Devrim Tarihi, 5. Baskı, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, 2001, sayfa 298.

[11] Lord Kinross, Atatürk – Bir Milletin Yeniden Doğuşu, (Çeviren: Necdet Sander), Altın Kitaplar, Istanbul 2011, sayfa 486.

[12] Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi 1838’den 1995’e, 4. Kitap, 3. Baskı, Tekin Yayınevi, Istanbul 1978, sayfa 1359.

[13] Hasan Rıza Soyak (M. Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri), Atatürk’ten Hatıralar, Yapı ve Kredi Bankası Yayınları, Istanbul 1973, cild 1, sayfa 278.

[14] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 2, 5. Baskı, Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara 1997, sayfa 154.

[15] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 2, 5. Baskı, Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara 1997, sayfa 221 – 222.

[16] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 2, 5. Baskı, Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara 1997, sayfa 227.

[17] Kemal Yakut, “Tek Parti Döneminde Peçe ve Çarşaf”, Tarih ve Toplum Dergisi, sayı 220, Nisan 2002, sayfa 26.

[18] Leyla Kaplan, Cemiyetlerde ve Siyasi Teşkilatlarda Türk Kadını:1908-1960, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1998, sayfa 186.

[19] Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Dergisi:Cumhuriyetin 75.Yıldönümünde Polis Arşiv Belgeleriyle Gerçekler,Özel sayı(1998), sayfa 89 – 90.

[20] Leyla Kaplan, Cemiyetlerde ve Siyasi Teşkilatlarda Türk Kadını:1908-1960, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1998, sayfa 186.

[21] Cumhuriyet Gazetesi, 9 Ağustos 1935.

[22] Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Dergisi:Cumhuriyetin 75.Yıldönümünde Polis Arşiv Belgeleriyle Gerçekler, Özel sayı(1998), sayfa 92.

[23] Cumhuriyet Gazetesi, 26 Ağustos 1935.

[24] Cumhuriyet Gazetesi, 1 Eylül 1935.

[25] Cumhuriyet Gazetesi, 10 Eylül 1935.

[26] Cumhuriyet Gazetesi, 13 Eylül 1935.

[27] Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Dergisi:Cumhuriyetin 75.Yıldönümünde Polis Arşiv Belgeleriyle Gerçekler, Özel sayı(1998), sayfa 94.

[28] Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Dergisi:Cumhuriyetin 75.Yıldönümünde Polis Arşiv Belgeleriyle Gerçekler, Özel sayı(1998), sayfa 93.

[29] Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Dergisi:Cumhuriyetin 75.Yıldönümünde Polis Arşiv Belgeleriyle Gerçekler, Özel sayı(1998), sayfa 96.

[30] Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Dergisi:Cumhuriyetin 75.Yıldönümünde Polis Arşiv Belgeleriyle Gerçekler, Özel sayı(1998), sayfa 91.

[31] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, (BCA), (BKK), Fon Kodu: 030.18, Yer no: 67. 61.2., 15.07.1936.

[32] Gıyasi Şarman, “Kısa Düşünceler Ne Deyor!”, Denizli Gazetesi, 8 Ikinci Teşrin 1935. Aktaran: Hakkı Uyar, “Tek Parti Döneminde Denizli’de Siyasal Hayat”, Uluslararası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu, Pamukkale Üniversitesi, Denizli, 6-7-8 Eylül 2006, sayfa 16.

[33] “Peştamal, Üstlük Yasağını Dinlemeyenler”, Denizli Gazetesi, 15 Ikinci Teşrin 1935. Aktaran: Hakkı Uyar, “Tek Parti Döneminde Denizli’de Siyasal Hayat”, Uluslararası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu, Pamukkale Üniversitesi, Denizli, 6-7-8 Eylül 2006, sayfa 16.

[34] “Peştamal, üstlük yasağına aykırı gidenler”, Babadağ Gazetesi, 4 Kanunuevvel 1935. Aktaran: Hakkı Uyar, “Tek Parti Döneminde Denizli’de Siyasal Hayat”, Uluslararası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu, Pamukkale Üniversitesi, Denizli, 6-7-8 Eylül 2006, sayfa 16.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Reklamlar

13 comments on “Atatürk Örtünmeye Karşı Değil Miydi?

  1. Şu anda kaynağına ulaşmam şartlarım gereği mümkün değil ama 1930 larda Karadeniz bölgesinden (Ordu olabilir) bir müfettiş M. kemale mektup yazıp başörtülü olarak okula gelen bir öğretmeni ispiyon ediyor..M. kemal cevabında baş örtüsünün İslami bir örtü olmayıp!!!! erkeklerin kıskançlığından dolayı ortaya çıkan bir alışkanlık olup onunla mücadelenin!!!! (deyim aynen böyle)uzun bir zaman alacağını ifade etmiştir…..Keza Ankarada bugünkü gençlik parkı civarında kendisini karşılamaya gelen bir kadının başını açtırmış ve Başörtüsünü bir daha Türk kadınının başında görmek istemediğini!!!! ifade etmiştir….Yine M. kemal Antalya ziyaretide Latife hanımın başını açtırmış ve Türk kadının örnek kıyafeti budur..şeklinde bir konuşma yapmıştır….daha pek çok vesikalar vardır….selam ederim…

  2. Geri bildirim: Kemalist rejim din kitaplarını bile yasaklamıştır | Belgelerle Gerçek Tarih

  3. Geri bildirim: Dr. Rıza Nur M. Kemal Atatürk’e iftira mı atıyor? Güzel bacak yarışmaları neydi? | Belgelerle Gerçek Tarih

  4. Geri bildirim: Ey “Ben Türküm, Atatürk’ün Askeriyim” diyen kardeşim! | Belgelerle Gerçek Tarih

  5. Geri bildirim: Iskilipli Atıf Hoca Neden Idam Edildi? Tüm Iftiralara Cevaplar | Belgelerle Gerçek Tarih

  6. Geri bildirim: Kemalist iftiralara cevaplar – 1 | Belgelerle Gerçek Tarih

  7. Geri bildirim: M.Kemal Atatürk’ü eleştirmek, şehitlerimizin kemiklerini sızlatır mı? | Belgelerle Gerçek Tarih

  8. O kadar uzun uzadıya yazmışsınız ki sabırla okudum..Fakat sizin ve kuranın dediği gibi çarsaf bir emir degildir.. Kuranda ve Peygamberimizin sözlerinde kadinlarin nasil ne derece ve nelere dikkat edilerek kapanmasi gerektigi acik bildirilmistir..Carsaf ve pece yoktur..Kadinlari hunharca dine uygun olmayan sekilde kapatanlara zorlayanlara ne demeli gunumuzde acik olanlari zorla kapatmak istenmesine ne dersiniz bence bu konu hakkindada uzun uzadiya biseyler yazin Ataturk kuranda yazildigi gibi kapanip bir toplum yada erkek bireylerinin yaninda ucube gibi tavir alinmasinin turk kadinina yakismadigini savunan bir gorusu oldugu kesin hic degilse agzi burnu kapatilip hareme atilan beyinler kadar cahil ve cehalet uckur duskunu degilmis

    • Büsra hanim, bakin Ahzab Suresi 59. ayet mealinde ne yaziyor:

      “59- Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

      Bakin bu ayetin tefsirinde Elmalili Hamdi Yazir ne diyor:

      “59- Ey Peygamber! Hanımlarına da, kızlarına da, bütün müminlerin kadınlarına da söyle. Görülüyor ki, burada yalnız Peygamberin hanımlarına ve kızlarına değil, Nur Sûresi’ndeki “Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar, zinet yerlerini göstermesinler.” (Nûr, 24/31) âyeti gibi müminlerin kadınları dahi bu hükmün kapsamına dahil edilmiştir. Bununla birlikte müminlerin kadınlarında aslolan hürriyet olduğu için, bundan kastolunanın hür kadınlar olduğu beyan edilmiştir. Araplarda tesettür adet değildi. Cahiliyet devrinde kadına hürmet yoktu. Eski cahiliye kadınlarında erkeklerin dikkatlerini çekecek şekilde göz alıcı biçimde açık saçık çıkan, açılıp saçılan orta malı olanlar bulunurdu. Bundan dolayı kız çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. İslam ise kadının şanını iffet ve ısmetle, vakar ve haysiyetle yükseltiyordu.

      Nur Sûresi âyetleri “Mümin erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar” (Nur, 24/30) ve “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar.” (Nur, 24/31), mümin erkeklerin ve mümin kadınların, yani bir cinsin karşı cinse göz dikmeyip, bakışlarını kısarak edeblerini ve iffetlerini korumayı öğreterek terbiyelerini yükseltmiş olduğu gibi, burada da imanlı hür kadınların hiçbir şekilde eziyete uğramamalarını pekiştirmek için buyuruluyor ki: Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler.

      CİLBAB: Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, câr gibi dış elbisenin adıdır. “Kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri her çeşit giysidir.” ” Tepeden tırnağa örten giysidir”, “Kadınların tesettür ettikleri her türlü elbise ve başka şeylerdir.” “Çarşaf ve peçedir”.

      İDNÂ: Yaklaştırmak demek ise de, âyette ile kullanılması, kapsamak suretiyle sarkıtmak mânâsını da ifade ettiğinden üzerinden sıkı örtmek demek olur. Cilbabdan örtmek tabirinde de iki şekil vardır. Birisi cilbablarından birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek, birisi de bir cilbabın bir tarafıyla başından yüzünü örtmek demek olur. Bu beyanda da iki suret vardır. Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak. ikincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra, burnunun üzerinden dolayıp gözlerini ikisi de açık kalsa bile, yüzün büyük bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Rivayet olunduğu üzere Ümmü Seleme (r.a.) demiştir ki: “Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler’ âyeti nazil olduğu zaman Ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir ağırbaşlılık ile çıkmışlardı ki, başları üstünde kuşlar varmış gibi idi.”

      ***

      Nasil, okudunuz mu? Hakikati gördünüz mü? Yoksa Elmalili Hamdi Yazir da bizim gibi cahil mi?

      Harem’e gelince…

      Bu mevzuda en ufak bir malumatiniz yok. Cünkü harem bir üniversiteden farksizdi. Hic olmazsa Ilber Ortayli’nin harem hakkindaki görüslerine bakin da su yazdiklarinizin ne denli yanlis oldugunu görün. Uckur’dan bahsetmissiniz… Uckur’una kimin düskün oldugunu simdi burada uzun uzadiya yazardim ama insanlarin özel hayatina girmeye niyetim yok. Bununla birlikte bir fikir vermesi acisindan M. Kemal’in bu mevzudaki tavrina dair 3 yazinin baglantisini veriyorum:

      http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/30/cumhurbaskanligi-makaminda-striptiz-mi/

      http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/31/dr-riza-nur-m-kemal-ataturke-iftira-mi-atiyor-guzel-bacak-yarismalari-neydi/

      http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/19/kemal-ataturk-olmasaydi-baban-kim-olurdu-o-namusumuzu-kurtardi-diyenere-ithaf-olunur/

    • Senin Ataputun bir numarali kadin düşkünü,içki düşkünü,islam düşmanı,osmanli düşmanıdır burda belgeler var,olmasa bile bizzat bu olaylarin eziyetini çok çekmiş dedelerimiz anlatiyor,daha ne konuşuyorsunuz,tek hücreli Ataputcular

  9. Resneli niyazi osmanliya karşi silahlanip ayaklanarak adamlariyla dağa çikmiş bir isim. Osmanli türk islam devleti idi. Cumhuriyet döneminde kemalizm resneli niyaziyi vatan ve hürriyet kahramani olarak tanitti.
    Volkan gazetesinin sahibi hafiz derviş vahdeti ise halki ve devleti osmanliyi yikmaya çalisan sabetaycilara karşi uyandirdiği için 1909 da 31 mart vakasinin baş sorumlusu sayilip gazetesi kapatildi. Kendiside izmirde yakalanarak getirildiği istanbulda 39 yaşindayken idam edildi. Hiç kimseye silah çekmedigi ve hiç kimseyi öldürmediği hatta yaralamadiği halde.
    Devlete silah çeken resneli niyazi vatan ve hurriyet kahramani. Osmanli devleti şeriat duşmani (sabetayci) guruplar tarafindan yikilmaya çalişiliyor diye uyaran derviş vahdeti ingiliz ajani ve vatan haini damgasiyla idam.
    Hareket ordusu astirdi onu. Dönme ordusuydu o ve mustafa kemal bu orduda yuzbaşi rutbeli kurmay başkan idi. Ve bunlar ingiliz ve fransizlarla iletişim ve işbirliği içinde idi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s