Kemalist Rejim Döneminde Cenaze Kaldıracak Imam Bulunamıyordu

Kemalist Rejim Döneminde Cenaze Kaldıracak Imam Bulunamıyordu

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

müslümanliginizi önce Allaha sonra Atatürke borclusunuz, müslümanliginizi atatürke borclusunuz, müslümanliginizi chpye borclusunuz ihsan özkes atatürk ve din cenaze kaldiracak imam yok[6] no’lu dipnot ile ilgili Meclis Tutanağı…

***

Geçenlerde CHP Istanbul milletvekili emekli müftü Ihsan Özkes, “Müslümanlığınızı CHP’ye borçlusunuz” demişti. Bakalım gerçekten öyle mi…

Sulhi Dönmezer 1941 yılında birgün Ülgenerler’i ziyarete Çemberlitaş’taki eve gider. Mehmed Fehmi Efendi’yi çok sıkıntılı bir halde bulur. Sebebini sorunca şunları söyleyecektir:

“Bugün hayatımın en elemli gününü geçirdim. Bir camiye imam olarak mahalle bekçisini tayin ettim.”[1]

Cumhuriyet döneminin ilk Istanbul Müftüsü olan Mehmed Fehmi Efendi’nin bu sözleri, bir mübalağa olarak değil, bilakis o devrin sıkıntılarını bizzat yaşamış, olup bitenlere bizzat tanıklık etmiş resmi bir görevlinin şehadeti olarak kabul edilmelidir; zira Tek Parti döneminin uyguladığı baskıcı politikalar dolayısıyla camilerin bir kısmı kapatılmış, açık olan birçok camiye imam bulunamamış, dine yönelik her türlü alaka şiddetle takibata alınmıştı.[2]

1941 yılında Istanbul Müftüsü Mehmed Fehmi Efendi’nin tanıklık ettiği bu perişanlığın üzerinden 9 yıl geçtikten sonra Diyanet Işleri Reisi Ahmed Hamdi Akseki’nin yazdığı 16923 sayılı, 12 Aralık 1950 tarihli resmi bir raporda yer alan şu satırlar, sanırız Tek Parti döneminin arzettiği manzarayı gayet açık bir surette tasvir etmektedir:

“Milli Eğitim Bakanlığı 430 no’lu kanunla taahhüd eylediği vazifeyi yapmamış, yapamamış ve Diyanet Işleri Başkanlığı’nı yakinen ilgilendiren dini vazifelerde istihdam edilecek hiçbir eleman vermemiş olması ve Başkanlığın da bugüne kadar din adamları yetiştirecek mesleki bir müesseseye sahip bulunmaması yüzünden bugün memleketin birçok yerlerinde hakiki ve münevver bir din adamı bulmak şöyle dursun, camilerde mihraba geçerek halka namaz kıldıracak, minbere çıkıp hutbe okuyacak bir imam ve hatib bile bulunamamaktadır. Hatta bazı köylerimizde, ölenlerin techiz ve tekfini ile ebedi istirahatlarına tevdii gibi en basit dini bir vazifeyi ifa edecek kimseler dahi bulunmamakta ve cenazelerin kaldırılmadan günlerce ortada kalmakta olduğu senelerden beri işitilmekte ve görülmektedir.”[3]

Diyanet Işleri Başkanlığı’nın, 14 Nisan 1942 tarihinde, Başbakanlığa yazdığı bir yazı durumun vahametini gözler önüne sermektedir. Diyanet Işleri Reisi Şerafettin Yaltkaya imzalı yazıda mevcut durumdan şöyle şikayet edilmekteydi:

“Tesis ve teşkilindeki maksat 429 sayılı kanunla tayin olunan Diyanet Işleri Reisliği, bu kanun mucibince uhdesine düşen vazifeyi şimdiye kadar müftüler, vaizler, imam ve hatipler ve bir de neşrettiği ilmi eserlerle ifaya çalışmış ve çalışmakta bulunmuştur.

Reisliğin bu yoldaki çalışmalarının muvaffakiyetle temadisi ve iyi neticeler verebilmesi, uhdelerine tevcih edilecek dini vazifeleri istenilen şekilde yapmaya muktedir, münevver kimselerin vücuduna bağlı bulunmakta ve müftü, vaiz, imam ve hatip gibi din adamlarının esaslı bilgiler ile mücehhez olmaları ve kuvvetli bir seciyeye sahip bulunmaları gerekmektedir. Bu şartları tamamiyle haiz dini vazife erbabını kolaylıkla bulmak şöyle dursun, bugün birçok kasaba ve köylerde ezan okuyacak, namaz kıldıracak, ölüleri yıkayacak, cuma hutbelerini okuyacak imam hatip ve hatta müezzin bile bulunmamaktadır. Umumiyetle şehir, kasaba ve köyler ahalisinin zaman zaman şuraya buraya başvurmakta oldukları ve bu yolda ne yapılması lazım geleceği hakkında mahalli ve hatta mıntıkaları haricindeki yerlerin müftülüklerine müracaat ettikleri ve bazı mahallerde ise köylerin hiçbirinde imam ve hatip gibi dini vazife sahipleri bulunmadığından, cenazelerin ekseriya yıkanmadan gömülmekte oldukları ve bu esefli halin, halkın vicdanları üzerinde ızdıraplar hasıl ettiği sık sık vuku bulan müracaatlardan anlaşılmaktadir. Mevcut imam ve hatipler ise, hergün azalmakta ve yerleri her an boşalmaktadır.

Imam ve hatip yokluğundan daha mühim bir cihet de, bugün müftü ve vaiz gibi dini alim ve mürşitlerin bulunmasındaki güçlüktür. Ilmi ihtisasa bağlı olan bu meselede, bütün bütün adam yokluğu ile karşılaşılmaktadır. Şimdiye kadar bu mühim vazifeler, eski medreselerden veya mülga (kapatılmış) Darülfünun ulumu aliyei dini şubesi ile Ilahiyat Fakültesi’nden yetişmiş kimselere tevdi edilegelmiş idiyse de, son zamanlarda bunlar dahi azalmakta ve başka mesleklere geçmiş bulunmakta olduklarından ve Diyanet Işleri Reisliği ise, halkın bu yoldaki ihtiyacını nazarı dikkate almak mevkiinde bulunduğundan, bu vaziyet karşısında bihakkın endişe duymaktadır. Çünkü, bu durumun devamı halinde bugün kıymet verilmeyen kimseler dahi yarın bulunamayacaktır. Bütün bunlar, elde din adamları yetiştirecek bir menşe bulunmasının zaruri olduğunu ve günden güne bu zaruretin artmakta bulunduğunu göstermektedir.”[4]

*

chp ölüleri yikayacak imam bulunamiyordu, kemalist rejimin din düsmanligi, chpnin din düsmanligi m. kemalin din düsmanligi, inönünün din düsmanligi, chpnin islam düsmanligi,tek parti döneminde din düsmanligi tek parti döneminde islam düsmanligi, chp döneminde din düsmanligi ölüleri gömecek imam bulunamiyordu, chp imam hatip, chp ilahiyat, chp diyanet[4] no’lu dipnotta bahsi geçen yazı…

***

Hamdullah Suphi Tanrıöver, 1947 CHP Kurultayı’nda yaptığı bir konuşmada şöyle demiştir:

“[TBMM’deki] bir münakaşadan sonra dışarıya çıktığım zaman altı tane Meclis hademesi yanıma geldi, gözleri yaşlı olarak şunları söyledi:

“Vallahi billahi, altı köyümüzde bir tek imam kaldı. Ölülere nöbet bekletiyoruz. Ondan kalkıp bu köye geliyor ve boyuna köy değiştiriyor. Eğer bize imam ve hatib vermezseniz, ölülerimizi köpek leşi gibi toprağa gömeceğiz.”[5]

Bunları biz uydurmuyoruz! Bu ifadeler, bir CHP’linin CHP Kurultayı’nda dile getirdiği Türkiye gerçekleridir!.. Yani inkar edilmesi kabil değildir.

Gençlerin bu konudaki durumunu anlamak için ise, Kayseri Milletvekili Ismail Berkok’un, 1953 yılına ait Diyanet Işleri Başkanlığı bütçesinin görüşülmesi sırasında TBMM’de anlattığı bir olayı nakletmek, sanırız yeterli olacaktır:

“Istanbul’da iki Türk genci, Mukaddes Kitaplar Şirketi Müessesesinin başkanına müracaat etmişler ve ‘vicdanımızın gıdaya muhtaç olduğunu hissediyoruz. Memleket muhitimiz bu gıdayı temin edemiyor, binaenaleyh bizi hıristiyan yapınız’ demişlerdir.”[6]

Halk, kemalist rejimin dine yönelik baskısından o denli bunalmıştı ki, batının zorlamasıyla demokrasiye geçilmesi üzerine[7] kurulan Demokrat Parti’den beklentileri maddi refahtan ziyade “din hürriyeti” idi. Bir vatandaşın bu yöndeki talebini Demokrat Parti Kastamonu Milletvekili Muzaffer Ali Mükta, Meclis kürsüsünde şöyle ifade etmişti:

“Bizler Demokrat Parti’den iktidara geçer geçmez milleti refaha kavuşturacağınızı beklemiyoruz. Bu, zamanla olacak iştir. Bizlerin birden çarıklarımızı kundura, bez pantolon ve ceketlerimizi kumaştan yapamazsınız. Bunu beklemiyoruz. Yalnız bizleri dini ve manevi sahada hürriyet ve refaha kavuşturun bu kâfidir.”[8]

Müslümanlığımızı gerçekten CHP’ye mi borçluyuz?

Karar sizin!

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Ahmed Güner Sayar, Bir Iktisatçının Entellektüel Portresi: Sabri F. Ülgener, Istanbul 1998, sayfa 33, dn. 6.

[2] Cami kapatma kanunu ve bu konuda M. Kemal imzalı birkaç belge için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/27/tek-parti-doneminde-satilan-camiler-ile-ilgili-m-kemal-ataturk-imzali-birkac-belge/

Imam ve hatib yetişmemesinin nedenlerine şu makalemizde değinmiştik:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

Dine ve Müslümanlara yapılan baskının şiddeti hakkında geniş bilgi için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/15/kemalist-rejimin-hakim-oldugu-turkiyede-hacca-gitmek-yasakti/

[3] Ahmed Hamdi Akseki, Dini Müesseselerimiz Hakkında Bir Rapor, “Islam”, sayı 34, Temmuz 1960.

Ayrıca Bakınız; Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi, cild 18, sayfa 525.

– Ismail Kara, Türkiye’de Islamcılık Düşüncesi, cild 2, 3. Baskı, Istanbul 1997, sayfa 362-379.

– Nahid Dinçer, 1913’ten Günümüze Imam-Hatip Okulları Meselesi, Istanbul 1998.

– Dücane Cündioğlu, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe Ibadet, Istanbul 1999, sayfa 112.

[4] “Diyanet Işleri Reisliği’nden Başvekalet’e”, (14 Nisan 1942), Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, Katalog Numarası: 030 10/26 151 16.

[5] CHP Yedinci Kurultay Tutanağı, Ankara 1948, sayfa 457.

[6] Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem 9, cild 20, sayfa 522.

[7] Demokrasiye geçiş serüvenimiz hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/06/cok-partili-sisteme-m-kemal-ataturk-ile-gecildi-yalani-tek-parti-rejimi-chp/

[8] Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem 9, cild 5, sayfa 786.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

CHP’nin Başbakanı Recep Peker: Din Zehirdir!

CHP’nin Başbakanı Recep Peker: Din Zehirdir!

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

recep peker meclis konusmasi din komünizm zehirdir din zehirdir sükrü saracoglu, chp din zehirdir, chp Islam kemal atatürk recep peker

M. Kemal ile Recep Peker aynı karede

***

Din düşmanı CHP’nin Başbakanı Recep Peker, Meclis kürsüsünde dini “zehir” olarak tanımladı:

“Komünizm denen bir ictimaî zehirden bünyeyi korumak için onun yanında yavaş yavaş genişleyecek bir şeriat hayatının ikamesi ihtimalini bir tedbir diye düşünmek aşağı yukarı bir öldürücü zehrin lâakal onun kadar öldürücü olan başka bir zehirle tedavi edileceğini zannetmekten ibarettir. (…) Solumuzda kızıl uçurum, sağımızda kara ve karanlık irtica uçurumu. Bu iki uçurumdan birini ötekine tercih etmek veya birini ötekine tedbir saymak manasına gelen bir ifadede isabetli bir müşahadenin hükmü yoktur sanıyorum.”[1]

recep peker meclis konusmasi din komünizm zehirdir din zehirdir sükrü saracoglu, chp din zehirdir, chp Islam

[1] no’lu dipnotla ilgili Meclis tutanağı

***

Maalesef kimse de “sen ne diyorsun?” diye karşısına dikil(e)medi…

Oysa Şeriat, “Kur’an’daki ayetlere, ve Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem efendimizin hadislerine dayanan Islam kanunu, Islam hukuku”dur.[2] Imam-ı Azam Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh)’ye göre Şeriat’a karşı gelenler kafir olur.[3]

Kur’an’a göre Şeriat, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimize Allah Teala tarafından verilmiştir ve Müslümanların Şeriat’a uyması gerekir.[4]

*

Not: Sosyal medyada bazıları bu sözü Şükrü Saraçoğlu’na atfen yayınlıyor, ancak Saraçoğlu’nun böyle bir sözüne şu ana kadar kaynaklarda rastlamadım.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] TBMM Zabıt Ceridesi, Ictima 22, cild 3, 24.12.1946, sayfa 445 ve devamı.

[2] Bu tanım, Türk Tarih Kurumu sözlüğünde de geçmektedir: http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/25/m-kemal-ataturk-neyi-kaldirmis-turk-dil-kurumu-cevaplasin/

[3] Imam-ı Azam Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh)’nin Şeriat hakkındaki sözleri için bakınız; http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/25/imam-i-azam-ebu-hanife-rh-a-seriat-hakkinda-ne-dedi/

[4] “Sonra (Ey Rasulüm) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.” (Casiye Suresi 18.)

Bu konuda daha fazla Ayet-i Kerime için bakınız:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/02/kuran-nizami-hilafetseriathukumkanun-ile-ilgili-bir-kac-ayet-i-kerime/

Bu konuda birkaç Hadis-i Şerif için bakınız:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/09/seriat-hukum-kanun-hakkinda-birkac-hadis-i-serif/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Uluslararası zalimler Böl Parçala Yut stratejisini tekrar uygulamaya koydu

Uluslararası zalimler Böl Parçala Yut stratejisini tekrar uygulamaya koydu

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

böl parcala yut uluslararasi zalimler ehli sünnet düsmanlari ehli sünnet müdafaasi sünnet inkarcilari kemalizm dini atatürk ve din

***

Ne zaman Osmanlı’dan söz açılsa, kemalist damarları kabaran “Resmi Tarih” mezunlarının; “Osmanlı’nın ta Viyana’da ne işi vardı” diye sorduklarına şahit olursunuz. Böylelerini görünce, adeta zalim Haçlı Ordularının elçileriyle karşı karşıya kaldığımı düşünürüm. Kadir Mısıroğlu’nun da dediği gibi, “Osmanlıya, Haçlılardan daha düşman olan bir Cumhuriyet kurulmuş.”

Oysa Osmanlı, bugünkü Suriye ve Mısır’daki gibi katliamlar olmasın, insanlar katledilmesin diye gitmişti ta Viyana’lara. Osmanlı’dan sonra Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu kan gölüne dönmedi mi? Sağduyu sahiplerine bu örnek bile kâfîdir. Osmanlı’nın adaletine dair sayısız delil mevcuttur.[1] Çünkü Osmanlı bencillikten uzaktı, sırf kendilerini değil, insanlığı düşünüyordu. Lokal değil, global bir bakış açısına sahipti. Zira Osmanlı, dünyaya adaleti hakim kılmayı hedefleyen evrensel bir dini, yani Islam’ı temsil ediyordu. Ama yöresel/ulusal dinlere mensup olanlar Osmanlı’yı anlamaktan acizdirler, çünkü onların ufukları dardır.

Adı üstünde “yöresel”, “ulusal” din…

Belli bir yörenin/ulusun dini, yani “sınırları” olan bir bölge sözkonusu. Sınırlı bölgeye hitap eden bir din; gayet tabii olarak mensuplarının ufkunu da sınırlayacaktır. Kemalizm dini gibi…[2] Eğitimi bile “Milli” Eğitim… Yani taraflı.

Işte bu yüzden anla(ya)mıyorlar…

Peki bu duruma nasıl geldik?

Yani nasıl oldu da bu insanları Kemalizm gibi ulusal bir dinin tapkınları haline getirdiler?

Kısaca anlatmak gerekirse, zalimler, insanlığa zulmetmesini engelleyen ve kendisine aman vermeyen Islam’a, daha doğrusu o dönem Islam’ın temsilcisi konumunda bulunan Osmanlı’ya savaş açtılar.

Ancak bunu sinsice yaptılar…

“Bizden sanılan” birinin eliyle Hilafet’i kaldırarak[3] Islam’ın siyasi yapısını bölüp parçaladılar ve yuttular… Müslümanların siyasi karar alma mekanizmalarını devre dışı bıraktılar, böylece zalimlere müdahale etmeyen bir yapı kaldı ortada. Akabinde ulus devletler kurdurdular. Bu değişimi kabul ettirebilmek için yaptıkları ilk iş, Müslümanların damarlarına milliyetçilik/ırkçılık zehirini enjekte etmek oldu. Telkin ve baskılara maruz bıraktıkları insanların zihinlerini değiştirmeye çalıştılar.

Bir yandan müslümanları (zayıflatmak için) uluslara bölerken, diğer yandan kendileri (güçlenmek için) birlikler kurup uluslararasılaşıyorlardı… Uluslararası zalimler…

Bunun sonucunda cahiliye dönemindeki gibi kavmiyetçiliği esas alan müşriklerin dönemi başlamış oldu. Tam bir hayvanlaşma çağı…

Ruhî ve ahlakî güzellikleriyle değerlendirilen insan, artık tıpkı hayvanlar gibi et, kemik, kafatası ve damarlarında taşıdığı kanıyla değerlendirilmeye başlandı.

Tıpkı şeytanın Hz. Adem aleyhisselam’ı değerlendirdiği gibi…

Şeytan, Hz. Adem hakkında Allahu Teala’ya, “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm”[4] demişti. Yani Hz. Adem aleyhisselam’ın içindeki cevhere değil; “materyaline” bakmıştı…

Işte Müslümanların da böyle materyalist bir kafayla değerlendirme yapmalarını sağlamak amacıyla damarlarına ırkçılık/milliyetçilik zehirini şırınga ettiler.

Bilindiği üzere şeytan, Hz. Adem aleyhisselam hakkındaki sözlerinden sonra cennetten kovulmuştu…

Peki ya bizim “cennet vatanımız” adeta cehenneme dönmedi mi? Yani biz de bir nevi cennetten kovulmadık mı?

Binaenaleyh, insanları güzel amellerine ve ruhî güzelliklerine göre değil de; etine, kemiğine, damarlarındaki kanına, ırkına, kısaca materyaline göre değerlendirmek şeytanın yöntemidir.

O halde cenneti kazanmak istiyorsak, dünyaya materyalist kafayla bakmamalıyız. Insanları ırkına, etine, kemiğine, kanına göre değil; imanına, ahlakî güzelliklerine göre değerlendirmeliyiz… Içinde taşıdığı cevheri görmezden gelmemeliyiz… Viyana’da yaşayan insanla Türkiye’de yaşayan insan arasında ayrım gözetmemeliyiz. Sadece kendimizin değil, aynı zamanda insanlığın kurtuluşu için çalışmalıyız.

Yaklaşık bir asırlık telkin ve basıklara rağmen Müslümanların yavaş yavaş uyanmaya başlamaları ve siyasi bir birlik kurmaya yönelik çabaları, haliyle uluslararası zalimleri ürküttü.

Ancak yeniden zulümlerine müdahale edecek olan Islam’ın siyasi oluşumunu önleyemeyeceklerini anladılar. Bu yüzden oluşacak yapıyı mümkün olduğunca zayıflatmak maksadıyla birtakım çalışmalar yapıyorlar. Herkesin malumudur ki, Islam’ın siyasi yapısını oluşturacak olanlar Ehl-i Sünnet itikadına sahip Müslümanlardır.

Işte uluslararasılaşmış zalim, tıpkı Islam’ın siyasi yapısını yıkarken izlediği; “Böl-Parçala-Yut” stratejisini tekrar uygulamaya koyuyor. Ehl-i Sünnet itikadına sahip Müslümanları, artık “cepheden” telkin ve basıklarla değil, onlardan görünen sözde alimler eliyle “içlerinden” sinsice bozmaya çalışıyor. Işte bu sözde alimler vasıtasıyla; Islam’da; “kader yok”, “teravih namazı yok”, “Islam’da miting yoktur”, “hadisler uydurma”, “Allah herşeyi bilmez”, “Peygamber postacıdır” (haşa) gibi iddialarla siyasi yapıyı oluşturacak olan Müslümanların kafalarını karıştırmak ve enerjilerini birbirileriyle münakaşalarda hatta kavgalarda harcatarak, yani bölüp parçalayarak tekrar yutmayı tasarlamaktadır. Siyasi yapıyı oluşturacak Müslümanların inancını imha etmeye, ete – kemiğe bürünmesini engellemeye çalışıyor.

Suriye, Mısır, Türkistan, Arakan ve Çeçenistan’da vs. Müslümanlar katledilirken, bazı sözde alimlerin; “Kader yoktur”, “Teravih namazı yoktur”, “Allah her şeyi bilmez”, “Tasavvuf şirktir”, “Ehl-i Sünnet mezheplerine uymayın”, “Hadislere uymayın”, “bilmem kaç dakika fazla oruç tutuyoruz”, “Kabir azabı yoktur”, “Peygamber postacıdır” (haşa) vs. gibi iddialarla TV’lerde boy göstermeleri sizce de garip değil mi?

Louis Massignon adlı masonun, “Müslümanların 14 asırlık dinlerini, itikatlarını, ibadetlerini tartışılır hale getirdik! Onları derin boşluğa düşürdük.”[5] derken neyi kastettiğini sanıyorsunuz?

Islam dünyasında Ehl-i Sünnet aleyhinde iki hacimli kitap basılmıştı. Bunlardan biri Mısır’da, diğeri de Hindistan’da yayınlanmıştı. Tesadüfe bakın ki bu iki ülke de o dönem ingiliz işgali altındaydı! Daha ilginci şudur ki, bu tür kitaplar bizde 1923’den sonra yazılıp yayınlanmıştır. Yani Türkiye bir Ingiliz valisiyle yönetilmeye başlandıktan sonra. Ibret alınız…

Unutmadan, yine ingiliz işgali altındaki Mısır’da Hilafetin farz olmadığına dair de geniş yankı uyandıran bir kitap yayınlanmıştı.

Düşmanımızı tanıyalım…

Nasıl “bizden sanılan” birinin eliyle hilafeti kaldırdılarsa, yine “bizden sanılanların” eliyle de inancımızı yok etmek istiyorlar.

Uluslararasılaşmış zalime, ulusal dinlerle değil; uluslararası, evrensel bir din ile, yani Islamiyet ile karşı koyulmalıdır. Biz bu zalimleri 1000 yıl dize getirmiştik, Allahu Teala’nın izniyle tekrar başarabiliriz, başarmalıyız da. Insanlığın çektiği acılara bigâne kalmak ve görmezden gelmek bize yakışmaz. Dünyaya adaleti hakim kılmak için gereken adımları süratle atmalıyız. Bu nedenle Hilafetin yeniden tesis edilmesi ve bir Islam Birliğinin kurulması zaruridir. Aksi halde hepimizi ezerler.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Osmanlı’nın adaletine dair delillerden bazıları için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/12/seriat-ile-yonetilen-osmanlinin-gayr-i-muslimlere-hosgorusu/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/05/yunanlilar-osmanlinin-adaletini-itiraf-etti-darisi-kemalistlerin-basina/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/13/hey-gidi-gunler-hey-yabancilarin-gozuyle-osmanli/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/05/osmanli-devletinin-dunya-medeniyetine-katkilarini-boyle-anlattilar/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/14/misirli-dr-fehmi-sinnavinin-kaleminden-osmanli-devletinin-adaleti/

[2] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/09/kemalistin-dilinden-kamalizm-dini/

[3] Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/18/o-kiralik-katil-kimdi-yoksa-m-kemal-ataturk-muydu/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/10/kemalizm-tarihe-siyonizm-gozlugu-ile-bakmaktir/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/28/m-kemal-ataturk-osmanliya-darbe-yapmistir-osmanli-devletini-kemal-ataturk-yikmistir/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/16/osmanliyi-kim-yikti-osmanliyi-ataturk-yikmadi-yalani/

[4] Bakınız; 7-Arâf Suresi, 12, veya 38-Sâd Suresi, 76.

[5] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2013/07/14/bir-masonun-itirafi/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*