Salâtu Selâm’ın Ve Tekbir’in Türkçeleştirilmesi

Salâtu Selâm’ın Ve Tekbir’in Türkçeleştirilmesi

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Türkce Ezan, Türkce Salatu Selam, Türkce tekbir, Türkce ibadet Atatürk müslüman mi, Atatürk dindar mi, Atatürk dinsiz mi Tanri Uludur, Atatürk Ezan

Afyonkarahisar Müftülüğüne gönderilen tamim…

***

diyanet isleri baskani rifat börekcinin türkce salatu selam türkce tekbir hakkindaki tamimi, atatürk türkce ezan kemal türkce ezan

Bu da başka bir Müftülüğe gönderilen tamim…

***

Ezan ardından 1932 yılında Salat-ü Selam ve Tekbirin de Türkçe okunmasına karar verilmiş…

Tek partili yıllarda iktidar, kendi kurumsal aygıtı içerisinde konumlandırılan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın birtakım uygulamalarını muhalefet olarak addetmiş olsa da bu kurumu kendini meşrulaştırmak amacıyla kullanma gayreti içerisinde olmuştur

Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk yıllarında muhalefet denildiğinde akla ilk olarak dini muhalefet gelir. Temelde dini Saikler olmasa dahi muhalefet hareketleri bir biçimde dine dayanma gereği duyar. Bu durum günümüzde de değişmiş değildir aslında. Buna mukabil tek partili zulüm yıllarında çokça söz edilmesine karşın mahiyeti, talepleri, tesirleri, taşıyıcıları, hedef kitlesi hakkında pek fazla malumatımız yok.

Tek partili yıllarda iktidar, kendi kurumsal aygıtı içerisinde konumlandırılan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın birtakım uygulamalarını muhalefet olarak addetmiş olsa da bu kurumu kendini meşrulaştırmak amacıyla kullanma gayreti içerisinde olmuştur. 1932 yılında uygulamaya konulan ve birkaç yıl sonra vazgeçilen fakat meydana getirdiği korku bütünüyle yakın tarihteki dini algıya tesir etmiş olan Türkçe ibadet uygulaması bunlardan biri olarak zikredilebilir.

Dini alanın rejim açısından nasıl bir mücadele konusu olduğunu görmek bakımından devrin Diyanet İşleri Reisi Rifat [Börekçi]’nin 6 mart 1933 tarihli tamimi dikkat çekicidir. Salât u selâm duaları da dahil olmak üzere ibadetlerin Türkçeleştirilmesi projesinin ulaştığı boyutları gösterdiği kadar bu yıllarda İslam odaklı muhalif seslerin nasıl susturulmaya çalışıldığını da göstermektedir. Bu devrin ayrıntıları hakkında bölük pörçük de olsa değişik kaynaklarda epey malumat bulunmakta. Tek-parti döneminde Ramazan aylarının dinî propaganda yapılabilecek uygun ve elverişli bir ortam yarattığına dair “endişeli” yaklaşımlar da dahil olmak üzere daha pek çok konu hakkında kronolojik bilgiler Dücane Cündioğlu’nun Türkçe Kur’an ve Cumhuriyet İdeolojisi(1. Baskı Ocak 1998) kitabından okunabilir. Diyanet’in yaşadığı baskı, çelişki, ağırdan alma vb. tavırları konusunda ise Cemil Koçak’ın Tek-parti Devrinde Muhalif Sesler (1. Baskı 2011) kitabının ilgili bölümlerine müracaat edilebilir.

İmam Ali Adıgüzel’in saklamış olduğu belgeden Dücane Cündioğlu’nun kitabında da söz ediliyor. Bu tamimin yayımlanma sürecine tesir eden Bursa olaylarından da tabii.

Bu belgeyi önemli kılan ise hem belgenin gönderildiği müftülüğün belli olması hem de üzerine yıllar sonra yazılan fakat muhalif sesi yansıtan kenar notu. Tamimin gönderildiği yıllarda, Afyonkarahisar müftüsü Hüseyin Fevzi Bayık’tır. Bayık, 1916 yılında Afyonkarahisar Müftüsü olur ve 1960’da aynı görevden emekliye ayrılır.

Belge üzerinde yer alan son derece dikkat çekici notta şunlar yazıyor: “Allah’a hamdolsun. Ezanı Muhammedinin aslı gibi Arapça okunmaya başlandığı tarih: 17.06.1950”

“Bilindiği üzere Arapça Ezan yasağı 16 Haziran 1950 tarihli 5665 sayılı kanunla, Türk Ceza Kanunu’nun 526. Maddesinin değiştirilmesiyle kaldırılmıştır. Tamimin gönderilmesinden şu çıkarımı da yapmak imkan dahilinde: “ Din adamları” her ne kadar devletin maaşlı memuru da olsalar, öyle görülüyor ki, her zaman kendilerinden beklenenler doğrultusunda hareket etmiyorlardı.

Bu nottan hareketle değişik tahminler yürütmek mümkün. Anlaşılan o ki bu belgeyi elinde bulunduran kişi, muhalefetini ve aynı zamanda sevincini ve elbette şükrünü el yazısıyla ifade etmekten kendini alıkoyamamıştı.”

***************

Arşivden çıkan yasak

Ezan ardından 1932 yılında Salat-ü Selam ve Tekbirin de Türkçe okunmasına karar verilmiş

Kararda Türkçe ezanın okunduğu bir zamanda Arapça Salat-ü Selam okumanın ahenksiz düşeceği belirtiliyor

Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 18 Temmuz 1932 tarihli bir genelgesi ile ezanın Türkçe okunmasının ardından Salat-ü Selam’ın ve Tekbir’in de Türkçe okunmasına karar verilmiş. 06 Mart 1933 yılında alınan karar doğrultusunda Türkçe olarak 3 farklı Salat-ü Selam hazırlanmış ve hazırlanan bu Salat-ü Selam müftülüklere tebliğ edilmiş. Diyanet İşleri Başkanlığı tebliğde her tarafta Türkçe ezanın okunduğu bir zamanda Arapça Salat-ü Selam okunmasının ahenksiz düşeceğini de ifade etmiş. Ayrıca hükümetin takip buyurduğu maksat gereği Tekbir’in de Türkçe okunması konusunda müftülüklere genelge gönderilmiş.

Türkçe Salat-ü Selam okunması ise Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nden alınan belgeye göre Tireli Ali Oğlu Hafız Ahmet Efendi’nin İzmir’in Kemer Altı Camii’nde Arapça Salat-ü Selam okuduğu gerekçesiyle İzmir Sulh Hukuk Mahkemesince Türk Ceza Kanunu’nun 526. Maddesi gereğince iki gün hafif hapse ve yarım lira hafif para cezasına mahkûm edilmesiyle ortaya çıkıyor. Fakat Hafız Ahmet Efendi’nin savunmasında Salat-ü Selam’ın Türkçe okunması hakkında bir emir tebliğ olmadığı üzerine dönenim Adalet Vekili, Yüksek Başvekalet’ten (Başbakanlık)  “Ezan ve kamet gibi Salat-ü Selam’ın da Türkçe okunması hakkında Diyanet İşleri riyasetince yapılmış bir tebliğ ve tamim olup olmadığının bildirilmesi, yapılmış tebliğ varsa bir suretinin gönderilmesi hususuna emir ve müsaade buyrulmasını istirham eylerim efendim hazretleri” yazısıyla konu hakkında bilgi istiyor. Bunun üzerine Başbakanlık Müsteşarlığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ezan ve kamet (sünnet olan ve ezana benzeyen) gibi Salat-ü Selam’ın da Türkçe okunması hakkında Diyanet İşleri riyasetince yapılmış bir tebliğ ve tamim olup olmadığı hususunda bilgisine başvuruyor.

Başbakanlık Müsteşarlığı’nın 10 Ocak 1934 ve 6/136 sayılı tezkerelerine cevaben Diyanet İşleri Başkanlığı ise gönderdiği yazıda “Salat-ü Selman’ın da Türkçesi 6/3/1933 tarihinde tüm müftülüklere ve 12/3/1933 tarihinde de berayi malumat Dahiliye Vekaleti yüksek makamına ve birkaç nüshası da Evkaf Umum Müdürlüğüne gönderilmiştir” diyerek söz konusu tebliğin örneğini gönderiyor.

Gönderilen tebliğde ise Diyanet İşleri Başkanlığı, öz dilimizle her tarafta Türkçe ezanın okunduğu bir zamanda Arapça Salat-ü Selam okumanın ahenksiz düşeceğini de ifade ediyor. Fakat bunun yanında hükümetin takip buyurduğu maksadın ise milliye de uygun gelmediğine binaen Türkçe Salat-ü Selam’ın üç sureti ile Türkçe tekbir gönderilmiştir. Din görevlilerince hangisi istenirse ondan okumaları da lüzumlu görülüyor.

Türkçe okunması istenen Salat-ü Selam ise şöyle

Tanrı Elçisi Muhammet Salat Sana Selam Sana

Tanrı Sevgilisi Muhammet Salat Sana Selam Sana

Tanrı Elçileri Salat Sizlere Selam Sizlere

Ey Tanrı’nın Elçisi Muhammet Senin Üzerine Olsun Rahmet ve Selamet

Ey Tanrı’nın Sevgilisi Muhammet Senin Üzerine Olsun Rahmet ve Selamet

Ey Tanrı’nın Elçileri Sizin Üzerinize Olsun Rahmet ve Selamet

Ey Tanrı Elçisi Muhammet Sanadır Rahmet ve Selamet

Ey Tanrı Sevgilisi Muhammet Sanadır Rahmet ve Selamet

Ey Tanrı Elçileri Sizedir Rahmet ve Selamet

Okunması istenen Türkçe tekbir ise şöyle:

Tanrı Uludur Tanrı Uludur

Tanrı’dan Başka Tanrı Yoktur

Tanrı Uludur Tanrı Uludur

Hamd Ona Mahsustur.

 

**********

 

KAYNAK:

diniajans.com

 

**********

 

Benzer konularımız:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2013/03/10/turkce-ibadet-olur-diyen-yasar-nuri-ve-avenesine-cevap/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/06/ezan-anlasilsin-diye-turkceye-cevrildi-yalani-basit-hesap/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/28/ezanin-yasaklanmasini-protesto-edenlere-hapis-cezasi/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/ezani-aslindan-m-kemal-ataturk-uzaklastirmadi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/27/ataturkun-yasakladigi-ezan-i-muhammediyi-adnan-menderes-serbest-birakti/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/23/zamaninda-ezani-neden-aslindan-uzaklastirdilar-bence-en-iyi-cevap-burda/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/28/m-kemal-ataturk-ve-avanesinin-kuran-karsisindaki-acziyetleri/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/05/turkce-ezan-ile-ilgili-bir-yazi/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Reklamlar

Ezanın yasaklanmasını protesto edenlere hapis cezası

Ezanın yasaklanmasını protesto edenlere hapis cezası

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

5 Mayıs 1933 tarihli Cumhuriyet Gazetesi

***

Bu 19 yobazın (!) suçu neydi biliyor musunuz? Suçları (!), Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasını protesto etmekti.

Kendilerini “Müslümanım ama Atatürkçüyüm” diye tanımlayanların, “Atatürk olmasaydı Ezan-ı Muhammedi olmayacaktı” yönündeki iddialarına bakacak olursak, bu kardeşlerimiz de bizim gibi Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasına karşıdırlar. Ancak Atatürk döneminde yasaklandığından haberleri bile yok. O dönemde yaşamış olsalardı, kendilerine de “yobaz” denilecekti… Hatırlatalım istedik. Inşaallah artık gerçekleri görürler.

***

Ayrıntılı bilgi için şu konularımıza bakılabilir:

Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

***

Ezan’ı aslından M. Kemal Atatürk uzaklaştırmadı yalanı

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/ezani-aslindan-m-kemal-ataturk-uzaklastirmadi-yalani/

***

Atatürk’ün yasakladığı Ezan-ı Muhammedi’yi Adnan Menderes serbest bıraktı

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/27/ataturkun-yasakladigi-ezan-i-muhammediyi-adnan-menderes-serbest-birakti/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Zamanında Ezan’ı neden aslından uzaklaştırdılar? Bence en iyi cevap burda

Zamanında Ezan’ı neden aslından uzaklaştırdılar? Bence en iyi cevap burda

***

Birkaç gazete haberi:

Amasya’ya gezmek için gelen Fransız turist Marc Bernad Fagot (55), ezan sesinden etkilenerek Müslüman oldu.

***

Almanyalı sigortacı tatile geldiği Antalya’ya da Ezan sesine vurulup Müslüman oldu. Gabriele Schieke, kaldığı otelin penceresinden dinlediği sabah ezanı sesini çok beğenir ve İslam diniyle ilgili araştırma yapmaya başlar.

***

26.10.2006 tarihinde gazetemizde çıkan bir habere göre Antalya da bir yıl boyunca 19 u bayan 24 yabancı uyruklu kişi Müslüman olmuş. Bunlardan bir kısmının ezandan etkilendikleri için Müslüman oldukları kaydediliyordu.

***

Bir ilginç olay da Taraklı´da öğretmenlik yaptığı yıllarda bizzat müşahede eden arkadaşımız Fethi Dik´ten. Bir sabah vakti Taraklılı Nevzat´ı uyku tutmaz. Namazla hiç ilgisi olmayan Nevzat, ezan ve ezan öncesi okunan kasidelerden etkilenir ve caminin yolunu tutar.

***

Amerikalı Erica Ann Geaccone, Türkiye’ye gelip ilk defa ezan duyduğunda içine tarif edilmez bir huzur dolduğunu anlatan Geaccone, İslâm’la yeniden doğduğunu belirtti.

***

Daria Bobyna… Tatil için geldiği Antalya’da ezandan ve camilerden etkilenen Rus kadın, Müslüman oldu.

***

Amerikalı Martha Cardyn Hall, duyduğu ezandan etkilenerek İslamiyet’i seçti ve müftülükteki törenle Müslüman oldu.

***

Mirac Cami imam-hatibi Ahmet Hocanın anlattığına göre 1970 li yıllarda görev yaptığı İstanbul Kumkapı da bir Ermeninin ezan sesinden etkilenip Müslüman olmak için kendisine geldiğini, samîmî bir Müslüman olduğunu, o kadar ki birgün kiliseye gidip arkadaşlarını İslâma dâvet ettiğini, fakat tekme tokata hedef olmaktan kurtulmadığını anlatmıştı.

Vs.
Vs.
Vs.

EZAN’I neden aslından uzaklaştırmak istediklerinin amacını en güzel şekilde açıklayan bir konu paylaştığımızı düşünüyoruz…

EZAN; Bütün insanlar için evrensel bir çağrıdır. Bu evrensel ve Islam’a ilgi uyandıran çağrıyı engellemeye çalıştılar. Öte yandan, milleti “Allah” ismine yabancılaştırmak ve neticede unutturmak istediklerini düşünüyoruz.

Tevbe Suresi
32 – Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, Allah da razı olmuyor. Fakat kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlamayı diliyor.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Hatay’lıların şaşkınlıkları – Mustafa Armağan

Hatay’lıların şaşkınlıkları – Mustafa Armağan


Mustafa Armağan

***

Mustafa Armağan ile yapılan bir mülakattan:

Hatay’da ise gerçekten traji-komik bir durum yaşanıyor. 1938’de Suriye mi Türkiye mi? diye bir halk oylaması yapılıyor. Gariptir, bu süreçte Türkiye büyük bir propaganda faaliyetleri yürütüyor. Türkiye’den Şeyhler, Hocalar, Din adamları gönderiliyor bölgeye. Türkiye’de tekkeler kapatılmış ama orada `Müslüman Türkiye´ propagandası yapılıyor. Türkiye’nin ne kadar dindar(!) bir ülke olduğu vurgulanıyor Hatay’lıların gözünde.

Sonuç olarak halk Türkiye’yi seçiyor ve Türk askeri Hatay’a giriyor. Askerimizin ilk yaptığı iş “ezanı susturmak” oluyor.

Halk şaşırıyor. “Yahu burada Fransızlar varken ezan Arapça okunuyordu Türkler gelince neden sustu ezanlar? Hani biz işgalden kurtulmuştuk?”

Biliyorsunuz Hatay’da önemli miktarda bir Arap nüfusu var. Dolayısıyla işgalci Fransa’nın karışmadığı ezana Türkiye devleti karışıyor. Sadece ezana karışmakla kalmıyor Türkiye. Kur’an öğretiminde de benzer sıkıntılar yaşanıyor.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Ezan, anlaşılsın diye Türkçe’ye çevrildi yalanı – Basit hesap

Ezan, anlaşılsın diye Türkçe’ye çevrildi yalanı (Basit hesap)

Ezan’da toplam (tekrarlar ve edatlar hariç) 10 kelime var. Bu 10 kelimenin 4 tanesini (Allah, Ilah, Muhammed*, Resulullah) zaten günlük dilde kullanıyoruz.

Eğer Müslüman olmak için söylenmesi gereken Kelime-i Şehadet’in kelimeleri olan “Eşhedü, “Ilah” ve “Illallah”tan ikisini de çıkarırsak bu rakam 6 kelimeye çıkar. Bilinmeyen 4 kelime kalır ve bunlardan biri de “felah”tır. Mana olarak `kurtuluş´ demek. Namazın manevi olarak kurtuluş olduğunu simgeliyor… “Felah” kelimesi aynen kalıyor… Türkçe olmasın diyorlar. Onu da katarsak geriye 3 kelime kalıyor.

Bunlar “hayya” haydi demek, “salah” namaz demek, “ekber” de en büyük demek. Dolayısıyla birisine en fazla 3 dakika içinde öğretilebilecek bu 3 kelime için 1400 yıllık Ezan’ı değiştirmek de neyin nesi?? Kaldı ki, madem anlaşılması için Türkçe’ye çevrildi, o halde Arapça olan “felah” kelimesi neden tercüme edilmedi? Felah kelimesi, “Allahu Ekber” kelimesinden daha mı kolay anlaşılıyor?

Kimi kandırıyorsunuz siz??

***

* Sallallahu aleyhi vesellem

***

NOT: Mustafa Armağan bir röportajında buna değinmişti.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Türkçe Ezan ile ilgili bir yazı

Türkçe Ezan ile ilgili bir yazı

(ALLAH ismini Ezan’dan çıkaran M. Kemal Atatürk ve avenesini; ALLAH bildiği gibi yapsın)

VE O GÜN …

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, 18 Temmuz 1932 tarih ve 636 sayılı genelgesiyle ezan ve kametin Türkçe okunacağını bildiren kararının ardından, tam 18 yıl boyunca Türkçe okunan ezanın ilk defa Arapça okunduğu gün Edirne’den Artvin’e, Sinop’tan İskenderun’a kadar tüm Türkiye’yi gözyaşlarına boğan günün hikâyesine bir göz atalım.

Tarih 16 Haziran 1950.

Yani tam 57 yıl öncesi.

Yer Sultanahmet Meydanı.

Bir dönem Diyanet İşleri Başkan Vekilliği de yapan, 2006 yılı mayıs ayında kaybettiğimiz Yaşar Tunagür Hoca verdiği bir röportajda o günü şöyle anlatıyor:

“Ezanın Türkçe okunduğu günlerdi. Cuma namazlarını Sultanahmet Camisinde kılmayı kendime adet edinmiştim. Cuma namazlarını meşhur Hafız Saadettin Kaynak kıldırırdı. Yani ilk defa Türkçe ezanı okumuş olan Hafız… Yine böyle bir Cuma günüydü ve Sultanahmet camisine namaz kılmaya gidiyordum. Fakat her zamankinden farklı olarak caminin avlusunda büyük bir kalabalık ve telaş vardı.

Ben ve yanımdaki arkadaşım, merakla cami avlusuna doğru ilerledik. Baktık ki caminin içinden çok, avluda insan var. Onlar bir şeyler duymuşlar ama biz henüz bilmiyoruz. Girdik içeri. Avluda baktık ki herkes yukarı bakıyor. Camiye giren falan yok. Herkes yukarı bakıyor. Birden cami minarelerinin bütün şerefelerinden,

“ALLAHu Ekber! ALLAHu Ekber!”

diye Arapça Ezan okunmaya başladı. Meğer caminin imamı olan Saadettin Kaynak, her bir şerefeye bir müezzin yerleştirmiş, birbiri ardına nasıl ezan okuyacaklarını da onlara güzelce tembihlemişti. Durumdan haberi olmayan caminin içindeki cemaat da Arapça Ezanı duyar duymaz kendilerini dışarı attı. Avlu hıncahınç doluydu. Herkes İstanbul semalarını inleten Arapça Ezanı dinliyordu. 14 müezzin 6 minarenin 14 şerefesinden biri başlıyor, öbürü bitiriyor, yarım saate yakın sürdü ezan. Bunu, İstanbul’un diğer camileri takip etti…

İstanbul’un bütün minarelerinden, yıllardır özlemini çektiğimiz ezan sedaları yükseliyordu göklere… Bir an için rüyada olduğumu sandım. Fakat bu bir rüya değil, gerçekti. Minarelerden Arapça Ezan okunuyordu.

(Duygulandı ve gözlerinden akan yaşları sildikten sonra devam etti):

Arapça Ezan sesini duyan herkes olduğu yerde durmuştu. Sanki yere çivilenmiştik; ben ve Sultanahmet Meydanı’nı dolduran bütün insanlar… Sokakta oynayan çocuklar bile oyunlarına ara verip, ALLAHu Ekber, ALLAHu Ekber’leri dinler oldular… O an anlatılmaz, yaşanır ancak… Büyük bir daüssıladan sonra, öz vatanımıza kavuşmuş gibiydik… ALLAH bir daha göstermesin o günleri…”

(Amin Amin Amin)

Türkiye ayakta…

O gün ülkenin dört bir yanında benzer manzaralar yaşandı. Ezanın Arapça okunmasına imkân kılan Meclis kararı o gün radyolardan ilan edilince, Türkiye’nin dört bir yanında halk sevinçten sokaklara döküldü. Tüm gözler minarelere çevrildi ve ilk ezan sesi beklenmeye başlandı. Halk sevinçten çılgına döndü. Gözyaşları tüm Türkiye’de sel olup aktı. Yasanın 17 Haziran 1950 tarihli resmi gazetede yayınlandığı gün, aynı zamanda Ramazan ayının da ilk günüydü. Bu durum halktaki duygu yoğunluğunu daha da artırdı.

**********

 

KAYNAK: Sabah gazetesi, 15 Haziran 2007.

NOT: Merhum Adnan Menderes’i hayrla analım.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması

Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 1 

Kurtuluş Savaşı sonrası, 3 Mart 1922 de, Büyük Millet Mecılsi’nin üçüncü toplanma yılını açış konuşmasında, Mustafa Kemal, sözü camilere getirdi. Burda Türkçe Ezan ve Kaemat gerçekleştireceği işaretini verdi.[1]

1924 Yılında Cumhuriyetin en büyük laik aşaması yapıldı: Halifelik kaldırıldı. Dolayısıyla Şeriye ve Evkaf Vekaletleri de (Osmanlı’da kanunların şeriata uygunluğunu denetleyen bakanlık/Şeyhül Islamlık) kalkıyordu.

3 Mart 1924 tarihli kanunun birinci maddesi, Türkiye Cumhuriyetinde halkla ilgili bütün işlemlerin yürütülmesini Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümete bırakıyordu. Ancak dinsel sorunları halledebilmek için Başbakanlığa “bağlı” Diyanet Işleri Reisliği kuruldu. Camiler, medreseler, tekke ve zaviyelerin idaresi[2], imam, hatip vaiz, şeyh, müezzin ve kayyumların atanmaları, il ve ilçelerdeki müftülük örgütleri de bu kuruluşa bağlandı. Diyanet Işleri Reisliğinin bir de Danışma Kurulu vardı.

Amacı “Cumhuriyet ve laikliğe hizmetti”. Bu kurul, ezan ve salatın Türkçeleştirilmesi, hutbelerin Türkçe okunmasını ele aldı. Ayrıca, hutbelerin konularının siyasi, sosyal, askeri, mali içtimai ve iktisadi sorunları kapsamalarının da üzerinde duruldu.[3]

(Yani Diyanet dini laikliğe uydurmak ile görevli kılındı.)

1928’de Latin harflerinin alınması sırasında izinsiz olarak okul ya da kurs açılarak Arapça öğretilmesi yasaklandı. Bu yaklaşım, aynı yıl devletin bir dini olduğu maddesinin Anayasa’dan çıkarılmasıyla devam etti.

Diyanet Işleri Reisi Rıfat Börekçi zamanında alınan bir kararla Kur’an-ı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesini takiben namazların Türkçe olarak eda edilmesi uygulamasının başlatılacağı ve diğer Kur’an-ı Kerim’lerin satışlarının men edileceği açıklanmıştı. Diyanet Işleri’nin yetki alanındaki bu değişiklikleri hazırlama görevi Ilâhiyat Fakültesi’ne verilmişti.[4]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Vatan gazetesi, 13 Haziran 1922.

[2] Tekke ve Zaviyeler, 2 Eylül 1925 tarihli kararnamelerle kapatıldı (T.C. Tarihi, 4. Cild, sayfa 238.)

[3] Osman Ergin, Maarif Tarihi, 1. Cild, sayfa 243.

[4] Cihan Aktaş, [1991] 2005, Tanzimat’tan 12 Mart’a Kılık-Kıyafet ve Iktidar, Istanbul, Kapı Yayınları, sayfa 228, 229.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 2

“M. Kemal Atatürk’ün kurduğu ülkede dinimizi yaşayabiliyoruz” diyenlere kapak olsun. (Kur’an okutmak bile yasaktı)

***

4 Ocak 1932 tarihinde yayınlanan bir talimatnamede; Harf Devrimi Kanunu’na aykırı olarak Arap harfleriyle eğitim yapmak için gizli veya aleni dershane açanların ve bu dershanelerde eğitim verenlerin, Türk Ceza Kanunu’nun 526’ıncı maddesi gereğince üç aya kadar hafif hapis veya 10 liradan 200 liraya kadar hafif para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiş.[1]

1 Kasım 1935 ve 30 Kasım 1936 tarihleri arasında çeşitli illerde 35 kişi gizli bir surette Arap harfleri ile tedrisat (öğretim) yapmak suçundan yakalanıp adliyeye sevk edilmişlerdir.[2]

1937 yılında Gaziantep’te 50 yaşlarındaki bir kadının kendi evinde gizlice eski usül Arap harfleri ile çocuk okuttuğu haber alınmış ve suçüstü (!) yakalanarak, aramada ele geçen kitaplarla birlikte mevcuden mahkemeye sevk edilmiştir.

Ele geçen ve M. Kemal’in döneminde “suç” teşkil eden kitaplar ve bazı eşyalar ise şunlardır:

3 adet Mevlüt, 5 Tebareke Cüz’ü, 25 Amme Cüz’ü*, 1 Kadesemiallah, 7 Kur’an-ı Kerim, 10 Elif Cüz’ü, 2 Minder, 1 sıra, 1 sopa.[3]

Benzer şekilde, Arapça namaz sûresi okutmak veya Arapça tedrisatta (öğretimde) bulunmak suçundan 1938 yılı içerisinde; Çankırı’da bir şahıs[4], Kastamonu’da bir kadın,[5] Isparta’da muhtelif şahıslar,[6] Bursa’da bir şahıs,[7] Rize’de,[8] Erzurum’da[9] ve Çorum’da[10] bazı şahıslar hakkında işlem yapılmıştır.

Kayseri’de Bedestan Camii’nde 16 yaş üstü gençlere hafızlık dersi veren Nurioğlu Mehmet, Arap harfli kitapları kullandığı gerekçesiyle tutuklanarak mahkemeye sevk edilmiştir.[11]

Teyyare Ş ehitlerini anma merasimi sırasında Posof Kaymakamı’nın Arapça dua ettirilmesine müsaade etmesi üzerine söz konusu kaymakam bu hareketinden dolayı uyarılmıştır.[12]

1936’da kahvehanelerde radyodan Kur’an dinlenmesi bile yasaklanmıştır.[13]

***

*Amme Cüz’ü: Namaz Sureleri denilen kısa Sureleri içinde bulunduran Kur’an-ı Kerim’in son 20 sayfasına verilen isimdir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Halim Alyot, Türkiye’de Zabıta, Tarihi Gelişim ve Bugünkü Durum, Kanaat Basımevi, Ankara, 1947, sayfa 937.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Ankara, Dosya. 13217–11, Kardeks 1964; Dâhiliye Vekâletinin (Içişleri Bakanlığının) Maarif Vekâletine (Eğitim Bakanlığına) yazdığı 12.1.1937 tarih ve 368 sayılı yazı.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–3, Kardeks 596; Gaziantep Valiliğinin Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) yazdığı 31.12.1937 tarih ve 1481 sayılı yazı.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–3, Kardeks 595; Çankırı Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 3.1.1938 tarih ve 21 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–5, Kardeks 597; Kastamonu Vali Vekili N. A. Keskin imzası ile Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 10.1.1938 tarih ve Em.1/37 sayılı yazı.

[6] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–8, Kardeks 906; Isparta Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 10.1.1938 tarih ve 26837/48 sayılı yazı.

[7] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–12, Kardeks 287. Bursa Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 20.1.1938 tarih ve 175 sayılı yazı.

[8] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–13, Kardeks 3109; Rize Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 29.1.1938 tarih ve 1087 sayılı yazı.

[9] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–15, Kardeks 3118; Dâhiliye Vekâleti (Içişleri Bakanı) Şükrü Kaya imzasıyla Maarif Vekâletine (Eğitim Bakanlığına) gönderilen 21.2.1938 tarih ve 7872 sayılı yazı.

[10] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–14, Kardeks 3119; Dâhiliye Vekâleti (Içişleri Bakanı) Şükrü Kaya imzasıyla Adliye ve Maarif Vekâletlerine (Adalet ve Eğitim Bakanlığına) gönderilen 25.2.1938 tarih ve 8778 sayılı yazı.

[11] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.38.1, belge no: 88.

[12] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.38.1, belge no: 79.

[13] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.39.1, belge no: 33.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 3

Haşa Kur’an; mikrop mu? Okuyalım – paylaşalım

Ikinci bölümde M. Kemal Atatürk döneminde Kur’an’ın (haşa) “suç” sayılan eşyalar arasında zikredildiğini ve Kur’an öğreten bazı şahıslar hakkında işlem yapıldığını yazmıştık. Inönü döneminde de benzer “suçları” işleyen şahıslar hakkında işlem yapılmaya devam edilmiştir.

1939 yılında Erzurum’un köylerinde[1] bazı şahıslar yakalanarak adliyeye sevk edilmişlerdir. Içişleri Bakanı, 3’üncü Umumi Müfettişliğine gönderdiği bir yazıda, çocuklara Arapça tedrisat (öğretim) yaptıranlarla ilgili olarak “kanunlarımıza ve rejime aykırı olan bu vak’a faillerinin fenalıklarını yerinde bastırmak ve `sari mikroplar´ gibi yurda dağıtmamak başlıca esastır. Binaenaleyh Halk Partisi ve evleri cihazı ile harekete geçilerek bu kötü propagandalar önlemek ve kötüleri adaletin pençesine vermek lazımdır. Bu yoldaki iyi çalışmalarınızı memnuniyetle takip ediyorum.”[2] sözleriyle görevlileri uyarmıştır.

Ancak bu uyarıya rağmen Arapça tedrisat (öğretim) yaptıran birçok insan yakalanarak adliyeye sevk edilmiştir. Urfa’da dükkânında Arapça harflerle basılmış Elifba, Amme, Tebareke cüzleri satan bir şahıs,[3] Giresun’da Arapça tedrisat yaptıran şahsın yanı sıra kanuni vazifesini yapmamaktan muhtar ve ihtiyar heyeti üyeleri,[4] Konya’da bir köyimamı,[5] Rize’de bir mahalle imamı[6] adliyeye sevk edilerek muhtelif cezalara çarptırılmışlardır.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–146, Kardesks 26563; Erzurum Valisi Hilmi Balcı imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 2.3.1939 tarih ve Em.430/159 sayılı yazı.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–148, Kardeks 26602; Dâhiliye Vekâletinden 3’üncü Umumi Müfettişliğine gönderilen 24.1.1939 tarih ve 6647 sayılı şifre.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13219–107, Kardeks 27219; Urfa Valisi Kazım Demirer imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 5.2.1940 tarih ve Ş.1.3–151 sayılı yazı.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13219–103, Kardeks 26941; Giresun Valisi Muhtar Akman imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) 17.7.1940 tarih ve 379 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–102, Kardeks 22892; Konya Valisi Nizamettin Ataker imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 5.4.1940 tarih ve Ş.I.509 sayılı yazı.

[6] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–133, Kardeks 26572; Rize Valisi Hüsnü Uzgören imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 6.10.1941 tarih ve 2681 sayılı yazı.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 4

(Kur’an öğretmek yasak… Kasketleri ters giymek bile yasak, aman Ya Rabbi bu ne yobazlık.)

Bu tür olayların artması üzerine Diyanet Işleri Reisi M. Şerafettin Yaltkaya 1942 yılında Istanbul Müftülüğü’ne bir yazı göndererek bu tür faaliyetlerin yasak olduğunu belirtmiştir:

“Bazı Kur’an öğreticilerinin ilk tahsil çağındaki çocukları kursa devam ettirdikleri istihbar edilmiştir. Bu gibi usulsüz hareketlere meydan verilmemesi lüzum ehemmiyetle beyan olunur.”[1]

Polisin takip ettiği bir diğer konu ise, kadınların peçe, çarşaf ve peştamal giymesinin yasaklanması olmuştur. 1935 yılında Içişleri Bakanlığınca yayınlanan bir tamimle bu giysilerin giyilmesinin yasaklandığı bildirilerek kolluk kuvvetlerinin gerekli tedbirleri alması istenmiştir.[2] Bu yasak Inönü döneminde de devam etmiş ve Emniyet Umum Müdürlüğü, 1940 yılında `Medeni kıyafete aykırı kisve taşıyanlar hakkında´ bir emir[3] yayınlayarak, devrimlere aykırı ve belli bir maksada yönelik olarak kasketlerini ters giyen erkekler ile peştamal giyen, yüzünü örten, peçe takan kadınların takip edilip bunlara müsaade edilmemesini istemiştir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] 19.8.1942 tarih ve 3254 sayılı yazı. Bkz.: Sadık Albayrak, Türkiye’de Din Kavgası, Istanbul, Şamil Yayınevi, 1984, sayfa 34.

[2] Içişleri Bakanının imzası ile Umumi Müfettişliklere ve Valiliklere gönderilen 22.7.1935 tarih ve 6936 sayılı yazı, Belge No: 13216-7/1, bkz., 150’likler, Kubilay Olayı, Çarşaf-Peçe-Peştemalla Örtünme Sorunları: Polis Arşiv Belgeleriyle Gerçekler, Polis Dergisi, Yayın No: 129, Eminyet Genel Müdürlügü (EGM) Yayınları, Ankara, 1998, sayfa 89, 90.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından illere gönderilen 20.4.1940 tarih ve EUM- Ş.I.C.18007 sayılı genelge, D.13216–7.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 5

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

(Fotoğraflar: Birinci fotoğraf 1 no’lu dipnota dair Gazete haberi, ikinci fotoğraf ise [6] no’lu dipnota dair belgedir)

***

(M. Kemal Atatürk döneminde; “Allahu Ekber” diye “tekbir” getirmek yasaktı)

Türkçe ezan-kamet uygulaması daha ilk günlerden itibaren çeşitli direnmelerle karşılaşmıştır. Bu uygulamaya ilk kitlesel tepki 1 Şubat 1933’te Bursa’da görüldü. Bir grup halk sokağa dökülerek valilik önünde gösteri yaptı. Olaya çok sert tepki gösteren M. Kemal Atatürk bizzat Bursa’ya gitti.[1] Olaydan sonra Nakşibendî şeyhi Kozanlı Ibrahim yakalanarak ağır bir cezaya çarptırıldı. Güvenlik kuvvetleri, bazı kişileri tutukladı, ihmali görülen memurlara işten el çektirildi.[2]

Bursa’da Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasını protesto eden 19 kişi hapis cezasına mahkum edildiler. Cumhuriyet Gazetesi bu haberi, “19 yobaz hapis cezasına mahkum edildiler” manşetiyle okuyucularına duyurmuştur.[3]

[3] no’lu dipnot ile ilgili… Işte Cumhuriyet Gazetesinin söz konusu manşeti

***

Kendilerini “Müslümanım ama Atatürkçüyüm” diye tanımlayanların, “Atatürk olmasaydı Ezan-ı Muhammedi olmayacaktı” yönündeki iddialarına bakacak olursak, bu kardeşlerimiz de bizim gibi Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasına karşıdırlar. Ancak Atatürk döneminde yasaklandığından haberleri bile yok. O dönemde yaşamış olsalardı, kendilerine de “yobaz” denilecekti… Hatırlatalım istedik. Inşaallah artık gerçekleri görürler.

Devam edelim…

Bundan sonraki süreçte ezann Türkçe okunması için çok sıkı tedbirler alınmasına rağmen ülkenin bazı yerlerinde fedakar ve cefakar insanlar ezanı yine Arapça okumaya devam ettiler, fakat çeşitli cezalara çarptırılmaktan da kurtulamadılar.

Emniyet Genel Müdürlüğü arşiv kayıtlarında ve basın organlarında hakkı haykıranlar hakkında yapılan işlemlerle ilgili birçok olaya rastlamak mümkündür. Ilk uygulamaya geçildiği tarihten itibaren yani M. Kemal Atatürk’ün döneminde başlayan yasak karşıtı eylemlerden ötürü birçok insan hakkında işlem yapıldığı görülmektedir.

Örneğin, Isparta’da Uzun oğlu Ahmet Usta’nın evinde okutulan bir mevlit esnasında “Arapça tekbir” alan Hilmi Alâeddin isimli şahıs adliyeye sevk edilmiştir.[4]

Bayburt ilçesi Ulucami müezzini hasta olması dolayısıyla 15 Şubat 1938 günü sabah namazına gelen cemaatten mezkûr ilçeden Şükrü Yıldız, Arapça ve Türkçe karışık olarak kamet getirdiğinden dolayı savcılığa şikâyet edilmiştir.[5]

Yine M. Kemal Atatürk döneminde Kırşehir’de “Allahu Ekber” şeklinde tekbir alan bir müezzin hakkında işlem yapılıp Adliyeye teslim edildiği 10.1.1936 tarihli bir resmi belgede görülmektedir:

“10.1.1936 gün ve 3/14 sayılı yazıya:

Kırşehir vilayetinin Kaman nahiyesinde arapça tekbir (yani: “Allahu Ekber”) alan müezzin Yusuf oğlu Hüseyin hakkında yapılan incelemede bilmeyerek tekbiri Arapça okuduğu anlaşılmış ve Adliyeye teslim edilmiş olduğu vilayetin bildirisinden anlaşılmıştır.

Saygılarımla arz ederim.

Başvekalete, Riyaseticumhur Umumi Katipliğine de sunulmuştur.

Dahiliye Vekaleti Vekili

(Imza)” [6]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Hadiseyi manşetten duyuran dönemin Vakit Gazetesi.

[2] Ilhami Soysal, “Mezhepler Tarikatlar”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 5, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1983, sayfa 1366.

[3] Cumhuriyet Gazetesi, 5 Mayıs 1933.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–13, Kardeks 3109; Isparta Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 6.1.1938 tarih ve 26426/12 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217-17, Kardeks 3111; Gümüşhane Valisi N. M. Tosun imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 18.2.1938 tarih ve Em.I-47 sayılı yazı.

 [6] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 490 01/590 38 1 (Belge için ikinci fotoğrafa bakınız).

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 6

(Mücahidlerimiz bütün cezai yaptırımlara, tehditlere, baskılara ve sindirmelere rağmen “ALLAH” ismi şerifini haykırmaktan ve yüceltmekten vazgeçmediler… Allah (celle celaluhu) da, güzel isimleri hürmetine bu mücahidlerimizden gani gani razı olsun… Amin.)

***

atatürk ezan yasakladi mi kemal ezan-i muhammedi

Akşam gazetesi, [1] no’lu dipnottaki gelişmeyi okuyucularına böyle duyurdu

***

Arapça ezan okumak meselesinden dolayı tutuklu bulunan Çarşı Meydanı ve Ortahisar camileri müezzinleri Hamdi, Musa, Halil Efendilerin evrakları ile birlikte Çorum’a gönderilmiştir.[1]

Çorum’da Bayram namazından sonra Arapça ezan okuyan bir vatandaş “ağır cezada” yargılanmıştır.[2]

Erzurum Vilayeti Hınıs kazasında Ramazanda imamlık yapmış olan Molla Ahmed Arapça sela verdikten sonra kaçmış ve aranmasına başlanmıştır.[3] Arapça tekbir almaktan suçlu Şarkîkaraağaç ilçesi inhisarlar takip memuru Hilmi Aydın (o dönemde) 3 lira hafif para cezasına çarptırılmıştır.[4]

M. Kemal’den sonra Ismet Inönü döneminde de yasağa rağmen ezanı Arapça okumaktan vazgeçmeyen mücahidler olduğu görülmektedir. Arapça ezan yasağına karşı gelen birçok insan tutuklanarak muhtelif cezalara çarptırılmıştır. Örneğin, Silivri kazasının Seymen köyünde ziraat memuru Behçet, Arapça kamet getirmekten “1 gün hapis” cezasına çarptırılmıştır.[5]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Akşam Gazetesi, 1 Mart 1933.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13219–133, Kardeks 36252; Çorum Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 10.5.1933 tarih ve 180 sayılı yazı.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–21, Kardeks 3395; Dâhiliye Vekâleti Şükrü Kaya imzasıyla Maarif Vekâletine (Eğitim Bakanlığına) gönderilen 24.2.1938 tarih ve 8510 sayılı yazı.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–7, Kardeks 593; Isparta Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 18.4.1938 tarih ve 28791/630 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–111, Kardeks 23756; Istanbul Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 14.2.1939 tarih ve 2431/2664 sayılı yazı.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 7

***

***

(Fotoğraflar: Sırayla 1 – Haberin yer aldığı Cumhuriyet gazetesi. 2 – Gazete haberinin zoom, yani büyütülmüş hali. 3 – Olayın Meclis tutanağına geçtiği yer.)

***

M. Kemal Pilavoğlu şeyhliğindeki Ticani tarikatı mensupları, resmi zevatın bulunduğu ortamlarda ezanı Arapça olarak okuyor ve bu Arapça Ezan yasağına direniyorlardı. Arapça ezan eylemcisi Ticaniler değişik ortamlarda da, örneğin bir millî maçta Dolmabahçe Stadı’nda, Ankara valisinin huzurunda ve ülkenin değişik şehirlerinde, Arapça ezan okuma eylemi yapıyorlardı.

Bu tarikat üyeleri en çarpıcı eylemlerini, 4 Şubat 1949 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclis’inde gerçekleştirdiler. Meclis müzakerelerinin devam ettiği sırada dinleyici locasında bulunan tarikat mensubu iki kişi ayağa kalkıp yüksek sesle Arapça ezan okuyarak yasağı protesto etti.[1]

Dış basına da yansıyan bu olayı, gazeteler “görülmemiş hadise”[2] olarak yorumladılar. Eylemi gerçekleştiren Muhittin Ertuğrul ve Osman Yasin adlı mücahidlerin daha önceleri çeşitli kereler Arapça ezan okumak suçundan (!) mahkum oldukları anlaşıldı. Her iki şahıs hakkında da soruşturma açıldı.[3]

Fotoğrafta da göreceğiniz üzere olay, tutanaklara şöyle geçti:

“Bütçe Komisyonunda ve Mecliste, Bütçe Kanunu huzurunuza geldiği zaman konuşursunuz. Heyeti Umumiye de böyle arzu ediyor. (Dinleyiciler locasından Arapça ezan okunmaya başlandı).

(Bu ne sesleri?).

BAŞKAN: Samiinden birisi. Çıkarınız onu dışarı.

Müzakereye devam ediyoruz.”[4]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Hürriyet Gazetesi, 5 Şubat 1949.

[2] 5 Şubat 1949 tarihli Cumhuriyet, Milliyet, Kader gibi gazeteler olayı manşetten verdiler.

[3] T.B.M.M. Tutanak Dergisi, cild 16 , Dönem: 8, 1949, sayfa 37.

[4] T.B.M.M. Tutanak Dergisi, Kırk birinci Birleşim, cild 16, Dönem: 8, Toplantı: 3, sayfa 20.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 8

Savcıya verilen bir ihbarname şöyle; “Dün öğle namazında camiye gittim, müftü camide idi, müezzin Türkçe kameti getirdikten sonra müftü namaza başlamadı, dikkat ettim dudakları kıpırdıyor, Arapça kamet getiriyordu.”

Savcı, bunun üzerine takibata başlamıştır.[1]

Bu ve benzer tüm yaptırımlara karşın, yasağın çiğnenmesi devam etmiş, özellikle güvenlik güçlerinin ulaşmakta zorluk çektiği yerlerde Arapça ezan okunmaya devam etmiştir. Örneğin 1945 yılında doğu illerinde teftiş yapan bir polis müfettişi, Bingöl’de köylerde hâlâ Arapça ezan okunmaya devam edildiğini söylemektedir.[2]

Benzer bir durum, dönemin bir tanığı tarafından “Köyde eski Türkçe [Arapça] ezan okurlardı. Böyle Allahüekber, Allahüekber… Eski Türkçe ezan okumak yasaktı o zamanlar. Ezan zamanı, candarmalar gelirdi, ki bakalım bunlar nasıl okuyorlar ezanı diye. Candarmaları gördükleri zaman bizimkiler yeni ezanları okurlardı, `Tanrı uludur, Tanrı uludur´ diye”[3] şeklinde dile getirilmektedir.

Bunların halkımıza yaptıkları zulüm saymakla bitmez.

 

**********

 

KAYNAKLAR

[1] Hürriyet Gazetesi, Ezan 18 yıl Türkçe okundu, 16 Haziran 2000.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 11215–1, Kardeks 56857; Emniyet Polis Müfettişi Ziya Oral tarafından Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 8.5.1945 tarih ve 231 sayılı yazı.

[3] Milliyet-Pazar, Tarihe Bin Canlı Tanık, “Taş taşa değmeyince duvar olmaz”, Içimizden Biri Ahmet Kaya, 10 Ağustos 2004.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 9

18 Temmuz 1945 tarihinde Millî Kalkınma Partisi’nin kuruluşuyla başlayan çok partili hayatla birlikte Türkçe ezan ve diğer uygulamalara karşı girişilen hareketler hemen bütün toplum katmanlarına yayılmaya başladı.[1]

1946 yılında ezanın Türkçe okunması açıktan eleştirilmeye başlandı. Adalet Bakanı Fuat Sirmen’in bir bildirisine göre 1947 yılında Arapça ezan okumak suçundan 29 kişi tutuklandı.[2]

18 yıl aralıksız süren[3] Arapça Ezan ve kamet yasağı, 1950 yılında Adnan Menderes Hükümeti tarafından çıkarılan 5665 sayılı yasayla kaldırıldı.

Ezanın Türkçeleştirilmesi çalışmaları ile birlikte yine M. Kemal Atatürk tarafından başlatılan Kur’an’ın Türkçe okunması yönündeki çalışmalar, Ismet Inönü döneminde tekrar gündeme gelmiştir. 9 Ocak 1942 tarihinde Türk Dil Kurumu yeni bir Kur’an çevirisine karar vermiştir.[4] Gürtaş’a göre Inönü’nün, Türkçe Kur’an ile namaz kılınması yönünde teşebbüsleri olmuş, ancak siyasi atmosfer bu amacın gerçekleştirilmesine engel olmuştur.[5]

 

**********

 

KAYNAKLAR

[1] Tarık Zafer Tunaya, Islamcılık Cereyanı, Baha Matbaası, Istanbul, 1962, sayfa 191.

[2] Gotthard Jaeschke, Yeni Türkiye’de Islamcılık, (Çeviren: Hayrullah Örs), Bilgi Yayınevi, Ankara, 1972, sayfa 110.

[3] Altan Öymen anılarında, Türkçe ezan deneyimin öyküsünü ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Bakınız: Altan Öymen, Değişim Yılları, Doğan Kitapçılık, Istanbul, 2004, sayfa, 483–496.

[4] Gotthard Jaeschke, Türkiye Kronolojisi (1938–1945), (Çeviren: Gülayşe Koçak), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1990, sayfa 69.

[5] Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, Diyanet Işleri Başkanlığı (DİB) Yayınları, Ankara, 1982, sayfa 39–41.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 10 ve SON

Evet değerli kardeşlerim… Bu yazı dizimizin de sonuna geldik. Elbette burada zikretmediğimiz daha çok vakalar vardır, fakat elimizden bu kadar geldi. Bunca delile rağmen hala bir kemalist, bu çirkin uygulamanın M. Kemal Atatürk tarafından başlatıldığını inkar edebiliyorsa, bilin ki onun beyni yıkanmıştır.

***

Namaz’ın aslından çıkarılıp “Türkçeleşmesi” konusunda hem M. Kemal, hemde Ismet Inönü mutabıktır, ancak Inönü bu adımların yavaş ve kademe kademe atılması taraftarıydı… M. Kemal ise bu noktada daha hızlı hareket etme düşüncesindeydi.

Falih Rıfkı Atay’ın kitabından yaptığımız aşağıdaki alıntıda bunu net bir şekilde göreceğiz:

“Atatürk ibadet devrimine ezan ve namazı Türkçeleştirmekle başlamıştı. Gerçekte verdiği ilk emir ezan ve namazın Türkçeleşmesi idi. Muhafazakârların sözcülüğünü yapan Inönü, Atatürk’e yalvarmış, önce ezanı Türkçeleştirelim, sonra namaza sıra gelir, demişti. Arkadan dil ve Kur’an metni meseleleri çıkıp namazın Türkçeleşmesi gecikti idi. Atatürk sağ kalsaydı ibadet reformu olacağında da şüphe yoktu.”

 

**********

KAYNAK; M. Kemal’in yakın arkadaşlarından ve onu göklere çıkaran birisi:

Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Istanbul 1984, sayfa 394.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*