Kadir Mısıroğlu Kurtuluş Savaşının perde arkasını anlatıyor

Kadir Mısıroğlu Kurtuluş Savaşının perde arkasını anlatıyor (Altta Kadir Mısıroğlu‘nun iddialarını delillendireceğiz)

Bölüm 1

https://www.facebook.com/photo.php?v=448646961842753

***

Bölüm 2

https://www.facebook.com/photo.php?v=448648271842622

***

Bölüm 3

https://www.facebook.com/photo.php?v=448650018509114

***

Kadir Mısıroğlu’nun videodaki, “M. Kemal Rus Albay Budiyenny ve Ingilizler ile görüştü” şeklindeki iddialarını kemalist kaynaklarla ispatlayacağız…

M. Kemal Atatürk’ün Rus Budiyenny ile görüştüğüne dair bazı kaynaklar:

Albay Hüsamettin Ertürk’ün Hatıraları, Iki Devrin Perde Arkası, Hilmi Kitabevi, Istanbul 1957, sayfa 339. (Ertürk, Kurtuluş Savaşı’nı Istanbul’dan Anadolu’ya silah ve adam kaçırmak gibi faaliyetlerle destekleyen meşhur “Mim Mim” adlı gizli kuruluşun başkanıdır.

Dr. Fethi Tevetoğlu, Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler, Ankara 1967, sayfa 124.

Dr. Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetlerle Görüşmeleri, Sovyet Arşiv Belgeleriyle, Kaynak Yayınları, Istanbul 2005, sayfa 28 – 38.

***

Ingilizler ile görüşme yapıldığını ise Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Ingiliz Arşivi, çeşitli yerli kaynaklar ve M. Kemal Atatürk’ün “Nutuk”unu delil göstererek ispatlayacağız. Fakat evvela şunu belirtelim ki, Inebolu’ya gelen Ingiliz heyeti, General Harington’un emriyle “cephane” bile getirmişlerdi !!

Ingilizlerin, M. Kemal Atatürk’e “cephane” getirdiklerine dair bilgi için bakınız;

Nurettin Peker, Istiklal Savaşının Vesika ve Resimleri, Gün Basımevi, Istanbul 1955, sayfa 348.

Yusuf Hikmet Bayur, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1973, sayfa 95.

Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Arşiv III – 7, Dosya 18, Fihrist 84/13.

***

Bu görüşmenin yapıldığına dair kaynaklardan bazıları şunlardır:

Yusuf Hikmet Bayur, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1973, sayfa 95.

Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Arşiv III – 7, Dosya 18, Fihrist 84/13.

Bilal N. Şimşir, Ingiliz Belgeleriyle Sakarya’dan Izmir’e 1921 – 1922, Bilgi Yayınları, 2. Baskı (1. Baskı 1972), Istanbul 1989, sayfa 56.

Bu görüşme hakkında General Harington tarafından War Office’e (Ingiltere Savunma Bakanlığına) çekilen 7 Temmuz 1921 tarihli ve 543 numaralı şifreli telgraf için bakınız; Foreign Office, 371/6471. (Ingiliz Arşivi)

– M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 643.

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

M. Kemal Atatürk’ün kendini savunmak amacıyla Nutuk’ta yaptığı izahat

***

M. Kemal Atatürk, Ingilizlerin Yunanlılara verdikleri desteği çekip kendisine yardım edecekleri hakkındaki vaatlerini “Nutuk”ta şöyle anlatıyor:

“13 Haziran 1921 de Kuvayi Itilâfiye Başkumandanı General Harrington’un mukarribininden olduğunu ifade eden Binbaşı Henry ve Sturton namında iki zâbit motörle Ineboluya geldiler. Bu zâbitler; General Harrington tarafından şu tebligatta bulundular: Ben, bir torpito ile Ineboludan Istanbulda Boğaziçinde Harrington’un yalısına gideyim. Orada General ile sulh esasatı üzerinde anlaşayım. Ingilterenin istiklâli tanımımızı kabul ettiğini ve Yunanlıların topraklarımızdan çıkarılacaklarını ve mesaili saire üzerinde münakaşanın mümkün olduğunu söylemişler. Bu zâbitlere verilen cevapta, benim Istanbula gitmiyeceğim (Çünkü, kendi hesabına çalıştığı için Ankara’dan ayrılmaya korkuyor. Cepheye bile Başkumandanlık kanunuyla Meclis yetkilerini üzerine alarak gitmişti.) ve General Harrington’un Ineboluya gelip o sırada orada bulunan Refet Paşa ile görüşmesinin münasip olacağı bildirilmişti.”

***

M. Kemal Atatürk’ün bu görüşmeyle ilgili Nutuk’ta bahsetmesinin sebebi, kesinlikle kendi ihsanı değildir, bilakis, bu hadisenin başkalarınca duyulması üzerine kendini savunmak amacıyla Nutuk’ta yer vermiş olduğu anlaşılmaktadır. Zira Nutuk’ta bu meseleye; “suitefehhümü mucibolmuş bulunan bir meseleyi zikredeceğim”, yani “yanlış anlaşılmaya yol açmış bulunan bir meseleyi zikredeceğim” diyerek girmiştir. Binaenaleyh, bu görüşmenin Nutuk’ta yer almasının sebebi, kendini savunmak ihtiyacı hissetmiş olmasından kaynaklanmıştır.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Reklamlar

M. Kemal Atatürk’ün Padişah Vahidüddin’den Para ve Otomobil talebinde bulunduğuna dair Belge

M. Kemal Atatürk’ün Padişah Vahidüddin’den Para ve Otomobil talebinde bulunduğuna dair Belge

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Işte o Vesika (Belge)

***

M. Kemal Atatürk’ün yokluk içinde, beş parasız, bütün imkanlardan mahrum bir şekilde kırık dökük, pusulasız bir vapurla gizlice Samsun’a çıktığını anlatan resmi tarih yalanlarına son…

M. Kemal Atatürk, 13 Mayıs 1919 tarihinde, yani Yunanlılar’ın Izmir’e çıkarma yapmalarından sadece iki gün önce Harbiye Nezareti’ne yazdığı 14 numaralı yazı ile “alelhesap bir miktar meblağın itası (verilmesi)”, “Ekalli (en az) iki binek otomobili” ile “muhassesat-ı adiyelerinin 3 aylık maaşlarının peşin verilmesi” talebinde bulunmuş ve ancak bunlar verildikten üç gün sonra hareket edebileceğini bildirmiştir. Yani bunlar verilmediği takdirde hareket etmeyecektir!

***

Belgenin latinize edilmiş hali:

“Harbiye Nezaret-i Celilesi’ne

1 – 7/5/335 tarih ve 7 numaralı tezkire-i acizanemle karargah mensubinin üç aylık muhassesat-ı adiyelerinin şimdiden ve buradan itası lüzumunu istirham etmiştim. Henüz devair-i müteallikası neticelendirilmemiştir.

2 – Masarifat-ı fevkalade müfettişlikçe ba’del-tasdik kabul edilmesi, 6/5/335 tarih ve 5 numaralı tezkire ile istirham edildiği halde henüz bir karar ita edilmemiştir. Bu kararın itasıyla (verilmesiyle) beraber alelhesap bir miktar meblağın ita’sı (verilmesi) lüzumu tabiidir.

3 – Ekalli (en az) iki binek otomobili lazımdır. Bu da henüz temin edilememiştir.

4 – Muhassesat-i zatiyemle karargahın seferi karargah ittihazı hakkındaki, 12/5/335 tarih ve 12 numaralı tezkire-i acizi de henüz mevki-i muamelede bulunuyor. Balada arz olunan mevad netayice iktiran ettirildikten ve ailelerinin havayicini (asli ihtiyaçlarını) te’min etmek gibi hususatını muktazi olduğu parayı bilfiil vermek imkanı hasıl olduktan üç gün sonra hareket olunacağı muhakkaktır.

Bu işler için bir haftadan beri karargahımın ümera ve zabitanı bizzat takip ile meşgul oldukları cihetle bir an evvel işin katiyete iktiran ettirilmesini ehemmiyetle istirham eylerim.

Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişi ve Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari

13/Mayıs/1335 (1919)

Mirliva M. Kemal”

 

**********

 

KAYNAK: Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, sayı 1, vesika 11.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kim Ingiliz dostu? Vahidettin mi, yoksa M. Kemal Atatürk mü?

Kim Ingiliz dostu? Vahidettin mi, yoksa M. Kemal Atatürk mü?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız


M. Kemal Atatürk ile Fethi Okyar’ın çıkardıkları “Minber” Gazetesi

***

M. Kemal 17 Kasım 1918 tarihinde, Istanbul’da kendi parasıyla çıkardığı “Minber” gazetesinde yayımlanan söyleşisinde şöyle der:

“Bu harpte Ingilizlerle Arıburnu, Anafarta ve Filistin cephelerinde karşı karşıya bir çok muharebeler verdim… Kalbimde kin ve düşmanlık hissiyatı yer bulmamıştır. Ingilizlerin Osmanlı milletinin hürriyetine ve devletimizin bağımsızlığına riayette gösterecekleri hürmet ve insaniyet karşısında yalnız benim değil, bütün Osmanlı milletinin Ingilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olamayacağı kanaatiyle etkilenmeleri pek tabiidir.”[1]

Ertesi gün, 18.11.1918 günlü Vakit gazetesinde yayımlanan söyleşisinde yine bu doğrultuda konuşmuştur:

“Hükümetimizle mütareke imzalayan devletlerin ve bu devletler adına Mütareke Şartnamesi’ni yapan Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmek istemem; eğer sözkonusu şartname hükümlerinin uygulanmasında yanlış anlamaya neden olacak yönler görülüyorsa, bunun sebebini derhal anlamak ve muhataplarımızla anlaşmak lazımdır.”[2]

M. Kemal’in 11-13 Ekim 1918’de Halep’ten Vahidettin’e çektiği “çok gizli” telgrafta:

“Derhal Ingilizlerle ayrı barış yapmak üzere kendisinin de katılacağı yeni bir Bakanlar Kurulu oluşturulmasını önermişti.”

M. Kemal’in bu ilginç teklifine bakalım…

Şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına gönderdiği telgrafta:

“Müttefiklerle olmadığı takdirde (Ingilizlerle) ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır.”

Orijinali: “Müttefiken olmadığı takdirde (Ingilizlerle) münferiden behemahal sulhü takarrur ettirmek lazımdır ve bunun için fevt olunacak bir an dahi kalmamıştır.”[3]

Şimdi tekrar soralım:

Kim Ingiliz dostu? Vahidettin mi, yoksa M. Kemal Atatürk mü?

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yay., cild 2, sayfa 291.

Ayrıca bakınız; Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, Tekin Yay. Istanbul 1977, sayfa 122.

[2] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yay., cild 2, sayfa. 292.

[3] Atatürk’ün Bütün Eserleri, cild 2, Istanbul 2003, Kaynak Yayınları, sayfa 232.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Türk Tarih Kurumu: M. Kemal Atatürk Ingiliz Valisi olmak istedi

Türk Tarih Kurumu: M. Kemal Aatürk Ingiliz Valisi olmak istedi

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

14 Kasım 1918 günü, bir gün önce İstanbul’a gelip Pera Palas’ta ikamete başlamış olan M. Kemal Paşa, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price’ı aracı yaparak General Harrington’la görüşmek ister. Price, Pera Palas’ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor: “M. Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini” bildirmemi rica etti.

“Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik… Biliyoruz, partiyi kaybettik… Anadolu’nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum… Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.”

Kim kahraman, kim hain?

Anadolu’da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra M. Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir:

“Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…” [1]

Türk Tarih Kurumu‘nun çevirtip bastığı bir kitaptan alındı bu çarpıcı sözler.

 

**********

 

KAYNAK:

[1] Price’ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, sayfa 98.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Mustafa Armağan: Halifeyi İngilizler alıp gittiler de halifeliğini neden sürdürmediler?

Mustafa Armağan: Halifeyi İngilizler alıp gittiler de halifeliğini neden sürdürmediler?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

(İstiklal Mahkemesi, sanıkları asabilmek için yürürlüğe girmemiş kanuna sarılmış)

Nobel Ödüllü romancı William Faulkner şöyle demiş: “Biz tarihe doğru gitmeyiz, tarih dalgalar halinde üstümüze gelir ve bizi geleceğe doğru iter.”

Türkiye’nin son yıllarda içine girdiği tarihe dönüş eğilimi, bu sözün ışığında yeniden düşünülmeli. Uzun bir süre tarihin önüne set çekilebileceği sanıldı, lakin sular artık barajın üstünden boşalmakta, bizi de beraberinde sürüklemekte.

Ne demek mi istiyorum? Şunu:

“Muhteşem Yüzyıl” dizisinin izlenme rekorları kırmasının ardından “Fetih 1453″ün tüm zamanların gişe rekorlarını alt üst etmiş olması, tarihin üstümüze doğru dört nala geldiğinin en somut göstergesi oldu. Ardından TRT, bu yarışa Kemal Tahir’in “Kurt Kanunu” romanını diziye uyarlayarak katıldı. İzmir Suikastı ve İttihatçıların temizlenmesi operasyonu çevresindeki olayları işleyen “Kurt Kanunu”, kaçınılmaz olarak yakın tarihin kara deliklerinden birini daha tartışmaya açmış oldu. İyi de oldu.

“Kurt Kanunu” Kemal Tahir’in İttihatçı-Kemalist kapışmasının son raundunu ortaya sermesi bakımından olduğu gibi yakın tarihin önemli dönüm noktalarına ilişkin yalın ve keskin eleştirilerini de gündeme getirmesi bakımından cesurca kaleme alınmış bir eserdir. Romanın bazı cümlelerinin altını ısrarla çizmek gerekir. Mesela idam edilen Kara Kemal şöyle diyor romanda:

“Halifeyi İngilizler alıp gittiler de halifeliğini neden sürdürmediler?… Bu halifeliğin kaldırılması işi, görünürde, bizden çok Müslüman sömürgeleri olan büyük devletlerin işine gelse gerek… Halifelik sürüp çıkarılırken, Fener Patrikhanesi’nin İstanbul’da bırakılmasına akıl erdirmek zordur.”

Nasıl? Geçen hafta “Hilafetin kaldırılmasını İngilizler mi istemişti?” başlığı altında yazdıklarımı üç cümlede özetleyiveriyor, değil mi? Kemal Tahir, içinden geçenleri Kara Kemal’e cesaretle söyletmeye devam eder:

“Hakkımızda karar çoktan verilmiş… Yani Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkma, halifeliği ortadan kaldırma kararı… Ama ne olursa olsun, bir dünya imparatorluğu bizim (İttihatçıların) elimizde parçalandı. 400 milyon İslamlığın halifeliği kaldırıldı ortadan… Sorumlusu biziz. Suç ne kadar büyükse çekilecek cezanın da o kadar büyük olması gerekir… Bu anda, yüzüme vuran darağacı gölgesi, suikast suçlusu olduğumdan değildir Emincim… Büyük suçun gölgesidir bu…”

Kemal Tahir’in “büyük suç” dediği, Osmanlı’nın batırılması ve hilafetin kaldırılmasıdır ve Kara Kemal farkına varmadan buna hizmet ettiğinin vicdan azabını yaşamaktadır.

Bu kadar net… Ona göre İttihatçılar gerçekte bu suçun cezası olarak asılacaklardır!

Aynı suikast davasında asılan Ziya Hurşid’in ağabeyi Ahmet Faik Günday’ın geçen yıl Bengi Yayınları tarafından çıkarılan “İki Devir Bir İnsan” adlı hatıratı (Hazırlayan: Süleyman Beyoğlu) İzmit Suikastı davası hakkında ilginç açıklamalarda bulunur. Faik Bey aynı davada yargılanıp beraat etmiştir. Suikast davası hakkında şu ilginç açıklamaları yapıyor (sadeleştirdim):

İzmir Suikasti davası görülürken henüz yürürlüğe girmemiş olan yeni Ceza Kanunu’na göre asılanların fotoğrafları 16 Temmuz 1926 tarihli gazetelerin ilk sayfasını boydan boya kaplamıştı.

“Bu İstiklal Mahkemesi’nin hükümleri tamamen yasa dışıdır. Öncelikle yürürlükte bulunan eski Ceza Kanunu’na göre hüküm vermek mecburiyetinde olan mahkeme, henüz yürürlüğe girmeyen yeni Ceza Kanunu’na göre idam hükmü veremezdi. Yürürlükte olmayan Ceza Kanunu’nda idam hükmü olduğu için mahkeme ona göre hüküm vermiştir.”

Faik Günday’ın kastettiği hukuksuzluk şudur:

İstiklal Mahkemesi, İzmir Suikastı davasında idam kararını verdiği tarihte, yani Temmuz 1926’da Şubat ayında kabul edilen yeni Ceza Kanunu henüz yürürlüğe girmiş değildi. Yürürlüğe girme tarihi, 4 Ekim 1926 olarak belirlenmiştir kanunda. Fakat mahkeme, bir hukuksuzluk şaheseri ortaya koymuş, yürürlükteki Ceza Kanunu’na göre idam hükmü veremeyeceği için henüz yürürlüğe girmemiş olan ve yürürlüğe girmesine daha 3 ay bulunan yeni Ceza Kanunu’na göre vermiştir idam hükümlerini. Böylece aynı yılın Şubat’ında İskilipli Atıf Hoca’yı kanundan 1,5 yıl önce yazdığı kitabından dolayı idam eden mahkeme, bu defa da yürürlüğe girmemiş bir kanuna dayanarak (!) adam asmakta bir sakınca görmemiştir!

Faik Günday, kardeşi dahil idam edilenlerin ‘demokrasi şehitleri’ olduğunu yazmakta ve bu hakikatin bir gün ortaya çıkacağını savunmaktadır.

Bu kadar da değil. Sonradan Muhasebat Umum Müdürlüğü de yapmış olan Selanik doğumlu İhsan Pırnar, hatıralarında İzmir Suikastı davasının arkasındaki gerçek niyeti ortaya koyar. Pırnar’a göre mahkeme sürecinde şu gariplikler yaşanmıştır:

1) Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa mahkeme süresince İzmir Çeşme’dedir. Başta İsmet Paşa olmak üzere hükümet üyeleri ve mahkeme başkanı ile sık sık görüşmekte, Ali Çetinkaya, ondan aldığı emre göre mahkemeyi yürütmektedir.

2) Mahkemenin konusu suikast iken, Terakkiperver Partisi’nin kurulması, muhalefetleri, vaktiyle Mustafa Kemal Paşa’nın isteği üzerine İttihatçıların Cavid Bey’in evinde toplanarak seçim beyannameleri hazırlamaları suikast tertibi olarak yorumlanmakta, amacın bütün rakiplerin yok edilmek istendiği anlaşılmaktadır.

Yargılamaları bizzat takip ettiğini söyleyen İhsan Pırnar’ın edindiği kanaat de önemlidir:

“Suikast tamamen ve yalnızca Ziya Hurşit tarafından tertip edilmiş, kandırdığı ve hırslandırdığı bir- iki serseri de bu teşebbüse katılmış; bu fırsattan istifade edilerek siyasî rakiplerin bertaraf edilmesine gidilmiş ve bu maksat da büyük ölçüde temin olunmuştur.” (Baba Oğul Anıları 1, İzmir, 2010, s. 103.)

İhsan Pırnar’a göre,

“Bu olaydan sonra Mustafa Kemal Paşa artık hudutsuz bir kudret ve otorite kazanmıştır. Fiiliyatta o, milletin yegane temsilcisidir. Milli irade denen kudret, onun şahsında ve kullanımındadır… Bu şekilde Meclis, Mustafa Kemal Paşa’nın tayin ettiği memurlardan oluşan bir hal almıştır. Görevleri, hükümetin, daha doğrusu Mustafa Kemal Paşa’nın, bütün isteklerini yerine getirmekten ibarettir.”

Son hükmü şudur: “Mustafa Kemal’in Milli Mücadele’deki hizmeti birinci derecededir. Yaptığı devrimler de övülmeye değer. Fakat Mücadele’de beraber çalıştığı… arkadaşlarını bertaraf ederek idare mekanizmasını adil usul ve sistemlerden uzaklaştırarak keyfî şekilde yürütmesinin, memlekete yaptığı büyük iyiliklere karşılık olarak zararları da olmuştur.”

İzmir Suikastı davasının neye hizmet ettiğini ancak bir Selanikli bu kadar içeriden teşhis edebilirdi!

***

(SON PARAGRAF HAKKINDA NOT: “Selanikli” İhsan Pırnar’ın, M. Kemal’in devrimlerini övmesi normaldir.)

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Vahdettin Atatürk’e kaç para verdi? – Mehmet Altan yazıyor

Vahdettin Atatürk’e kaç para verdi? – Mehmet Altan yazıyor

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

(Bunlarda mı yalan söylüyor?)

Önümde 13 Haziran 1995 tarihli Sabah gazetesinin 26. sayfasının fotokopisi var. Sayfanın manşeti “Vahdettin hain değildi”…

O tarihlerde Sabah’ta çalışan Nuriye Akman, 11 ila 14 Haziran 1995 tarihlerinde “Milli Mücadelenin iki yüzü” başlıklı birkaç günlük bir röportaj yayınlıyor. Röportajın konukları “damarlarımı kesseniz Atatürk diye akar” diyen Cemal Kutay ile gene “sıkı Atatürkçü” İsmet Bozdağ… İki Atatürkçü Kurtuluş Savaşı’nı, Vahdettin’i, 19 Mayıs’ı, Nutuk’u çok farklı değerlendiriyor. Ben o tarihlerde de bu değerlendirmelerin üzerinde uzun uzun durmuştum. Sonra da o yorumları “Birinci Cumhuriyet Üzerine Notlar” adlı kitaba aldım.

Nuriye Akman Cemal Kutay’a soruyor:

“Siz bugün Vahdettin’i vatan haini kategorisine sokmuyorsunuz?”

Kutay cevap veriyor: “Elbette hain değildi. Dünyanın en namuslu adamlarından biriydi. Ölürken yastığının altından parasızlıktan alamadığı ilaçlarının reçeteleri çıktı. Bunu Tarık Mümtaz Göztepe anlatıyor. Ve cenazesini rehin ettiler San Remo’da. Akrabaları, arkadaşları cenazeyi kaçırdılar da gömüldü. Bunlar hakkında hüküm verebilmek için önce bilgili olmak lazım. Bakın Hazine-i Hassa Reisi Refik Bey’i çağırıp sayım yaptırdı gitmeden evvel. Nuriye Hanım, oradan kaşıkçı elmasını alıp gidebilirdi. Hakkıydı, ailesinin çünkü. Kesinlikle bunlar namusu müeccem.

Daha sonra şöyle devam ediyor: “Kafanız hiç karışmasın devrimlerin kaderi budur. Evet, Atatürk, Vahdettin’e ‘vatan haini’ dedi ama bence hata etti. Ama o günkü şartlara göre onu demesi aşağı yukarı bir çaresiz savunmaydı. Atatürk, Cevat Üstün isimli bir büyükelçinin İkinci Viyana Muhasarası kitabının yeniden tetkikini Türk Tarih Kurumu ilk başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu’ndan istemiş. Çünkü Üstün’ün gördükleri ile herkesin zannettikleri arasında bir aykırılık bulmuş. Bu vesileyle ‘Ben de Milli Mücadele’de sarayın hareketini o günün şartlarına göre değerlendirdim ama şimdi elbette başka düşünüyorum’ demiş.”

Son Padişah Vahdettin’in Atatürk’ü Samsun’a göndermeden kendisine ne kadar para verdiği de, gene bu röportajda gündeme geliyor.

Kutay’ın cevabı şu:
“25 bin altın. O zaman bu parayla İstanbul’un onda biri satın alınırdı. Ben bunu Demokrat Parti milletvekili olan hukukçu Celal Fuat Türkgeldi’nin babası Mabeyn Başkatibi olan Ali Fuat Türkgeldi’den dinledim.”

İsmet Bozdağ da, Atatürk’e kırk bin altın değerinde para verildiğini Abdülhamit’in kızı Şadiye Sultan’dan dinlediğini belirtir. Üstelik bu kırk bin altını Vahdettin’in çiftliğini ve atlarını satarak temin ettiğini söyler.

İki Atatürkçü “para verildiğinde” birleşirler ama miktarı ve kaynağı hususunda farklı noktada dururlar.

İsmet Bozdağ, röportaj sırasında Atatürk’ün “Vahdettin’in yaveri” olduğunu, Erzurum Kongresi’ne “Hazret-i Şehriyari kordonlarıyla” geldiğini, Samsun’a doğru yola çıkmadan bir gün önce “sarayda padişahla yemek yediğini”, ertesi sabah da “içeriği net olarak söylenmeyen” görevin kendisine verildiğini hatırlatır. Ayrıca Mustafa Kemal’e “gizli” görevinde tanınan yetkilerin tarih içinde yalnızca Köprülü Mehmet Paşa’ya tanındığını çünkü Mustafa Kemal’in Samsun’a yolculuğunda sadece askeri değil sivil müesseselerin de emrine verildiğini vurgular.

Cemal Kutay bu çarpıtmaların doğuşunu Nutuk’a yaklaşımda bulur. Şu açıklamayı yapar “İlk yapılacak şey, Nutuk’un bir tarih olmadığını açıkça ortaya koymak. Yani Nutuk’a isnat ederek bir hadisenin tek başına Nutuk’un çerçevesi içinde izahı mümkün olmadığı kabul edilmelidir.

…Mustafa Kemal ne yazık ki kendi nutkunda Milli Mücadele’nin kuruluşunu hakiki olarak anlatmamıştır.”
İsmet Bozdağ da aynı fikirdedir:

“Mustafa Kemal tarihi doğru anlatmıyor, yani hepsini anlatmıyor, bir parçayı vermiş üst tarafı karanlık.”
Bunlar Atatürkçülerin tam on yıl önceki yaklaşımları… O gün Türkiye kulağının üzerine yatmıştı. Şimdi bu tartışmalar yeniden alevlendi.

Bakalım “siyasal propagandaya” dayalı olmayan gerçek ve objektif bir tarih yorumumuz ne zaman gündeme gelecek?

 

**********

 

KAYNAK:

Mehmet Altan, Sabah gazetesi, 23 Temmuz 2005.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Sultan Vahidüddin (rh.a.) : “M. Kemal bize ihanet etti”

Sultan Vahidüddin (rh.a.) : “M. Kemal bize ihanet etti”

Murad Bardakçı’nın eserinden sadeleştirerek veriyoruz:

“Mütâlalarından ortaya çıkacağı gibi, Mütareke (ateşkes) günlerinde (1918) I. Cihan Harbinin neticelerinden sorumlu olan suçlulardan (Devleti harbe sokan Ittihâdcıları kasdetmektedir) bana miras kalan ve biribirini takip eden musibetlere karşı, sadece ve sadece şahsımı siper eyledim. Aslında bir taraftan tehlikeli bir yerde kalan hilafet merkezinde savaştan galip çıkan itilaf devletleri ile yüz yüze olmak ve onlar tarafından sıygaya çekilmek ve diğer taraftan Anadolu’yu istila eden Yunanlılara mukabele için mümkün ve mahrem vasıtalarla Anadolu’ya memur eylediğimiz yaverlerimizden M. Kemal’in ihaneti ve bize karşı takındığı isyankar tavrı karşısında kalmıştım.

Bununla beraber aziz vatanımın menfaatleri için Kuvayı Milliye’nin sonradan şekil ve mahiyetinin değişeceği hususunda bende meydana gelen fikir ve kanaatlerime rağmen, yine fedakârlık mesleğini tercih ve takip eyledim. Sırf bu sebep ve hikmet ile, milli davalara itaatkar kabineleri iktidara getirdim ve senelerce Kuvayi Milliye’yi takviye ettim ve gelişmesi için çalıştım..(En sonunda bana ve milletime ihanet için cephe alacaklarından emin olduğum halde, vatanın kurtuluşu için yine de M. Kemal ve arkadaşlarına destek verdim demek isteniyor.)

Anadolu Zaferinin ne gibi tehlikeli şartlar altında tarafımızdan hazırlandığını gösteren belgeler ile Anayasa gereği saltanat makamının korunacağını tasvir eden diğer mühim evrak tesbit edilerek derlenmiş olduğundan, bunların dahi zamanı gelince umumi efkâra (kamu oyuna) açıklanarak, Islam’ın hizmetkarı veyahut yıkıcısı olanların teşhir ve tayin edileceğini temin eylerim”.

mustafa kemal bize ihanet etti vahdettin vahidettin

Sultan Vahidüddin’in, M. Kemal’i “ihanetle” suçladığını gösteren belge

 

**********

 

KAYNAK:

Murad Bardakçı, Şahbaba, Osmanoğullarının Son Hükümdarı VI. Mehmed Vahidüddin Han’ın Hayatı, Hatıraları ve Özel Mektupları, Istanbul 1998, sayfa 413, 416.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Filistin Cephesi’ndeki Hain M. Kemal Atatürk mü?

Filistin Cephesi’ndeki Hain M. Kemal Atatürk mü?

Kadir Mısıroğlu “Filistin Cephesi’nde bir Hain vardı” diye bas bas bağırıyor, fakat okullarda öğretilen yalan tarih nedeniyle birçok insan Kadir Mısıroğlu’nun yalan söylediğini düşünüyor ve kendisine haksız olarak kin besliyor.

Bizde, “www.belgelerlegercektarih.wordpress.com” sitesi olarak naçizane, Kadir Mısıroğlu’nun söylediklerini destekleyen kaynakları bu davaya hizmet etmek amacıyla istifadenize sunuyoruz.

***

Düşman Ordusu, 19 Eylül 1918’de Nablus güneyinde batıdan-doğuya doğru 8, 7 ve 4. Orduların savundukları mevzilere karşı büyük bir taarruz harekâtı başlatmıştır. M. Kemal’in başında bulunduğu 7. Ordunun kabul edilemez bir şekilde 8. ve 4. Ordulara haber vermeden ani bir surette geri çekilmesi, 8. ve 4. Orduların imhasına sebep olmuştur. Neticede Nablus Meydan Muharebesi olarak tarihe geçen bu çatışmalarda; Mareşal Liman Von Sanders’in Yıldırım Ordular Grubu bozguna uğramış, Cevat Paşanın 8. Ordusuyla kuruluşundaki Albay Refet (Bele)’in 22.Kolordusu imha olmuş, M. Kemal’in 7.Ordusuyla kuruluşundaki Ali Fuat Paşanın (Cebesoy) 20.Kolordusu ve Albay Ismet (Inönü)’in 3.Kolordusu ağır zayiat vermiştir.[1]

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Nablus Meydan Muharebesi, 19-21 Eylül 1918. KAYNAK: Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4, Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 55.

***

M. Kemal’in Şam’a 29 Eylül 1918 akşamı ulaştığı Osmanlı Başkomutanlık Kurmay Başkanlığına yolladığı rapordan anlaşılmaktadır.[2]

M. Kemal, 1 Ekim 1918’de Şam’ın düşmanın eline geçmesinden sonra, Şam-Rayak (Riyak) hattında savunmanın devam edemeyeceğini değerlendirerek, birliklerine Halep istikametinde çekilme emri verirken, Mareşal Liman Von Sanders ise bulunulan mevzilerde savunmaya devam edilmesini bildirir.[3] Ancak M. Kemal, Liman Von Sanders’in verdiği emrin altına: “Gördüm. Benim emrimden başka türlü hareket etmek mümkün değildir” şeklinde not yazmıştır.[4] Yani M. Kemal komutanın emrini dinlememiştir.

Kendi kafasına göre hareket eden M. Kemal, 5 Ekim 1918’de Halep’e gelmiş[5], 7 Ekim 1918’de Istanbul’daki bir arkadaşına barıştan başka yapılacak bir şey kalmadığını bildirmiştir.[6] Ekim sonuna doğru Karargâhını tren istasyonunun iki kilometre kadar kuzeyinde bulunan tepeye almış ve Halep şehrini boşaltmıştır.[7]

M. Kemal’in Filistin cephesinden ağır zayiat verip Şam’a (Riyak), Şam’dan Halep’e ve nihayet Halep’ten de kaçması takriben “40 gün” gibi kısa bir süreçte olmuştur.

Şam’dan Halep’e çekilme, 30 Eylül–26 Ekim 1918. KAYNAK: Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4, Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 62.

***

Bu süreci General Allenby’nin yazdıklarından okuyalım…

General Allenby 7. ve 8. Orduların (7. Ordu M. Kemal’in Ordusu) çekilme yollarını süvari birlikleriyle tıkayarak her iki Orduyu da büyük ölçüde imha veya esir ettiğini savaş raporuna yazmıştır.

Işte General Allenby’nin 19-20 Eylül günleriyle ilgili yazdıkları:

“36 saat zarfında 8. Ordu’nun büyük kısmı mağlup edildi. 7. Ordu kıtaları da Samariye tepelerinden geri çekilmeye zorlandı. Piyadelerimiz geri çekilen düşmanı süratle takip ederek süvari kıtalarımızın arasına sürdü. Bunun sonucunda 7. ve 8. Türk orduları `bütün silah ve malzemeleriyle´ elimize düştü.”

Allenby 24 Eylül’de `kalan son birliklerin de esir alınarak´ her iki ordunun varlığına son verildiğini yazıyor. Toplam `57 bin esir´ alınmış, bunların 5.500’ü subaymış. Raporda 360 top ve üç Türk ordusunun (4., 7. ve 8. orduların) silah ve malzemelerinin ele geçirildiği de belirtiliyor.[8]

Ingiliz Ordusu Komutanı General Allenby, Şam’a kadar olan Türk Ordusunun harekatını da şöyle anlatmaktadır:

“Eylülün 26. günü, Şam’a doğru ileri harekete geçildiği zaman, 45.000 Türk ve Alman Şam’da veya Şam’a doğru çekilme halinde bulunuyordu. Bütün düşman birlikleri intizamlarını (düzgün dizilme) kaybetmekle beraber, kendilerine vakit kazandırıldığı takdirde ileri hareketimizi geciktirecek bir kuvvet meydana getirebilirlerdi. Fakat 4.Ordunun geri kalan kısmının imhasıyla, 20.000 kişinin esir alınması, buna imkân bırakmadı. Filistin ve Suriye’deki Türk Ordularının, 4.000’i silahlı olmak üzere 17.000’i bulan bakiyesi (geriye kalanı) her türlü teşkilattan, nakil (ulaştırma) vasıtalarından, hatta savunma için bile olsa, faaliyette bulunmaya elverişli her çeşit malzemeden yoksun bir insan kalabalığı halinde, kuzeye doğru kaçmaktaydı…” [9]

***

19 Eylül 1918’den 26 Ekim 1918 tarihine kadar geçen ve takriben`40 gün´ devam eden geri çekilme süresince verilen zayiat

19 Eylül 1918’de başlayan Nablus Meydan Muharebesi’nden itibaren, 26 Ekim 1918’de Halep kuzeyinde Katma’da yapılan son muharebeye kadar geçen ve takriben `40 gün´ devam eden geri çekilme süresince, Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığının: `75.000 esir, 360 top, 800’den fazla makineli tüfek, 200 kamyon, 44 otomobil, 89 lokomotif, 468 yük ve yolcu vagonu´ zayiatı olmuştur.[10]

Bir “geri çekilme” sürecinde bu kadar zayiat verilir mi?

Birinci Cihan Harbi’nde esir düşenlerin sayısı 202 bin kadardır. Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, en çok esiri, 75 bin kişiyle M. Kemal Paşa’nın kumanda ettiği Filistin cephesinde verdiğimizi yazmaktadır.[11]

Bu gelişmelere oldukça kızan Harbiye Nazırı Enver Paşa, Fevzi Paşa’ya “M. Kemal Paşa ordusunu bırakıp kaçmış, hemen kurşuna dizilmesi için emir vereceğim”[12] demiş ise de kısa bir süre sonra mütarekeye (Mondros) karar verildiğinden Enver Paşa ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı.[13]

Daha da garibi, M. Kemal bu hezimetten sonra Ingilizlerle barış yapmak istemektedir.

11-13 Ekim 1918’de Halep’ten Sultan Vahidettin’e çektiği “çok gizli” telgrafta şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına gönderdiği telgrafta:

“Müttefiklerle olmadığı takdirde (Ingilizlerle) ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır.”[14]

Orijinali: “Müttefiken olmadığı takdirde (Ingilizlerle) münferiden behemahal sulhü takarrur ettirmek lazımdır ve bunun için fevt olunacak bir an dahi kalmamıştır.”

Yani, kimin hain olup olmadığına siz karar verin…

Ayrıca, kemalistlerin; “M. Kemal ne yapsın düşman çoktu” vs. gibi savunmalarına da bir cevap verelim. O cephede sadece Ingiliz birlikleri vardı… Hani ATA’nız 7 düveli yenmişti? Bir Ingiliz Ordusuna karşı mı galip gelemedi? Ayrıca Liman Von Sanders Paşa Alman olduğu halde altı buçuk ay nasıl dayanmış? M. Kemal elin Almanı kadar olamamış mı?

Enver Paşa, Alman Genelkurmay Başkanlığının komutayı değiştirmek istemesi üzerine, 27 Eylül 1918’de Yıldırım Orduları Kurmay Başkanı Kazım Paşaya (Diyarbakırlı), bir telgraf çekerek, Mareşal Liman Von Sanders’in durumunu sormuş, Kazım Paşa Enver Paşaya şu cevabı vermişti:

“Son çekilmeler (ricatlar) Liman Paşayı sarsmamıştır. Fakat çok üzgündür. Durumdan ümitsiz olmamak için elinden gelebilir her cehdi (çalışmayı) ve kuvveti sarf ediyor ve etmektedir. Egemenliğini, özellikle komutanları arasındaki saygılı mevkiini kaybetmemiştir. Sağlık durumu iyidir. Liman Paşanın değiştirilmesini lütfen kabul etmeyiniz. Vaktiyle devamlı bir ricat (geri çekilme) halinde bulunan bir ordunun emir ve komutasını verdiğiniz bu zat, kuvvetinin her halde on kat üstünde bulunan düşmanı altı buçuk ay önünde tutmuş ve sözü geçen orduyla düşmanın büyük küçük yirmi kadar saldırısını püskürtmüştür…[15]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Nablus Meydan Muharebesi, 19-21 Eylül 1918. Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4, Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 55.

[2] Genelkurmay ATASE Başkanlığı Arşivi, Birinci Dünya Harbi Koleksiyonu: Klasör 3705, Dosya 28, Fihrist 21;21-1.

Ayrıca bakınız; Şükrü Mahmut Nedim, Filistin Savaşı, 1914-1918, çev. Abdullah Es, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1995, sayfa 157, 158.

Yusuf Hikmet Bayur, Türk Inkılabı Tarihi, 1914-1918 Genel Savaşı, Bunların Siyasal Tepkileri, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayını, 1957, cild 3, Klasör 3, sayfa 456, 457.

[3] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Pozitif Yayınları, Istanbul 2004, sayfa 121.

[4] Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, cild 1 , 4. baskı, Burçak Yayınevi, Istanbul 1968, sayfa 29.

Ayrıca bakınız; Yusuf Hikmet Bayur, Türk Inkılabı Tarihi, 1914-1918 Genel Savaşı, Bunların Siyasal Tepkileri, Türk Tarih Kurumu Yayını, cild 3, Klasör 3, Ankara 1957, sayfa 461.

[5] Necati Çankaya, Atatürk’ün Hayatı, Konuşmaları ve Yurt Gezileri, Tifduruk Matbaası, Ankara 1995, sayfa 22.

Ayrıca bakınız; Vamik D. Volkan ve Norman Itzkowitz, Ölümsüz Atatürk, Bağlam Yayınları, Ankara 1998, sayfa 152.

[6] Murat Bardakçı, M. Kemal’in Kaleminden: Orta Doğu’yu nasıl kaybettik?, Hürriyet gazetesi, 12 Ocak 2003, sayfa 18.

[7] Ayfer Özçelik, Ali Fuat Cebesoy Hayatı ve Faaliyetleri, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü, 1989, sayfa 119.

Ayrıca bakınız; Güngör Cebecioğlu, Atatürk ve Güney Cephelerimiz, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü, 1991, sayfa 56.

Ve bu hususta diğer kaynaklar: Liman Von Sanders, Türkiye’de Beş Yıl, çev. M. Şevki Yazman, Burçak Yayınevi, 1968, sayfa 352.

– H.C. Armstrong, Bozkurt, Kemal Atatürk’ün Yaşamı, 5. baskı, Çev. Gül Çağalı Güven, Arba Yayınları, Istanbul 1997, sayfa 75, 76.

– Ismail Hilmi Danişmend, Izahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Türkiye Yayınevi, Istanbul 1955, cild 4, sayfa 449, 450.

– Kemal Arı, Birinci Dünya Savaşı Kronolojisi, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1997, sayfa 391.

– Lord Kinross, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, çev. Necdet Sander, 14. baskı, Altın Kitaplar Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 157.

[8] General Fahri Belen, 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti. Aktaran: Mustafa Armağan.

[9] Sabahattin Selek, Ismet Inönü, Hatıralar, Bilgi Yayınevi, Ankara 1985, cild 1, sayfa 27.

[10] Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, Istanbul, Burçak Yayınevi, 1968 cild 1, sayfa 31.

[11] Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı’nın Çöküşü, Timaş Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 76.

[12] Murat Sertoğlu, Mareşal Çakmak’ın Hatıraları, Hürriyet Gazetesi, sayfa 3, 11 Nisan 1975.

[13] Dr. Hasan Gümüşoğlu, Intikalinden Ilgasına Osmanlı’da Hilafet, Kayıhan Yayınları, Istanbul 2011, sayfa 260.

[14] Atatürk’ün Bütün Eserleri, cild 2, Istanbul 2003, Kaynak Yayınları, sayfa 232.

[15] Karal Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Ikinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı, 1908-1918, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1996, cild 9, sayfa 538, 539.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Sultan Vahidüddin: “M. Kemal bize ihanet etti”

Sultan Vahidüddin: “M. Kemal bize ihanet etti”

 

Murad Bardakçı’nın eserinden sadeleştirerek takdim ediyoruz:

“Mütâlalarından ortaya çıkacağı gibi, Mütareke (ateşkes) günlerinde (1918) I. Cihan Harbinin neticelerinden sorumlu olan suçlulardan (Devleti harbe sokan Ittihâdcıları kasdetmektedir) bana miras kalan ve biribirini takip eden musibetlere karşı, sadece ve sadece şahsımı siper eyledim. Aslında bir taraftan tehlikeli bir yerde kalan hilafet merkezinde savaştan galip çıkan itilaf devletleri ile yüz yüze olmak ve onlar tarafından sıygaya çekilmek ve diğer taraftan Anadolu’yu istila eden Yunanlılara mukabele için mümkün ve mahrem vasıtalarla Anadolu’ya memur eylediğimiz yaverlerimizden M. Kemal’in ihaneti ve bize karşı takındığı isyankar tavrı karşısında kalmıştım.

Bununla beraber aziz vatanımın menfaatleri için Kuvayı Milliye’nin sonradan şekil ve mahiyetinin değişeceği hususunda bende meydana gelen fikir ve kanaatlerime rağmen, yine fedakârlık mesleğini tercih ve takip eyledim. Sırf bu sebep ve hikmet ile, milli davalara itaatkar kabineleri iktidara getirdim ve senelerce Kuvayi Milliye’yi takviye ettim ve gelişmesi için çalıştım..(En sonunda bana ve milletime ihanet için cephe alacaklarından emin olduğum halde, vatanın kurtuluşu için yine de M. Kemal ve arkadaşlarına destek verdim demek isteniyor.)

Anadolu Zaferinin ne gibi tehlikeli şartlar altında tarafımızdan hazırlandığını gösteren belgeler ile Anayasa gereği saltanat makamının korunacağını tasvir eden diğer mühim evrak tesbit edilerek derlenmiş olduğundan, bunların dahi zamanı gelince umumi efkâra (kamu oyuna) açıklanarak, Islam’ın hizmetkarı veyahut yıkıcısı olanların teşhir ve tayin edileceğini temin eylerim”.

**********

KAYNAK:

Murad Bardakçı, Şahbaba, Osmanoğullarının Son Hükümdarı VI. Mehmed Vahidüddin Han’ın Hayatı, Hatıraları ve Özel Mektupları, Istanbul 1998, sayfa 413, 416.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*