Neden Müslüman Milletin başına şapka geçirmek istediler?
Neden Müslüman Milletin başına şapka geçirmek istediler?

Neden Müslüman Milletin başına şapka geçirmek istediler?

Neden Müslüman Milletin başına şapka geçirmek istediler?

(Fotoğraf: Lozan anlaşmasından sonra Ismet Inönü’nün şapkayı başına geçirdiği görülüyor)

“M. Kemal Atatürk olmasaydı” diyenlere sesleniyorum, eğer M. Kemal Atatürk sayesinde kurtarılanlar varsa, bunlar; Kur’an nizâmından M. Kemal eliyle kurtarılan şeytanî – siyonist nizâmın kurucularıdır. Dünyanın haline bir bakın; her yerde müslümanlar eziliyor. Bunun temelini kim attı sanıyorsunuz? Başımızda bir Halife olsa böyle mi olurdu?

“Efendim, müslümanlar eziliyor ama Atatürk olmasaydı ibadetimizi bile yapamazdık” diyenlerin dünyadan haberleri olmadığına hükmetmek lazım gelir. Zira işgal yıllarında dahi müslümanların ezanına, namazına, kitabına, giyimine-kuşamına karışılmamıştır. Eğer işgal kuvvetleri M. Kemal’in yaptıklarının onda birini yapsalardı, bu argümanı öne sürenler dahil, herkesin karşı çıkacağından, en azından buğz edeceğinden adım gibi eminim.

Keşke ibadetlerimizi yapamasaydık da şuurumuzu kaybetmemiş olsaydık. Çünkü zihnî işgal, fiilî işgalden daha tehlikelidir. Bu yüzden kolumuza zincir, ayağımıza pranga vurmadılar da başımıza şapka geçirdiler. Bizi “fiilen” değil, “zihnen” işgal ettiklerinin sembolüdür bu. Ibadetten zorla men ettikleri takdirde ters tepeceğinin farkındaydılar. Eğer zorla olsaydı, biz; “esir” olduğumuzun “bilincinde” olacak ve dinimize daha sıkı sarılacaktık. Lakin şimdi, “kurtulduk zannıyla”, “dost” (!) Batı’nın verdiği bütün ahlaksızlıkları; “bizden sanılan” ve bizi “kurtardı” denilen adamın eliyle aldık ve böylece dinî hislerimiz zayıfladı. Bunun neticesinde (bedenen) “hür” olduğumuz halde; “zihniyetimiz değişti” ve artık ibadet “etmiyoruz”. Bunun yerine Batı çalıyor ve biz bir çingene ayısı misali zihnimize ne empoze edilirse onu oynuyoruz, zira zihnimiz işgal altında. Bazıları ise çalmadan oynuyor, çünkü onlar zaten o zihniyetteydiler. Ancak isimleri Mustafa, Kemal, Türkan, Reha, Uğur, Ismet, Şemsi Efendi olduğu için “bizden” olduklarını zannediyorduk ve maalesef hala zannedenler var. Yine “bizden sanılanın” eliyle Ezan’dan “Allah” isminin çıkarılması bu zihin işgalinin bir tezahürüdür. Bunu gördüklerinden dolayı karşı çıkan din kardeşlerimiz asılmıştır. “En büyük cehalet, cahil olduğunu bilmemektir” derler, fakat ben bunu değiştiriyorum ve; “En büyük esaret, esir olduğunu bilmemektir” diyorum.

Binaenaleyh, Yunan harbinde yunanlılar için, “şapkalı gavurlar geliyor” diye bağıran müslüman millete zorla şapka giydirmek; kazandığımızın değil, kaybettiğimizin ilanıdır. Zira bir yer fethedildiği zaman, bir fetih sembolü belirlenir… Tıpkı Fatih Sultan Mehmed Han (rahmetullahi aleyh)’ın fetih sembolü olarak Ayasofya’yı Camii’ye çevirtmesi gibi. Düşmanlarımız fetih sembolü olarak Yahudi dininin nişanesi (sembolü) olan şapkayı başımıza geçirdiler.

Yalnız bir farkla…

Bunu “bizden sanılan” birisinin eliyle yaptılar ve böylece bir taşla iki kuş vurdular.

1 – Bizi yendiler (bunu itiraf edelim).

2 – Bizi birbirimize düşürdüler.

Böylece en çetin düşmanları olan bizi, birbirimize kırdırarak kendileri bizden kurtulmuş oldular.

Fotoğrafta (yukarıda) da gördüğünüz gibi, Ismet Inönü, Lozan antlaşmasından sonra yahudi dininin nişanesi (sembolü) olan şapkayı başına geçirdi…

Yani, yenilgi kabul edildi ve halka da zorla giydirerek kabul ettirdiler.

***

Şapka; yahudi dininin sembolüdür ve bu bakımdan Hristiyanların sembolü olan “haç”tan hiçbir farkı yoktur. Müslüman milletin başına zorla “şapka” geçirmek; boyunlarına “haç” takmaktan farksızdır.

“Şapka”nın yahudi dininin sembolü olduğuna dair birkaç adet fotoğraf:


***

***

 

**********

 

KAYNAK:

Kadir Çandarlıoğlu, Belgelerle Gerçek Tarih, kitabı üctetsiz indirebilirsiniz: http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez , sayfa 55, 56 ve  kitabın “giriş” kısmı. (Birleştirilmiştir)

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

7 yorum

  1. Geri bildirim:Sarhoş Atatürk konusunda Yılmaz Özdil’e Cevap « Belgelerle Gerçek Tarih

  2. Geri bildirim:M. Kemal Atatürk’ün şapkası ve Amerikalıların çuvalı « Belgelerle Gerçek Tarih

  3. Geri bildirim:Atatürk ve Muasır Medeniyet | Belgelerle Gerçek Tarih

  4. Geri bildirim:Atatürk Örtünmeye Karşı Değil Miydi? | Belgelerle Gerçek Tarih

  5. Geri bildirim:Bir ayet kabul edilirken diğer bir ayet neden inkar edilir? | Belgelerle Gerçek Tarih

  6. Geri bildirim:Ey “Ben Türküm, Atatürk’ün Askeriyim” diyen kardeşim! | Belgelerle Gerçek Tarih

  7. Mehmet Kosovalı

    Seyyid Ali Efendi, Sultan III.Selim zamanında Paris’e Büyükelçi atanmıştı. 24 Mart 1797 tarihinde başlayıp, 52 gün süren deniz yolculuğunun sonunda Marsilya’ya ulaşmıştı. Marsilya’da büyük top atışlarıyla karşılanmıştı. Paris’e kadar bir süvari alayı eşliğinde gitti. Geçtikleri her yerde, halka önceden duyuru yapıldığından, yol boyu sıralanan halk, “Yaşasın büyükelçi, yaşasın Osmanlı padişahı!” şeklinde sloganlar atıyordu. Bir Osmanlı elçisi; ancak önemli krallara ve liderlere yapılan, görkemli bir devlet töreniyle karşılandı. Padişah gibi karşılanmıştı. Seyyid Ali Efendi’nin tavırları, duruşu ve giyimi halkı çok etkilemişti.Paris halkı, Osmanlı Büyükelçisinin giyimini taklit etmeye başlamıştı. Parisli kadınlar başlarına kavuk takmaya, Osmanlı şalvarı ve Anadolu fistanı giymeye başlamışlardı. Ayrıca hilal şeklinde mücevherler takmaya başlamıştı. Halk, Osmanlı insanı gibi giyinmeye başlamıştı. Paris, İstanbul caddelerine benzemişti. Paris’in modasını Osmanlı belirlemişti. Bir zamanlar Avrupa’nın giyim modasını belirleyen Osmanlı vardı.

Mehmet Kosovalı için bir cevap yazın Cevabı iptal et

%d blogcu bunu beğendi: