M. Kemal Atatürk Bütün Mal Varlığını Millete mi Bağışladı? Atatürk’ün Vasiyeti

M. Kemal Atatürk Bütün Mal Varlığını Millete mi Bağışladı? Atatürk’ün Vasiyeti

*

Ne zaman söz M. Kemal’in mal varlığından açılsa, muhataplarımızın kendinden gayet emin bir eda ve gurur ile; “ama ölürken millete verdi” diyerek kükrediklerine şahit oluruz. Ancak biz buna karşılık; “ne yani mezara mı götürecekti” şeklinde bir sual tevcih ederek mantıksızlık çukurunda debelenen bu zevatın üzerine toprak atıp gömmek niyetinde değiliz. Bilakis meseleyi temelinden ele alıp resmi tarihin en karanlık köşesine yarasalar gibi hapsolmuş bu cahillerin rutubetli mahzenine belgeler ışığında dalacağız… Hedefimiz sükunetle delilleri tek tek gözlerinin önüne serip bu şaşkınları hakikat güneşiyle tanıştırmak, aydınlatmak ve hürriyetlerine kavuşturmaktır.

Bazılarına biraz garip gelecek ama dillere pelesenk edilen bu iddianın aslı çok farklıdır. Hem doğru olsa dahi aklı başında bir insanın meseleye yaklaşım tarzı böyle olmamalıdır. Mal varlığını “ne yaptığı”ndan ziyade, “nasıl elde ettiği”nin sorulması sorgulanması icab ederdi. Biz bunun cevabını başka bir yazıda verdiğimiz için burada tekrar etme lüzumu duymadık.[1]

Bu yazıda M. Kemal’in sahip olduğu mal varlığını akraba ve yakınlarına, hatta kurucusu olduğu CHP’ye bağışladığını belgelerle ispat edeceğiz.

Evvela M. Kemal’in 5 Eylül 1938 günü yazdığı vasiyetnamesini görelim:

“Dolmabahçe 5 Eylül 1938 Pazartesi.
Mâlik olduğum bütün nukut (nakit para) ve hisse senetleri ile Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisine atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum;

1- Nukut ve hisse senetleri şimdiki gibi Iş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.
2- Her seneki nemadan bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça yaşadıkları müddetçe Makbule‘ye ayda bin, Âfete 800, Sabiha Gökçen’e 600, Ülküye 200 lira ve Rukiye ile Nebile‘ye şimdiki yüzer lira verilecektir.
3- S. Gökçen’e bir ev de alınacaktır ayrıca para verilecektir.
4- Makbule‘nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.
5- Ismet Inönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.
6- Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya Türk Tarih ve Dil kurumlarına tahsis edilecektir.
K. Atatürk”[2]

*

[2] no’lu dipnotta sırasıyla verilen Vasiyetname, Zabıt Varakası ve Vasiyetin Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesi Tutanağı…

***

Vasiyetname gazetede de neşredildi:

*

M. Kemal’in Vasiyetnamesi 29 Kasım 1938 tarihli Ulus gazetesinde böyle duyuruldu…

***

*

Ankara Sulh Hakimi vasiyetnameyi açarken…

***

Buna göre M. Kemal;

  • Bütün parasını,
  • Bütün hisse senetlerini,
  • Çankaya’daki menkullerini yani taşınır mallarını,
  • Çankaya’daki gayrimenkullerini yani taşınmaz mallarını “CHP”ye bırakmıştır.

M. Kemal’in CHP’ye bıraktığı para ve hisse senetleri Iş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.

Her seneki nemadan (faiz/kâr) ;

  • Kız kardeşi Makbule’ye 1000 TL
  • “Manevi kızı” Afet’e 800 TL
  • Manevi kızı Sabiha Gökçen’e 600 TL
  • Manevi kızı küçük Ülkü’ye 200 TL
  • Manevi kızları Rukiye ile Nebile’ye 100’er TL verilecektir.
  • Ismet Inönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.
  • Nemadan kalan miktar yarı yarıya Türk Tarih ve Dil kurumlarına tahsis edilecektir.

*

***

*

M. Kemal’in “vasiyetnamesine istinaden” akraba ve yakınlarına verilen maaş ve mülkler:

*

***

*

Hanımlara bağlanan aylıkların neden farklı olduğu hususunda şöyle bir yorum yapılabilir;

Makbule Hanım kız kardeşi olması hasebiyle 1000 TL ile en yüksek aylığı almıştır ve bu gayet tabiidir.
Manevi kızlardan Rukiye ile Nebile‘ye “evlendikleri için” sadece sembolik olarak 100’er TL verilmesi de gayet makul karşılanabilir.

Ülkü‘nün o sırada henüz 6 yaşında olmasından ve pek bir masrafı bulunmamasından dolayı hissesine 200 TL düşmesi de akla uygundur.

Buraya kadar hepsi mantıklı bir sebebe bağlanabilir. Fakat “manevi kızı” Afet‘in niçin aralarında pek bir yaş farkı bulunmamasına ve ikisi de meslek sahibi ve bekar olmasına rağmen Sabiha Gökçen‘den 200 TL fazla aylık aldığını ise izah etmek güçtür. Demek ikisi de “manevi evlat” olmalarına rağmen M. Kemal’in gönlünde Afet’in yeri ayrıydı… Sanırım bu bahisle alakalı daha fazla söze hacet yoktur.

*

Manevi evlatlardan Sabiha Gökçen ile Nebile’ye ve küçük Ülkü adına babası Tahsin Çukurluoğlu’na ödenen aylıklara ait belgeler…

***

Vasiyetnamede geçen ve hanımlara verilen miktarlar belki az görülebilir fakat toplamı 2800 TL eder. O dönem ortalama memur maaşları 40 TL civarındaydı, fakat biz buna 50 TL diyelim. 50 TL’den hesaplandığında bile tam 56 memur maaşına tekabül eder ve bu maaşlar senelerce ödenmiştir.

Mesela 1.12.1938 tarihinden sadece 31.12.1950 tarihine kadar ödenen meblağların kısa bir hesabını yapalım:

Kız kardeşi Makbule’ye 144 bin,
“Manevi kızları” Afet’e 116 bin,
Sabiha Gökçen’e 87 bin,
Ülkü’ye 29 bin,
Rukiye’ye 14 bin 500,
Erken yaşta vefat eden Nebile‘ye vefat tarihine kadar 5100 lira ödeme yapılmıştır.

Toplamda 395 bin 600 TL yapar ve 7912 memur maaşına tekabül eder.

Bu rakamlar sadece 31.12.1950 tarihine kadar olan kısmı göstermektedir. Mesela Afet Hanım 1985 senesinde, Sabiha Gökçen ise 2001 senesinde vefat ettiler. Dolayısıyla bu rakamlar 4-5 misli artmaktadır.

M. Kemal’in kendisine tahsis ettiği Ankara’daki Camlı Köşk‘te oturmak yerine Istanbul’da kiralık bir apartman dairesinde yaşamayı tercih eden “Kız kardeş” Makbule Hanım, CHP’ye gönderdiği 7 Eylül 1947 tarihli mektubunda, kocasından boşandığını, kendisine ödenen aylığın artık kirasına, şoför ve hizmetçi masraflarına yetmediğini yazmış ve eğer mümkünse tahsisatın artırılmasını talep etmiştir.[3]

*

Makbule Hanım’ın [3] no’lu dipnotta sözü edilen mektubu: M. Kemal’in vasiyeti mucibince her ay ödenmekte olan aylık, “şoför ve hizmetçi masraflarına” yetmiyor…

***

CHP’nin bir hafta sonra gönderdiği cevapta, “her ay verilmekte olan bin lira”lık ödeneğin “vasiyetnameye dayanmakta” olduğu ve “bu ödeneğin çoğaltılmasına Partinin yetkili olmadığı” derin saygıyla arzediliyordu.[4] Bunun üzerine Makbule Hanım Aralık 1947’de CHP’ye bir mektup daha gönderir. Mektubunda; “ağabeyimin bu aziz vatana yaptığı hizmetler itibara alınarak, bu ‘aciz’ halimde bana vatan hidemat (hizmeti) tertibinden bir geçim aylığı tahsisini isterim” diyordu.[5]

Işini garantiye almak ve talebinin geçiştirilmesine mani olmak gayesiyle olsa gerek, dilekçenin sonuna şu notu düşme lüzumu duymuştu; “Bu istidamın (dilekçemin) birer sureti: Cumhurbaşkanlığına, Meclis başkanlığına, Başbakanlığa, Halk partisi sekreterliğine, Demokrat parti başkanlığına gönderilmiştir.”

*

Makbule Hanım’ın [5] no’lu dipnotta sözü edilen ikinci mektubu: “aciz” halimde bana bir geçim aylığı tahsisini isterim…”

***

Bu mektubu okurken, nedense aklıma M. Kemal’in Sofya’da Ataşemiliter iken Istanbul’a gönderdiği ve para talebinde bulunduğu mektuplar geldi… Her neyse…

Makbule Hanım dilekçesinde “aciz” bir halde olduğunu bildirirken, o sırada altında 60.000 lira kıymetinde bir otomobili ve yüz binlerce lira kıymetinde mücevheratı bulunuyordu. Prof. Dr. Erhan Afyoncu ve Coşkun Yılmaz’ın editörlüğünde hazırlanan “Cumhuriyet Istanbulunda Otomobil” adlı eserden okuyalım:

“Makbule Hanım 1956 yılında öldüğünde mirası içerisinde yüz binlerce lira değerindeki mücevheratın yanında, 60.000 lira değerindeki otomobil de bulunuyordu.”[6]

“60 bin liralık otomobil” sanki biraz abartılmış bir bilgi gibi duruyor fakat Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun tasdikinden geçtiğine göre ve araştırma sahamızın haricinde olması hasebiyle bu hususta bize söz düşmez. Fakat yüz binlerce lira değerindeki mücevherat meselesine küçük bir katkıda bulunabilirim. Bir ara Adalet Bakanlığı da yapmış olan CHP Milletvekili Hilmi Uran şöyle bir hatırasını anlatır:

“Inönü bize bir sigaralık getirdi gösterdi ve onu Fikret Sılay’a vererek partide muhafaza edilmesini tembih etti. Bu, som altından yapılmış uzunca bir sigaralıktı; üzerinde de Atatürk merhumun isminin ilk harfleri kazılıydı. Sigaralığın hikayesi de şöyleydi: Bu sigaralık, Atatürk’ün terekesi arasında hemşiresi Makbule Atadan’a intikal etmişmiş. Makbule Atadan da sigaralığı götürüp bir kuyumcuya satmışmış. Fakat kuyumcu, sigaralığın maddi olduğu kadar, Atatürk’e aidiyeti hasebiyle, manevi kıymeti de olduğunu düşünerek, bunun herhangi bir ele geçmesini istememiş ve götürmüş onu Yeni Istanbul gazetesi sahibi Habip Edip Törehan’a satmış, Habip Bey de, Atatürk’ün en yakın arkadaşı olmak haysiyetiyle kendisinden ziyade Inönü’de kalmasının yakışık alacağını düşünerek, sigaralığı getirmiş Inönü’ye takdim etmiş.”[7]

Buna rağmen “Atatürk’ün Kızkardeşi Makbule Atadan’a vatani hizmet tertibinden aylık bağlanması hakkında kanun tasarısı” 16 Şubat 1948 günü Meclis’te görüşülmeye başlandı.

Bu gerçeklerden haberdar olduğu anlaşılan Eskişehir Milletvekili Emin Sazak, Makbule Hanım’ın talebine şüpheci yaklaşmış ve şu imalı sualleri sormaktan kendini alamamıştır:

“Makbule hanıma ait burada bir köşk vardı. Duruyor mu? (…) bu maaş hakikaten ihtiyaç karşısında istendi ise zannederim ki, reddedecek bir arkadaş yoktur. Fakat benim bildiğim, Atatürk’ün millete bağışladığından başka birtakım metrukatı (mirası) vardır. Altın kalemden elbiseye kadar, çok şeyler, antika şeyler, bu hanıma kalmıştır. Sonra bazı yerlerde mesela Konya’da, Trabzon’da evleri vardı, köşkleri vardı. Bunları acaba bilabedel (bedelsiz) bu hanım Devlete terketti mi? Metrukatını falan da mı terketti? Kalem ve emsali gibi antika şeyler vardı, bunlar ne oldu? Bu hususta biraz izahat verirlerse çok iyi olur, buradaki köşkü mühimdir, bugün satılsa 100-150 bin lira eder. Izah etsinler de yerinde bir şeyse para vermekten çekinecek kimse yoktur.”[8]

*

[8] no’lu dipnot ile ilgili… Emin Sazak’ın konuşması Meclis tutanağına böyle geçti…

***

Yapılan oylamada tasarıyı 197 Milletvekilinden 173’ü kabul etmiş, 20’si reddetmiş, 4’ü de çekimser oy kullanmıştır. Bu haliyle muamele tamam olmadığı gerekçesiyle bir sonraki içtimada tekrar oya konmasına karar verilmiştir.[9]

*

[9] no’lu dipnot ile ilgili Meclis tutanağı…

***

18 Şubat 1948 günü yapılan ikinci oylamada, 227 Milletvekilinden 197’si kabul etmiş, 26’si reddetmiş, yine 4 milletvekili çekimser oy kullanmıştır.[10]

*

[10] no’lu dipnot ile ilgili Meclis tutanağı…

***

CHP iktidarı olmasına rağmen 30 kişinin kabul oyu vermemiş olması aslında Makbule Hanım’a ve-veya M. Kemal’in o korkunç mal varlığına bir tepki olarak da değerlendirilebilir. Hakikaten seneler sonra New York’tan Dr. Jale Düvenci isimli bir okuyucu tarafından “Akis” dergisine gönderilen bir mektupta bu rahatsızlığın şöyle ifade edildiği görülecektir; “Makbule Atadan’ın birkaç milyona varan servetinin, ölümünden sonra mirasçıları arasında mesele çıkmasına sebep olduğunu son gelen gazetelerden öğrendim. Bu durumu, rahmetlinin, bundan üç dört sene evvel, gelirinin masraflarını karşılıyamadığını bildirerek B.M.M.’ne (Meclis’e) maaşının arttırılması için yaptığı müracaatla kabili telif (uygun) bulmuyorum (bağdaştıramıyorum).”[11]

*

M. Kemal ve sağında kız kardeşi Makbule Hanım… Solunda “Manevi kızı” Afet ve küçük Ülkü…

***

Makbule Hanım’ın 1952’de bir otomobil daha satın almak için temaslarda bulunduğu arşiv belgelerine yansımıştır. Yine Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun editörlüğünde hazırlanan eserde nakledilen belgelere göre; “Istenilen araç, 1952 model Buick Süper Limuzin olup 4 kapılı, radyolu, kaloriferli ve deri koltuklu” idi… ABD’den sipariş edilecekti. “Aciz” haldeki Makbule Hanım’ın isteği Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’nün Genel Katibi Nurullah Ihsan Tolon tarafından 6 Mart 1952 tarihli yazı ile Washington Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin’e bildirildi.”[12] Ancak otomobilin alınıp alınmadığı ile ilgili bir bilgiye sahip değiliz.

Makbule Hanım ile alakalı sorunlar saymakla ve yazmakla bitmez. Kime çekmiş acaba diye sorasım gelmiyor değil hani!.. Ağabeyi M. Kemal’den kendisine intikal eden Dörtyol’daki portakal bahçesinin kirası ile yanan evin sigorta bedelinden dolayı Ziraat Bakanlığı’na bağlı “Devlet Ziraat Işletmeleri Kurumu” aleyhine 67 bin 920 liralık dava açmış, ancak davanın sulh yolu ile halli uygun olacağı anlaşıldığından davanın takibinden vazgeçilmiştir.[13]

*

[13] no’lu dipnot ile ilgili… M. Kemal’in kız kardeşi Makbule Hanım tarafından Ziraat Bakanlığı’na bağlı “Devlet Ziraat Işletmeleri Kurumu” aleyhine 67 bin 920 liralık dava açıldığını gösteren belgeler…

***

Makbule Hanım’a ağabeyinden kalan 1000 lira maaş, artı “vatanı hizmet tertibinden” de bir 1000 lira aylık bağlanırken, Menemen‘de katledilen ve kemalistlerce 90 senedir istismar edilen yedek subay Kubilay’ın annesine vatani hizmet tertibinden kaç lira aylık bağlandığını biliyor musunuz?

30 TL’cik. Evet! Yanlış okumadınız; “Otuz” lira![14]

*

[14] no’lu dipnot ile ilgili… Kubilay’ın annesine vatani hizmet tertibinden 30 TL’cik aylık bağlandığını gösteren Resmi Gazete’nin ilgili nüshası…

***

Burada bir parantez açalım ve Kubilay’ın annesine 30 TL aylık bağlandığı senelerde M. Kemal’in “kumar” masalarında kaç lira kaybettiğine kısaca bir göz atalım;

30.11.1929 tarihinde: Poker’de 73 TL (Bir gecede Kubilay’ın annesine verilen 2 aylık maaştan fazlası kaybediyor)
03.12.1929: Bilardo’da 5 TL
20.12.1929: Poker 10 TL
26.12.1929: Poker 25 TL
19.01.1930: Poker 10 TL
24.01.1930: Poker 25 TL
05.02.1930: Poker 20 TL
09.02.1930: Poker 27 TL
19.10.1931: Anadolu Kulübü’nde yemeğe 8,05 TL, Poker kağıtlarına 18 TL.[15]

Parantezi kapatıp devam edelim…

Diğer hanımların Makbule’den geri kalır yanı yoktu! Manevi evlat Sabiha Gökçen 1957 senesinde Iş Bankası’na müracaat ederek 1938’den beri hayat şartlarının değiştiğine, bundan dolayı aldığı 600 lira aylıkla geçinemediğine ve bunun artırılması lazım geldiğine dair bir yazı gönderir. Mesele Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına havale edilir. Bu müracaat üzerine 1.1.1957 tarihinden itibaren “manevi evlatlardan” ;

Afet’in maaşı 1600,
Sabiha’nın 1200,
Ülkü’nün 400,
Rukiye’nin ise 200 liraya çıkarılmıştır.[16]

Nebile ile Makbule hanımlar bu tarihten evvel vefat etmişlerdi.

O sırada Edirne Müdafii Şükrü Paşa’nın hanımına vatani hizmet tertibinden yalnızca 200 lira aylık bağlanmıştı.[17]

Balkan, Birinci Dünya ve Istiklal Harb’lerinde fevkalade hizmetleri olan Kara Salih Çavuş’a vatani hizmet tertibinden yalnızca 175 lira maaş tahsis edilmişti.[18]

*

[17] ve [18] no’lu dipnot ile ilgili… Edirne Müdafii Şükrü Paşa’nın hanımına 200 lira, Kara Salih Çavuş’a 175 lira aylık bağlandığını gösteren Resmi Gazete’nin ilgili nüshası…

***

O senelerde Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne bağlı okul ve kurumlarda lise ve ortaokul öğretmen ve memurlarına sadece 30 TL’den 100 TL arasında değişen maaşlar veriliyordu. Bazı öğretmenler 30-40 liralık maaşlarla geçinmek mecburiyetinde kalırken, bu hanımlar 20-30 misli aylıklar ile geçinemediklerinden yakınıyorlardı.[19]

*

[19] no’lu dipnot ile ilgili… Lise ve ortaokul öğretmen ve memurlarına sadece 30 TL’den 100 TL arasında değişen maaşlar verildiğini gösteren Resmi Gazete’nin ilgili nüshası…

***

“Halkçı” geçinen zevatın halk ile arasındaki maaş uçurumu yetmiyormuş gibi, Vasiyetnamenin 3’üncü maddesine uygun olarak Sabiha Gökçen’e Ankara’da Kazım Özalp caddesinde bulunan 35 bin lira kıymetinde bir ev satın alındı.[20] Yani 700 memur maaşına.

M. Kemal daha hayatta iken manevi evladı Rukiye için Yenişehir’de bir ev yaptırmıştı. Her ne kadar Falih Rıfkı Atay 1952’de Dünya gazetesinde tefrika ettiği ve 1958’de “Çankaya” ismiyle neşrettiği hatıralarında; “Atatürk’ün ‘yakınlarından biri’ için yaptıracağı bir ev projesi” diyerek isim vermemiş olsa da, daha sonra ilavelerle yeniden yayınladığı hatıralarında, o “yakını” dediği kişinin Rukiye olduğunu açıklamıştır:

“Bir gün Avusturya’lı mütehassıs Örley bana geldi. Atatürk’ün Yenişehir’de Bayan Rukiye için yaptıracağı evin planını tasdik ettiğini söyledikten sonra…”[21]

Nebile’ye ise bir apartman, çok sayıda mücevher ve eşya verdiğini dostu Hüsrev Gerede şöyle anlatır:

“Afet’in Nebile’yi çok kıskandığı bir gerçektir. Bunun etkisiyle Nebile’yi evlendirmek zorunda kalmıştır. Ona Maçka’da ufak bir apartman, çok sayıda mücevher ve eşya vermiştir.”[22]

Küçük Ülkü’nün de büyüyünce tatmin edildiğini belgelerden öğreniyoruz… Ülkü, CHP başkanlığına yazdığı 2 Eylül 1949 tarihli mektubunda, maaşı yetmediği için tahsilini bıraktığını ve Üsteğmen rütbesinde bir subayla evlenmek üzere olduğunu, maaşının arttırılmasını ve Büyük Atasının kızına layık bir şekilde evlenebilmesi için düğün ve çeyiz masrafı olmak üzere münasip görülen bir miktar paranın verilmesini “üstün saygı ve hörmetleri”yle rica ediyordu.

Bunun üzerine Iş Bankası’na gönderilen 10 Kasım 1949 tarihli bir yazıyla Ülkü’ye verilmek üzere CHP Mutemet vekili Ihsan Erbaskın’a 6000 lira ödenmesi bildirildi.[23]

*

Ülkü’ye verilen 6000 lira ile ilgili [23] no’lu dipnotta bahsi edilen belgeler…

***

Bundan başka Milli Mücadele döneminde birlikte yaşadığı ve fakat zaferden sonra varlıklı Latife Hanım’ı görünce ve hastalığını da bahane ederek tedavi için Avrupa’ya gönderdiği Fikriye Hanım’a, “kapağında kendisine benzeyen bir hanımın resmi olan altın ve mineli kolye şeklinde bir saat” almıştır. Bu saat daha sonra Sabiha Gökçen’e geçmiş, ondan da kaynak gösterdiğimiz kitabın yazarı kemalist Eriş Ülger’e miras kalmıştır.[24]

*

[24] no’lu dipnotta sözü edilen altın ve mineli kolye şeklindeki saat…

***

Tabii ki Fikriye Hanım’ın Avrupa’ya gidip tedavi olması bedava değildi. M. Kemal Fikriye’nin yanında gönderdiği refakat subayı Mahmut (Soydan)’a şu talimatı vermişti:

“Istanbul’dan birlikte Marsilya’ya gideceksiniz, oradan da Paris’e. Birkaç gün orada kalmanız gerekecek. Sonra da trenle Strasburg üzerinden Münih’e geçeceksiniz. Yol ve orada yaşamanız için gereken paraları özel kalem müdürü Hayati Bey sana verecek. Paraca hiçbir sıkıntınız olmayacak.”[25]

Ancak M. Kemal’in Latife Hanım ile evlendiğini öğrenen Fikriye Hanım aylar sonra Ankara’ya dönmek üzere yola çıkar. Bunu haber alan M. Kemal’in Adnan (Adıvar)’a gönderdiği 6 Mart 1923 tarihli telgrafında da Fikriye’ye “gereği kadar para” verildiği yazılıdır:

“Adnan Beyefendi’ye
Fikriye Hanım’ı tedavi için Almanya’ya göndermiştim. Benden izin almadan neden ötürü Istanbul’a gelmiştir? Kesinlikle Ankara’ya gelmesine izin veremem. Kendisine gereği kadar para vermiştim. Orada otursun ve bana açıklama yapsın. Benden izin almadan hareketine müsaade olunmamak için gerekenlere emir buyurmanızı ve bildirmenizi rica ederim.
Gazi M. Kemal”[26]

*

[26] no’lu dipnotta sözü edilen telgraf… Fikriye Hanım’a gereği kadar para verildiğine dair…

***

M. Kemal’in Fikriye Hanım’a para verip Avrupa’ya tedaviye göndermesi isabetli bir karardı. Onu bundan dolayı kınayacak değiliz. Tam tersine, alakadar olmasaydı tenkid ederdik. Zira Fikriye Hanım her ne sebeple olursa olsun Milli Mücadele günlerinde karargahtaki askerin yırtığını diken, çorabını yamayan, çamaşırlarını yıkayan ve her yardımına koşan bir kadındı.[27]

Fakat M. Kemal bununla yetinmedi ve Fikriye’ye Istanbul’da bir ev almaya kalktı.[28] Işte o evin “hangi parayla” alınmak istendiğini sormak en tabii hakkımızdır.

*

***

*

M. Kemal’in “vasiyetnamesine istinaden” CHP’ye geçen “para ve hisse” senetleri:

*

***

*

Peki M. Kemal’in CHP’ye bıraktığı para ve hisse senetleri ne kadardı ve kaç memur maaşı yapıyordu? O dönem ortalama memur maaşları 40 TL civarındaydı, fakat biz buna 50 TL diyelim. Bütün rakamların karşısına parantez içinde kaç memur maaşı yaptığı gösterilecektir.

M. Kemal’in ölümünden sonra Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesi Iş Bankası’ndan M. Kemal’in bankada “mevcut bütün nukut (nakitleri, paraları) ve hisse senetlerinin” bildirilmesini istemiştir. Bunun üzerine mahkemeye verilen cevabı Umum Müdür Muammer Eriş idare meclisinde üyelerin bilgisine sunmuştur. Buna göre, M. Kemal’in ölümünde Iş Bankası’ndaki nakit ve hisse senedi varlığı aşağıdaki gibiydi[29] :

“A. Nukut Hesaplarının Bakiyeleri:

  • 2 Nolu Hesap Bakiyesi: 1.446.872,03 ancak intikal eden miras: 1.435.339,67 TL (28 bin 707 memur maaşı)
  • 4 Nolu Hesap Bakiyesi: 53.453,18 TL (1069 memur maaşı)
  • 649 Nolu Tekaütlük Hesabı: 19.556,80 TL (391 memur maaşı)

B. Esham (Hisseler) ve Tahvilat Mevcudu:

a. Iş Bankası Hisse Senetleri:

  • Nama muharrer: 62.900 hisse (her biri 10 TL itibari kıymette: 629 bin TL) (12 bin 580 memur maaşı)
  • Hamiline ait: 56.225 hisse (her biri 10 TL itibari kıymette: 562 bin 250 TL) (11 bin 245 memur maaşı)
  • Müessis hisse senedi: 569 adet.

b. Zonguldak Maden Kömür Işleri T.A.Ş.’nin hisse senetleri:

  • Nama muharrer: 12.750 hisse (her biri 10 TL itibari kıymette: 127 bin 500 TL) (2550 memur maaşı)
  • Hamiline ait: 12.250 hisse (her biri 10 lira itibari kıymette: 122 bin 500 TL) (2450 memur maaşı)
  • Müessis hisse senedi: 125 adet.”

“Müessis hisse” senetleri hariç diğer adi hisse senetleri ve nakit paranın toplamı: 2 milyon 949 bin 599 lira 65 kuruş yapıyordu. Yani 50 TL’den: “58 bin 991” memur maaşı. Korkunç rakam… Işte bu para CHP‘ye bağışlandı, “Millet”e değil!.. M. Kemal bu kadar parayı nasıl “kazandı” diye sormak da hakkımızdır.

*

M. Kemal’in Iş Bankası’ndaki 2 numaralı hesabının ölümünden sonra 30 Haziran 1939’daki durumu…

***

[29] no’lu dipnot ile ilgili… M. Kemal’in vefat tarihinde bankada mevcut bütün nakit parası, hisse senetleri ve tahvillerini gösterir Meclis tutanağı…

***

Ayrıca hayatta iken Ismet Inönü’ye de para veriyordu, öylesine… Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak onun bu emrini şöyle nakleder; “Şimdi Iş Bankası’na ayrı ayrı iki tezkere yaz. Bugünden itibaren her ay Ismet Paşaya maaş hesabımdan verilmekte olan 2000 lirayı 3000 lira olarak ödesinler.”[30] Her ne kadar Inönü tuttuğu “Not Defteri”ne; “Bana en çok ıstırap veren şey para yardımı idi. Bunu senelerce istemedim”[31] diye yazmış olsa da, M. Kemal’in Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak, hatıralarında; “Iş Bankası’ndan aldığım son hesaba göre gerek Inönü, gerek Saydam kendilerine tahsis edilen yardımın Kasım 1938 ayına ait olanını da tahsil etmişlerdir”[32] diyerek adeta Inönü’yü ifşa eder. Yani Inönü, “istemedim” dediği parayı M. Kemal’in ölümüne kadar almıştır.

Bu meblağ toplam 365 bin 150 TL idi…[33] Eder 7303 memur maaşı.

Peki neden?

Kemalist Sina Akşin’in değerlendirmesi şöyledir; “Atatürk’ün neden Inönü’ye cebinden aylık bağladığına gelince, ben bunu kilit bir devlet adamının yüzde yüz sadakatini sağlamak için devrimci bir güvenlik önlemi olarak değerlendiriyorum.”[34]

Bunun adını siz koyun…

*

***

*

M. Kemal’in “vasiyetnamesine istinaden” CHP’ye geçen Çankaya’daki “menkul ve gayrimenkul”ler:

*

***

*

M. Kemal’in vasiyetnamesine istinaden CHP’ye intikal edenler sadece bu korkunç meblağ ile sınırlı değildi. Burada listelenenler sadece “nukut (nakit para) ve hisse senetleri”ydi. Vasiyetin devamında şöyle yazıyordu: “Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisine atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum…”

Şimdi de vasiyetnameye istinaden CHP’ye geçen Çankaya’daki menkul ve gayrimenkulleri listeleyelim:

1- Çankaya’da bir “Bağ”
2- Çankaya’da “Reisicumhur Yüksek Makamına mahsus eski yeni köşk ve müştemilatını havi (içeren) bahçe ve bağ içerisindeki 6 parça bina Devlet tarafından inşa edilmiştir.”
3- Çankaya’da “Bahçeli kagir köşk.”
4- Çankaya’da “Tarla” (Müfrez).
5- Çankaya’da “Bağın 84480 hissede 6996 hissesi.”
6- Çankaya’da “Kulubesi olan tarla.”
7- Çankaya’da “Iki kulubesi olan tarla.”

Bu liste, 15 Aralık 1950 günü Meclis’te verilen bir soru önergesi üzerine Adalet Bakanı Halil Özyörük‘ün resmi belgelere dayanarak yaptığı konuşmasının tutanağından alınmıştır.[35]

*

[35] dipnotta listelenen ve M. Kemal’in vasiyetnamesine istinaden CHP’ye geçen Çankaya’daki menkul ve gayrimenkulleri gösterir Meclis tutanağı ve altında resmi Arşiv belgesi…

***

M. Kemal 11 Mayıs 1938 günü yani 5 Eylül 1938’de yazdığı yukarıdaki vasiyetnamesinden 4 ay evvel ve ondan bağımsız olarak CHP’ye şu malları da terk etmiştir:

1- Ankara Fevzipaşa Mahallesinde bulunan “Hakimiyet-i Milliye (Ulus) gazetesinin Matbaası.”
2- Ankara Fevzipaşa Mahallesinde bir “Arsa.” (Iş Bankası lehine 198717 liralık ipotekle birlikte)[36]

*

[36] no’lu dipnot ile ilgili… Ulus Gazetesi: M. Kemal’in vasiyetnamesinden bağımsız olarak CHP‘ye bağışladığı mülkler…

***

Aynı gün Ankara’daki (H)ipodrom ve Stadyum civarında bulunan 4 parça arazi ile çarşı içindeki bir oteli ve otelin altındaki 6 adet dükkanı da Ankara Belediyesine bıraktığı dönemin gazetelerinde bile görülmektedir.[37] Hükümet caddesinde Hanardı sokağına tesadüf eden ve altında 6 dükkanı bulunan binanın kıymeti 70800 lira idi. Hipodrom civarındaki arazi ise 449812,50 metre kare büyüklüğündeydi.[38]

*

[37] no’lu dipnot ile ilgili… Ulus Gazetesi: M. Kemal’in Ankara belediyesine bağışladığı gayrimenkuller…

***

[36] ve [37] no’lu dipnotlar ile ilgili… Meclis tutanağı: M. Kemal’in vasiyetnamesinden bağımsız olarak Ankara belediyesine, CHP‘ye ve az aşağıda da görüleceği üzere bazı şahıslara bağışladığı mülkler…

***

Vasiyetnamede de görüldüğü üzere M. Kemal’in CHP’ye bıraktığı mülkler arasında “Çankaya Köşkü” de bulunmaktadır. Halbuki 31 Mayıs 1921 tarihli Hakimiyet-i Milliye’ye yani kendi gazetesine bakılacak olunursa şayet, M. Kemal’in bu köşkü “Milli Orduya” bağışladığı görülecektir. Fakat tapu devri yapılmamıştır. Böylelikle M. Kemal’in 1921‘de “Milli Orduya bağışlıyorum” dediği köşkü 1938’de CHP’ye bıraktığı ortaya çıkmış oldu.

“Milli Orduya Teberru (bağış)” başlıklı haberi buraya alıyorum:

“M. Kemal Paşa Hazretleri, Ankaralılar’ın kendilerine hediye ettikleri köşkü Milli Ordu’ya terk ve teberru buyurmuşlardır. Ankara ahalisi Çankaya’da kain köşkü sahibinden bi’l-mübayaa (satın alarak) teferruat ve müştemilatiyle beraber Büyük Millet Meclisi Reisi M. Kemal Paşa Hazretleri’ne hediye etmişlerdir. Paşa Hazretleri bu hediyeyi vatanı müdafaa eden Milli Ordu’ya terk ve teberru eylemeyi münasip görmüşler ve keyfiyet-i teberru (bağışı işini) dün Müdafaa-i Milliye Vekaleti’ne (Milli Savunma Bakanlığı’na) bildirdikleri gibi ordu namına teberru ve intikal muamelesi yapılmak üzere köşkün dört kıt’a sened-i hakanisi (tapusunu) da Maliye Vekaleti’ne irsal eylemişlerdir (göndermişlerdir).[39]

*

[39] no’lu dipnotta bahsi edilen haberin küpürü…

***

Ancak gazeteci Murat Bardakçı devir işlemlerinin gerçekleşmediğini tespit etmiş ve şunları yazmıştır:

“Sebebini bilmiyoruz ama, haberde sözü edilen tapu devirleri yapılmadı ve Çankaya, M. Kemal Paşa’nın özel mülkü olarak kaldı. Paşa sonraki senelerde köşkün arazisine komşu olan daha başka arazileri de sahiplerinden satın alıp mekanı daha da genişletmişti. Atatürk, 5 Eylül 1938’de elyazısı ile yazıp notere verdiği vasiyetnamesinin hemen ilk cümlesine ‘…Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi (mülklerimi) …Cumhuriyet Halk Partisi’ne terk ve vasiyet ediyorum’ diyor, yani Çankaya’daki eski ve yeni köşkü, yaverler dairesini ve binaları etrafındaki geniş araziyi kurucusu olduğu partiye bırakıyordu. Ankara Üçüncü Sulh Mahkemesi, Atatürk’ün vefatının ardından vasiyetnameyi onayladı; kararı 31 Mart 1939’da Yargıtay’ın da tasdik etmesi üzerine vasiyet kesinleşti ve Çankaya CHP’nin mülkü oldu. Parti, Atatürk’ün kızkardeşi Makbule Hanım’a bıraktığı Camlı Köşk’ün intifa hakkını da sonraki senelerde Makbule Hanım’dan satın alıp sahip olduğu araziyi genişletti. Ve, Cumhuriyet Halk Partisi, Çankaya’yı Atatürk’ün vefatından 11 sene sonra, 24 Ekim 1949’da nakit 1 milyon 772 bin 260 lira 50 kuruş karşılığında devlete sattı. Parti, o sırada tek başına iktidarda idi…”[40]

Camlı Köşk demişken…

*

Makbule Hanım, kendisine ağabeyi M. Kemal’den intikal eden Ankara’daki Camlı Köşk’te ücretsiz oturmak yerine Istanbul’da kira ödemeyi tercih etti. Bu köşkün tamirine ait keşif evrakından birkaçı… (1943)

***

Yani halk Çankaya köşkünü sahibinden satın alıp M. Kemal’e bağışlıyor. M. Kemal de 1921’de “Milli Orduya bağışlıyorum” dediği halde 1938’de CHP’ye bırakıyor. CHP de burayı 1949’da yani çok partili hayata geçilip de iktidarı kaybedeceğini farkedince alelacele 1 milyon 772 bin 260 lira 50 kuruş karşılığında devlete satıyor.

“Alelacele” diyoruz zira aynı köşkü bir sene evvel 2 milyon TL’ye satmak istiyordu. Bu haberi 28 Aralık 1948 tarihli Vatan gazetesinde tespit eden Prof. Dr. Cemil Koçak konuyla ilgili şu bilgiyi veriyor:

“Vatan gazetesi, 1948 yılının son günlerinde ilginç bir haber yayınlıyordu. Habere göre, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün bulunduğu Çankaya’daki arsa, aslında CHP’ye aid bir gayri menkuldü. CHP, arsa için her yıl Maliye Bakanlığı’na gereken vergiyi ödüyordu ve arsayı Hazine’ye 2.000.000 (2 Milyon) TL’ye satmak istemişti.”[41]

Her ne kadar satan CHP ve alan da CHP’li Maliye Bakanlığı idiyse de bu işin o kadar kolay gerçekleşmediği anlaşılıyor. Zira arada söz konusu gayrimenkullerin “kıymetini takdir edecek olan heyet” vardı. Bu heyet ise CHP’den bağımsız ve Ankara defterdarlığı tarafından tayin edilen muhamminler (tahminci-bilirkişiler) arasından seçilecekti. Mevzuu bahis gayrimenkullerin hazineye satılması hususunda CHP tarafından yapılan ilk teklif 21.4.1948 tarihlidir.

Maliye bakanlığından Ankara defterdarlığına yazılan 27.11.1948 tarihli ve 16892 sayılı yazıda söz konusu gayrimenkul için kıymet takdir ettirilmesi istenmiştir. Ankara defterdarlığınca teşkil olunan bir heyet tarafından hazırlanan 13.12.1948 tarihli takdiri kıymet raporu 12332/5 sayılı yazı ile bakanlığa bildirilmiştir. Işte yukarıda Prof. Koçak’ın 28.12.1948 tarihli Vatan gazetesinden naklettiği haberde, CHP tarafının bu satıştan beklediği rakamın yansıtıldığı anlaşılmaktadır. Halbuki heyetin takdir ettiği bedel beklentilerin çok altındadır. Nitekim bu bedel CHP tarafından kabul edilmemiş ve Ankara Defterdarı’na telefon edilerek, “belediyeden” seçilecek muhamminlere (bilirkişilere) kıymet takdir ettirilmesi ve takdiri kıymet sırasında bir parti mümessilinin de bulundurulması için baskı yapılmıştır.

Gerisini Maliye Müfettişi Lütfü Kamu’nun hazırlayıp Maliye Bakanlığı’na arz ettiği rapordan okuyalım:

“Bunun üzerine belediyeden tayin olunan muhamminlere ikinci defa kıymet tespit ettirilmiştir. Belediye muhamminlerinin tespit ettikleri kıymet ilk defa yapılan tahmine nazaran 262.092 lira fazladır. Fakat kanun hükmüne göre muhammen bedeli tespit etmekte yegane salahiyetli merci olan komisyon halk partisinin (CHP’nin) talebiyle ikinci defa takdir olunan bu kıymetleri muhammen bedel olarak kabul etmemiş ve ilk defa yapılan tahmini değiştirmek için bir sebep bulunmadığına karar vermiştir. (CHP’li olan) Bakanlık bu kararı nazarı itibare almadığı gibi bu husustaki düşüncesini de salahiyetli daire olan Ankara defterdarlığına bildirmemiştir; bilakis aradan beş ay kadar bir zaman geçtikten sonra bu zamana kadar hiçbir muamele yapılmamış da satın alma işine yeniden başlanıyormuş gibi mevzubahis iki parça gayri menkul hakkında kıymet takdir ettirilmesi için 16/5/1949 tarihinde Ankara defterdarlığına yeni bir yazı göndermiştir. Bunun üzerine belediye muhamminleri (aynı şahıslar) üçüncü defa kıymet takdir etmiş ve evvelce tahmin ettikleri kıymetleri bu defa da kabul etmişlerdir. Bakanlıktan verilen diğer bir emirden sonra belediye muhamminlerince takdir olunan kıymetler salahiyetli komisyondan geçirilmiş ve evvelce muvafık görülmeyip reddedildiği halde bu defa muhammen bedel olarak kabul edilmiştir. Yalnız şu nokta ayrıca şayanı kayıtdır ki belediye muhamminlerinin takdir ettikleri kıymetleri haddi layıkda görmeyip reddeden komisyonun defterdardan başka diğer iki azası bu toplantıya iştirak etmemiş, yeni azalar gelmiş ve bu suretle karar istihsal edilmiştir. 2490 sayılı kanunun 15’inci maddesi hükmüne göre satın alınacak gayri menkullerin muhammen bedelini münasip göreceği şekillerle tayin etmek salahiyeti kanunun 28’inci maddesinde bahsolunan komisyonlara aittir. Komisyon muhammen bedeli tespit ettirerek haddi layık olarak kabul ettikten sonra, halk partisinin (CHP’nin) bu kıymetleri kabul etmeyip belediyece tayin olunacak muhamminlere yeniden kıymet tespit ettirmeyi istemesi kanunun hükmüne aykırıdır. Ancak pazarlık safhasında satıcı tahmin olunan bedelle malını satmaktan imtina edebilir, bu takdirde de hazinece istimlak yoluna müracaat olunurdu. (Bu da yapılmadı!) Ikinci ve üçüncü defa muhammen bedel tespit edilmesi kanun hükümlerine muhaliftir. (…) Bu vaziyet (CHP’li) maliye bakanlığından Ankara defterdarlığı üzerine yapılan tazyik (baskı) ve verilen emirler neticesi mevzuu bahis iki parça gayri menkulün 262.091 lira fazla bedelle satın alınmış olduğunu göstermekte, aynı muhamminlerin halk partisinden satın alınan diğer gayri menkuller için takdir ettiği kıymetlerin doğruluğu hakkında şüphe uyandırmaktadır. (…)
Satıcının o tarihteki iktidar partisi olması, satış tekliflerinin partice, özel olarak (CHP’li) maliye bakanlarının şahıslarına yapılması ve 1949 yılı bütçesine bu yerlerin halk partisinden satın alınması için hususi surette ödenek konulmuş bulunması, satın alma muamelesiyle maliye bakanlarının bizzat meşgul olduğunu göstermekte, bu işte bakanlıkta birinci derecede ilgili ve mesul memur olan milli Emlak genel müdürünün de bakanların isteklerine mani olamadığı, verilen emirleri icra ettiği anlaşılmaktadır.
Bu muamelede mevcut görülen suç 5677 sayılı 14/7/1950 tarihli af kanunun dairesi şumulüne girmektedir. (Dolayısıyla dava açılamıyor) (…) Aynı suretle 37 parsel numaralı arazinin şehir planına göre inşaat sahası haricinde kalan 115.571 metrekarelik kısmının da yine inşaat arsası olarak bir kıymeti mevcut değildir. Inşaat sahası dahilinde bulunan kısmında da hususi ikamete mahsus inşaata müsaade olunamayacağı imar müdürlüğünün yazısında bildirilmektedir. Buna göre gerek satış tarihinde, gerekse bu gün hususi şahıslar tarafından inşaat arsası olarak her hangi bir suretle kullanılması mümkün olmayan bu araziye lalettayin bir arsa gibi günün rayiç fiyatlarına göre kıymet takdir ettirilerek satın alınması doğru değildir. (…)
Diğer taraftan 37 parsel numaralı arazinin beher metrekaresine belediye muhamminleri tarafından 3,5 lira kıymet takdir olunurken, arazi üzerinde (meyveli, meyvesiz ağaçlar bulunduğu) nazarı dikkate alınarak kıymet konulmuştur. Halbuki bu arazi büyük millet meclisi saymanlık kayıtlarına göre 1930-1950 seneleri arasında 1.679.020 lirası inşaat, 598.482 lirası bahçe masrafı olarak hazineden sarfolunan 2.277.502 lira ile ağaçlandırılmış, yollar ve binalar yapılmak suretiyle imar olunmuştur. Hazineden yapılan masraflarla meydana gelen kıymet artışından sonra, bugünkü vaziyete göre muhammen satış bedeli takdir edilmesi doğru değildir.”[42]

*

[42] no’lu dipnot ile ilgili… Nakiller yaptığımız rapordan birkaç sayfa…

***

Neticede halk tarafından bağışlanan ve çoğu hazineden yani Millet’in kesesinden yapılan masraflarla meydana gelen gayrimenkuller mezkur raporda belirtilen yolsuzluklar sayesinde 27.10.1949’da CHP tarafından 1.772.260, 50 lira bedel mukabilinde Hazineye yani Millet’e satılmıştır.[43]

Kısacası Halk, Çankaya köşkünü M. Kemal’e veriyor, M. Kemal de orduya bağışlıyorum diyerek CHP’ye bırakıyor, CHP de halkın kesesinden yaptığı masraflarla burasını genişletiyor ve fakat Millet’in malını Devlet’e yani Millet’e tekrar iade etmek yerine satıyor. Bir de utanmadan “halkçılık” taslıyor. Oh ne ala memleket! Milleti soyup soğana çevirmişler…

*

[43] no’lu dipnot ile ilgili… Satıcı CHP Genel Başkanı Ismet Inönü, alıcı Cumhurbaşkanı Ismet Inönü…

***

O halde “Ama millete bağışladı” demek yerine “Milletin bağışladığını Millete sattılar” diye haykırmak icab eder.

*

***

*

M. Kemal tarafından başka şahıslara “vasiyetname harici” bağışlanan mülkler:

*

***

*

1- Kerim Kısaer’e Ankara Balgat’ta bir “Tarla.”
2- Manevi kızı Ülkü’ye Ankara Orman Çiftliği’nde “Bahçeli ev.”
3- Ismail Hakkı Tekçe’ye Ankara Orman Çiftliği’nde “Bahçe ve arazisi olan kargir ev.”[44]

*

[44] no’lu dipnot ile ilgili… Meclis tutanağı: M. Kemal’in vasiyetnamesinden bağımsız olarak Kerim Kısaer, Ismail Hakkı Tekçe ve Ülkü’ye bağışladığı mülkler…

***

Adı birçok cinayete karışan M. Kemal’in Muhafız Taburu Komutanı Ismail Hakkı Tekçe’ye yapılan bu bağış son derece düşündürücüdür. Ayrıca kendisine M. Kemal tarafından birçok değerli hediyeler de verilmiştir.[45]

Tekçe vefatından evvel hayatının bir kısmını Şişli’de bulunan ve “Atatürk”e ithafen “Atamın” adını verdiği apartmanında geçiriyordu.[46] Şişli gibi bir yerde koskoca bir apartmana nasıl sahip olmuştu? 1943’de “Tümgeneral” rütbesine terfi eden ve 1951’de emekli olduktan sonra aşağıdaki “Emekli Sandığı Belgesi”ne göre 700 TL emekli maaşı alan[47] bir kimse bu parayı nereden bulmuş olabilir?

*

[47] no’lu dipnotta bahsi edilen Ismail Hakkı Tekçe’ye ait Emekli Sandığı Belgesi: “700 lira aylık bağlanmıştır…”

***

*

***

*

M. Kemal’in mirasçısı olan kız kardeşi Makbule’ye intikal ettiği “bilinen” gayrimenkuller:

*

***

*

1- Samsun’da CHP işgalinde bulunan “köşk.”

2- Dörtyol’da bulunan “Bahçe.”

3- Dörtyol’da bulunan “Tarla.”

4- Isparta Eğridir’de “Canadası.” ADA!!

5- Eğridir’de “Bahçe.”

6- Antalya’da bir “Ev.” (Bu ev bilahare özel saymanlıkça istimlak edilmiştir.)

7- Kızılcahamam’da Soğuksu namiyle maruf mahaldeki “gayrimenkul” kız kardeşi Makbule Hanım’a tevarüs etmiş ve 1500 lira mukabilinde belediyeye satmıştır.

8- Erzurum’da bir “Ev” veraset yoluyla kız kardeşi Makbule Hanım tarafından 10 bin liraya satılmıştır.

9- Isparta Eğridir’de “7 dekar genişliğinde Can adası ve Unadası” kız kardeşi Makbule Hanım’a intikal etmiş ve adı geçen tarafından 1500 lira mukabilinde Raşit Taner’e satılmıştır. ADA!!

10- Izmir’de Atatürk caddesinde 4 numaralı “konak” kız kardeşi Makbule Hanım’a intikal etmiş ve Atatürk müzesi yapılmak üzere 25.9.1940 tarihinde 30 bin lira bedelle Izmir Belediyesine satılmıştır.

11- Konya’da istasyon caddesinde “345 ada 7 parsel 2825 metre karelik bahçe ve içindeki bina” kız kardeşi Makbule Hanım’a intikal etmiş ve onun tarafından Özel Saymanlığa satılmıştır.

12- Samsun’da CHP binası olarak kullanılan “bina” kız kardeşi Makbule Hanım’a intikal etmiştir. Bu gayrimenkul, 4500 lirası (19 Mayıs Halk Müzesi tesis ve istimlak bedeli) olarak konulan ödenekten ve 11200 lirası da CHP tarafından belediyeye ödenmek suretiyle 15313 liraya Makbule Hanım’dan 24.5.1945 tarihinde istimlak edilerek CHP’ye (19 Mayıs Halk Müzesi) olarak kullanılmak üzere teberru edilmiştir.

13- Trabzon’da bir “köşk eşyasıyla” birlikte kız kardeşi Makbule Hanım’a intikal etmiş. Bunun üzerine Trabzon belediyesi tarafından açılan dava neticesiyle geri alınmıştır.[48]

Ancak aşağıdaki belgeden de görüleceği üzere o tarihe kadar kiranın Makbule Hanım’a ödendiği anlaşılmaktadır.[49]

*

[49] no’lu dipnota dair… Bursa’daki eve ait olan 5000 lira, Samsun’daki Parti binası ve Trabzon’daki köşkün kirası ile ilgili belgeler…

***

Yukarıdaki listenin 9. maddesinde görüldüğü üzere Makbule Hanım bir “ada”ya bile sahipti. Bu bilgiyi seneler evvel ilk defa Mustafa Armağan’ın bir yazısında okumuş ve inanamamıştım. Isparta Eğridir’de bulunan “Can adası” ile ilgili Cumhuriyet gazetesinde şu malumat verilir:

“20 Mart 1930’da, Atatürk’ün Eğridir’e gelişinde, Eğridirliler tarafından Ata’ya hediye edilen bir hektarlık Can adasına, turistik piknik evleri yapılmasına başlanmıştır. Atatürk, kendisine hediye edilen adayı, kardeşi Makbule Hanım’a vermişti. Daha sonra Makbule Hanım tarafından özel bir firmaya satılan ada, turistik bir dinlenme yeri olarak değerlendirilmektedir. Resimde, Atatürk’e hediye edilen Can adası görülmektedir.”[50]

Şaşırmamak hatta isyan etmemek elde değil! Halktan alıyorsunuz, niye satıyorsunuz? Neden tekrar halka iade etmiyorsunuz diye mırıldanmaktan kendimi alamıyorum. Hakikaten pes yani… Nasıldı? “Devletin malı deniz, yemeyen keriz” mi deniyordu?

*

[50] no’lu dipnotta sözü edilen haber ve Can adasının resmi…

***

Ankara Asliye Birinci Hukuk Mahkemesinden sâdır olan
7.12.1938 tarihli ve 38/2509 esas ve 1627 karar sayılı Veraset Ilâmı gereğince; Atatürk’ün yegâne kanuni mirasçısı olan kız kardeşi Makbule Boysan’a miras suretiyle intikal eden muhtelif il ve ilçelerdeki 17 parça gayrimenkul emvalin (malların) vergide kayıtlı kıymetlerinin toplamı olan 42.726,60 lira gayrimenkul ve mahkemece tespit ve tahrir edilerek değer konulan menkul emvalin kıymetini teşkil eden 34.416,73 lira da menkul matrah üzerinden vergilendirilmiştir.[51]

*

[48] no’lu dipnot ile ilgili… Meclis tutanağı: M. Kemal’in mirasçısı olan kız kardeşi Makbule‘ye intikal ettiği “bilinen” gayrimenkuller…

***

Bunlar sadece bilinenlerin bir kısmıdır.

*

***

*

M. Kemal “Hazine”ye ne bağışladı?

*

***

*

Peki o halde kemalistlerin, Millet’e yani Hazine’ye bağışladığını iddia ettikleri meselenin aslı nedir?

M. Kemal sadece, çoğu hazine yardımıyla meydana getirilen “çiftlikleri ve üzerindeki fabrikaları” tekrar ait olduğu yere yani hazineye devretti. Üstelik hepsini değil, çoğunu…. Dışişleri eski Bakanları’ndan Ismail Cem’in ifadesiyle;

“Atatürk, çoğunu ölümünden bir süre önce hazineye devredeceği çeşitli çiftliklerin, fabrikaların, imalathanelerin kurucusu ve sahibidir.”[52]

Daha da garibi, bunları Inönü’nün baskısıyla devretti. Şayet Inönü baskı yapmasaydı bağışlamak yerine “Hazine’ye satacaktı…” Evet! Satacak ve bundan elde edilen parayı da CHP’ye verecekti. Zaten aralarının bozulmasına sebep olan vak’alardan biri de budur.

M. Kemal’in çiftliği elden çıkarmak istemesindeki sebebi Inönü şöyle anlatıyor:

“Aslında çiftliği elden çıkarmanın bir sebebi de ‘zarar etmesi’. Ondan ‘kurtulmak’ için satış muamelesi düşünülüyor.”

Yani M. Kemal “zarar ettiği” için Orman Çiftliğini hazineye “bağışlamak” değil, “satmak” istiyordu.

Bu gerçeği de yine bizzat M. Kemal’i “bağışlamaya” ikna eden Inönü’nün hatıralarından okuyalım:

“Bu meseleyi ben açtım Atatürk’e, Atatürk’le ilk görüşmemde Orman Çiftliğinin ‘satın alınması’ meselesini konuştuk. Atatürk Ziraat Vekaleti’nin çiftliği almak istediğini söyledi. O zaman hatırımda tam rakamı kalmadı, bedeli meselesinin konuşulduğunu da orada öğrendiğimi zannediyorum. Ben buna itiraz ettim.

Orman Çiftliğini yetiştirmek için çok emek sarf etmişsiniz, ama hükümet ve devlet de bir örnek göstermek için gösterdiğiniz gayreti kolaylaştırmak üzere çok emek sarf etmiştir. Büyük ölçüde hükümet yardımı ile meydana gelmiş bir eseri tekrar hazineye satmak muamelesi bizim için doğru olmaz.

– Ne olacak çiftlik diye sordu… Hazineye ver doğrudan doğruya dedim… O halde ben vereyim dedi.”[53]

Şimdi bazıları, “ne malum Ismet Inönü’nün yalan söylemediği?” minvalinde bir itirazda bulunabilir. Çünkü M. Kemal onların beyinlerine “kutsal” bir varlık olarak şırınga edilmiştir. Onun aleyhinde olan her sözü yalan ve iftira olarak kabul ediyorlar.

Halbuki M. Kemal’in özel hesaplarını tutan ve harcamalarını yapan kişi olarak bilinen ve büyük bir güven duyulan Umumi Kâtibi (Genel Sekreteri) Hasan Rıza Soyak’ın söyledikleri Inönü’yü doğrulamaktadır.

Soyak devir işleminin nasıl başlatıldığını şöyle anlatır:

“1937 senesi Mayıs ayı içindeydi; memleket dışında bir vazife ziyaretine çıkacak ve ilkin Paris’e uğradıktan sonra Almanya’ya gidecektim.

– Çocuk! Çabuk gel, gel de artık şu çiftliklerin devir işini halledelim. Biliyorsun ben 1927 senesinde, Büyük Nutkumu verdiğim celselerden birinde TBMM’ye bunların partiye ait olduğunu söylemiştim. Bu itibarla devir esnasında hükümetten, parti için bir miktar para alırsak iyi olacaktır. Bakalım Ismet Paşa’nın avdetinde (dönüşünde) meseleyi onunla da görüşeceğim,[54] en münasip şekli o zaman kararlaştırırız.”[55]

Bu arada M. Kemal -yukarıda Inönü’nün anılarından da naklettiğimiz gibi- Inönü ile görüştükten sonra kararını değiştiriyor ve Avrupa’dan dönen Hasan Rıza’ya yeni kararını açıklıyor. Soyak’ın hatıralarından aynen naklediyorum:

“Istanbul’a vardığım gün, Atatürk de buraya gelmişti ve birkaç saat sonra Karadeniz yolu ile, Doğuya doğru bir seyahate çıkmak üzere idi; kendisi ile karşılaşınca, Inönü ile görüştükten sonra çiftlikleri, bütün tesis ve varlıklarıyla, hazineye hibe etmeye katî karar verdiğini söyledi ve bana şu talimatı verdi:

‘Sen bu akşam Ankara’ya git; mevcudu tespit edip, bir listesini yap.”[56]

Dikkat edilirse evvela Soyak’a: “hükümetten, parti için bir miktar para alırsak iyi olacaktır” diyor ve fakat Inönü ile görüştükten ve Soyak Avrupa gezisinden döndükten sonra “hazineye hibe” edeceğine dair “yeni” kararını açıklıyor.

Diğer bir şahit ise TBMM eski Başkanı Kazım Özalp Bey’dir. Özalp, Ismet Inönü’nün teklifi üzerine M. Kemal’in bu çiftliği:

“borçlarıyla beraber hükümete devretmeye”[57] razı olduğunu söyleyerek Inönü’yü teyit etmektedir.

Dönemin önde gelen CHP milletvekillerinden Asım Us’un ifadesi ise gayet açıktır: “Atatürk çiftliklerini esasen partiye vermiştir. Şimdi hazineye veriyor.”[58]

Nitekim M. Kemal, yukarıda Soyak’tan yaptığımız nakilde de tebarüz ettirildiği üzere 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da yapılan Cumhuriyet Halk Fırkası (CHP) Büyük Kongresi’nde malını mülkünü CHP’ye bağışlayacağını açıkladı. Verdiği bu karar dönemin basınında yer aldı. “Gazi Hazretleri Emlakını Fırkaya (Partiye) Verdi” başlığıyla verilen bir haber şöyleydi:


“Ankara, 19 (A.A) Gazi M. Kemal Paşa bugünkü nutuklarında ‘Umumi Büyük Taarruz’dan bahisle taarruzun nasıl hazırlandığını izah etmişler ve bi’l-münasebe minen haricinde olarak dokuz seneden beri kendi emirlerine isimleri malum ve gayri malum zevat tarafından verilen para ve yapılan teberruatın hesabını vermişlerdir. Müşarünileyh hazretleri bu paranın mühim kısmının Büyük Taarruz için nasıl sarf ve sonra iade edildiğinden ve şimdiye kadar sarf olunan mikdar ile el-yevm mevcud kalan mebaliğden bahsetdikten sonra medid alkışlar arasında şu sözleri ilave buyurmuşlardır:
‘Bundan başka Efendiler; vaktiyle Ankaralı hemşehrilerim tarafından bana hediye edilüb el-yevm ikamet etmekte bulunduğum Çankaya’daki ev ile Bursa, Trabzon, Erzurum, Antalya, Konya, Izmir’de bana hediye edilen evlerle Ankara’da satın aldığım bir kısım arazi vardır ki bunların hepsi fırkamındır (partimindir / CHP’nindir).”[59]

*

[59] no’lu dipnotta geçen 1927 senesine ait haber…

***

Ancak kemalistlere göre M. Kemal mal varlığını hazineye bağışlamak için bir kanun çıkarttırmış ve böylelikle ölümü halinde servetinin mirasçılarına intikal etmeden, devlete ve millete kalmasını sağlamıştır. Halbuki yukarıdaki haberde de görüldüğü üzere bütün malını-mülkünü CHP’ye bırakacağını ilan etmişti. Şimdi bu ilanın sözde kalmadığını ve resmiyete döküldüğünü ispatlayalım.

Kemalistlerin bu mevzu hakkında yaptıkları en büyük sahtekarlıklardan veya cehaletlerinden biri şu kanun maddesine getirdikleri yorumdur:

“Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Kanunu Medeninin 452’nci Maddesine Göre Olan Tasarruflarının, Mahfuz Hisseler Hakkındaki Hükümden Müstesna Olduğuna Dair Kanun.”

Iddiaya göre M. Kemal Medeni kanun mucibince varislerine intikal etmesi lazım gelen mirasını millete bağışlamak için yukarıdaki kanunu çıkarttırarak, kendisini, yürürlükte olan “Medeni Kanun”a bir istisna teşkil ettirmiş… Hakikaten gerek Büyük Millet Meclisi’nde oylamaya konulan[60] ve gerekse Resmi Gazete’de çıkan[61] kanun maddesine bakacak olursak sanki öyle yorumlanabilir“miş” gibi gözükür:

*

[60] ve [61] no’lu dipnotlarda bahsi edilen kanunun TBMM’nde oylandığına ve Resmi Gazete’de çıktığına dair

***

Fakat nasıl ki Kur’an-ı Kerim ayetlerinin “Esbab-ı Nüzul” yani “Iniş Sebepleri” ve Hadis-i şeriflerin “Sebeb-i Vürud” yani “Söylenme Sebepleri” varsa, kanunların da “Esbab-ı Mucibe”leri yani “Gerektirici Sebepleri” başka bir ifadeyle “Gerekçeleri” olur. Işte bu kanunun “Esbab-ı Mucibe”sinde şunlar yazar:

“…Geçirdiğimiz büyük ve tarihi devrin istisnai hususiyetlerinden doğan bu mahiyetteki malların tabii hallerin icabına göre tespit edilen kanunu medenideki kayıt ve şartlar dairesinde vasiyet hükümlerine tabi olmasını Büyük Reisimiz (M. Kemal) doğru bulmayarak bu serveti yine inkılabın derinleşip kökleşmesinde ve milli gidişin ileri hamlelerle kuvvetlendirilmesinde tayin buyuracakları kayitler altında tasarruf edilmek üzere reisi bulundukları Cumhuriyet halk fırkasına (CHP’ye) vasiyet tarikile bırakmak arzusundadırlar.”[62]

*

[62] no’lu dipnotta zikredilen kanunun gerekçesi…

***

Yani M. Kemal bu kanunu, çiftliklerini hazineye değil; CHP’ye bağışlayabilmek için çıkarttırmıştır.

Nitekim mezkur kanunun Meclis’te kabul edilmesinin hemen ertesi günü bu karar, M. Kemal’in gazetesi “Hakimiyet-i Milliye”de çıkan bir haberde de bu şekilde duyurulmuştur:

“Büyük Gazi’miz Servetinin Hepsini Fırkasına (Partisine/CHP’ye) Bırakıyor.”[63]

*

[63] no’lu dipnotta verilen 13 Haziran 1933 tarihli haber…

***

“Atatürk’ün Vasiyeti” adlı bir kitap yazan Mazhar Levendoğlu’nun konuyla ilgili yorumu, burada ortaya koyduğumuz gerçekleri teyit etmektedir:

“M. Kemal, 1927 yılında, Nutku’nu verdiği oturumların birinde Büyük Millet Meclisine çiftliklerin Partiye ait olduğunu söylemiştir. Atatürk, bu yargısında o denli kesindir ki çiftlikleri hep Parti’nin malı saymıştır.”[64]

Evet… Sanırım mesele anlaşılmıştır. Fakat biz yine de neticeyi maddeler halinde sıralayalım:

M. Kemal;

Bütün parasını,
Bütün hisse senetlerini,
Çankaya’daki menkullerini yani taşınır mallarını,
Çankaya’daki gayrimenkullerini yani taşınmaz mallarını “CHP”ye bırakmıştır.

Her seneki nemadan; Kız kardeşi Makbule Hanım’a ve manevi kızlarına aylık bağlatmış ve yine bunlara ve başka şahıslara ve bilhassa CHP’ye vasiyetname harici başka mal-mülk de bırakmıştır. Çoğunu hazine yardımıyla meydana getirdiği çiftliklerin CHP’nin malı olduğunu ilan etmiş, bunun için kanun çıkarttırmış, devlete satıp parasını CHP’ye vermek istemiş ve fakat Inönü’nün baskısıyla istemeyerek de olsa çoğunu hazineye üstelik “borçlarıyla” birlikte devretmek mecburiyetinde kalmıştır. Ama sadece çiftlikleri… Para, hisse senetleri, menkul ve gayrimenkulleri CHP’ye bırakmıştır. Inönü ile arasının açılmasına sebep olan vak’alardan biri de bu bağış meselesi olmuş ve aynı sene Inönü’yü Başbakanlık koltuğundan atmıştır. CHP’ye bağışladığı mülkler ise daha sonra yukarıda tek tek ispat edilen yolsuzlukla devlete satılmıştır. Kısacası M. Kemal’in devlete ve millete tek kuruş bile bağışlamak niyetinde olmadığı açıkça görülmektedir.

*

M. Kemal ve dostları Florya plajında eğlenirken… Arkada inşa halinde olan Florya Deniz Köşkü…

***

Olmayan bir şeyi olmuş gibi anlatmak marifet değil; cinayettir. Artık yalan hikaye ve hurafelerin miadı dolmuştur.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] M. Kemal Atatürk’ün mal varlığı, serveti (Geniş kapsamlı): https://belgelerlegercektarih.com/2012/07/03/m-kemal-ataturkun-mal-varligi-serveti-genis-kapsamli/

[2] Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 30.10.0.0/269/808/1.

Ayrıca bakınız;

(M. Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri) Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı ve Kredi Yayınları, Istanbul 1973, cild 2, sayfa 757-758.

Ulus Gazetesi, 29 Kasım 1938.

Vasiyetnamenin açılması sırasında hazır bulunanlardan biri de Adalet Bakanı Hilmi Uran idi. Uran o ânı şöyle anlatır: “Mahkeme salonu üst katta, sokağa nazır küçük bir odaydı. Biz, dinleyici sıralarına gelişigüzel oturduk. Hakim vasiyetnameyi açtı. Vasiyetname, iç içe iki zarf içindeydi. Ilk zarf mühürlü ve imzalıydı. Ikinci zarf içinde de vasiyetnameyle birlikte bir de zabıt vardı. Bu zabıtta, Noter Ismail Kunter ile Doktor Neşet Ömer’in ve umumi katip Hasan Rıza Soyak’ın imzaları vardı.” Bakınız; Hilmi Uran, Meşrutiyet, Tek Parti, Çok Parti Hatıralarım (1908-1950), Iş Bankası Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2017, sayfa 276. (Ilk Baskı: 1958)

[3] Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 490.01/1598/523/3, 6.

[4] Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 490.01/1598/523/3, 4.

[5] Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 490.01/1598/523/3, 2.

[6] Erhan Afyoncu, Coşkun Yılmaz, Cumhuriyet Istanbulunda Otomobil, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, Istanbul 2020, sayfa 285.

[7] Hilmi Uran, Meşrutiyet, Tek Parti, Çok Parti Hatıralarım (1908-1950), Iş Bankası Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2017, sayfa 396. (Ilk Baskı: 1958)

Aynı hadiseyi eski Başbakanlardan CHP milletvekili Nihat Erim de anlatır. Bakınız; Nihat Erim, Günlükler (1925-1979), cild 1, (Hazırlayan: Ahmet Demirel), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2005, sayfa 433.

[8] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 8, Cild 10, Içtima 43, 16 Şubat 1948, sayfa 159.

[9] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 8, Cild 10, Içtima 43, 16 Şubat 1948, sayfa 190.

[10] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 8, Cild 10, Içtima 44, 18 Şubat 1948, sayfa 235.

[11] Akis Dergisi, 21 Nisan 1956, sayfa 11.

[12] Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Celal Bayar Arşivi, Yer no: 3/4-35 Fihrist no: 2175 ve 2175-4’den nakleden; Erhan Afyoncu, Coşkun Yılmaz, Cumhuriyet Istanbulunda Otomobil, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, Istanbul 2020, sayfa 283-284.

[13] Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 30.11.1.0/246/27/2.

[14] 27.12.1933 tarih ve 2364 sayılı Kanun. Resmi Gazete, sayı 2595, 3 Kanunusani 1934, sayfa 3357.

[15] Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 01024616’dan nakleden: Murat Bardakçı, Atatürk’ün Mutfağı, Turkuvaz Kitap, Istanbul 2022, sayfa 190.

[16] Mazhar Levendoğlu, Atatürk’ün Vasiyeti, Köprü Kitap, 2. Baskı, Istanbul 2011, sayfa 105-106. (1. Baskı: 1968)

[17] 20.5.1955 tarih ve 6597 sayılı Kanun. Resmi Gazete, sayı 9013, 27 Mayıs 1955, sayfa 11941.

[18] 20.5.1955 tarih ve 6598 sayılı Kanun. Resmi Gazete, sayı 9013, 27 Mayıs 1955, sayfa 11941.

[19] 18.5.1955 tarih ve 6567 sayılı Kanun. Resmi Gazete, sayı 9013, 27 Mayıs 1955, sayfa 11929.

[20] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 5, Içtima 38, 2 Şubat 1951, sayfa 21-22.

[21] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Bateş Yayınları, Istanbul 1980, sayfa 525. Bu kaynakta Rukiye’nin ismini zikrederken, daha evvel neşrettiği hatıralarında yalnızca “yakınlarından biri” demişti:

“Bir gün imar mütehassısına Atatürk’ün yakınlarından biri için yaptıracağı bir ev projesi getirmişlerdi.” Bakınız; Falih Rıfkı Atay, Çankaya, cild 2, Dünya Yayınları, Istanbul 1958, sayfa 389. (Sansürsüz baskı)

Falih Rıfkı, yeni baskıda neden ilaveler yaptığını kitabın “Önsöz”ünde şöyle açıklar: “Atatürk devri üzerine hatıralarımı 1952’de ‘Dünya’ Gazetesinde yayınlamıştım. Bu eserin iki eksiği vardı: Biri Atatürk devrini bilenler için olmak, öteki de o günlerde sırasız sayılabilecek bazı olayları açıklamamak. Şimdi bu iki eksiği tamamlayarak ‘Çankaya’yı yeniden yayınlıyorum.”

[22] Hüsrev Gerede’nin Anıları – Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler (Hazırlayan: Sami Önal), Literatür Yayıncılık, 2. Baskı, Istanbul 2002, sayfa 273.

[23] Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 490.1.0.0/1597/522/1, 2-3-4.

[24] Eriş Ülger, Ümmid-i Aşkım Fikriye, Bilgi Yayınevi, Ankara 2015, sayfa 167-168.

[25] Hıfzı Topuz, Gazi ve Fikriye, Remzi Kitabevi, 28. Baskı, Istanbul 2020, sayfa 237. (1. Baskı: 2001)

[26] Şemsi Belli, Fikriye, Bilgi Yayınevi, 4. Baskı, Ankara 2010, sayfa 148-149.

[27] Altemur Kılıç, Kılıç’tan Kılıç’a / Bir Dönemin Tanıklığı, Remzi Kitabevi, Istanbul 2005, sayfa 49.

Ayrıca bakınız; Nuyan Yiğit, Atatürk’le 30 Yıl / Ibrahim Süreyya Yiğit’in Öyküsü, Remzi Kitabevi, 3. Baskı, Istanbul 2006, sayfa 233.

[28] Hıfzı Topuz, Gazi ve Fikriye, Remzi Kitabevi, 28. Baskı, Istanbul 2020, sayfa 267. (1. Baskı: 2001)

[29] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 3, Içtima 19, 15 Aralık 1950, sayfa 239.

Ayrıca bakınız; (M. Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri) Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı ve Kredi Yayınları, Istanbul 1973, cild 2, sayfa 686.

[30] (M. Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri) Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı ve Kredi Yayınları, Istanbul 1973, cild 2, sayfa 713.

[31] Ismet Inönü, Defterler (1919-1973), cild 1, (Hazırlayan: Ahmet Demirel), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2001, sayfa 253.

[32] (M. Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri) Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı ve Kredi Yayınları, Istanbul 1973, cild 2, sayfa 713.

[33] Türkiye Iş Bankası, “Tarafımızdan ve Nezdimizde Açtırılan Akreditiler (Defteri)”, Etlik Arşivi; “Alacaklı Cari Hesap Defteri: 153-166/1, (1 Temmuz 1925-30 Haziran 1939), Etlik Arşivi; “Alacaklı Cari Hesap Defteri: 152-167/1” (1 Ocak 1925-8 Mart 1939). Uygur Kocabaşoğlu, G. Sak, F. Erkal, S. Sönmez, Ö. Gökmen, N. Şeker, M. Uluğtekin, “Iş Bankası Tarihi”, Iş Bankası Yayınları, Istanbul 2001, sayfa 97.

Hesap ekstreleri için bakınız;

https://belgelerlegercektarih.com/2021/03/07/m-kemal-ataturkun-banka-hesaplari-ve-para-ile-iliskisi/

[34] Sina Akşin “Atatürk’e Ilişkin Kimi Notlar” Düşün Yazıları, Atatürkçü Türk Kültür Dergisi, Kasım 2011, sayfa 19.

[35] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 3, Içtima 19, 15 Aralık 1950, sayfa 241.

Ayrıca bakınız; Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 490.1.0.0/1656/761/1.

[36] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 3, Içtima 19, 15 Aralık 1950, sayfa 240.

Ayrıca bakınız; Ulus Gazetesi, 12 Mayıs 1938.

[37] Ulus Gazetesi, 12 Mayıs 1938.

Ayrıca bakınız; TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 3, Içtima 19, 15 Aralık 1950, sayfa 240.

[38] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 3, Içtima 19, 15 Aralık 1950, sayfa 241. Kemalist yazar ve CHP Milletvekili Asım Us: “Anadolu Ajansına bu hususta beyanat veren salahiyetli zatlar Büyük Önder tarafından gerek hazineye, gerek Partiye ve Ankara Belediyesine verilen emlak ve arazinin maddi kıymetini dört buçuk ile beş milyon lira arasında gösteriyorlar.” Bakınız; Asım Us, “Atatürkün Teberruleri”, Kurun Gazetesi, 13 Mayıs 1938.

[39] Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 31 Mayıs 1921.

[40] Murat Bardakçı, Atatürk’ün Mutfağı, Turkuvaz Kitap, Istanbul 2022, sayfa 51-52.

[41] Vatan Gazetesi, 28 Aralık 1948’den nakleden; Cemil Koçak, CHP Iktidarının Sonu / Türkiye’de Iki Partili Siyasi Sistemin Kuruluş Yılları (1945-1950) cild 6, Iletişim Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 220, dipnot 193.

[42] Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 30.1.0.0/87/549/11.

[43] Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 30.18.1.2/120/72/5.

[44] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 3, Içtima 19, 15 Aralık 1950, sayfa 240.

[45] Ismail Safi, Son Komitacı Ismail Hakkı Tekçe / Hatıralar ve Belgeler, Eskiyeni Yayınları, Ankara 2019, sayfa 197.

[46] Muhafızı Atatürk’ü Anlatıyor / Emekli General Ismail Hakkı Tekçe’nin Anıları, Kaynak Yayınları, Istanbul 2000, sayfa 10.

[47] Ismail Safi, Son Komitacı Ismail Hakkı Tekçe / Hatıralar ve Belgeler, Eskiyeni Yayınları, Ankara 2019, sayfa 321.

[48] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 3, Içtima 19, 15 Aralık 1950, sayfa 241-242.

[49] Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 490.1.0.0/1598/523/3.

[50] Cumhuriyet Gazetesi, 16 Kasım 1971.

[51] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 5, Içtima 38, 2 Şubat 1951, sayfa 21-22.

[52] Ismail Cem, Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi, Iş Bankası Yayınları, 29. Baskı, Istanbul 2021, sayfa 235.

[53] Ismet Inönü, Hatıralar, 2. Kitap, Bilgi Yayınları, Istanbul 1987, sayfa 287.

[54] Başbakan Ismet Inönü o sırada Ingiltere Kralı VI. George’un taç giyme töreninde Türkiye’yi temsilen Londra’da bulunuyordu. Bakınız; Ulus Gazetesi, 5 Mayıs 1937.

[55] Hasan Rıza Soyak (M. Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri), Atatürk’ten Hatıralar, Yapı ve Kredi Yayınları, Istanbul 1973, cild 2, sayfa 687.

[56] Hasan Rıza Soyak (M. Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri), Atatürk’ten Hatıralar, Yapı ve Kredi Yayınları, Istanbul 1973, cild 2, sayfa 687.

[57] Kazım Özalp – Teoman Özalp, Atatürk’ten Anılar, Iş Bankası Yayınları, Ankara 1992, sayfa 60.

[58] Asım Us, Hatıra Notları, (Hazırlayan: Ibrahim Dervişoğlu), Kitabevi Yayınları, Istanbul 2012, sayfa 126.

[59] Vakit Gazetesi, 21 Ekim 1927. Bu haber aynı gün Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde de çıkmıştır.

[60] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 4, Cild 16, Içtima 70, 12 Haziran 1933, sayfa 205-206.

[61] 12.6.1933 tarih ve 2307 sayılı Kanun. Resmi Gazete, 19 Haziran 1933, sayı 2431, sayfa 2741-2742. “Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Kanunu Medeninin 452’nci Maddesine Göre Olan Tasarruflarının, Mahfuz Hisseler Hakkındaki Hükümden Müstesna Olduğuna Dair Kanun.”

[62] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 4, Cild 16, Içtima 70, 12 Haziran 1933, Sıra 323, Başvekalet Muamelat Müdürlüğü, 10.6.1933 tarih ve 6/1831 sayılı tezkere, TBMM Adliye Encümeni Karar No. 41, Esas No. 1/750, 11.6.1933.

[63] Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, “Büyük Gazi’miz Servetinin Hepsini Fırkasına (CHP’ye) Bırakıyor”, 13 Haziran 1933.

[64] Mazhar Levendoğlu, Atatürk’ün Vasiyeti, Köprü Kitap, 2. Baskı, Istanbul 2011, sayfa 143. (1. Baskı: 1968)

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

https://www.instagram.com/kadir_candarlioglu_gercektarih

https://instagram.com/belgelerlegercektarihcom

.

Paylaşım Şartı:

Paylaşmak istediğiniz bir yazı, görsel vs. varsa, alakalı yazıya gidin ve yukarıdaki adres çubuğunda görülen linki kopyalayıp paylaşmak istediğiniz yere yapıştırın. Yani YALNIZCA LİNK PAYLAŞIMINA MÜSAADE EDİYORUZ. Ayrıca yazının sonunda “facebook” veya “twitter”ın sosyal medya paylaşım butonları var. O butonlara tıklayarak da paylaşılabilir. Başka türlüsüne hiçbir surette rızamız yoktur.

*

3 Comments »

  1. Üstadım,

    Yazı dizilerini dikkatle takip ediyor ve bilgilendirmelerin için teşekkür ediyorum.

    Özellikle ilgili belge sayfalarını delil olarak kullanman da takdire şayandır.

    Sizi takipteyim.

    Selam ve muhabbetimle.

    İyi çalışmalar / Best Regard

    Ertan METE

    ________________________________

  2. Kardeşim gerçekten büyük iş yapıyorsun büyük emek büyük cesaret emek , fakat şu vatanı milleti sırtından vurmuş ,İslam’a peygambere İslam’a Kur’an’a hakaretin dibine vurmuş hatta hayatını İslam’a muslumanlara karşı savasarak geçirmiş baş kâfir firavuna Atatürk demekten caz geçin bu müslüman türk milletine hakarettir zulümdür!!! Müslüman türk milletine yaptığı katliyamlari zulümleri işkenceleri İslami hocaları nasıl kullanıp vatanı milleti sırtından vurduğunu yazmama gerek yok sen zaten binlerce araştırma yapıp binlerce gün gibi gerçek delilllerle tarihin büyük kanıtları devlet arşivlerinden,t.b
    M.m tutanaklarından Lozan tutanakları ndan Sivas kongresi tutanaklarından bizzat m.kemalin kendi yazdığı kitap medeni bilgiler kitabindan nutuktan! En yakınlarından olan Dr Rıza Nur Kazım Karabekir paşa Falih rifki Atay vb en yakınlarından gerçekleri ortaya koymuşsun!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.