Sultan Vahideddin Amerikan Başkanı’na Mektup Gönderdi mi? Kim Işbirlikçi?
Sultan Vahideddin Amerikan Başkanı’na Mektup Gönderdi mi? Kim Işbirlikçi?

Sultan Vahideddin Amerikan Başkanı’na Mektup Gönderdi mi? Kim Işbirlikçi?

Sultan Vahideddin Amerikan Başkanı’na Mektup Gönderdi mi? Kim Işbirlikçi?

*

Maalesef yine ve yeniden okuduklarını anlamaktan aciz cahil cühela takımına cevap vermek ihtiyacı hasıl oldu. Evet, doğru tahmin ettiniz, yine bu cahil kemalistler…

Neymiş Efendim, Sultan Vahideddin Saltanat ve Hilafet emellerinden vazgeçmemiş ve Amerikan Başkanı’na mektup yazıp bu hususta Türkiye Cumhuriyeti’ne müdahale etmesini istemişmiş…

Cahil cesaretine bakın siz…

Sultan Vahideddin’in Saltanat ve Hilafet emellerinden vazgeçtiğini söyleyen kim? Sultan Vahideddin ortamın gergin olmasından dolayı ortalık yatışıncaya kadar yani kardeş kanı dökülmesin diye “geçici” bir müddet için ülkeyi terk etmişti. Geri dönmek istiyordu. Ama öyle kemalistlerin oluşturmaya çalıştıkları algı gibi yabancı bir devletin ordusunu peşine takıp harbetmek suretiyle değil. Zaten “geçici” olarak ayrıldığını mektuplarında da ifade ediyor.

1924’de yazılan söz konusu mektubun bu emelle hiçbir alakası yoktur. Mektup tamamen kemalistlerce gasbedilip müsadere edilmek istenen “Hanedan Mallarıyla” ilgilidir ve sadece ABD’ye değil, Fransa ve Ingiltere’ye de aynı gün ve aynı mealde yazılar gönderilmiştir. Eğer Sultan Vahideddin’in yabancı devletlerle ittifak yapıp Türkiye’ye saldırmak gibi bir niyeti olsaydı, 1924 senesine kadar beklemezdi.

ABD, Ingiltere ve Fransa’ya gönderdiği mektuplar 13 Mart 1924 tarihini taşımaktadır. Neden?

Çünkü 10 gün evvel yani 3 Mart 1924’de “Hilafetin ilgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti memaliki haricine çıkarılmasına dair kanun” yani sürgün kanunu kabul edilmişti. 431 sayılı bu kanunun 7. maddesine göre Osmanlı hanedanının erkek ve kadın bütün azasının Türkiye Cumhuriyet’i dahilindeki mallarının bir sene içinde tasfiye edilmesi gerekmekteydi. 8. maddeye göre ise Padişahlık yapmış olan kimselerin yani Sultan Vahideddin’in bütün mallarına el konulacaktı. Sultan Vahideddin 1922’de kendi rızasıyla ülkeyi terk etmişti. 2 sene sonra ise bütün Osmanlı Hanedanı sürgüne gönderiliyordu.

Işte kaleme alınan ve 13 Mart 1924’de ABD, Ingiltere ve Fransa’ya gönderilen mektupların konusu tamamen sürgün ve bu mallarla ilgilidir.

Biz burada dönemin dil ve ahvalini iyi bilmesi hasebiyle gazeteci Murat Bardakçı’nın “Şahbaba” adlı kitabında yer alan ve Fransa Cumhurbaşkanı’na gönderilen mektubun Türkçe tercümesine yer vereceğiz:

“Ekselans Mösyö Millerand
Fransa Cumhurbaşkanı
Paris
Bay Başkan

Dünya üzerinde cereyan eden olayların gerçek anlamı ve kapsamı hakkında bilgi sahibi olan ekselansları, başkentimi geçici olarak terketmeme yol açan âmilleri ve sebepleri de herhalde bilmektedir.

Bu ayrılış, altı asırdan beri hanedanımın uhdesinde bulunan ve cedlerimin tahtının mirascısı sıfatıyla kutsal bir hak olarak bana intikal eden hilâfet ve saltanattan feragat etmemi hiçbir zaman gerektirmez. Âsî teb’amadan teşekkül eden Ankara Meclisi’nin kararlarının hükümsüz olduğu ve etkisiz kalmaya mahkûm bulunduğu apaçık ortadadır.

Bu kararlar arasında hilâfetle saltanatı birbirinden ayırıp hilâfeti ilga etmiş olanı, öncelikle altı milyon Müslüman’dan oluşan Türk halkının yetkilerini aşmaktadır. Kaldı ki, Türk halkı, halen cebir ve şiddet yoluyla kendisini âlet eden ve masumiyetle temiz kalpliliğinden yararlanarak onu aldatan, çoğunun kökü ve inançları belirsiz, etkili bir azınlığın yönetimi ve güdümü altında bulunmaktadır. Hilâfet ve saltanat konusu dünya çapında bir mesele olup 300 milyon Müslüman’ı çok yakından ilgilendiren ve ancak dünya Müslümanları’nın ezici çoğunluğunun iradesiyle ve en yüksek fetva makamlarının kararlarıyle çözüme kavuşturulabilecek meselelerdendir.

Şeriat hükümlerine aykırı kararların hükümsüz ve keenlemyekûn kalmaya mahkûm olduğu keyfîyeti, şer’î hukukçuların nezdinde yerleşmiş bir kanaattir. Diğer yandan, şimdiki olaylardan tahmin edilebileceği üzere, böylesi kararlar Müslümanlar arasında büyük huzursuzluk ve infial yaratabilecek nitelikte olduğundan, dünyadaki siyasi durum üzerinde de vahim tepkilere yol açabilir.

Sadık teb’aları arasında sayısız Müslüman’ın bulunduğu Fransa Cumhuriyeti’nin en yüksek şahsiyeti olan ekselanslarına bu açıklamayı faideden hâli bulmadığım için yapıyorum.

Diğer taraftan Ankara meclisi, hanedanımın mensuplarına ait bütün şahsi malları müsadere etmiş ve aile mensuplarını sürgüne göndermiştir. Bu keyfî karar onları en tabiî ve kutsal haklarından mahrum bırakmaktadır. Böylesine güç bir durum karşısında ekselansları veya Fransa Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından imkân dahilinde kendilerine gösterilecek himaye ve yapılacak yardım, hiç kuşkusuz büyük bir destek oluşturacaktır. Bu vesileyle ekselanslarınıza ve ailenize sağlıklar temenni ederim.

Mehmed Vahideddin
Osmanlı Imparatoru”[1]

*

[1] no’lu dipnotta zikri geçen kitabın ilgili sayfası… Bardakçı söz konusu mektubu, “Vahideddin, vatansız kalan aile mensuplarını himayesi altına alacak bir memleket bulma çabasına girdi” dedikten sonra vermektedir… Aşağıda başka yazarlar tarafından yapacağımız nakillerde de benzer açıklamaların olduğu görülecektir…

***

Her ne kadar mektubun başında kemalist komite için “asi, kökü ve inancı belirsiz azınlık” denilerek hücum ediliyor, “Hilafet ve Saltanat” aleyhinde alınan kararların hukuksuz olduğu vurgulanıyorsa da, bu hakikattir. Osmanlı Devleti’nin hukuki varlığı, M. Kemal’in Nutuk’ta da iftiharla anlattığı üzere, komisyon üyelerini “kafalarını kesmekle” tehdit ettikten[2] sonra ortadan kaldırılabilmiştir. Hilafetin kaldırılması ise tamamen bir hukuk garabetidir. Kemalistlerin asla böyle bir selahiyeti yoktur. Yani Padişah bunun hukuksuz olduğunu söyleyerek aynı zamanda mektuba atacağı “Sultan (Imparator) Mehmed Vahideddin” imzasının içini doldurmuş oldu. Kemalistler cahil olduğu için biraz daha açalım. Padişah bu hukuksuzluğa atıf yapmadığı takdirde mektuplarına “Sultan ve Halife” sıfatlarıyla imza atamaz. Atmadığı zaman da muhatap alınmaz. Böylelikle sıradan bir vatandaş ile değil, (her ne kadar sıfat ve hakları hukuka aykırı bir şekilde gasbedilmiş olsa da) bir devlet reisiyle muhatap olunduğunu hatırlatmak ve ricasının geçiştirilmemesi, bilakis dikkate alınmasını sağlamak ihtiyacı hissetmektedir. Mektupta mevcut vaziyetin “Dünya siyasetinde vahim tepkilere yol açabileceği” söyleniyorsa da, hemen ardından da ilave edildiği üzere, bu sadece; “faideden hali bulunmayan” bir “açıklama”dan ibarettir. Bu hususta bir yardım talep edilmemektedir. Bu bir durum tespiti ve tahlilidir. Ileride ortaya çıkabilecek huzursuzluklara atfen “bak iyi düşün! Islam hukukuna göre Halife hala benim ve ileride bir gün bana ihtiyacın olabilir…” mealinde ikaz ve ihtardır.

Bu ihtardan sonra sadede gelen Sultan Vahideddin, mektubunun sonunda; “hanedanın mallarına el konulduğunu ve mensuplarının sürgün edildiğini” belirtir ve ekler;

“Böylesine güç bir durum karşısında ekselansları veya Fransa Cumhuriyeti Hükümeti tarafından imkan dahilinde kendilerine gösterilecek himaye ve yapılacak yardım, hiç kuşkusuz büyük bir destek oluşturacaktır.”

Yani istenen “idari” veya “askeri” değil, “insani” bir yardımdır. Insan haklarına yapılan bir ihlalin izalesi için temel hak ve özgürlükler kapsamında bir yardım ricasıdır. Pasaport, hukuki danışmanlık, avukatlık, diplomatik arabuluculuk vs. gibi… Bu gibi durumlarda devletler diplomasi kanalları vasıtasıyla temasa geçerler. Işte Sultan Vahideddin Türkiye ile temasa geçilip bir nevi arabuluculuk yapılmasını istemektedir. Bundan daha tabii bir şey olabilir mi?

Nitekim gazeteci Murat Bardakçı şu izahatı yapar

“Şahbaba (Sultan Vahideddin) sürgün felaketine uğrayan ailenin reisiydi. Artık vatansız kalan aile mensuplarını himayesi altına alacak bir memleket bulma çabasına girdi. Fransa Cumhurbaşkanı Alexander Millerand’a 13 Mart’ta bir mektup gönderdi. Hilafeti kaldıran Ankara’yı suçluyor, hilafetten ve saltanattan hiçbir şekilde feragat etmediğini tekrarlıyor ve sürgündeki aileye himaye istiyordu. (…) Fransa Cumhurbaşkanı, Sultan Vahideddin’in talebini kabul edip Türkiye nezdinde teşebbüste bulunmadı ama bir jest yaptı: San Remo’da hükümdarla beraber yaşayan aile mensuplarına diplomatik, bendegâna da mülteci pasaportları gönderdi. Ventimille’deki Fransız konsolosu Robert Armez San Remo’ya gitti ve pasaportları bizzat dağıttı… Talih burada da bir cilve yapacaktı: Millerand sonraki senelerde cumhurbaşkanlığından istifa edip senatoya girecek, bu arada asıl mesleği olan avukatlığı da yapacak, Osmanlı hanedanının bir başka mensubunun, Sultan Abdülhamid’in büyük oğlu Şehzade Selim Efendi’nin vekili olacak ve ailenin el konulan mallarının geri alınabilmesi için çalışacaktı.”[3]

Amerikan başkanına gönderilen mektupta da; “sürgün ve şahsi mallara el konulması gibi keyfi tedbirlerin hanedan mensuplarının insan haklarını ihlal etmekte” olduğu söylenerek bu hususta yardım istenmektedir.

Aynı şekilde, Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü de, Ingiltere’ye gönderilen mektubun ilgili kısmını; “Sultan Vahideddin’in Müsadere Edilen Mallarının Iadesi için Ingiltere’den Yardım Istemesi” başlığı altında incelemiş ve Osmanlı Türkçesinden şöyle transkripte etmiştir:

“Erkan-ı hanedanım aleyhinde Ankara Meclisi tarafından bu kere ittihaz edilmiş nefy ve tagrib (sürgün) ve müsadere-i emlak ve emval-i şahsiye ve hususiye (şahsi mallara el konulması) gibi mukarrerat (kararlar) ve tedbir a’za-yı hanedanımı hukuk-i insaniye ve şahsiyelerinden tecrit mahiyetinde olmasıyla bu bapta (bu konuda) taraf-ı hükümdarilerinden ve hükümet-i kralileri tarafından bilfiil ve imkan dairesinde vaki olabilecek müzaheretin (yardımın) pek kıymettar telakki edileceği vareste-i arz ve beyandır.”[4]

*

[4] no’lu dipnotta sözü edilen ve Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü’ya ait kitabın ilgili sayfası…

***

Gazeteci yazar Yılmaz Çetiner de tıpkı Bardakçı ve Prof. Hülagü gibi meselenin sürgün ve hanedan malları olduğunu vurguladıktan sonra mektubun muhtevasına geçmektedir. Çetiner, “…Padişah Türkiye’de kalan özel mallarına el konulabileceği kuşkusunu hiç duymamıştı. Ama Osmanlı hanedanı yurtdışına çıkartılınca, Vahideddin gerçeklerle, ekonomik sıkıntılarla baş başa kalmıştı.” dedikten sonra Ağustos 1924’de Ingiltere’ye gönderilen başka bir mektubun metnini verir. Bu mektupta Sultan Vahideddin “ihtilalci komite”den şöyle şikayet ediyordu;

“Resmen ilan ettikleri gibi en geç 1 Mart 1925’te ailenin Türkiye’de kalan bütün malları ihtilalci komiteye geçecektir. Bu yüzden büyük devletlerin başkanlarına başvurmak zorunda kaldım.”[5]

*

[5] no’lu dipnotta bahsedilen kitabın ilgili sayfası…

***

Neden başvurmuş?

Kemalist devrimbazlar tarafından el konulacak malları için…

Bu sebepledir ki aynı günlerde Sultan Vahideddin’in mali işlerine ve bu davaya bakan avukat Mr. Lewis Biddulp da bir Ingiliz yetkilisine gönderdiği yazıda; “Sultana ailenin bu mirası verilirse, Arap aleminde, Ingilizlerin büyük sempati toplayacaklarını” söyler.[6]

Prof. Dr. Metin Hülagü’nün arşiv belgelerinden tespit ettiğine göre; “Gerçekten de resmi olarak belirlenmiş olan son müracaat tarihi 1 Mart 1925’ten itibaren, başta Sultan Vahideddin’e ait olan mallar olmak üzere, o gün itibariyle Türkiye’de olup hanedan üyeleri adına kayıtlı bulunan bütün malların Türk Hükümeti’nce müsaderesi yoluna gidilmiştir.”[7]

Mesele bundan ibarettir…

Fakat bu kemalistler cahil ve sahtekar oldukları kadar paranoyaktırlar da. Her meselede kendilerine bir “komplo” kurulduğunu ve herkesi kendileri gibi yabancı işbirlikçisi zannederler.

Halbuki iki numaralı kahramanları Ismet Inönü, “Amerikan Mandası” taraftarıydı. Bu fikirde olduğunu, vatanı kurtarmak için Anadolu’ya giden Kazım Karabekir Paşa’ya yazdığı 27 Ağustos 1919 tarihli mektubunda görmekteyiz. Şöyle yazmış “kahraman” Ismet Inönü:

“Korkuluyor ki bütün Asya’yı eline geçirmiş olan ingilizler, yegâne kabiliyeti harbiye ve ihtilâliyesi olan Türkiye’yi elinde bulundurarak tamamen çürütüp mahvetmek isteyeceklerdir.
Eğer Amerika’nın gelmesi suya düşerse ingilizler için bugünkü taksim vaziyetini tevsi etmekten başka yapılacak bir şey yok gibidir ki, Ingilizlere diğerleri bu hususta muavenet edecekler, muhalefet etmeyeceklerdir. Eğer Anadolu’da halkın Amerikalıları herkese tercih ettikleri zemininde Amerika milletine müracaat edilse pek ziyade faidesi olacaktır, deniliyor ki ben de tamamile bu kanaatteyim. Bütün memleketi parçalamadan bir Amerikanın mürakabesine tevdi etmek, yaşayabilmek için yegâne ehven çare gibidir.”[8]

*

[8] no’lu dipnot ile ilgili… Ismet Inönü’nün Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği mektup:

“Amerikan Mandası taraftarıyım”…

***

Inönü aynı zamanda Filistin Cephesi’nden “kaçmış”, Milli Mücadele’ye ise “zorla” götürülmüştür. Bunu biz değil, Kuvay-ı Milliye Komutanlarından Yenibahçeli Şükrü söylemiştir, ki kendisi Istanbul’dan Anadolu’ya silah, mühimmat ve subay kaçırma vazifelerini deruhte edenlerdendi.

Yenibahçeli Şükrü Bey Milliyet gazetesine verdiği beyanatında Ismet Inönü hakkında şunları söylüyordu:

“Benim bildiğim Ismet Inönü Filistin cephesinde kolordusunu bırakarak o tarihte emir subayı eniştesi Şamlı Abdürrezakla birlikte kaçmışlardır. Harekatı Milliyeye (Kurtuluş Savaşı’na) zorla götürülmüş olduğu da herkesin malumudur. Inönü harbinde de tekrar ordusunu perişan ve darma dağınık bir vaziyette terkederek kaçmağa teşebbüş etmiş kumandandır.[9]

*

Gelelim 1 numaralı “kahraman”a…

*

Tarihçi Prof. Stanford Shaw’ın Türk Tarih Kurumu tarafından Ingilizce basılan 6 ciltlik eserinin birinci cildinde, M. Kemal’in, Osmanlı Savaş Bakanlığı’nda Ingiliz Kontrol Subayı olarak görev yapan ve aynı zamanda Ingiliz Istihbaratının (M.İ.6) Istanbul’daki başı olan J. G. Bennett’e, -sıkı durun- şu çarpıcı planı teklif ettiği yazmaktadır:

“Ingiliz kontrolü altında bir Türk ordusu kurmak.”[10]

Evet, yanlış okumadınız… M. Kemal Atatürk, “Ingiliz kontrolü altında bir Türk ordusu kurmak” istiyordu.

Ingilizcesi aynen şöyle:

“…to whom he suggested the idea to organize a Turkish army under British officers…”

Durun daha bitmedi…

M. Kemal 14 Kasım 1918 günü, Ingilizlerin Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price ile görüştü. Peki ne görüştü? Price, M. Kemal’le Pera Palas’ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarır:

“M. Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini bildirmemi rica etti. Anadolu’nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum… Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir. Eğer Ingilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…”[11]

Yani M. Kemal “Ingiliz Valisi” olmak istiyordu. Bu bilgi de Türk Tarih Kurumu tarafından neşredilen bir kitaptan alındı…

M. Kemal’in Amerikalılarla da arası iyiydi… Aralarından su sızmıyordu.

Sivas Kongresi’nde “Amerikan mandası” talep edilmesi dahi kararlaştırıldı. 9 Eylül 1919’da Amerikan Senatosu’na, “Sivas Milli Kongresi” adına gönderilen ve altında Reis M. Kemal, Ismail Fazıl, Hüseyin Rauf, Mehmed Şükri ve Emir Ismail Hami’nin imzaları bulunan mektupta, ABD’den vaziyeti inceleyecek bir heyetin gönderilmesi isteniyordu.[12] Işte o mektup:

*

[12] no’lu dipnotta sözü edilen mektup… Mektubun ingilizce, Osmanlı Türkçesi ve latin harfleriyle metni…

***

Gönderilmesi istenen heyet yaklaşık iki hafta sonra geldi ve M. Kemal ile görüştü. Peki M. Kemal Sivas’ta Amerikan heyetiyle ne görüştü? Işte bu bugün bile hala bilinmiyor. Prof. Dr. Fahir Armaoğlu’nu dinleyelim:

“Tabii, Sivas Kongresi’nin en önemli olayı, General James Harbord‘ın 22 Eylül 1919 günü Sivas’ta Atatürk ve birkaç arkadaşı ile yaptığı ve 2-3 saat sürdüğü anlaşılan görüşmelerdir. Her iki taraf arasındaki mutabakat dolayısıyla, bugüne kadar bu görüşmelerin içeriği hiçbir şekilde açıklanmadığından görüşmelerde nelerin tartışıldığı bugün dahi bilinmemektedir.”[13]

Aradan 103 sene geçmiş olmasına rağmen ne konuşulduğunu hala bilmiyoruz… Neden acaba?

Bunun evveliyatı da var…

Rauf Bey’in Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği bir mektupta, M. Kemal’in bu tarihten takriben iki ay evvel “Allah belasını versin, şu Amerikalılar manda mıdır nedir, bir an evvel kabul etseler de memleket de, millet de bu hercü mercden kurtulsa.” dediği yazar.[14]

*

[14] no’lu dipnot ile ilgili… Rauf Beyin Kazım Karabekir Paşa’ya yazmış olduğu 4 Temmuz 1941 tarihli mektubun ilgili kısmı…

***

Tarihten bihaber kemalistlere bakacak olursak, bunun “yalan” olduğunu söyleyip itiraz edeceklerdir. Halbuki kemalist tarihçi Salahi R. Sonyel’in yine “Türk Tarih Kurumu” yayınları arasından çıkan “Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika” adlı eserinin birinci cildine bakılırsa, onun bu sözleri söylediği görülecektir. Fakat Sonyel, M. Kemal’in böyle dediğini kabul etmekle beraber amiyane tabirle şöyle kıvırır: “M. Kemal, Erzurum Kongresi günlerinde, öfkeli bir anında ‘…şu Amerikalılar manda mıdır, nedir, bir an evvel kabul etseler de memleket de millet de bu herc-ü mercten kurtulsa…’ dediği halde, gerçekte her türlü himaye ve mandaya karşıydı. Ama gene de, emperyalist çıkarlar peşinde koşmayan herhangi bir büyük devletin yardımına sığınmaktan başka çare olmadığını biliyordu.”[15]

Öfkeli bir anında söylemişmiş… Ben sana öfkeli bir anımda öyle bir şey söylerim ki nefes alamazsın Sayın Sonyel… Öfkeli anında söylediği şeyler içindekini sızdırmıyor mu? Neyse, şimdilik bunlarla iktifa edelim… Işte her iftiranıza böyle birkaç misli tarihi hakikatle karşılık veririz… Geçelim.

Öyle bir şey olmadığını yukarıda ispat ettik fakat şayet Sultan Vahideddin yabancı desteği ile kemalist komiteye karşı mücadeleye girişseydi ne olurdu?

Her ne kadar M. Kemal “yunan ile harbediyorum” dese de yabancılardan aldığı silah, cephane ve para ile Osmanlı Devleti’ne karşı mücadele etmedi mi? Osmanlı Devleti’nin hukuki varlığını komisyon üyelerini tehdit etmek suretiyle bir kanunla ortadan kaldırmadı mı? Eğer yabancı desteği ile hareket etmenin yanlış olduğu kabul ediliyorsa, işte M. Kemal de aynısını yapmıştır. Sovyetlere Batum’u vermiş ve karşılığında altın ve silah almıştı. Bu altınlarla kendi hareketine bağladığı memur ve subayların maaşlarını ödemiştir.

Milli Mücadele’de M. Kemal’in yakınında bulunan Mazhar Müfit Kansu’dan naklediyorum:

“Moskova Muahedesi ismi verilen mukavele ancak 16 Mart 1337 (1921)’de imza edilebilmiştir. Rusya ile aramız çok dostane idi. Hatta bir aralık Rusya’dan gelen külliyetli Rus altınları ile memurin maaşatı (memur maaşları) verilmişti.”[16]

Aynı şekilde Ingiltere’den cephane[17], Fransa[18] ve Italya’dan[19] da silah, cephane ve hatta uçak bile alınmıştır.

Osmanlı Devleti’ne karşı alınan bu desteği ve “iş birliği”ni nasıl izah etmek lazım gelir? Bunun ABD’nin YPG’ye yaptığı silah ve cephane yardımından ne farkı var? Görünürde YPG de IŞID’e karşı savaşıyor fakat bunun Türkiye’ye karşı bir hareket olduğu açıktır. Burada asla Milli Mücadele’ye ve şehitlerimize karşı bir saygısızlık yapmıyorum, ruhları şad olsun, sadece kemalist komitenin gerçek niyetini ortaya koymaya çalışıyorum. Milleti “Osmanlı ve Hilafet” adına peşine takıp sonra da onlardan aldığı kuvvetle Osmanlı ve Hilafeti nasıl yıktığına dikkat çekiyorum.

Sultan Vahideddin’in bahsi geçen mektuplarında sadece haksız bir şekilde sürgün edilen ve mallarına el konulmak istenen Osmanlı Hanedan mensupları için temel hak ve özgürlükler kapsamında “insani” bir yardım rica etmesini bile çarpıtıp ona ateş püsküren laikler, ne hikmetse;

Safevi devletinin kurucusu Şah Ismail’in müridi olup onun adına Anadolu’da “Şahkulu” isyanını başlatanlara ve kendilerini yabancı bir devletin “Kulu” olarak görüp Anadolu’yu yangın yerine çevirenlere iki çift laf etmezler. Hatta utanmadan savunurlar.

Sultan II. Bayezid tahta geçince “memleketi paylaşmayı” teklif eden, kabul görmeyince onunla harbeden ve mağlup olunca da Rodos Şövalyelerine iltica edip istemeyerek de olsa Vatikan’ın elinde büyük bir koz haline gelen ve Osmanlı’ya senelerce maddi ve manevi zararlar veren Cem Sultan merhumu yücelttikçe yüceltirler.

Keza günümüzde Amerika‘dan fonlanan “fondaş” medyayı baş tacı ederler.

Neden?

Çünkü bunlar Islam düşmanıdır. Islam’a zarar veren her hareketin destekçisidirler.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Murat Bardakçı, Şahbaba, Inkılap Kitabevi, Istanbul 2006, sayfa 336-339.

[2] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 691.

[3] Murat Bardakçı, Şahbaba, Inkılap Kitabevi, Istanbul 2006, sayfa 336-339.

[4] Metin Hülagü, Yurtsuz Imparator Vahdeddin / Ingiliz Gizli Belgelerinde Vahdeddin ve Osmanlı Hanedanı, Timaş Yayınları, Istanbul 2010, sayfa 321-322.

[5] Yılmaz Çetiner, Son Padişah Vahideddin, Epsilon Yayıncılık, 14. Baskı, Istanbul 2005, sayfa 301.

[6] Yılmaz Çetiner, Son Padişah Vahideddin, Epsilon Yayıncılık, 14. Baskı, Istanbul 2005, sayfa 301-302.

[7] Foreign Office: 371/11555. E 3751/3228/44 ve Foreign Office: 371/10227, No. 129-130. San Remo, 4 Ağustos 1924’den nakleden: Metin Hülagü, Yurtsuz Imparator Vahdeddin / Ingiliz Gizli Belgelerinde Vahdeddin ve Osmanlı Hanedanı, Timaş Yayınları, Istanbul 2010, sayfa 319.

[8] Kazım Karabekir, Istiklal Harbimiz, Türkiye Yayınevi, Istanbul 1960, sayfa 175-177.

[9] Milliyet Gazetesi, 17 Mayıs 1952.

Ulusalcı gazeteci Gürkan Hacır ise şöyle yazar:

“Milli Mücadele’nin ilk günlerinde pek kararlı olmayan Ismet Paşa, Anadolu’ya gitme konusunda da karasızdı. Karakol yönetici­leri bir türlü Ismet Bey’in çekingenliğini kıramadılar ve onu yedi gün göz hapsine aldılar. Daha doğrusu alıkoydular. ‘Ya Anadolu’ya gideceksin ya da ayağımıza dolanmayacaksın.’ dediler.” Bakınız; Gürkan Hacır, Maamin-Bizim hep inanmamızı istediler, Profil Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2012, sayfa 161.

[10] Stanford Shaw, From Empire to Republic, The Turkish War of National Liberation, cild 1, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2000, sayfa 358-359.

[11] Price’ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile Ilgili Ingiliz Belgeleri, (Tercüme eden: Cemal Köprülü), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1991, sayfa 98.

[12] 4 Eylül Sivas Kongresi Tutanakları / Ek Belgeleriyle, (Hazırlayan: Prof. Dr. Recep Toparlı), Buruciye Yayınları, Sivas 2013, sayfa 366-368.

[13] Fahir Armaoğlu, Türk Amerikan Ilişkileri 1919-1997, Kronik Kitap, 2. Baskı, Istanbul 2019, sayfa 29.

[14] Kazım Karabekir, Istiklal Harbimiz, Türkiye Yayınevi, Istanbul 1960, “Vesikalar” kısmı.

Ayrıca bakınız; Feridun Kandemir, Milli Mücadele Başlangıcında Mustafa Kemal, Arkadaşları ve Karşısındakiler, Yakın Tarihimiz Yayınları, Istanbul 1964, sayfa 97.

[15] Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, cild 1, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2. Baskı, Ankara 1987, sayfa 103.

[16] Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk ile Beraber, cild 2, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2. Baskı, Ankara 1986, sayfa 591.

Rus arşivinde araştırmalarda bulunan Mehmet Perinçek’ten de bir nakil yapalım: “Sovyetler’den gelen altın ve para yardımlarıyla özellikle memurların ve subayların maaşlarının ödendiği bilinmektedir.” Bakınız; Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetler’le Görüşmeleri & Sovyet Arşiv Belgeleriyle, Kaynak Yayınları, 4. Baskı, Istanbul 2014, sayfa 59.

[17] Nurettin Peker, Istiklal Savaşının Vesika ve Resimleri, Gün Basımevi, Istanbul 1955, sayfa 348.

Ayrıca bakınız;

Yusuf Hikmet Bayur, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1973, sayfa 95.

Tafsilat için bakınız;

https://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[18] Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşının Malî Kaynakları, Maliye Bakanlığı Ellinci Yıl Yayınları, Ankara 1974, sayfa 554.

Ayrıca bakınız;

Dr. Hülya Baykal, “Kurtuluş Savaşı’nda Türk-Fransız Ilişkileri ve Bir Fransız; Türk Dostu Albay Mougin”, Atatürk Yolu, cild 2, No 7, Mayıs 1991, sayfa 488.

[19] Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşının Malî Kaynakları, Maliye Bakanlığı Ellinci Yıl Yayınları, Ankara 1974, sayfa 508.

Tafsilat için bakınız;

https://belgelerlegercektarih.com/2012/10/17/milli-mucadelede-sadece-yunanlilara-karsi-savastik-5-bolum/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

https://www.instagram.com/kadir_candarlioglu_gercektarih

https://instagram.com/belgelerlegercektarihcom

.

Paylaşım Şartı:

Paylaşmak istediğiniz bir yazı, görsel vs. varsa, alakalı yazıya gidin ve yukarıdaki adres çubuğunda görülen linki kopyalayıp paylaşmak istediğiniz yere yapıştırın. Yani YALNIZCA LİNK PAYLAŞIMINA MÜSAADE EDİYORUZ. Ayrıca yazının sonunda “facebook” veya “twitter”ın sosyal medya paylaşım butonları var. O butonlara tıklayarak da paylaşılabilir. Başka türlüsüne hiçbir surette rızamız yoktur.

*

2 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: