Beni cımbızcılıkla suçlayan cahil kemalist iftiraya cevap

Beni cımbızcılıkla suçlayan cahil kemalist iftiraya cevap

*

Bu akşam sosyal medya hesabıma bir mesaj geldi… Cahil kemalistler beni bir yazımda “cımbızla çekip bir nakil yapmak” ve yanlış bilgi vermekle itham etmişler. O halde hemen cevabı yazıp paylaşayım dedim… Hak gelsin, batıl zail olsun… Bunlar resmen cahil ve cehaletlerinin faturasını bana kesmeye kalkıyorlar. Mevzu M. Kemal’in 1930 senesinde çıktığı bir yurt gezisinde halkın perişan halini görüp Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a söylediği şu sözlerle alakalıdır:

“Kapıyı kapattı, bir koltuğa yığılır gibi oturdu. Eliyle işaret ederek beni de oturttu. Çok yorgun, düşünceli ve sinirli görünüyordu. Bir sigara yaktı: ‘Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum’ dedi. ‘Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen (sürekli olarak) dert, şikayet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; maateessüf memleketin hakiki durumu bu işte…”[1]

Yazımda yapmış olduğum nakil buraya kadardı. Zira devamı M. Kemal’in kendi “yorumu”ydu ve neredeyse her zaman olduğu gibi yine “taraflı”ydı… Bu sebeple bizi hiç alakadar etmedi, etmiyor. Biz burada 1930’da, yani M. Kemal’in 7 senelik idaresi altında olan memleketin perişan halini gözler önüne sermekle iktifa ettik. Hani M. Kemal dönemi “altın yıllar”dı ya… Hah, işte o iddiaya karşılık yaptığım bu paylaşımı dillerine dolayan cahil kemalistler burada devreye girip; “neden devamını almadın” diye hoplayıp zıplıyorlarmış. Peki devamında ne var? Onu cahil kemalistler on kere de okusalar anlamazlar. Zira ne M. Kemal’in karakterini tanıyorlar, ne de onun sözlerindeki çelişkiyi farkedebilecek haldeler.

M. Kemal devamında şöyle diyordu:

“Bunda bizim bir günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın… Büyük istidatlara malik olan zavallı halkımız ise, kendisine mukaddes akideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış… Bu arada beni en çok üzen nedir bilir misiniz? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, herşeyi başta bulunandan beklemek itiyadı (alışkanlığı)… Işte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım be birader, kutsi bir kuvvetim yoktur ki…”

Metnin devamını bu şekilde veren kemalistler, “burada atamızın bir kabahati yok, bu perişanlık onun döneminde ortaya çıkmadı, Osmanlı döneminden kaldı” diyorlarmış.

Halbuki Cumhuriyet ilan edileli 7 sene olmuştu… 7 senede neler değişirdi neler. Lozan’da yunana bağışlanan tazminatı alabilme kabiliyeti gösterilebilseydi[2] veya Çankaya için servet sayılabilecek meblağlar ile sandıklar dolusu şampanya, viski, rakı ve bira siparişleri verileceğine[3] biraz da memleket ile alakadar olunsaydı çok şey değişirdi.

Kaldı ki, M. Kemal burada her zaman olduğu gibi kabahati yine başkalarına atmış. Üstelik kendisiyle çelişmek pahasına… Evvela; “asırlarca dünyanın gidişinden gafil, birtakım şuursuz idareciler” diyerek yani Osmanlı dönemi söz konusu olunca kabahati “idarecilere” bulurken, kendi dönemi için; “halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, herşeyi başta bulunandan beklemek itiyadı (alışkanlığı)… Işte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım” diyerek bu sefer de kendini mesuliyetten muaf tutup kabahati halka atmaktan çekinmiyor. Osmanlı idarecileri suçlu, halk suçlu ve kendi emri altındaki memurlar suçlu… Bir kendisi haklı ve masum. Ben bu değerlendirmeyi nasıl ciddiye alıp nakledebilirim?

Bu M. Kemal’in karakteriydi. Kabahati hep başkalarına atardı… Mesela Birinci Dünya Harbi’nde yaşanan hezimetten de Milleti ve Enver Paşa’yı mesul (sorumlu) tutarken, onun emriyle hareket eden kumandanlara yani “kendisine” toz kondurmuyordu. Okuyalım:

“Harbi sevk ve idare edenler, harb-i umumide kendi mevcudiyetimizi unutarak tamamen Almanların esiri olmuşlardır… Bu sebeple idare-i harbte tadad olunamayacak (sayılamayacak) kadar hatalar vardır. Bu hataların mesul-i yeganesi (biricik sorumlusu) Enver Paşa’dır. Enver Paşa’dan başka mesul aramak lazım gelirse, milletin kendisidir. Enver Paşa vefat etmiştir. Onun emriyle hareket eden kumandanları mesul tutmak doğru değildir.”[4]

Ayrıca söz konusu “perişanlık”tan dolayı Osmanlı’yı suçlamaya hiç hakkı yoktu. Sultan II. Abdülhamid Han’a karşı yapılan darbede ve ülkeyi 10 senelik harbe sokacak olan ittihatçıların idareyi ele almasında onun da payı vardı. Hem darbe yapın, idareyi ele alıp memleketi harbe sürükleyin, hem de kabahati Osmanlı Devleti’ne atın… Öyle aradan sıyrılmak yok…

1930 senesinde karşılaşılan perişanlıktan M. Kemal de sorumluydu. Zaten bunu bildiği için “bunalıyorum” demişti. Aradan geçen 7 seneye rağmen vaziyetin değişmemesiydi onu bunaltan. Zira o 1924, 1925 ve 1926 yıllarında da seyahatler yapmıştı. Eğer bunalmasına sebep olan husus, “Osmanlı’dan kalan perişanlık” olsaydı, evvelki senelerde yaptığı seyahatlerde bunalması icab ederdi. Değişmediği için bunalıyor… Fakat kabahati halka ve “kifayetsiz” memurlara atıyor. Halbuki kendi idaresi sorumluydu.

Nitekim Iktisadi ve Ticari Ilimler Fakültesi Siyaset Bilimi doçenti olan ve daha sonra “Prof. Dr.” titri alan Atatürkçü Doç. Dr. Çetin Yetkin de bizim gibi aynı nakli yapıp meselenin “1923-1930” yılları arasında takip edilen ekonomik siyasanın başarısızlığı olduğunu vurgular:

“1930 yılının son ayları, C.H.F.nın kitlelerin ekonomik sorunlarını çözmedeki başarısızlığının saydamlaştığı aylardır. S.C.F. olayı kitlelerdeki hoşnutsuzluğun su yüzüne çıkmasını sağlamış ve C.H.F.nın siyasasının başarısızlığını belirginleştirmiştir. Gerçekten de Gazi M. Kemal’in Hasan Rıza Soyak’a söylemiş olduğu şu sözleri anımsamamız, bu gerçeğin tek başına bile yeterli bir kanıtıdır:
‘Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum! Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen (sürekli olarak) dert, şikayet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi manevi perişanlık içinde…’

Bu durum 1923 -1930 arasında izlenen ekonomik siyasanın başarısızlığının açık bir yankılanışıydı.”[5]

Benim gibi aynı nakli yapan ve aynı teşhisi koyan bu Atatürkçü akademisyen de mi cımbızcı?!

Bunalan halkın gazını almak için kurulduğu söylenen “Serbest Cumhuriyet Fırkası”nın Genel Başkanı Fethi Okyar‘a göre de “perişanlığın” sebebi; CHP’nin 7 senedenberi uyguladığı yanlış ekonomi siyasetidir:

“Mevkii iktidarda bulunan hükümetin mali ve iktisadi sahada takip ettiği yanlış siyaset, bugünkü sıkıntılı vaziyeti ihdas etmiştir (ortaya çıkarmıştır). Yani hükümetin, yedi senedenberi attığı her adım, memleketi merhale merhale iktisadi bir çıkmaza sokmuştur.”[6]

*

Fethi Okyar’ın [6] no’lu dipnotta verilen beyanatı…

***

Gördüğünüz gibi kabahat, 1923-1930 yılları arasında mali ve iktisadi sahada takip edilen yanlış siyasette imiş… Demek ki haklıymışız… Cımbız yokmuş… Yalan yokmuş… Hakikat varmış… Çünkü biz kemalist değiliz… Yalan söylemenin, Kul hakkına girmenin çok ağır bir vebali olduğuna inanırız. Zaten yalana da ihtiyaç yok… Maşaallah malzeme bol…

Bu arada kabahati “kifayetsiz memurlar”a da atan M. Kemal şimdi karşımızda olsa da sorsak;

Okumuş binlerce talebeyi liselerden toplayıp Çanakkale’de ölüme sürükleyen ve Filistin Cephesi’nde 75 bin Mehmetçiği esir veren “komutanların” hiç mi kabahati yoktu?

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Yazı buydu: https://belgelerlegercektarih.com/2012/05/24/m-kemal-ataturk-memleketi-batirdiklarini-itiraf-ediyor/

[2] Lozan’da yunana bağışlanan tazminat ile alakalı tafsilat ve kaynaklar için bakınız; https://belgelerlegercektarih.com/2022/02/10/ataturk-yunan-dostlugu-4-milletin-hakkini-yunana-vermek/

[3] CHP ve Atatürk’ün Içki Masrafları veya Israflarının belgeleri için bakınız; https://belgelerlegercektarih.com/2022/05/01/chp-ve-ataturkun-icki-masraflari-veya-israflari-belgelerle/

[4] Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk, Hayatı ve Eseri, Atatürk Kültür ve Tarih Yüksek Kurumu, Ankara 1990, cild 1, sayfa 55-56.

[5] Çetin Yetkin, Türkiye’de Tek Parti Yönetimi (1930-1945), Altın Kitaplar Yayınevi, Istanbul 1983, sayfa 18.

[6] Cumhuriyet Gazetesi, 24 Ağustos 1930.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

https://www.instagram.com/kadir_candarlioglu_gercektarih

https://instagram.com/belgelerlegercektarihcom

.

Paylaşım Şartı:

Paylaşmak istediğiniz bir yazı, görsel vs. varsa, alakalı yazıya gidin ve yukarıdaki adres çubuğunda görülen linki kopyalayıp paylaşmak istediğiniz yere yapıştırın. Yani YALNIZCA LİNK PAYLAŞIMINA MÜSAADE EDİYORUZ. Ayrıca yazının sonunda “facebook” veya “twitter”ın sosyal medya paylaşım butonları var. O butonlara tıklayarak da paylaşılabilir. Başka türlüsüne hiçbir surette rızamız yoktur.

*

1 Comment »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.