M. Kemal Atatürk, “Gökten Indiği Sanılan Kitaplar” sözüyle ne demek istedi? Ilave Bilgiler

M. Kemal Atatürk, “Gökten Indiği Sanılan Kitaplar” sözüyle ne demek istedi? Ilave Bilgiler…

*

M. Kemal’in 1 Kasım 1937 tarihinde yaptığı Meclis konuşmasının sonunda;

“Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmaları ile asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gayipten değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz”[1] derken, “gökten indiği sanılan kitaplar” ifadesinden kastının, Kur’an-ı Kerim gibi “ilahi kitaplar” olduğunu daha evvel paylaştığımız bir makalede uzun izahlarla ve hiçbir itiraza mahal bırakmayacak bir surette ispat etmiştik.[2] Bu sebeple şimdi hepsini burada tekrar etmeyi lüzumlu görmüyoruz. Biz burada sadece “ilave bilgiler” paylaşmakla iktifa edeceğiz. Arzu edenler bu yazıyı okuduktan sonra “Kaynaklar” kısmında [2] no’lu kaynağa eklediğimiz bağlantıya tıklayıp söz konusu yazıyı okuyabilirler.

*

M. Kemal’in [1] no’lu dipnotta bahsi geçen 1 Kasım 1937 tarihli Meclis konuşmasının ilgili kısmına ait tutanağı…

***

*

M. Kemal’in [1] no’lu dipnotta bahsi geçen 1 Kasım 1937 tarihli Meclis konuşmasının ilgili kısmına ait video görüntüsü…

***

Esasen M. Kemal’in bu konuşmada ilahi kitapları kastettiğini kemalistlerin az çok “okumuş” kesimi biliyor, fakat yalan yanlış teviller yapmak suretiyle müslüman aile ortamında doğup büyümüş ve Islami hassasiyetlere sahip olmakla birlikte dini ve tarihi malumatı zayıf insanları aldatmaya ve böylelikle de bu batıl rejimi ayakta tutmaya çalışıyorlar. Işte bizim bütün gaye ve gayretimiz gerçekleri olduğu gibi ortaya koyup insanların aldatılmasına mani olmaktır.

Bu kısa bilgilendirmeden sonra artık asıl meselemize geçebilirz. Yazıyı ikiye taksim ettik. Evvela M. Kemal’e ait sözlerin “ne” manaya geldiği üzerinde duracağız, ardından “Gökten inen kitaplar” ifadesinin gerek sözlüklerde, gerek Hukuk metinlerinde ve gerekse şiirlerde-edebiyatta “ilahi kitaplar” manasında kullanıldığını ortaya koyacağız.

Aslında mevzu o kadar açıktır ki, bunu tartışma konusu yapmak kadar cahilce bir tavır olamaz. Fakat biz cehaleti bertaraf etmekte kararlıyız. M. Kemal’in burada ilahi kitapları kastettiği hususunda en ufak bir tereddüt dahi söz konusu değildir. Zaten kullandığı;

“Gökten inen kitap”, “Dogma”, “Ilham”, “Gayb” gibi kelimeler bizatihi Islam literatürünün temel kavramlarındandır. Doğrudan itikada, iman esaslarına taalluk eden kavramlardır. Mesela “Ilham” kavramı aslında Islami terminolojide “Vahiy” olarak da kullanılır. Her ikisi de “Gayb” bilgisinin kaynaklarındandır. Nitekim Nahl Suresi’nin 68’inci ayetinde; “Rabbin bal arısına vahyetti” buyurulur lakin burada “ilham” manasındaki vahyin kastedildiği hususunda müfessirler arasında ittifak vardır. Zira “vahiy”, Peygamberlere mahsustur. “Ilham” ise geneldir. Mahiyet itibariyle ikisi aynıdır, aralarında sadece derece farkı vardır diyebiliriz. Yani her vahiy ilhamdır ama her ilham vahiy değildir. “Vahiy”de yanılma ihtimali yoktur. (Fussilet Suresi 41-42). Peygamberlere “gökten” ve “gayb”dan “Vahiy” ile bilgi verilir. Verilen bu bilgi “nas” kabul edilir. “Nas” ise; M. Kemal’in kullandığı “dogma” kavramının Islami terminolojideki karşılığıdır.

Işte M. Kemal; Peygamberlerin “Vahiy”le “gökten inen kitaplar”dan aldıkları “gaybi” bilginin “dogmalarını” yani “nasları” yani “ayetleri” reddediyor. Neden? Çünkü ona göre “Gökten inen kitaplar” yani “vahiy” yoktur. O halde “gaybi” bilgi de yoktur. Böyle inandığı için “gökten indiği ‘sanılan’ kitaplar” diyor. Yazının sonunda bu sözün açılımı mahiyetinde olan başka ifadelerini de belgeleyeceğiz.

Peki “gökten inen kitaplar” yani “vahiy” yok ise, o halde “gaybi bilgi” ve haliyle “metafizik” de yoktur. Bu durumda bilgi nereden alınacaktır?

Cevap olarak: “doğrudan doğruya hayattan alırız” diyor. Yani gözle görülenden. Materyalist bir bakış açısı, en iyi ihtimalle Natüralist de diyebiliriz.

Kısacası M. Kemal; “Allah’tan gelen kanunları” değil, “hayattan alınan kanunları” benimseyen bir dünya görüşüne sahipti. Ama hayattan almadığı ve Batılıların kanunlarını taklit ettiği de yaman bir çelişki olarak ortada durmaktadır. Telaffuz edilen sözlerin “ilahi” kanun mu yoksa Islam’a aykırı olarak “beşeri” kanun mu yapılacağı meselesiyle alakalı olduğu açıktır.

Nitekim Istanbul Barosu’nda avukatlık yapmış olan Yorgaki Effimianidis isimli hukukçunun, 1939’da Adliye Ceridesi (Adalet Dergisi)’nde neşredilen “Kanun yapmak bir sanatmıdır? Bir sanatsa, bunun metod ve bilgileri ve aletleri nelerdir?” başlıklı makalesinin hemen başında, M. Kemal’in; “Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gayipten değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.” sözüne yer verilir.[3] Adliye Ceridesi’nin devletin resmi neşriyatı olduğunu da bu arada hatırlatmış olalım.

*

[3] no’lu dipnotta sözü edilen makalenin ilk sayfası…

***

Romancı Hüseyin Rahmi Gürpınar‘ın “Insan Önce Maymun Muydu?” adlı romanında geçen şu ifade de doğrudan konumuzla ilgilidir:

“Baba, dedi, şimdi iş ne gökten inen kitaplarda, ne de yeryüzünde yapılan kanunlardadır.”[4]

*

[4] no’lu dipnotta zikredilen romanın ilgili sayfası…

***

Bu roman 1934 senesinde Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmişti. Burada geçen konumuzla ilgili ifade, 11 Ekim 1934 günlü nüshada yer almıştı:

*

Cumhuriyet Gazetesi, 11 Ekim 1934…

***

Aslında bütün meseleyi özetleyen bir cümledir bu. Ancak biz yine de devam edelim. Aynı kitabın bir başka yerinde “semavi” kelimesinin manasını açmak üzere düşülen dipnotta şu açıklama yapılır: “gökten, Tanrı’dan gelen.”[5]

*

[5] no’lu dipnotta sözü edilen romanın ilgili sayfası…

***

Yok eğer “Hüseyin Rahmi Gürpınar bizi kesmiyor” diyorsanız başka delillere geçebiliriz… M. Kemal tarafından CHP milletvekili olarak tayin edilen gazeteci Asım Us bir makalesinde kemalist ahlaksızlığın bir icabı olarak tertip edilen “Güzel Bacaklı Hanımlar Yarışması”nı müdafaa ederken şöyle diyordu;

“Ahlak noktai nazarından (bakış açısından) bir kadının bacağı ile kolu arasında ne fark var? Niçin kolunu açması gayri ahlaki değildirde bacağını açması ahlaksızlıktır? Yahut bacağın dize kadar olan kısmını açmak ahlakidir de niçin dizlerin görünmesi ahlaksızlıktır? Bugünkü ahlaki düstürlarımız (ilkelerimiz) artık gökten inmiş kaideler (kural/kanunlar) olmıyacaktır.”[6]

*

Kemalist Asım Us’un [6] no’lu dipnotta nakledilen köşe yazısı…

***

“Gökten inen kitap ve kaide”lerden kastedilenin Kur’an-ı Kerim ayetleri olduğunu sadece Hüseyin Rahmi ve kemalist Asım Us değil, aynı zamanda ittihatçıların ideoloğu Ziya Gökalp da ifade etmiştir. Alman tarihçi ve Türkoloji uzmanı Gotthard Jaeschke’nin “Yeni Türkiye’de Islamlık” namlı eserinden naklediyorum:

“Şeriata karşı en şiddetli hücumu Ziya Gökalp ‘Şeyhülislâmlık’ adlı şiiriyle yaptı, bunda: ‘Kendi hukukunu kendi doğurmayan, yasasını (kanununu) gökten inmiş ve değişmez (dogma) sayan bir devlet, devlet değildir ve bağımsızlığını sürdüremez; dünya, değişmeyen bir varlığı taşıyamaz’ demekteydi.”[7]

Gökalp’ın sözleri mana itibariyle, M. Kemal’in mecliste yaptığı konuşmanın tıpa tıp aynısıdır. Çünkü o dönem bu kavramların ne manaya geldiği biliniyordu, meçhul değildi. Burada da “Gökten inen” ve “değişmeyen” yani “dogma” yani “nas” yani “ayetler” kastediliyor. Ayrıca Gökalp’ın iddia ettiği gibi Islam hukukunda değişmenin olmadığını söylemek yanlış olur. Bu hususta tafsilat edinmek isteyenlere Türk ve Islam Hukuk Tarihi Profesörü Ekrem Buğra Ekinci’nin “Islam Hukukunda Değişmenin Sınırı” adlı eserini hararetle tavsiye ederiz. Ilave olarak Gökalp, “Kendi hukukunu doğurmayan bir devlet, devlet değildir” diyor. Bu mantığa göre, Türkiye de “devlet değildir…” Zira M. Kemal döneminde kanunların yapılmasında “çoğunluğun” kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim esas alınmadığı gibi, “çakma” dahi olsa “kendi hukukunu da kendi doğurmamıştır.” Tam tersine, “doğrudan doğruya” Isviçre’nin Medeni kanunu alınıp “taklit” edilmiştir.

Osman Ergin’in “Türkiye Maarif Tarihi” isimli eserinde yazdığına göre 1397 senesi alimlerinden Yusufoğlu Abdurrahman Imadülislam adlı bir müellife ait olan ve Nuruosmaniye Kütüphanesi fihristinde 1770 numarada kayıtlı bulunan bir kitabın baş taraflarında, “Hak Taalâ Hazretleri ilmi gökten Arap dili üzerine indirdi”[8] denilmektedir. Burada hemen; “ama bu da yobaz!” diyecek olanlar hiç heveslenmesin… Zira bu kitaptan uzun iktibaslar yapan Ergin’e göre adı geçen zatın davası “dindar bir Türklüktür.” O dönem ilim dili olan “Arapça” yerine, “Türkçe” bir risale kaleme almak istediğini söylemekteydi.

Şimdi de bir komünistin eserine bakalım… Nazım Hikmet, bir şiirinde “Şeriatçı” olarak gördüğü ve “Islam kanunlarını” müdafaa eden Mehmed Akif‘in, “Istiklal Marşı”nda geçen; “Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın! Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın” dizelerine şöyle bir göndermede bulunur:

“Gelecek günler için / gökten ayet inmedi bize
Onu biz, kendimiz / vadettik kendimize…”[9]

Bundan başka M. Çağatay Uluçay’a ait “Tarih Ansiklopedisi”nin “Kur’an” maddesine de bir göz atmakta fayda var: “Gökten inen kitapların dördüncüsüdür. Bu kitaplar, sırasıyla, Zebur, Tevrat, Incil ve Kur’an’dır.” [10] Kemalistlerin anlaması için daha ne demesi lazım?

Şayet bu Ansiklopedi kemalistleri tatmin etmediyse, ki onlardan her şey beklenir, o halde Dr. Suat Ünlü’nün hazırladığı “Karahanlı Türkçesi Sözlüğü”ne de bakalım ve lügatte “biti” kavramına ne mana verilmiş görelim: “gökten inen kitaplardan her biri.”[11]

*

[11] no’lu dipnotta bahsi geçen “Karahanlı Türkçesi Sözlüğü”nün ilgili maddesini havi sayfa…

***

Kaşgarlı Mahmud’un “Dîvânu Lugâti’t-Türk”ünde de “biti” maddesinin karşılığı olarak aynı ifadeye yer verilir: “gökten inen kitaplardan her biri.”[12]

*

[12] no’lu dipnotta sözü edilen “Dîvânu Lugâti’t-Türk”ün ilgili maddesini gösteren sayfa…

***

Eğer bu yazıyı Tasavvuf edebiyatına temas etmeden noktalasaydık, hiç şüphesiz eksik bir çalışma olarak kalırdı. Bu sebeple büyük mutasavvıfların şiirlerinden misaller getirmek yerinde olacaktır.

Mevlana Celaleddin Rumi’nin “Divan-ı Kebir”inden naklediyorum: “Sabır, güzel bir buluttur, ondan hikmet yağar, çünkü bu sabır ayında da Kur’ân indi gökten.”[13]

*

[13] no’lu dipnotta geçen “Divan-ı Kebir”in ilgili sayfası…

***

Yunus Emre’siz olur mu? Üstelik kemalist Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in klasikleri dizisinden… Buyurun:

“Gökten inen dört kitabı günde bin kez okur isen,
Vallah didar görmeyesin, sevmez isen dervişleri.”[14]

*

[14] no’lu dipnotta bahsi edilen Yunus Emre’ye ait beyitin yer aldığı sayfa…

***

Yukarıdan beri yaptığımız nakillerden sonra bu mevzuun tamamen vuzuha kavuştuğunu düşünüyorum. Yazımızın ilk kısmında da ifade ettiğimiz gibi M. Kemal “vahye” inanmıyordu. “Lise Tarih” kitabı için 1930’da bizzat yazdığı metinlerin arşivlerde bulunduğu erbabına malumdur. Işte bu kitap için kaleme aldığı yazılar arasında Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ve Islamiyetin doğuşu ile ilgili kısımlar da vardı. Kağıda döktüğü aşağıdaki düşünceleri adeta “Gökten indiği sanılan kitaplar” sözünün bir açılımı mahiyetindedir:

“Kuran sureleri Muhammede açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdir. Muhammedin beyan ettiği sureler uzun bir devirde dinî tefekkürlerinin (düşüncelerinin) mahsulü olmuştur. Muhammet bu surelere birçok çalıştıktan ve tedkikler (incelemeler) yaptıktan sonra edebî bir şekil vermiştir. Mamafi (Bununla birlikte) kendisini tahrik eden batınî amilin (etkenin) yukarda söylediğimiz gibi tabiatın üstünde bir vücut olduğuna kani idi. (Yani “Allah var” zannediyordu). Muhammedi harekete geçiren ilk amil samimî heycanlar olmuştur. Muhammet daha sonra irticalen dinî hitabede bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten nebiliğe, nebiliktende nihayet allahın Resulü haline geçti. Içinde yaşadığı insanların manevî menfaati için ve büyük bir hakikat namına mücahedeye atılmış olan Muhammet, sonunda dinî bir imparatorluğun mutlak reisi ve bütün dünyaya hakim olmak iddiasını besliyen muharip bir dinin müessisi sıfatı ile ömrünü bitirdi. Bu iki netice münhasıran Muhammedin kendi manevî ve fikrî kuvvetinin mahsulü idi.”[15]

*

[15] no’lu dipnot ile ilgili… M. Kemal’in el yazısıyla yazdığı ve Anıtkabir Kütüphanesi’nde bulunan sayfalar…

***

Gördüğünüz gibi o, “gökten indiği sanılan…” sözüyle, Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin “Allah’tan vahiy almadığınıkastetmekte ve “beyan ettiği surelere birçok çalıştıktan ve tedkikler (incelemeler) yaptıktan sonra edebî bir şekil verdiğini” düşünmektedir. Nitekim son cümlede, “Bu iki netice münhasıran Muhammedin kendi manevî ve fikrî kuvvetinin mahsulü idi” diyerek tekrar vurgulamaktadır. Haşa… Ama öyle inanıyordu. Bunu çarpıtmanın bir manası yok. Fakat daha da vahimi, M. Kemal bu inancını ders kitaplarına koyup Müslüman çocuklara bile okuttu. Allah Teala o günleri bir daha yaşatmasın.

Yazımızı Necm Suresinin ayetleriyle noktalıyoruz:

“Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Hz.Muhammed s.a.v) sapmadı ve bâtıla inanmadı; O, arzusuna göre de konuşmaz. Size okuduğu Kur’an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.”[16]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 5, Cild 20, Içtima 1, 1 Kasım 1937, sayfa 9.

[2] Bu konuda daha evvel paylaştığımız yazı: https://belgelerlegercektarih.com/2012/06/24/m-kemal-ataturkun-gokten-indigi-sanilan-kitaplar-sozunu-savunanlarin-iddialarina-reddiye-cevap/

[3] Yorgaki Effimianidis, “Kanun yapmak bir sanatmıdır? Bir sanatsa, bunun metod ve bilgileri ve aletleri nelerdir?”, Adliye Ceridesi, Yıl 30, Sayı 6, Yeni Cezaevi Matbaası, Ankara 1939, sayfa 810.

[4] Hüseyin Rahmi Gürpınar, Insan Önce Maymun Muydu?, (Hazırlayan: Erhan Kıvanç), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2022, sayfa 87.

Ayrıca bakınız; Hüseyin Rahmi, “Insan Önce Maymun Mu idi?”, Cumhuriyet Gazetesi, 11 Ekim 1934.

[5] Hüseyin Rahmi Gürpınar, Insan Önce Maymun Muydu?, (Hazırlayan: Erhan Kıvanç), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2022, sayfa 42.

[6] Mehmet Asım, “Ahlak telakkilerinde anarşi var!”, Vakit Gazetesi, 25 Ocak 1931.

[7] Ziya Gökalp’ın 1918 senesinde neşredilen “Yeni Hayat” adlı eserinden nakleden; Gotthard Jäschke, Yeni Türkiye’de Islamlık, Bilgi Yayınevi, Ankara 1972, sayfa 14. (Ancak bu kısım “Yeni Hayat” namlı eserin 1941’de yapılan baskısında yoktur)

[8] Osman Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, cild 5, Eser Matbaası, Istanbul 1977, sayfa 1920-1922.

[9] Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye, Leman Yayınları, Istanbul 2001, sayfa 319.

[10] M. Çağatay Uluçay, Tarih Ansiklopedisi (Ilk ve Orta Dereceli Okullar Için), Bateş Yayınları, Istanbul 1979, sayfa 259.

[11] Suat Ünlü, Karahanlı Türkçesi Sözlüğü, Eğitim Yayınevi, Konya 2012, sayfa 164.

[12] Kaşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti’t-Türk Dizini / Endeks, (Tercüme eden: Besim Atalay), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1986, sayfa 95.

[13] Mevlana Celaleddin, Divan-ı Kebir, cild 4, (Hazırlayan: Abdülbaki Gölpınarlı), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992, sayfa 336.

[14] Abdülbaki Gölpınarlı, Yunus Emre – Hayatı ve Bütün Şiirleri, Iş Bankası Yayınları, Istanbul, 194.

[15] Doğu Perinçek, Atatürk / Din ve Laiklik Üzerine, 2. Baskı, Kaynak Yayınları, Istanbul 1997, sayfa 162-167.

[16] Necm Suresi, Ayet meali 1-4.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

https://www.instagram.com/kadir_candarlioglu_gercektarih

https://instagram.com/belgelerlegercektarihcom

.

Paylaşım Şartı:

Paylaşmak istediğiniz bir yazı, görsel vs. varsa, alakalı yazıya gidin ve yukarıdaki adres çubuğunda görülen linki kopyalayıp paylaşmak istediğiniz yere yapıştırın. Yani YALNIZCA LİNK PAYLAŞIMINA MÜSAADE EDİYORUZ. Ayrıca yazının sonunda “facebook” veya “twitter”ın sosyal medya paylaşım butonları var. O butonlara tıklayarak da paylaşılabilir. Başka türlüsüne hiçbir surette rızamız yoktur.

*

8 Comments »

  1. Hocam siz bundan uzun zaman önce siz harf inkılabı ve dil devrimi ile alakalı bir sayfa yapmışsınız lakin izninizle ismini burada veremeyeceğim birisinin bir yazısını sizinle paylaşmak istiyorum

    İmam Hatip’e ilk başladığımız günlerde Latin alfabesiyle İngilizceyi okumaya başlamıştık. Hatta bazı arkadaşlarımız İngilizceye o kadar sarmışlardı ki (c) harfine (g) demeye başlamışlardı. Su-i emsal olmasın deyüp zinhar o emsali kat-i menile nümuzec eylemedük.Tabiî ki eşyanın hakikatinden olsa gerek, Latin Türk alfabesiyle İngilizce öğretilemedi. Acaba gerçekten de suç alfabemizdeki (x) harfinin olmaması mıydı? Üniversite mezunlarımızın dahi ne kadar iyi yabancı dil öğrenebildikleri hepimiz tarafından bilinir. Biraz daha özele inip halkımızın nasıl Anglosakson bir Türkçe kullandığı hepimizin malumudur. Böyle bir ortamda sizleri dil bilimci edasıyla, analizlerle yormama gerek yok. Alfabeyle ne olur ne olmaz, onu anlatmak istiyorum. Rahmetli babacığımın mağazasının önünde duran kendi halinde kamyonetçi bir ağabey vardı. Bu zat bazı akşamlar, akşamcı olarak sarhoş sabahlardı. Yanlış hatırlamıyorsam, lise ikinci sınıfa giderken bir cumartesi günü, -mağazaya gitmesem haftalık yoktu- bu zat mağazaya geldi. Elinde epey eski bir kitapla içeri girdi. Arap alfabesiyle yazılmış Osmanlıca kitabı okumamı istedi. Ben de ibarenin kafasını gözünü yara yara kitabı okudum. Fakat maalesef çok bir şey anlamadım. Hatta bunun ne kitabı olduğunu sorduğunda o yılların heyecanıyla ne dediğimi hatırlamıyorum. Bu kitap ağabeyimize babasından kalmış, şu günlerde Şeb-i aruzunu yad ettiğimiz Hz. Mevlana’nın mesnevisiymiş. Ceylan derisinden matbuğ (matbaada) basılmış. El yazması (mahtuta) olmayan bu kitabı, kendisi okuyamadığı için bana hediye etti. Fakat ben bu kitabı İmam Hatip yıllarında kelimeleri anlayarak okuyamadım. Ancak Arapçayı çat pat öğrendikten sonra, çat pat okuyabildik. Yukarıdaki paragraftaki Latin alfabesiyle yazılmış Osmanlıca cümlelerden ne kadar anlarsanız, Arap alfabeyle yazılmış olandan onu anlarsınız. Sizin kelime dağarcığınıza bilginize kalmış. Ülkemizde Arap alfabesini bilen, çok insan olduğu halde niçin acaba Osmanlıca bilmezler. Ben inanıyorum ki iki derste bu insanlar Osmanlıcayı okurlar, okurlar da ne kadar anlarlar? Bir de merak ediyorum bu harf dönüşümünü yapan Endonezya, Malezya, Singapur, Nijer, Nijerya size göre köpekleşti mi, ne oldu? Dili kalmayan Cezayir, Kamerun, Hintli Müslümanlar dinsizleşti mi ne diyorsunuz? Pekala, sizler, sağa sola salyası akarak havlayan cehennemin makinistleri sizler ne kadar Arapça veya ecdadınızın -hangi alfabeyi kullandığını bilmediğim için- mezar taşını okuyabiliyor musunuz? Acaba harf değişimini hangi -lakabıyla meşhur gâvur- padişahınız düşünmüş sonradan geri adım atmıştı? Böyle cahil, cühela, kadın hamamı muhabbeti yaparak milletin Atasıyla arasını açmayın.Ey milletim sen de bu deli saçmalarına değil de, lütfen kulağını Prof. Dr. Haydar Baş beye ver de gerçekte Atatürk’ün ne olduğunu ondan öğren. Size iki örnek vermek istiyorum1- Arap aleminde bilgisayarın ismi Arapça yazılış, İngilizce okunuşla ‘computer’dir. Devenin bir adımına kırk isim türeten dünyanın en zengin dili, Emeviler ve onların kalıntıları tarafından yok edildi. Vahhabilerle dil bile İngiliz hegemonyasına girdi.2-Hacca veya umreye gidenler dondurma isterlerse İngilizce söylemeleri yeterli, ice cream.Atatürk de, İngilizceyi onlar gibi yaysaydı bir sıkıntı olmazdı. Acaba dini kavramlarımız ne kadar Arapça? Namaz, oruç hepsi Farsça. Ne oldu hepiniz Şii mi oldunuz? Türkçe dilini kullanan Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-ı Veli ana dilleri Arapçayı bıraktıkları için dinden mi çıktılar? Şimdi anladınız mı Atatürk kimin yaptığını yapıp Türkçeye önem vermiş. Kitabı veren O ağabey Arapça öğrenmediği için çok üzüldü, ama Atatürk’ü suçlamamış kabahati kendinde görmüştü. Babası da kendisi de Atatürkçüymüşler.Buna cevabınız nedir ? Ayrıca harf değişiminin bir katliam olduğunu gelişmenin alfabe ile alakalı olmadığını ve Çinlilerin Japonların Korelilerin alfabesini değiştirmediğini söylemişsiniz lakin Kemalistler Çinlilerin Korelilerin kendi alfabesi olduğunu ve bu yüzden değiştirmediğini Arap harflerinin Türklere ait olmadığını Arap harflerinin Türkçe’ye uygun olmadığını ve Osmanlıca’nın saray dili olduğunu halkın bu dili kullanmadığını ve Harf değişiminin bir diğer amacının Arap harflerinden Latin harflerine geçmeye başlayan Türki cumhuriyetlere ( Kazakistan Özbekistan gibi ) devletlere yakınlaşmak olduğunu söylüyorlar buna cevabınız nedir ?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.