Atatürk Döneminde Asker Kur’an üzerine mi yemin ediyordu? Atatürk ve Din-2
Atatürk Döneminde Asker Kur’an üzerine mi yemin ediyordu? Atatürk ve Din-2

Atatürk Döneminde Asker Kur’an üzerine mi yemin ediyordu? Atatürk ve Din-2

Atatürk Döneminde Asker Kur’an’a el basıp Allah adına mı yemin ediyordu? Atatürk ve Din-2

*

Iddiaya göre Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren M. Kemal’in ölümüne kadar Harp Okulu öğrencileri mezuniyet törenlerinde Kur’an üzerine yemin ediyorlarmış!

Tespit edebildiğim kadarıyla bu iddia ilk olarak 22 Kasım 2004’de gazeteci Emin Pazarcı tarafından ortaya atılmış ve sonraki senelerde yeri geldikçe tekrar tekrar yazılarına konu olmuştur. Ancak yazıları yayınlayan haber portallarında hiçbir belge verilmemiş. En azından ben görmedim.

Pazarcı’ya ait yazının ilgili kısmını buraya alıyorum:

Belgenin tarihi 6 Eylül 1937. Üzerinde, “Harbiye Mektebi’nde ikmali tahsil eyliyen zabitana mahsus şahadetname” yazıyor.
O dönemde Atatürk sağ.
Hemen altta ise “Resmi Tahlif” ifadesi göze çarpıyor. Bugünkü Türkçe ile buna “Resmi Yemin Belgesi” denilebilir.
O dönemin yemin metni aynen şöyle: “Ben, sulhta ve harpta, karada ve denizde ve havada ve her nerede olursa olsun, milletime ve memleketime daima doğruluk ve sadakatla hizmet ve hukumeti cumhuriyemizin bütün kanun ve nizamlarına ve amirlerimin her türlü emirlerine bütün kalbimle itaat etmekten ayrılmayacağıma ve milletimin namını, mukaddes şerefli sancağımın şanını ve askerliğin namus ve şerefini canımdan aziz bilib bu uğurda seve seve canımı feda etmekten çekinmiyeceğime ve her zaman vazifesini, namusunu sever özü ve sözü doğru ve gayretli bir asker olarak çalışmaktan başka bir şey düşünmiyeceğime Cenab-ı Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Azimüşşana el basarak yemin ediyorum.”
Metnin sonunda da şu ifade var: “Vallah ve billah.”

*

Pazarcı şöyle devam ediyor: “Atatürk ölüyor ve her şey değişiyor. Ismet Inönü büyük bir ‘Latinleşme’ kampanyası başlatıyor. ‘Harbiye Mektebi’nin adı ‘Harp Okulu’ oluyor. Bu operasyonla birlikte yemin metni de yeniden düzenlenip içindeki ‘Allah’ ve ‘Kur’an’ ifadeleri çıkarılıyor. Demek ki Atatürk başka, Inönü başka.”

Pazarcı’nın buradaki ifadelerine hayret etmemek elde değil. Bir defa “Latinleşme”yi M. Kemal başlattı. “Harp Okulu” adı, M. Kemal sağken gerek gazetelerde gerekse resmi yazışmalarda kullanılıyordu. Bunları belgeleme ihtiyacı bile hissetmiyorum.

Ayrıca Inönü orduda ne gibi bir değişiklik yaptı? Bu hususta bir belge var mı? Bunların cevabını bekliyoruz. Teferruatı hallettikten sonra şimdi yazının temel konusu olan “Diploma” meselesine geçebiliriz…

Ancak hemen ifade edelim ki, şayet söz konusu yemin metni gerçekten okutulmuş olsaydı bile bu M. Kemal’in hanesine artı puan olarak yazılamazdı. Zira daha evvel paylaştığımız “Askere Din Kitabı Atatürk’ün Emriyle mi Yazıldı? Atatürk ve Din-1″ başlıklı makalede, ordunun “muhafazakar” bilinen Fevzi Çakmak Paşa’nın emrine verildiğini ve M. Kemal dahil hiç kimsenin onun işlerine karışmadığını muteber kaynaklarla ispatlamıştık.[1]

Kaldı ki “Harpokulu Tarihçesi”nde böyle bir yemin metnine rastlamadım.[2]

*

[2] dipnotta adı geçen eser…

***

Dahası, Ankara’da ilk harbiye mezunları 30 Ağustos 1937 günü verildi ve bu diploma töreninde “Allah” üzerine değil, “namus” üzerine yemin edildi.

M. Kemal’in gazetesi Ulus‘tan okuyalım:

“Kara, hava ve denizde her zaman ve her yerde vatanıma, milletime ve cumhuriyete sadakatla hizmet ifa edeceğime; kanunlara, talimatlara, amirlerimin emirlerine harfiyen ve seve seve itaat edeceğime, icabında cumhuriyet uğruna canımı fedadan çekinmiyeceğime, namusum üzerine söz veriyorum.”[3]

*

[3] no’lu dipnotta bahsi edilen yemin töreni… Ulus Gazetesi…

***

Üstelik 18 Haziran 1935’te yani M. Kemal döneminde yürürlüğe giren “Ordu Dahili Hizmet Kanunu”nun 35’nci maddesine göre “Allah” değil; “Namus” üzerine yemin edilmesi gerekiyordu:

“Orduya giren her asker and içecektir. And sureti aşağıdadır:

‘Hazarda, seferde, karada, denizde ve havada her zaman ve her yerde milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve âmirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu, Türk Sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyliyeceğime namusum üzerine and içerim.”[4]

*

[4] no’lu dipnotta sözü edilen 2771 sayılı “Ordu Dahili Hizmet Kanunu”nun 35’nci maddesi… Resmi Gazete…

***

Yine M. Kemal döneminde bu kanunun 2’nci maddesinin ufak bir değişikliğe uğradığını görüyoruz. Fakat 2’nci maddenin “yemin” metniyle hiçbir alakası yoktu. Madde, rütbe isimleri üzerinde bir değişiklik öngörüyordu.[5] Inönü döneminde ise hiçbir değişiklik yapılmadı.

Pazarcı’nın köşesine taşıdığı belgeyi görmediğimiz için hangi yazıyla yazıldığını bilmiyoruz. 1937 senesine ait olduğu söylendiğine göre latin harfleriyle yazılmış olmalıdır. Ancak elimizde Arap harfleriyle yazılmış 1925 tarih ve Mehmet Fahri Efendi bin Cevad imzalı bir diploma var. Metnin latinize halini aşağıya alıp sonra devam edelim:

“Milli Mücadele Dönemi Osmanlıca Diploma

Milli Mücadelede Tahsil (Öğrenim) Eyleyen Zabitana (Subaylara) Mahsus Diploma
“Ben sulhda ve harpte karada ve denizde ve havada ve her nerede olur ise olsun milletime ve memleketime daima doğruluk ve sadakatle hizmet ve Hükümet-i Cumhuriyemizin bütün kanun ve nizamlarına ve amirlerimin her türlü emirlerine bütün kalbimle itaat etmekten ayrılmayacağıma ve milletimin namını, mukaddes ve şerefle sancağımın şanını ve askerliğin namus ve şerefini canımdan aziz bilip bu uğurda seve seve canımı feda etmekten hiç bir zaman çekinmeyeceğime ve her zaman vazifesini, özü ve sözü doğru ve gayretli bir asker olarak çalışmaktan başka bir şey düşünmeyeceğime Cenab-ı Allah’ımın kelamı olan Kuran-ı Azimüşşana el basarak yemin ediyorum. ‘Vallahi ve Billahi’
21 Eylül 1341 (1925)
Mehmet Fahri Efendi bin Cevad”[6]

*

[6] no’lu dipnotta bahsi geçen Osmanlıca diploma…

***

Eğer Pazarcı’nın sözünü ettiği belge bu ise, o halde 1937 senesinde verilmiş veya okutulmuş olamaz, zira 1928’de yapılan harf inkılabı gereği Arap alfabesi yasaklanıp yerine Latin alfabesi alınmıştı. Eğer değilse, doğrusunun yayınlanmasını rica ediyoruz.

Tek Parti döneminde yapılan bütün kabahatler ne hikmetse hep Inönü’ye yükleniyor… Halbuki M. Kemal’in bu meseleye bakış açısını anlamak için elimizde daha muşahhas, somut deliller var. Mesela Meclis’te “Allah adına” edilen yemin metni M. Kemal döneminde değiştirildi… Onun bu konudaki düşüncesi gayet açıktır. Pozitivistti… Vahye yani Kur’an’ın ilahi bir kitap olduğuna inanmazdı. Dolayısıyla onu sürekli bir “Islam mücahidi” imajına büründürme gayretinden vazgeçilmelidir. Yok eğer, “onun üzerinden müslümanlara alan açmak istiyoruz” gibi bir gerekçe ileri sürülecekse, biz buna da karşıyız. Ne onu kullanır, ne de dinimizi kullandırırız. Biz sadece hakikatin peşindeyiz. O halde yeri gelmişken M. Kemal’in “yemin” ile ilgili gerçek düşünce ve icraatlerini de ortaya koyup belgeleyelim…

Bir yazımızda Samsun Milletvekili Ruşeni (Barkın) imzasını taşıyan ve M. Kemal tarafından okunarak yanına çeşitli işaretler ve notlar konmuş olan “Din Yok, Milliyet Var” başlıklı bir paçavradan söz etmiştik.[7]

*

***

Işte bu hezeyan mahsulü paçavranın “yemin”le alakalı bahsinde dinimize ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize şöyle hakaret edilmişti:

Yalan ve efsane üzerine kurulmuş olan dinler kimbilir, kaç bin seneden beri insanları yalan söylemeye ve yalana inandırmaya alıştırmışlardır. Dinin verdikleri terbiye ile insanda yalanın “asıl” ve “doğru”nun “fer’i” olduğunu kabul etmişlerdir.

‘Yemin’ dinlerin bir rüknü gibidir. Muhammed kendi Kur’an’ında, birçok bahislerde kendi Allah’ına bile yemin ettirmiştir. Bu suretle kendi Allah’ına karşı ağır bir ithamda bulunmuş oldu. Çünkü yemin eden bir ferdin yalan söyleyebilmesi de tabiidir. Esasen yalan söylemeyen bir adam kendini yeminden müstağni görür. Ve yemini kendisine hakaret bilir.

En çok din maskarası olan akvam-ı şarkiye (Doğu milletleri), Ezmine-i atikadan beri daima yalan söylemeyi ve bunun için sözlerini birçok yeminler ile tahkim etmeyi adet edinmişlerdir. (…)

Bir mahkemenin önünde insandan doğruyu işitebilmek için ona efsane kitabına el bastırmak; milletin hakimiyetini temsil eden insanları efsane kitabı ile sadakate davet etmek ve en nihayet bir milletin en muhterem siması olan Reisicumhurunu yine din merasimile efsane kitabı huzurunda rukua davet etmek ve efsaneye yemin ettirmek insanlık için ne sefil vaziyet ve ne ağır hakarettir.”[8]

*

[8] no’lu dipnottaki hezeyanların yer aldığı paçavra…

***

M. Kemal’in sayfanın kenarına düştüğü not: “Türkiya müstesna.”

M. Kemal’in bu çirkin hakaretlere hiçbir itirazı yok, tam tersine, orada yazılanları çok geçmeden hayata geçirecektir. Birazdan göreceğiz.

Bu paçavra “Ruşenî” imzasıyla, 1926 Ekim ayında Istanbul Erenköy’de kaleme alınmış ve M. Kemal tarafından okunarak bazı yerlerine “alkışlar”, bazı yerlerine “bravo” veya “aferin” şeklinde işaret ve notlar konulmuştur. Paçavranın yazarı 4, 5 ve 6. dönemlerde Samsun milletvekilliği yapmış olan Ruşenî Barkur’dur. Hatırlayalım, o tarihlerde milletvekillerini halk seçmiyor, M. Kemal tayin ediyordu. Yani yazar Islam’a ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize hakaret ettiği halde ödüllendirilmiştir.

Merak ediyorum, bu adamları bize karşı savunanlar, ahirette Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin yüzüne nasıl bakacaklar?

Bu paçavranın kaleme alınış tarihinden -çok değil- yalnızca iki sene sonra Cumhurbaşkanı ve Milletvekillerinin “Vallahi” diyerek “Allah adına” yemin etmeleri laiklik ilkesi gereği kaldırılmış ve yerine şu yemin metni konmuştur:

“Mebuslar Meclise iltihak ettiklerinde şu şekilde tahlif olunurlar (yemin ederler) : “Vatan ve milletin saadet ve selametine ve milletin bilakaydüşart hakimiyetine mugayir bir gaye takib etmeyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakatten ayrılmayacağıma namusum üzerine söz veririm.”[9]

*

[9] no’lu dipnotta sözü edilen kanun maddesi… “Vallahi” yerine “namus” üzerine yemin etme şekli bu kanun ile getirilmiştir… Resmi Gazete…

***

Eğer yemin etmek Ruşeni’nin iddia ettiği gibi “yalancılık”tan kaynaklanıyorsa, o halde niçin Cumhurbaşkanları ve milletvekilleri “namusları üzerine yemin” ediyorlar? Demek ki mesele basit bir “yemin” meselesi değildir. Mesele; “Islam düşmanlığıdır.” Halbuki bazı Batılı ülkelerde bile Devlet Başkanları kendi kutsal kitapları üzerine el basıp yemin ederler. Neyse bunu da geçelim.

Yukarıdaki belgeden de görüldüğü üzere, Meclis’te okunan yemin metni Inönü döneminde değil, M. Kemal döneminde değiştirilmiştir. O halde Pazarcı, harbiye konusunda Inönü’ye nasıl yüklendiyse, dürüstlüğün bir icabı olarak bu konuda da M. Kemal’e yüklenmelidir. Ismet Inönü, M. Kemal’den daha radikal değildi, aksine statükocuydu. Mevcudu muhafaza etmek isteyen bir kişiliğe sahipti. Bu yüzden gerek harf inkılabında gerekse Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanması meselesinde M. Kemal’i frenlemeye çalışmıştır. Eğer Inönü olmasaydı, harf inkılabı daha evvel yapılacaktı. Fakat inkılaplar yapıldıktan sonra Tek Parti Dönemi’nde hiç taviz vermemiş ve M. Kemal’in inkılaplarına sadık kalmıştır. Velhasıl inkılaba karşı çıkmak isteyenlerin birinci derecede muhatabı Inönü değil; M. Kemal’dir!

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Ordunun Fevzi Çakmak Paşa’nın emrine verildiğine ve M. Kemal dahil hiç kimsenin onun işlerine karışmadığına dair muteber kaynaklar için bakınız; https://belgelerlegercektarih.com/2021/11/21/askere-din-kitabi-ataturkun-emriyle-mi-yazildi-ataturk-ve-din-1/

[2] Harpokulu Tarihçesi (1834-1945), Harp Okulu Basımevi, Istanbul 1945.

[3] Ulus Gazetesi, 31 Ağustos 1937.

[4] 10.6.1935 tarih ve 2771 sayılı “Ordu dahili hizmet kanunu.” Resmi Gazete, sayı 3031, sayfa 5345. 18 Haziran 1935.

[5] 16.5.1938 tarih ve 3387 sayılı “Ordu Dahili Hizmet Kanununun 2’nci maddesini değiştiren kanun.” Resmi Gazete, sayı 3913, sayfa 9887. 21 Mayıs 1938.

[6] Milli Mücadele Dönemi Osmanlıca Diploma: https://www.artmuzayede.com/en/product/3041557/milli-mucadele-donemi-osmanlica-diploma-milli-mucadelede-tahsil-ogrenim-eyleye

[7] Ruşenî’nin Atatürk’e Sunduğu Kitap: “Din Yok Milliyet Var”, Bilim ve Ütopya Dergisi, Şubat 2000, sayı 68. Doğu Perinçek, Kemalist Devrim 2 /Din ve Allah, Kaynak Yayınları, Istanbul 1994, sayfa 52-54. Din Yok Milliyet Var safsatası için bakınız:

https://belgelerlegercektarih.com/2013/04/02/ataturk-ve-din-yok-milliyet-var-safsatasi/

[8] Çankaya Atatürk Kitaplığı No: 2’den nakleden; 2000 ‘e Doğru Dergisi, 23 Nisan 1989, sayfa 19.

Ayrıca bakınız;

Gürbüz Tüfekçi, Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar -Eski ve Yeni Yazılı Türkçe Kitaplar-, Iş Bankası Yayınları, Ankara 1983, sayfa 170.

[9] 10 Nisan 1928 tarih ve 1222 sayılı Kanun, 14 Nisan 1928 tarihli Resmi gazetede neşredildi. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 3, cild 3, Içtima 59. (9.4.1928)

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

https://www.instagram.com/kadir_candarlioglu_gercektarih

https://instagram.com/belgelerlegercektarihcom

.

Paylaşım Şartı:

Paylaşmak istediğiniz bir yazı, görsel vs. varsa, alakalı yazıya gidin ve yukarıdaki adres çubuğunda görülen linki kopyalayıp paylaşmak istediğiniz yere yapıştırın. Yani YALNIZCA LİNK PAYLAŞIMINA MÜSAADE EDİYORUZ. Ayrıca yazının sonunda “facebook” veya “twitter”ın sosyal medya paylaşım butonları var. O butonlara tıklayarak da paylaşılabilir. Başka türlüsüne hiçbir surette rızamız yoktur.

*

3 yorum

  1. Ali Nasihi

    Tarihleri ile sabit varakalı bir başka Kemalist yalana hiç bir şüpheye mahal vermeyecek muhteşem reddiye!
    Allah razı olsun, Kurban Bayramınız mübarek olsun, âmîn!

  2. Yenişehirli abdoş ağa

    Kemalistlere kaynak delil göstermek. Beyhude çünkü onlar bir yalan uydurduklarında gösterebildikleri bir kaynak yok varsa da TTK denen cehalet kurumu

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: