Belgelerle Gerçek Tarih sitesine atılan iftiralara cevap – 3 (Rahip Frew ve Mustafa Sagir Meselesi)
Belgelerle Gerçek Tarih sitesine atılan iftiralara cevap – 3 (Rahip Frew ve Mustafa Sagir Meselesi)

Belgelerle Gerçek Tarih sitesine atılan iftiralara cevap – 3 (Rahip Frew ve Mustafa Sagir Meselesi)

Belgelerle Gerçek Tarih sitesine atılan iftiralara cevap – 3 (Rahip Frew ve Mustafa Sagir Meselesi)

*

***

“Belgelerle Gerçek Tarih sitesine atılan iftiralara cevap” başlıklı serimizin ikinci bölümünde, manipülasyonlarından dolayı kendisine “manipülatör” ismini layık gördüğümüz ve bütün manipülasyon, yalan, iftira ve hezeyanlarını ifşa ettiğimiz “tarih çarpıtıcısı”nın, yeni bir videosu yayınlanmış…

Fakat cevap vermekten aciz kaldığı için olsa gerek, ortaya koyduğumuz delilleri yalanlamak bir yana, temas bile edememiştir. Insanları karalaya karalaya vicdanı kararan bu manipülatörün cevap vermek yerine “izi kalır” ümidiyle içinde debelendiği lağım çukurundan bir avuç pislik daha alıp son bir çırpınışla üzerimize fırlatmaya çalışması, ancak kendi aynasının daha da kirlenmesine ve dolayısıyla acınacak halini görüp “gerçek”lerle yüzleşmesine mani olmaktan başka bir netice doğurmayacaktır.

Neymiş efendim, Web sitemin “hosting”i yani online hizmet sağlayıcısı “Amerika”daymış… Kendi videolarını yayınladığı “Youtube” kanalı sanki Ankara/Keçiören veya Istanbul/Zeytinburnu merkezliydi. Işte maalesef böyle basit, böyle ucuz insanlarla muhatap olmak mecburiyetinde kalıyoruz.

Bay manipülatör yine M. Kemal Atatürk’ün Ingiliz Istihbaratı ile gizli ilişkisi deşifre oldu[1] başlıklı yazımda yer alan ve fakat bu sefer başka bir bilgiye daha kendince cevap vermeye çalışmış, lakin yüzüne gözüne bulaştırmıştır. Mevzu, M. Kemal‘in Samsun’a çıkmadan evvel Ingiliz Gizli Servis elemanı Rahip Frew ile Istanbul’da gerçekleşen görüşmelerine dair kaynaklarıyla verdiğim malumattır.

Manipülatöre göre; “M. Kemal’in Rahip Frew ile görüşmesi gizli değildi, zaten Milli Mücadele döneminde Rahip Frew’a gönderilmek üzere bir mektup kaleme almış ve bu mektubu Nutuk’ta yayınlamıştır.”

Ne var ki Nutuk 1927’de yayınlandı, yani yaşanan hadiselerden 8 sene sonra. Daha da garibi, bu mektup Milli Mücadele döneminde Heyet-i Temsiliye toplantısında gündeme gelmiş ve fakat yayınlanması ertelenmişti. Bay manipülatör, söz konusu mektubun yayınlanmayıp ertelenmesini; “Rahip Frew’un hain ilan edilen Said Molla ile arasında gerçekleşen mektuplaşmaları da ifşa ettiğinden dolayı, o mektupları ele geçiren Istanbul’daki Türk istihbaratçıların, işgal kuvvetleri tarafından soruşturulmaması, yani onların güvenlikleri için Cumhuriyet kuruluncaya, teşkilat sağlamlaştırılıncaya kadar yayınlanmaması gerekiyordu” şeklinde gerekçelendirip geçiştiriyor.

Burada bay manipülatörün “Heyet-i Temsiliye tutanağı”na bile “ilave” yapmaktan çekinmediğini görüyoruz. Heyet-i Temsiliye tutanağına göre yayınlanmamasının sebebi; “vatan hainlerini ‘kuşkulandırmamak’ ve mektupları ele geçiren Istanbul’daki Türk istihbaratçıların işgal kuvvetleri tarafından soruşturulmalarına sebep olmamak”tı.

“Vatan hainlerinin kuşkulanmamasını” bir yana bırakırsak, o sırada Istanbul işgal altında olduğundan dolayı Heyet-i Temsiliye’nin aldığı “erteleme” kararının son derece haklı bir gerekçeye dayandığını kabul edebiliriz. Fakat bu durumda bile mektubun ilk olarak işgalin sona ermesiyle yani 1923 senesinin sonuna doğru yayınlanması icab ederdi. Zira ingilizler güle oynaya gitmiş ve Istanbul’da Türk istihbaratçılarına yönelik söz konusu tehdit ortadan kalkmıştı. Lakin öyle olmadı ve bahsi edilen mektuplar ancak 1927’de yani “muhalifler tasfiye edildikten sonra” yayınlandı. Işte manipülatör bey bu mantıksızlığı gözlerden kaçırmak için olsa gerek; “Cumhuriyet kurulup teşkilat sağlamlaşıncaya kadar” kısmını göz göre göre uydurup ilave etmiştir. Ertelemenin gerçek sebebi “dış” unsurlar iken, manipüle ederek “iç” unsurları, yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını da aynı kefeye koymuştur. Böylelikle; “M.Kemal-Rahip Frew görüşmesi gizli değildi, zaten yayınlanmıştıiddiası güme gitmiş oldu. Çünkü her şey olup bittikten ve “Tek Adam” rejimi kurulduktan sonra yayınlanmasının artık fazla bir anlamı kalmamıştı.

Ayrıca bay manipülatörün iddia ettiği gibi; “Heyet-i Temsiliye üyeleri biliyordu, öyleyse gizli değildi” demek de yanlıştır. Zira Heyet-i Temsiliye’nin Sivas Kongresi’nde seçilen yeni üyelerle birlikte 16 kişilik dar bir kadrodan oluştuğu biliniyor.[2] Başka bir kaynağa göre; “Toplantılara her ne kadar 19 kişinin katıldığı anlaşılıyorsa da bunların hepsi bütün toplantılarda bulunmuş değillerdir. En çok 10 kişilik bir çoğunluk olmaktadır.”[3] Üstelik bu dar kadronun neredeyse tamamı M. Kemal’e sadık adamlar tarafından oluşuyordu. Dahası, heyetin Istanbul’daki M. Kemal-Rahip Frew görüşmesinin “bütün muhtevası” hakkında bilgi sahibi olduklarına dair herhangi bir kayıt bulunmuyor. Ayrıca Ankara’da kaleme alınan mektup başka, Istanbul’daki görüşmeler başkadır. Karıştırmayalım…

Bu bahiste son olarak şunu da ifade edelim ki, Türk istihbaratçıları, Rahip Frew-Said Molla arasında gerçekleştiği iddia edilen mektupları ele geçirdikten sonra, tercüme edip Amerikalılara sızdırmışlardı.[4] Bu faaliyetin Heyet-i Temsiliye tarafından alınan “erteleme” kararıyla çeliştiği ortadadır. Böylelikle gerekçe olarak öne sürülen sebep de ortadan kalkmış oluyor.

Bu bahsi geçelim…

Manipülatör bey videonun devamında, Sultan Vahideddin ile Damat Ferid Paşa’nın Ingiliz Muhipleri Cemiyeti’ne üye olduklarını söyledikten sonra şöyle kükrüyor:

“M. Kemal, Rahip Frew ile görüştü diye ona ‘ajan’ diyorsun da, Rahip Frew’un başkanı olduğu Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nde Sultan Vahideddin’in ‘üye’ sıfatıyla ne işi var? Görüşmek ajanlıksa, Sultan Vahideddin’in yaptığı ‘ajanlık kerre ajanlık’ değil mi?”

Evvela bahsi geçen yazımızda M. Kemal’in “ajan” olduğunu söylemedik. Zaten kanunen de böyle bir iddiada bulunmak mümkün değildir… Bu bana atılmış bariz bir “iftira”dır. Bunu atan da açık bir “müfteri”dir. Bu bir.

Iki; “Atatürk Araştırma Merkezi” tarafından yayınlanan ve dolayısıyla da resmi bir yayın olan “Ingiliz Muhipler Cemiyeti” adlı kitapta bile, Sultan Vahideddin ile Damat Ferid Paşa’nın bu cemiyete resmen üye olduklarının “ispatlanamadığı” yazmaktadır.[5]

Hodri Meydan!

Eğer bay manipülatör, Sultan Vahideddin’in Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne resmen üye olduğunu belgelerse, necip Müslüman Türk Milleti’nden özür dilemeye hazırım. Fakat belgeleyemediği takdirde, kendisi çıkıp Türk Milleti’nin huzurunda Sultan Vahideddin’nin ruhaniyetinden özür dileyecek midir?

Göreceğiz…

Bay manipülatörün attığı iftiranın aksine, Sultan Vahideddin, adı geçen cemiyetin üyesi değildi, fakat M. Kemal’in fikir babaları arasında yer alan Dr. Abdullah Cevdet hem Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularındandı, hem de bir “Ingiliz ajanı”ydı.[6] Buna rağmen M. Kemal’in Çankaya köşküne misafir edilerek ağırlanan bu ajanın “dinsizlik” propagandası yapan bir kitabı “devlet matbaası”nda basılmıştı. Şimdi bay manipülatöre biz soralım; “ajan kerre ajan”dan daha da ajan olan bu herifi misafir edip ağırlayan ve “dinsizlik” ile ilgili kitabını devlet matbaasında bastırıp müslüman çocuklara okutan bir kimseye “ne” denir?

Geçelim…

Bay manipülatör akabinde başka bir konuya atlıyor ve Milli Mücadele’ye maddi destek vermek süsüyle Ankara’ya geldiği bilinen Ingiliz casusu Hintli Mustafa Sagir hakkında; “M. Kemal’e suikast düzenleyen bir Ingiliz ajanıydıdemek suretiyle yeni bir hezeyanda daha bulunuyor.

Külliyen yalan!

Evet, gerçi Mustafa Sagir bir ingiliz casusuydu, fakat ne M. Kemal’e suikast düzenlemiştir, ne düzenlemeye teşebbüs etmiştir, ne de teşebbüs etmek gibi bir niyeti izhar etmiştir.

Ancak bay manipülatör, TV ekranında kemalist Sabahattin Özel’in “Casustur Casus” adlı eserini kaynak gösteriyor. Halbuki adı geçen kitapta yer alan “mahkeme tutanakları”na bakıldığında, Mustafa Sagir’in suikast için gelmediği, esas gayesinin istihbarat toplamak olduğu, suikast planının Ingiliz resmi makamları tarafından değil, Albay Nelson’un “kendi fikri” olduğu ve bunun için kendi cebinden 2.000 liradan fazla para harcadığı, açıkça görülür. Mahkeme tutanaklarından aynen naklediyorum:

“Mustafa Sagir: Esasen efendim bu, Nelson’un yanlışlığıdır. Kendisini suikast için uzman zannediyor. Bunun için Albay Nelson’un Istanbul’a gelmesi bir hataydı. Kurmay diye göndermişlerdi.

Mahkeme: Demek ki, o adamı bu suikast için gönderdiler?

M. Sagir: Bu suikast yalnız onun yanlış bir fikridir. Bu hususta çok zahmet çekti. Kendi cebinden 2.000 liradan fazla para harcadı. Bu şey kabil değildi. Onu üç adam kandırdı. Bunlar Sirkeci’de toplanıyorlardı. Ferit oranın üyesindendir. Hiçbir zaman gitmedi. Papaz Frew da üyesindendir. Ikinci olarak ben suikast adamı değilim. Ingiltere’nin, Almanya’nın en büyük diplomalarına sahibim. Bu iş için küçük bir adam gerekir. Örneğin bir arabacı, hizmetçi… Bendeniz ise arabacılık yapmadım. Parayla böyle bir adam bulmak bildiğiniz gibi zordur. Şimdiye kadar bulunmadı. Esasen bendeniz Albay Nelson’u çok iyi tanıyorum. Birçok kere ona söyledim ki, bu hatadır, fena bir şeydir. Lord Simsak mektep arkadaşımdır. Fahri yüzbaşıdır. Bunun hatalı bir şey olduğunu çok sefer ona da söyledim. Bunlar bunu kendileri yapıyorlar. Ingiltere Hükümeti’nin haberi yoktur. Yalnız Savaş Bakanı bilir. Dışişleri bilmez.

Mahkeme: Bu suikasti Savaş ve Dışişleri Bakanları biliyor, değil mi?

M. Sagir: Yalnız Savaş Bakanı bilir, Dışişleri Bakanı bilmez. Ikinci olarak böyle şeyleri yapmak bir yıl önce kabildi. Şimdi kabil değildir. Çünkü M. Kemal Paşa nispeten o kadar ünlü bir adam değildi. Şimdi durum başkadır. Sonra M. Kemal Paşa’yı öldürmekle bir şey çıkmaz. Çünkü bir bireydir, bir kişidir. Bütün millete suikast yapmalı. (“Eğer bir hareketi kökünden imha etmek istiyorsanız” manasında söylüyor: Kadir Çandarlıoğlu). Başka adam M. Kemal Paşa’nın ruh ve yerini alabilir.”[7]

*

[7] no’lu dipnotta bahsi edilen mahkeme tutanaklarını havi kitabın ilgili sayfası… (Iş Bankası Yayınları, 2021)

***

Yukarıdaki ifadelerin yer aldığı sayfalar, TV ekranına yansıdı ama buna rağmen bay manipülatör; “M. Kemal’e suikast düzenleyen Ingiliz ajanıydı diyerek yalan söylemekten sıkılmadı. Bu kitabın gerek 2009’da “Derlem Yayınları”, gerekse 2021’de “Iş Bankası Yayınları” arasında çıkan baskılarını, karşılaştırmalı olarak okudum. Her iki kitapta yer alan bu ifadeler gayet açıktır. Nitekim mahkemenin idam kararı da “suikast”ten değil, “casusluk”tan dolayı verilmiş ve şu şekilde zapta geçmiştir:

“Hintli Mustafa Sagir’in filhakika 10 yaşından beri mahza Ingilizler hesabına casusluk yapmak üzere suret-i mahsusada yetiştirildiği ve birçok yerlerde Ingiliz nam ve menfaatine casusluk eylediği ve ahiren de yine Londra Hariciye Nezareti’nin muvafakati ve Ingilizlerin Istanbul’da gizli örgüte memur ettikleri Miralay Nelson’un riyasetiyle Istanbul’a gelerek mahza Anadolu’nun temin-i itimadı (itimadını kazanmak) kastıyla Istanbul’da Anadolu’ca tanınmış bazı zevattan mürekkep Türk ve Hint Muhadenet Cemiyeti namıyla bir cemiyet teşkil ederek ve zahiren bu cemiyetin itimatname ve vesikasını hamilen kendisine Hint Hilafet Komitesi murahhası süsü vererek Ankara’ya geldiği ve Ankara’da kimyevi bir terkip ve gizli bir yazı ile yazılmış mektuplar ile Ingilizlere Anadolu hakkında mütemadiyen malumat vererek casusluk ettiği gerek merkumun silsile-i itirafatından, gerekse hükümetçe derdest edilen gizli mektuplar müessasından anlaşılmış olmakla, merkumun mücrimince idamına…”[8]

*

[8] no’lu dipnotta bahsi geçen mahkeme tutanaklarını ihtiva eden kitabın kapağı ve ilgili sayfaları… Kararda suikastla ilgili tek bir kelime bile geçmemektedir… (Derlem Yayınları, 2009)

***

[8] no’lu dipnotta bahsi geçen mahkeme tutanaklarını ihtiva eden kitabın kapağı ve ilgili sayfaları… Kararda suikastla ilgili tek bir kelime bile geçmemektedir… (Iş Bankası Yayınları, 2021)

***

Gördüğünüz gibi, bay manipülatörün kaynak verdiği kitapta, iddiasının aksini gösteren mahkeme tutanağı ve idam kararı yer almaktadır. Kararda suikastla ilgili tek bir kelime bile geçmemektedir. Maalesef bu zihniyet, Milleti 100 senedir haşa “keriz” yerine koymaktan utanmadı, utanmıyor.

Ingilizlerin M. Kemal’e suikast tertip etmesi şöyle dursun, başkaları tarafından planlanan suikastleri bile derhal Türk makamlarına ihbar ettikleri belgelenmiştir.

Mesela 14 Ağustos 1935 günü, Ingiltere Dışişleri Bakanı Samuel Hoare, “derhal çekilecek” kayıtlı bir telgrafla, Türkiye’deki Ingiliz Büyükelçisi Percy Loraine’e gönderdiği talimatta özetle şöyle diyordu:

“Türkiye Cumhurbaşkanına suikast düzenlemek amacıyla bir grup Türk ve Kürt teröristin 30 Temmuz’da deniz yoluyla Beyrut’tan hareket ettiği haber alındı. Bu bilgiyi Türk Hükümetine iletmenizi rica ederim.”[9]

*

[9] no’lu dipnotta metni özetlenen telgraf…

***

Ertesi gün Ingiltere Büyükelçisi Percy Loraine tarafından Ingiltere Dışişleri Bakanı Samuel Hoare’a gönderilen cevapta ise özetle şu bilgi veriliyordu:

“Türkiye Cumhurbaşkanına suikast düzenlemek amacıyla bir grup teröristin Beyrut’tan yola çıktığını bizzat Içişleri Bakanına haber verdim. Şükrü Kaya bu dostça bildirimden dolayı çok teşekkür etti.”[10]

*

[10] no’lu dipnotta metni özetlenen telgraf…

***

Bay manipülatör, ortaya attığı bütün bu yalanların yeterli gelmediğini düşünmüş olmalı ki, M. Kemal’in “hiç aldanmadığı” ve adeta “insanüstü” bir varlık olduğu intibaını vermek için mealen; “Ankara’da herkes Mustafa Sagir’in Hindistan’dan büyük miktarda para yardımı sağlayacağını zannederek bir ‘kahraman’ gibi coşkuyla karşılarken, M. Kemal onun casus olduğunu hemen anlamıştı…” diyor.

Tam bir palavra…

Mustafa Sagir’i Ankara’ya gönderen Ingilizler zaten onun ifşa olması için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı…. Bunun sebebinin ise Ankara hareketi ile onu maddi olarak destekleyen Hindistan’ın arasını açmak olduğu anlaşılıyor.[11]

Türk istihbaratçılarının, Istanbul’a giriş çıkışları ve Ingiliz elçilik binasının çevresini kolaçan ettikleri bilindiği halde, onu rıhtımda meşhur Ingiliz istihbaratçısı Yüzbaşı Bennett hiçbir tedbir alma ihtiyacı dahi hissetmeden, adeta herkese ilan edercesine alenen karşılamış ve ingiliz elçilik binasına götürmüştü.[12]

Nitekim Mustafa Sagir bu hareketin yanlışlığını şöyle ifade etmişti:

“Azizim yüzbaşı, çok yanlış hareket ettiniz. Bu hatanın beni tehlikeye koyması ihtimali pek fazladır. Istanbul’a gelişimden önce bana görevim hakkında küçük bir imada bulunulmuş olsaydı, çok başka şekilde hareket ederdim. Yapacağım işin (casusluk: Kadir Çandarlıoğlu) önemi layıkıyla anlaşılmamıştır. Bu bence en büyük tedbirsizliktir. Önce göz göre göre elçiliğe yerleşmezdim. (…) Anadolu’ya geçecek bir adamın Ingiliz elçiliğinde kalması doğru mudur?”[13]

Zaten Istanbul’da faaliyetlerine başlayıp Türklerin arasına girdikten sonra, bir Ingiliz ajanı olduğundan şüphe edilmişti.[14] Hatta bir ara Istanbul’da tutuklandığında, bir an evvel kurtulmak maksadıyla Türk Merkez Komutanı’na, General Harington ve Albay Nelson’la samimi dostluğu olduğunu söylemiş, bunun üzerine serbest bırakılıp nöbetçi subayın emriyle refakatine verilen bir Türk muhafızı tarafından Ingiliz elçiliğine teslim edilmişti. Ayrıca kendisiyle beraber tutuklanan Türk arkadaşlarını da serbest bıraktırmıştı. Bu gelişmelerden sonra, Mustafa Sagir’i Ankara’ya göndermek için çalışmalarda bulunan Aziz bey haklı olarak ondan şüphelenmişti.[15] Aynı Aziz bey, Mustafa Sagir’in kurduğu cemiyetin başına getirilmiş ve kaleme alınan cemiyet nizamnamesini M. Kemal’e göndermişti.[16] Mustafa Sagir’in Anadolu’ya geçmek üzereyken Yunanistan’da tekrar tutuklanması üzerine ingilizlerce ikinci kez kurtarıldığı bilinmektedir.[17]

Bütün bunlar dikkat çeken ve kendisini ele veren gelişmelerdi. Nitekim Mustafa Sagir’in henüz Ankara’ya gidip M. Kemal ile görüşmesinden evvel Istanbul’da ifşa olduğunu Türk istihbaratçısı Hüsamettin Ertürk’ün, “Iki Devrin Perde Arkası” adlı hatıralarından öğreniyoruz.[18]

*

[18] no’lu dipnotta sözü edilen Hüsamettin Ertürk’e ait hatıraların ilgili sayfası…

***

Ankara’ya geldiğinde ise gerek gazeteci Yunus Nadi ve gerekse Fevzi Çakmak Paşa daha ilk görüşmelerinde onun ingiliz ajanı olduğundan şüphelenmişlerdi. Aynı şekilde Adnan Adıvar’ın kafasında da soru işaretleri belirmişti.[19]

Çünkü Mustafa Sagir kamuoyunu aldatmak için bir yem olarak sahaya sürülmüştür. Buna dair yukarıda serdettiğimiz delillere bir yenisini daha ilave etmek gerekirse, Ingilizler tarafından -sahte Türk isimleri kullanılarak da olsa- kendisine gönderilen mektuplar zikredilebilir. Mustafa Sagir’i ifşa etmek niyeti, mektupların mantıkla bağdaşmayan muhtevasında bile sırıtıyor. Sanki daha evvel Istanbul’da kararlaştırılmamış gibi, ondan; “M. Kemal’in ne zaman, hangi saatte ve kiminle otomobile bindiği”[20] vs. nevinden malumat göndermesi talep ediliyordu. Bütün bunların Mustafa Sagir’in ifşa olmasını temine matuf ve itinayla düşünülmüş hamleler olduğu açıktır. Dikkat edilirse sadece “bilgi toplaması” isteniyordu. Halbuki ingilizlerin Ankara’da casusları vardı. Meclis’in gizli görüşmeleri bile Ingiltere’ye raporlanıyordu. Böyle basit bir işi onlar da pekala başarabilirdi. Fakat Ingilizler Mustafa Sagir’i harcadı. Hakikaten Birinci Inönü “zaferi”nden sonra toplanan Londra Konferansı’nda, esirlerin mübadelesi yani karşılıklı olarak serbest bırakılması meselesi gündeme geldiğinde, Mustafa Sagir’in iade talebi şöyle dursun, ismi bile zikredilmemiştir.[21]

Geçelim…

Bay manipülatör söz konusu yayınında, Sultan Vahideddin’in Rahip Frew’a “nişan” verdiğini de söylüyor. Tabii ki verecekti, çünkü M. Kemal’in Nutuk’ta da ifade ettiği gibi Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin; “iki cephesi” vardı… Biri “aleni ve medeni”, diğeri ise “hafi” yani gizli cephesiydi.[22] Işte M. Kemal’e göre “asıl zararlı” faaliyetler bu “ikinci cephenin gizli kolu” tarafından idare edilmekteydi. Sultan Vahideddin’in istihbarat ağı mı vardı ki gizli teşebbüslerden haberdar olsun? Istanbul işgal altında ve Sultan Vahideddin, eli kolu bağlanmış bir vaziyette Istanbul’un banliyö hududlarından öteye söz ve hüküm dahi geçiremiyordu.[23] Bütün teşkilat M. Kemal’e bağlıydı. Sultan Vahideddin bu cemiyetin ikinci cephesi olan “gizli” faaliyetlerini değil, birinci yani “aleni ve medeni” cephesinin insanlara hizmet eden teşebbüslerini gördüğü için ona nişan vermişti. Hakikaten M. Kemal bile Nutuk’ta, Rahip Frew’u; “insaniyete hadim (hizmetkar) adalete hizmetkar bir zât-ı faziletkâr” olarak tanımış olduğunu ifade eder.[24]

Işte bu, Rahip Frew’un emri altındaki cemiyetin, Sultan Vahideddin tarafından “zahirde” görülen ve takdirle karşılanan “aleni ve medeni” cephesiydi. Bu yüzden de mazur görülebilir. Fakat aynı mazeret maalesef M. Kemal için geçerli değildir. Neden? Hani bay manipülatörün Mustafa Sagir meselesinde coşkuyla vurguladığı üzere, M. Kemal onun casus olduğunu bir bakışta “şıp” diye anlayıvermişti ya… Işte o yüzden. Dolayısıyla kemalist mantıkla hareket edildiğinde, böyle “insanüstü” bir varlığın (!) “aldanması” söz konusu olamazdı. O halde Rahip Frew meselesinde mecburen; “içyüzünü bilerek, isteyerek böyle söyledi” demekten başka bir seçenekleri kalmıyor. Ya yutkunup, “Atamız aldandı” diyecekler, ya da “ihaneti gördüğü halde onu methetti” diyenlerin bu iddialarını sineye çekecekler!.. Bu kadar net.

Son olarak manipülatörün karşısında oturan şakşakçının, pardon moderatörün cehaletine cevap verip yazımızı noktalayalım. Moderatöre göre biz; “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ‘kurucu kökenlerine’ yönelik bir saldırıda” bulunuyormuşuz…

Herkesçe malum olduğu üzere, Türkiye Cumhuriyeti resmen 1923‘te kuruldu.

Kurulduktan sonra bakın neler oldu:

  • 1924: Halifelik, medreseler ve Şer‘iyye ve Evkaf Vekaleti kaldırıldı.
  • 1924: Içki yasağı kaldırıldı.
  • 1925: Tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı.
  • 1926: Kur’an ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin sünnet-i seniyyesine dayanan Islami kanunlar yerine, bayrağında haç olan Isviçre’nin “Medeni Kanunu” alındı.
  • 1928: Cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin “Vallahi” diyerek “Allah adına” yemin etmeleri yasaklandı.
  • 1928: “Devletin dini Islam’dır” ibaresi Anayasa’dan çıkarıldı.
  • 1928: Harf Inkılabıyla 1000 yıllık yazımız yasaklandı.
  • 1932: “Allahu Ekber” diyerek Ezan-ı Muhammedi okumak yasaklandı.
  • 1933: Okullarda okutulan din dersleri kaldırıldı.
  • 1934: Ayasofya kapatıldı.
  • 1937: Laiklik Anayasa’ya girdi.

Bay moderatör! 1923’te resmen kurulan Cumhuriyet’in “kurucu kökenlerine” sahip çıkmaya var mısın?

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Bahse konu olan yazım:

https://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[2] Cemil Hakan Korkmaz, Heyet-i Temsiliye, Profil Yayıncılık, Istanbul 2015, sayfa 78-79.

[3] Heyet-i Temsiliye Tutanakları, (Hazırlayan: Uluğ Iğdemir), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1975, sayfa IX.

[4] Orhan Duru, Amerikan Gizli Belgeleriyle Türkiye’nin Kurtuluş Yılları, Iş Bankası Yayınları, 6. Baskı, Istanbul 2011, sayfa 47 ve devamı.

[5] Cengiz Dönmez, Ingiliz Muhipler Cemiyeti, Atatürk Araştırma Merkezi, 2. Baskı, Ankara 2008, sayfa 75.

[6] Cengiz Dönmez, Ingiliz Muhipler Cemiyeti, Atatürk Araştırma Merkezi, 2. Baskı, Ankara 2008, sayfa 78, 85.

Bu konuyla ilgili tafsilat için bakınız;

https://belgelerlegercektarih.com/2022/08/12/m-kemal-diyanete-neden-baski-yapti-inkilaplarin-arkasindaki-ingiliz-ajani-kimdi-ataturk-ve-din-7/

[7] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 320. Sabahattin Özel, Casustur Casus, Iş Bankası Yayınları, Istanbul 2021, sayfa 329.

[8] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 392-393. Sabahattin Özel, Casustur Casus, Iş Bankası Yayınları, Istanbul 2021, sayfa 404-405.

[9] Foreign Office 371/19041/E.4965’ten naklen; Bilal N. Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk, cild 8, (1934-1939), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2006, sayfa 205.

[10] Foreign Office 371/19041/E.5073’ten naklen; Bilal N. Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk, cild 8, (1934-1939), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2006, sayfa 205-206.

[11] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 422.

[12] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 54-55.

[13] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 64.

[14] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 120.

[15] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 139-141, 149.

[16] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 234-235.

[17] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 153-154.

[18] (Hüsamettin Ertürk’ün Hatıraları), Iki Devrin Perde Arkası, (Yayına Hazırlayan: Samih Nafiz Tansu), Sebil Yayınevi, Istanbul 1996, sayfa 251.

[19] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 186-187.

[20] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 204.

[21] Sabahattin Özel, Casustur Casus, Derlem Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 411.

[22] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, Milli Eğitim Basımevi, 9. Baskı, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 7.

[23] Tarık Mümtaz Göztepe, Mütareke Günleri, (Yayına Hazırlayan: H. Afşın Günaydın), Cümle Yayınları, Ankara 2017, sayfa 296, 374, 440, 548.

Ayrıca bakınız;

Murat Bardakçı, Şahbaba, Inkılap Kitabevi, Istanbul 2006, sayfa 176.

[24] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, Milli Eğitim Basımevi, 9. Baskı, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 301-302.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

https://www.instagram.com/kadir_candarlioglu_gercektarih

https://instagram.com/belgelerlegercektarihcom

.

Paylaşım Şartı:

Paylaşmak istediğiniz bir yazı, görsel vs. varsa, alakalı yazıya gidin ve yukarıdaki adres çubuğunda görülen linki kopyalayıp paylaşmak istediğiniz yere yapıştırın. Yani YALNIZCA LİNK PAYLAŞIMINA MÜSAADE EDİYORUZ. Ayrıca yazının sonunda “facebook” veya “twitter”ın sosyal medya paylaşım butonları var. O butonlara tıklayarak da paylaşılabilir. Başka türlüsüne hiçbir surette rızamız yoktur.

*

3 yorum

  1. Emir Kaan

    Hocam 5816 sayılı kanunu Atatürk gerçeklerini gizlemek için Kemalistlerin çıkardığını söylüyörsunuz lakin Kemalistler bu kanun Atatürk’ü eleştirmeyi yasaklamaz Atatürk’e hakareti yasaklar kanunda Belge göstermeyi veya eleştirmeyi yasaklayan herhangi bir madde yoktur ve Bu kanun Atatürk’ün şahsını değil haritasını korur diyor buna cevabınız nedir hocam gerçekten şüpheye düşmüş durumdayım. Saygılar.

    1. Emir Kaan, m. kemal hakkinda “bu adam” diyen Prof. Atilla Yayla ceza aldi. “Vahideddin Vatan dostudur” diyen Necip Fazil Kisakürek, ceza almis. Belgede m. kemal aleyhinde bir söz oldugunda 5816 sayili kanundan dolayi yayinlanamiyor. Nitekim murat bardakci bile bir belgeyi yayinlayamadi.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: