Bir Müslümanın Atatürkçü olması mümkün değil – Aziz Nesin

Bir Müslümanın Atatürkçü olması mümkün değil – Aziz Nesin

*

***

Dinsiz olduğunu her fırsatta iftiharla ve samimiyetle dile getiren Aziz Nesin yıllar evvel katıldığı bir televizyon programında, müslümanları kastederek; “Ben Atatürk’e karşıyım diyor. Tamam, karşı olması lazım. Bir müslümanın Atatürkçü olması da mümkün değil.” demişti.

Daha evvel de Aziz Nesin’in “Gerçek Müslüman Atatürk’ü sevemez. Seviyorsa ya ahmâktır ya sahtekâr.” şeklindeki bir beyanatını neşretmiştik.[1] Aslında inkar edilmesi mümkün olmayan bu beyanat çoğunluk tarafından kabul edilmiş olsa da gerçekleri inkara şartlanmış olan bazılarını tatmin etmemişti. Bu görüş sahipleri umumiyetle “Müslümanım ama Atatürkçü’yüm” diyen dini ve tarihi bilgileri kıt insanlar arasından çıkıyor. Evde din, okulda ise Atatürk sevgisi aşılanan bu insanların tabularını yıkmak elbette kolay değildir. Zira bir Hadis-i şerifte de belirtildiği gibi “Sevgi, insanı kör ve sağır eder.”[2]

Ancak umarım yayınladığımız video tabuların yıkılmasına vesile olur.

*

Youtube’dan silinme ihtimaline karşı videoyu sitemize de yükledik:

*

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Aziz Nesin’in; “Gerçek Müslüman Atatürk’ü sevemez. Seviyorsa ya ahmâktır ya sahtekâr.” şeklindeki beyanatı için bakınız;

belgelerlegercektarih.com/2012/05/31/aziz-nesin-gercek-musluman-ataturku-sevemez-seviyorsa-ya-ahmaktir-ya-sahtekar/

[2] Ebu Davud, Edep 116.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Yeşilçam Filminde Bilinçaltına Yerleştirilen İslam Düşmanlığı

Yeşilçam Filminde Bilinçaltına Yerleştirilen İslam Düşmanlığı

*

***

Yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın, senaristliğini Sadık Şendil’in yaptığı “Ne Olacak Şimdi?” isimli sinema filminde Islam Hukuku’na hakaret ediliyor. Levent Kırca’nın yaptığı konuşma ve bunun üzerine avukat kadının duyulan düşünceleri açıkça Islam Hukuku’na hakarettir.

Biliyorsunuz, M. Kemal’in kaldırıp attığı Islam Hukuku yerine Müslümanlara bayrağı Haç olan Isviçre’nin Medeni Kanunu dayatılmıştı. Işte bu sahnede M. Kemal’in yaptığı inkılabın, dolayısıyla Hıristiyan kanunlarının propagandası yapılıyor ve Islam Hukuku’na hakaret ediliyor.

.

Sultan II. Abdülhamid Döneminde Yapılan Bazı Fabrikalar

Sultan II. Abdülhamid Döneminde Yapılan Bazı Fabrikalar

*

Sultan Ikinci Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar, osmanli neden batti, osmanli neden yikildi, osmanli geri kaldi mi, osmanli gerileme dönemi, osmanliyi kim yikti,

Sultan Ikinci Abdülhamid Han…

***

Bu yazıda Aydın Talay’ın “Eserleri ve Hizmetleriyle II. Abdülhamid” isimli çok kıymetli eserinden iktibas yapacağız. Ancak bu eserde geçen fabrikalar Sultan II. Abdülhamid Han devrinde kurulan fabrikaların tamamı değildir. Sultan II. Abdülhamid devrinde yapılan eserlerin tamamını bir kitaba sığdırmak pek kolay bir iş olmasa gerektir. Bu hususta daha fazla malumat için daha evvel neşrettiğimiz yazılara bakılabilir:

http://belgelerlegercektarih.com/2017/01/26/osmanli-devleti-geri-kaldigi-icin-mi-batti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/14/sultan-ikinci-abdulhamid-han-doneminde-yapilan-bazi-eserler/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/20/osmanli-devletinde-fabrikalar-matbaa-osmanli-geri-kaldi-yalani/

***

(Yazıya eklenen resimler bize ait.)

*

Sultan II. Abdülhamid devrinde teknolojik yönden çağına göre oldukça ileri çalışmalar yapıldığını müşahade ediyoruz.

Kendisi de şahsen teşvik edici ve yönlendirici bir insan olduğu için her faydalı çalışmada yardımcı olmuştur. Yurdumuzda sanayinin gelişmesi için gayretler gösteren Sultan II. Abdülhamid Han bu yolda müteşebbislere himaye ve teşvik için bir kısım madalyalar da çıkarmıştır. Türk sanayicilerini yatırıma, çalışmaya ve verimli projelere sevkedebilmek için altın ve gümüş olarak ve 2 dereceli olarak çıkarılan Sanayi Madalyası’nin ön yüzünde şemse içinde II. Abdülhamid Han’ın tuğrası ve Osmanlı Arması, arka yüzünde çift meşe dalı içinde madalyayı alacak olanın adının yazılacağı boşluk vardı. Madalya 27.48 gr. ağırlığında idi. Sanayi madalyası olarak verilirken kırmızı beyaz iftihar madalyası olarak aynı dalda verilmek istendiği zaman da kırmızı kurdela takılırdı.[1]

Benzeri çalışmaları yabancı uyrukta olan bir şahıs gösterdiği zaman bu hareketi takdirle karşılanır, bağlılık ve liyakatlerini arttırmak için liyakat madalyası verilirdi. 1891 yılından itibaren verilmeye başlanan bu liyakat madalyaları altın ve bakırdı.

*

1 – Halıcılık Konusunda Yapılan Çalışmalar

*

Geçen yüzyıl bilindiği üzere sanayide henüz geniş çalışmaların yeni yeni başladığı bir dönemdir. Buna rağmen yeniliklere hiçbir zaman kapalı kalınmamış ve faydası ağır basan her çalışma ilgi ile izlenmiştir denebilir.

Sultan II. Abdülhamid döneminde kurulan fabrikaların başında halı fabrikaları gelmektedir. Bu konuda araştırmalar bulunmadığı için çeşitli kaynaklardan alınan bilgilerle iktifa edilmiştir.

a) Bandırma Halı Fabrikası

Sabık feshane nazırlarından Isparta’nın Barla nahiyesine mensup Abdullah Efendi yine sultanın teşvikleriyle Bandırma’daki Beykah Çiftliği’nde kurduğu fabrikayı Şark Halı Kumpanyası ile birlikte işletmiştir.[2]

b) Doğu Halı Şirketi

c) Hereke Kumaş ve Halı Fabrikası

d) Karacabey Halı Yapımevi

f) Anadolu’da Halı Fabrikaları

Anadolu’nun muhtelif yerlerinde hem işgücünü değerlendirmek ve boş vakitlere işlerlik kazandırabilmek için çeşitli halı fabrikalarının açıldığını görüyoruz. Bu cümleden olmak üzere birkaçını sayalım:

Batı Anadolu’da Gördes, Uşak, Isparta, Kula, Eşme, Milas. Orta Anadolu’da Kayseri, Sivas, Niğde, Merzifon. Güney Anadolu’da Maraş.

g) Suriye Humus Halı Fabrikası

O tarihte ülkemize bağlı bir vilayet olan Suriye’nin Humus kasabasında 2.000 kişinin çalıştığı ve 1600 el tezgahının yer aldığı bir fabrika bulunduğunu görüyoruz. 1898 yılı civarında fabrikada çeşitli halılar yanında 100.000 top pamuklu, 5.600 top sırmalı pamuklu, 1.500 top ipekli kumaş imal edildiği bildirilmektedir.[3]

*

2 – Kumaş ve Dokuma Fabrikaları

*

Yurdun çeşitli bölgelerinde kurulan kumaş fabrikalarında pamuklu, yünlü ve ipekli kumaşlar elde edildiği gibi bir kısmında Hereke gibi halıcılık da yapılmaktaydı. Diğer bir kısmında ise bez dokunmaktadır.

Bunlardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

a) Eyüp Defterdar Fes ve Yünlü Kumaş Fabrikası

b) Fes ve Melbusat-ı Askeriye Fabrikası

Bu fabrikanın çalışma ve ürettiği mamullere ait Istanbul Üniversitesi Kütüphanesinde Albümler kısmında bulunan 60 fotoğraftan oluşmuş 91014 numaralı albüm de mevcuttur.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar askeri uniforma fabrikasi elbise fabrikasi fes fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Osmanlı’da Askeri Üniforma Fabrikası…

***

Zeytinburnu’nda bulunan fabrika için 52.420 arşın arazi istimlak edildiğini, Tercüman-ı Hakikat gazetesi bildirmektedir.[4]

c) Darülaceze Hamidiye Fes Fabrikası

d) Bakırköy Bez Fabrikası

Fabrikada 1.000 kişiye yakın çalışan işçinin çoğunluğu delikanlı çağındaki çocuklardı.

e) Bursa Ipekli ve Dokuma Fabrikaları

Devrin imkanlarına göre 5.591 adet mancınıkla çalışan 103 ipekli fabrikası mevcuttu. En küçük fabrikada 20 işçi çalışıyordu.

f) Izmit (Kocaeli) Pamuklu Kumaş ve Pamuk Ipliği (Çulhane Fabrikası) Fabrikası:

g) Edirne-Pamuklu Kumaş ve Pamuk Ipliği Fabrikası

h) Irak-Musul Dokuma Sanayii

i) Halep Kumaş ve Pamuk Ipliği Fabrikası

j) Selanik Kumaş ve Pamuk Ipliği Fabrikası

k) Izmir Ipek-Pamuk ve Mensucat Fabrikası

l) Adana Askeri Elbise Fabrikası ve Boya Atölyesi

m) Rize Keten Bezi Fabrikası

n) Beyrut Ipekli Kumaş Fabrikaları

o) Trablus Ipek Fabrikaları

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar fes fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Fes Fabrikası…

***

*

3 – Iplik Fabrikaları

*

a) Bursa Iplik Fabrikaları

b) Istanbul Yedikule Iplik Fabrikası

c) Tarsus Iplik Fabrikası

*

4 – Kağıt Fabrikaları

*

a) Beykoz Kağıt Fabrikası

b) Beyrut Kağıt Fabrikası

*

5 – Çini, Porselen ve Cam Fabrikaları

*

a) Yıldız Çini ve Porselen Fabrikası

Bu fabrika tabak, vazo, testi, çaydanlık ve benzerlerini üretmiştir. Yaptığı mamullere “Eser-i Istanbul” adı vurulmaktaydı. Bu fabrikanın kapanmasında yabancı ticaret mallarının azınlıklar tarafından yurda bol miktarda sokulması sebep olmuştur. Daha sonra 1890’da Sultan II. Abdülhamid Han tarafından Hazine-i Hassa’ya ait olmak üzere Yıldız Sarayının Boğaziçine bakan tepeleri arasında “Hamidiye Çini Fabrikası” yaptırıldı. Ilk ürünlerini 1896 yılından itibaren vermeye başlayan bu fabrikanın 1959 yılından sonrakı adı Sümerbank Çini ve Porselen Sanayii Müessesesi olmuştur.[5]

b) Paşabahçe Cam Fabrikası

Yerine Cumhuriyet devrinde 1934’te Paşabahçe kuruldu.

c) Çubuklu Cam Fabrikası

*

6 – Diğer sivil Fabrikalar

*

1 – Küçükçekmece Kibrit Fabrikası

1897 yılında mevcut işçi sayısının 201 kişi olduğu ifade edilmektedir.[6]

2 – Beyrut Kibrit Fabrikası[7]

3 – Beykoz Kundura Fabrikası.

Cumhuriyet devrinde Sümerbank devralmıştır.

4 – Diyarbakır Deri ve Kundura Fabrikası

5 – Musul Deri ve Kundura Fabrikası

6 – Beyrut Deri ve Kundura Fabrikası

7 – Tuğla ve Kiremit Fabrikaları

Istanbul Kireçburnu ile Selanik ve Beyrut’ta kurulmuştur.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar beykoz kundura fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Osmanlı’da kurulan Beykoz Kundura Fabrikası

***

*

8 – Demir Fabrikaları

1312 Izmir Salnamesi Izmir’de dört adet açıldığı ve faaliyette bulunduğundan bahsetmektedir. Bursa’da makina imalatı vardır.

9 – Selanik Konserve Fabrikası

10 – Ispirto Imalathaneleri Izmir’de birisi Tepecik mevkiinde diğer Darağaç Mevkiinde olarak iki örnek gösterilebilir.

11 – Konya Güherçile Fabrikası (Yangından sonra yeniden inşa edilmiştir.)

12 – Havagazı Merkezleri

Çeşitli yerlerde açılmakla beraber verimli hizmet yapanları Istanbul Yedikule ile Izmir’de inşa edilen fabrikadır.

13 – Elmas Işleme Fabrikası

Bursa’da mevcut olan bu fabrika 1889 yılında yapılan Sanayi envanterine göre faal fabrikalar arasındadır.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar kazan dökümhanesi osmanli geri mi kaldi

Kazan Dökümhanesi…

***

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar celik dökümhanesi osmanli geri mi kaldi

Çelik Dökümhanesi…

***

*

14 – Yağ Fabrikaları

Bugünkü fabrikasyon tekniğine göre iptidai olmakla beraber zamanına göre faal hizmetler ifa eden yağ tesisleri arasında Bursa’da 100 tane görmekteyiz.

15 – Diğer Un ve Buz Tesisleri

Izmir’de 13, Beyrut’ta çok sayıda, Bursa’da 23 adet un fabrikasından bahsedilmektedir.[8] Buz üretenlere de Izmir Darağacı Mevkiinde, Istanbul Istinye’de ve Bağdat’da olanı örnek verebiliriz. Şüphesiz bu tesisler bunlardan ibaret değildir.

16 – Ispermeçet Mumu Fabrikası

O dönem için önemli bir yeri olan mum fabrikası olarak 1895 yılında Istanbul’da ve 1882 yılında ise Beyrut’da birer işletme açılmıştır.

17 – Makarna Fabrikaları

Muhtelif yerlerde olmakla beraber 1882’de Beyrut’da çalıştığı ilgili salnamede kaydedilmektedir.[9]

*

7 – Askeri Fabrikalar

*

Sivil fabrikaların yanında çeşitli askeri fabrikaların da kurulduğu görülmektedir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar Valide Tersanesi ve çevresindeki fabrikalar osmanli geri mi kaldi

Valide Tersanesi ve çevresindeki fabrikalar

***

1 – Seyandir Top Fabrikası

1880 yılından itibaren Istanbul Tophane’de kurulmuştur. Tercüman-ı Hakikat Gazetesi bu fabrikada inşa edilen cebel, obüs ve sahra toplarının denendiğini ve çok başarılı görüldüğünü bildirmektedir.[10]

2 – Top Mermileri Için Tapa Fabrikası

Karaağaç’da bulunan fabrikada top mermileri için yan kuruluş olarak faaliyet sürdürmüştür.

3 – Tersane-i Amire Top Malzemeleri Fabrikası

Ifade edildiği gibi donanma Sultan II. Abdülhamid tarafından ihmale uğratılmamış tam aksine her fırsatta gelişmesi ve faal hizmette olması için gereken gayret gösterilmiştir. O zamanki ifadesiyle havuz denilen tersaneye yeni bir bölüm ilave ettirmiş Mösyö Vatas’ın raporu üzerine vapurların süratli seyri için tamiratlarının yapıldığı kısım meydana getirilmiştir.[11]

Tersane-i Amire’de seri ateşli 57.947 mm.lik topların kundak ve teferruatları yeniden ve mükemmelen imal edilmiştir.[12]

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar top fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Top Fabrikası

***

Selanik’de o sıralarda yayınlanmakta olan Asır Gazetesi son sistemde bir torpido teşkil edildiğini, Ingiltere’ye sipariş edilen 32 mil suretindeki 6 torpido muhribinin pervazlarının başarılı olarak yapıldığını ve bu torpido masraflarının Padişah’ın şahsi kesesinden (Hazine-i Hassa) ödendiği kaydedilmektedir.[13]

4 – Mavzer Tüfek Yedek Parça Fabrikası

O sıralarda yeni gündeme gelen mavzer tüfek parçaları vakit geçirilmeden ele alındığı gibi tüfek ağızlıklarının imalatı için Hazine-i Hassa’dan 30.209 kuruş ve 25 paranın Sultan II. Abdülhamid’in emri ile harcandığı Bağdat Salnamesinde bildirilmektedir.

5 – Mermi ve Fişek Fabrikaları

Tercüman-ı Hakikat Zeytinburnu’nda bu hizmetleri bir fabrikanın yürüttüğünden bahsetmektedir. 91.092 no’lu albümde görülebilir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar zeytinburnundaki mermi ve fisek fabrikasi osmanli geri mi kaldi,

Zeytinburnu’ndaki Kartuş Fabrikası…

***

*

6 – Barut Fabrikası

Istanbul’da kurulduğu gibi Ankara’da da Baruthane, ihtiyacı karşılayacak tarzda açılmıştır.[14]

7 – Ansaldo Fabrikası

Değişik tipte torpido imal eden Ansaldo Fabrikası daha sonra genişletilmiş ve bunun için gerekli masraflar yine Padişah tahsisinden (Hazine-i Hassa) karşılanmıştır. Bu fabrikanın ürünleri ve çalışmalarına ait 19 fotoğraftan meydana gelen albüm mevcuttur.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar baruthane fabrikasi osmanli geri mi kaldi

 Osmanlı’da Baruthane Fabrikası…

***

*

8 – Imalathaneler

*

1 – Çeşitli Dokuma Tezgahları

Daha önce de geçtiği gibi başta Bursa olmak üzere hemen hemen birçok şehirde çeşitli dokuma işleri yapılmaktadır. Çeşitli tezgahlarda 8.300 işçi çalışmaktadır. Bunlar arasında havlu, beledi, fita, gömlek aba, çarşaf, agel, kuşak, ağaban olduğu gibi seccade, maşlah, heybe ve benzeri eşyalar da görülmektedir. 29 Aralık 1305 (1889)’de yapılan Sanayi Envanterine göre 25 adet fıtacı, 8 bedeli, 50 adet kumaş, 5 karakalem denen örtü imal tezgah dışında 30 adet gömleklik bez tezgahı görüyoruz.[15]

300’ü havlucu, 200’ü bürümcük ve kefiye imalatında çalışmak üzere 500 tezgah mevcuttur. Bağdat Salnamesi 7 dokuma tezgahından bahsetmektedir. Diğer yerlerden birer örnek olarak da Suriye vilayetinde Humus’da maşlah ve seccade imalatı o zamanki adı Menteşe olan ve Izmir’e bağlı bir kaza görünümünde idare edilen Muğla’nın Mekri (Fethiye) kasabasında senede 50.000 kuruşluk seccade, heybe ve kilim imal edilmektedir.

2 – Saat Imalathanesi

Çeşitli yerlerde sanatkarlar yetiştiği gibi Topkapı Sarayı hudutları içinde Müze-i Hümayun karşısında kurulmuş olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nde ortak bir çalışma olarak meydana getirilen saat gerek parçaları ve gerekse ağaç oyma kısımları itibariyle devrin sanat durumuna bir örnek teşkil etmektedir.[16]

Bu devirden biraz önceye ait olmakla beraber Bursa Ulucami’inde kuzey kapısından girerken sol tarafta mukabele okunan kısımda Hafız isminde yine caminin müezzinlerinden birine ait ayaklı saat halen çalışmakta olup değişik bir düzene sahiptir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar elektrik üreten fabrika osmanli geri mi kaldi

Elektrik Fabrikası…

***

*

3 – Demir Makina Imalathanesi

a) Yıldız Demirhanesi

b) Bursa Demir Makine Atölyesi

4 – Fotoğraf Atölyesi

Yıldız’da kurdurmuş olduğu fotoğrafhanede devrine göre oldukça başarılı teknik geliştirilmiş ve böylece hem eserler tesbit edilmiş hem de iyi birer bilgi kaynağı olan salnamelere düzgün fotoğrafların girmesi sağlanmıştır.

5 – Boya Imalathaneleri

Halı ve dokumacılık için bitkisel boyalarla uğraşan çeşitli boyahaneler meydana getirildiği gibi yağlıboya imalathaneleri de tesis edilmiştir. Bunlardan örnek olarak Bağdat vilayetinin Mendeli kazasında ve diğer yerlerde bulunan 68 adet imalathane gösterilebilir. Devrine göre aranan ve Cehri denilen al boya Bağdat imalathanelerinde imal edilmektedir.[17]

6 – Sabun Imalathaneleri

Çok çeşitli yerlerde çalışan bugünkü kadar kaliteli olmasa da ihtiyacı karşılayan sabun imalathaneleri mevcuttur. Bunlardan biri de Bağdat sabun imalathanesidir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar torpido fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Torpido Fabrikası…

***

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar torpido osmanli geri mi kaldi

Imal edilen bir Torpido…

***

*

7 – Susam Yağı Imalathanesi

1321 Bağdat Salnamesinde Bağdat dahilinde üç adet susam yağı imalathanesinden bahsedilmektedir.

8 – Çırçır Atölyeleri

Pamuk ziraatının geliştirilmesi ile birlikte çeşitli bölgelerde çırçır atölyeleri de geliştirilmiştir. Bağdat Salnamesi Adana’da bunlardan 7 adedinin çalıştığını haber vermektedir.

9 – Kereste Imalathaneleri

Çok çeşitli yerlerde mevcuttur.

10 – Nal Imalathanesi

Askeri yönde o devir için ehemmiyetini koruyan at yetiştiriçiliği kendisi ile beraber birtakım sanatları da geliştirmiştir. Son yıllara kadar Anadolu’nun çeşitli kentlerinde görülen ve bugün için artık iyiden iyiye azalan nalbantların kullandığı nalların imalathane olarak ilk defa bu devirde 1900 yılında Istanbul Selimiye’de kurulduğu ifade edilmektedir. Doğu ve batı türünde her çeşit nal imal eden bu imalathane Birinci Cihan Harbine kadar devam etmiştir.[18]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Tercüman-ı Hakikat, 19.5.1901.

[2] Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, cild 8, sayfa 223.

[3] 1315 Suriye Salnamesi

[4] Tercüman-ı Hakikat, 19.5.1901.

[5] Prof. Dr. Önder Küçükerman, TBMM Mecmuası Nisan 1987.

[6] Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, cild 12, sayfa 422.

[7] 1326 Beyrut Salnamesi.

[8] 1321 Bağdat Salnamesi ve 1312 Izmir Salnamesi.

[9] 1326 Beyrut Salnamesi.

[10] Tercüman-ı Hakikat, 11.5.1901.

[11] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi.

[12] Tercüman-ı Hakikat 20.6.1901.

[13] 1318 Bağdat Salnamesi Masarifat Defteri Asır 22.4.1901.

[14] Ikdam Gazetesi 4.9.1905.

[15] R. Ekrem Koçu, Darülaceze, sayfa 69.

[16] Sanat Dergisi, Topkapı Sarayı Müzesi, sayfa 122.

[17] 1321 Bağdat Salnamesi.

[18] Tafsilat için bakınız;

Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle II. Abdülhamid, 3. Baskı, Istanbul 2016, sayfa 301-322.

Küçük bir bilgi: Aydın Talay’ın kitabı Ayşe Topal’ın Viyana Üniversitesi’nde yaptığı lisans tezinin kaynakları arasındadır. Bakınız;

http://othes.univie.ac.at/25572/1/2013-01-22_0602884.pdf

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Islam Medeniyeti ve Haçlılar – Prof. Yusuf Kaplan

Islam Medeniyeti ve Haçlılar – Prof. Yusuf Kaplan

*

***

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Yusuf Kaplan TVNET’te yayınlanan “Karşı Karşıya” programında çarpıcı tespitlerde bulundu. Işte bunlardan bazıları:

– Osmanlı kapitalizme direndiği için bilfiil çöktü. Osmanlı kapitalizme direndiği için bilkuvve yaşıyor. Osmanlı’nın hâkim olduğu coğrafyalarda herkes Osmanlı’nın adalet, barış, hakkaniyet sistemini özlüyor.

– Osmanlı durduruldu. 100 yıldır Türkiye kuşatılıyor.

– Türkiye dünyanın ruhudur. Korkuyla bunu yok etmek istiyorlar.

– Insanların dehası var. Ama toplumların da dehası var. Bu toplumun dehası 15 Temmuz’da ortaya çıktı.

– Batı, insanı evvela üreten bir makinaya, sonra da tüketen bir hayvana dönüştürdü. Insan tükettikçe tükendi.

– Tarihte kendini inkar ederek var olan bir toplum yok. Kendini inkar eden bir toplum sonuçta intihar edecektir.

– Dertsizseniz, dert sizsiniz. Bizim sorunumuz dertsiz müfredat, dertsiz öğretmen ve dertsiz öğrenci; Burdan hiç kimse ders alamaz.

– Farklı olanı farkettiğiniz zaman kendinizi fark edeceksiniz.

– Mekke’de çağrı kuruldu, Medine’de çağrı çağını kurdu, dolayısıyla Medeniyet çağlayandır.

***

Iyi seyirler…

*

Prof. Yusuf Kaplan’ın twitter hesabı:

*

Çirkin Teklif: Osmanlı’nın Laik Devlet olduğunu yaz önünü açalım!

Çirkin Teklif: Osmanlı’nın Laik Devlet olduğunu yaz önünü açalım!

*

Ahmed Akgündüz Tarihlenklere cevaplar, kemalist proje, kemalizm projesi osmanli devleti laik miydi, Osmanli islam devleti miydi 1

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz’ün “Tarih-Lenklere Cevaplar” isimli kitabının kapağı…

***

Islam Hukuku uzmanı ve Türk Hukuk tarihçisi Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, “Osmanlı Devleti’nin laik bir devlet” olduğunu yazarak tarihi çarpıtması karşılığında kendisine birtakım vaatlerde bulunulduğunu yazdı.

Işte Prof. Akgündüz’ün “Tarih-Lenklere Cevaplar” isimli kitabında anlattığı bu çirkin teklifin tafsilatı:

“Yıllardan beri Osmanlı Hukuk sistemi ile alakalı kitaplar telif etmekte, makaleler yazmakta ve konferanslar vermekteyim. Bu çalışmalarımın belli kesimlerin hoşuna gitmediğinin farkındayım. Osmanlı Devleti’nin bir Müslüman Devlet olduğunu biliyoruz ve aksine yorumlar karşısında yıllardır şaşırıp kalıyorduk. Meğerse ki, Osmanlı devletine karşı olanların ve hem de en baştakilerin, kuvvetle muvaffak olamadıkları tarihin çarpıtılması meselesine çeşitli dalaverelerle ve kiralık kalemleri kullanarak emellerine ulaşmak istediklerini yıllar sonra öğrendik. Öğrendik ki, Prof. Ömer Lütfü Barkan da ve hatta bir yerde Prof. Fuat Köprülü de, bir türlü rejimlerini halka meşru göstermeyi başaramayan siyasetçilerin emirleri ve talimatları doğrultusunda kalemlerini kullanmışlardır. Bunu bizzat yaşı şu anda 90’lara ulaşan ve aynı sofrayı paylaşan bir şahısdan kulaklarımızla duyduk. Bize de, ‘Osmanlı Kanunnameleri’ kitabımızı duyar duymaz, aynen şu teklif geldi:

‘Bu büyük kitabını istediğin gibi neşret; ancak bu kanunlardan 100 adedini seç ve uzun bir mukaddime kaleme al. Osmanlı Devletinin laik bir devlet olduğunu ispatla. Çünkü senin Müslüman halk nezdinde itibarın var ve Islam Hukuku uzmanısın. Halk sana daha çok inanır. Bunun karşılığında şunlara ulaşacaksın:

1) Kitabın 4 dilde yayınlanacak ve telif ücreti alacaksın.

2) Türkiye’nin üç şirketi sana Üniversiteden aldığın maaş kadar danışmanlık maaşı verecekler ve sadece banka kartı ile çekeceksin.

3) Duyduk ki, Istanbul Hukuk Fakültesine tayin olunmak istiyormuşsun; hemen naklin yapılacak ve ileride dekanlık ve rektörlük gibi makamlara geleceksin. Yoksa pişman olursun.’

Evet, bu vaad ve tehditler karşısında benim cevabım şu oldu:

‘Ben ilkokul 4. Sınıfta Barkan’ın Kanunname maddesini okudum ve kendi kendime şu sözü verdim: Ya Rabbi! Bana imkan ver, ecdadımla alakalı bu yanlış bilgileri tashih edip bütün dünyaya ilan edeyim. Işte Osmanlı Kanunnameleri adlı eseri bunun için telif eyledim. Nasıl maksadımın yüzde yüz zıddına bir amaçla bu teklifinize evet diyebilirim?’

Maaliftihar Allah’ın yardımıyla maksatlarım hâsıl oldu; ancak maalesef bana da çok zulümler yapıldı. Tam Istanbul Hukuk Fakültesine tayinim olmak üzere iken Hürriyet Gazetesi yalan bir haberle bunu durdurdu. Yalan olduğunu 10 sene sonra ispatlayabildim. Beni Cağaloğlu Yokuşunda yakalayan o yaşlı ve malum içki sofralarının müdavimi olan zat bana şunu haykırıyordu:

‘Tayinin durdu, artık profesör de olamazsın. Dediğimi tutmadın.’

Ben de ‘Merak etme, Profesör de olacağım, dekan da rektör de olacağım. Ben bunları sizden değil, istersem Allah’tan isterim’ cevabını vermiştim.”[1]

*

Ahmed Akgündüz Tarihlenklere cevaplar, kemalist proje, kemalizm projesi osmanli devleti laik miydi, Osmanli islam devleti miydi 2

***

.

**********

.

KAYNAK:

.

[1] Ahmed Akgündüz, Tarih-Lenklere Cevaplar, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 3-4.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Kemalistler neden Osmanlı’ya düşman? Işte cevabı..

Kemalistler neden Osmanlı’ya düşman? Işte cevabı..

*

***

Dönemin Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, telefonla katıldığı bir televizyon programında, Osmanlı düşmanlığının aslında Şeriat, yani Islam düşmanlığından kaynaklandığını itiraf etti. Bu itiraf, Osmanlı tarihi ve şahsiyetlerinin tarihi ve ilmi gerçeklere dayanılarak değil, bilakis ideolojik ve siyasi kaygılardan dolayı kötülendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yani bu itiraf, Osmanlı’ya bilerek ve kasten iftira atıldığının en açık delilidir.
.
Şöyle diyor Kemalist Profesör:

“Osmanlı’yı övmek ve göklere çıkarmak, şeriatı sevimli kılmak anlamına geliyor, şeriat düzenini meşrulaştırmak anlamına geliyor.”

Kısacası; “Islamî düzenin gelmemesi için Osmanlı’yı yerin dibine batırmalıyız” diyor.

Neymiş, 20 ve 21. yüzyıl “cumhuriyet” çağıymış… Bu kemalist profesör Ingiltere, Danimarka, Hollanda vs. gibi ülkelerde krallık olduğunu bilmiyor galiba… Neymiş, Osmanlı haraç için insanları kılıçtan geçiriyormuş… Halbuki belgeler öyle demiyor. Aşağıdaki linklere tıklayanlar, Osmanlı’nın adaletini göreceklerdir:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/12/seriat-ile-yonetilen-osmanlinin-gayr-i-muslimlere-hosgorusu/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/05/osmanli-devletinin-dunya-medeniyetine-katkilarini-boyle-anlattilar/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/12/19/osmanlida-yuk-hayvanlarina-resmi-hafta-tatili/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/02/13/islamla-yonetilen-osmanli-ile-kafirlerin-hukumleriyle-yonetilen-kemalist-cumhuriyet-arasindaki-fark/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/14/misirli-dr-fehmi-sinnavinin-kaleminden-osmanli-devletinin-adaleti/

*

Dönemin Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Başkanı neden Osmanlı’yı ve şeriatı kötülüyor? Zira Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 3 onur kurucusundan biri Sabetaycıların yani yahudi dönmelerinin “Kapancılar” kolundan Münci Kapanî’dir, ki büyük ihtimalle diğer iki onur kurucusundan da en az biri Sabetaycıdır.

*

atatc3bcrkcc3bc-dc3bcsc3bcnce-dernegi-add-sabetaycilik-sevi-kemal-atatc3bcrk

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Web sitesi…

***

Zaten isminden de belli ediyor kendini; ” Kapanî. ”

Biliyorsunuz, Sabetaycılar 3 koldur;

1 – Yakubîler
2 – Karakaşlar
3 – Kapanîler/Kapancılar veya Izmir’liler olarak da anılırlar…

Ayrıca derneğin “1 numaralı” kurucusu kayıtlarda Hıfzı Veldet Velidedeoğlu olarak geçer, ki kendisinin de Sabetaycı olduğu biliniyor.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Ahmet Hakan’a Cevap 2

Ahmet Hakan’a Cevap 2

*

ahmet-hakana-cevap-2-ahmet-hakana-reddiye-kemalistlere-cevap-ahmet-hakan-selahattin-demirtas-ahmet-hakan-ataturk-ahmet-hakan-m-kemal

Atatürkçü Ahmet Hakan…

***

Ahmet Hakan dünkü köşesinde M. Kemal’e “sarhoş” dendiğinden yakındı. Şöyle diyor monşerimiz:

“Vatanı sattı diyemedikleri için, Bindi gitti İngiliz’in gemisine diyemedikleri için, Mandacılık yaptı diyemedikleri için, Hainlik etti diyemedikleri için, Sarhoş diyorlar, diyebiliyorlar Atatürk’e.”

Yani her kemalist gibi o da Sultan Vahideddin’i ima ediyor. Kısaca maddelersek;

– Vatanı sattı

– Bindi gitti İngiliz’in gemisine

– Mandacılık yaptı

– Hainlik etti

Bütün bu maddelere aşağıda cevap vereceğiz, ancak evvela şu sarhoşluk meselesini açıklığa kavuşturalım.

Ah Ahmet Hakan vah Ahmet Hakan… Hala M. Kemal hakkındaki tenkidlerin “sarhoş”luktan ibaret olduğunu zannediyor… Fakat fena halde yanılıyor.

Zira sıradan bir insanın evinde içip sarhoş olması bizi pek alakadar etmez. Onun için dua ederiz, Kur’an-ı Kerim’deki “iyiliği emredip kötülüklerden sakındırın”(Al-i Imran Suresi 104) emri icabı tatlı dille kendisine alkolün zararlarını anlatıp sarhoş eden bu meretten kurtarmaya çalışırız. Başka ne yapabiliriz ki? Uzun süre çalıştığı yerin Genel Yayın Yönetmenliğini yapan Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan’ın “iyi bir şarapçı” olduğunu yazmıştı… Bugüne kadar Ahmet Hakan’a bu hususta bir şey dedik mi? Ama bir insan devletin başındaysa onun içmesine ve sarhoş olmasına asla müsamaha gösteremeyiz. Nitekim ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar devrinde Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacip tarafından kaleme alınmış olan “Kutadgu Bilig”in “Beyliğe Layık Bir Beyin Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söyler” başlıklı 28. bâbında yer alan şu beyitler bize bu hususta öğüt verir:

“2091 – Bey içki içmemeli ve fesatlık yapmamalıdır; bu iki hareket yüzünden, sonunda ikbal elden gider.

2092 – Dünya beyleri şarabın tadına alışırlarsa, memleketin ve halkın bundan çekeceği zahmet çok acı olur.

2093 – Dünyaya sahip olan vaktini kumara verirse, memleketin bozar ve kendisi de muhtaç duruma düşer.

2094 – Devlet işleri ihmal edilir ve vaktında yapılmazsa, arkasından avcı kuşla takip etsen bile, bir daha ele geçmez.

2095 – Bilgi veren ve bilgisizi yererek, içkiden men eden insan ne der, dinle.

2096 – Ey içki düşkünü, boğazının esiri, içki içme; içki içersen, sana fakirlik yolu açıldı demektir.

2097 – Avam içkiye müptelâ oldu, malı rüzgâr gibi uçtu; bey içkiye müptelâ olursa, memleketi nasıl durur.

2098 – Bu içki ve meyhaneci düşmandır, insanın parasını alır; içki içen hırçın ve kavgacı olur.

2099 – Insan sarhoş olursa, deli olur ve aklını kaybeder; deli hiç doğru iş yapar mı?

2100 – Takva sahibi insan ne der, dinle; ey boğazının kulu, bu söze göre hareket et.

2101 – Yapılacak nice işler içki yüzünden yapılamaz; yapılmaması gereken nice işler de sarhoşken yapılır.

2102 – Nice uygunsuz işler içki yüzünden işlenir; nice iyi işler sarhoşluk yüzünden geri kalır.

2103 – Bey içki içer ve oyunla vakit geçirirse, memleket işini düşünmeğe ne zaman fırsat bulur.

2104 – Nerede fesat olursa, oradan saadet kaçar, gider; fesat, şüphesiz, her yerde daima beyliğe halel getirir.

2105 – Saadet ve ikbal temizdir, her yerde temizlik arar; bu saadet durudur ve ancak saf olanı destekler.

2106 – Bey içkiye müptelâ, müfsit ve kaba olursa, onun bütün halkı da ayyaş olur.”

***

Bizim bir Türk olarak Yusuf Has Hacip‘in Türk beyleri yani devlet başkanları için yazdıklarına uyulması gerektiğini ifade etmemiz Ahmet Hakan’ı niçin rahatsız ediyor? Ahmet Hakan Türk değil mi?

Ahmet Hakan bütün kemalistler gibi, “Atatürk içiyorsa size ne” demek istiyor herhalde. Haklılar, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu bizi alakadar etmiyor. Zaten biz onun evinde içmesine bir şey demedik. Bizim itirazımız, topluma “örnek” olarak gösterilen bir insanın herkesin içinde açıkça içmesi ve başkalarına üstelik çocuklara da içirmesinedir.[1] Yani kötü örnek olmasınadır. Bu bir. Ikincisi ise bu kadar içen birisinin Devleti idare etmesinedir.

*

kemal-atatc3bcrk-mal-varligi-serveti-ankara-orman-ciftligi-bira-fabrikasi-acilisi-cocuk-icki-icerken-alkol-atatc3bcrk-kc3b6tc3bc-c3b6rnek-atatc3bcrk-bira-cocuk-atatc3bcrk-cocuk-icki

Böyle örnek olunur mu?..

***

Nisa Suresi’nin 43’üncü ayetinde “Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” buyuruluyor.[2]

Allah Teala, sarhoş bir insanın ibadet etmesine bile müsaade etmiyor, onu huzuruna kabul etmiyor. “Allah ile arasında” olan ve “başkasını bağlamayan” bir meselede dahi bir sarhoşa ibadet izni verilmezken, kendi meselesi olmaktan çıkmış ve bütün bir milleti alakadar eden meselelerde bir sarhoşa yetki verilebilir mi? Bir milletin kaderi, çok içen birine, yani kısaca bir sarhoşa teslim edilebilir mi?

Edilirse, işte bir şapka uğruna kelleler gider…[3]
Edilirse, mecliste milletvekilleri vurulur…[4]
Edilirse, Aristo’nun Ali Baba olduğunu iddia eden Güneş Dil Teorisi gibi hurafeler uydurulur.[5]
Edilirse, yabancı bir elçinin kızı taciz edilir…[6]
Edilirse, 1000 yıllık yazımız yani tarihimiz, kültürümüz, medeniyetimiz çöpe atılır.
Edilirse, Ingiliz elçisine “Türkiye’ye reis olun” teklifi yapılır.[7]
Edilirse, Irak sınırının “düzlük” değil de “dağlık” araziden geçen, dolayısıyla Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden Türkiye-Irak sınırı çizilir.
Edilirse, okullarda din dersleri kaldırılır ve böylece toplum, içinden çıkılmaz bir manevi boşluğa itilir ve kendi çıkarlarını toplumun çıkarları üzerinde gören ehil olmayan yöneticiler başa gelir.[8]

Bu listeyi uzatmak mümkün olsa da buna gerek duymuyoruz, fakat şu kadarını söyleyelim ki, M. Kemal’i “Foks isimli köpeği” bile ısırmış.[9] Peki neden? Kamçıyla dövdüğü için… Aklı başında bir insan bir köpeğe veya herhangi bir hayvana vurur mu? Ama kusura bakmayın, şapka uğruna “insan asan” birinden her şey beklenir.

Bazıları “Atatürk sarhoş olmazdı” diyor. Allah Allah… Halbuki M. Kemal’in arkadaşları onun sarhoş olduğunu yazar.

M. Kemal’in çok itimat ettiği generallerden Fahrettin Altay, Fresko gazinosuna baloya gittiklerini ve M. Kemal’in orada sarhoş olduğunu açıkça yazar. Buyrun, balodan eve dönüşü kendisinden dinleyelim:

“Sabah yaklaştı herkes birer birer çekilmeye başladı. Saat 4’e doğru artık gidelim diyerek birlikte çıktık. Otomobilde (M. Kemal) beni yanına aldı, hareket edince başını göğsüme dayayarak daldı. Göğsümde perişan halde saçılan o sırma saçları en büyük heyecanı kalbimde yaratıyor, öpüyor ve kokluyordum.”[10]

M. Kemal’e her fırsatta minnet borcunu ifade eden Ismet Inönü dahi bundan muzdarip olarak “Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?” diye isyan etmişti…

M. Kemal ile Inönü arasındaki bir gerginlik bir akşam Çankaya’da son haddini buldu. Bu olay bir bira fabrikasını ilgilendiren ekonomik bir meseleden çıkmıştı. lnönü, sinirlerine hakim olamayarak, “Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?” diye parlamış.

M. Kemal ise bunu inkar etmemiş ve sakin sakin, “Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba” demiştir.[11]

*

sarap-sihhat-ve-kuvvet-verir-atatc3bcrk-bira-fabrikasi-atatc3bcrk-sarap-atatc3bcrk-raki-atatc3bcrk-icki

Kemalist rejim insanları alkole teşvik etmişti: “Şarap sıhhat ve kuvvet verir.”

Sanki portakal suyu satıyorlar…

***

Gelelim yukarıda cevaplayacağımızı söylediğimiz iddialara…

Ahmet Hakan “Vatanı satmak”tan bahsetmiş… Yani kemalistlerin çoktan çürümüş olan yalanını tekrarlayarak Sultan Vahideddin’e dokundurmaya çalışıyor… Halbuki Sultan Vahideddin vefat ederken ilaç alacak parası dahi yoktu. Vatan bu kadar ucuz muydu? Buna mukabil M. Kemal Türkiye’nin en zenginlerinden biri olarak hayata gözlerini yummuştur.[12]

Ahmet Hakan Sultan Vahideddin’i kastederek “Ingiliz gemisine bindi” diyor.

Sultan Vahideddin ülkesini Ingilize teslim etmedi, hazineyi kaçırmadı, M. Kemal gibi “Ingiliz Valisi” olmak için Ingiliz makamlarına müracaat etmedi.[13]

Onu Ingiliz gemisine binmeye mecbur edenler utansın… Filistin cephesinden kaçarak Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesine sebep olanlar utansın. Senin adamın Filistin cephesinden kaçacak[14], pardon “geri çekilecek”, Sultan Vahideddin’e “derhal ingilizler ile barış yap” diye telgraf çekecek, bunun için de kendi arkadaşlarını tavsiye edecek, ülkemizin işgaline sebep olan Mondros’un imzacısı Rauf Beyi de Ankara’da Başbakan yapacak[15], sonra da sen kalkıp “işgal altındaki” Padişahı ingiliz gemisine binmekle suçlayacaksın. Bu olmaz.

Ayrıca kimseye zararı dokunmadan ingiliz gemisine binip gitmek, Ingiliz ve yahudi şapkasını Türk milletine zorla giydirmekten daha şereflidir.

Ahmet Hakan “mandacılık”tan bahsediyor… Kim mandacıydı? Sivas Kongresi’nde “Amerikan mandası” talep edilmedi mi? Üstelik bunun için ABD’ye M. Kemal imzalı bir mektup gönderilmedi mi? Ahmet Hakan bunları nasıl bilmez? Ayrıca Rauf Bey’in Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği bir mektupta M. Kemal’in “Allah belasını versin, şu Amerikalılar manda mıdır nedir, bir an önce kabul etseler de memleket de bu herc ü mercten kurtulsa.” dediği yazar.[16] Madem mandacılık kötü bir şeydir, o halde neden mandacı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti kurucularından olan Abdullah Cevdet Bey M. Kemal nezdinde “makbul” oldu? Çünkü dinsizliği savunuyordu.[17] Mesele bu. Ey Ahmet Hakan! Hadi, Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’i huzuruna kabul eden ve tercüme ettiği dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitabını “Devlet Matbaası”nda bastıran M. Kemal’e de bir çift laf et de görelim samimiyetini…

*

ataturk-abd-mandasi-ataturk-amerikan-mandasi-m-kemal-mandaci-ataturk-mandaci-m-kemal-amerikan-mandasi-sivas-kongresi-ataturk

ABD’ye gönderilen M. Kemal Paşa imzalı “manda” teklifi…

***

Ahmet Hakan “hainlikten” de bahsetmiş… Bu kendi ifadesiyle “dümbeleklik”ten başka bir şey değildir.

Mısır, Sudan ve Kıbrıs’ı, Adaları ve Batı Trakya’yı Lozan’da bırakan kim? Batum’u ruslara satan kim?[18] Azerbaycan’ı bolşeviklere teklif eden kim? Ingilizlerin arzu ettikleri sistemi kuran kim?[19]

Kemalistler hep böyledir, kendilerini tenkid edenlere ya “deli” derler, ya da “hain”… Buna günümüzden somut (muşahhas) bir misal vereyim. 2013 yılında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun en küçük kardeşi Celal Bey’in Izmir’de bekçilik yaptığı ortaya çıkınca, Kemal bey şöyle demişti:

“Kardeşim evinin ekmeğini alın teriyle kazanan bir emekçidir. Ekmeğini, aşını alın teriyle kazanan başı dik, onurlu milyonlarca emekçi gibi inşaatta çalışan kardeşime de, kolaylıklar, sağlık ve huzur diliyor, alnından öpüyorum.”

Fakat bugün CHP’nin yolsuzluklarını ve FETÖ ile ilişkisini deşifre eden Celal Bey’e yapılanlara bir bakın. Utanmadan şimdi de ona “satılmış” yani hain ve “deli” diyorlar. Işte kemalistler böyledir. Böylelerinin, Osmanlı Devleti’ne ve padişahlarına iftira atmasında şaşılacak bir şey yok doğrusu. Tam tersine, eğer methetselerdi, işte o zaman Osmanlı’dan şüphe ederdim.

Osmanlı tarihçisi Ilber Ortaylı’ya rica ediyorum, Ahmet Hakan’a şöyle bir ağız dolusu; “cahil” der misiniz?

.

KAYNAKLAR:

.

[1] M. Kemal’in çocuklara içki içirdiğine dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/15/alkolun-zararlari/

[2] Nisa suresinde geçen bu ayetin meali:

“43 – Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.” (Elmalılı Meali)

[3] Şapka zulmüyle alakalı yazılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2015/04/26/kemalist-rejimin-sapka-yuzunden-idam-ettigi-salci-baci/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/28/sarigini-cikarmadi-istiklal-mahkemesine-sevk-edildi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

http://belgelerlegercektarih.com/2016/04/10/sapka-yuzunden-hic-kimse-asilmadi-mi/

[4] M. Kemal’in adamları mecliste cinayet işledi:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/25/m-kemalin-adamlari-mecliste-cinayet-isledi/

[5] M. Kemal’in Güneş Dil Teorisi’in hurafeleriyle gülmek isteyenler için de bir makalemiz var;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/30/ataturkun-gunes-dil-teorisi-kalp-krizi-gecirenler-olursa-sorumluluk-kabul-etmiyorum/

[6] M. Kemal’in Fransız elçisinin kızını taciz ettiğine dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.net/dr-riza-nur-m-kemal-ataturke-iftira-mi-atiyor-guzel-bacak-yarismalari-neydi/

[7] M. Kemal’in Ingiliz elçisini Türkiye’ye Reis yapmak istediğine dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/26/m-kemal-ataturk-bir-ingilizi-turkiyeye-reis-mi-yapacakti/

[8] M. Kemal din derslerini yasakladı:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[9] M. Kemal’in hayvan “sevgisi” için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/22/ataturkun-hayvan-sevgisi/

[10] Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş Ve Sonrası, Eylem Yayınları, Ankara 2008, sayfa 410.

[11] Abdi Ipekçi, Inönü Atatürk’ü Anlatıyor, Dünya Kitapları, (Dağıtım: Doğan Gazetecilik A.Ş. Yani Ahmet Hakan’ın patronu), Genişletilmiş Birinci Basım, Istanbul 2004, sayfa 44.

[12] M. Kemal’in serveti hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/03/m-kemal-ataturkun-mal-varligi-serveti-genis-kapsamli/

[13] Kimin “Ingiliz Valisi” olmayı kabul ettiğini merak edenler aşağıdaki linki tıklayıp meraklarını giderebilirler;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/22/turk-tarih-kurumu-m-kemal-ingiliz-valisi-olmak-istedi/

[14] M. Kemal’in Filistin cephesinden kaçması, pardon “geri çekilmesi” hakkında malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/30/filistin-cephesindeki-hain-m-kemal-ataturk-mu/

[15] Mondros Mütarekenamesi’nin öncesi ve sonrası hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[16] Kazım Karabekir, Paşaların Hesaplaşması, (Yayına Hazırlayan: Prof. Dr. Faruk Özerengin), 3. Baskı, Emre Yayınları, Istanbul 1995, sayfa 323.

[17] Abdullah Cevdet’in Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kuruluşunda oynadığı role ve Ingiliz manda ve himayesinin gerekliliğinden bahsettiğine dair kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/18/ingiliz-muhipler-cemiyetine-uye-olan-hocalar-hain-miydi/

[18] Lozan’da peşkeş çekilenler hakkında bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/30/misir-ve-sudani-lozanda-verdik-lozana-zafer-diyenlere-ithaf-olunur-17-madde/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/30/lozanda-ruhumuzu-sattilar/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/29/m-kemal-ataturk-bati-trakyayi-ve-oradaki-kardeslerimizi-dusmana-birakmis/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/09/lozan-andlasmasinin-58-maddesi-tam-bir-rezalet/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/05/lozan-anlasmasinin-tenkidi/

[19] M. Kemal Azerbaycan’ı bolşeviklere teklif etti:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/18/azerbaycandaki-kardeslerimize-m-kemal-ataturk-mu-ihanet-etti/

Hain var mı? Varsa kimin hain olduğuna dair bir fikir vermesi bakımından iki makale tavsiye ediyorum:

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/23/kim-hain-sultan-vahdettin-mi-yoksa-m-kemal-mi/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/06/27/kim-ingiliz-ajani-kim-hain/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Osmanlı Geri Gelecek, Zalimler Diz Çökecek!

Osmanlı Geri Gelecek, Zalimler Diz Çökecek!

*

osmanli-geri-gelecek-kafirler-dize-gelecek-osmanli-hanedani

***

Bugün Hilafetin Kaldırılmasının ve Osmanlı Hanedanı için alınan sürgün kararının 93’üncü yıl dönümüdür.

Emperyalistler Lozan’da “Hilafeti kaldıracak ve Osmanlı Hanedanı’nı da bize vereceksiniz” dediler, vermeden de Lozan’ı onaylamadılar. Ne zaman ki Hilafet kaldırıldı ve Osmanlı Hanedanı yurt dışına sürgün edildi, işte o zaman Ingiltere Lozan antlaşmasını kendi meclislerinde onayladı.

M. Kemal, yüzyıllardır zalimlere diz çöktürmüş ve bizi dünyada süper güç yapmış olan Osmanoğullarını çoluk-çocuk-kadın-yaşlı demeden bütün fertleriyle Avrupa’ya sürerek, emperyalistlere adeta şöyle cevap vermiştir:

“Yüzyıllardır size diz çöktüren, kök söktüren Osmanoğullarını ayaklarınızın altına serdim… Işte gözlerinizin önünde süründürüyorum, size muhtaç hale getirdim. Şimdi onlara dilediğinizi yapın ve intikamınızı alın.”

Böylece Osmanlı Hanedanı’nı Avrupa’da hapsettiler ve tekrar Türklerin Hakanı ve Müslümanların Halifesi olmalarına izin vermediler. Artık rahatça dünyayı sömürebilirlerdi ve öyle de yaptılar.

Ama Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi; “Deden bile söndüremedi Islam’ın Nurunu. Sen mi söndüreceksin Ebu Cehil’in Torunu!”

Söndüremeyecekler… Cüce Kemalizm yıkılacak, Yüce Osmanlı zihniyeti geri gelecek inşaallah.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Tutuklanan Gazeteciler Casus mu?

Tutuklanan Gazeteciler Casus mu?

*

Udo Ulfkotte

Enteresan bir şekilde bu yıl hayatını kaybeden “Satılmış Gazeteciler” isimli kitabın yazarı:

Udo Ulfkotte…

***

Alman “Die Welt” Gazetesi Türkiye muhabiri Deniz Yücel’in geçtiğimiz günlerde tutuklanması, akıllara 13 Ocak 2017’de güya “kalp krizi” geçirerek vefat eden meşhur Alman gazeteci Udo Ulfkotte’nin “Satılmış Gazeteciler” isimli kitabını getirdi.

Ulfkotte, gündeme bomba gibi düşen bu kitabında “gazetecilerin” casusluk faaliyetlerinde nasıl kullanıldıklarını bütün tafsilatıyla anlatıyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Genel Başkanı olduğu CDU partisinin kendisine de casusluk teklif ettiğini yazan gazeteci Ulfkotte, başından geçenleri şöyle anlatıyor:

“Kişisel olmaktan vazgeçip, ansızın kendimden iğrendiğim zamanı saniyesi saniyesine tam olarak betimleyebilirim. Frankfurtlu ceza hukukçusu Hans Wolfgang Euler’e telefon edip çare sorduğum gündü. Çünkü Alman CDU politikacılarının içinde en tanınmışlarından biri, şahitler huzurunda, kendi çalışma odasında o zamanki Rheinland-Pfalz Eyaletinin SPD’li Başbakanı Kurt Beck’den casusluk yaparak bilgi toplamam için görev vermek istiyordu.

Bu şahitlerden biri eski CDU Ren Eyaleti mali yöneticisiydi. Adam CDU için çok şey yapmıştı ve birçok şey hakkında uzun süre ağzını açmamıştı. Bugün perdenin arkasındaki adamların adlarını açıkça söyleyip söylememeye karar verebilecek durumdadır. Ben ise onunla birlikte alenen ya da mahkeme önünde açıklama yapmak için teklifimin arkasında duruyorum.

CDU’nun ünlü mali yöneticisi -söylediğim gibi- teklif eden kişi değildi, tersine, CDU’nun ünlü bir politikacısı bana gazeteci olarak kamufle olmuş halde Kurt Beck’in karısının evlilik yaşamıyla ilgili casusluk yaparak bilgi toplamam karşılığında ilk adımda 5000 avro teklif ettiği zaman, orada tanık olarak oturuyordu. Beck ailesinin korunması için ayrıntıya girmek istemiyorum ve girmeyeceğim, sadece şu kadarını söyleyeyim: Beck ailesinin banka hesap özetleri çoktan CDU’nun önündeydi. Söylendiğine göre CDU’ya yakın bir banka çalışanı ile birlikte çalışıyorlardı. Besbelli başbakanın, CDU’nun bilgisi olmadan yapacağı hiçbir şey yoktu. Ailenin özel hayatının ayrıntısına kadar. Ve ben bunu belgeleyecektim. Karşımda oturan ve vicdansızlığı aşan politikacı ne de olsa CDU’nun ünlü bir komisyonunun üyesiydi. Arzularını yaklaşik iki saat dinledim; içim altüst oldu ve bundan dolayı sustum. O dakikalarda kendime, ne kadar derinlere batmış olmalıydım ki bir politikacı, kendisi ve partisi için gizli ödeme karşılığında (konferans ücreti olarak kamufle edilmiş) o pis işi üstleneceğimi sanıyor, diye sordum.

*

kurt-beck-udo-ulfkotte

Rheinland-Pfalz Eyaletinin SPD’li Başbakanı Kurt Beck… (Foto: Staatskanzlei RP)

***

Mainz Eyalet Meclisi’nde görünüşte teklifle ilgilendim ve o sıcak gün hemen arabadan ceza hukukçusu Hans Wolfgang Euler’e telefon ettim. Euler, Kurt Beck’in özel kalem müdürü ile bir buluşma ayarladı. Orada tekliflerden haberdar olunduğunu öğrendik. Çünkü CDU’nun Kurt Beck’i izlemek için görevlendirdiği tek gazeteci ben değildim. Eğer benim gazeteci olarak birçok politikacıya bu yapışkan yakınlığım olmasaydı bütün bunlar başıma gelmezdi. Bu aşağılık hareketi normal bir istekmiş gibi benden bekliyorlardı.

Buna karşın benim o zaman birçok avantajım vardı: Konrad Adenauer’in Italyan Cadenabbiasında Comer Gölü kıyısındaki yüzme havuzlu ve parklı tatil ikametgâhına girip çıkıyordum. La Collina Villası CDU’ya yakın Konrad-Adenauer-Vakfına aitti (ve aittir) ve ben onunla bütünleşmiştim. Orada sık sık Alman siyasetinin iktidar grubuna rastlıyordum. Çünkü o yıllarda ben örneğin Adenauer-Vakfı’nın planlama kadrosundaydım. Ve CDU beni bağışı bol konferans görevleriyle yemliyordu. Özellikle de o zaman yabancıların giremediği La Collina Villası’nda, tehlikeli bir şekilde insanın üzerine geliyorlardı. Orada yemek yeniyordu ve çok çok içiliyordu. (..)

Benim için, isteklerine katılmasam baş ağrısı ve baskı olacağını anladım. Ama bu benim umurumda değildi. Artık tekrar aynaya bakabilmek istiyordum.

*

villa_la_collina_2012-01-udo-ulfkotte-gekaufte-journalisten-satilmis-gazeteciler-rockefeller

La Collina Villası…

***

Konrad Adenauer’in La Collina Villası ayrıca bir sır barındırıyor. Villa, Comer Gölü’nün üzerinde öteki gölün kıyıdaki küçük Bellagio Köyü’ne bakan bir tepededir, feribotla birkaç dakika uzaklıkta. Ve ahtapot gibi gizli kuruluşların ağ örgüsü ile elit güçleri etrafında toplayan Rockefeller-Vakfı’nın orada, Bellagio’da da dünyaya kapalı eğitim merkezi vardır. Siyasetin elitleri, gerçekten gizli olarak Amerikan elitleriyle buluşup siyasi kararları konuşacaklarsa o zaman La Collina Villası’ndan aşağıya inip, feribotla Bellagio’da Grand Hotel Villa Serbelloni’ye giderek oradan Rockefeller Vakfı’nın bir şoförü tarafından gizlice alınıp götürülüyorlardı. Gizli prosedür bana Tahran’da Ferdovsi Caddesi 324 numaradaki Alman Elçiliğini anımsattı. Hemen yanında Ferdovsi Caddesi’nde Türk Elçiliği bulunuyor. Her ikisi de çok gizli olarak yer altından bir geçitle birbirlerine bağlanmıştır; böylelikle elçi ve yakın çalışma arkadaşları acil durumlarda komşu araziye kaçabiliyorlar. Alman Federal Haber Alma Servisi’nin (Alman Istihbarat teşkilatı) temsilcisi beni Alman elçiliğine sokmak isterse ve bundan Alman elçilik personelinin haberi olmazsa, o zaman Türk elçiliğine gitmem ve orada yer altı geçidinden alınmam gerekiyordu. Bu türden yer altı geçitleri birçok Alman elçiliğinde vardır (daha çok Arap ve Afrika ülkelerinde, bazen onları Amerikan servisleri de kişileri dışarıya kaçırmak için kullanıyor, ama o burada önemli değil).

*

villa_la_collina_2012-02-gekaufte-journalisten-udo-ulfkotte-rockefeller

La Collina Villası’ndan Comer Gölü’ne ve kıyıdaki Bellagio Köyü’ne bir bakış…

***

Bütün bunlar benim için heyecan verici ve esrarengiz şeylerdi, ama yakından bakınca daha çok saçma denebilir. Tıpkı Alman üst düzey siyasetçilerinin La Collina Villası’ndan çıkıp feribotla Belaggio’ya gidişleri ve Rockefeller-Vakfı’nda siyasi tavırları için direktif almak için gizlice buluşmaları gibi, Rockefeller-Vakfı’nın yan kuruluşu ‘Trilateral Komisyon’ üzerinden Alman üst düzey gazetecileri kendine kazandığını ancak çok sonraları öğrendim; hilekâr örümcek gibi yardımseverlik kozasını kaçış yolu kapanıncaya kadar örer.”[1]

*

deniz-yucel-wer-ist-deniz-yucel-erdogan-diktator-oder-nicht-can-dundar-journalisten-in-der-turkei-udo-ulfkotte-gekaufte-journalisten

Tutuklanan gazeteci Deniz Yücel…

***

Udo Ulfkotte’nin başından geçenler; “acaba Deniz Yücel de böyle işlere bulaş(tırıl)mış mıdır?” sorusunu aklıma getirmiyor değil… Yani Deniz Yücel’in tutuklanmasını, hemen; “Türkiye gazetecileri tutukluyor, açıklama hürriyetini, haber alma hakkını tehdit ediyor” şeklinde anlamak yanlış ve önyargılı bir tutum olur. Meseleye Ulfkotte’nin bütün bu anlattıklarını dikkate almadan bakmak, yanlış hükümlere varmamıza dolayısıyla oyuna gelmemize sebep olabilir.

Burada gurbetçilerimize büyük iş düşüyor. Gurbetçi kardeşlerimiz çevrelerindeki insanlara Udo Ulfkotte’nin Almanca orijinal ismi “Gekaufte Journalisten” olan kitabını tavsiye etmeli ve ellerinden geldiğince bizim burada yaptığımız gibi onları bilgilendirmelidirler ki, medyanın algı operasyonları tesirsiz kalsın.

.

KAYNAK:

.

[1] Udo Ulfkotte, Satılmış Gazeteciler- Politikacılar, Gizli Servisler, Büyük Sermaye, Almanya’nın Kitle Iletişim Araçlarını Nasıl Kullanıyor?, Almanca aslından tercüme eden: Hüseyin Salihoğlu, Imge Kitabevi Yayınları, Ankara 2015, sayfa 93-96.

Kitabın Almanca orijinal ismi: “Gekaufte Journalisten.”

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

Atatürk namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini Milletvekili yaptı

M. Kemal Atatürk namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini Milletvekili yaptı

*

m-kemal-ataturk-ayici-arif-bey-m-kemal-ataturk-ahlaksiz-milletvekili-ayici-arif-bey-sarkintilik

[1] no’lu dipnota dair… Hasan Rıza Soyak’ın hatıratında bahsi geçen hadisenin anlatıldığı sayfa…

***

Yazının hemen başında peşinen söyleyelim ki, M. Kemal’in namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini Milletvekili yaptığı iddiası bize ait değildir.

Bunu söyleyen M. Kemal’in büyük bir güven duyduğu Umumi Kâtibi (Genel Sekreteri) Hasan Rıza Soyak’tır. Soyak, M. Kemal’in namuslu kadınlara sarkıntılık yapan Ayıcı lakabıyla meşhur Arif Beyi CHP Milletvekili yaptığını hatıralarında şöyle anlatıyor:

“Yine herkes öğrenmiştir ki, [Arif Beyin] Büyük Millet Meclisi ikinci devresi için yapılan seçimde Eskişehir’den mebus çıkması, halkın şiddetli itirazları karşısında, ancak Atatürk’ün çok ısrarlı ricası üzerine mümkün olabilmiştir.

Filhakika Arif Beyin, vilayetlerinden aday gösterileceğini haber alan Eskişehirliler, buna asla taraftar olmadıklarını bildirmek için, Belediye reisi Ali Ulvi Beyin (Bu zat sonradan mebusluk da etmiştir) reisliği altında Ankara’ya bir heyet göndermişlerdi. Atatürk tarafından, istasyondaki Hususi Kalem binasında, benim çalıştığım odada kabul edilmiş olan heyet azası; Arif Beyin o civarda komutan olarak bulunduğu zaman namuslu kadınlara sarkıntılık ve buna benzer uygunsuz hareketleriyle halkı dilgir ettiğinden, hadiseler zikrederek, uzun uzadıya bahsetmişler, hakkındaki kararın değiştirilmesini istemişlerdi.

Atatürk bu maruzatı dinledikten sonra:

‘Evet biliyorum; Arif Beyin birçok hafiflikleri ve kusurları olmuştur; fakat şimdi kusurlarını idrak etmiş ve halini düzeltmiş durumdadır. Ben size artık o kötü hareketlerinin tekerrür etmeyeceğini temin edebilirim. Kendisi zeki, çalışkan, bilgili ve kıymetli bir arkadaştır. Memleketinize faydalı iyi bir mebus (milletvekili) olacağına kaniim. Namzetliğinin kabul buyurulmasını rica ederim’, demiş bu suretle heyeti ikna edebilmişti.”[1]

M. Kemal’e bakın… Sanki basit bir yaramazlık yapmış gibi, “bir daha yapmaz” diyor. Neymiş zeki, çalışkan ve bilgiliymiş… Ama yıllar sonra Izmir suikasti bahanesiyle Arif Bey’i asmakta tereddüt etmeyecektir. Yani yanlış, “halka” yapılınca “bir şey olmaz” ama kendisine yapılınca “idam”!.. Böyle bir hukuk anlayışı olmaz.

Biliyorsunuz, o dönem milletvekilleri M. Kemal tarafından belirlenirdi.[2] Namuslu kadınlara sarkıntılık yaptığı ve buna benzer uygunsuz hareketlerde bulunduğu halde Arif Beyi, üstelik o şehirden milletvekili yapmak, sizce ahlaki bir davranış mıdır? O namuslu kadınların ve ailelerinin durumunu düşünebiliyor musunuz? Bir kendini bilmez geliyor, ananıza, bacınıza, hanımınıza, kızınıza sarkıntılık ve buna benzer uygunsuz hareketler yapıyor, ama buna rağmen “Ulu Önder” M. Kemal bu şahsı sizin meclisteki temsilciniz olarak vazifelendiriyor… Vicdanınız bunu kabul eder mi?

Ensar Vakfı’nda hoca olmayan ve vakfıla üyelik dâhil hiçbir irtibatı bulunmayan bir çalışanın yaptığı çirkin olaydan dolayı bütün müslümanları suçlayanlar, nerdesiniz? Kadın ve insan hakları dernekleri nerdesiniz? Malum parti neden bu mesele hakkında bir açıklama yapmıyor?

Halbuki Ensar Vakfı Başkanı Karaman’daki çocuk istismarına dair, “Dava sürecini takip edeceğiz. Hak ettiği cezayı umarım bu kişi alır. Medyadan takip ettiğim kadarı ile 600 yıllık bir ceza isteniyor. Benim inancıma göre, bu 600 yıllık ceza bile az, bu kişinin idam edilmesi gerekir” demişti.[3]

Bununla da kalmadı ailelerin yanında, sanığın en ağır şekilde cezalandırılması için davaya müdahillik dilekçesi verdi. Çocuklardan bazılarının vekaletlerini üstlendi, ailelerin ve çocukların hukukunu korumak için mahkemede hazır bulundu.

Ama M. Kemal Atatürk tacize maruz kalan namuslu kadınların yanında olmak, haklarını savunmak ve Arif Beyi cezalandırmak şöyle dursun, onu CHP milletvekilliği ile ödüllendirdi.

Vakıf üzerinden bütün cemaatlere ve Kur’an kurslarına ateş püskürenler, namuslu kadınlara sarkıntılık eden bir “ahlaksızı” o insanları “temsilen” milletvekili atayan M. Kemal Atatürk’e neden bir çift laf etmezler? Hatta onu “Ulu Önder” ilan ederler? Bu insanlar samimi değil… Dürüst değil… Kendilerinden olanların her türlü ahlaksızlığını hoş görüp, başkalarını ise linç ediyorlar.

Aman Allah’ım, bu nasıl bir çelişkidir? Bu nasıl bir samimiyetsizlik ve ikiyüzlülüktür?

Ister kabul edin, ister etmeyin M. Kemal Atatürk’ün “ahlak” anlayışı budur. Hatırlayın, Kazım Karabekir Paşa’ya, “Dini ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telâkkisini kaldırmalıyız. Partiyi (CHP), bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur..”[4] diyordu.

*

kazim-karabekir-dini-ve-namusu-olanlar-kazanamazlar-dini-ve-ahlaki-olanlar-ac-kalmaya-mahkum-m-kemal-ataturk-karabekir-1

kazim-karabekir-dini-ve-namusu-olanlar-kazanamazlar-dini-ve-ahlaki-olanlar-ac-kalmaya-mahkum-m-kemal-ataturk-karabekir-2

[4] no’lu dipnota dair… Uğur Mumcu’nun yayınladığı Karabekir’in hatıralarında, M. Kemal’in, “Dini ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar” dediği görülüyor…

***

Arif Bey’in bütün rezaletlerine rağmen M. Kemal Atatürk tarafından CHP Eskişehir milletvekilliği ile ödüllendirilmesi, Karabekir Paşa’nın naklettiği sözlerin somutlaşmış halidir. Yani M. Kemal, Karabekir Paşa’ya bu sözleri söylemekle kalmamış, aynı zamanda bu ahlak anlayışını tatbik etmiştir.

M. Kemal’in yalnızca namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini milletvekili yaptığını zannediyorsanız aldanıyorsunuz. O, kadın katili Recep Zühtü’yü bile CHP milletvekili yapmıştı.[5]

Evvelce M. Kemal’in ahlak anlayışına dair başka misaller de neşretmiştik. Cumhurbaşkanlığı makamında bir kadına striptiz yaptırdığı,[6] ve Türk kadınlarını Iran Şahı önünde soyundurduğuna[7] dair paylaşımlar bunlardan sadece ikisi.

Sizi bilmem, ama ben (Müslümanlığı ve Türklüğü bir kenara bıraktım) bir Insan olarak böyle bir ahlak anlayışını kabul etmiyorum, etmeyeceğim!

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Hasan Rıza Soyak (M. Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri), Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Bankası Yayınları, Istanbul 1973, cild 2, sayfa 353.

Aynı sözler Bülent Demirbaş tarafından yayına hazırlanan Arif Bey’in hatıralarında da nakledilir. Bakınız;

Miralay Mehmet Arif Bey, Anadolu Inkılabı / Milli Mücadele Anıları (1919-1923), Yayına Hazırlayan: Bülent Demirbaş, Arba Yayınları, Istanbul 1987, sayfa 131, 132.

[2] O dönem Milletvekilleri M. Kemal tarafından belirleniyordu. Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/06/cok-partili-sisteme-m-kemal-ataturk-ile-gecildi-yalani-tek-parti-rejimi-chp/

[3] Takvim Gazetesi, 25 Mart 2016.

[4] Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 83-85.

[5] Kadın katilinin milletvekili yapıldığı hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/05/24/ataturkun-deli-raporlu-milletvekili-recep-zuhtu/

[6] Cumhurbaşkanlığı makamı olan Çankaya köşkünde striptiz yapıldığına dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/30/m-kemalin-cumhurbaskanligi-makaminda-striptiz-mi/

[7] Türk kadınlarının Iran Şahı karşısında soyundurulduğuna dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/19/kemal-ataturk-olmasaydi-baban-kim-olurdu-o-namusumuzu-kurtardi-diyenere-ithaf-olunur/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*