ATAM bombası, ATOM bombasından daha tehlikelidir!

ATAM bombası, ATOM bombasından daha tehlikelidir!

*

atam bombasi atom bombasindan daha tehlikelidir***

Rehberlik etme liyakati olmadığı halde toplumu zorla yönetmek isteyen bir kimse emellerine ulaşmak için çeşitli usullerle insanları cahilleştirir, beynini yıkar. Mesela kendisinin kahraman ve kurtarıcı olarak anlatıldığı yeni tarih kitapları yazar, her yere heykellerini diker, toplumun dilini değiştirir, geçmişiyle bağını koparır, kendinden evvelki devri yerden yere vurur.

Kendisini adeta ‘insanüstü’ bir varlık olarak takdim ettirir. Okullarda, televizyonlarda sürekli ve sistematik bir şekilde onun ‘büyüklüğü’ ve ‘kahramanlığı’ anlatılır durur artık. Onu kutsayan ve tanrılaştıran şiirler okutulup ezberletilerek beyinler tamamen yıkanır. Toplum, o olmazsa kendinin de olamayacağına iman etmeye başlar.

Böylece insanlar onun liyakatini sorgulama cesaretinde bulun(a)maz. Zira çoğunluk şuna inandırılır; “Varlığımızı ona borçluyuz, dolayısıyla ona mecbur ve ona muhtacız.” Liyakatini sorgulamak şöyle dursun, artık onda kusur bile görülmez… Çünkü kör olmuşlardır. Körler ise, köpeklerin rehberliğini bile nimetten sayar.

Fakat biz sorguluyoruz:

1945’te iki “ATOM” bombası saldırısına maruz kalan Japonya, kendisini hızla toparlayarak dünya devi olurken, biz niçin daha taş üstüne taş koyamadık?

*

 

atam bombasi atom bombasindan daha tehlikelidir 3

***

Zira Türkiye 1923’te maruz kaldığı “ATAM” bombasının etkisinden hala kurtulamadı. Çünkü ATOM bombası bedenleri, ATAM bombası ise zihinleri tahrip etti. Bedeninin herhangi bir yeri tahrip olan bir insan sağlıklı düşünebilir. Buna mukabil tahrip olmuş zihinler sağlıklı düşünme kabiliyetlerini kaybederler. Dolayısıyla ATAM bombası ATOM bombasından çok daha tehlikelidir. Inanılmaz ama gerçek; insanlar, “ATAM sen kalk ben YATAM” başlıklı şiirler yazmaya başladı.

Bildiğiniz gibi, 16 Nisan 2017’de Anayasa Değişikliği referandumu yapıldı. Referandum sonuçlarının açıklanmasının ardından kemalizmin beynini yıkayıp mağdur ettiği insanlar büyük bir yıkım yaşadı. ATAM bombasının tahribatını görmek isteyenler şu yorumlara baksın:

kemalizmin beynini yikadigi insanlar 1kemalizmin beynini yikadigi insanlar 2kemalizmin beynini yikadigi insanlar 3kemalizmin beynini yikadigi insanlar 4kemalizmin beynini yikadigi insanlar 8kemalizmin beynini yikadigi insanlar 5kemalizmin beynini yikadigi insanlar 13kemalizmin beynini yikadigi insanlar 6kemalizmin beynini yikadigi insanlar 7kemalizmin beynini yikadigi insanlar 9 kemalizmin beynini yikadigi insanlar 10kemalizmin beynini yikadigi insanlar 11kemalizmin beynini yikadigi insanlar 12kemalizmin beynini yikadigi insanlar 14kemalizmin beynini yikadigi insanlar 16kemalizmin beynini yikadigi insanlar 15kemalizmin beynini yikadigi insanlar 17

***

Gördüğünüz gibi, Kemalizm insanımızı mahvetti. Ben şahsen ATAM bombasına maruz kalıp bunlar gibi yaşayacağıma, ATOM bombasıyla ölmeyi tercih ederim. Soruyorum; bunlardan memlekete ne hayır gelir? Ama ders kitaplarına bile M.Kemal’in resimlerini koyarsanız olacağı budur. Sırf bu uygulamadan bile gayenin eğitim vermek değil; ideoloji aşılamak olduğu, sisteme köle yetiştirmek olduğu kolaylıkla anlaşılır. Acaba bunu yapan kemalistler, içine düşürüldüğümüz bu acıklı durumdan hiç mi rahatsız olmuyor?

Ne diyelim; Allah sonumuzu hayreylesin!

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Deve sidiği hadisi uydurma değil, adeta bir Mucizedir

Deve sidiği hadisi uydurma değil, adeta bir Mucizedir

*

deve-sidigi-hadisi-deve-idrari-hadisi-abd-pantent-kanser-tedavisi

Kanser tedavisinde kullanılmak üzere Deve idrarından üretilen kapsül şeklindeki ilaç için Amerika Patent Ofisinden Patent alındığını gösteren belge…

Hadis inkarcıları hadisleri atmaya çalışmak yerine, Kur’an’da belirtildiği gibi azıcık “akıllarını” kullanarak bu hadis üzerinde düşünüp araştırma yapsalardı da patentini alıp kanserle mücadelede kullanabilseydik.

***

YAZININ DEVAMI BURDA:

http://belgelerlegercektarih.net/deve-idrari-hadisi-uydurma-degil-adeta-bir-mucizedir/

Ahmet Hakan’a Cevap 4

Ahmet Hakan’a Cevap 4

*

ahmet-hakana-cevap-2-ahmet-hakana-reddiye-kemalistlere-cevap-ahmet-hakan-selahattin-demirtas-ahmet-hakan-ataturk-ahmet-hakan-m-kemal

***

Defalarca ağzının payını verdiğimiz Ahmet Hakan hala saçmalamaya ve çarpıtmaya devam ediyor. Bu fitneci çapına bakmadan yine Kadir Mısıroğlu’na laf attı. Kadir Mısıroğlu’nun twitter hesabını yönetenler şöyle bir twit atmış: “15 Temmuz, Milli Mücadele ile kıyaslandığında ondan kat be kat daha üstün milli bir destandır.”

Ahmet Hakan’a göre bu mukayese (aynen alıntılıyorum) ; “En başta kendisini Milli Mücadele’ye adamış 15 Temmuz şehidi Ömer Halis Demir’e yapılmış en büyük hakarettir.”

Yuh! Yazıklar olsun!.. Ne alakası var? Bir insanın bu twitten böyle bir yorum çıkarabilmesi için aklını peynir ekmekle yemiş olması gerekir. Ömer Halisdemir’e en büyük hakareti Ahmet Hakan denen adam yapıyor. Ahmet Hakan daha kahramanımızın adını bile bilmiyor. Ömer Halisdemir yazacağına “Ömer Halis Demir” yazmış. Işte kahramanımıza verdiği kıymet bu kadar…

Bir de şöyle yazmış hadsiz; “15 Temmuz için ‘Yerim destanınızı’ yazan gazeteciye ne oldu? Yaka paça gözaltına alındı. Buna karşılık… Bir tür ‘Yerim sizin Milli Mücadele’nizi’ anlamına gelen ‘Keşke Yunan galip gelseydi’ lafını eden Kadir Mısıroğlu’na ne oldu?”

Yani Ahmet Hakan, 15 Temmuz destanı hakkında “Yerim destanınızı” dediği için gözaltına alınan gazeteciye karşılık, Kadir Mısıroğlu’nun “kellesi”ni istiyor. Halbuki Kadir Mısıroğlu’nun “Keşke Yunan galip gelseydi” sözü çarpıtılmıştır. Mısıroğlu, “Yunan galip gelseydi, kemalistlerin yapacağı zulmü yapmazdı” manasında söylüyor bunu. Yani kısacası; “Kemalistler yunanın yapamayacağı zulmü yaptı” diyor. Ama her zamanki gibi videonun önünü arkasını kesip sözlerini çarpıtmışlar.

*

 

Kadir Mısıroğlu’nun “Keşke Yunan Galip Gelseydi” ifadesi hakkındaki izahı…

***

Ama laftan anlayan kim… Ahmet Hakan denen cahil daha evvel de Kadir Mısıroğlu’nun Shakespeare ile alakalı iddiasıyla alay etmeye kalkmış fakat bu hevesi kursağında kalmıştı. Zira bu iddia Ingiliz kamuoyunda bile çok defa münakaşa mevzuu olmuştu. Adamın dünyada olup bitenden haberi yok. Bu hususta da bir yazı kaleme almıştık.[1] Yani Ahmet Hakan’ın ağzının payını vermiştik. Buna rağmen utanmadan hala saldırmaya devam ediyor.

Madem Ahmet Hakan için vatan toprağı kutsaldır ve bu hususta hiçbir tavize taraftar değildir… O zaman soralım bakalım; “Batum’a ne oldu?..” Malum, Milli Mücadele sırasında Batum bize aid idi. Nitekim Birinci Meclis’te 5 Batum milletvekilimiz vardı.[2]

*

kemal-atatc3bcrk-lozan-batum-lozan-atatc3bcrk-hain-mi-kemal-hain-mi-vahdettin-hain-mi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Albümünden…

***

Peki Batum’a ne oldu?

Evvela “Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı” tarafından yayınlanan “Mondros’tan Mudanya’ya Kadar” isimli eserin dördüncü cildine bakalım:

“16 Mart 1921’de imzalanmış olan Moskova andlaşması, Batum, Ahılkelek ve Ahıska’yı Türk sınırları dışında bırakmış ve bu andlaşma 21 Mart 1921’de Ankara Hükumetince kabul edilmişti.”[3]

Peki ne karşılığında?

Bunu da kemalistliği konusunda en ufak şüphe duyulmayan Prof. Dr. Sina Akşin’den öğrenelim (Parantez içindekiler de Prof. Akşin’e aid) :

“16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Dostluk Antlaşması’yla Sovyetler Birliği’yle sınır belirleniyor (Batum Sovyetler’de olmak üzere), Sovyetler’in Türkiye’ye para ve savaş malzemesi yardımı yapmaları kararlaştırılıyordu.”[4]

Aaa! Aaaaaaaa! Yanlış okumadık değil mi? Para ve silah karşılığında kutsal vatan toprağı “Batum”u ruslara vermişiz, yani satmışız! Ya hu söz konusu vatansa gerisi teferruat değil miydi? Aaaaaa! Ahmet Hakan ses ver! M. Kemal’e çatmayacak mısın? Yine mi ilkelerinden taviz vereceksin? Karar ver; vatan toprağı senin için kutsal mı, değil mi? Kutsal ise işte buyur vatan toprağını para ve savaş malzemesi karşılığında “satan”lara da iki çift laf et. Ama edemez! Çünkü Ahmet Hakan’ın tıynetini biliyorum… Daha evvel Atatürk-Afet Inan ilişkisi hakkında başkalarına karşı coştuğu halde, yerin yedi kat dibine girmek pahasına patronuna bir kelimecik bile edememişti.

Hatırlayınız, Aydın Doğan’ın elemanı Ahmet Hakan, Atatürk’ün Afet Inan ile aşk yaşadığını iddia edenlere “alçak” diyordu. Fakat bunu CNN Türk de yazmıştı, buna rağmen kınamadı ve bu kurumda çalışmaya hala devam ediyor.[5] Peki bu ikiyüzlülük değil mi? Hem Atatürkçü geçinecek, hem de “hakaret” kabul ettiği Atatürk-Afet Inan ilişkisini yazan CNN Türk’ten “maaş” almaya devam edecek. Işte bunların Atatürkçülükleri bu kadar. Söz konusu para olunca gerisi teferruat oluyor galiba.

Şimdi gelelim 15 Temmuz ve Milli Mücadele mukayesesine… Bana göre de 15 Temmuz kat be kat daha üstün milli bir destandır. Ancak 15 Temmuz’un “daha” üstün olması, Milli Mücadele’nin kıymetinden hiçbir şey eksiltmez. Biz yazılarımızda Milli Mücadele’nin perde arkasındaki gerçeklere, gizli ve kirli ilişkilere[6] dikkat çekip tenkid ederken bu savaşta canını ve kanını veren imanlı askerlerimizin mücadelesine en ufak bir leke sürmedik, sürülmesine de asla müsaade etmeyiz. Ahmet Hakan bunu bile anlayamıyor… Veya fitne çıkarmak için anlamamazlıktan geliyor.

Peki 15 Temmuz zaferi neden Milli Mücadele’den daha üstündür?

1 – Çünkü destanı silahsız halk yazdı.

2 – Çünkü halk kumandansız savaştı.

3 – Çünkü düşman belirsizdi, bizdenmiş gibi göründü. Sadece cesaret değil, aynı zamanda feraset sahibi olmak gerekiyordu. 

4 – Çünkü bir gecede zafere ulaşıldı. Milli Mücadele ise 2 buçuk sene sürdü.

5 – Çünkü 15 Temmuz’da büyük devletlerden Rusya hariç hepsi darbenin başarılı olmasını istiyordu. Milli Mücadele’de ise tabiri caizse sadece “kıçı kırık” yunana karşı savaştık. Rusya, Fransa ve Italya kendileri çekilmekle kalmadılar, bize silah, cephane, uçak, istihbarat vs. yardımında bulundular.[7] Hatta ingilizler bile ineboluya cephane getirmişti.[8]

6 – Çünkü bir gecede 250 şehit verdik. Milli Mücadele’de ise 2 buçuk yılda cephede şehit olanların sayısı 9000 küsur idi. Allah Teala hepsine rahmet eylesin.

7 – Çünkü 15 Temmuz’da düşmana mani olan kimse yoktu. Halbuki Milli Mücadele’de yunan ordusu dilediği gibi ilerleyemiyordu. Ingilizler “Milne hattı” denilen bir sınır belirleyip yunanın ilerlemesine mani oluyordu. Bu da Ankara hükümetinin zaman kazanması demekti!

8 – Çünkü 15 Temmuz’da düşmanın elindeki silahlar yunan ordusunda bile yoktu. Üstelik halk silahsızdı, yani orantısız güç söz konusuydu.

9 – Çünkü psikolojik açıdan kendi ordusunun üniformasını giymiş ve adı ali veli olan insanlara karşı savaşmak; yunana, yani yabancıya karşı savaşmaktan daha zordur.

10 – Çünkü düşman aniden baskın yaptı, dolayısıyla hazırlık imkanı yoktu. Hızlı karar vermek gerekiyordu.

11 – Ve en mühimi Milli Mücadele hedefine ulaşmadı. Milli Mücadele’nin hedefi Misak-ı Milli idi, ancak bu gerçekleşmedi.[9]

Bu liste uzar gider, ancak biz şimdilik bu kadarla iktifa edelim. Bu arada şunu da belirtelim; Bu düşüncemiz Milli Mücadele’yi küçümsediğimiz manasına gelmediği gibi, Aydın Doğan’ın maaşlı elemanı Ahmet Hakan’ın yakıştırmasıyla “Yerim sizin milli mücadelenizi” tarzında bir ükalalık da değildir. Böyle bir şey aklımızın ucundan bile geçmemiştir. Allah Teala hem Milli Mücadele şehitlerimize, hem de 15 Temmuz şehitlerimize rahmet eylesin.

Ahmet Hakan! Boşuna uğraşma… Fitne çıkaramayacaksın… Anlaşılan Selahattin Demirtaş içeride olduğu için, vaktinde ona verdiğin sazı şimdi sen eline almışsın. Ama ziyanı yok, beynelmilel bir orkestrayla da gelseniz; Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber nidalarıyla boğacağız o sesi. Bu millete diz çöktürmeye gücünüz yetmez.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Shakespeare mevzuunda Ahmet Hakan’a verdiğimiz cevap için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2016/08/28/kadir-misiroglu-shakespeare-muslumandir-gercek-adi-seyh-pirdir/

[2] TBMM Albümü (1920 – 2010), cild 1 (1920-1950), TBMM Basın ve Halkla Ilişkiler Müdürlüğü Yayınları, sayfa 14, 15.

[3] Dr. Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, cild 4, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Yayınları: 6/4, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1974, sayfa 66.

[4] Prof. Dr. Sina Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi, cild 2, Cumhuriyet, 1997, sayfa 19.

[5] Atatürk-Afet Inan ilişkisi hakkında Ahmet Hakan’a verdiğimiz cevap için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2017/05/14/ahmet-hakana-cevap-3-afet-inan-ve-m-kemale-dair/

[6] Milli Mücadele gerçekleri için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[7] Milli Mücadele’de sadece Yunanlılara karşı savaştık. Daha fazla malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/17/milli-mucadelede-sadece-yunanlilara-karsi-savastik-5-bolum/

[8] Ingilizlerin Inebolu’ya cephane getirdiklerine dair kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/31/kadir-misiroglu-kurtulus-savasinin-perde-arkasini-anlatiyor/

[9] Misak-ı Milli hakkında daha fazla malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/05/lozan-anlasmasinin-tenkidi/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

Atatürk Hz. Ali’yi tenkid etti

Atatürk Hz. Ali’yi tenkid etti

*

***

Alevi vatandaşlarımızın kemalist sisteme entegre edilebilmesi için on yıllarca M. Kemal ile Hz. Ali (kerremallahu vecheh) hiçbir dayanağı olmamasına rağmen özdeşleştirilmeye çalışıldı. Halbuki Aleviliği yasaklayan bizzat M. Kemal Atatürk idi. Onun döneminde Alevilere hakaretin bini bir paraydı.[1] Nitekim Hz. Ali’nin M. Kemal tarafından şiddetle tenkid edildiğini CHP’li Şemseddin Günaltay’ın anılarından öğreniyoruz.

Türk Tarih Kurumu eski Başkanı ve CHP’li eski Başbakanlardan Prof. Şemseddin Günaltay, 1930 yılında tarih çalışmalarına katılmak üzere M. Kemal tarafından Yalova’ya davet edildiğini anlatıyor… Devamını kendisinden dinleyelim:

“Toplantılardan birinde Islam tarihinde Hülefayı Raşidin devrine ait bir yazı okundu, dikkatle dinleyen Atatürk, Peygamberin ölümünü müteakip beliren durumu özetledi. Beni Haşim’in (Hz. Ali’nin mensup olduğu Haşimoğullarının), Mekkelilerle Medinelilerin Peygambere kendilerinde olmayanları halef göstermek yolundaki cevaplarından müteessir olarak, başkalarına haber vermeksizin nâşını defneylemek yolundaki teşebbüslerini ve bunlara önayak olan Ali’nin hareketini şiddetle tenkid etti ve şöyle devam buyurdu:

‘Büyük bir inkılap yaratan (Hz. demiyor) Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakta tecelli etmek gerektir. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, onu bir an evvel toprağa tevdi etmek değil, yaratmış olduğu inkılabı emniyet altına almaktır. Bu da yerine evvela inkılabı kavramış en yakın bir arkadaşını geçirerek baş gösterecek tehlikeleri önlemekle olurdu. Inkılabı kavramış ve ona bütün varlığı ile bağlanmış böyle bir halef seçtikten sonradırki onun defni düşünülebilirdi. O zaman, beş on akraba ile değil, bütün kendisine bağlananların iştirakiyle ve şanına layık bir törenle fâni nâşı ebedi istirahat yerine tevdi olunurdu… Ne Ali, ne de diğer Haşim oğulları bunu düşünmediler.”[2]

Prof. Günaltay, M. Kemal’in Hz. Ali’yi şiddetle tenkid ettikten sonra bu sözleri dile getirdiğini ifade ediyor. O anlatılmayan “şiddetli tenkid”ler neydi bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey varki, o da M. Kemal’in bu meselede Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebu Übeyde’yi haklı, Hz. Ali’yi ise haksız bulmasıdır.

Böylece bazı Alevilerin, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin defninde hazır bulunamayan Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’e yönelik tenkidleri, M. Kemal tarafından çürütülmüş oldu. (Allah bütün sahabelerden razı olsun).

Bu paylaşımı hem “Hz. Ali Atatürk olarak döndü” diyen bazı Alevi önderlerinin dikkatini çekmek ve hem de Alevi vatandaşlarımızın hassasiyetlerini istismar ederek onları kemalizmin müridi yapmaya çalışan karanlık odakların yalanlarını deşifre etmek gayesiyle yaptık.

NOT: M. Kemal’in inancını merak edenler, aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirler:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Alevilerin M. Kemal devrinde maruz kaldıkları haksızlıklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2016/07/23/cumhuriyet-aleviligi-yasakladi/

M. Kemal Alevileri kendine bağlamak için Istihbarat Teşkilatı’nı kullandı. Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/03/11/ataturk-ve-aleviler/

[2] Kemal Arıburnu, Atatürk’ten Anekdotlar-Anılar, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1960, sayfa 167.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

Atatürk’e Tapmak…

Atatürk’e Tapmak…

*

atatürke tapmak, atatürkü ilahlastirmak, m. kemale tapmak m. kemali ilahlastirmak 19 mayis

Bir 19 Mayıs töreninden… M. Kemal’e secde ettiriyorlar… Yazıklar olsun! Mahvettiniz insanlarımızı…

***

Kemalizm’in, M. Kemal’i ilahlaştırıp insanları ona taptırmak gayesini güden bir din olduğunu daha evvel neşrettiğimiz yazılarda delilleriyle ortaya koymuştuk.[1] Bu paylaşımlara ilave olarak M. Kemal’in yaveri, hatta sırdaşı diyebileceğimiz Cevad Abbas’tan da birkaç delil zikredelim.

Cevad Abbas, Kemalizm’in; “kutsal bir akide”, yani kutsal bir inanç olduğunu söylüyor.

Cevad Abbas 19 Mayıs 1938’de, yani M. Kemal’in daha hayatta olduğu bir tarihte, radyodaki bir 19 Mayıs konferansında “Türk Gençliği”ne şöyle hitap etmişti:

“Ey Türk genci, ey sportmen, övün ve sevin. Atatürk günü senin de günün olmuştur. Bu bir tesadüf eseri değildir. Sen ‘kanında, cevherinde yaşayan asalete dayanarak Kemalizm kutsal akidesi’nin yenilmez, yıkılmaz muhafızı olduğun ve bunu şuurla yürütmeye çalıştığın için bu büyük şerefte ortaksın.”

Türk genci neymiş? “Kemalizm kutsal akidesi”nin yani inancının muhafızıymış.

Cevad Abbas bu nutkunun sonunda şunları söylemekten çekinmiyor:

“Ben bu sözlerimle beşerin üstünde gördüğüm bu oğan(Tanrı) yaratılışlı Atatürk’ün hayat ve faaliyetini ve büyük evsafını ve akide(inanç) olarak yarattığı Kemalizm’in mebdeini(ilkelerini) kısaca söylemiş oldum. Yoksa bunlar onun tarihini tespit edecek ciltler içinde bir satır bile olamaz. Şimdi hep birden yüzümüzü o kıbleye tevcih ederek(dönerek) diyelim ki: ‘Atatürk, sen şimdiye kadar gelen başbuğların hepsinden yüksek bir varlıksın. Dost, düşman, görüyor ve biliyor ki Türkiye demek Atatürk demektir.'”[2]

“Atatürk’ün inanç olarak yarattığı Kemalizm’in ilkeleri”nden bahsediyor… Ona kıble diyor… Işte 24 sene yanından ayrılmayan sırdaşının söyledikleri… Hangimiz, M. Kemal’i Cevad Abbas’tan daha iyi tanıdığını iddia edebilir?

Cevad Abbas’ın Ankara Keçiören’deki evinde 19 Mayıs anıları üzerine yaptığı ve M. Kemal’in gazetesi Ulus Gazetesi’nde yayınlanan sohbetten de bir demet sunalım:

“Bu ilk hayranlık hissi, onunla(Atatürk’le) beraber bulunduğum 24 sene içinde, her gün yeni bir hadisenin tesiri ile ibadet halini almıştır. Bu benim hayatımın en kıymetli varlığıdır.”[3]

Bu sözlere yorum yapmaya lüzum var mı?

Cevad Abbas’ın hatıralarından da bir iktibas yapalım:

“Ahmet Raşit’e, hikaye ve tasvirlerimle M. Kemal’in askeri dehasını Şakir Paşa’ya tanıtmak istiyordum. Yalnız her iki zattan da Atatürk’ün Anafartalarla Conk muharebelerinde tanıdığım ve taptığım ve bilahare (sonradan) en yakın bir arkadaş gibi takip ettiğim yüksek kabiliyetlerini gizliyordum.”[4]

Ne yapıyormuş? Tapıyormuş… Bu putçuluk değil de nedir? Hani M. Kemal bizi Padişaha “kul” olmaktan kurtarmıştı? Resmen bizi M. Kemal’e taptırtmaya çalışıyorlar. Aklı başında bir insan bunu kabul edebilir mi? Ancak ister kabul edin, ister etmeyin; kemalizm işte budur!.. Şimdi ben buna karşı çıkıyorum diye “vatan haini” mi oluyorum?

*
Hala doymadılar…

Işte bunların çılgın projeleri böyle heykel dikmektir. Haberlerde görmüşsünüzdür, Izmir’in suyu kesilmiş ama adamlar heykel peşinde… Ne diyelim, Allah akıl fikir versin…

***

Atatürk heykellerine “put” dediğimiz zaman kemalizmin gerçek yüzünü bilmeyen halkın alt tabakasındaki aldatılmış Atatürkçüler, “Ona tapmıyoruz, sadece saygı duyuyoruz” diyerek tepki gösteriyorlar. Bu kardeşlerimiz iyi niyetli olabilirler, ancak eğer maksad yalnızca saygı olsaydı, bir veya iki heykelin yapılması yeterli olurdu. Fakat her yere heykellerini dikmeyi, okullara “Atatürk köşeleri” yapmayı, büstlerini koymayı, kaldırıldığı zaman da ortalığı velveleye vermeyi; sadece “saygı duymak”la izah edemezsiniz. Bu saygıdan da öte bir şey. Buna ilaveten “Atatürk olmasaydı olmazdık” denildiğini de hesaba katarsak, bunun adına “putçuluk”tan başka bir şey demek mümkün değildir. Kaldı ki “Atatürk olmasaydı olmazdık” sözü Mekkeli müşrikleri bile geride bırakır. Onlar hiç olmazsa “bizi Allah yarattı” diyordu. Ayet meali aynen şöyle:

“Eğer sen onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette: “Allah” derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar?” (Zuhruf Suresi, ayet 87).

Kusura bakmayın, ama bu putçuluktur.

Bunu kemalist elit kesim pekala biliyor. Bu gerçeği meşhur kemalist şair Aka Gündüz’ün aşağıdaki şiirinde görmek mümkündür:

“Atatürk’ün tapkınıyız! […] Her şeyde Atatürk, Yerde O! Gökte O! Denizde O! var da O! yok da O! her şeyde O! Atatürk! […] Yerdedir, göktedir, sudadır, alandadır, diktedir, pusudadır. Görünmezi görür! Bilinmezi bilir! duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer, ezilmezi ezer! Her şeyde Atatürk! Elimizi yüzümüze, gönlümüzü özümüze kapıyoruz. Biz sana tapıyoruz! Biz sana tapıyoruz! […] Varsın, Teksin, Yaratansın! Sana bağlanmayanlar utansın!”[5]

Işte o heykellerin hangi niyetle yapıldığı açıkça görülüyor: PUT-ÇU-LUK!

Şimdi bazıları, “onlar yazdıysa Atatürk’ün bunda ne suçu var” şeklinde son derece haklı bir sual soracaklardır. Ancak bu şiir, milletvekillerini M. Kemal’in belirlediği bir dönemde kaleme alınıyor ve şiiri yazan Aka Gündüz, M. Kemal tarafından Milletvekili olarak atanıyor. Yani bir nevi ödüllendiriliyor. Dolayısıyla artık kimse kalkıp da hala, “bunda Atatürk’ün ne suçu var” diyemez. Üstelik bu şiir M. Kemal’in gazetesi Hakimiyet-i Milliye’de yayınlanmıştır. Demek ki bu tür şeyleri onaylıyordu.

Kısacası, hıristiyanların Hz. Isa aleyhisselam’ı ilahlaştırdıkları gibi, kemalistler de M. Kemal’i ilahlaştırmışlardır.

*

Yazık değil mi buna harcanan paraya? Bu paraya çocukları okutabilir, yoksulları doyurabilir ve hastaları tedavi edebilirdik…

***

Bir düşünün, Dünya’ya büyük bir meteor çarpsa veya çok ciddi bir doğal afet yaşansa ve her şey yerle bir olduktan 5 bin sene sonra yeryüzündeki arkeologlar bu coğrafyada yani Türkiye’de kazı çalışmaları yapsa, muhtemelen tarih kitaplarına şöyle yazacaklardır:

“Milattan sonra 1900-2000 yılları civarında burada kendilerine Türk diyen bir kavim yaşıyordu. Bu ilkel kavmin, ‘Atatürk’ adını verdikleri bir puta taptığını ve bütün zamanların en putperest kavmi olduğunu yaptıkları sayısız putlardan anlıyoruz. Ayrıca bayramlarda, ‘Anıtkabir’ denilen ‘Ana Tapınak’ta ayin yaptıkları tespit edilmiştir. Türk kavmi, Atatürk putunun ilkeleriyle yönetiliyor ve bu ilkelere karşı gelenler ise ağır cezalara çarptırılıyordu. Elde ettiğimiz bulgular, Atatürk ilkelerini kabul etmeyenlere hain ve deli dendiğini kesin bir şekilde ortaya koymaktadır.”

Allah Teala bizleri böyle anılmaktan muhafaza buyursun.

“..Yâ Rab… İçimizdeki akılsızların işledikleri suç yüzünden bizi de mi helâk edeceksin?..” (A’raf Suresi, ayet 155).

.

 

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Bu hususta neşrettiğimiz yazılardan birkaçının linkini aşağıya alıyorum;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/06/ataturku-tanrilastirma-temayulu/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/09/kemalizmin-dinde-reformu-planinda-besmele-ve-fatiha/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/09/kemalistin-dilinden-kamalizm-dini/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/11/12/ataturk-bizi-padisaha-kul-olmaktan-mi-kurtarmistir/

Kemalizm prensiplerinin M. Kemal hayattayken ve onun direktifiyle oluşturulduğuna dair resmi belge için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/30/iste-putculugun-resmi-vesikasi-kamalizm-prensipleri/

[2] Türk Spor Kurumu Dergisi, 23 Mayıs 1938.

[3] Ulus Gazetesi, 19 Mayıs 1938.

[4] Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Yıl, (Derleyen: Turgut Gürer), Gürer Yayınları, 6. Baskı, Istanbul 2008, sayfa 211.

[5] Aka Gündüz, “Yürekten Sesler”, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 4 Ocak 1934.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Ahmet Hakan’a Cevap 3 – Afet Inan ve M. Kemal’e dair

Ahmet Hakan’a Cevap 3 – Afet Inan ve M. Kemal’e dair

*
Afet Inan Atatürk Afet Inan M. Kemal Afet Inan Mustafa Armagan, Afet Inan Süleyman Yesilyurt, Atatürk Afet Inan,

Soldaki fotoğrafta 29 Ekim 2014 tarihinde CNN Türk‘te yayınlanan “Mustafa Kemal Atatürk’ün aşkları” başlıklı haberde M. Kemal’in manevi kızı olduğu iddia edilen “Afet Inan”ın da ismi geçiyor. Ancak 6 Mayıs 2017’de bir TV kanalında yayınlanan “Derin Tarih” programından birkaç gün sonra, yani 10 Mayıs 2017’de sağdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi “Afet Inan” ismi apar topar siteden siliniyor. Kendi sitelerinde yıllar evvel aynı iddia yer almasına rağmen “Siz nasıl Afet Inan’ın Atatürk’ün aşkı olduğunu iddia edersiniz alçaklar!” diye köpüren Ahmet Hakan ve diğer CNN Türk’ün maaşlı elemanları hiç utanmadan, sıkılmadan sessiz sedasız “Afet Inan” ismini sitelerinden siliyorlar. Bana göre bu sahtekarlığın dik alasıdır. Eğer bir alçaklık yapılmışsa, o da budur.

Ayrıca “Derin Tarih” programında Zübeyde Hanım ile alakalı bir iddia görmedim. M. Kemal’in annesi hakkındaki sözler bu programla alakası olmayan ve çok çok evvel Youtube’de yayınlanan bir videoda başka birisi tarafından dile getirilmiştir. Ancak insanları galeyana getirmek için olsa gerek bu video bir dolgu malzemesi olarak “Derin Tarih” programıyla aynı haberde kullanılmıştır. Yani anlayacağınız sinsi bir algı operasyonu söz konusudur.

***

Gündeme getirilen M. Kemal’in “manevi kızı” Afet Inan ile alakalı iddialar bize göre hem vakitsiz ve hem de gereksizdir. Bu iddiaların gündeme getirilmesini doğru bulmuyoruz. Biz ilmi mevzulara odaklanılmasından yanayız. Ancak şunun bilinmesini isteriz ki, bu iddialar boş ve uydurma değildir. Bakın, M. Kemal’in diğer manevi kızı Ülkü Adatepe’nin anılarında, Afet Inan-M. Kemal ilişkisi hakkında neler yazıyor:

“Tarih profesörü olacak Afet’in durumu öbür kızlardan (Atatürk’ün öbür manevi evlatları işaret ediliyor) farklıydı. Gazi onu evlat edindiği zaman artık çocuk değil yetişmiş bir genç kızdı. Yavaş yavaş Gazi için bir eşin alabileceği yeri aldı. Sade, iyi huylu, ciddiydi. Gazi’nin eviyle meşgul oluyordu. Masanın başına oturuyordu. Gazi’yle birlikte geziyor, yabancı elçilerin başına protokol meseleleri açıyordu. Gazi’nin fikirlerini gayretle benimsiyor, Türk Tarih Kurumu ve çeşitli toplumsal reform kurumlarının görüşmelerinde bunları yorumlamak için çabalıyordu. Hepsinden önemlisi onun için dinlendirici bir arkadaş olmasıydı. Latife Hanım gittikten sonra Çankaya’daki evde açılan boşluk böylece doldurulmuştu. Gazi ölünceye kadar Afet yanından ayrılmadı. Ancak onun ölümünden sonra evlendi.”[1]

Kısaca özetleyelim:

“Yavaş yavaş Gazi için bir eşin alabileceği yeri aldı.”

“Gazi’nin eviyle meşgul oluyordu. Masanın başına oturuyordu. Gazi’yle birlikte geziyor, yabancı elçilerin başına protokol meseleleri açıyordu.”

“Latife Hanım gittikten sonra Çankaya’daki evde açılan boşluk böylece doldurulmuştu.”

“Gazi ölünceye kadar Afet yanından ayrılmadı. Ancak onun ölümünden sonra evlendi.”

Umarım anlaşılmıştır… Daha nasıl anlatılabilir ki? Bundan daha açık bir anlatım var aslında ama onu buraya almıyorum, mideniz kaldırmaz çünkü. Zaten lüzum da yok. Biz, M. Kemal’in yatak odasına girmeyelim, Allah ile kul arasındadır bunlar, ilmi mevzulara odaklanalım. Mesela M. Kemal’in manevi kızı Afet Inan ile ilişkisinden çok, Ingilizlerle olan ilişkisini anlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Aynı şekilde, M. Kemal’in ana-babasından ziyade ağa-babasından bahsetmeliyiz. Zira doğarken kimseye ailesini seçme hakkı verilmiyor ve bu yüzden de kimse suçlanamaz, fakat ağa-babalar, fikir babalar hür iradeyle seçilebildiği için bu hususlara odaklanılmasında bir mahsur yoktur. Ancak tabii ki kamuoyunun M. Kemal’in özel hayatı hakkında bilgilendirilmesine karşı değiliz.

Bunları dile getirmek -hakaret etmemek şartıyla- bana göre “suç” değildir, dolayısıyla bu mevzuyu gündeme getirenleri linç etmek haksızlıktır. Bu ülkede haşa Allah Teala’ya ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize bile küfrediliyor. Padişahların haremine bile giriliyor. Eğer o yanlışsa, bunlar da yanlıştır. Fakat aynı tepkiyi her ne hikmetse bunlarda göremedik. Siz Osmanlı padişahlarına haşa “hain-oğlancı-katil” derseniz, birileri de çıkar aynı suçlamaları M. Kemal’e yöneltir… Siz Padişahların analarını hedef alırsanız, birileri de kalkar M. Kemal’in anası hakkında çirkin şeyler söyler. Birine sessiz kalıp diğerine tepki göstermek, hiç kusura bakmayın; ikiyüzlülüktür, samimiyetsizliktir. Asıl alçaklık budur işte.

Hatırlayalım, M.Kemal-Afet Inan hakkındaki iddiaları “hakaret” kabul edip ateş püsküren Cumhuriyet gazetesi, Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakaret eden Charlie Hebdo’ya böyle sahip çıkmıştı:

“Cumhuriyet, basın ve ifade özgürlüğü için uluslararası dayanışma adına Charlie Hebdo’nun bazı sayfalarının tıpkıbasımını yayımlamaya karar verdi.”[2]

Böyle utanmazlık, böyle ikiyüzlülük olabilir mi?

*

cumhuriyet gazetesi Hz. Peygambere hakaret charlie hebdo karikatürleri

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakareti “ifade özgürlüğü” kapsamında gören Cumhuriyet gazetesi, aşağıdaki fotoğraflarda da görüleceği gibi, M. Kemal hakkındaki “kaynaklı” iddialara böyle bir özgürlük tanımamaktadır.

***

Mustafa Armagan Yavuz Bahadiroglu, Süleyman Yesilyurt, atatürk afet inanin sevgilisi mi afet inan atatürkün manevi kizi mi,

Çirkin programmış… Nerede ifade özgürlüğü?

***

Mustafa Armagan Yavuz Bahadiroglu, Süleyman Yesilyurt, atatürk afet inanin sevgilisi mi afet inan atatürkün manevi kizi mi, afet inan atatürkün sevgilisi mi afet inan m. kemal

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakaret eden Charlie Hebdo’nun bazı sayfalarının tıpkıbasımını gazetesinde yayınlayıp kendince ifade hürriyeti havariliğine soyunan Cumhuriyet; M. Kemal hakkındaki kaynaklı iddiaları dile getirenlerin dergi ve kitaplarının okunmasından rahatsız oldu. Gördünüz mü basın özgürlüğünü?.. Gördünüz mü samimiyeti?.. Bu kemalistler acayip bir şey. Allah Teala dahil her şeyi sorgulatıyorlar, ama mevzu M. Kemal olunca beyinleri tık diye duruyor. Işık görmüş tavşana dönüyorlar.

***

Mehmet Yilmaz gay padisah kimdi, atatürk gay miydi, m. kemal gay miydi, m. kemal vedat, atatürk vedat atatürk afet inan, atatürk latife hanim

Yorumsuz…

***

Bize göre M. Kemal’e hakaret etmeye gerek yok, çünkü o kendine diyeceğini demiş zaten. M. Kemal, Cumhuriyetin ilan edilmesinden evvel Adana’daki Ulucâmii ziyâret eder. Ardından Esnaf Cemiyetinin verdiği çaya iştirâk eder ve şöyle der:

“Cuma günü tatil yapmak, şeriatın da emri gereğidir. Bu kadar açık bir hakikati size herhangi bir kişinin, milletvekili olsun, ben olayım, hacı olsun, hoca olsun, bu yapılan şey dine aykırıdır, demesi kadar küstahlık, dinsizlik, imansızlık olamaz.”[3]

Cuma gününü tatil olmaktan çıkaran da kendisi ama. Yani yukarıda saydığı “küstahlık”, “dinsizlik”, “imansızlık” ithamlarını bir bakıma kendine yöneltmiş oluyor. Bu durumda kemalistlere göre M. Kemal’i kendisine hakaret etmekten tutuklamak gerekiyor.

Şaka bir yana, Mustafa Armağan, Süleyman Yeşilyurt ve Yavuz Bahadıroğlu’na yapılanlar haksızlıktır. M. Kemal’in yatak odasına girilmesini savunmuyorum ama kaynaklı bir iddiada bulundular. Kemalistler deli danalar gibi böğüreceklerine, maçaları yiyorsa cevap versinler. Kemalist kaynaklarda bile mevcut bir şeyden dolayı bu insanları linç etmek insafla bağdaşmaz. Kaldı ki, bir asırdır Padişahların haremini dillerinden düşürmeyen kemalistlerin, bu kaynaklı iddialara ateş püskürmeleri, tekrar ediyorum; yüzsüzlükten başka bir şey değildir. Ne demişler; Eden, bulur!

*

Atatürk Afet Inan, M. Kemal Afet inan Mustafa armagan süleyman yesilyurt yavuz bahadiroglu

Afet Inan ve M. Kemal dans ederken…

***

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, CNN Türk Afet Inan’ın M. Kemal ile aşk yaşadığını yazmış, ancak son olaylar patlak verince apar topar sitelerinde yer alan bu haberi sansürlemişler. Buna rağmen Ahmet Hakan, M. Kemal-Afet Inan ilişkisi gündeme gelince köşesinde yine demogoji yaptı. Şöyle diyor Aydın Doğan’ın elemanı:

“İffetli bir kadına iftira atmanın öteki dünyadaki bedelini unutacak kadar alçalmışlardır.”

Iftira diyor… Ama az evvel de gördüğünüz gibi bir iftira söz konusu değil, zira kaynaklarda bu ilişki hakkında malumat var. Üstelik az evvel de gördüğünüz gibi çalıştığı kurum bunu yıllar evvel haber yapmış.

Ahmet Hakan, “Zihinleri, ilgileri, merakları hep bellerinin altındadır” diyor.

Demek ki CNN Türk yetkililerinin zihinleri, ilgileri, merakları da hep bellerinin altındaymış…

Ahmet Hakan ayrıca “Atatürk’ün yatağına meraklı tarihçi” diyor. Ama gördük ki maaşlı elemanı olduğu CNN Türk de M. Kemal’in yatağına meraklıymış. Kendisi böyle bir kurumun parçası olmaktan sonsuz gurur duyuyordur herhalde.

M. Kemal-Afet Inan ilişkisi hakkındaki iddiaya, “İnsanlığa sığmayacak bir yavşaklık” diyen Ahmet Hakan, CNN Türk yetkililerine de “yavşak” diye(bile)cek mi acaba? Bekleyip göreceğiz.

Mustafa Armağan, Yavuz Bahadıroğlu ve Süleyman Yeşilyurt’u kınayan, başta Ahmet Hakan olmak üzere, bütün Atatürkçüler CNN Türk’ü de kınamalı ve derhal istifa etmelidirler. Zira dürüstlük bunu gerektirir. Ayrıca bu haberi yapan ve daha sonra sansürleyenler de istifa etmelidir. Bu kadarı da yetmez; Haberi yapanlar tutuklanmalıdır. Madem ki bu sözler onlara göre bir iftiradır, o halde bedelini ödemeleri gerekir. Ahmet Hakan yazısında bu ilişkiyi gündeme getirenlere “alçak” diyor. Eğer bunu gündeme getirenler alçak ise, o zaman Afet Inan’ı M. Kemal’in “aşk listesine” koyan, yayınlayan ve buna ses çıkarmayan CNN Türk çalışanları da alçaktır. Bu kadar net.

Madem M. Kemal’i seviyorlar, o halde M. Kemal’e hakaret eden CNN Türk’ten istifa etmeleri şarttır. Etmeyen, M. Kemal’i sevmiyor, bilakis onu kullanıyor demektir. Hadi bakalım, görelim samimiyetlerini…

Bu arada Baro başkanlarını da CNN Türk’e dava açmaya davet ediyorum. Bakalım kimler “Baro”nun ve kimler de “Baron”un adamları hep birlikte göreceğiz. Anlayacağınız bu saatten sonra kimlerin gerçek Atatürkçü ve kimlerin Paragözcü oldukları ayan beyan ortaya çıkacaktır.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] (Atatürk’ün Torunu ve Ülkü Adatepe’nin oğlu) Ahmet Kemal Doğançay, Saklı Anılar, Nokta Yayınları, Istanbul 2008, sayfa 90.

[2] “Sınır tanımayan gurur” başlıklı haber. Bakınız; Cumhuriyet Gazetesi, 18 Kasım 2015.

[3] Taha Toros, Atatürk’ün Adana Seyâhatnâmesi, sayfa 32.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

CHP’lilere 1 Mayıs Işçi Bayramı hediyesi…

CHP’lilere 1 Mayıs Işçi Bayramı hediyesi…
*

chp kömür ocagi zonguldak kömür ocagi maden ocaki kemalist zulüm chp dönemi isci kosullari chp 1 mayis isci bayrami atatürk

Kömür Ocağı, Zonguldak 1940…

***

Devletin 1941 tarihli bir raporunda, yani CHP’nin tek parti döneminde Kömür ocaklarındaki mükellef işçilerin çalışma ve hayat şartları hakkında şunlar yazıyor:

“Her ocakta nümune olarak yapılmış olan birkaç pavyon istisna edilirse amelenin büyük bir ekseriyetinin gayet müzdeham (kalabalık) bir halde olduğu ve yine sobasız, karyolasız, yataksız, zeminleri toprak barakalarda sefilane bir tarzda iskan edildikleri, mevcut amelenin beşte birini teşkil eden kısmında temamile açıkta bulunmalarından yazın ağaç diplerinde ve gölgelerinde barındıkları, kışın da münavebe (nöbetleşe) ile 24 saat içerisinde 2-3 amelenin aynı yatakta yatırıldığı, amelenin meskun bulunduğu binaların ekserisinin hamam ve banyoları olmadığı, mevcut bulunanların da susuzluk yüzünden muattal (işlemez) bir halde bulundukları ve yine kullanma suyunun azlığı yüzünden birçok amelenin aylarca yıkanmayarak kirli kaldıkları, helaların pis, sifonsuz, gayri sıhhi ve ihtiyaca gayri kafi olduğu, bu sebeple amele binalarının etrafının mülevves (pis) bir halde oldukları” tespit edilmiştir.[1]

Bu resmi rapordur… Allah CHP’ye bir daha iktidar nasip etmesin.

.

**********

.

KAYNAK:

.

[1] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Katalog numarası: 30.10.0.0/167.160.5. 31.03.1941.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Bir Müslümanın Atatürkçü olması mümkün değil – Aziz Nesin

Bir Müslümanın Atatürkçü olması mümkün değil – Aziz Nesin

*

***

Dinsiz olduğunu her fırsatta iftiharla ve samimiyetle dile getiren Aziz Nesin yıllar evvel katıldığı bir televizyon programında, müslümanları kastederek; “Ben Atatürk’e karşıyım diyor. Tamam, karşı olması lazım. Bir müslümanın Atatürkçü olması da mümkün değil.” demişti.

Daha evvel de Aziz Nesin’in “Gerçek Müslüman Atatürk’ü sevemez. Seviyorsa ya ahmâktır ya sahtekâr.” şeklindeki bir beyanatını neşretmiştik.[1] Aslında inkar edilmesi mümkün olmayan bu beyanat çoğunluk tarafından kabul edilmiş olsa da gerçekleri inkara şartlanmış olan bazılarını tatmin etmemişti. Bu görüş sahipleri umumiyetle “Müslümanım ama Atatürkçü’yüm” diyen dini ve tarihi bilgileri kıt insanlar arasından çıkıyor. Evde din, okulda ise Atatürk sevgisi aşılanan bu insanların tabularını yıkmak elbette kolay değildir. Zira bir Hadis-i şerifte de belirtildiği gibi “Sevgi, insanı kör ve sağır eder.”[2]

Ancak umarım yayınladığımız video tabuların yıkılmasına vesile olur.

*

Youtube’dan silinme ihtimaline karşı videoyu sitemize de yükledik:

*

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Aziz Nesin’in; “Gerçek Müslüman Atatürk’ü sevemez. Seviyorsa ya ahmâktır ya sahtekâr.” şeklindeki beyanatı için bakınız;

belgelerlegercektarih.com/2012/05/31/aziz-nesin-gercek-musluman-ataturku-sevemez-seviyorsa-ya-ahmaktir-ya-sahtekar/

[2] Ebu Davud, Edep 116.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Yeşilçam Filminde Bilinçaltına Yerleştirilen İslam Düşmanlığı

Yeşilçam Filminde Bilinçaltına Yerleştirilen İslam Düşmanlığı

*

***

Yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın, senaristliğini Sadık Şendil’in yaptığı “Ne Olacak Şimdi?” isimli sinema filminde Islam Hukuku’na hakaret ediliyor. Levent Kırca’nın yaptığı konuşma ve bunun üzerine avukat kadının duyulan düşünceleri açıkça Islam Hukuku’na hakarettir.

Biliyorsunuz, M. Kemal’in kaldırıp attığı Islam Hukuku yerine Müslümanlara bayrağı Haç olan Isviçre’nin Medeni Kanunu dayatılmıştı. Işte bu sahnede M. Kemal’in yaptığı inkılabın, dolayısıyla Hıristiyan kanunlarının propagandası yapılıyor ve Islam Hukuku’na hakaret ediliyor.

.

Sultan II. Abdülhamid Döneminde Yapılan Bazı Fabrikalar

Sultan II. Abdülhamid Döneminde Yapılan Bazı Fabrikalar

*

Sultan Ikinci Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar, osmanli neden batti, osmanli neden yikildi, osmanli geri kaldi mi, osmanli gerileme dönemi, osmanliyi kim yikti,

Sultan Ikinci Abdülhamid Han…

***

Bu yazıda Aydın Talay’ın “Eserleri ve Hizmetleriyle II. Abdülhamid” isimli çok kıymetli eserinden iktibas yapacağız. Ancak bu eserde geçen fabrikalar Sultan II. Abdülhamid Han devrinde kurulan fabrikaların tamamı değildir. Sultan II. Abdülhamid devrinde yapılan eserlerin tamamını bir kitaba sığdırmak pek kolay bir iş olmasa gerektir. Bu hususta daha fazla malumat için daha evvel neşrettiğimiz yazılara bakılabilir:

http://belgelerlegercektarih.com/2017/01/26/osmanli-devleti-geri-kaldigi-icin-mi-batti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/14/sultan-ikinci-abdulhamid-han-doneminde-yapilan-bazi-eserler/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/20/osmanli-devletinde-fabrikalar-matbaa-osmanli-geri-kaldi-yalani/

***

(Yazıya eklenen resimler bize ait.)

*

Sultan II. Abdülhamid devrinde teknolojik yönden çağına göre oldukça ileri çalışmalar yapıldığını müşahade ediyoruz.

Kendisi de şahsen teşvik edici ve yönlendirici bir insan olduğu için her faydalı çalışmada yardımcı olmuştur. Yurdumuzda sanayinin gelişmesi için gayretler gösteren Sultan II. Abdülhamid Han bu yolda müteşebbislere himaye ve teşvik için bir kısım madalyalar da çıkarmıştır. Türk sanayicilerini yatırıma, çalışmaya ve verimli projelere sevkedebilmek için altın ve gümüş olarak ve 2 dereceli olarak çıkarılan Sanayi Madalyası’nin ön yüzünde şemse içinde II. Abdülhamid Han’ın tuğrası ve Osmanlı Arması, arka yüzünde çift meşe dalı içinde madalyayı alacak olanın adının yazılacağı boşluk vardı. Madalya 27.48 gr. ağırlığında idi. Sanayi madalyası olarak verilirken kırmızı beyaz iftihar madalyası olarak aynı dalda verilmek istendiği zaman da kırmızı kurdela takılırdı.[1]

Benzeri çalışmaları yabancı uyrukta olan bir şahıs gösterdiği zaman bu hareketi takdirle karşılanır, bağlılık ve liyakatlerini arttırmak için liyakat madalyası verilirdi. 1891 yılından itibaren verilmeye başlanan bu liyakat madalyaları altın ve bakırdı.

*

1 – Halıcılık Konusunda Yapılan Çalışmalar

*

Geçen yüzyıl bilindiği üzere sanayide henüz geniş çalışmaların yeni yeni başladığı bir dönemdir. Buna rağmen yeniliklere hiçbir zaman kapalı kalınmamış ve faydası ağır basan her çalışma ilgi ile izlenmiştir denebilir.

Sultan II. Abdülhamid döneminde kurulan fabrikaların başında halı fabrikaları gelmektedir. Bu konuda araştırmalar bulunmadığı için çeşitli kaynaklardan alınan bilgilerle iktifa edilmiştir.

a) Bandırma Halı Fabrikası

Sabık feshane nazırlarından Isparta’nın Barla nahiyesine mensup Abdullah Efendi yine sultanın teşvikleriyle Bandırma’daki Beykah Çiftliği’nde kurduğu fabrikayı Şark Halı Kumpanyası ile birlikte işletmiştir.[2]

b) Doğu Halı Şirketi

c) Hereke Kumaş ve Halı Fabrikası

d) Karacabey Halı Yapımevi

f) Anadolu’da Halı Fabrikaları

Anadolu’nun muhtelif yerlerinde hem işgücünü değerlendirmek ve boş vakitlere işlerlik kazandırabilmek için çeşitli halı fabrikalarının açıldığını görüyoruz. Bu cümleden olmak üzere birkaçını sayalım:

Batı Anadolu’da Gördes, Uşak, Isparta, Kula, Eşme, Milas. Orta Anadolu’da Kayseri, Sivas, Niğde, Merzifon. Güney Anadolu’da Maraş.

g) Suriye Humus Halı Fabrikası

O tarihte ülkemize bağlı bir vilayet olan Suriye’nin Humus kasabasında 2.000 kişinin çalıştığı ve 1600 el tezgahının yer aldığı bir fabrika bulunduğunu görüyoruz. 1898 yılı civarında fabrikada çeşitli halılar yanında 100.000 top pamuklu, 5.600 top sırmalı pamuklu, 1.500 top ipekli kumaş imal edildiği bildirilmektedir.[3]

*

2 – Kumaş ve Dokuma Fabrikaları

*

Yurdun çeşitli bölgelerinde kurulan kumaş fabrikalarında pamuklu, yünlü ve ipekli kumaşlar elde edildiği gibi bir kısmında Hereke gibi halıcılık da yapılmaktaydı. Diğer bir kısmında ise bez dokunmaktadır.

Bunlardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

a) Eyüp Defterdar Fes ve Yünlü Kumaş Fabrikası

b) Fes ve Melbusat-ı Askeriye Fabrikası

Bu fabrikanın çalışma ve ürettiği mamullere ait Istanbul Üniversitesi Kütüphanesinde Albümler kısmında bulunan 60 fotoğraftan oluşmuş 91014 numaralı albüm de mevcuttur.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar askeri uniforma fabrikasi elbise fabrikasi fes fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Osmanlı’da Askeri Üniforma Fabrikası…

***

Zeytinburnu’nda bulunan fabrika için 52.420 arşın arazi istimlak edildiğini, Tercüman-ı Hakikat gazetesi bildirmektedir.[4]

c) Darülaceze Hamidiye Fes Fabrikası

d) Bakırköy Bez Fabrikası

Fabrikada 1.000 kişiye yakın çalışan işçinin çoğunluğu delikanlı çağındaki çocuklardı.

e) Bursa Ipekli ve Dokuma Fabrikaları

Devrin imkanlarına göre 5.591 adet mancınıkla çalışan 103 ipekli fabrikası mevcuttu. En küçük fabrikada 20 işçi çalışıyordu.

f) Izmit (Kocaeli) Pamuklu Kumaş ve Pamuk Ipliği (Çulhane Fabrikası) Fabrikası:

g) Edirne-Pamuklu Kumaş ve Pamuk Ipliği Fabrikası

h) Irak-Musul Dokuma Sanayii

i) Halep Kumaş ve Pamuk Ipliği Fabrikası

j) Selanik Kumaş ve Pamuk Ipliği Fabrikası

k) Izmir Ipek-Pamuk ve Mensucat Fabrikası

l) Adana Askeri Elbise Fabrikası ve Boya Atölyesi

m) Rize Keten Bezi Fabrikası

n) Beyrut Ipekli Kumaş Fabrikaları

o) Trablus Ipek Fabrikaları

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar fes fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Fes Fabrikası…

***

*

3 – Iplik Fabrikaları

*

a) Bursa Iplik Fabrikaları

b) Istanbul Yedikule Iplik Fabrikası

c) Tarsus Iplik Fabrikası

*

4 – Kağıt Fabrikaları

*

a) Beykoz Kağıt Fabrikası

b) Beyrut Kağıt Fabrikası

*

5 – Çini, Porselen ve Cam Fabrikaları

*

a) Yıldız Çini ve Porselen Fabrikası

Bu fabrika tabak, vazo, testi, çaydanlık ve benzerlerini üretmiştir. Yaptığı mamullere “Eser-i Istanbul” adı vurulmaktaydı. Bu fabrikanın kapanmasında yabancı ticaret mallarının azınlıklar tarafından yurda bol miktarda sokulması sebep olmuştur. Daha sonra 1890’da Sultan II. Abdülhamid Han tarafından Hazine-i Hassa’ya ait olmak üzere Yıldız Sarayının Boğaziçine bakan tepeleri arasında “Hamidiye Çini Fabrikası” yaptırıldı. Ilk ürünlerini 1896 yılından itibaren vermeye başlayan bu fabrikanın 1959 yılından sonrakı adı Sümerbank Çini ve Porselen Sanayii Müessesesi olmuştur.[5]

b) Paşabahçe Cam Fabrikası

Yerine Cumhuriyet devrinde 1934’te Paşabahçe kuruldu.

c) Çubuklu Cam Fabrikası

*

6 – Diğer sivil Fabrikalar

*

1 – Küçükçekmece Kibrit Fabrikası

1897 yılında mevcut işçi sayısının 201 kişi olduğu ifade edilmektedir.[6]

2 – Beyrut Kibrit Fabrikası[7]

3 – Beykoz Kundura Fabrikası.

Cumhuriyet devrinde Sümerbank devralmıştır.

4 – Diyarbakır Deri ve Kundura Fabrikası

5 – Musul Deri ve Kundura Fabrikası

6 – Beyrut Deri ve Kundura Fabrikası

7 – Tuğla ve Kiremit Fabrikaları

Istanbul Kireçburnu ile Selanik ve Beyrut’ta kurulmuştur.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar beykoz kundura fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Osmanlı’da kurulan Beykoz Kundura Fabrikası

***

*

8 – Demir Fabrikaları

1312 Izmir Salnamesi Izmir’de dört adet açıldığı ve faaliyette bulunduğundan bahsetmektedir. Bursa’da makina imalatı vardır.

9 – Selanik Konserve Fabrikası

10 – Ispirto Imalathaneleri Izmir’de birisi Tepecik mevkiinde diğer Darağaç Mevkiinde olarak iki örnek gösterilebilir.

11 – Konya Güherçile Fabrikası (Yangından sonra yeniden inşa edilmiştir.)

12 – Havagazı Merkezleri

Çeşitli yerlerde açılmakla beraber verimli hizmet yapanları Istanbul Yedikule ile Izmir’de inşa edilen fabrikadır.

13 – Elmas Işleme Fabrikası

Bursa’da mevcut olan bu fabrika 1889 yılında yapılan Sanayi envanterine göre faal fabrikalar arasındadır.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar kazan dökümhanesi osmanli geri mi kaldi

Kazan Dökümhanesi…

***

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar celik dökümhanesi osmanli geri mi kaldi

Çelik Dökümhanesi…

***

*

14 – Yağ Fabrikaları

Bugünkü fabrikasyon tekniğine göre iptidai olmakla beraber zamanına göre faal hizmetler ifa eden yağ tesisleri arasında Bursa’da 100 tane görmekteyiz.

15 – Diğer Un ve Buz Tesisleri

Izmir’de 13, Beyrut’ta çok sayıda, Bursa’da 23 adet un fabrikasından bahsedilmektedir.[8] Buz üretenlere de Izmir Darağacı Mevkiinde, Istanbul Istinye’de ve Bağdat’da olanı örnek verebiliriz. Şüphesiz bu tesisler bunlardan ibaret değildir.

16 – Ispermeçet Mumu Fabrikası

O dönem için önemli bir yeri olan mum fabrikası olarak 1895 yılında Istanbul’da ve 1882 yılında ise Beyrut’da birer işletme açılmıştır.

17 – Makarna Fabrikaları

Muhtelif yerlerde olmakla beraber 1882’de Beyrut’da çalıştığı ilgili salnamede kaydedilmektedir.[9]

*

7 – Askeri Fabrikalar

*

Sivil fabrikaların yanında çeşitli askeri fabrikaların da kurulduğu görülmektedir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar Valide Tersanesi ve çevresindeki fabrikalar osmanli geri mi kaldi

Valide Tersanesi ve çevresindeki fabrikalar

***

1 – Seyandir Top Fabrikası

1880 yılından itibaren Istanbul Tophane’de kurulmuştur. Tercüman-ı Hakikat Gazetesi bu fabrikada inşa edilen cebel, obüs ve sahra toplarının denendiğini ve çok başarılı görüldüğünü bildirmektedir.[10]

2 – Top Mermileri Için Tapa Fabrikası

Karaağaç’da bulunan fabrikada top mermileri için yan kuruluş olarak faaliyet sürdürmüştür.

3 – Tersane-i Amire Top Malzemeleri Fabrikası

Ifade edildiği gibi donanma Sultan II. Abdülhamid tarafından ihmale uğratılmamış tam aksine her fırsatta gelişmesi ve faal hizmette olması için gereken gayret gösterilmiştir. O zamanki ifadesiyle havuz denilen tersaneye yeni bir bölüm ilave ettirmiş Mösyö Vatas’ın raporu üzerine vapurların süratli seyri için tamiratlarının yapıldığı kısım meydana getirilmiştir.[11]

Tersane-i Amire’de seri ateşli 57.947 mm.lik topların kundak ve teferruatları yeniden ve mükemmelen imal edilmiştir.[12]

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar top fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Top Fabrikası

***

Selanik’de o sıralarda yayınlanmakta olan Asır Gazetesi son sistemde bir torpido teşkil edildiğini, Ingiltere’ye sipariş edilen 32 mil suretindeki 6 torpido muhribinin pervazlarının başarılı olarak yapıldığını ve bu torpido masraflarının Padişah’ın şahsi kesesinden (Hazine-i Hassa) ödendiği kaydedilmektedir.[13]

4 – Mavzer Tüfek Yedek Parça Fabrikası

O sıralarda yeni gündeme gelen mavzer tüfek parçaları vakit geçirilmeden ele alındığı gibi tüfek ağızlıklarının imalatı için Hazine-i Hassa’dan 30.209 kuruş ve 25 paranın Sultan II. Abdülhamid’in emri ile harcandığı Bağdat Salnamesinde bildirilmektedir.

5 – Mermi ve Fişek Fabrikaları

Tercüman-ı Hakikat Zeytinburnu’nda bu hizmetleri bir fabrikanın yürüttüğünden bahsetmektedir. 91.092 no’lu albümde görülebilir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar zeytinburnundaki mermi ve fisek fabrikasi osmanli geri mi kaldi,

Zeytinburnu’ndaki Kartuş Fabrikası…

***

*

6 – Barut Fabrikası

Istanbul’da kurulduğu gibi Ankara’da da Baruthane, ihtiyacı karşılayacak tarzda açılmıştır.[14]

7 – Ansaldo Fabrikası

Değişik tipte torpido imal eden Ansaldo Fabrikası daha sonra genişletilmiş ve bunun için gerekli masraflar yine Padişah tahsisinden (Hazine-i Hassa) karşılanmıştır. Bu fabrikanın ürünleri ve çalışmalarına ait 19 fotoğraftan meydana gelen albüm mevcuttur.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar baruthane fabrikasi osmanli geri mi kaldi

 Osmanlı’da Baruthane Fabrikası…

***

*

8 – Imalathaneler

*

1 – Çeşitli Dokuma Tezgahları

Daha önce de geçtiği gibi başta Bursa olmak üzere hemen hemen birçok şehirde çeşitli dokuma işleri yapılmaktadır. Çeşitli tezgahlarda 8.300 işçi çalışmaktadır. Bunlar arasında havlu, beledi, fita, gömlek aba, çarşaf, agel, kuşak, ağaban olduğu gibi seccade, maşlah, heybe ve benzeri eşyalar da görülmektedir. 29 Aralık 1305 (1889)’de yapılan Sanayi Envanterine göre 25 adet fıtacı, 8 bedeli, 50 adet kumaş, 5 karakalem denen örtü imal tezgah dışında 30 adet gömleklik bez tezgahı görüyoruz.[15]

300’ü havlucu, 200’ü bürümcük ve kefiye imalatında çalışmak üzere 500 tezgah mevcuttur. Bağdat Salnamesi 7 dokuma tezgahından bahsetmektedir. Diğer yerlerden birer örnek olarak da Suriye vilayetinde Humus’da maşlah ve seccade imalatı o zamanki adı Menteşe olan ve Izmir’e bağlı bir kaza görünümünde idare edilen Muğla’nın Mekri (Fethiye) kasabasında senede 50.000 kuruşluk seccade, heybe ve kilim imal edilmektedir.

2 – Saat Imalathanesi

Çeşitli yerlerde sanatkarlar yetiştiği gibi Topkapı Sarayı hudutları içinde Müze-i Hümayun karşısında kurulmuş olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nde ortak bir çalışma olarak meydana getirilen saat gerek parçaları ve gerekse ağaç oyma kısımları itibariyle devrin sanat durumuna bir örnek teşkil etmektedir.[16]

Bu devirden biraz önceye ait olmakla beraber Bursa Ulucami’inde kuzey kapısından girerken sol tarafta mukabele okunan kısımda Hafız isminde yine caminin müezzinlerinden birine ait ayaklı saat halen çalışmakta olup değişik bir düzene sahiptir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar elektrik üreten fabrika osmanli geri mi kaldi

Elektrik Fabrikası…

***

*

3 – Demir Makina Imalathanesi

a) Yıldız Demirhanesi

b) Bursa Demir Makine Atölyesi

4 – Fotoğraf Atölyesi

Yıldız’da kurdurmuş olduğu fotoğrafhanede devrine göre oldukça başarılı teknik geliştirilmiş ve böylece hem eserler tesbit edilmiş hem de iyi birer bilgi kaynağı olan salnamelere düzgün fotoğrafların girmesi sağlanmıştır.

5 – Boya Imalathaneleri

Halı ve dokumacılık için bitkisel boyalarla uğraşan çeşitli boyahaneler meydana getirildiği gibi yağlıboya imalathaneleri de tesis edilmiştir. Bunlardan örnek olarak Bağdat vilayetinin Mendeli kazasında ve diğer yerlerde bulunan 68 adet imalathane gösterilebilir. Devrine göre aranan ve Cehri denilen al boya Bağdat imalathanelerinde imal edilmektedir.[17]

6 – Sabun Imalathaneleri

Çok çeşitli yerlerde çalışan bugünkü kadar kaliteli olmasa da ihtiyacı karşılayan sabun imalathaneleri mevcuttur. Bunlardan biri de Bağdat sabun imalathanesidir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar torpido fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Torpido Fabrikası…

***

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar torpido osmanli geri mi kaldi

Imal edilen bir Torpido…

***

*

7 – Susam Yağı Imalathanesi

1321 Bağdat Salnamesinde Bağdat dahilinde üç adet susam yağı imalathanesinden bahsedilmektedir.

8 – Çırçır Atölyeleri

Pamuk ziraatının geliştirilmesi ile birlikte çeşitli bölgelerde çırçır atölyeleri de geliştirilmiştir. Bağdat Salnamesi Adana’da bunlardan 7 adedinin çalıştığını haber vermektedir.

9 – Kereste Imalathaneleri

Çok çeşitli yerlerde mevcuttur.

10 – Nal Imalathanesi

Askeri yönde o devir için ehemmiyetini koruyan at yetiştiriçiliği kendisi ile beraber birtakım sanatları da geliştirmiştir. Son yıllara kadar Anadolu’nun çeşitli kentlerinde görülen ve bugün için artık iyiden iyiye azalan nalbantların kullandığı nalların imalathane olarak ilk defa bu devirde 1900 yılında Istanbul Selimiye’de kurulduğu ifade edilmektedir. Doğu ve batı türünde her çeşit nal imal eden bu imalathane Birinci Cihan Harbine kadar devam etmiştir.[18]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Tercüman-ı Hakikat, 19.5.1901.

[2] Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, cild 8, sayfa 223.

[3] 1315 Suriye Salnamesi

[4] Tercüman-ı Hakikat, 19.5.1901.

[5] Prof. Dr. Önder Küçükerman, TBMM Mecmuası Nisan 1987.

[6] Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, cild 12, sayfa 422.

[7] 1326 Beyrut Salnamesi.

[8] 1321 Bağdat Salnamesi ve 1312 Izmir Salnamesi.

[9] 1326 Beyrut Salnamesi.

[10] Tercüman-ı Hakikat, 11.5.1901.

[11] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi.

[12] Tercüman-ı Hakikat 20.6.1901.

[13] 1318 Bağdat Salnamesi Masarifat Defteri Asır 22.4.1901.

[14] Ikdam Gazetesi 4.9.1905.

[15] R. Ekrem Koçu, Darülaceze, sayfa 69.

[16] Sanat Dergisi, Topkapı Sarayı Müzesi, sayfa 122.

[17] 1321 Bağdat Salnamesi.

[18] Tafsilat için bakınız;

Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle II. Abdülhamid, 3. Baskı, Istanbul 2016, sayfa 301-322.

Küçük bir bilgi: Aydın Talay’ın kitabı Ayşe Topal’ın Viyana Üniversitesi’nde yaptığı lisans tezinin kaynakları arasındadır. Bakınız;

http://othes.univie.ac.at/25572/1/2013-01-22_0602884.pdf

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*