M. Kemal Atatürk Tapınakçı mıydı? Kemalist Türkiye’yi Tapınakçılar mı kurdu?

M. Kemal Atatürk Tapınakçı mıydı? Kemalist Türkiye’yi Tapınakçılar mı kurdu?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi

***

Bu yazı, Mehmet Hasan Bulut tarafından kaleme alınan “Ingiliz Derviş – Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert” adlı hakikaten çok kıymetli eserin bir özetidir ve az da olsa biz de katkıda bulunmaya çalıştık. Yazıyı, daha çok kitap okumayı sevmeyenler veya buna vakit bulamayanlar için paylaşıyoruz. Ancak bu kitap mutlaka okunmalıdır. Hiç şüphesiz kitapta, burada paylaştıklarımızdan çok daha fazlasını bulacaksınız. Kitap iki kısımdan oluşuyor. Birinci kısımda, Tapınak Şövalyeleri’nin ortaya çıkışı ve Haşhaşilerle olan münasebetleri akıcı bir üslupla anlatılıyor. Haşhaşilerin ortaya çıkışı hakkında ise şu malumat veriliyor:

“Şiilerden, Hz. Ali’nin torunlarından Ismail’i imam kabul edenler, Ismailî adını aldı. (..) Ismailîler, merkezi Kahire olmak üzere Fatımi Devleti’ni kurdular. Devletleri Kuzey Afrika, Sicilya, Arabistan’a yayıldı. Fatımilerin sekizinci halifesinden sonra Ismailîler iki kola ayrıldı. Bir kısmı, halifenin büyük oğlu Nizar’ı destekledi. Bunlara Nizârî dendi. Nizar’ı destekleyenlerden biri de Hasan Sabbah’dı. (..) Kendi inançlarını yayanlara, Ismailîler gibi ‘dâî’ dedi. Terörist olarak kullanacağı adamlarını ise ‘fedâî’ olarak adlandırdı. Haşhaşa alıştırdığı fedailerine yalancı cenneti vaad ederek kendi maksadları için kullandı.”

Kitapta, Kudüs’ü işgal eden Haçlıların burada yaklaşık iki yüz yıl sürecek Kudüs Krallığı’nı kurdukları, Haşhaşilerle yakınlaştıkları ve Haşhaşilere benzer bir teşkilat kurdukları anlatılıyor. Devamında Tapınak Şövalyeleri ile Şii Nizârî Ismailîlerin yani Haşhaşilerin ortak noktaları bir bir sıralanıyor.

*

Aubrey Herbert m. kemal atatürk tapinak sövalyeleri ingiliz casusu ingiliz ajani

Tapınakçı Aubrey Herbert yirmili yaşlarında…

***

Esasen bizi alakadar eden Tapınakçı Aubrey Herbert‘in hayatının anlatıldığı kitabın ikinci kısmıdır. Yazımıza evvela M. Kemal’in ön plana çıkmasında büyük rolü olan Ingiliz casusu Aubrey Herbert‘in ölümü üzerine arkadaşlarının onun hakkında yazdıklarıyla başlayalım…

Adını gizleyen bir şahıs “The Spectator” mecmuasında şöyle yazıyordu:

“O hakiki bir şövalyeydi, cesur ve asil, şefkatli ve nüktedan. Insan, onun yeni zaferlerin peşinden gittiğini düşünmeli ve böyle aziz bir hatıra bırakan birinin tamamen ölü olmadığı inancıyla kendini avutmalı.”[1]

Eton ve Balliol Koleji’nden arkadaşı Edward Cadogan da Aubrey’i anarken, onu tarihin tozlu sayfalarından fırlamış bir şövalyeye benzetiyordu:

“Aubrey normal bir insandan farklı bir tipti. Şövalyeliğin vücut bulmuş haliydi, sanırım bu yüzden yaşadığı zamanın ve mekanın dışında doğmuştu. Yine de tüm dünya tarihinde onun ruhunu hangi çağa ait olduğunu tespit etmek zor.”[2]

Istihbaratçı yazar John Buchan, Aubrey’in öldüğü hafta bir arkadaşına yazdığı mektupta onun Tapınakçı yönünden bahsediyordu; “Bu hafta Aubrey Herbert’in ölümü hasebiyle çok üzgünüm. Şövalyelik zamanlarından kalan en zevkli ve parlak kişiydi… Bir nevi Haçlı seferlerinden kalma – şimdiye kadar gördüğüm en çılgın cesaretle kibarlığın ve nezaketin en sıradışı kombinasyonuydu. ‘Yeşil Abalı’da Sandy’i ondan ilham aldım.”[3]

John Buchan’ın 1916’da yazdığı “Yeşil Abalı”, Richard Hannay adlı hayali bir Iskoç casusun maceralarını anlatan beş romanından ikincisiydi. Romanda paranormal, harikulade ve mistik hadiseler emperyalist bir havada işleniyordu.

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi aubrey herbertin mezari

Aubrey Herbert’in Ingiltere Somerset’te St. Nicholas Kilisesi’nde muhafaza edilen mezarı…

***

Idarecilere nasihatler veren kitabında, Machiavelli’ye göre tarihte iki çeşit idare şekli vardı; cumhuriyet ve monarşi. Her ikisinde de, cumhuriyette her ne kadar halk kendisinin idare ettiğini sansa da, idare halka dayalı değildi. Ipler yine hükümdarın ve “akıllı” kimselerin elindeydi.[4] Mühim olan işin neticesiydi, o neticeye varırken takip edilen yol değil. Kurnazlık yaparak insanları aldatan liderler, samimi liderlerden daha muvaffak olurlardı. Machiavelli şöyle tembihliyordu: “Aldatarak elde edebileceğin bir şeyi, asla güç kullanarak kazanmaya çalışma.”[5]

Machiavelli’nin bu kitabı yazarken örnek aldığı kişi, Cesare de Borgia’ydı. Cizvitlerin kurucularından Francisco de Borja ise onun torunuydu. Francisco sayesinde Cizvitler, Machilavelli’nin kitabına yazdığı bu siyaseti kendilerine rehber edindi. Asla açıktan güç kullanmayacaklar, hile ile düşmanlarını alt edeceklerdi. Hakiki hüviyetlerini ve maksadlarını saklayacak, yaptıkları yardımlar ve iyiliklerle halkın gözünü boyayacaklardı.

Machiavelli’ye göre, yeni işgal edilen toprakları kontrol altında tutmak için orada silahlı güçler bulundurmak çok masraflı bir işti; “Silahlı güçleri tutmaya kalkarsan, daha masraflı olduğu için devletin tüm gelirini bu yolda harcarsın. Öyle meblağlara varır ki, bu harcamada beş koyar bir alırsın. Asker göndermekle çok daha fazla zarar vermiş olursun, çünkü askerin yer değiştirmekten kaynaklanan ev meselesi herkesi huzursuz eder ve herkes sana düşman kesilir. Kendi evlerinde yenik düşenler zararlı düşmanlardır.”[6]

Machiavelli haklıydı, mesela 19. yüzyılın ilk yarısında, bir Ingiliz askerini alıp Hindistan’da tutmanın maliyeti 100 sterlini buluyordu. Bu yüzden Britanya yılda 1 milyon sterlinden daha fazla zarar ediyordu.[7] Öyleyse Tapınakçılar öyle bir yol bulmalılardı ki hem müstemlekelerin idari ve askeri masraflarından kurtulmalı, hem de oranın ticaretini ve kaynaklarını kontrol etmeliydiler.

Tapınakçılar, dahiyane ve tam Machiavelli’ye göre bir strateji geliştirdiler. Hitler’in tabiriyle, “efendilik ederken yerlilerin takılan gemin farkına varmayacağı bir ustalıkla dizgini hafif tutma sanatını”[8] keşfettiler; dünyaya milliyetçiliği yayacaklardı. Alman’dan daha Alman, Rus’dan daha Rus, Türk’ten daha Türk olacaklardı. Böylece bünyelerinde farklı milletleri yaşatan, dünya üzerindeki tüm mevcut imparatorluklar dağılacaktı. Sonra milliyetçi mason liderler çıkartacak, onları kendilerine karşı bir “Istiklal savaşı” veriyormuş gibi gösterecek ve böylece mason kardeşlerini o memlekette lider ve kahraman yaparak çekileceklerdi. Halk istiklalini kazandığı için sevinirken, bu kardeşleri, yaptığı ticari ve siyasi anlaşmalarla onlara o memleketin zenginliklerini sunacaktı.

Tapınakçıların kuracakları yeni devletin rejimi mümkünse meşruti ve ardından cumhuriyet olmalıydı. Çünkü monarşide monark, yani kral veya sultan, zenginlik bir güç olduğu için, memlekette kendisinden daha zengin bir kimse olsun istemiyordu. Aksi takdirde, yeterince parası olan bir kimsenin kendi ordusunu kurması ve sultanı tehdit etmesi mümkündü. (Bu da devletin bekasına ciddi bir tehdit oluşturur.) Ayrıca kral, bankerlerden borç bile alsa, makamını onlara borçlu olmadığı için zenginlerin taleplerini çoğu zaman yerine getirmiyordu. Hatta canını fazla sıkarlarsa, zamanında Tapınak Şövalyelerinin başına geldiği gibi onları ortadan kaldırıveriyordu. Halbuki cumhuriyette, ikdidara gelmek isteyen kimse, finansmana ihtiyaç duyduğundan onlara yanaşacak ve seçildiği takdirde onların taleplerini yerine getirmek mecburiyetinde kalacaktı. Getirmezse ortadan kaldırılan bu sefer zenginler değil, iktidardaki kimse olacaktı. Machiavelli’nin dediği gibi asıl güç “akıllı” kimseleirn elinde olacak, fakat halk devleti kendilerinin idare ettiğini düşünecekti. Bu yüzden cumhuriyet, büyük sermaye sahipleri için en ideal rejimdi.

Tapınakçılar bu stratejiyi ilk olarak kendi müstemlekeleri olan Yeni Dünya üzerinde, yani Amerika’da tatbik etmeye karar verdiler. Ingiliz masonluğu 1720’lerde Amerika’ya geçti. 1733’te Boston’da St. John’s Locası kuruldu. Loca, Ingiltere’nin Amerika’daki masonik ayağı oldu.[9] Bunu diğer kolonilerde farklı localar takip etti. 1773’te masonların organize ettiği ve “Boston Çay Partisi” olarak tarihe geçen hadise yaşandı. Yani, Britanya’dan gönderilen bir gemide bulunan 10.000 sterlin değerindeki çay, Amerika’da, bir grup adam tarafından Britanya’nın koyduğu vergileri protesto etmek için Boston limanına boşaltıldı. Bu hadise, bugün Amerikalıların çoğunun düşündüğü gibi, Britanya’nın koyduğu yüksek vergiden dolayı kızan yerli tüketiciler tarafından gerçekleştirilmemişti. Britanya vergide indirim yaptığından çay aslında çok ucuzdu ve hadiseyi gerçekleştirenler de bu işten zararlı çıkan zengin kaçakçılardı.

Izmir’in Yunanlılar tarafından işgali gibi, Amerika’da milliyetçi duyguları ateşleyen bu çay partisinin ardından Yeni Dünya’daki koloniler birleşti ve Ingiltere’ye karşı Amerikan “Istiklal Savaşı” başladı. Tarih profesörü Niall Ferguson savaştaki tezattan şöyle bahsediyordu;

“Bu savaş, Amerikalıların benlik anlayışının özünü oluşturur: Kötü bir imparatorluğa karşı hürriyet uğruna mücadele fikri ülkenin meydana geliş efsanesidir. Ama Ingiliz hakimiyetine başkaldıranların aslında Britanya’nın bütün koloni uyrukları içinde en hali vakti yerinde sınıf olması, Amerikan Ihtilali’nin büyük tezadıdır.”[10]

Atılan onca “hürriyet” ve “istiklal” naralarına rağmen, milliyetçilik numarasına aldanmayan kolonici çoktu. Ingiliz Kuzey Amerikası’ndaki beyazların takriben beşte biri, amiyane tabirle, gaza gelmemiş ve harp esnasında Britanya’ya sadık kalmıştı.[11] Yine de Tapınakçıların taktiği işe yaramıştı. “Istiklal Harbi”nin neticesinde ortaya “Amerikalı” diye bir millet çıkmıştı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Benjamin Franklin ve George Wasington gibi kurucu babalarının hepsi Londra’ya bağlı masondu.[12]

Hem M. Kemal, “Hayatım boyunca, Washington ve Lincoln’ün hayat ve eserlerinden ilham aldım” dememiş miydi?[13]

Istiklal Harbi ve bunu desteklemek için ardısıra yapılan birkaç ufak savaş, Ingiltere ve Amerika arasındaki ilk ve son savaşlar oldu. Amerika’da tatbik edilen bu formül tutmuş, Fransız Ihtilalinden on üç sene evvel, ortaya masonik ve ticari bağlarla “Ingiltere’ye bağlı” ama “Istiklalini” kazanmış yeni bir devlet çıkmıştı.

Yeni Türkiye’nin kuruluşunda en büyük pay sahibi olan Tapınakçı Aubrey Herbert’in büyük büyük dedesi William Herbert, Gallerli şövalye William ap Thomas’ın torunuydu. William, 1551’de Ingiltere Kralı VI. Edward tarafından I. Pembroke Kontu ilan edildi. Tapınakçı’ydı ve Gül-Haç mezhebinin ileri gelenlerindendi.[14]

Sekizinci Pembroke Kontu’nun torununa, Kral VI. Edward tarafından “Carnavon Kontu” ünvanı verildi. Onun torunu olan Üçüncü Carnavon Kontu Henry Herbert, Aubrey Herbert’in dedesi ve ona en çok benzeyen kişiydi. Ihtilalci, romantik ve eksantrik bir karakterdi. Fransa’da, Italya’da, Ispanya’da, kısaca Avrupa’da nerede bir ihtilal varsa Carnarvon Kontu oradaydı.

M. Kemal gibi büyük bir ihtilalci ve cumhuriyetçi bir mason olan, Genç Italya hareketinin kurucusu Mazzini ve General Garibaldi, onun adamlarıydı.

Tapınakçı Aubrey Herbert’in karakterini aldığı dedesi, Italya’da Genç Italyanların dostuydu. Torunu da aynı modele göre kurulan Genç Türklerin dostu olmalıydı. Neticede o da ataları gibi bir masondu.[15] Bu yüzden Aubrey, Selanik’teki Genç Türklerle tanıştı.

Dünya Siyonist Organizasyonu’nun gayriresmi Türkiye temsilcisi olan Victor Jacobson (1869-1935) da  1906’da Anglo-Palestine Company (Ingiliz-Filistin Bankası) Beyrut ofisinin müdürü oldu ve 1908’de bu bankanın Istanbul’da açılan ve Anglo-Levantine Banking Company adını kullanan şubesinin başına geçti. Fransız Courrier d’Orient gazetesini alıp adını değiştirerek ‘Jeune Turc’ (Genç Türk) yaptı. Gazetenin editörü Vladimir Jabotinsky oldu. Bu gazete vasıtasıyla Genç Türkler arasında Türkçülük ve milliyetçilik fikirleri yaydı.[16]

Aubrey Herbert Arnavutluğun kuruluşunda da aktif rol aldı. Nitekim Arnavutlukta uğradığı bir kasabada halk tarafından, “Çok yaşa Arnavutluk! Çok yaşa Herbert! Çok yaşa Ingiltere!” tezahüratlarıyla karşılandı.[17]

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi

Aubrey Herbert Portofino’da…

***

Meşhur Ingiliz casusu Lawrence, Kahire’den ailesine yazdığı 12 Şubat 1915 tarihli mektupta Aubrey’i şöyle tarif ediyordu:

“Sonra Aubrey Herbert var, şaka gibi; fakat çok iyi biri. Okuyamayacak ve birini fark edemeyecek kadar miyop. Türkçe’yi iyi konuşuyor, ayrıca Arnavutça, Fransızca, Italyanca, Arapça ve Almanca biliyor… Bir zamanlar Balkan Birliği’nin, Ittihad ve Terakki Komitesi’nin ve Arnavut Ihtilal Komitesi’nin reisiydi.”[18]

*

Peki ne işi vardı Tapınakçı Aubrey’in Arnavutluk’ta ve Türkiye’de?

Insani yardımlar vasıtasıyla asıl faaliyetlerini gizlemek, Tapınakçıların takip ettiği siyasetlerden sadece biriydi. Bir diğeri de, farklı grupları veya milletleri temsil eden partiler, komiteler, cemiyetler kurarak onlar adına hareket etmekti. Bunun için o grup veya millete yakın olan kendilerinden birine ya da o grubun veya milletin içinden itimad edebilecekleri insanlara partiler, cemiyetler vs. kurduruyorlardı. Bu seçilen insanlar, ilk başta o cemaatin/milletin itimadını kazanarak onları temsil etmeye başlıyor, fakat daha sonra Tapınakçılarla masaya oturduklarında onların şartlarını kabul ediyorlardı. O cemaat/millet de bu insanları haikaten kendileri için mücadele ettiklerini sandığı için bu anlaşmaya ses çıkaramıyor ve sineye çekiyordu. Hatta çoğu zaman bu bile olmuyordu. Bu kişiler, halktan çok farklı düşündükleri ve halk onları desteklemediği halde, sırf Tapınakçılar onları muhatap aldığı ve medya gücüyle ve mali olarak desteklediği için halka rağmen onların adına hareket edebiliyorlardı. Bu siyaseti takip eden Aubrey, 17 Aralık 1912’de Londra’da Arnavut komitesini kurdu. Komite, tarafsız kaldığı savaşta diğer ülkeler tarafından parça parça edilen Arnavutluk’un haklarını müdafaa ve müstakil bir devlet olmasını temin edecekti. Daha doğrusu Arnavutlar adına, Arnavutluk’un geleceğine karar verecekti. Arnavutluk’taki Arnavutlar aslında Türklerle olan izdivaçlarından memnundu, fakat Londra’da onlar adına konuşan Arnavut Komitesi onları boşamaya kesin kararlıydı. Ilk toplantısını 17 Aralık’ta yapan Komitenin mensupları arasında Britanya Sefarad Yahudileri Başhahamı Moses Caster ve Iran mütehassısı Profesör Edward G. Browne de vardı.[19]

Tapınakçılar bu siyaseti sadece Arnavutlar için değil, Balkanlardaki ve Türkiye’deki diğer milletler için de kullanıyordu. Aubrey’in yazar bir dostu bunu şöyle anlatıyordu:

“Balkan ırkları hakkında herhangi bir şey bilen her Ingiliz’in, çok sevdikleri evcil bir hayvan gibi onlardan birini veya diğerini seçmesi, Balkanların talihsizliği oldu.”[20]

Aubrey ise bunu yıllar sonra şöyle tarif edecekti;

“Türkiye’deki tüm insanlar, Türkler de dahil, kronik bir kaza yapmış gemi halindeydiler; Ingilizler cankurtaran botunun daimi sahibiydi, gerçi çoğu zaman bu bot denize indirilemiyordu. David Urquhart Çerkezlerin sevgisini kazandı ve bir sonraki nesilde halefi olmadı; Profesör E.G. Browne Iran’da tek başına duruyor. Lawrence Arapların tartışmasız şampiyonu; Bourchier ve Buxtonlar Bulgaristan’ın kahramanlarıydı; Miss Durham Arnavutluk’u Avrupa’nın hafızasına tekrar kazandırdı; Steed, Seton-Watson ve Edward Boyle zihinlerde var olan bir Sırbistan’ın avukatlarıydı; Yunanlıların çok sayıda arkeoloğu, klasik alimleri ve rönesanslarına adanmış az sayıda kalan romantikleri vardı. Türkiye çok sayıda Britanyalı memurun dostluğunu kazandı… Görünen o ki Ingiliz insanının, kendileriyle Şark’ın insanları arasında benzersiz münasebetler kuran ve diğer milletlerde nadiren bulunan bir hususiyeti var.”[21]

***

Tapınakçıların takip ettiği bu siyasete dair bir misal verelim…

Ocak 1920’de Ingiltere ve Fransa’nın Arnavutluk’un paylaşılması için anlaştığı haberleri gazetelere bomba gibi düştü. Ingiltere Başvekili Lloyd George, Arnavutluk’un Yugoslavlar, Italyanlar ve Yunanlılar arasında paylaşılacağını söylüyordu. Yani, bir nevi Arnavutluk’un “Sevr Anlaşması” imzalanmıştı. Daha düne kadar müstakil bir Arnavutluk kurulması için çaba sarfeden Ingiltere’nin birdenbire bu devleti parçalamaya kalkışmasının bir sebebi vardı elbette. Anadolu’nun ve Izmir’in işgalinde veya daha evvel Boston Çay Partisi’nde olduğu gibi bu tip blöfler, insanlar arasında infiale yol açıyor ve halkın milliyetçilerin emri altında tek bir yumruk olmasını sağlıyordu. Arnavutluk’ta da aynı neticeyi hasıl etti; Arnavutluk’un ileri gelenleri Milliyetçi Kongreyi toplayarak Delvina Süleyman Beyi yeni geçici hükümetin lideri seçtiler ve Tiran’ı merkez seçerek “Istiklal hareketlerini” başlattılar. Küçük milletlerin süper kahramanı Aubrey de Parlamentoda Lloyd George’a karşı Arnavutluk istiklalini müdafaa etmeye başladı. Tiran’daki milliyetçi hükumetin hariciye nazırı olan Mehmed Konitza ve arkadaşları, Italyanları “Adriyatik’e dökeceklerini” söylüyorlardı.[22]

Aubrey, 1914 yılı Nisan ve Mayıs aylarında hem Parlamentoda hem de medyada Yunan ordusunun Arnavutlara karşı yaptığı katilamları dile getirdi. Yıllar önce Girit’te tanıyıp hoşlandığı Venizelos’a karşı cephe alarak insanların dikkatini Arnavutluk istiklali üzerine çekmeye çalıştı. Aynı taktiği ileride M. Kemal’in başrol oynayacağı Türk-Yunan Harbi’nde de yapacaktı.

Mart ayında Aubrey, Londra’ya gelen Arnavutları, Cemiyet-i Akvam’ı desteklemek için kurulan Milletler Cemiyeti Birliği’ne götürüp, Birliğin reisi Robert Cecil ile tanıştırdı.[23] Arnavutlar Robert’e, Sultan’ın Istanbul’dan kovulmasını istediklerini söyleyince Aubrey, eğer böyle söylerlerse, insanların onların Müslümanlara düşman olduğunu ve Müslüman Arnavutlarla birlikte hareket etmediğini düşüneceklerini söyleyip ikaz etti. Bu ikaz, M. Kemal’in Milli Mücadele sırasında neden Sultan Vahideddin’e açıkça cephe almaması hakkında bize bir fikir veriyor.

***

M. Kemal Ingiltere’de…

Aubrey, 1913 yılı sonuna doğru Ittihad ve Terakki Komitesi’nin ileri gelenlerinden bir dostunu, Ingiltere’deki evi Pixton Park’ta ağırladı. Misafirinin adı Selanikli M. Kemal’di, yani geleceğin Atatürk’ü. Hırslı ve zeki birisiydi M. Kemal. Daha gençliğinde ihtilalci faaliyetlerinden dolayı Şam’a sürgüne gönderilmiş, 1907’de dönünce arkadaşı Ali Fethi’nin tavsiyesi üzerine hem Carasso’nun başında bulunduğu mason locasına hem de Ittihad ve Terakki Komitesi’ne girmişti.[24]

Darbe ile iktidara oturan Enver’den hiç hoşlanmıyordu. Sırf Enver muvaffak olmasın diye Balkan Harbi’nde Bulgar ordusuna karşı çok fazla gayret göstermemişti. Bu yüzden araları iyice açılmıştı. Enver’in Ali Fethi ve ona zarar vereceğinden korkan Talat ve Cemal, bu iki dostu Sofya’ya elçi ve askeri ataşe olarak göndermişti. Alman disiplini ile yetişmesine rağmen, Ingiltere’nin dünyanın süper gücü olduğunu biliyordu. Ayrıca ağzı sıkı biriydi. 1908’de Ittihad ve Terakki propagandası için gittiği Traplusgarp’ta görüştüğü Ingiliz konsolos Justin Alvarez onun bu hususiyetini şöyle anlatıyordu:

“O, beliğ ve akıcı konuşan bir hatip. Yaklaşık beş gün önce, gayet açık bir şekilde partisinin takip ettiği prensipleri ve hedefleri halka anlatırken şahit olmuştum. Sonraki gün beni çağırdı ve onun sessiz ve ağzı sıkı karakterini müşahede etme şansını yakaladım. Bana enerjik bir karakter ve azimli bir ruh hali intiba verdi. Neticede ikisi de lazım olan bu kesin anarşik temayüllerin devam edeceğini yerinde müşahede etmiştim. Bu güvenimde sonradan haklı çıkacaktım.”[25]

Aubrey Herbert, M. Kemal ile yiyeceği yemeğe Albay Ronald F. Forbes’in güzel karısı Rosita’yı da çağırmıştı. 22 yaşında genç bir hanım olan Rosita, yemekte M. Kemal ile Lord Allenby’in arasına oturdu. Lord Allenby… Bu yemekten yaklaşık 4 sene sonra M. Kemal ile Lord Allenby Filistin cephesinde karşı karşıya gelecek, M. Kemal bu cepheden kaçacak ve Filistin Ingilizlerin eline geçecektir!

*

aubrey herbert, lord allenby, atatürk filistin cephesi, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi

Lord Allenby (solda), Aubrey’in ağabeyi Lord Carnarvon ve kızı ile…

***

Rosita, Aubrey’in tertip ettiği bu yemekten şöyle bahsediyordu:

“O gün Aubrey Herbert’ten gelen çılgınca bir mektubu bana hatırlattılar… ‘Sita!’ (Rosita’nın kısaltılmışı) diyordu mektup, ‘yarın öğlen yemeğini bizimle yemelisin. Gelen bir ‘mistake’ (mistake: ingilizce “yanlış” demek) var ve onu sadece sen konuşturabilirsin.’ Yazı her zaman olduğu gibi okunaksızdı; fakat davet karşı konulmazdı. O zamanlar 22’den fazla olduğumu düşünmüyorum. Yemek çok lezzetliydi. Mary Herbert mükemmel bir ev sahibesiydi. Lord Allenby ile yeni tayin edilen ataşe M. Kemal’in arasına oturdum; fakat yemeğin doğru düzgün tadını çıkartamıyordum, çünkü hep ‘mistake’i arıyordum. Ev sahibimizin Küçük Asya’da bir sınır ve bir yığın toplantı ile mikado çöpleri oynamasına yardım eden Fransız olabilir miydi? Veya Filistin’den henüz dönen yakışıklı idareci miydi? Komplocu bir şekilde Aubrey’e müracaat ettim. ‘Hangisi yanlış (mistake)’ diye sordum, ‘ve benden ne yapmamı istiyorsun?’. Saşırmış duruyordu. Izah ettim. ‘Oh tatlım!’ diye güldü. ‘Sana nice Turk’ geliyor diye yazdım!”[26]

Nice Turk: “Hoş Türk” demek. Rosita, gözleri az gören Aubrey’in yazısı berbat olduğundan ‘Nice Turk’ü, ‘mistake’ olarak okumuştu.”

***

M. Kemal Sofya’da…

M. Kemal Ingiltere’den döndüğünde artık, Sofya’ya tayin edilerek Istanbul’dan uzaklaştırıldığı için üzgün değildi. Kendisini eğlencelere verdi, bir Bulgar Generalin kızına aşık bile oldu. Dostu Ali Fethi de Balkan Harbi’nde karşı cephede bulunan Bulgar General Ratcho Petrov’un kızına abayı yakmıştı. Hep beraber bir akşam General Petrov’un evinde otururlarken M. Kemal içkiyi fazla kaçırdı ve General’in karısına Türkiye için Anadolu’da bir hükumet merkezi gerektiğini söyledi.[27] Fethi hemen işi şakaya vurarak mevzuyu değiştirdi.

***

M. Kemal ve Aubrey Herbert Çanakkale’de…

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi canakkale gelibolu

Aubrey Herbert Gelibolu cephesinde iken, 1915…

***

Aubrey Herbert ile M. Kemal Çanakkale Savaşı’nda tekrar karşılaştılar. Aubrey, Yeni Zelanda (Anzak) Tümeni’nde tercüman ve istihbarat subayı olarak orduya katıldı. Müttefiklerin çıkarmasını ilk fark eden kumandan, Aubrey’in bir buçuk sene evvel Pixton Park’ta ağırladığı Selanikli M. Kemal olmuştu. Yolda karşılaştığı, cephaneleri bittiği için Anzak Koyundan geri çekilen askerleri durdurup tekrar düşman ateşinin altına göndererek Ingilizleri şaşırtmış, fakat askerlerin süngülerinden başka bir şeyleri olmadığı için hepsi ölmüştü. M. Kemal, çıkarmanın olduğu koya gelen 57. Alayı da ileri sürdü ve alayın hemen hemen bütün erleri öldü. Harbin henüz başında oldukları için Kumandan Esad Paşa askerleri bu şekilde harcamaması için M. Kemal’i ikaz etmek mecburiyetinde kaldı. Ölüme gönderdiği müslüman askerlerin şehit olmak için gözünü kırpmadan can verişini gören M. Kemal, onların bu inançlarını arkadaşı Madam Corinne’ye yazdığı mektubunda alay konusu yaptı.[28]

Iki siper arasındaki cesetlerin hastalık yayacağını düşünen Aubrey, ölülerin gömülmesi için bir ateşkes ayarlamayı düşündü. Bu gerekçeyle karşı taraftan M. Kemal ile gizlice buluştu ve bir günlük mütareke ilan etmeye karar verdiler.[29] Fakat Müttefik Ordusunun Ingiliz Kumandanı Ian Hamilton bunu kabul etmedi. Bir dizi temaslardan sonra Hamilton, Aubrey’e, gidip Türklerle konuşmasını söyledi. Aubrey yanına istihbarattan bir adam alıp sahil boyunca ilerledi. Kızgın bir Arap subay ve Türk bir teğmen ile buluştular. Gelinciklerle bezenmiş bir tarlada oturup sigara içerek, M. Kemal’in Harbiyeden sınıf arkadaşı Ohrili Kemal Bey’in gelmesini beklediler. Kemal Bey gelince gözlerini bağlayıp, Aubrey’in yanındaki istihbaratçı ile beraber ateşkes şartlarını görüşmesi için karargaha gönderdiler. Aubrey de Türklerin tarafında “rehin” olarak kaldı. Ateşkes 24 Mayıs Pazartesi günü yapılacak ve 8 saat sürecekti.

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi ohrili kemal canakkale savasi gelibolu

M. Kemal’in arkadaşı Ohrili Kemal, gözleri kapalı bir halde Ingiliz karargahına götürülürken (Australian War Memorial)

***

Aubrey Herbert, 19 Ocak 1917’de Harp Kabinesi’ne yazdığı raporda söyle diyordu:

“Eğer kalıcı bir sulh istiyorsak, bu, değişikliklere çok açık olan tek bir prensip ile elde edilebilir: Milliyetçilik.”[30]

Aubrey, 29 Temmuz 1917’de Ingiltere Dışişleri Bakanlığı için kaleme aldığı bir raporda, Tapınakçıların ve Türklerin farklı dünya görüşünü anlatan ve tarihe geçecek şu sözleri yazdı:

“Bu tip herhangi bir planda, hatırlanmasi en çok lazım olan şey şudur ki; Türk ve Ingiliz değerleri çok farklı. Türkler her zaman kelime ve gölgelere, aşırı ve bize absürt gelen bir kıymet veriyorlar. Bir bayrak, hiçbir gücü bulunmayan bir valinin tayini, askerleri olmayan bir subayın namzet gösterilmesi bize abes gelebilir ama onlar için hayati bir ehemmiyet taşıyabilir… Müttefikler kendi şartlarını dikta ettirebildiler ve Osmanlı Imparatorluğu’nun büyük bir kısmını bölebildiler diyelim, netice ne olacak? Bana öyle geliyor ki Balkan kavgalarını daha Doğuya taşıyacağız, müdafaa etmemiz gereken devasa toprak hududumuz olacak ve muazzam bir militarizm sistemine kendimizi feda edeceğiz… Bavulu biz aldıktan sonra Türklerin etiketi alması çok da mühim değil. Mısır’da tüm güç Lord Kitchener’in elinde iken sekreteri fes giyiyordu. Mezopotamya ve Filistin bir fese değer.”[31]

***

M. Kemal Avusturya’da…

M. Kemal tedavi olmak için Mayıs ayında Avusturya’ya gitti ve Viyana’da üroloji doktoru Otto Zuckerkandl’a muayene oldu.[32] Fransa Başvekili Clemenceau’nun uzaktan akrabası olan Yahudi Zuckerkandl, Rothschild Hastanesi’nin başhekimiydi.[33] Harp başladığında Kudüs’teydi ve iyi bir doktordu.[34]

M. Kemal’in Ingiliz Valisi olmak için ileride müracaatta bulunacağı The Daily Mail gazetesinin muhabiri George Ward Price, 23 Temmuz 1918’de Aubrey Herbert’i Arnavutlukta ziyaret etti.[35]

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi m. kemal avusturya almanya tedavi otto zuckerkandl

M. Kemal’in muayene olduğu Rothschild Hastanesi’nin başhekimi yahudi Otto Zuckerkandl…

***

M. Kemal Filistin Cephesi’nde…

Bu arada Türkiye’de Sultan Reşad vefat etmiş ve yerine kardeşi Vahideddin Efendi geçmişti. M. Kemal de yurtdışındaki tedavisinden dönmüş, tebriklerini sunmak için Sultan’ın huzuruna çıkmış ve bu görüşme neticesinde tekrar 7. Ordu kumandanlığına tayin edilmişti. M. Kemal, Ağustos ayı sonunda Halep’e giderek ordusunun başına geçti, fakat harbi bitirmeye artık kesin kararlıydı. Bu kararını tatbikata koymak için Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal’la birlikte Ittihatçılara karşı savaşan casus Lawrence ile görüştü. Lawrence ile 1918 yılı başında, Rusya’da iktidarı ele geçiren Bolşevikler Almanya ve Türkiye ile sulh görüşmeleri yaparken de görüşmüştü.[36] Ona, Pan-Türkizm peşinde koşan Ittihatçı partinin içinde güçlü bir pozisyon elde ettigini ve onları istediği gibi yönlendirebildiğini, Doğu’daki Türkçü arzulara en kısa zamanda mani olunması gerektiğini, Almanların bu savaşı kesinlikle kaybedeceğini söylemişti.[37]

Görüşmelerden sonra M. Kemal, Aubrey’in evinde tanışıp beraber yemek yediği, Ingiliz ordularının başındaki Allenby’nin saldırısı üzerine ordusunu geri çekti. Ingiliz ordusu açılan boşluktan girip sağ ve sol cenahtaki diğer Türk ordularını arkadan sardı. M. Kemal, Lawrence ile 27 Eylül gecesi tekrar görüştü. Ona Genç Araplarla, yani Emir Faysal’ın adamlarıyla anlaştığını, Türklerin başka milletlere ait “toprakları terk etmesi” ve Anadolu’ya odaklanması gerektiğini söyledi. Orduyu bu yüzden geri çekiyordu.[38]

Daha doğrusu kaçıyordu… Bu arada Halep’te Baron Otel’in süitine yerleşen M. Kemal, şehri savaşmadan teslim etti ve Halep’in 40 mil dışında kamp kurdu. Anzak askerlerinin kumandanı General Harry Chauvel, kendisine asker gönderip teslim olmasını istedi. M. Kemal gülerek, “Söyle Chauvel’e kendisi gelsin alsın” dedi, fakat birkaç gün sonra gelip, General Macandrew’a kendisi teslim oldu.[39] Bunun ardından, Aubrey’in Kut’ta Türklere emanet ettiği General Townshend, Aubrey’in arzusu üzerine Istanbul’da mütareke görüşmelerine başladı ve Türkiye, 30 Ekim’de Mondros Mütarekesini imzalayarak harpten çekildi.[40]

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi halep baron otel filistin cephesi filistin hezimeti chauvel macandrew

M. Kemal’in Halep’te kaldığı Baron Otel…

***

M. Kemal Pera Palas’ta…

Işgalin ardından gelen emir üzerine General Macandrew, M. Kemal’i serbest bıraktı ve onu lüks bir arabaya bindirip tren istasyonuna uğurladı. Trenle Anadolu’ya geçen M. Kemal, Adana’da kısa bir mola verdikten sonra 13 Kasım’da işgal altındaki Istanbul’a döndü. Mütarekenin imzalanmasından iki hafta sonra Istanbul’a doğru ilerleyen Ingiliz filosu, 12 Kasım 1918’de, yani Çanakkale Harbi’nden sadece 3 sene sonra Çanakkale Boğazı’na girmiş ve Istanbul’u işgal etmişti. M. Kemal, annesinin Akaretler’de evi olmasına rağmen, Ingilizlerin kontrolü altındaki mıntıkada kalan ve casusların cirit attığı Pera Palas’a yerleşti. Ertesi gün otelde Daily Mail gazetesinin muhabiri ve Aubrey’in arkadaşı George Ward Price ile buluştu. George’a, “Eğer Ingilizler Anadolu için mesuliyet kabul edecek olurlarsa, tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir salahiyet dahilinde hizmetlerimi arz edebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim” dedi ve kendisini Karadeniz Ordusu’nun başındaki Korgeneral Harington ile görüştürmesini istedi.[41]

M. Kemal, otelde kalırken birkaç defa da, Aubrey’in mensubu olduğu Ingiliz Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin Istanbul Komitesinin reisi Rahip Robert Frew ile görüştü. Ingilizler, M. Kemal’in Anadolu’ya gönderilmesini istiyordu.[42]

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi atatürk ward price ingiliz valisi

George Ward Price (oturan) ve Henry Nevinson, Gelibolu Cephesinin tahliyesi esnasında, Ocak 1916… (Imperial Museums)

***

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi ingiliz entelijansi rahip frew robert

M. Kemal ile görüşen Ingiliz entelijans servis elemanı Rahip Robert Frew Istanbul’da, 1912…

***

Sultan Vahideddin, Anadolu’da silahları teslim alınmamış orduları ve Istanbul’un işgaline karşı gösterilen reaksiyonu organize ederek anlaşma esnasında işgal güçlerine karşı koz olarak kullanabileceğini düşündü. Istanbul’u işgal kuvvetlerine bırakarak kendisi Anadolu’ya geçemezdi, istese bile Ingilizler buna müsaade etmeyecekti. 22 Kasım’da M. Kemal ile görüşürken endişeli olduğu her halinden belliydi. Ona, “Ordunun kumandan ve subayları eminim ki seni çok severler, Onlardan bana bir fenalık gelmeyeceğine teminat verir misin?” diye sordu.[43]

Ertesi hafta Yıldız Sarayı’nda tekrar görüştüler ve Sultan taşıdığı tüm şüphelere rağmen M. Kemal’i Anadolu’ya göndermeye karar verdi.[44]

Harbin bitişinden hemen sonra, Seton-Watson’un liderliğindeki Balkan mütehassısları tarafından “New Europe” (Yeni Avrupa) adlı bir grup kurulmuştu. Bugünkü Avrupa Birliği’nin, Commonwealth of Nations’ın (Ingiliz Milletler Topluluğu ve Chatham House’un temellerini atan bu grup, Boer Harbi’nin mimarı Alfred Milner’in, Cecil Rhodes’un vasiyeti üzerine kurduğu “Round Table” (Yuvarlak Masa) adlı grup ile beraber çalışıyordu.[45] Içlerinde Wickham-Steed, Bourchier, Leo Amery gibi kişilerin yanı sıra, Ingiltere Başvekili Lloyd George’un hususi sekreteri Philip Kerr ve Balkan Komitesi’nden ayrılan Aubrey de vardı.[46] Ekim 1916’dan beri aynı isimle haftalık bir mecmua bile çıkartıyorlardı. Yeni kurulan Çekoslovakya devletinin filozof reisi Tomas G. Masaryk’ın felsefesinden yola çıkarak, Cihan Harbi’nin ardından dağılan Osmanlı, Rusya ve Avusturya-Macaristan Imparatorluğu’nun topraklarında yeni devletler, yani “Yeni Avrupa”yı kuruyorlardı. “Yeni Dünya Nizamı” hedefi için büyük bir adım olan bu projede, siyasi ve kültürel kapasitesi olan her milletin kendi müstakil devletini kurmasını istiyorlardı: Lehler için Polonya; Çek ve Slovaklar için Çekoslovakya; Sırp, Hırvat ve Slovenler için Yugoslavya ve Türkler için Yeni Türkiye gibi. Fakat bu milletler, Cemiyet-i Akvam çatısı altında Batılı devletlerin medeniyetini taklit ederek gelişmelilerdi. Imparatorluk halklarının geleceğinin konuşulduğu Paris’te, Lloyd George başta olmak üzere Müttefiklerin danıştığı ve itimad ettiği yegane mütehassıslar, New Europe mensuplarıydı.[47] Bu grubun çok yakın olduğu devlet adamlarından ikisi, Fransız Franklin-Bouillon (ki M. Kemal’le görüsmüştür) ve Yunanistan Başvekili Venizelos’tu.[48]

*

m. kemal atatürk franklin bouillon buyyon

M. Kemal ve Franklin Bouillon…

***

Machiavelli, “Kendi kanunları ve hürriyet içinde yaşamaya alışkın devletler ele geçirildiklerinde elde tutmanın üç yolu vardır: Ilki onları ortadan kaldırmak; ikincisi gidip orada yerleşip oturmak; üçüncüsü vergiye bağlamak ve içeride sana yerli halkın dostluğunu sağlayacak az sayıda kişiden oluşmuş bir hükümet kurarak kendi kanunlarıyla yaşamalarına izin vermektir. Böylece bu hükumet, o hükümdar tarafından kurulduğu için onun gücüne ve dostluğuna ihtiyaç duyduğundan o devleti ayakta tutmak için her yola başvurur. Hür yaşamaya alışkın bir kenti başka yollara müracaat etmek yerine kendi halkıyla idare ederek elde tutmak daha kolaydır” diyordu.[49] Bu “yerli halkın dostluğunu sağlayacak az sayıda kişi”nin halkın gözünde nasıl büyütüleceğini ise şu şekilde izah ediyordu;

“Çoğu kişi, akıllı bir hükümdarın, fırsatını bulur bulmaz, kurnazlıkla kendisine düşmanlar meydana getirerek ve meydana getirdiği bu düşmanları tepeleyip itibarını kendiliğinden artırması icap ettiğini düşünür.”[50] O zaman, kendi kendilerini idare edecek Türklere liderlik yapacak kişiye bir düşman lazımdı.

New Europe grubu harekete geçti ve Rothschild’lerin Vickers silah şirketinin başındaki Zaharoff, Ingiltere Başvekili Lloyd George ve Yunanistan Başvekili Venizelos ile buluşarak onlarla Anadolu’ya asker çıkarma meselesini konuştu.[51] Zaharoff, Yunan ordusunun Anadolu operasyonunu kendi cebinden finanse edecekti. Bunun üzerine, Ingiltere Başvekili Lloyd George, M. Kemal’in muayene olduğu Rothschild Hastanesi’nin başhekimi Otto Zuckerkandl’ın akrabası ve Fransa Başvekili Clemenceau, Italya Başvekili Orlando ve Amerika Birleşik Devletleri Reisi Wilson, Paris’te Yunanlıların Anadolu’ya çıkışı üzerinde anlaştılar.

Yunan ordusunun çıkışından evvel, Ingilizler, Italyan ve Fransızlar Anadolu’da işgallere giriştiler. Anadolu’nun her yerinde Ittihatçılar tarafından peşpeşe müdafaa-i hukuk cemiyetleri kuruldu. Minber ve Büyük Mecmua gibi Ittihatçıların çıkarttıkları gazete ve mecmualarda M. Kemal’in reklamı yapılmaya başlanmıştı. Anadolu artık halaskar (kurtarıcı) M. Kemal’in gelişini bekliyordu. O ise yola çıkmadan önce son hazırlıkları yapıyordu. Istanbul Harbiye Nezareti’nde Ingiliz Irtibat Subayı olan Yüzbaşı John G. Bennett ile görüşmüş ve ona Ingilizlerin kontrolü altında büyük bir Türk ordusu teşkil etmeyi teklif etmişti.[52]

Başka bir gün de Italyan bir işadamının bürosunda Italyan Yüksek Komiseri ve mason Kont Sforza ile buluşmuş ve Italyanlardan Anadolu Hareketine destek sözü almayı başarmıştı.[53]

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi mason kont sforza

M. Kemal’in mason dostu… Italya Hariciye Nazırı (Dışişleri Bakanı) Kont Carlo Sforza…

***

Bu arada hayatını ebediyen değiştirecek hadise nihayet gerçekleşti; Yunanistan Kralı Alexandros’a her istediğini yaptıran Başvekil Venizelos, Zaharoff’a ait Vickers marka silahlarla teçhiz ettiği Yunan ordusunu 15 Mayıs’ta Izmir’e çıkardı. Yunanlıların Izmir’i işgal ettiği gün M. Kemal, tekrar Sultan Vahideddin ile görüştü. Kur’an-ı Kerim’e el basarak vazifesine ve padişaha bağlı kalacağına dair yemin etti. Sultan’dan yüklü bir miktarda tahsisat aldı. Ertesi gün, kendisine ordu kurmayı teklif ettiği Yüzbaşı Bennett’ten Anadolu’ya geçiş vizesi aldı; kendisi ve maiyeti için tahsis edilen Bandırma Vapuruna binerek Istanbul’dan ayrıldı.

Amerikalı Işadamı Charles R. Crane, Arnavutluk ve Rusya’da ihtilalleri organize etmek ve ihtilalcilere yardım etmek için insani yardım cemiyetlerini kullanmıştı. Ittihatçıların Ermenileri Suriye’ye sürmesi, ona Türkiye’de de insani yardım faaliyetleri yürütme fırsatı vermişti. Crane, 1915’te kurulan Ermeni ve Suriye Yardımı için Amerikan Komitesi’nin, yani sonraki yıllarda Yakın Doğu Yardım Cemiyeti’nin mali idarecisiydi ve bu komiteye en büyük yardımı Rockefeller Vakfı yapmıştı.[54] Bu komitenin mensuplarından ve Crane’in yakın dostlarından gazeteci William T. Ellis, M. Kemal Samsun’a çıkmadan bir ay önce New York Herald gazetesinde çıkan makalesinin sonunda Türkiye’nin son yıllarını şöyle anlatmıştı:

“Miminim’in, veya kendi tabirleriyle ‘hakiki inananlar’ın, veya Türklerin onları çağırdığı şekliyle ‘Dönme’lerin gerçek inancını dışarıdan kimse bilmez. Zahiren Muhammedi ritüellere uyarlar. Gizlice Yahudi inançlarını muhafaza ederler ve kabalistik ritüeller ve Sabetay riyazetini icra ederler. Iki yüz elli yıl dünyanın geri kalanından uzak durdular ve kendilerine hıyanet eden ‘Mesih’e sadık kaldılar.

Bu Müslüman (görünen) Yahudilerin saflarından ticaret ve siyaset dünyasında çok güçlü insanlar çıktı. Zengin ve terakkici insanlar. Bu adamlar farmasonluğa girdiler ve localarından ve gizli toplantılarından 1908’de Sultan Abdülhamid’i indiren Türk ihtilali meydana geldi. Umumiyetle anlaşıldığı haliyele Ittihad ve Terakki Komitesi gizli bir cemiyetti. Asıl liderleri hep arka planda, gizli ve meçhul kaldılar. Bu esrarlı cemaatin mensupları olan Ittihat ve Terakki liderlerine, bu, doğrudan Dönmelerin gizli tarikatından miras kaldı. Türk ihtilaline Selanikli Yahudiler rehberlik etti. Şimdi Enver, Talat ve Cemal ve diğer Türk liderler sürgünde, arkalarındaki asıl güç ise, halk bilmediği için, emniyette ve cezalandırılmadı.

Dünyanın bu köşesi yine karışıklık içerisinde ve yeni ve daha iyi bir liderlik beklerken insan merak ediyor; Selanik’in güçlü Yahudileri tekrar günün adamını çıkaracak mı?”[55]

Bu makalenin yazarı Crane, 1919 yılının ortalarında Filistin Sefarat Yahudilerinin lideri Avraham Elmaleh ile görüştü.[56] Bu zat, çıkardığı hahamlar ve liderlerle meşhur olan Ispanya kökenli Elmaleh ailesine mensuptu. Siyonist mektebi Alyans mezunu ve muallimiydi. Akrabası Amram Elmaleh, Fas’ın Fes şehrinin Alyans temsilcisiydi. Amram, Cihan Harbi esnasında Kudüs’te M. Kemal ile görüşmüştü.[57]

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi m. kemal atatürk ve yahudiler siyonistler

General Allenby (platformda koltukta), solunda Filistin Siyonist Komisyonu Reisi Chaim Weizmann, sağ tarafında ayakta Binbaşı de Rothschild (Ailenin Fransa ayağının kurucusu James’in torunu), Rişon Le-Zion kasabasında bir merasimde, 24 Mayıs 1918, (Imperial War Museums)

***

M. Kemal, 1911’de Kudüs Kamenitz Oteli’nde yahudi Elizer Ben Yehuda’nın oğlu Itamar Ben-Avi ile sohbet etti ve kendisine Sabetayist olduğunu söyledi.

M. Kemal, “Evimde Venedik’te basılmış eski bir Tevrat var. Babam onu okumam için bana Karaim Yahudisi bir muallim tutmuştu. Öğrendiğim ayetlerden bazılarını hala hatırlayabiliyorum” dedikten sonra biraz düşünüp; “Shema Yisrael, Adonai Elohenu, Adonai Ehad!” Yani “Dinle ey Israil, Rabbin olan Tanrı tektir” dedi. Bu dua yahudilerin ünlü Shema duasıdır. Daha sonra yahudi Itamar Ben Avi’nin “Efendim, bu Yahudilerin en mühim duasıdır!” demesi üzerine M. Kemal, “Benim de gizli duamdır bayım, benim de..” şeklinde cevap verdi.[58]

***

M. Kemal Anadolu’da…

Ingiliz Albay Alfred Rawlinson, Erzurum’a M. Kemal’den önce gelmişti. Bir zamanlar Osmanlı topraklarında casusluk yapan Sir Henry Rawlinson’un oğluydu. Babası, aynı zamanda Lawrence’i arkeolog olarak Türkiye’ye gönderen Filistin Keşif Fonu’nun bir mensubuydu. Albayın görünüşteki vazifesi, mütareke şartlarının tatbikine nezaret etmek ve Doğu’daki Türk Ordusuna ait silahların envanterini çıkarmaktı. Hakikatte ise Tiflis’teki Ingiliz ordusunun gönderdiği silahların Kars üzerinden Türklere verilmesini sağlıyordu. Albay Rawlinson bu silahların Türklere verildiğini söyle(ye)miyor, nakliye esnasında kaybolduğunu iddia ediyordu.[59] Fakat Arnold J. Toynbee, 1921’de Yunanlıların ele geçirdiği Türk siperlerini gezerken, bu silahların Kemalist ordu tarafından kullanıldığını görmüştü.[60]

Erzurum Kongresi başlamadan önce M. Kemal ile uzun uzun konuştular. Kongrenin son günü, yani 7 Ağustos’ta şehirden ayrılmadan evvel M. Kemal ile üç buçuk saatlik bir görüşme yaptı. Geleceğe dair ihtimallerden ve Milliyetçi Hareketten bahsettiler. M. Kemal ona kongrenin Istanbul idaresini tanımadığını ve Milli Hareketin aslında ihtilalci olduğunu söyledi.[61] Görüşmenin ardından Rawlinson, rapor vermek üzere önce Istanbul’a, oradan da Londra’ya gitti. Harbiye Nezareti’ne raporunu sunup, M. Kemal’in yükseleceğini daha 1913’te tahmin eden Erkan-ı Haribye Reisi Sir Henry Wilson ile görüştü. Mevzu daha çok M. Kemal’in şahsiyeti ve Sultan’ın hükumetine karşı yapacağı ihtilal ve kurulacak bir cumhuriyet hakkındaydı.[62] Görüşmelerin ardından Rawlinson, gayriresmi bir vazifeyle M. Kemal ile görüşmek üzere tekrar Türkiye’ye gönderildi.

Ingiliz casusu Lawrence, Ingiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği 15 Eylül 1919 tarihli raporunun sonunda M. Kemal ile Enver Paşa’yı kıyaslıyordu:

“M. Kemal, oradaki (Çukurova-Kilikya) Fransız faaliyetlerinden kaygılanıyor. Kendisi şimdi Ingiliz yanlısıdır. Çünkü (Montagu, C. Amery ve Aubrey Herbert’ten oluşan) Türk yandaşlarımıza güveniyor. Fakat bununla alakalı olarak, Türkistan’daki Bolşevik ilerlemesinin dikkate alındığını ümit ediyorum… Enver’e zarar vermek için Talat’ı kullanmayı hiç düşünüp düşünmediğimizi öğrenmek isterim. Onun hatıraları bize faydalı olacaktır. M. Kemal, kendi hareketinde Enver’i bir bayrak gibi dalgalandırıyor. Tabii ki M. Kemal, Enver’den daha kabiliyetlidir, ama Enver’in şahsi cazibesine sahip değildir.”[63]

Erzurum Kongresinden sonra Londra’ya gidip, yeni vazifelerle tekrar Türkiye’ye dönen Albay Rawlinson, 6 Aralık’ta Trabzon’a geldi ve Kazım Karabekir’e telgraf çekerek geldiğini haber verdi. Ardından Gümüşhane ve Bayburt’a geçti. 26 Aralık gecesi Erzurum’a vardı ve Karabekir’in misafiri oldu. Rawlinson ona yeni vazifesini anlattı ve kendisini M. Kemal ile görüştürmesini istedi. Karabekir, M. Kemal’in Ankara’ya doğru yola çıktığını ve Milli Hareketin merkezinin bu şehir olacağını söyledi.

Bu arada M. Kemal Ankara’ya gelmiş ve ilk gecesini Vehbi Koç’un ortağı Yahudi Yasef Ruso’nun evinde geçirmişti.[64]

Ankara Anlaşmasıyla beraber Fransa’nın Ankara’daki Milliyetçilere desteği had safhaya çıktı. Anadolu’da işgal ettikleri yerlerden çekilen Fransızlar, ellerindeki topları ve silahları Ankara’ya teslim ettiler. Fransız subaylar bizzat Kemalist orduda vazife aldılar. Ayrıca 100 bin Alman tüfeğini ve yanında süngülerini ve silah başına bin mermiyi üç parti halinde Antalya ve Inebolu’ya indirerek Kemalistlere destek verdiler. Milliyetçilerin Paris temsilcisi ve Prens Sabahattin’in adamı Nihad Reşad da Paris’ten Ankara’ya Fransızların çeşitli silah tekliflerini gönderiyordu. [65]

Yeni bir devlet kurmak, en az yeni bir şirket kurmak kadar zordu. Bu yüzden Fransa’nın yardımı sadece silah ve personelle mahdut değildi. Osmanlı Bankası müdürlerinden Hamid Hasancan Bey, Fransız Yüksek Komiserliğinin hizmetinde Milliyetçilerin gizli siyasi temsilcisi oldu. Hamid, hem Fransa’nın Ankara’yla temasını sağlıyor hem de Büyük Millet Meclisi’nin ticari işlerini hallediyordu. Ayrıca Ankara kabinesindeki vekillerin hususi mali işlerine de bakıyordu. Bu yüzden Hamid Bey’in sözü Ankara’da senetti. Bir Ingiliz raporunda ondan şöyle bahsediliyordu;

“Hamid, müstakil bir salahiyete sahiptir ama M. Kemal Paşa ve Hükumetinin ona göstermiş olduğu güven yüzünden, onun söylediklerine ve yaptıklarına kesinlikle hürmet gösterilir ve umumiyetle kabul edilir.” Hamid, 1922 Eylül ayında gizlice hareket etmeyi bırakarak Avrupalı diplomatlarca Ankara’nın resmi sözcüsü kabul edilecekti.[66]

Osmanlı Bankası’nın Istiklal Harbi’ndeki yardımları bu kadarla kalmamıştı. Bankanın rehberliğinde kurulan Düyun-u Umumiye’nin reisi Sir Adam Block, Ankara Hükumetinin ve Büyük Millet Meclisi idaresinin yıllık bütçeleri ve mali durumu hakkında rapor hazırlayarak 12 Nisan’da Istanbul’da Ingiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’a sunmuştu. Raporda Ankara’nın mali açığının hangi kalemlerle kapatılacağı ve bir sonraki senenin yıllık bütçeleri hakkında detaylı bilgi veriliyordu.[67]

Ayrıca Büyük Millet Meclisi, Osmanlı Bankası’ndan avanslar ve silah alımları için teminat mektupları alıyordu. Banka’nın Temmuz 1921 ve Temmuz 1922 arası avans desteği 2.177.000 lira olacak ve Milliyetçiler bu iyilikleri karşılıksız bırakmayacaktı. Osmanlı Bankası’nın Galata şubesinin müdürü ve Robert Koleji mezunu Berc Keresteciyan, Cumhuriyet kurulduktan sonra M. Kemal’in kendisine verdiği “Türker” soyadını alarak Afyon’dan mebus seçilecekti.[68]

Ayrıca Osmanlı Bankası, hizmetlerine cumhuriyetten sonra da devam edecek ve merkez bankası rolünü, 1930’da Düyun-u Umumiye’nin Italyan temsilcisi Kont Volpi gibi yabancı mütehassısların danışmanlığında yeni bir merkez bankası şirketi kurulana dek sürdürecekti.[69]

M. Kemal’in Ağustos ayında memleketin işgal altında olmasını sebep göstererek meclisten aldığı Başkumandanlık ünvanı, 31 Ekim’de tekrar uzatıldı. Anadolu’da tüm güç artık M. Kemal’in elindeydi. Aubrey’e göre M. Kemal bu ünvanı, “parti fonlarına bağışta bulunan herhangi bir Ingiliz milyoneri gibi doğrudan doğruya Lloyd George Beye” borçluydu.[70]

Başvekil Lloyd George’un Yunanlıları Izmir’e sokmasıyla, Anadolu’da 1908’de çiçek açmış olan milliyetçilik meyve vermiş ve Asya, M. Kemal’in arkasında toplanmıştı.

Chatham Dining Kulübü’nde “Türkiye’deki mevcut pozisyonumuz ve siyasetimiz” başlıklı bir konuşma yapan, küçük halkların büyük dostu Aubrey, Yunan işgalinin yol açtığı neticeden memnundu. 1922 yılı Ocak ayında London Sunday Times gazetesine verdiği beyanatta, bu işgalin, 1913’de Pixton Park’ta misafiri olan Ittihatçı dostu M. Kemal’e yaradığını söylüyordu;

“Türkiye’deki esas mesele Yunanlılar Mayıs 1919’da Izmir’e gittiği zaman başladı. O zamana kadar M. Kemal Paşa’nın adı Şark’ta biliniyordu; fakat Batıda bilinmiyordu ve aşılması zor bir gücü (ordusu) de yoktu. Onun ordusunu, meclisini ve prestijini oluşturan Yunan işgalidir.”[71]

.

KAYNAKLAR:

.

[1] St. J.L. (Yazarın adı kısaltılmış), Aubrey Herbert, “The Spectator” mecmuası, 6 Ekim 1923.

[2] Margaret Fitzherbert, The man who was greenmantle: A biography of Aubrey Herbert, Oxford University Press, 1985, sayfa 2.

[3] Margaret Fitzherbert, The man who was greenmantle: A biography of Aubrey Herbert, Oxford University Press, 1985, sayfa 1.

[4] Niccolo Machiavelli, Hükümdar, (Tercüme eden: Necdet Adabağ), Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2014, sayfa XVii.

[5] Niccolo Machiavelli, Hükümdar, (Tercüme eden: Necdet Adabağ), Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 64-69.

[6] Niccolo Machiavelli, Hükümdar, (Tercüme eden: Necdet Adabağ), Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 8, 9.

[7] Niall Ferguson, Imparatorluk: Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, (Tercüme eden: Nurettin Elhüseyni), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 173.

[8] Niall Ferguson, Imparatorluk: Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, (Tercüme eden: Nurettin Elhüseyni), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 313.

[9] Thomas Smith Webb, The FreeMason’s Monitor: Or, Illustrations of Masonry: in Two Parts, Cushing and Appleton, Salem 1818, sayfa 285.

[10] Niall Ferguson, Imparatorluk: Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, (Tercüme eden: Nurettin Elhüseyni), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 98.

[11] Niall Ferguson, Imparatorluk: Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, (Tercüme eden: Nurettin Elhüseyni), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 108.

[12] Walter Isaacson, Benjamin Franklin: An American Life, Simon&Schuster, New York 2003, sayfa 106.

[13] http://belgelerlegercektarih.com/2012/09/03/ataturk-89-yil-once-bugunu-gordu-ataturkun-ortadogu-halklari-kehaneti-yalani-ataturkun-amerikali-gazeteci-marcossona-verdigi-roportajin-tam-metni/

[14] Kristin Rygg, Masqued Mysteries Unmasked: Early Modern Music Theater and Its Pythagorean Subtext, Interplay No. 1, Pendragon Press, New York 2000, sayfa 180-182.

[15] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 30.

[16] Mehmet Hasan Bulut, Ingiliz Derviş-Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert, Marcel Yayınevi, Istanbul 2015, sayfa 169.

[17] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 127.

[18] Jeremy Wilson, T. E. Lawrence Studies, No: HL 301-2.

[19] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 168, 269, 270.

[20] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa xx.

[21] Joseph Brewda, British Experts in manipulation, Executive Intelligence Review, 24 Mart 1995, Sayı: 22, No: 13, sayfa 60.

[22] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 284.

[23] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 287.

[24] Alttaki bağlantının [8] no’lu dipnotuna bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/13/m-kemal-ataturk-mason-mu-ataturk-mason-localarini-kapatti-mi/

[25] Jacob M. Landau, Atatürk and the Modernization of Turkey, Westview Press, Colorado 1984, sayfa 22, 23.

[26] Rosita Forbes, Appointment with destiny, E.P. Dutton & Co., New York 1946, sayfa 192, 193.

[27] Lord Kinross, Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, cild 1, Sander Kitabevi, Istanbul 1969, sayfa 118.

[28] M. Kemal’in Madam Corinne’e yazdığı mektuplar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/07/m-kemal-ataturk-ayetle-alay-mi-ediyor-ataturkun-madam-corinnee-yazdigi-mektup/

[29] Lord Kinross, Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, cild 1, Sander Kitabevi, Istanbul 1969, sayfa 135.

Ayrıca bakınız; The Countess of Carnarvon, Lady Almina and the Real Downton Abbey: The Lost Legacy of Highclere Castle, Hodder&Stoughton, Londra 2011, sayfa 23.

[30] Mehmet Hasan Bulut, Ingiliz Derviş-Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert, Marcel Yayınevi, Istanbul 2015, sayfa 327.

[31] Aubrey Herbert, The Possibility of A Separate Peace With Turkey, 29.07.1917, The National Archives, Kew, Ingiltere, Katalog Referans: CAB/24/21, Imaj Referans: 75.

[32] Klaus Kreiser, Atatürk: Eine Biographie, C.H. Beck, Münih 2008, sayfa 122.

[33] Tim Bonyhady, Good Living Street: Portrait of a patron family, Vienna 1900, Random House, Toronto 2011, sayfa 159.

Ayrıca Bakınız; Richard T. Gray & Ruth V. Gross & Rolf J. Goebel & Clayton Koelb, A Franz Kafka Encyclopedia, Greenwood Press, Connecticut 2005, sayfa 304.

[34] M. Talha Çiçek, War and State Formation in Syria: Cemal Pasha’s governorate during World War I, 1914-17, Routledge, Oxon 2014, sayfa 145, 160.

[35] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 240.

[36] Bilal N. Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk, 1919-1938, cild 6, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2005, sayfa Iviii.

[37] Frederick James Moberly, The Campaign in Mesopotamia 1914-1918, cild 4, Londra 1927, sayfa iii, iv.

[38] Alan Warwick Palmer, Victory 1918, Weidenfel & Nicolson, New York 1998, sayfa 241.

M. Kemal’in Filistin cephesinden kaçışıyla alakalı kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/30/filistin-cephesindeki-hain-m-kemal-ataturk-mu/

[39] Sir Henry Somer Gullet, Kemal Pasha – The man and his army, Western Argus, 3 Ekim 1922, sayfa 2.

[40] Marquise de Fontenoy, Tales of the Old World, The Sun and The Globe, 3 Ekim 1923.

[41] M. Kemal’in Ingiliz Valisi olmak istediğini Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan bir eserden öğreniyoruz:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/22/turk-tarih-kurumu-m-kemal-ingiliz-valisi-olmak-istedi/

[42] Halide Edib, Conflict of East and West in Turkey, Maktaba Jamia Millia Islamia, Delhi 1935, sayfa 107.

[43] Orhan Koloğlu, Sorularla Vahidettin, Pozitif Yayınları, Istanbul 2007, sayfa 46.

[44] M. Kemal’in Sultan Vahideddin tarafından Anadolu’ya gönderildiğine dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/11/24/ataturku-samsuna-vahdettin-gonderdi-belgelerle/

[45] Luisa Passerini, Europe in Love, Love in Europe: Imagination and Politics in Britain Between the Wars, I. B. Tauris, Londra 1999, sayfa 54.

[46] Andrea Bosco ve Alex Charles May, The “Round Table” : The Empire – Commonwealth and British Foreign Policy, Lothian Foundation Press, 1997, sayfa 440

[47] Eugene Michail, The British and the Balkans: Forming Images of Foreign Lands 1900-1950, Continuum Books, Londra 2011, sayfa 29, 30, 45.

[48] Eugene Michail, The British and the Balkans: Forming Images of Foreign Lands 1900-1950, Continuum Books, Londra 2011, sayfa 111, 112.

[49] Niccolo Machiavelli, Hükümdar, (Tercüme eden: Necdet Adabağ), Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 18.

[50] Niccolo Machiavelli, Hükümdar, (Tercüme eden: Necdet Adabağ), Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 82.

[51] John T. Flynn, Men of Wealth, Simon and Schuster, New York 1941, sayfa 362.

[52] M. Kemal’in Ingiliz Istihbaratı ile gizli ilişkisine dair daha fazla malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[53] Lord Kinross, Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, cild 1, Sander Kitabevi, Istanbul 1969, sayfa 232.

[54] Norman E. Saul, The Life and Times of Charles R. Crane, 1858-1939, Lexington Books, Birleşik Krallık 2013, sayfa 135.

[55] William T. Ellis, Salonica, nominally a Turkish city, has been prodominated by the Jews for centuries, New York Herald, 22 Nisan 1919, sayfa 7.

[56] List of members of the Sphardic delegation form Jerusalem, Albert H. Lybyer Papers, 1876-1949, Illinois Üniversitesi, Oberlin Koleji Arşivleri, No: 15/13/22 Kutu: 16.

[57] Avram Galanti, Türkler ve Yahudiler, Gözlem Yayınevi, Istanbul 1995, sayfa 216.

[58] Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/26/m-kemal-ataturk-sabetayist-miydi/

[59] Alfred Rawlinson, Adventures in the Near East, Jonathan Gape, Londra 1934, sayfa 152-154.

[60] Arnold Toynbee, The Western question in Greece and Turkey, Constable and Company, Londra 1922, sayfa 257.

[61] Salahi R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde Ingiliz Istihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995, sayfa 30.

[62] Alfred Rawlinson, Adventures in the Near East, Jonathan Gape, Londra 1934, sayfa 199, 200.

[63] Jeremy Wilson, T. E. Lawrence Studies, No: DG 288-91.

[64] Beki L. Bahar, Efsaneden tarihe Ankara Yahudileri, Pan Yayınları, Ankara 2003, sayfa 86.

[65] Salahi R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde Ingiliz Istihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995, sayfa 226, 227.

Ingiltere, Italya, Fransa ve Rusya’nın M. Kemal’e yaptıkları yardımlar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/17/milli-mucadelede-sadece-yunanlilara-karsi-savastik-5-bolum/

[66] Salahi R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde Ingiliz Istihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995, sayfa 237.

[67] Salahi R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde Ingiliz Istihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995, sayfa 169.

[68] Mustafa Hergüner, Izmir Iktisat Kongresi için Istanbul’da yapılan çalışmalar, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 2006, sayfa 23.

[69] Bilal N. Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk (1919-1938), cild 7, 1930-1933, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2006, sayfa xiii, 20.

[70] Aubrey Herbert, Ben Kendim: A Record of Eastern Travel, Hutchinson&Co, Londra 1925, sayfa 331.

[71] Indian Demonstrations, New Zealand Herald, cild LIX, sayı: 18000, 27 Ocak 1922, sayfa 5.

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

Mehmet Hasan Bulut, Ingiliz Derviş-Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert, Marcel Yayınevi, Istanbul 2015.

http://www.marcel.com.tr/index.php?route=product/product&product_id=59

*

 

Reklamlar

10 comments on “M. Kemal Atatürk Tapınakçı mıydı? Kemalist Türkiye’yi Tapınakçılar mı kurdu?

  1. he tapınakçıydı, sizin analarınızı da yunanlılar tapınaklarında siktiler, bilmiyormusunuz??

  2. Mükemmel Özet.
    İngiliz aklı Yahudi dönmesini İslam’a 1000 seneden fazla hizmet etmiş bu millete Ata diye yutturup ilkokuldan zihinlere empoze ettirdiği için, yukarıdaki yorumu yapan PİÇ bi nesil zuhur etti.
    Tiyatro bitti elhamdülillah…

    • ya allahım sizin ananızın namsunu kurtaran adam tapınakcımıydı sizi allah islah etsin müslüman olan bir insanı başka dindin mensup etmek ne kadar günah biliyomusunuz bu sitenin başı kim ksin padişah yalamasıdır

      • Türkcü betig, Türk milletine hakaret etmeye hakkin yok. Türk milletinin namusu bir kisiye bagli degildir. M. Kemal tabiati kutsal saydigini söylüyor. Böyle birine müslüman demek ona saygisizlik olur.

  3. Geri bildirim: M. Kemal Atatürk’ün Ingiliz Istihbaratı ile gizli ilişkisi deşifre oldu | Belgelerle Gerçek Tarih

  4. Üst Akıl oyunu nasıl kurmuş, makyajını kendi yaptığı kahramanı nasıl yaratmış, sayenizde idrak ediyoruz. Şifre: Abdülhamit’i anlamak

  5. Geri bildirim: 15 Temmuz Saldırısının 2. Dalgası: Algı Bombaları | Belgelerle Gerçek Tarih

  6. Geri bildirim: Darbeci M. Kemal Atatürk’ün Darbe Teşebbüsleri | Belgelerle Gerçek Tarih

  7. Okuyun okutturun ama nasıl okuyacak bunu benim milletim bilemiyorum prim getirmez facebook ta beğeni almaz halbuki bir slogan yaz yüz katı beğeni alırsın. Mutlaka ama mutlaka bu yazıyı okuyun. Paylaşan ve emek vererek hazırlayan arkadaştan Allah razı olsun. Bu hakikatler ne zaman bilinecek? Yıkılmaz denen fetö yıkıldı ya bu adam da yıkılacaktır!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s