Ahmet Hakan’a Cevap 2

Ahmet Hakan’a Cevap 2

*

ahmet-hakana-cevap-2-ahmet-hakana-reddiye-kemalistlere-cevap-ahmet-hakan-selahattin-demirtas-ahmet-hakan-ataturk-ahmet-hakan-m-kemal

Atatürkçü Ahmet Hakan…

***

Ahmet Hakan dünkü köşesinde M. Kemal’e “sarhoş” dendiğinden yakındı. Şöyle diyor monşerimiz:

“Vatanı sattı diyemedikleri için, Bindi gitti İngiliz’in gemisine diyemedikleri için, Mandacılık yaptı diyemedikleri için, Hainlik etti diyemedikleri için, Sarhoş diyorlar, diyebiliyorlar Atatürk’e.”

Yani her kemalist gibi o da Sultan Vahideddin’i ima ediyor. Kısaca maddelersek;

– Vatanı sattı

– Bindi gitti İngiliz’in gemisine

– Mandacılık yaptı

– Hainlik etti

Bütün bu maddelere aşağıda cevap vereceğiz, ancak evvela şu sarhoşluk meselesini açıklığa kavuşturalım.

Ah Ahmet Hakan vah Ahmet Hakan… Hala M. Kemal hakkındaki tenkidlerin “sarhoş”luktan ibaret olduğunu zannediyor… Fakat fena halde yanılıyor.

Zira sıradan bir insanın evinde içip sarhoş olması bizi pek alakadar etmez. Onun için dua ederiz, Kur’an-ı Kerim’deki “iyiliği emredip kötülüklerden sakındırın”(Al-i Imran Suresi 104) emri icabı tatlı dille kendisine alkolün zararlarını anlatıp sarhoş eden bu meretten kurtarmaya çalışırız. Başka ne yapabiliriz ki? Uzun süre çalıştığı yerin Genel Yayın Yönetmenliğini yapan Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan’ın “iyi bir şarapçı” olduğunu yazmıştı… Bugüne kadar Ahmet Hakan’a bu hususta bir şey dedik mi? Ama bir insan devletin başındaysa onun içmesine ve sarhoş olmasına asla müsamaha gösteremeyiz. Nitekim ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar devrinde Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacip tarafından kaleme alınmış olan “Kutadgu Bilig”in “Beyliğe Layık Bir Beyin Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söyler” başlıklı 28. bâbında yer alan şu beyitler bize bu hususta öğüt verir:

“2091 – Bey içki içmemeli ve fesatlık yapmamalıdır; bu iki hareket yüzünden, sonunda ikbal elden gider.

2092 – Dünya beyleri şarabın tadına alışırlarsa, memleketin ve halkın bundan çekeceği zahmet çok acı olur.

2093 – Dünyaya sahip olan vaktini kumara verirse, memleketin bozar ve kendisi de muhtaç duruma düşer.

2094 – Devlet işleri ihmal edilir ve vaktında yapılmazsa, arkasından avcı kuşla takip etsen bile, bir daha ele geçmez.

2095 – Bilgi veren ve bilgisizi yererek, içkiden men eden insan ne der, dinle.

2096 – Ey içki düşkünü, boğazının esiri, içki içme; içki içersen, sana fakirlik yolu açıldı demektir.

2097 – Avam içkiye müptelâ oldu, malı rüzgâr gibi uçtu; bey içkiye müptelâ olursa, memleketi nasıl durur.

2098 – Bu içki ve meyhaneci düşmandır, insanın parasını alır; içki içen hırçın ve kavgacı olur.

2099 – Insan sarhoş olursa, deli olur ve aklını kaybeder; deli hiç doğru iş yapar mı?

2100 – Takva sahibi insan ne der, dinle; ey boğazının kulu, bu söze göre hareket et.

2101 – Yapılacak nice işler içki yüzünden yapılamaz; yapılmaması gereken nice işler de sarhoşken yapılır.

2102 – Nice uygunsuz işler içki yüzünden işlenir; nice iyi işler sarhoşluk yüzünden geri kalır.

2103 – Bey içki içer ve oyunla vakit geçirirse, memleket işini düşünmeğe ne zaman fırsat bulur.

2104 – Nerede fesat olursa, oradan saadet kaçar, gider; fesat, şüphesiz, her yerde daima beyliğe halel getirir.

2105 – Saadet ve ikbal temizdir, her yerde temizlik arar; bu saadet durudur ve ancak saf olanı destekler.

2106 – Bey içkiye müptelâ, müfsit ve kaba olursa, onun bütün halkı da ayyaş olur.”

***

Bizim bir Türk olarak Yusuf Has Hacip‘in Türk beyleri yani devlet başkanları için yazdıklarına uyulması gerektiğini ifade etmemiz Ahmet Hakan’ı niçin rahatsız ediyor? Ahmet Hakan Türk değil mi?

Ahmet Hakan bütün kemalistler gibi, “Atatürk içiyorsa size ne” demek istiyor herhalde. Haklılar, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu bizi alakadar etmiyor. Zaten biz onun evinde içmesine bir şey demedik. Bizim itirazımız, topluma “örnek” olarak gösterilen bir insanın herkesin içinde açıkça içmesi ve başkalarına üstelik çocuklara da içirmesinedir.[1] Yani kötü örnek olmasınadır. Bu bir. Ikincisi ise bu kadar içen birisinin Devleti idare etmesinedir.

*

kemal-atatc3bcrk-mal-varligi-serveti-ankara-orman-ciftligi-bira-fabrikasi-acilisi-cocuk-icki-icerken-alkol-atatc3bcrk-kc3b6tc3bc-c3b6rnek-atatc3bcrk-bira-cocuk-atatc3bcrk-cocuk-icki

Böyle örnek olunur mu?..

***

Nisa Suresi’nin 43’üncü ayetinde “Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” buyuruluyor.[2]

Allah Teala, sarhoş bir insanın ibadet etmesine bile müsaade etmiyor, onu huzuruna kabul etmiyor. “Allah ile arasında” olan ve “başkasını bağlamayan” bir meselede dahi bir sarhoşa ibadet izni verilmezken, kendi meselesi olmaktan çıkmış ve bütün bir milleti alakadar eden meselelerde bir sarhoşa yetki verilebilir mi? Bir milletin kaderi, çok içen birine, yani kısaca bir sarhoşa teslim edilebilir mi?

Edilirse, işte bir şapka uğruna kelleler gider…[3]
Edilirse, mecliste milletvekilleri vurulur…[4]
Edilirse, Aristo’nun Ali Baba olduğunu iddia eden Güneş Dil Teorisi gibi hurafeler uydurulur.[5]
Edilirse, yabancı bir elçinin kızı taciz edilir…[6]
Edilirse, 1000 yıllık yazımız yani tarihimiz, kültürümüz, medeniyetimiz çöpe atılır.
Edilirse, Ingiliz elçisine “Türkiye’ye reis olun” teklifi yapılır.[7]
Edilirse, Irak sınırının “düzlük” değil de “dağlık” araziden geçen, dolayısıyla Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden Türkiye-Irak sınırı çizilir.
Edilirse, okullarda din dersleri kaldırılır ve böylece toplum, içinden çıkılmaz bir manevi boşluğa itilir ve kendi çıkarlarını toplumun çıkarları üzerinde gören ehil olmayan yöneticiler başa gelir.[8]

Bu listeyi uzatmak mümkün olsa da buna gerek duymuyoruz, fakat şu kadarını söyleyelim ki, M. Kemal’i “Foks isimli köpeği” bile ısırmış.[9] Peki neden? Kamçıyla dövdüğü için… Aklı başında bir insan bir köpeğe veya herhangi bir hayvana vurur mu? Ama kusura bakmayın, şapka uğruna “insan asan” birinden her şey beklenir.

Bazıları “Atatürk sarhoş olmazdı” diyor. Allah Allah… Halbuki M. Kemal’in arkadaşları onun sarhoş olduğunu yazar.

M. Kemal’in çok itimat ettiği generallerden Fahrettin Altay, Fresko gazinosuna baloya gittiklerini ve M. Kemal’in orada sarhoş olduğunu açıkça yazar. Buyrun, balodan eve dönüşü kendisinden dinleyelim:

“Sabah yaklaştı herkes birer birer çekilmeye başladı. Saat 4’e doğru artık gidelim diyerek birlikte çıktık. Otomobilde (M. Kemal) beni yanına aldı, hareket edince başını göğsüme dayayarak daldı. Göğsümde perişan halde saçılan o sırma saçları en büyük heyecanı kalbimde yaratıyor, öpüyor ve kokluyordum.”[10]

M. Kemal’e her fırsatta minnet borcunu ifade eden Ismet Inönü dahi bundan muzdarip olarak “Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?” diye isyan etmişti…

M. Kemal ile Inönü arasındaki bir gerginlik bir akşam Çankaya’da son haddini buldu. Bu olay bir bira fabrikasını ilgilendiren ekonomik bir meseleden çıkmıştı. lnönü, sinirlerine hakim olamayarak, “Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?” diye parlamış.

M. Kemal ise bunu inkar etmemiş ve sakin sakin, “Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba” demiştir.[11]

*

sarap-sihhat-ve-kuvvet-verir-atatc3bcrk-bira-fabrikasi-atatc3bcrk-sarap-atatc3bcrk-raki-atatc3bcrk-icki

Kemalist rejim insanları alkole teşvik etmişti: “Şarap sıhhat ve kuvvet verir.”

Sanki portakal suyu satıyorlar…

***

Gelelim yukarıda cevaplayacağımızı söylediğimiz iddialara…

Ahmet Hakan “Vatanı satmak”tan bahsetmiş… Yani kemalistlerin çoktan çürümüş olan yalanını tekrarlayarak Sultan Vahideddin’e dokundurmaya çalışıyor… Halbuki Sultan Vahideddin vefat ederken ilaç alacak parası dahi yoktu. Vatan bu kadar ucuz muydu? Buna mukabil M. Kemal Türkiye’nin en zenginlerinden biri olarak hayata gözlerini yummuştur.[12]

Ahmet Hakan Sultan Vahideddin’i kastederek “Ingiliz gemisine bindi” diyor.

Sultan Vahideddin ülkesini Ingilize teslim etmedi, hazineyi kaçırmadı, M. Kemal gibi “Ingiliz Valisi” olmak için Ingiliz makamlarına müracaat etmedi.[13]

Onu Ingiliz gemisine binmeye mecbur edenler utansın… Filistin cephesinden kaçarak Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesine sebep olanlar utansın. Senin adamın Filistin cephesinden kaçacak[14], pardon “geri çekilecek”, Sultan Vahideddin’e “derhal ingilizler ile barış yap” diye telgraf çekecek, bunun için de kendi arkadaşlarını tavsiye edecek, ülkemizin işgaline sebep olan Mondros’un imzacısı Rauf Beyi de Ankara’da Başbakan yapacak[15], sonra da sen kalkıp “işgal altındaki” Padişahı ingiliz gemisine binmekle suçlayacaksın. Bu olmaz.

Ayrıca kimseye zararı dokunmadan ingiliz gemisine binip gitmek, Ingiliz ve yahudi şapkasını Türk milletine zorla giydirmekten daha şereflidir.

Ahmet Hakan “mandacılık”tan bahsediyor… Kim mandacıydı? Sivas Kongresi’nde “Amerikan mandası” talep edilmedi mi? Üstelik bunun için ABD’ye M. Kemal imzalı bir mektup gönderilmedi mi? Ahmet Hakan bunları nasıl bilmez? Ayrıca Rauf Bey’in Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği bir mektupta M. Kemal’in “Allah belasını versin, şu Amerikalılar manda mıdır nedir, bir an önce kabul etseler de memleket de bu herc ü mercten kurtulsa.” dediği yazar.[16] Madem mandacılık kötü bir şeydir, o halde neden mandacı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti kurucularından olan Abdullah Cevdet Bey M. Kemal nezdinde “makbul” oldu? Çünkü dinsizliği savunuyordu.[17] Mesele bu. Ey Ahmet Hakan! Hadi, Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’i huzuruna kabul eden ve tercüme ettiği dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitabını “Devlet Matbaası”nda bastıran M. Kemal’e de bir çift laf et de görelim samimiyetini…

*

ataturk-abd-mandasi-ataturk-amerikan-mandasi-m-kemal-mandaci-ataturk-mandaci-m-kemal-amerikan-mandasi-sivas-kongresi-ataturk

ABD’ye gönderilen M. Kemal Paşa imzalı “manda” teklifi…

***

Ahmet Hakan “hainlikten” de bahsetmiş… Bu kendi ifadesiyle “dümbeleklik”ten başka bir şey değildir.

Mısır, Sudan ve Kıbrıs’ı, Adaları ve Batı Trakya’yı Lozan’da bırakan kim? Batum’u ruslara satan kim?[18] Azerbaycan’ı bolşeviklere teklif eden kim? Ingilizlerin arzu ettikleri sistemi kuran kim?[19]

Kemalistler hep böyledir, kendilerini tenkid edenlere ya “deli” derler, ya da “hain”… Buna günümüzden somut (muşahhas) bir misal vereyim. 2013 yılında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun en küçük kardeşi Celal Bey’in Izmir’de bekçilik yaptığı ortaya çıkınca, Kemal bey şöyle demişti:

“Kardeşim evinin ekmeğini alın teriyle kazanan bir emekçidir. Ekmeğini, aşını alın teriyle kazanan başı dik, onurlu milyonlarca emekçi gibi inşaatta çalışan kardeşime de, kolaylıklar, sağlık ve huzur diliyor, alnından öpüyorum.”

Fakat bugün CHP’nin yolsuzluklarını ve FETÖ ile ilişkisini deşifre eden Celal Bey’e yapılanlara bir bakın. Utanmadan şimdi de ona “satılmış” yani hain ve “deli” diyorlar. Işte kemalistler böyledir. Böylelerinin, Osmanlı Devleti’ne ve padişahlarına iftira atmasında şaşılacak bir şey yok doğrusu. Tam tersine, eğer methetselerdi, işte o zaman Osmanlı’dan şüphe ederdim.

Osmanlı tarihçisi Ilber Ortaylı’ya rica ediyorum, Ahmet Hakan’a şöyle bir ağız dolusu; “cahil” der misiniz?

.

KAYNAKLAR:

.

[1] M. Kemal’in çocuklara içki içirdiğine dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/15/alkolun-zararlari/

[2] Nisa suresinde geçen bu ayetin meali:

“43 – Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.” (Elmalılı Meali)

[3] Şapka zulmüyle alakalı yazılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2015/04/26/kemalist-rejimin-sapka-yuzunden-idam-ettigi-salci-baci/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/28/sarigini-cikarmadi-istiklal-mahkemesine-sevk-edildi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

http://belgelerlegercektarih.com/2016/04/10/sapka-yuzunden-hic-kimse-asilmadi-mi/

[4] M. Kemal’in adamları mecliste cinayet işledi:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/25/m-kemalin-adamlari-mecliste-cinayet-isledi/

[5] M. Kemal’in kabul ettiği Güneş Dil Teorisi’nin hurafeleriyle gülmek isteyenler için de bir makalemiz var;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/30/ataturkun-gunes-dil-teorisi-kalp-krizi-gecirenler-olursa-sorumluluk-kabul-etmiyorum/

[6] M. Kemal’in Fransız elçisinin kızını taciz ettiğine dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.net/dr-riza-nur-m-kemal-ataturke-iftira-mi-atiyor-guzel-bacak-yarismalari-neydi/

[7] M. Kemal’in Ingiliz elçisini Türkiye’ye Reis yapmak istediğine dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/26/m-kemal-ataturk-bir-ingilizi-turkiyeye-reis-mi-yapacakti/

[8] M. Kemal din derslerini yasakladı:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[9] M. Kemal’in hayvan “sevgisi” için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/22/ataturkun-hayvan-sevgisi/

[10] Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş Ve Sonrası, Eylem Yayınları, Ankara 2008, sayfa 410.

[11] Abdi Ipekçi, Inönü Atatürk’ü Anlatıyor, Dünya Kitapları, (Dağıtım: Doğan Gazetecilik A.Ş. Yani Ahmet Hakan’ın patronu), Genişletilmiş Birinci Basım, Istanbul 2004, sayfa 44.

[12] M. Kemal’in serveti hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/03/m-kemal-ataturkun-mal-varligi-serveti-genis-kapsamli/

[13] Kimin “Ingiliz Valisi” olmayı kabul ettiğini merak edenler aşağıdaki linki tıklayıp meraklarını giderebilirler;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/22/turk-tarih-kurumu-m-kemal-ingiliz-valisi-olmak-istedi/

[14] M. Kemal’in Filistin cephesinden kaçması, pardon “geri çekilmesi” hakkında malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/30/filistin-cephesindeki-hain-m-kemal-ataturk-mu/

[15] Mondros Mütarekenamesi’nin öncesi ve sonrası hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[16] Kazım Karabekir, Paşaların Hesaplaşması, (Yayına Hazırlayan: Prof. Dr. Faruk Özerengin), 3. Baskı, Emre Yayınları, Istanbul 1995, sayfa 323.

[17] Abdullah Cevdet’in Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kuruluşunda oynadığı role ve Ingiliz manda ve himayesinin gerekliliğinden bahsettiğine dair kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/18/ingiliz-muhipler-cemiyetine-uye-olan-hocalar-hain-miydi/

[18] Lozan’da peşkeş çekilenler hakkında bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/30/misir-ve-sudani-lozanda-verdik-lozana-zafer-diyenlere-ithaf-olunur-17-madde/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/30/lozanda-ruhumuzu-sattilar/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/29/m-kemal-ataturk-bati-trakyayi-ve-oradaki-kardeslerimizi-dusmana-birakmis/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/09/lozan-andlasmasinin-58-maddesi-tam-bir-rezalet/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/05/lozan-anlasmasinin-tenkidi/

[19] M. Kemal Azerbaycan’ı bolşeviklere teklif etti:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/18/azerbaycandaki-kardeslerimize-m-kemal-ataturk-mu-ihanet-etti/

Hain var mı? Varsa kimin hain olduğuna dair bir fikir vermesi bakımından iki makale tavsiye ediyorum:

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/23/kim-hain-sultan-vahdettin-mi-yoksa-m-kemal-mi/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/06/27/kim-ingiliz-ajani-kim-hain/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Duyuru

Sosyal medyada, özellikle Facebook’ta “Belgelerle Gerçek Tarih” adıyla açılmış sayfalara rastlıyoruz. Halbuki Facebook’ta sadece

https://www.facebook.com/kadir.candarlioglu/

ve

https://www.facebook.com/TarihVeDinArastirmalariKurumu/?fref=ts

adlı sayfalar,

Twitter’da ise https://twitter.com/Tarih_ve_Din

adlı sayfa bize aiddir.

Diğerleriyle hiçbir alakamız yoktur. Bazı sayfalarda ise başka isim kullanılmakla beraber bizden izin alınmadan sitemizden yapılan “ç”alıntılar paylaşılmaktadır. Buna da rızamız yoktur.

.

M. Kemal Atatürk Tapınakçı mıydı? Kemalist Türkiye’yi Tapınakçılar mı kurdu?

M. Kemal Atatürk Tapınakçı mıydı? Kemalist Türkiye’yi Tapınakçılar mı kurdu?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi

***

Bu yazı, Mehmet Hasan Bulut tarafından kaleme alınan “Ingiliz Derviş – Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert” adlı hakikaten çok kıymetli eserin bir özetidir ve az da olsa biz de katkıda bulunmaya çalıştık. Yazıyı, daha çok kitap okumayı sevmeyenler veya buna vakit bulamayanlar için paylaşıyoruz. Ancak bu kitap mutlaka okunmalıdır. Hiç şüphesiz kitapta, burada paylaştıklarımızdan çok daha fazlasını bulacaksınız. Kitap iki kısımdan oluşuyor. Birinci kısımda, Tapınak Şövalyeleri’nin ortaya çıkışı ve Haşhaşilerle olan münasebetleri akıcı bir üslupla anlatılıyor. Haşhaşilerin ortaya çıkışı hakkında ise şu malumat veriliyor:

“Şiilerden, Hz. Ali’nin torunlarından Ismail’i imam kabul edenler, Ismailî adını aldı. (..) Ismailîler, merkezi Kahire olmak üzere Fatımi Devleti’ni kurdular. Devletleri Kuzey Afrika, Sicilya, Arabistan’a yayıldı. Fatımilerin sekizinci halifesinden sonra Ismailîler iki kola ayrıldı. Bir kısmı, halifenin büyük oğlu Nizar’ı destekledi. Bunlara Nizârî dendi. Nizar’ı destekleyenlerden biri de Hasan Sabbah’dı. (..) Kendi inançlarını yayanlara, Ismailîler gibi ‘dâî’ dedi. Terörist olarak kullanacağı adamlarını ise ‘fedâî’ olarak adlandırdı. Haşhaşa alıştırdığı fedailerine yalancı cenneti vaad ederek kendi maksadları için kullandı.”

Kitapta, Kudüs’ü işgal eden Haçlıların burada yaklaşık iki yüz yıl sürecek Kudüs Krallığı’nı kurdukları, Haşhaşilerle yakınlaştıkları ve Haşhaşilere benzer bir teşkilat kurdukları anlatılıyor. Devamında Tapınak Şövalyeleri ile Şii Nizârî Ismailîlerin yani Haşhaşilerin ortak noktaları bir bir sıralanıyor.

*

Aubrey Herbert m. kemal atatürk tapinak sövalyeleri ingiliz casusu ingiliz ajani

Tapınakçı Aubrey Herbert yirmili yaşlarında…

***

Esasen bizi alakadar eden Tapınakçı Aubrey Herbert‘in hayatının anlatıldığı kitabın ikinci kısmıdır. Yazımıza evvela M. Kemal’in ön plana çıkmasında büyük rolü olan Ingiliz casusu Aubrey Herbert‘in ölümü üzerine arkadaşlarının onun hakkında yazdıklarıyla başlayalım…

Adını gizleyen bir şahıs “The Spectator” mecmuasında şöyle yazıyordu:

“O hakiki bir şövalyeydi, cesur ve asil, şefkatli ve nüktedan. Insan, onun yeni zaferlerin peşinden gittiğini düşünmeli ve böyle aziz bir hatıra bırakan birinin tamamen ölü olmadığı inancıyla kendini avutmalı.”[1]

Eton ve Balliol Koleji’nden arkadaşı Edward Cadogan da Aubrey’i anarken, onu tarihin tozlu sayfalarından fırlamış bir şövalyeye benzetiyordu:

“Aubrey normal bir insandan farklı bir tipti. Şövalyeliğin vücut bulmuş haliydi, sanırım bu yüzden yaşadığı zamanın ve mekanın dışında doğmuştu. Yine de tüm dünya tarihinde onun ruhunu hangi çağa ait olduğunu tespit etmek zor.”[2]

Istihbaratçı yazar John Buchan, Aubrey’in öldüğü hafta bir arkadaşına yazdığı mektupta onun Tapınakçı yönünden bahsediyordu; “Bu hafta Aubrey Herbert’in ölümü hasebiyle çok üzgünüm. Şövalyelik zamanlarından kalan en zevkli ve parlak kişiydi… Bir nevi Haçlı seferlerinden kalma – şimdiye kadar gördüğüm en çılgın cesaretle kibarlığın ve nezaketin en sıradışı kombinasyonuydu. ‘Yeşil Abalı’da Sandy’i ondan ilham aldım.”[3]

John Buchan’ın 1916’da yazdığı “Yeşil Abalı”, Richard Hannay adlı hayali bir Iskoç casusun maceralarını anlatan beş romanından ikincisiydi. Romanda paranormal, harikulade ve mistik hadiseler emperyalist bir havada işleniyordu.

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi aubrey herbertin mezari

Aubrey Herbert’in Ingiltere Somerset’te St. Nicholas Kilisesi’nde muhafaza edilen mezarı…

***

Idarecilere nasihatler veren kitabında, Machiavelli’ye göre tarihte iki çeşit idare şekli vardı; cumhuriyet ve monarşi. Her ikisinde de, cumhuriyette her ne kadar halk kendisinin idare ettiğini sansa da, idare halka dayalı değildi. Ipler yine hükümdarın ve “akıllı” kimselerin elindeydi.[4] Mühim olan işin neticesiydi, o neticeye varırken takip edilen yol değil. Kurnazlık yaparak insanları aldatan liderler, samimi liderlerden daha muvaffak olurlardı. Machiavelli şöyle tembihliyordu: “Aldatarak elde edebileceğin bir şeyi, asla güç kullanarak kazanmaya çalışma.”[5]

Machiavelli’nin bu kitabı yazarken örnek aldığı kişi, Cesare de Borgia’ydı. Cizvitlerin kurucularından Francisco de Borja ise onun torunuydu. Francisco sayesinde Cizvitler, Machilavelli’nin kitabına yazdığı bu siyaseti kendilerine rehber edindi. Asla açıktan güç kullanmayacaklar, hile ile düşmanlarını alt edeceklerdi. Hakiki hüviyetlerini ve maksadlarını saklayacak, yaptıkları yardımlar ve iyiliklerle halkın gözünü boyayacaklardı.

Machiavelli’ye göre, yeni işgal edilen toprakları kontrol altında tutmak için orada silahlı güçler bulundurmak çok masraflı bir işti; “Silahlı güçleri tutmaya kalkarsan, daha masraflı olduğu için devletin tüm gelirini bu yolda harcarsın. Öyle meblağlara varır ki, bu harcamada beş koyar bir alırsın. Asker göndermekle çok daha fazla zarar vermiş olursun, çünkü askerin yer değiştirmekten kaynaklanan ev meselesi herkesi huzursuz eder ve herkes sana düşman kesilir. Kendi evlerinde yenik düşenler zararlı düşmanlardır.”[6]

Machiavelli haklıydı, mesela 19. yüzyılın ilk yarısında, bir Ingiliz askerini alıp Hindistan’da tutmanın maliyeti 100 sterlini buluyordu. Bu yüzden Britanya yılda 1 milyon sterlinden daha fazla zarar ediyordu.[7] Öyleyse Tapınakçılar öyle bir yol bulmalılardı ki hem müstemlekelerin idari ve askeri masraflarından kurtulmalı, hem de oranın ticaretini ve kaynaklarını kontrol etmeliydiler.

Tapınakçılar, dahiyane ve tam Machiavelli’ye göre bir strateji geliştirdiler. Hitler’in tabiriyle, “efendilik ederken yerlilerin takılan gemin farkına varmayacağı bir ustalıkla dizgini hafif tutma sanatını”[8] keşfettiler; dünyaya milliyetçiliği yayacaklardı. Alman’dan daha Alman, Rus’dan daha Rus, Türk’ten daha Türk olacaklardı. Böylece bünyelerinde farklı milletleri yaşatan, dünya üzerindeki tüm mevcut imparatorluklar dağılacaktı. Sonra milliyetçi mason liderler çıkartacak, onları kendilerine karşı bir “Istiklal savaşı” veriyormuş gibi gösterecek ve böylece mason kardeşlerini o memlekette lider ve kahraman yaparak çekileceklerdi. Halk istiklalini kazandığı için sevinirken, bu kardeşleri, yaptığı ticari ve siyasi anlaşmalarla onlara o memleketin zenginliklerini sunacaktı.

Tapınakçıların kuracakları yeni devletin rejimi mümkünse meşruti ve ardından cumhuriyet olmalıydı. Çünkü monarşide monark, yani kral veya sultan, zenginlik bir güç olduğu için, memlekette kendisinden daha zengin bir kimse olsun istemiyordu. Aksi takdirde, yeterince parası olan bir kimsenin kendi ordusunu kurması ve sultanı tehdit etmesi mümkündü. (Bu da devletin bekasına ciddi bir tehdit oluşturur.) Ayrıca kral, bankerlerden borç bile alsa, makamını onlara borçlu olmadığı için zenginlerin taleplerini çoğu zaman yerine getirmiyordu. Hatta canını fazla sıkarlarsa, zamanında Tapınak Şövalyelerinin başına geldiği gibi onları ortadan kaldırıveriyordu. Halbuki cumhuriyette, ikdidara gelmek isteyen kimse, finansmana ihtiyaç duyduğundan onlara yanaşacak ve seçildiği takdirde onların taleplerini yerine getirmek mecburiyetinde kalacaktı. Getirmezse ortadan kaldırılan bu sefer zenginler değil, iktidardaki kimse olacaktı. Machiavelli’nin dediği gibi asıl güç “akıllı” kimseleirn elinde olacak, fakat halk devleti kendilerinin idare ettiğini düşünecekti. Bu yüzden cumhuriyet, büyük sermaye sahipleri için en ideal rejimdi.

Tapınakçılar bu stratejiyi ilk olarak kendi müstemlekeleri olan Yeni Dünya üzerinde, yani Amerika’da tatbik etmeye karar verdiler. Ingiliz masonluğu 1720’lerde Amerika’ya geçti. 1733’te Boston’da St. John’s Locası kuruldu. Loca, Ingiltere’nin Amerika’daki masonik ayağı oldu.[9] Bunu diğer kolonilerde farklı localar takip etti. 1773’te masonların organize ettiği ve “Boston Çay Partisi” olarak tarihe geçen hadise yaşandı. Yani, Britanya’dan gönderilen bir gemide bulunan 10.000 sterlin değerindeki çay, Amerika’da, bir grup adam tarafından Britanya’nın koyduğu vergileri protesto etmek için Boston limanına boşaltıldı. Bu hadise, bugün Amerikalıların çoğunun düşündüğü gibi, Britanya’nın koyduğu yüksek vergiden dolayı kızan yerli tüketiciler tarafından gerçekleştirilmemişti. Britanya vergide indirim yaptığından çay aslında çok ucuzdu ve hadiseyi gerçekleştirenler de bu işten zararlı çıkan zengin kaçakçılardı.

Izmir’in Yunanlılar tarafından işgali gibi, Amerika’da milliyetçi duyguları ateşleyen bu çay partisinin ardından Yeni Dünya’daki koloniler birleşti ve Ingiltere’ye karşı Amerikan “Istiklal Savaşı” başladı. Tarih profesörü Niall Ferguson savaştaki tezattan şöyle bahsediyordu;

“Bu savaş, Amerikalıların benlik anlayışının özünü oluşturur: Kötü bir imparatorluğa karşı hürriyet uğruna mücadele fikri ülkenin meydana geliş efsanesidir. Ama Ingiliz hakimiyetine başkaldıranların aslında Britanya’nın bütün koloni uyrukları içinde en hali vakti yerinde sınıf olması, Amerikan Ihtilali’nin büyük tezadıdır.”[10]

Atılan onca “hürriyet” ve “istiklal” naralarına rağmen, milliyetçilik numarasına aldanmayan kolonici çoktu. Ingiliz Kuzey Amerikası’ndaki beyazların takriben beşte biri, amiyane tabirle, gaza gelmemiş ve harp esnasında Britanya’ya sadık kalmıştı.[11] Yine de Tapınakçıların taktiği işe yaramıştı. “Istiklal Harbi”nin neticesinde ortaya “Amerikalı” diye bir millet çıkmıştı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Benjamin Franklin ve George Wasington gibi kurucu babalarının hepsi Londra’ya bağlı masondu.[12]

Hem M. Kemal, “Hayatım boyunca, Washington ve Lincoln’ün hayat ve eserlerinden ilham aldım” dememiş miydi?[13]

Istiklal Harbi ve bunu desteklemek için ardısıra yapılan birkaç ufak savaş, Ingiltere ve Amerika arasındaki ilk ve son savaşlar oldu. Amerika’da tatbik edilen bu formül tutmuş, Fransız Ihtilalinden on üç sene evvel, ortaya masonik ve ticari bağlarla “Ingiltere’ye bağlı” ama “Istiklalini” kazanmış yeni bir devlet çıkmıştı.

Yeni Türkiye’nin kuruluşunda en büyük pay sahibi olan Tapınakçı Aubrey Herbert’in büyük büyük dedesi William Herbert, Gallerli şövalye William ap Thomas’ın torunuydu. William, 1551’de Ingiltere Kralı VI. Edward tarafından I. Pembroke Kontu ilan edildi. Tapınakçı’ydı ve Gül-Haç mezhebinin ileri gelenlerindendi.[14]

Sekizinci Pembroke Kontu’nun torununa, Kral VI. Edward tarafından “Carnavon Kontu” ünvanı verildi. Onun torunu olan Üçüncü Carnavon Kontu Henry Herbert, Aubrey Herbert’in dedesi ve ona en çok benzeyen kişiydi. Ihtilalci, romantik ve eksantrik bir karakterdi. Fransa’da, Italya’da, Ispanya’da, kısaca Avrupa’da nerede bir ihtilal varsa Carnarvon Kontu oradaydı.

M. Kemal gibi büyük bir ihtilalci ve cumhuriyetçi bir mason olan, Genç Italya hareketinin kurucusu Mazzini ve General Garibaldi, onun adamlarıydı.

Tapınakçı Aubrey Herbert’in karakterini aldığı dedesi, Italya’da Genç Italyanların dostuydu. Torunu da aynı modele göre kurulan Genç Türklerin dostu olmalıydı. Neticede o da ataları gibi bir masondu.[15] Bu yüzden Aubrey, Selanik’teki Genç Türklerle tanıştı.

Dünya Siyonist Organizasyonu’nun gayriresmi Türkiye temsilcisi olan Victor Jacobson (1869-1935) da  1906’da Anglo-Palestine Company (Ingiliz-Filistin Bankası) Beyrut ofisinin müdürü oldu ve 1908’de bu bankanın Istanbul’da açılan ve Anglo-Levantine Banking Company adını kullanan şubesinin başına geçti. Fransız Courrier d’Orient gazetesini alıp adını değiştirerek ‘Jeune Turc’ (Genç Türk) yaptı. Gazetenin editörü Vladimir Jabotinsky oldu. Bu gazete vasıtasıyla Genç Türkler arasında Türkçülük ve milliyetçilik fikirleri yaydı.[16]

Aubrey Herbert Arnavutluğun kuruluşunda da aktif rol aldı. Nitekim Arnavutlukta uğradığı bir kasabada halk tarafından, “Çok yaşa Arnavutluk! Çok yaşa Herbert! Çok yaşa Ingiltere!” tezahüratlarıyla karşılandı.[17]

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi

Aubrey Herbert Portofino’da…

***

Meşhur Ingiliz casusu Lawrence, Kahire’den ailesine yazdığı 12 Şubat 1915 tarihli mektupta Aubrey’i şöyle tarif ediyordu:

“Sonra Aubrey Herbert var, şaka gibi; fakat çok iyi biri. Okuyamayacak ve birini fark edemeyecek kadar miyop. Türkçe’yi iyi konuşuyor, ayrıca Arnavutça, Fransızca, Italyanca, Arapça ve Almanca biliyor… Bir zamanlar Balkan Birliği’nin, Ittihad ve Terakki Komitesi’nin ve Arnavut Ihtilal Komitesi’nin reisiydi.”[18]

*

Peki ne işi vardı Tapınakçı Aubrey’in Arnavutluk’ta ve Türkiye’de?

Insani yardımlar vasıtasıyla asıl faaliyetlerini gizlemek, Tapınakçıların takip ettiği siyasetlerden sadece biriydi. Bir diğeri de, farklı grupları veya milletleri temsil eden partiler, komiteler, cemiyetler kurarak onlar adına hareket etmekti. Bunun için o grup veya millete yakın olan kendilerinden birine ya da o grubun veya milletin içinden itimad edebilecekleri insanlara partiler, cemiyetler vs. kurduruyorlardı. Bu seçilen insanlar, ilk başta o cemaatin/milletin itimadını kazanarak onları temsil etmeye başlıyor, fakat daha sonra Tapınakçılarla masaya oturduklarında onların şartlarını kabul ediyorlardı. O cemaat/millet de bu insanları haikaten kendileri için mücadele ettiklerini sandığı için bu anlaşmaya ses çıkaramıyor ve sineye çekiyordu. Hatta çoğu zaman bu bile olmuyordu. Bu kişiler, halktan çok farklı düşündükleri ve halk onları desteklemediği halde, sırf Tapınakçılar onları muhatap aldığı ve medya gücüyle ve mali olarak desteklediği için halka rağmen onların adına hareket edebiliyorlardı. Bu siyaseti takip eden Aubrey, 17 Aralık 1912’de Londra’da Arnavut komitesini kurdu. Komite, tarafsız kaldığı savaşta diğer ülkeler tarafından parça parça edilen Arnavutluk’un haklarını müdafaa ve müstakil bir devlet olmasını temin edecekti. Daha doğrusu Arnavutlar adına, Arnavutluk’un geleceğine karar verecekti. Arnavutluk’taki Arnavutlar aslında Türklerle olan izdivaçlarından memnundu, fakat Londra’da onlar adına konuşan Arnavut Komitesi onları boşamaya kesin kararlıydı. Ilk toplantısını 17 Aralık’ta yapan Komitenin mensupları arasında Britanya Sefarad Yahudileri Başhahamı Moses Caster ve Iran mütehassısı Profesör Edward G. Browne de vardı.[19]

Tapınakçılar bu siyaseti sadece Arnavutlar için değil, Balkanlardaki ve Türkiye’deki diğer milletler için de kullanıyordu. Aubrey’in yazar bir dostu bunu şöyle anlatıyordu:

“Balkan ırkları hakkında herhangi bir şey bilen her Ingiliz’in, çok sevdikleri evcil bir hayvan gibi onlardan birini veya diğerini seçmesi, Balkanların talihsizliği oldu.”[20]

Aubrey ise bunu yıllar sonra şöyle tarif edecekti;

“Türkiye’deki tüm insanlar, Türkler de dahil, kronik bir kaza yapmış gemi halindeydiler; Ingilizler cankurtaran botunun daimi sahibiydi, gerçi çoğu zaman bu bot denize indirilemiyordu. David Urquhart Çerkezlerin sevgisini kazandı ve bir sonraki nesilde halefi olmadı; Profesör E.G. Browne Iran’da tek başına duruyor. Lawrence Arapların tartışmasız şampiyonu; Bourchier ve Buxtonlar Bulgaristan’ın kahramanlarıydı; Miss Durham Arnavutluk’u Avrupa’nın hafızasına tekrar kazandırdı; Steed, Seton-Watson ve Edward Boyle zihinlerde var olan bir Sırbistan’ın avukatlarıydı; Yunanlıların çok sayıda arkeoloğu, klasik alimleri ve rönesanslarına adanmış az sayıda kalan romantikleri vardı. Türkiye çok sayıda Britanyalı memurun dostluğunu kazandı… Görünen o ki Ingiliz insanının, kendileriyle Şark’ın insanları arasında benzersiz münasebetler kuran ve diğer milletlerde nadiren bulunan bir hususiyeti var.”[21]

***

Tapınakçıların takip ettiği bu siyasete dair bir misal verelim…

Ocak 1920’de Ingiltere ve Fransa’nın Arnavutluk’un paylaşılması için anlaştığı haberleri gazetelere bomba gibi düştü. Ingiltere Başvekili Lloyd George, Arnavutluk’un Yugoslavlar, Italyanlar ve Yunanlılar arasında paylaşılacağını söylüyordu. Yani, bir nevi Arnavutluk’un “Sevr Anlaşması” imzalanmıştı. Daha düne kadar müstakil bir Arnavutluk kurulması için çaba sarfeden Ingiltere’nin birdenbire bu devleti parçalamaya kalkışmasının bir sebebi vardı elbette. Anadolu’nun ve Izmir’in işgalinde veya daha evvel Boston Çay Partisi’nde olduğu gibi bu tip blöfler, insanlar arasında infiale yol açıyor ve halkın milliyetçilerin emri altında tek bir yumruk olmasını sağlıyordu. Arnavutluk’ta da aynı neticeyi hasıl etti; Arnavutluk’un ileri gelenleri Milliyetçi Kongreyi toplayarak Delvina Süleyman Beyi yeni geçici hükümetin lideri seçtiler ve Tiran’ı merkez seçerek “Istiklal hareketlerini” başlattılar. Küçük milletlerin süper kahramanı Aubrey de Parlamentoda Lloyd George’a karşı Arnavutluk istiklalini müdafaa etmeye başladı. Tiran’daki milliyetçi hükumetin hariciye nazırı olan Mehmed Konitza ve arkadaşları, Italyanları “Adriyatik’e dökeceklerini” söylüyorlardı.[22]

Aubrey, 1914 yılı Nisan ve Mayıs aylarında hem Parlamentoda hem de medyada Yunan ordusunun Arnavutlara karşı yaptığı katilamları dile getirdi. Yıllar önce Girit’te tanıyıp hoşlandığı Venizelos’a karşı cephe alarak insanların dikkatini Arnavutluk istiklali üzerine çekmeye çalıştı. Aynı taktiği ileride M. Kemal’in başrol oynayacağı Türk-Yunan Harbi’nde de yapacaktı.

Mart ayında Aubrey, Londra’ya gelen Arnavutları, Cemiyet-i Akvam’ı desteklemek için kurulan Milletler Cemiyeti Birliği’ne götürüp, Birliğin reisi Robert Cecil ile tanıştırdı.[23] Arnavutlar Robert’e, Sultan’ın Istanbul’dan kovulmasını istediklerini söyleyince Aubrey, eğer böyle söylerlerse, insanların onların Müslümanlara düşman olduğunu ve Müslüman Arnavutlarla birlikte hareket etmediğini düşüneceklerini söyleyip ikaz etti. Bu ikaz, M. Kemal’in Milli Mücadele sırasında neden Sultan Vahideddin’e açıkça cephe almaması hakkında bize bir fikir veriyor.

***

M. Kemal Ingiltere’de…

Aubrey, 1913 yılı sonuna doğru Ittihad ve Terakki Komitesi’nin ileri gelenlerinden bir dostunu, Ingiltere’deki evi Pixton Park’ta ağırladı. Misafirinin adı Selanikli M. Kemal’di, yani geleceğin Atatürk’ü. Hırslı ve zeki birisiydi M. Kemal. Daha gençliğinde ihtilalci faaliyetlerinden dolayı Şam’a sürgüne gönderilmiş, 1907’de dönünce arkadaşı Ali Fethi’nin tavsiyesi üzerine hem Carasso’nun başında bulunduğu mason locasına hem de Ittihad ve Terakki Komitesi’ne girmişti.[24]

Darbe ile iktidara oturan Enver’den hiç hoşlanmıyordu. Sırf Enver muvaffak olmasın diye Balkan Harbi’nde Bulgar ordusuna karşı çok fazla gayret göstermemişti. Bu yüzden araları iyice açılmıştı. Enver’in Ali Fethi ve ona zarar vereceğinden korkan Talat ve Cemal, bu iki dostu Sofya’ya elçi ve askeri ataşe olarak göndermişti. Alman disiplini ile yetişmesine rağmen, Ingiltere’nin dünyanın süper gücü olduğunu biliyordu. Ayrıca ağzı sıkı biriydi. 1908’de Ittihad ve Terakki propagandası için gittiği Traplusgarp’ta görüştüğü Ingiliz konsolos Justin Alvarez onun bu hususiyetini şöyle anlatıyordu:

“O, beliğ ve akıcı konuşan bir hatip. Yaklaşık beş gün önce, gayet açık bir şekilde partisinin takip ettiği prensipleri ve hedefleri halka anlatırken şahit olmuştum. Sonraki gün beni çağırdı ve onun sessiz ve ağzı sıkı karakterini müşahede etme şansını yakaladım. Bana enerjik bir karakter ve azimli bir ruh hali intiba verdi. Neticede ikisi de lazım olan bu kesin anarşik temayüllerin devam edeceğini yerinde müşahede etmiştim. Bu güvenimde sonradan haklı çıkacaktım.”[25]

Aubrey Herbert, M. Kemal ile yiyeceği yemeğe Albay Ronald F. Forbes’in güzel karısı Rosita’yı da çağırmıştı. 22 yaşında genç bir hanım olan Rosita, yemekte M. Kemal ile Lord Allenby’in arasına oturdu. Lord Allenby… Bu yemekten yaklaşık 4 sene sonra M. Kemal ile Lord Allenby Filistin cephesinde karşı karşıya gelecek, M. Kemal bu cepheden kaçacak ve Filistin Ingilizlerin eline geçecektir!

*

aubrey herbert, lord allenby, atatürk filistin cephesi, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi

Lord Allenby (solda), Aubrey’in ağabeyi Lord Carnarvon ve kızı ile…

***

Rosita, Aubrey’in tertip ettiği bu yemekten şöyle bahsediyordu:

“O gün Aubrey Herbert’ten gelen çılgınca bir mektubu bana hatırlattılar… ‘Sita!’ (Rosita’nın kısaltılmışı) diyordu mektup, ‘yarın öğlen yemeğini bizimle yemelisin. Gelen bir ‘mistake’ (mistake: ingilizce “yanlış” demek) var ve onu sadece sen konuşturabilirsin.’ Yazı her zaman olduğu gibi okunaksızdı; fakat davet karşı konulmazdı. O zamanlar 22’den fazla olduğumu düşünmüyorum. Yemek çok lezzetliydi. Mary Herbert mükemmel bir ev sahibesiydi. Lord Allenby ile yeni tayin edilen ataşe M. Kemal’in arasına oturdum; fakat yemeğin doğru düzgün tadını çıkartamıyordum, çünkü hep ‘mistake’i arıyordum. Ev sahibimizin Küçük Asya’da bir sınır ve bir yığın toplantı ile mikado çöpleri oynamasına yardım eden Fransız olabilir miydi? Veya Filistin’den henüz dönen yakışıklı idareci miydi? Komplocu bir şekilde Aubrey’e müracaat ettim. ‘Hangisi yanlış (mistake)’ diye sordum, ‘ve benden ne yapmamı istiyorsun?’. Saşırmış duruyordu. Izah ettim. ‘Oh tatlım!’ diye güldü. ‘Sana nice Turk’ geliyor diye yazdım!”[26]

Nice Turk: “Hoş Türk” demek. Rosita, gözleri az gören Aubrey’in yazısı berbat olduğundan ‘Nice Turk’ü, ‘mistake’ olarak okumuştu.”

***

M. Kemal Sofya’da…

M. Kemal Ingiltere’den döndüğünde artık, Sofya’ya tayin edilerek Istanbul’dan uzaklaştırıldığı için üzgün değildi. Kendisini eğlencelere verdi, bir Bulgar Generalin kızına aşık bile oldu. Dostu Ali Fethi de Balkan Harbi’nde karşı cephede bulunan Bulgar General Ratcho Petrov’un kızına abayı yakmıştı. Hep beraber bir akşam General Petrov’un evinde otururlarken M. Kemal içkiyi fazla kaçırdı ve General’in karısına Türkiye için Anadolu’da bir hükumet merkezi gerektiğini söyledi.[27] Fethi hemen işi şakaya vurarak mevzuyu değiştirdi.

***

M. Kemal ve Aubrey Herbert Çanakkale’de…

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi canakkale gelibolu

Aubrey Herbert Gelibolu cephesinde iken, 1915…

***

Aubrey Herbert ile M. Kemal Çanakkale Savaşı’nda tekrar karşılaştılar. Aubrey, Yeni Zelanda (Anzak) Tümeni’nde tercüman ve istihbarat subayı olarak orduya katıldı. Müttefiklerin çıkarmasını ilk fark eden kumandan, Aubrey’in bir buçuk sene evvel Pixton Park’ta ağırladığı Selanikli M. Kemal olmuştu. Yolda karşılaştığı, cephaneleri bittiği için Anzak Koyundan geri çekilen askerleri durdurup tekrar düşman ateşinin altına göndererek Ingilizleri şaşırtmış, fakat askerlerin süngülerinden başka bir şeyleri olmadığı için hepsi ölmüştü. M. Kemal, çıkarmanın olduğu koya gelen 57. Alayı da ileri sürdü ve alayın hemen hemen bütün erleri öldü. Harbin henüz başında oldukları için Kumandan Esad Paşa askerleri bu şekilde harcamaması için M. Kemal’i ikaz etmek mecburiyetinde kaldı. Ölüme gönderdiği müslüman askerlerin şehit olmak için gözünü kırpmadan can verişini gören M. Kemal, onların bu inançlarını arkadaşı Madam Corinne’ye yazdığı mektubunda alay konusu yaptı.[28]

Iki siper arasındaki cesetlerin hastalık yayacağını düşünen Aubrey, ölülerin gömülmesi için bir ateşkes ayarlamayı düşündü. Bu gerekçeyle karşı taraftan M. Kemal ile gizlice buluştu ve bir günlük mütareke ilan etmeye karar verdiler.[29] Fakat Müttefik Ordusunun Ingiliz Kumandanı Ian Hamilton bunu kabul etmedi. Bir dizi temaslardan sonra Hamilton, Aubrey’e, gidip Türklerle konuşmasını söyledi. Aubrey yanına istihbarattan bir adam alıp sahil boyunca ilerledi. Kızgın bir Arap subay ve Türk bir teğmen ile buluştular. Gelinciklerle bezenmiş bir tarlada oturup sigara içerek, M. Kemal’in Harbiyeden sınıf arkadaşı Ohrili Kemal Bey’in gelmesini beklediler. Kemal Bey gelince gözlerini bağlayıp, Aubrey’in yanındaki istihbaratçı ile beraber ateşkes şartlarını görüşmesi için karargaha gönderdiler. Aubrey de Türklerin tarafında “rehin” olarak kaldı. Ateşkes 24 Mayıs Pazartesi günü yapılacak ve 8 saat sürecekti.

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi ohrili kemal canakkale savasi gelibolu

M. Kemal’in arkadaşı Ohrili Kemal, gözleri kapalı bir halde Ingiliz karargahına götürülürken (Australian War Memorial)

***

Aubrey Herbert, 19 Ocak 1917’de Harp Kabinesi’ne yazdığı raporda söyle diyordu:

“Eğer kalıcı bir sulh istiyorsak, bu, değişikliklere çok açık olan tek bir prensip ile elde edilebilir: Milliyetçilik.”[30]

Aubrey, 29 Temmuz 1917’de Ingiltere Dışişleri Bakanlığı için kaleme aldığı bir raporda, Tapınakçıların ve Türklerin farklı dünya görüşünü anlatan ve tarihe geçecek şu sözleri yazdı:

“Bu tip herhangi bir planda, hatırlanmasi en çok lazım olan şey şudur ki; Türk ve Ingiliz değerleri çok farklı. Türkler her zaman kelime ve gölgelere, aşırı ve bize absürt gelen bir kıymet veriyorlar. Bir bayrak, hiçbir gücü bulunmayan bir valinin tayini, askerleri olmayan bir subayın namzet gösterilmesi bize abes gelebilir ama onlar için hayati bir ehemmiyet taşıyabilir… Müttefikler kendi şartlarını dikta ettirebildiler ve Osmanlı Imparatorluğu’nun büyük bir kısmını bölebildiler diyelim, netice ne olacak? Bana öyle geliyor ki Balkan kavgalarını daha Doğuya taşıyacağız, müdafaa etmemiz gereken devasa toprak hududumuz olacak ve muazzam bir militarizm sistemine kendimizi feda edeceğiz… Bavulu biz aldıktan sonra Türklerin etiketi alması çok da mühim değil. Mısır’da tüm güç Lord Kitchener’in elinde iken sekreteri fes giyiyordu. Mezopotamya ve Filistin bir fese değer.”[31]

***

M. Kemal Avusturya’da…

M. Kemal tedavi olmak için Mayıs ayında Avusturya’ya gitti ve Viyana’da üroloji doktoru Otto Zuckerkandl’a muayene oldu.[32] Fransa Başvekili Clemenceau’nun uzaktan akrabası olan Yahudi Zuckerkandl, Rothschild Hastanesi’nin başhekimiydi.[33] Harp başladığında Kudüs’teydi ve iyi bir doktordu.[34]

M. Kemal’in Ingiliz Valisi olmak için ileride müracaatta bulunacağı The Daily Mail gazetesinin muhabiri George Ward Price, 23 Temmuz 1918’de Aubrey Herbert’i Arnavutlukta ziyaret etti.[35]

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi m. kemal avusturya almanya tedavi otto zuckerkandl

M. Kemal’in muayene olduğu Rothschild Hastanesi’nin başhekimi yahudi Otto Zuckerkandl…

***

M. Kemal Filistin Cephesi’nde…

Bu arada Türkiye’de Sultan Reşad vefat etmiş ve yerine kardeşi Vahideddin Efendi geçmişti. M. Kemal de yurtdışındaki tedavisinden dönmüş, tebriklerini sunmak için Sultan’ın huzuruna çıkmış ve bu görüşme neticesinde tekrar 7. Ordu kumandanlığına tayin edilmişti. M. Kemal, Ağustos ayı sonunda Halep’e giderek ordusunun başına geçti, fakat harbi bitirmeye artık kesin kararlıydı. Bu kararını tatbikata koymak için Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal’la birlikte Ittihatçılara karşı savaşan casus Lawrence ile görüştü. Lawrence ile 1918 yılı başında, Rusya’da iktidarı ele geçiren Bolşevikler Almanya ve Türkiye ile sulh görüşmeleri yaparken de görüşmüştü.[36] Ona, Pan-Türkizm peşinde koşan Ittihatçı partinin içinde güçlü bir pozisyon elde ettigini ve onları istediği gibi yönlendirebildiğini, Doğu’daki Türkçü arzulara en kısa zamanda mani olunması gerektiğini, Almanların bu savaşı kesinlikle kaybedeceğini söylemişti.[37]

Görüşmelerden sonra M. Kemal, Aubrey’in evinde tanışıp beraber yemek yediği, Ingiliz ordularının başındaki Allenby’nin saldırısı üzerine ordusunu geri çekti. Ingiliz ordusu açılan boşluktan girip sağ ve sol cenahtaki diğer Türk ordularını arkadan sardı. M. Kemal, Lawrence ile 27 Eylül gecesi tekrar görüştü. Ona Genç Araplarla, yani Emir Faysal’ın adamlarıyla anlaştığını, Türklerin başka milletlere ait “toprakları terk etmesi” ve Anadolu’ya odaklanması gerektiğini söyledi. Orduyu bu yüzden geri çekiyordu.[38]

Daha doğrusu kaçıyordu… Bu arada Halep’te Baron Otel’in süitine yerleşen M. Kemal, şehri savaşmadan teslim etti ve Halep’in 40 mil dışında kamp kurdu. Anzak askerlerinin kumandanı General Harry Chauvel, kendisine asker gönderip teslim olmasını istedi. M. Kemal gülerek, “Söyle Chauvel’e kendisi gelsin alsın” dedi, fakat birkaç gün sonra gelip, General Macandrew’a kendisi teslim oldu.[39] Bunun ardından, Aubrey’in Kut’ta Türklere emanet ettiği General Townshend, Aubrey’in arzusu üzerine Istanbul’da mütareke görüşmelerine başladı ve Türkiye, 30 Ekim’de Mondros Mütarekesini imzalayarak harpten çekildi.[40]

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi halep baron otel filistin cephesi filistin hezimeti chauvel macandrew

M. Kemal’in Halep’te kaldığı Baron Otel…

***

M. Kemal Pera Palas’ta…

Işgalin ardından gelen emir üzerine General Macandrew, M. Kemal’i serbest bıraktı ve onu lüks bir arabaya bindirip tren istasyonuna uğurladı. Trenle Anadolu’ya geçen M. Kemal, Adana’da kısa bir mola verdikten sonra 13 Kasım’da işgal altındaki Istanbul’a döndü. Mütarekenin imzalanmasından iki hafta sonra Istanbul’a doğru ilerleyen Ingiliz filosu, 12 Kasım 1918’de, yani Çanakkale Harbi’nden sadece 3 sene sonra Çanakkale Boğazı’na girmiş ve Istanbul’u işgal etmişti. M. Kemal, annesinin Akaretler’de evi olmasına rağmen, Ingilizlerin kontrolü altındaki mıntıkada kalan ve casusların cirit attığı Pera Palas’a yerleşti. Ertesi gün otelde Daily Mail gazetesinin muhabiri ve Aubrey’in arkadaşı George Ward Price ile buluştu. George’a, “Eğer Ingilizler Anadolu için mesuliyet kabul edecek olurlarsa, tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir salahiyet dahilinde hizmetlerimi arz edebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim” dedi ve kendisini Karadeniz Ordusu’nun başındaki Korgeneral Harington ile görüştürmesini istedi.[41]

M. Kemal, otelde kalırken birkaç defa da, Aubrey’in mensubu olduğu Ingiliz Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin Istanbul Komitesinin reisi Rahip Robert Frew ile görüştü. Ingilizler, M. Kemal’in Anadolu’ya gönderilmesini istiyordu.[42]

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi atatürk ward price ingiliz valisi

George Ward Price (oturan) ve Henry Nevinson, Gelibolu Cephesinin tahliyesi esnasında, Ocak 1916… (Imperial Museums)

***

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi ingiliz entelijansi rahip frew robert

M. Kemal ile görüşen Ingiliz entelijans servis elemanı Rahip Robert Frew Istanbul’da, 1912…

***

Sultan Vahideddin, Anadolu’da silahları teslim alınmamış orduları ve Istanbul’un işgaline karşı gösterilen reaksiyonu organize ederek anlaşma esnasında işgal güçlerine karşı koz olarak kullanabileceğini düşündü. Istanbul’u işgal kuvvetlerine bırakarak kendisi Anadolu’ya geçemezdi, istese bile Ingilizler buna müsaade etmeyecekti. 22 Kasım’da M. Kemal ile görüşürken endişeli olduğu her halinden belliydi. Ona, “Ordunun kumandan ve subayları eminim ki seni çok severler, Onlardan bana bir fenalık gelmeyeceğine teminat verir misin?” diye sordu.[43]

Ertesi hafta Yıldız Sarayı’nda tekrar görüştüler ve Sultan taşıdığı tüm şüphelere rağmen M. Kemal’i Anadolu’ya göndermeye karar verdi.[44]

Harbin bitişinden hemen sonra, Seton-Watson’un liderliğindeki Balkan mütehassısları tarafından “New Europe” (Yeni Avrupa) adlı bir grup kurulmuştu. Bugünkü Avrupa Birliği’nin, Commonwealth of Nations’ın (Ingiliz Milletler Topluluğu ve Chatham House’un temellerini atan bu grup, Boer Harbi’nin mimarı Alfred Milner’in, Cecil Rhodes’un vasiyeti üzerine kurduğu “Round Table” (Yuvarlak Masa) adlı grup ile beraber çalışıyordu.[45] Içlerinde Wickham-Steed, Bourchier, Leo Amery gibi kişilerin yanı sıra, Ingiltere Başvekili Lloyd George’un hususi sekreteri Philip Kerr ve Balkan Komitesi’nden ayrılan Aubrey de vardı.[46] Ekim 1916’dan beri aynı isimle haftalık bir mecmua bile çıkartıyorlardı. Yeni kurulan Çekoslovakya devletinin filozof reisi Tomas G. Masaryk’ın felsefesinden yola çıkarak, Cihan Harbi’nin ardından dağılan Osmanlı, Rusya ve Avusturya-Macaristan Imparatorluğu’nun topraklarında yeni devletler, yani “Yeni Avrupa”yı kuruyorlardı. “Yeni Dünya Nizamı” hedefi için büyük bir adım olan bu projede, siyasi ve kültürel kapasitesi olan her milletin kendi müstakil devletini kurmasını istiyorlardı: Lehler için Polonya; Çek ve Slovaklar için Çekoslovakya; Sırp, Hırvat ve Slovenler için Yugoslavya ve Türkler için Yeni Türkiye gibi. Fakat bu milletler, Cemiyet-i Akvam çatısı altında Batılı devletlerin medeniyetini taklit ederek gelişmelilerdi. Imparatorluk halklarının geleceğinin konuşulduğu Paris’te, Lloyd George başta olmak üzere Müttefiklerin danıştığı ve itimad ettiği yegane mütehassıslar, New Europe mensuplarıydı.[47] Bu grubun çok yakın olduğu devlet adamlarından ikisi, Fransız Franklin-Bouillon (ki M. Kemal’le görüsmüştür) ve Yunanistan Başvekili Venizelos’tu.[48]

*

m. kemal atatürk franklin bouillon buyyon

M. Kemal ve Franklin Bouillon…

***

Machiavelli, “Kendi kanunları ve hürriyet içinde yaşamaya alışkın devletler ele geçirildiklerinde elde tutmanın üç yolu vardır: Ilki onları ortadan kaldırmak; ikincisi gidip orada yerleşip oturmak; üçüncüsü vergiye bağlamak ve içeride sana yerli halkın dostluğunu sağlayacak az sayıda kişiden oluşmuş bir hükümet kurarak kendi kanunlarıyla yaşamalarına izin vermektir. Böylece bu hükumet, o hükümdar tarafından kurulduğu için onun gücüne ve dostluğuna ihtiyaç duyduğundan o devleti ayakta tutmak için her yola başvurur. Hür yaşamaya alışkın bir kenti başka yollara müracaat etmek yerine kendi halkıyla idare ederek elde tutmak daha kolaydır” diyordu.[49] Bu “yerli halkın dostluğunu sağlayacak az sayıda kişi”nin halkın gözünde nasıl büyütüleceğini ise şu şekilde izah ediyordu;

“Çoğu kişi, akıllı bir hükümdarın, fırsatını bulur bulmaz, kurnazlıkla kendisine düşmanlar meydana getirerek ve meydana getirdiği bu düşmanları tepeleyip itibarını kendiliğinden artırması icap ettiğini düşünür.”[50] O zaman, kendi kendilerini idare edecek Türklere liderlik yapacak kişiye bir düşman lazımdı.

New Europe grubu harekete geçti ve Rothschild’lerin Vickers silah şirketinin başındaki Zaharoff, Ingiltere Başvekili Lloyd George ve Yunanistan Başvekili Venizelos ile buluşarak onlarla Anadolu’ya asker çıkarma meselesini konuştu.[51] Zaharoff, Yunan ordusunun Anadolu operasyonunu kendi cebinden finanse edecekti. Bunun üzerine, Ingiltere Başvekili Lloyd George, M. Kemal’in muayene olduğu Rothschild Hastanesi’nin başhekimi Otto Zuckerkandl’ın akrabası ve Fransa Başvekili Clemenceau, Italya Başvekili Orlando ve Amerika Birleşik Devletleri Reisi Wilson, Paris’te Yunanlıların Anadolu’ya çıkışı üzerinde anlaştılar.

Yunan ordusunun çıkışından evvel, Ingilizler, Italyan ve Fransızlar Anadolu’da işgallere giriştiler. Anadolu’nun her yerinde Ittihatçılar tarafından peşpeşe müdafaa-i hukuk cemiyetleri kuruldu. Minber ve Büyük Mecmua gibi Ittihatçıların çıkarttıkları gazete ve mecmualarda M. Kemal’in reklamı yapılmaya başlanmıştı. Anadolu artık halaskar (kurtarıcı) M. Kemal’in gelişini bekliyordu. O ise yola çıkmadan önce son hazırlıkları yapıyordu. Istanbul Harbiye Nezareti’nde Ingiliz Irtibat Subayı olan Yüzbaşı John G. Bennett ile görüşmüş ve ona Ingilizlerin kontrolü altında büyük bir Türk ordusu teşkil etmeyi teklif etmişti.[52]

Başka bir gün de Italyan bir işadamının bürosunda Italyan Yüksek Komiseri ve mason Kont Sforza ile buluşmuş ve Italyanlardan Anadolu Hareketine destek sözü almayı başarmıştı.[53]

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi mason kont sforza

M. Kemal’in mason dostu… Italya Hariciye Nazırı (Dışişleri Bakanı) Kont Carlo Sforza…

***

Bu arada hayatını ebediyen değiştirecek hadise nihayet gerçekleşti; Yunanistan Kralı Alexandros’a her istediğini yaptıran Başvekil Venizelos, Zaharoff’a ait Vickers marka silahlarla teçhiz ettiği Yunan ordusunu 15 Mayıs’ta Izmir’e çıkardı. Yunanlıların Izmir’i işgal ettiği gün M. Kemal, tekrar Sultan Vahideddin ile görüştü. Kur’an-ı Kerim’e el basarak vazifesine ve padişaha bağlı kalacağına dair yemin etti. Sultan’dan yüklü bir miktarda tahsisat aldı. Ertesi gün, kendisine ordu kurmayı teklif ettiği Yüzbaşı Bennett’ten Anadolu’ya geçiş vizesi aldı; kendisi ve maiyeti için tahsis edilen Bandırma Vapuruna binerek Istanbul’dan ayrıldı.

Amerikalı Işadamı Charles R. Crane, Arnavutluk ve Rusya’da ihtilalleri organize etmek ve ihtilalcilere yardım etmek için insani yardım cemiyetlerini kullanmıştı. Ittihatçıların Ermenileri Suriye’ye sürmesi, ona Türkiye’de de insani yardım faaliyetleri yürütme fırsatı vermişti. Crane, 1915’te kurulan Ermeni ve Suriye Yardımı için Amerikan Komitesi’nin, yani sonraki yıllarda Yakın Doğu Yardım Cemiyeti’nin mali idarecisiydi ve bu komiteye en büyük yardımı Rockefeller Vakfı yapmıştı.[54] Bu komitenin mensuplarından ve Crane’in yakın dostlarından gazeteci William T. Ellis, M. Kemal Samsun’a çıkmadan bir ay önce New York Herald gazetesinde çıkan makalesinin sonunda Türkiye’nin son yıllarını şöyle anlatmıştı:

“Miminim’in, veya kendi tabirleriyle ‘hakiki inananlar’ın, veya Türklerin onları çağırdığı şekliyle ‘Dönme’lerin gerçek inancını dışarıdan kimse bilmez. Zahiren Muhammedi ritüellere uyarlar. Gizlice Yahudi inançlarını muhafaza ederler ve kabalistik ritüeller ve Sabetay riyazetini icra ederler. Iki yüz elli yıl dünyanın geri kalanından uzak durdular ve kendilerine hıyanet eden ‘Mesih’e sadık kaldılar.

Bu Müslüman (görünen) Yahudilerin saflarından ticaret ve siyaset dünyasında çok güçlü insanlar çıktı. Zengin ve terakkici insanlar. Bu adamlar farmasonluğa girdiler ve localarından ve gizli toplantılarından 1908’de Sultan Abdülhamid’i indiren Türk ihtilali meydana geldi. Umumiyetle anlaşıldığı haliyele Ittihad ve Terakki Komitesi gizli bir cemiyetti. Asıl liderleri hep arka planda, gizli ve meçhul kaldılar. Bu esrarlı cemaatin mensupları olan Ittihat ve Terakki liderlerine, bu, doğrudan Dönmelerin gizli tarikatından miras kaldı. Türk ihtilaline Selanikli Yahudiler rehberlik etti. Şimdi Enver, Talat ve Cemal ve diğer Türk liderler sürgünde, arkalarındaki asıl güç ise, halk bilmediği için, emniyette ve cezalandırılmadı.

Dünyanın bu köşesi yine karışıklık içerisinde ve yeni ve daha iyi bir liderlik beklerken insan merak ediyor; Selanik’in güçlü Yahudileri tekrar günün adamını çıkaracak mı?”[55]

Bu makalenin yazarı Crane, 1919 yılının ortalarında Filistin Sefarat Yahudilerinin lideri Avraham Elmaleh ile görüştü.[56] Bu zat, çıkardığı hahamlar ve liderlerle meşhur olan Ispanya kökenli Elmaleh ailesine mensuptu. Siyonist mektebi Alyans mezunu ve muallimiydi. Akrabası Amram Elmaleh, Fas’ın Fes şehrinin Alyans temsilcisiydi. Amram, Cihan Harbi esnasında Kudüs’te M. Kemal ile görüşmüştü.[57]

*

aubrey herbert, türkiyeyi tapinakcilar mi kurdu, tapinak sövalyeleri türkiye atatürk tapinakci miydi m. kemal tapinakci miydi m. kemal atatürk ve yahudiler siyonistler

General Allenby (platformda koltukta), solunda Filistin Siyonist Komisyonu Reisi Chaim Weizmann, sağ tarafında ayakta Binbaşı de Rothschild (Ailenin Fransa ayağının kurucusu James’in torunu), Rişon Le-Zion kasabasında bir merasimde, 24 Mayıs 1918, (Imperial War Museums)

***

M. Kemal, 1911’de Kudüs Kamenitz Oteli’nde yahudi Elizer Ben Yehuda’nın oğlu Itamar Ben-Avi ile sohbet etti ve kendisine Sabetayist olduğunu söyledi.

M. Kemal, “Evimde Venedik’te basılmış eski bir Tevrat var. Babam onu okumam için bana Karaim Yahudisi bir muallim tutmuştu. Öğrendiğim ayetlerden bazılarını hala hatırlayabiliyorum” dedikten sonra biraz düşünüp; “Shema Yisrael, Adonai Elohenu, Adonai Ehad!” Yani “Dinle ey Israil, Rabbin olan Tanrı tektir” dedi. Bu dua yahudilerin ünlü Shema duasıdır. Daha sonra yahudi Itamar Ben Avi’nin “Efendim, bu Yahudilerin en mühim duasıdır!” demesi üzerine M. Kemal, “Benim de gizli duamdır bayım, benim de..” şeklinde cevap verdi.[58]

***

M. Kemal Anadolu’da…

Ingiliz Albay Alfred Rawlinson, Erzurum’a M. Kemal’den önce gelmişti. Bir zamanlar Osmanlı topraklarında casusluk yapan Sir Henry Rawlinson’un oğluydu. Babası, aynı zamanda Lawrence’i arkeolog olarak Türkiye’ye gönderen Filistin Keşif Fonu’nun bir mensubuydu. Albayın görünüşteki vazifesi, mütareke şartlarının tatbikine nezaret etmek ve Doğu’daki Türk Ordusuna ait silahların envanterini çıkarmaktı. Hakikatte ise Tiflis’teki Ingiliz ordusunun gönderdiği silahların Kars üzerinden Türklere verilmesini sağlıyordu. Albay Rawlinson bu silahların Türklere verildiğini söyle(ye)miyor, nakliye esnasında kaybolduğunu iddia ediyordu.[59] Fakat Arnold J. Toynbee, 1921’de Yunanlıların ele geçirdiği Türk siperlerini gezerken, bu silahların Kemalist ordu tarafından kullanıldığını görmüştü.[60]

Erzurum Kongresi başlamadan önce M. Kemal ile uzun uzun konuştular. Kongrenin son günü, yani 7 Ağustos’ta şehirden ayrılmadan evvel M. Kemal ile üç buçuk saatlik bir görüşme yaptı. Geleceğe dair ihtimallerden ve Milliyetçi Hareketten bahsettiler. M. Kemal ona kongrenin Istanbul idaresini tanımadığını ve Milli Hareketin aslında ihtilalci olduğunu söyledi.[61] Görüşmenin ardından Rawlinson, rapor vermek üzere önce Istanbul’a, oradan da Londra’ya gitti. Harbiye Nezareti’ne raporunu sunup, M. Kemal’in yükseleceğini daha 1913’te tahmin eden Erkan-ı Haribye Reisi Sir Henry Wilson ile görüştü. Mevzu daha çok M. Kemal’in şahsiyeti ve Sultan’ın hükumetine karşı yapacağı ihtilal ve kurulacak bir cumhuriyet hakkındaydı.[62] Görüşmelerin ardından Rawlinson, gayriresmi bir vazifeyle M. Kemal ile görüşmek üzere tekrar Türkiye’ye gönderildi.

Ingiliz casusu Lawrence, Ingiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği 15 Eylül 1919 tarihli raporunun sonunda M. Kemal ile Enver Paşa’yı kıyaslıyordu:

“M. Kemal, oradaki (Çukurova-Kilikya) Fransız faaliyetlerinden kaygılanıyor. Kendisi şimdi Ingiliz yanlısıdır. Çünkü (Montagu, C. Amery ve Aubrey Herbert’ten oluşan) Türk yandaşlarımıza güveniyor. Fakat bununla alakalı olarak, Türkistan’daki Bolşevik ilerlemesinin dikkate alındığını ümit ediyorum… Enver’e zarar vermek için Talat’ı kullanmayı hiç düşünüp düşünmediğimizi öğrenmek isterim. Onun hatıraları bize faydalı olacaktır. M. Kemal, kendi hareketinde Enver’i bir bayrak gibi dalgalandırıyor. Tabii ki M. Kemal, Enver’den daha kabiliyetlidir, ama Enver’in şahsi cazibesine sahip değildir.”[63]

Erzurum Kongresinden sonra Londra’ya gidip, yeni vazifelerle tekrar Türkiye’ye dönen Albay Rawlinson, 6 Aralık’ta Trabzon’a geldi ve Kazım Karabekir’e telgraf çekerek geldiğini haber verdi. Ardından Gümüşhane ve Bayburt’a geçti. 26 Aralık gecesi Erzurum’a vardı ve Karabekir’in misafiri oldu. Rawlinson ona yeni vazifesini anlattı ve kendisini M. Kemal ile görüştürmesini istedi. Karabekir, M. Kemal’in Ankara’ya doğru yola çıktığını ve Milli Hareketin merkezinin bu şehir olacağını söyledi.

Bu arada M. Kemal Ankara’ya gelmiş ve ilk gecesini Vehbi Koç’un ortağı Yahudi Yasef Ruso’nun evinde geçirmişti.[64]

Ankara Anlaşmasıyla beraber Fransa’nın Ankara’daki Milliyetçilere desteği had safhaya çıktı. Anadolu’da işgal ettikleri yerlerden çekilen Fransızlar, ellerindeki topları ve silahları Ankara’ya teslim ettiler. Fransız subaylar bizzat Kemalist orduda vazife aldılar. Ayrıca 100 bin Alman tüfeğini ve yanında süngülerini ve silah başına bin mermiyi üç parti halinde Antalya ve Inebolu’ya indirerek Kemalistlere destek verdiler. Milliyetçilerin Paris temsilcisi ve Prens Sabahattin’in adamı Nihad Reşad da Paris’ten Ankara’ya Fransızların çeşitli silah tekliflerini gönderiyordu. [65]

Yeni bir devlet kurmak, en az yeni bir şirket kurmak kadar zordu. Bu yüzden Fransa’nın yardımı sadece silah ve personelle mahdut değildi. Osmanlı Bankası müdürlerinden Hamid Hasancan Bey, Fransız Yüksek Komiserliğinin hizmetinde Milliyetçilerin gizli siyasi temsilcisi oldu. Hamid, hem Fransa’nın Ankara’yla temasını sağlıyor hem de Büyük Millet Meclisi’nin ticari işlerini hallediyordu. Ayrıca Ankara kabinesindeki vekillerin hususi mali işlerine de bakıyordu. Bu yüzden Hamid Bey’in sözü Ankara’da senetti. Bir Ingiliz raporunda ondan şöyle bahsediliyordu;

“Hamid, müstakil bir salahiyete sahiptir ama M. Kemal Paşa ve Hükumetinin ona göstermiş olduğu güven yüzünden, onun söylediklerine ve yaptıklarına kesinlikle hürmet gösterilir ve umumiyetle kabul edilir.” Hamid, 1922 Eylül ayında gizlice hareket etmeyi bırakarak Avrupalı diplomatlarca Ankara’nın resmi sözcüsü kabul edilecekti.[66]

Osmanlı Bankası’nın Istiklal Harbi’ndeki yardımları bu kadarla kalmamıştı. Bankanın rehberliğinde kurulan Düyun-u Umumiye’nin reisi Sir Adam Block, Ankara Hükumetinin ve Büyük Millet Meclisi idaresinin yıllık bütçeleri ve mali durumu hakkında rapor hazırlayarak 12 Nisan’da Istanbul’da Ingiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’a sunmuştu. Raporda Ankara’nın mali açığının hangi kalemlerle kapatılacağı ve bir sonraki senenin yıllık bütçeleri hakkında detaylı bilgi veriliyordu.[67]

Ayrıca Büyük Millet Meclisi, Osmanlı Bankası’ndan avanslar ve silah alımları için teminat mektupları alıyordu. Banka’nın Temmuz 1921 ve Temmuz 1922 arası avans desteği 2.177.000 lira olacak ve Milliyetçiler bu iyilikleri karşılıksız bırakmayacaktı. Osmanlı Bankası’nın Galata şubesinin müdürü ve Robert Koleji mezunu Berc Keresteciyan, Cumhuriyet kurulduktan sonra M. Kemal’in kendisine verdiği “Türker” soyadını alarak Afyon’dan mebus seçilecekti.[68]

Ayrıca Osmanlı Bankası, hizmetlerine cumhuriyetten sonra da devam edecek ve merkez bankası rolünü, 1930’da Düyun-u Umumiye’nin Italyan temsilcisi Kont Volpi gibi yabancı mütehassısların danışmanlığında yeni bir merkez bankası şirketi kurulana dek sürdürecekti.[69]

M. Kemal’in Ağustos ayında memleketin işgal altında olmasını sebep göstererek meclisten aldığı Başkumandanlık ünvanı, 31 Ekim’de tekrar uzatıldı. Anadolu’da tüm güç artık M. Kemal’in elindeydi. Aubrey’e göre M. Kemal bu ünvanı, “parti fonlarına bağışta bulunan herhangi bir Ingiliz milyoneri gibi doğrudan doğruya Lloyd George Beye” borçluydu.[70]

Başvekil Lloyd George’un Yunanlıları Izmir’e sokmasıyla, Anadolu’da 1908’de çiçek açmış olan milliyetçilik meyve vermiş ve Asya, M. Kemal’in arkasında toplanmıştı.

Chatham Dining Kulübü’nde “Türkiye’deki mevcut pozisyonumuz ve siyasetimiz” başlıklı bir konuşma yapan, küçük halkların büyük dostu Aubrey, Yunan işgalinin yol açtığı neticeden memnundu. 1922 yılı Ocak ayında London Sunday Times gazetesine verdiği beyanatta, bu işgalin, 1913’de Pixton Park’ta misafiri olan Ittihatçı dostu M. Kemal’e yaradığını söylüyordu;

“Türkiye’deki esas mesele Yunanlılar Mayıs 1919’da Izmir’e gittiği zaman başladı. O zamana kadar M. Kemal Paşa’nın adı Şark’ta biliniyordu; fakat Batıda bilinmiyordu ve aşılması zor bir gücü (ordusu) de yoktu. Onun ordusunu, meclisini ve prestijini oluşturan Yunan işgalidir.”[71]

.

KAYNAKLAR:

.

[1] St. J.L. (Yazarın adı kısaltılmış), Aubrey Herbert, “The Spectator” mecmuası, 6 Ekim 1923.

[2] Margaret Fitzherbert, The man who was greenmantle: A biography of Aubrey Herbert, Oxford University Press, 1985, sayfa 2.

[3] Margaret Fitzherbert, The man who was greenmantle: A biography of Aubrey Herbert, Oxford University Press, 1985, sayfa 1.

[4] Niccolo Machiavelli, Hükümdar, (Tercüme eden: Necdet Adabağ), Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2014, sayfa XVii.

[5] Niccolo Machiavelli, Hükümdar, (Tercüme eden: Necdet Adabağ), Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 64-69.

[6] Niccolo Machiavelli, Hükümdar, (Tercüme eden: Necdet Adabağ), Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 8, 9.

[7] Niall Ferguson, Imparatorluk: Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, (Tercüme eden: Nurettin Elhüseyni), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 173.

[8] Niall Ferguson, Imparatorluk: Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, (Tercüme eden: Nurettin Elhüseyni), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 313.

[9] Thomas Smith Webb, The FreeMason’s Monitor: Or, Illustrations of Masonry: in Two Parts, Cushing and Appleton, Salem 1818, sayfa 285.

[10] Niall Ferguson, Imparatorluk: Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, (Tercüme eden: Nurettin Elhüseyni), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 98.

[11] Niall Ferguson, Imparatorluk: Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, (Tercüme eden: Nurettin Elhüseyni), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 108.

[12] Walter Isaacson, Benjamin Franklin: An American Life, Simon&Schuster, New York 2003, sayfa 106.

[13] http://belgelerlegercektarih.com/2012/09/03/ataturk-89-yil-once-bugunu-gordu-ataturkun-ortadogu-halklari-kehaneti-yalani-ataturkun-amerikali-gazeteci-marcossona-verdigi-roportajin-tam-metni/

[14] Kristin Rygg, Masqued Mysteries Unmasked: Early Modern Music Theater and Its Pythagorean Subtext, Interplay No. 1, Pendragon Press, New York 2000, sayfa 180-182.

[15] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 30.

[16] Mehmet Hasan Bulut, Ingiliz Derviş-Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert, Marcel Yayınevi, Istanbul 2015, sayfa 169.

[17] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 127.

[18] Jeremy Wilson, T. E. Lawrence Studies, No: HL 301-2.

[19] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 168, 269, 270.

[20] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa xx.

[21] Joseph Brewda, British Experts in manipulation, Executive Intelligence Review, 24 Mart 1995, Sayı: 22, No: 13, sayfa 60.

[22] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 284.

[23] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 287.

[24] Alttaki bağlantının [8] no’lu dipnotuna bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/13/m-kemal-ataturk-mason-mu-ataturk-mason-localarini-kapatti-mi/

[25] Jacob M. Landau, Atatürk and the Modernization of Turkey, Westview Press, Colorado 1984, sayfa 22, 23.

[26] Rosita Forbes, Appointment with destiny, E.P. Dutton & Co., New York 1946, sayfa 192, 193.

[27] Lord Kinross, Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, cild 1, Sander Kitabevi, Istanbul 1969, sayfa 118.

[28] M. Kemal’in Madam Corinne’e yazdığı mektuplar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/07/m-kemal-ataturk-ayetle-alay-mi-ediyor-ataturkun-madam-corinnee-yazdigi-mektup/

[29] Lord Kinross, Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, cild 1, Sander Kitabevi, Istanbul 1969, sayfa 135.

Ayrıca bakınız; The Countess of Carnarvon, Lady Almina and the Real Downton Abbey: The Lost Legacy of Highclere Castle, Hodder&Stoughton, Londra 2011, sayfa 23.

[30] Mehmet Hasan Bulut, Ingiliz Derviş-Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert, Marcel Yayınevi, Istanbul 2015, sayfa 327.

[31] Aubrey Herbert, The Possibility of A Separate Peace With Turkey, 29.07.1917, The National Archives, Kew, Ingiltere, Katalog Referans: CAB/24/21, Imaj Referans: 75.

[32] Klaus Kreiser, Atatürk: Eine Biographie, C.H. Beck, Münih 2008, sayfa 122.

[33] Tim Bonyhady, Good Living Street: Portrait of a patron family, Vienna 1900, Random House, Toronto 2011, sayfa 159.

Ayrıca Bakınız; Richard T. Gray & Ruth V. Gross & Rolf J. Goebel & Clayton Koelb, A Franz Kafka Encyclopedia, Greenwood Press, Connecticut 2005, sayfa 304.

[34] M. Talha Çiçek, War and State Formation in Syria: Cemal Pasha’s governorate during World War I, 1914-17, Routledge, Oxon 2014, sayfa 145, 160.

[35] Bejtullah Destani & Jason Tomes, Albania’s Greatest Friend: Aubrey Herbert and the making of Modern Albania, I.B. Tauris, Londra 2011, sayfa 240.

[36] Bilal N. Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk, 1919-1938, cild 6, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2005, sayfa Iviii.

[37] Frederick James Moberly, The Campaign in Mesopotamia 1914-1918, cild 4, Londra 1927, sayfa iii, iv.

[38] Alan Warwick Palmer, Victory 1918, Weidenfel & Nicolson, New York 1998, sayfa 241.

M. Kemal’in Filistin cephesinden kaçışıyla alakalı kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/30/filistin-cephesindeki-hain-m-kemal-ataturk-mu/

[39] Sir Henry Somer Gullet, Kemal Pasha – The man and his army, Western Argus, 3 Ekim 1922, sayfa 2.

[40] Marquise de Fontenoy, Tales of the Old World, The Sun and The Globe, 3 Ekim 1923.

[41] M. Kemal’in Ingiliz Valisi olmak istediğini Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan bir eserden öğreniyoruz:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/22/turk-tarih-kurumu-m-kemal-ingiliz-valisi-olmak-istedi/

[42] Halide Edib, Conflict of East and West in Turkey, Maktaba Jamia Millia Islamia, Delhi 1935, sayfa 107.

[43] Orhan Koloğlu, Sorularla Vahidettin, Pozitif Yayınları, Istanbul 2007, sayfa 46.

[44] M. Kemal’in Sultan Vahideddin tarafından Anadolu’ya gönderildiğine dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/11/24/ataturku-samsuna-vahdettin-gonderdi-belgelerle/

[45] Luisa Passerini, Europe in Love, Love in Europe: Imagination and Politics in Britain Between the Wars, I. B. Tauris, Londra 1999, sayfa 54.

[46] Andrea Bosco ve Alex Charles May, The “Round Table” : The Empire – Commonwealth and British Foreign Policy, Lothian Foundation Press, 1997, sayfa 440

[47] Eugene Michail, The British and the Balkans: Forming Images of Foreign Lands 1900-1950, Continuum Books, Londra 2011, sayfa 29, 30, 45.

[48] Eugene Michail, The British and the Balkans: Forming Images of Foreign Lands 1900-1950, Continuum Books, Londra 2011, sayfa 111, 112.

[49] Niccolo Machiavelli, Hükümdar, (Tercüme eden: Necdet Adabağ), Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 18.

[50] Niccolo Machiavelli, Hükümdar, (Tercüme eden: Necdet Adabağ), Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 82.

[51] John T. Flynn, Men of Wealth, Simon and Schuster, New York 1941, sayfa 362.

[52] M. Kemal’in Ingiliz Istihbaratı ile gizli ilişkisine dair daha fazla malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[53] Lord Kinross, Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, cild 1, Sander Kitabevi, Istanbul 1969, sayfa 232.

[54] Norman E. Saul, The Life and Times of Charles R. Crane, 1858-1939, Lexington Books, Birleşik Krallık 2013, sayfa 135.

[55] William T. Ellis, Salonica, nominally a Turkish city, has been prodominated by the Jews for centuries, New York Herald, 22 Nisan 1919, sayfa 7.

[56] List of members of the Sphardic delegation form Jerusalem, Albert H. Lybyer Papers, 1876-1949, Illinois Üniversitesi, Oberlin Koleji Arşivleri, No: 15/13/22 Kutu: 16.

[57] Avram Galanti, Türkler ve Yahudiler, Gözlem Yayınevi, Istanbul 1995, sayfa 216.

[58] Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/26/m-kemal-ataturk-sabetayist-miydi/

[59] Alfred Rawlinson, Adventures in the Near East, Jonathan Gape, Londra 1934, sayfa 152-154.

[60] Arnold Toynbee, The Western question in Greece and Turkey, Constable and Company, Londra 1922, sayfa 257.

[61] Salahi R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde Ingiliz Istihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995, sayfa 30.

[62] Alfred Rawlinson, Adventures in the Near East, Jonathan Gape, Londra 1934, sayfa 199, 200.

[63] Jeremy Wilson, T. E. Lawrence Studies, No: DG 288-91.

[64] Beki L. Bahar, Efsaneden tarihe Ankara Yahudileri, Pan Yayınları, Ankara 2003, sayfa 86.

[65] Salahi R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde Ingiliz Istihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995, sayfa 226, 227.

Ingiltere, Italya, Fransa ve Rusya’nın M. Kemal’e yaptıkları yardımlar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/17/milli-mucadelede-sadece-yunanlilara-karsi-savastik-5-bolum/

[66] Salahi R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde Ingiliz Istihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995, sayfa 237.

[67] Salahi R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde Ingiliz Istihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995, sayfa 169.

[68] Mustafa Hergüner, Izmir Iktisat Kongresi için Istanbul’da yapılan çalışmalar, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 2006, sayfa 23.

[69] Bilal N. Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk (1919-1938), cild 7, 1930-1933, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2006, sayfa xiii, 20.

[70] Aubrey Herbert, Ben Kendim: A Record of Eastern Travel, Hutchinson&Co, Londra 1925, sayfa 331.

[71] Indian Demonstrations, New Zealand Herald, cild LIX, sayı: 18000, 27 Ocak 1922, sayfa 5.

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

Mehmet Hasan Bulut, Ingiliz Derviş-Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert, Marcel Yayınevi, Istanbul 2015.

http://www.marcel.com.tr/index.php?route=product/product&product_id=59

*

 

Kim Hain? Sultan Vahdettin mi yoksa M. Kemal mi?

Kim Hain? Sultan Vahdettin mi yoksa M. Kemal mi?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürk kral edward dolmabahce rihtimi

Müslümanların Padişahı’nı “tepeledikten” sonra Ingiliz Kralı 8. Edward’ı Dolmabahçe rıhtımında “bizzat” eliyle karaya çıkaran M. Kemal -bu sahneyi okuyabilene- kimin adamı olduğunu çok net bir şekilde göstermiştir.

***

M. Kemal, Milli Mücadele döneminde (24 Nisan 1920) mecliste yaptığı konuşmasının bir bölümünde:

“Osmanlı Devleti diğer herhangi bir devlet gibi hükümdarının cismâni nüfuzu etrafında şekillenmiş değildir. Saltanat makamı aynı zamanda Hilâfet makamı olduğundan padişahımız, İslâm toplumunun da başkanıdır. Çalışmalarımızın birinci amacı ise, Saltanat ve Hilâfet makamlarının ayrılmasını amaçlayan düşmanlarımıza Milli Irade‘nin buna uygun olmadığını göstermek ve bu kutsal makamı yabancı esaretinden kurtararak ulü’l-emrin (Padişah) yetkisini düşmanın tehdit ve zorlamasından serbest kılmaktır…”[1] dediği halde Hilafet ve saltanatı biribirinden ayırmadı mı?

Bunu Nutuk’ta şöyle anlatıyor:

“Saltanatı hilafetten ayırmaya ve önce saltanatı kaldırmaya karar verdiğim zaman, ilk yaptığım işlerden biri de, derhal Rauf Bey’i, Meclis’teki odama çağırmak oldu. Rauf Bey’in, Refet Paşa’nın evinde sabahlara kadar dinlediğim düşünce ve görüşlerini hiç bilmiyormuşum gibi davranarak, ayakta, kendisinden şu istekte bulundum: “Hilafet ve saltanatı biribirinden ayırarak saltanatı kaldıracağız! Bunun doğru olduğu konusunda kürsüden bir konuşma yapacaksınız!”[2]

Kim hain?

Sultan Vahidüddin’e, “Kulları M. Kemal” imzasıyla, “Saltanat ve Hilâfetin ve milleti necibelerinin hayatımın son noktasına kadar daima haris ve sadık bir ferdi gibi kalacağımı kemali ubudiyetle arz ve temin eylerim.”[3] şeklinde bir telgraf gönderdiğini Meclis’te anlattığı halde; 1 Kasım 1922′de “Osmanlı Imparatorluğu münkarizdir”[4] diyerek Osmanlı’yı yıkmadı mı? Hatta milletvekillerini “kafalarını kesmek”le tehdit etmedi mi?[5]

Kim hain?

atatürk kullari kemal kullari mustafa kemal atatürk padisah vahdettin telgraf mektup

“Kulları M. Kemal” imzalı telgrafından Meclis’te böyle bahsetmişti

***

“Yeryüzünde bir (Hilafet) makamı bulunmazsa, Islam alemi kendisini imamesiz bir tesbih gibi dağılmış, perişan görür.”[6] dediği, hatta TBMM’nin açılışının öncüsü ve en örgütlü son kongrede, Sivas Kongresi’nde:

“Makam-ı Celil-i Hilâfet ve Saltanata, Islâmiyete, Devlete, millete ve memlekete manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye takip etmeyerek… çalışacağıma… namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah, billâh.”[7] şeklinde and içtiği halde -Saltanatı kaldırmış olduğu yetmezmiş gibi- Hilafeti kaldırmadı mı?[8]

Kim hain?

Cuma gününün haftalık tatil olmasını istemeyenleri, “düşmanların oyununa gelmiş kişiler!”[9] olarak ilân ettiği halde, -dizginleri ele alınca- Cuma yerine Pazar’ı hafta tatili yapmadı mı?[10]

Kim hain?

Lozan antlaşması öncesi Batum bize aid idi[11], peki şimdi bizim mi?

Kim hain?

kemal atatürk lozan batum lozan atatürk hain mi kemal hain mi vahdettin hain mi

Birinci Meclis’te Batum Milletvekillerimiz

***

Balıkesir’de Zağanospaşa Camii’nde “Anayasamız Kur’an’dır!”[12] diye gürlediği halde gavurların kanunlarını tercüme ettirerek Müslüman Millete dayatmadı mı?[13]

Kim hain?

Meclis’te Milli sınırlarımızı,

“Elviyei Selasiye dahil ederek tasavvur buyurunuz. Garb hududu Edirne’den bildiğimiz gibi geçiyor. En büyük tebeddülat Cenub hududunda olmuştur. Cenub hududu Iskenderun cenubundan başlar. Halep ile Katıma arasında Cerablüs köprüsüne müntehi olur bir hat, ve şark parçasında da Musul vilayeti, Süleymaniye, ve Kerkük havalisi ve bu iki mııntakayı yekdiğerine kalbeden hat. Efendiler: Bu hudut sırf askeri mülahazat ile çizilmiş bir hudud değildir, hududu millidir.”[14] şeklinde tarif ettiği halde buraları Lozan’da bırakmadı mı?[15]

atatürk misaki milli kemal atatürk kurtulus savasi kemal atatürk lozan

M. Kemal Meclis’te Milli sınırlarımızı böyle açıklamıştı

***

Kim hain?

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Atatürk”ün Söylev ve Demeçleri, cild 1, Ankara 1961, sayfa 62.

[2] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 685, 686. (14. Bölüm: Lozan Barış Konferansı ve Saltanatın Kaldırılmasına Ilişkin Gelişmeler, Hilafet Meselesi. 6. Konu: Meclist’te Saltanatın Kaldırılması Görüşülürken Rauf Bey’e Verdiğim Rol.)

[3] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 2, cild 1, 24 Nisan 1920, sayfa 15, 16.

[4] Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hukuk-i hâkimiyet ve hükümranînin mümessil-i hakikisi olduğuna dair heyet-i umumiye kararı. No. 308, 1/2 Kasım 1922. Bk.: Düstur, III. Tertip, cild 3, sayfa 152, 153.

Ayrıntılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/28/m-kemal-ataturk-osmanliya-darbe-yapmistir-osmanli-devletini-kemal-ataturk-yikmistir/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/18/o-kiralik-katil-kimdi-yoksa-m-kemal-ataturk-muydu/

[5] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 691.

[6] Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası: Inkılap Hareketlerimiz, (Yayına Hazırlayan: Prof. Faruk Özerengin), Emre Yayınları, 6. Baskı, Istanbul 2005, (ilk Baskı 1991), sayfa 132.

[7] Sivas Kongresi Tutanakları, Haz: Uluğ Iğdemir, Ankara 1969, sayfa 5, 3.

[8] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 2, cild 7, 3 Mart 1924, sayfa 27 ve devamı.

[9] Ayrıntılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/06/m-kemal-ataturk-kendini-ele-veriyor-cuma-ve-pazar-tatili-konusunda-bu-kadar-da-olmaz/

[10] 3017 sayılı ve 1 Haziran 1935 tarihli Resmi gazetede yayınlanan 2739 sayılı ve 27.05.1935 tarihli “Ulusal Bayram ve genel tatiller” hakkındaki kanun.

[11] TBMM Albümü (1920 – 2010), cild 1 (1920-1950), TBMM Basın ve Halkla Ilişkiler Müdürlüğü Yayınları, sayfa 14, 15.

[12] Ayrıntılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/14/m-kemal-ataturkun-balikesir-hutbesiyle-ilgili/

[13] Prof. Dr. Yücel Özkaya, Atatürk’ün Hukuk Alanında Getirdikleri, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı 21, cild 7, Temmuz 1991.

[14] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 2, cild 1, 24 Nisan 1920, sayfa 16.

[15] Ayrıntılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/05/lozan-anlasmasinin-tenkidi/  

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

İngiliz Muhipler Cemiyeti’ne üye olan hocalar hain miydi?

İngiliz Muhipler Cemiyeti’ne üye olan hocalar hain miydi?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

böyle basladi böyle bitti

***

Kemalist tarihçilerin yazdıklarına bakılırsa, din adamları, hocalar ve şeyhler vs. Kurtuluş Savaşı’nda Ingilizler’le bir olmuş ve vatanlarını satmışlardır (haşa)… Binaenaleyh, onlara göre (haşa) hepsi haindiler ve asılmaları gerekiyordu. Delilleri ise bazı din adamlarının “Ingiliz Muhipler Cemiyeti”ne girmeleriymiş. Fakat ne hikmetse o cemiyete niçin girdiklerini yaz(a)mıyorlar.

O halde işin aslını, Millî Istihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) atası olan “Teşkilât-ı Mahsusa”nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk’ün, “Iki Devrin Perde Arkası” adını taşıyan anılarından öğrenelim:

“Mütareke yıllarının isimsiz kahramanları içine başı sarıklı din adamlarını, imam ve müezzinlerini, kürsü vâizlerini, tekke mensuplarını, medrese hocalarını da ithal etmek mecburiyetindeyiz. Bunlar dini mefkûreler sevkiyle Millî Mücadele’nin muvaffakiyetine can ve gönülden çalışmışlar, kavlen ve fi’len bu uğurda ellerinden geleni yapmışlardır. Bilhassa Mütareke Yılları’nın meş’um baykuşu telâkki edilmiş Papas Fro’nun çevirdiği fırıldakları pek güzel anlamış ve O’na, onun tatbik ettiği metodlarla cevap vermiş olan bu din adamlarını burada ölmüşler ise rahmetle, yaşıyorlar ise selâmetle anmak bizlere düşen bir vazifedir. Papas Fro, şayet bir “Ingiliz Muhibler Cemiyeti” kurulur ve bilhassa sarıklı din adamları buraya ithal edilirse, Ingiltere’yi kazanmak kabil olacağını ve imzalanacak muahedede Ingiltere’nin müzahereti sayesinde, şartların oldukça hafif kaleme alınacağını iddia etmiştir. Osmanlı Imparatorluğu’nun encam, Ingiliz mandası altında ve bütün Islâm âlemine hükmeden bir devlet olarak kalabileceğini anlatmıştı.

Bu maksadla kurulmuş olan Ingiliz Muhibler Cemiyeti’nin riyâsetine Said Molla getirilmiş, fakat perde arkasında en büyük rolü, Papas Fro almıştı. Papas çok cömert idi. Zira sarfettiği para, Ingiliz Entellicens Servisi’nin mestur tahsisatı idi. Topkapı, Şehremini fırkalarına her hafta bedava dağıtılan kurban etlerinin sayesinde Türk Milleti’ni midesiyle satın alacağını zanneden bu zavallı Papaz’ın döktüğü paranın, cebinden çıkmadığı malûmdu. Mahalle imamları, medrese ve tekke meşayihi (şeyhleri) bu bağışlarla Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne sokulmak isteniliyordu.

Fransızlara gelince, onlar da Mütâreke icabı işgal ettikleri Adana, Kilis, Antep ve Maraş’ta yerleşmek emelinde oldukları halde Istanbul halkını iğfal etmek maksadiyle “Fransız Muhipler Cemiyeti” kurmuşlar ve gizlice el altından Anadolu’ya gitmek istiyen zabitleri nakletmek üzere bir kruvazörün Istanbul limanında hazır bulunduğunu da etrafa yaymışlardı. Fakat Istanbul’un temiz ve vatanperver halkı, her iki muhipler cemiyetine de bir kıymet vermemiş, daha doğrusu millî hislerini her türlü dostlukların üstünde görmüştü.

Istanbul’daki mahallât imamları, müderrisler, kürsü şeyhleri, Tarikat-i Bektaşiye babaları ve muhtelif turuk-i ilmiyeye mensup kimseler, zâhiren (görünüşte) Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne intisap etmiş (girmiş), fakat el altından bu cemiyeti baltalamağa var kuvvetleriyle mesailerini sarfetmişlerdi. Bu Ingiliz Muhibler Cemiyeti’nde pek çok kimseler vardı ki, bunlar, gizli teşkilâtımıza, millî cepheye hizmet etmekte ve başta Papas Fro olmak üzere bütün hâinleri aldatmakta idiler.”[1]

Yukarıdaki sözler sıradan birine ait değil, Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’ya silah ve cephane kaçırılması faaliyetlerini organize eden, düşman karargahlarına, işbirlikçi gruplara ve yabancı misyona sızan M.M. Grubu’nun, yani Istihbarat Teşkilâtı’nın, kurucu başkanı Hüsamettin Ertürk’e aittir.

*

ateist-tanrisizligin-ilmihali-kemal

***

Ayrıca hocaların, özellikle de Iskilipli Atıf hocanın “Ingiliz Muhipler Cemiyeti”ne üye olduklarını iddia edip idamlarına gerekçe yapanlar ve müstehak görenler, Abdullah Cevdet’in bu cemiyetin kuruluşunda oynadığı rolden niçin bahsetmezler? Abdullah Cevdet Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin yalnızca bir üyesi değil, aynı zamanda kurucularından biridir.[2] Hatta Ingiliz mandasını savunuyordu.[3] Abdullah Cevdet bu rolünden dolayı idam edilmiş midir?

Ne gezer!..

Edilmediği gibi M. Kemal ile de irtibat halinde idi. Kitabı “Devlet matbaası”nda basıldı. Çünkü O, Iskilipli Atıf Hoca gibi dini değil, dinsizliği savunuyor[4] ve buna rağmen M. Kemal tarafından Çankaya’ya davet ediliyordu.[5] Bu adam CHP’nin ideologlarındandır.

Bu arada, “Atatürk Araştırma Merkezi” tarafından yayınlanan “Ingiliz Muhipler Cemiyeti” isimli kitapta Iskilipli Atıf hocanın ismi bile geçmez.[6] Ama yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, M. Kemal’in adamı Abdullah Cevdet cemiyetin “kurucuları” arasında yer alır. Cemiyetin beyannamesini kaleme alan da odur![7] Cemiyetin ideolojisi bile Abdullah Cevdet’in katkılarıyla oluşturulmuştur. Bu ideoloji, “Biricik kurtuluş yolu olarak Anadolu’da Ingiliz manda ve himayesinin gerekliliğini savunmak ve bunu gerçekleştirmeye çalışmak” olarak belirlenmiştir.[8] Bu adam neden idam edilmedi?!

*

abdullah-cevdet-ingiliz-muhipler-cemiyeti-iskilipli-atif-hoca-atatc3bcrk-abdullah-cevdet-tanrisizligin-ilmihali-sagduyu-m-kemal-abdullah-cevdet-m-kemal-sagduyu-tanrisizligin-ilmihali-atatc3bcrk-ateiz

Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’in tercüme ettiği dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli bu kitap M. Kemal Atatürk’ün talimatıyla “Milli Eğitim Bakanlığı” tarafından “Devlet Matbaası”nda basıldı…

***

atatc3bcrk-abdullah-cevdet-tanrisizligin-ilmihali-sagduyu-m-kemal-abdullah-cevdet-m-kemal-sagduyu-tanrisizligin-ilmihali-atatc3bcrk

Aklı Selim’in 1928’de Arap harfleriyle yapılan ilk basımının, M. Kemal’e sunulan nüshasının ithaf sayfası: “En büyük acizden en büyük iktidara. 29/12/1928 Dr. Abdullah Cevdet”. Kitabın orijinali Çankaya Kitaplığında, 146 numarayla kayıtlı bulunmaktadır.

***

***

NOT:

Din adamlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü hakkında malumat edinmek isteyenler, şu yazıya bakabilirler:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Hüsamettin Ertürk’ün Hatıraları, Iki Devrin Perde Arkası, kaleme alan: Samih Nafiz Tansu, Sebil Yayınevi, Istanbul 1996, sayfa 470, 471.

[2] Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi, 39-14192 ve B.II.

Ayrıca bakınız; Cengiz Dönmez, Ingiliz Muhipler Cemiyeti, 2. Baskı, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2008, sayfa 78, 85.

[3] Manda için kendisine yöneltilen bir soruya Abdullah Cevdet şu cevabı vermektedir: “…Biz intihab (seçim yapma) değil, kabul mevki’indeyiz ve benim ümidim. Ingiliz yardımına ma’tufdur…”.

Bakınız; “Doktor Abdullah Cevdet Bey’le Mülakat”, Peyam, 25 Teşrinisânî 1919-1 Rebiy’ülevvel 1338, sayfa 2.

Ayrıca bakınız; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 296.

[4] Doktor Abdullah Cevdet’in Aklı Selim adıyla Fransızcadan tercüme ettiği kitap, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında 1928’de Arap, 1929’da ise Latin harfleriyle olmak üzere iki kez neşredildi ve basımı Istanbul’da Devlet Matbaası’nda gerçekleştirildi.

Bakınız; 1995 yılında Kaynak Yayınları’ndan çıkan kitabın “önsöz”ü. (sayfa 27)

[5] Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’in M. Kemal ile bir görüşmesi hakkında malumat için bakınız; Abdullah Cevdet, “Gazi Paşa’nın Köşkünde”, Içtihad, no. 194, 15 Kânûnievvel 1925, sayfa 3813-6.

[6] Iskilipli Atıf Hoca’ya atılan bütün iftiralara cevap:

http://belgelerlegercektarih.com/2015/02/08/iskilipli-atif-hoca-neden-idam-edildi-tum-iftiralara-cevaplar/

[7] M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 303.

[8] Cengiz Dönmez, Ingiliz Muhipler Cemiyeti, 2. Baskı, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2008, sayfa 85.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kadir Mısıroğlu:M.Kemal olmasaydı Yunan Harbi 2,5 yılda değil 6 ayda biterdi

Kadir Mısıroğlu: M.Kemal olmasaydı Yunan Harbi 2,5 yılda değil 6 ayda biterdi

*

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

1. Israil Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann’ın itirafı

1. Israil Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann’ın itirafı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

chaim weizmann hayim waizman israil devleti ne zaman kuruldu israil devleti filistin israil Abdülhamid yahudi devleti

***

Sultan Ikinci Abdülhamid Han’ın Filistin’de bir Israil Devleti’nin kurulmasına izin vermeyeceğini anlayan siyonistler[1], onu hürriyet naraları atan Ittihat ve Terakki cemiyeti eliyle tahtan indirdiler.[2] Bunu zaten masonlar da itiraf etti.[3] Osmanlı yönetimini ele geçiren Ittihatçılar bununla da yetinmeyerek Osmanlı Devleti’ni Birinci Dünya Harbi’ne soktular. M. Kemal’in Filistin Cephesi’nden kaçması (pardon geri çekilmesi) üzerine Filistin’de bir Israil Devleti’nin kurulmasının önünde artık hiçbir engel kalmamıştı.[4]

Osmanlı’nın yenilmesi için siyonistlerin çalıştığına dair itirafı ise New York’ta çıkan “The New Palestine” adındaki Yahudi gazetesinin 1923 Nisan sayısında görüyoruz:

“Siyonist teşkilatı genel başkanı Chaim Weizmann’ın emir ve işaretiyle Birleşik Amerika’da bir konferans gezisinde şöyle demiştir:

“Zannediyorum ki harbin başlıca iki neticesinden birisi de Yahudi yurdunun kurulması hadisesi teşkil ettiğini, harbin tarafsız yazılacak tarihi gösterecektir. Biz bunun için harb ettik ve Türklerin mağlubiyetine hizmet ettik! 1897 siyonist kongresinin kararlarına ve siyon liderlerinin protokollarına uyularak otuz milyon Avrupalının telef olmasına sebep olduk!”[5]

Senaryo burda bitmiyor…

Israil Devleti’ni tanıyan -halkı Müslüman olan- ilk devlet ise Kemalist Türkiye Cumhuriyeti idi.[6]

Cennet mekan Sultan Ikinci Abdülhamid Han’ı kötüleyenlerin kulakları çınlasın…

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/11/15/osmanli-ve-cumhuriyet-arasindaki-farki-gosteren-iki-belge/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/11/25/ii-abdulhamidin-seyhine-yazdigi-filistin-mektubu/

[2] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/25/sultan-ii-abdulhamid-hani-tahttan-indiren-ittihat-terakki-ve-hareket-ordusu-kumandani-mahmud-sevket-pasa/

[3] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/10/mason-ustadi-itiraf-etti-sultan-abdulhamidi-biz-devirdik/

[4] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/30/filistin-cephesindeki-hain-m-kemal-ataturk-mu/

[5] The New Palestine Gazetesi (New York), Nisan 1923.

[6] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/11/15/osmanli-ve-cumhuriyet-arasindaki-farki-gosteren-iki-belge/

Tavsiye edilen bir yazı:

https://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/11/21/sultan-ii-abdulhamide-darbe-yapan-jon-turk-ve-ittihatcilar-kime-hizmet-ettiler/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Resmi Tarih Yalanlarına Son, Belgeler Konuşuyor

Resmi Tarih Yalanlarına Son, Belgeler Konuşuyor

M. Kemal Atatürk’ün yokluk içinde, beş parasız, bütün imkanlardan mahrum bir şekilde kırık dökük, pusulasız bir vapurla gizlice Samsun’a çıktığını anlatan resmi tarih yalanlarına son…

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivinde bulunan Istiklal Harbi Koleksiyonu’ndaki belgelerde, M. Kemal’in otomobil ve benzinine, hatta gambotların kömürüne varıncaya kadar Osmanlı Harbiye Nezareti tarafından temin edildiği görülmektedir. M. Kemal’in talebi üzerine tüm karargah mensuplarının 3 aylık maaşlarının peşin ödenmesinden başka, ayrıca bir miktar para da verilmiştir. Diyarbekir, Bitlis vs. gibi vilayetlerin bir “müfettiş” olan M. Kemal’in müracaatlarını dikkate almalarını bildiren yazı da dikkat çekicidir. Aslında Sultan Vahidüddin, M. Kemal’i suni bir memuriyetle, yani resmi olarak “müfettiş”, fakat gerçekte Anadolu’daki kıyamı örgütlemek için Samsun’a göndermiştir.

Bunu, “Atatürk’ü Samsun’a Vahdettin Gönderdi (Belgelerle)” başlıklı yazımızda uzun uzadıya anlatmıştık. Esasen buradaki belgeler sözkonusu yazımıza eklenmeliydi, ancak zaten yazı birçok belge ihtiva ediyor, bunların da eklenmesi halinde konu dağılacak ve okuyucuyu da hiç kuşkusuz sıkacaktı. Bu nedenle aşağıdaki belgelere göz attıktan sonra “Atatürk’ü Samsun’a Vahdettin Gönderdi (Belgelerle)” başlıklı yazımızı okumanızı tavsiye ederiz:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/11/24/ataturku-samsuna-vahdettin-gonderdi-belgelerle/

***

Burada 8 adet belge var. Her belgenin altına latinize edilmiş halini de ekledik…

Belge 1 – M. Kemal’in otomobil ve benzin talebi:

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

belge 1 benzin otomobil kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 1 benzin otomobil kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 2 – M. Kemal’in para talebi:

belge 2 tahsisat maas kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 2 tahsisat maas kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 3 – M. Kemal’in istediği paranın verileceğini bildiren yazı:

belge 3 tahsisat maas verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 3 tahsisat maas verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 4 – M. Kemal, bir miktar para, en az iki binek otomobil ve tüm karargah mensuplarının 3 aylık maaşlarının peşin verilmesini talep ediyor. Ancak bunlar verildikten üç gün sonra hareket edebileceğini bildiriyor:

belge 4 üc aylik maas verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin kac para verdi

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 4 üc aylik maas verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 5 – M. Kemal kömür talep ediyor:

belge 8 kömür kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 8 kömür kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 6 – M. Kemal yine benzin talep ediyor:

belge 5 benzin verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 5 benzin verilecek kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 7 – Diyarbekir, Bitlis, Mamuretülaziz (Elazığ), Ankara, Kastamonu vilayetlerinin M. Kemal’in müracaatlarını dikkate almaları hususunda 13. Kolordu Kumandanlığına gönderilen yazı:

belge 6 diyarbekir ankara kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 6 diyarbekir ankara kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

***

*

Belge 8 – M. Kemal’in talep ettiği benzinin gönderileceğine dair yazı:

belge 7 benzin gönderildi kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin

*

Belgenin latinize edilmiş hali:

belge 7 benzin gönderildi kemal atatürk kurtulus savasi padisah vahdettin latinize

 

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

19 Mayıs Yalanı – Kadir Mısıroğlu

19 Mayıs Yalanı – Kadir Mısıroğlu

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Belgelerle Gerçek Tarih on Twitter

Belgelerle Gerçek Tarih on Twitter

https://twitter.com/Tarih_ve_Din

.