Kim Hain? Sultan Vahdettin mi yoksa M. Kemal mi?

Kim Hain? Sultan Vahdettin mi yoksa M. Kemal mi?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürk kral edward dolmabahce rihtimi

Müslümanların Padişahı’nı “tepeledikten” sonra Ingiliz Kralı 8. Edward’ı Dolmabahçe rıhtımında “bizzat” eliyle karaya çıkaran M. Kemal -bu sahneyi okuyabilene- kimin adamı olduğunu çok net bir şekilde göstermiştir.

***

M. Kemal, Milli Mücadele döneminde (24 Nisan 1920) mecliste yaptığı konuşmasının bir bölümünde:

“Osmanlı Devleti diğer herhangi bir devlet gibi hükümdarının cismâni nüfuzu etrafında şekillenmiş değildir. Saltanat makamı aynı zamanda Hilâfet makamı olduğundan padişahımız, İslâm toplumunun da başkanıdır. Çalışmalarımızın birinci amacı ise, Saltanat ve Hilâfet makamlarının ayrılmasını amaçlayan düşmanlarımıza Milli Irade‘nin buna uygun olmadığını göstermek ve bu kutsal makamı yabancı esaretinden kurtararak ulü’l-emrin (Padişah) yetkisini düşmanın tehdit ve zorlamasından serbest kılmaktır…”[1] dediği halde Hilafet ve saltanatı biribirinden ayırmadı mı?

Bunu Nutuk’ta şöyle anlatıyor:

“Saltanatı hilafetten ayırmaya ve önce saltanatı kaldırmaya karar verdiğim zaman, ilk yaptığım işlerden biri de, derhal Rauf Bey’i, Meclis’teki odama çağırmak oldu. Rauf Bey’in, Refet Paşa’nın evinde sabahlara kadar dinlediğim düşünce ve görüşlerini hiç bilmiyormuşum gibi davranarak, ayakta, kendisinden şu istekte bulundum: “Hilafet ve saltanatı biribirinden ayırarak saltanatı kaldıracağız! Bunun doğru olduğu konusunda kürsüden bir konuşma yapacaksınız!”[2]

Kim hain?

Sultan Vahidüddin’e, “Kulları M. Kemal” imzasıyla, “Saltanat ve Hilâfetin ve milleti necibelerinin hayatımın son noktasına kadar daima haris ve sadık bir ferdi gibi kalacağımı kemali ubudiyetle arz ve temin eylerim.”[3] şeklinde bir telgraf gönderdiğini Meclis’te anlattığı halde; 1 Kasım 1922′de “Osmanlı Imparatorluğu münkarizdir”[4] diyerek Osmanlı’yı yıkmadı mı? Hatta milletvekillerini “kafalarını kesmek”le tehdit etmedi mi?[5]

Kim hain?

atatürk kullari kemal kullari mustafa kemal atatürk padisah vahdettin telgraf mektup

“Kulları M. Kemal” imzalı telgrafından Meclis’te böyle bahsetmişti

***

“Yeryüzünde bir (Hilafet) makamı bulunmazsa, Islam alemi kendisini imamesiz bir tesbih gibi dağılmış, perişan görür.”[6] dediği, hatta TBMM’nin açılışının öncüsü ve en örgütlü son kongrede, Sivas Kongresi’nde:

“Makam-ı Celil-i Hilâfet ve Saltanata, Islâmiyete, Devlete, millete ve memlekete manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye takip etmeyerek… çalışacağıma… namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah, billâh.”[7] şeklinde and içtiği halde -Saltanatı kaldırmış olduğu yetmezmiş gibi- Hilafeti kaldırmadı mı?[8]

Kim hain?

Cuma gününün haftalık tatil olmasını istemeyenleri, “düşmanların oyununa gelmiş kişiler!”[9] olarak ilân ettiği halde, -dizginleri ele alınca- Cuma yerine Pazar’ı hafta tatili yapmadı mı?[10]

Kim hain?

Lozan antlaşması öncesi Batum bize aid idi[11], peki şimdi bizim mi?

Kim hain?

kemal atatürk lozan batum lozan atatürk hain mi kemal hain mi vahdettin hain mi

Birinci Meclis’te Batum Milletvekillerimiz

***

Balıkesir’de Zağanospaşa Camii’nde “Anayasamız Kur’an’dır!”[12] diye gürlediği halde gavurların kanunlarını tercüme ettirerek Müslüman Millete dayatmadı mı?[13]

Kim hain?

Meclis’te Milli sınırlarımızı,

“Elviyei Selasiye dahil ederek tasavvur buyurunuz. Garb hududu Edirne’den bildiğimiz gibi geçiyor. En büyük tebeddülat Cenub hududunda olmuştur. Cenub hududu Iskenderun cenubundan başlar. Halep ile Katıma arasında Cerablüs köprüsüne müntehi olur bir hat, ve şark parçasında da Musul vilayeti, Süleymaniye, ve Kerkük havalisi ve bu iki mııntakayı yekdiğerine kalbeden hat. Efendiler: Bu hudut sırf askeri mülahazat ile çizilmiş bir hudud değildir, hududu millidir.”[14] şeklinde tarif ettiği halde buraları Lozan’da bırakmadı mı?[15]

atatürk misaki milli kemal atatürk kurtulus savasi kemal atatürk lozan

M. Kemal Meclis’te Milli sınırlarımızı böyle açıklamıştı

***

Kim hain?

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Atatürk”ün Söylev ve Demeçleri, cild 1, Ankara 1961, sayfa 62.

[2] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 685, 686. (14. Bölüm: Lozan Barış Konferansı ve Saltanatın Kaldırılmasına Ilişkin Gelişmeler, Hilafet Meselesi. 6. Konu: Meclist’te Saltanatın Kaldırılması Görüşülürken Rauf Bey’e Verdiğim Rol.)

[3] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 2, cild 1, 24 Nisan 1920, sayfa 15, 16.

[4] Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hukuk-i hâkimiyet ve hükümranînin mümessil-i hakikisi olduğuna dair heyet-i umumiye kararı. No. 308, 1/2 Kasım 1922. Bk.: Düstur, III. Tertip, cild 3, sayfa 152, 153.

Ayrıntılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/28/m-kemal-ataturk-osmanliya-darbe-yapmistir-osmanli-devletini-kemal-ataturk-yikmistir/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/18/o-kiralik-katil-kimdi-yoksa-m-kemal-ataturk-muydu/

[5] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 691.

[6] Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası: Atatürk-Karabekir, (Yayına Hazırlayan: Ismet Bozdağ), Emre Yayınları, Istanbul 1991, sayfa 136 ve devamı.

[7] Sivas Kongresi Tutanakları, Haz: Uluğ Iğdemir, Ankara 1969, sayfa 5, 3.

[8] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 2, cild 7, 3 Mart 1924, sayfa 27 ve devamı.

[9] Ayrıntılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/06/m-kemal-ataturk-kendini-ele-veriyor-cuma-ve-pazar-tatili-konusunda-bu-kadar-da-olmaz/

[10] 3017 sayılı ve 1 Haziran 1935 tarihli Resmi gazetede yayınlanan 2739 sayılı ve 27.05.1935 tarihli “Ulusal Bayram ve genel tatiller” hakkındaki kanun.

[11] TBMM Albümü (1920 – 2010), cild 1 (1920-1950), TBMM Basın ve Halkla Ilişkiler Müdürlüğü Yayınları, sayfa 14, 15.

[12] Ayrıntılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/14/m-kemal-ataturkun-balikesir-hutbesiyle-ilgili/

[13] Prof. Dr. Yücel Özkaya, Atatürk’ün Hukuk Alanında Getirdikleri, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı 21, cild 7, Temmuz 1991.

[14] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 2, cild 1, 24 Nisan 1920, sayfa 16.

[15] Ayrıntılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/05/lozan-anlasmasinin-tenkidi/  

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Kemalist Sistem

Kemalist Sistem

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Ibrahim Özdabak’ın kaleminden çıkan ve “Sistemi” konu alan bu karikatür vesilesiyle “kemalist ‘sis’tem”e dair birkaç misal verelim…

Kemalist Sistem’de:

Lozan’da, Yunanistan’dan tazminat – tamirat parası almayıp Müslümanların hakkını yunanlılara bağışlayan M. Kemal Atatürk ve avenesi kahraman; bunu eleştiren ve Yunan mezalimi adlı kitabında yunan zulmü hakkında, “Aziz Vatan Evladı! Unutma! ve Affetme!” diyen Kadir Mısıroğlu hain gösterildi.

Meis Adası, Oniki Ada, Batı Trakya gibi vatan topraklarını Lozan’da peşkeş çeken M. Kemal ve avenesi kahraman; bu yerlerin bize aid olduğunu söyleyen Kadir Mısıroğlu hain gösterildi.

Kafirlerin kanunlarını Müslümanlara zorla dayatan M. Kemal ve avenesi kahraman; Kur’an-ı Kerim’in Müslümanların kitabı olduğunu ve Müslümanların Kur’an’daki kanunlar ile yönetilmesi gerektiğini söyleyen Kadir Mısıroğlu hain gösterildi.

Işte “sistem” böyle bir şeydir.

Haini kahraman, kahramanı ise hain gösterir…

Ancak meseleye Islam düşmanları açısından bakacak olursak, bu yazdıklarımız doğrudur. Yani düşmanlarımıza göre M. Kemal “kahraman”; Kadir Mısıroğlu “haindir.”

Bizim kahramanımız ise bila şek ve la şüphe Kadir Mısıroğlu’dur.

Zira “Sis” perdesini aralayanlar “Sis”temin oyununa gelmez ve hakikati olduğu gibi tüm berraklığıyla görürler.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Filistin Cephesi’ndeki Hain M. Kemal Atatürk mü?

Filistin Cephesi’ndeki Hain M. Kemal Atatürk mü?

Kadir Mısıroğlu “Filistin Cephesi’nde bir Hain vardı” diye bas bas bağırıyor, fakat okullarda öğretilen yalan tarih nedeniyle birçok insan Kadir Mısıroğlu’nun yalan söylediğini düşünüyor ve kendisine haksız olarak kin besliyor.

Bizde, “www.belgelerlegercektarih.wordpress.com” sitesi olarak naçizane, Kadir Mısıroğlu’nun söylediklerini destekleyen kaynakları bu davaya hizmet etmek amacıyla istifadenize sunuyoruz.

***

Düşman Ordusu, 19 Eylül 1918′de Nablus güneyinde batıdan-doğuya doğru 8, 7 ve 4. Orduların savundukları mevzilere karşı büyük bir taarruz harekâtı başlatmıştır. M. Kemal’in başında bulunduğu 7. Ordunun kabul edilemez bir şekilde 8. ve 4. Ordulara haber vermeden ani bir surette geri çekilmesi, 8. ve 4. Orduların imhasına sebep olmuştur. Neticede Nablus Meydan Muharebesi olarak tarihe geçen bu çatışmalarda; Mareşal Liman Von Sanders’in Yıldırım Ordular Grubu bozguna uğramış, Cevat Paşanın 8. Ordusuyla kuruluşundaki Albay Refet (Bele)’in 22.Kolordusu imha olmuş, M. Kemal’in 7.Ordusuyla kuruluşundaki Ali Fuat Paşanın (Cebesoy) 20.Kolordusu ve Albay Ismet (Inönü)’in 3.Kolordusu ağır zayiat vermiştir.[1]

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Nablus Meydan Muharebesi, 19-21 Eylül 1918. KAYNAK: Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4, Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 55.

***

M. Kemal’in Şam’a 29 Eylül 1918 akşamı ulaştığı Osmanlı Başkomutanlık Kurmay Başkanlığına yolladığı rapordan anlaşılmaktadır.[2]

M. Kemal, 1 Ekim 1918′de Şam’ın düşmanın eline geçmesinden sonra, Şam-Rayak (Riyak) hattında savunmanın devam edemeyeceğini değerlendirerek, birliklerine Halep istikametinde çekilme emri verirken, Mareşal Liman Von Sanders ise bulunulan mevzilerde savunmaya devam edilmesini bildirir.[3] Ancak M. Kemal, Liman Von Sanders’in verdiği emrin altına: “Gördüm. Benim emrimden başka türlü hareket etmek mümkün değildir” şeklinde not yazmıştır.[4] Yani M. Kemal komutanın emrini dinlememiştir.

Kendi kafasına göre hareket eden M. Kemal, 5 Ekim 1918′de Halep’e gelmiş[5], 7 Ekim 1918′de Istanbul’daki bir arkadaşına barıştan başka yapılacak bir şey kalmadığını bildirmiştir.[6] Ekim sonuna doğru Karargâhını tren istasyonunun iki kilometre kadar kuzeyinde bulunan tepeye almış ve Halep şehrini boşaltmıştır.[7]

M. Kemal’in Filistin cephesinden ağır zayiat verip Şam’a (Riyak), Şam’dan Halep’e ve nihayet Halep’ten de kaçması “39 gün” gibi kısa bir süreçte olmuştur.

Şam’dan Halep’e çekilme, 30 Eylül–26 Ekim 1918. KAYNAK: Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4, Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 62.

***

Bu süreci General Allenby’nin yazdıklarından okuyalım…

General Allenby 7. ve 8. Orduların (7. Ordu M. Kemal’in Ordusu) çekilme yollarını süvari birlikleriyle tıkayarak her iki Orduyu da büyük ölçüde imha veya esir ettiğini savaş raporuna yazmıştır.

Işte General Allenby’nin 19-20 Eylül günleriyle ilgili yazdıkları:

“36 saat zarfında 8. Ordu’nun büyük kısmı mağlup edildi. 7. Ordu kıtaları da Samariye tepelerinden geri çekilmeye zorlandı. Piyadelerimiz geri çekilen düşmanı süratle takip ederek süvari kıtalarımızın arasına sürdü. Bunun sonucunda 7. ve 8. Türk orduları `bütün silah ve malzemeleriyle´ elimize düştü.”

Allenby 24 Eylül’de `kalan son birliklerin de esir alınarak´ her iki ordunun varlığına son verildiğini yazıyor. Toplam `57 bin esir´ alınmış, bunların 5.500′ü subaymış. Raporda 360 top ve üç Türk ordusunun (4., 7. ve 8. orduların) silah ve malzemelerinin ele geçirildiği de belirtiliyor.[8]

Ingiliz Ordusu Komutanı General Allenby, Şam’a kadar olan Türk Ordusunun harekatını da şöyle anlatmaktadır:

“Eylülün 26. günü, Şam’a doğru ileri harekete geçildiği zaman, 45.000 Türk ve Alman Şam’da veya Şam’a doğru çekilme halinde bulunuyordu. Bütün düşman birlikleri intizamlarını (düzgün dizilme) kaybetmekle beraber, kendilerine vakit kazandırıldığı takdirde ileri hareketimizi geciktirecek bir kuvvet meydana getirebilirlerdi. Fakat 4.Ordunun geri kalan kısmının imhasıyla, 20.000 kişinin esir alınması, buna imkân bırakmadı. Filistin ve Suriye’deki Türk Ordularının, 4.000′i silahlı olmak üzere 17.000′i bulan bakiyesi (geriye kalanı) her türlü teşkilattan, nakil (ulaştırma) vasıtalarından, hatta savunma için bile olsa, faaliyette bulunmaya elverişli her çeşit malzemeden yoksun bir insan kalabalığı halinde, kuzeye doğru kaçmaktaydı…” [9]

***

19 Eylül 1918′den 26 Ekim 1918 tarihine kadar geçen ve `39 gün´ devam eden geri çekilme süresince verilen zayiat

19 Eylül 1918′de başlayan Nablus Meydan Muharebesi’nden itibaren, 26 Ekim 1918′de Halep kuzeyinde Katma’da yapılan son muharebeye kadar geçen ve `39 gün´ devam eden geri çekilme süresince, Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığının: `75.000 esir, 360 top, 800′den fazla makineli tüfek, 200 kamyon, 44 otomobil, 89 lokomotif, 468 yük ve yolcu vagonu´ zayiatı olmuştur.[10]

Bir “geri çekilme” sürecinde bu kadar zayiat verilir mi?

Daha da garibi, M. Kemal bu hezimetten sonra Ingilizlerle barış yapmak istemektedir.

11-13 Ekim 1918′de Halep’ten Sultan Vahidettin’e çektiği “çok gizli” telgrafta şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına gönderdiği telgrafta:

“Müttefiklerle olmadığı takdirde (Ingilizlerle) ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır.”[11]

Orijinali: “Müttefiken olmadığı takdirde (Ingilizlerle) münferiden behemahal sulhü takarrur ettirmek lazımdır ve bunun için fevt olunacak bir an dahi kalmamıştır.”

Yani, kimin hain olup olmadığına siz karar verin…

Ayrıca, kemalistlerin; “M. Kemal ne yapsın düşman çoktu” vs. gibi savunmalarına da bir cevap verelim. O cephede sadece Ingiliz birlikleri vardı… Hani ATA’nız 7 düveli yenmişti? Bir Ingiliz Ordusuna karşı mı galip gelemedi? Ayrıca Liman Von Sanders Paşa Alman olduğu halde altı buçuk ay nasıl dayanmış? M. Kemal elin Almanı kadar olamamış mı?

Enver Paşa, Alman Genelkurmay Başkanlığının komutayı değiştirmek istemesi üzerine, 27 Eylül 1918′de Yıldırım Orduları Kurmay Başkanı Kazım Paşaya (Diyarbakırlı), bir telgraf çekerek, Mareşal Liman Von Sanders’in durumunu sormuş, Kazım Paşa Enver Paşaya şu cevabı vermişti:

“Son çekilmeler (ricatlar) Liman Paşayı sarsmamıştır. Fakat çok üzgündür. Durumdan ümitsiz olmamak için elinden gelebilir her cehdi (çalışmayı) ve kuvveti sarf ediyor ve etmektedir. Egemenliğini, özellikle komutanları arasındaki saygılı mevkiini kaybetmemiştir. Sağlık durumu iyidir. Liman Paşanın değiştirilmesini lütfen kabul etmeyiniz. Vaktiyle devamlı bir ricat (geri çekilme) halinde bulunan bir ordunun emir ve komutasını verdiğiniz bu zat, kuvvetinin her halde on kat üstünde bulunan düşmanı altı buçuk ay önünde tutmuş ve sözü geçen orduyla düşmanın büyük küçük yirmi kadar saldırısını püskürtmüştür…[12]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Nablus Meydan Muharebesi, 19-21 Eylül 1918. Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4, Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 55.

[2] Genelkurmay ATASE Başkanlığı Arşivi, Birinci Dünya Harbi Koleksiyonu: Klasör 3705, Dosya 28, Fihrist 21;21-1.

Ayrıca bakınız; Şükrü Mahmut Nedim, Filistin Savaşı, 1914-1918, çev. Abdullah Es, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1995, sayfa 157, 158.

- Yusuf Hikmet Bayur, Türk Inkılabı Tarihi, 1914-1918 Genel Savaşı, Bunların Siyasal Tepkileri, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayını, 1957, cild 3, Klasör 3, sayfa 456, 457.

[3] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Pozitif Yayınları, Istanbul 2004, sayfa 121.

[4] Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, cild 1 , 4. baskı, Burçak Yayınevi, Istanbul 1968, sayfa 29.

Ayrıca bakınız; Yusuf Hikmet Bayur, Türk Inkılabı Tarihi, 1914-1918 Genel Savaşı, Bunların Siyasal Tepkileri, Türk Tarih Kurumu Yayını, cild 3, Klasör 3, Ankara 1957, sayfa 461.

[5] Necati Çankaya, Atatürk’ün Hayatı, Konuşmaları ve Yurt Gezileri, Tifduruk Matbaası, Ankara 1995, sayfa 22.

Ayrıca bakınız; Vamik D. Volkan ve Norman Itzkowitz, Ölümsüz Atatürk, Bağlam Yayınları, Ankara 1998, sayfa 152.

[6] Murat Bardakçı, M. Kemal’in Kaleminden: Orta Doğu’yu nasıl kaybettik?, Hürriyet gazetesi, 12 Ocak 2003, sayfa 18.

[7] Ayfer Özçelik, Ali Fuat Cebesoy Hayatı ve Faaliyetleri, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü, 1989, sayfa 119.

Ayrıca bakınız; Güngör Cebecioğlu, Atatürk ve Güney Cephelerimiz, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü, 1991, sayfa 56.

Ve bu hususta diğer kaynaklar: Liman Von Sanders, Türkiye’de Beş Yıl, çev. M. Şevki Yazman, Burçak Yayınevi, 1968, sayfa 352.

- H.C. Armstrong, Bozkurt, Kemal Atatürk’ün Yaşamı, 5. baskı, Çev. Gül Çağalı Güven, Arba Yayınları, Istanbul 1997, sayfa 75, 76.

- Ismail Hilmi Danişmend, Izahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Türkiye Yayınevi, Istanbul 1955, cild 4, sayfa 449, 450.

- Kemal Arı, Birinci Dünya Savaşı Kronolojisi, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1997, sayfa 391.

- Lord Kinross, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, çev. Necdet Sander, 14. baskı, Altın Kitaplar Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 157.

[8] General Fahri Belen, 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti. Aktaran: Mustafa Armağan.

[9] Sabahattin Selek, Ismet Inönü, Hatıralar, Bilgi Yayınevi, Ankara 1985, cild 1, sayfa 27.

[10] Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, Istanbul, Burçak Yayınevi, 1968 cild 1, sayfa 31.

[11] Atatürk’ün Bütün Eserleri, cild 2, Istanbul 2003, Kaynak Yayınları, sayfa 232.

[12] Karal Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Ikinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı, 1908-1918, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1996, cild 9, sayfa 538, 539.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*